Bolu Mudurnu

Bolu Mudurnu

Mudurnu, Bolu’ya 52 km. uzaklıktadır. Abant-Mudurnu arası ise: 18 km.dir. Ankara-Bolu-Mudurnu: 244 km. ve Ankara-Nallıhan-Mudurnu: 208 km. dir. İstanbul-Mudurnu: 296 km. dir.
Bu sözünü ettiğim yollar: özellikle: Ankara-Bolu üzerinden gelinen yol, düzgün. Yalnız: bu yörede, kış aylarının sert geçtiği unutulmamalı. Yani: kış aylarında buraya gitmeyi düşünenler, gerekli tedbirleri almalı.

Bir de, Bolu’dan Mudurnu’ya giderken, şehir çıkışında solunuzda o kadar olmasa da, Pamukkale’deki beyaz kayaları andıran bir görüntü göreceksiniz. Burası: bu yöredeki doğal kaynak suyunun çıkış yeri. Bir süre, insanlar, yanlarında getirdikleri kaplarla, buradan doğal kaynak suyu alabiliyorlardı.

Zamanla: burada, geçmiş yıllarda özel bir şirket tarafından tesis kuruldu ve bu muhteşem kaynak suyu: şişelenerek tüm ülkeye satılmaya başlandı. Uzaktan burayı gördüğünüzde, zaman bulursanız, kaynak suyunun çıktığı yere kadar gitme şansınız var, zamanınız varsa gidebilirsiniz.

Bolu Mudurnu

GENEL

İlçe, tarihi ve kültürel değerlerle çevrilidir. Yeşilin ayrı bir yeri vardır. Camileri, türbeleri ve eski evleri ile, bir açık hava müzesini andırır. İnsanlarının sıcakkanlılığı, oyalarının inceliği ve zarafeti, tavuğu, helvası ile tanınmaktadır. Tarihte, Evliya Çelebi tarafından, ceviz cenneti olarak anılır. Çünkü: İlçe de, ceviz ağaçları dikkati çeker. Ormanlar, göller, kaplıcalar ve tabii güzellikler, İlçeye ayrı bir önem katmaktadır.

Osmanlı kokuludur Mudurnu. Osmanlılardan, bugüne ulaşmış bir fısıltı gibi duran kasabaya Şeyh-ül Ümran tepesinden baktığınızda: aşağıda, eski beyaz boyalı evlerin, bahçelerin, camilerin kucaklaştığını göreceksiniz.

Cumartesi günleri, sabahtan akşama kadar, kasabada insan sesleri yükselir. Mudurnu pazarı kurulur. Mevsimine göre, kanlıca mantarı, iri taneli Bombay fasulyeye, ekşimik peynirinden, Saray helvasına kadar, yerel birçok yiyeceği buradan alabilirsiniz. Pazarın en önemli özelliği: yerel kadınların ürettikleri peynir, yoğurt, reçel, Korova şurubu gibi ürünleri, kendi elleriyle satmalarıdır.

Bir süre önce

Mudurnu’nun uzun yıllar en büyük anlamı: hemen ilçenin girişindeki “Mudurnu Tavukçuluk” tesisleri idi. İlçenin girişinde: büyük bir tavuk heykeli ve maalesef, tavuk kesim tesislerinin hepsinde görülen; ağır bir koku. Evet: bunlar, İlçeye gelenlerin ilk karşılaşacakları idi.

Özellikle: Mudurnu Tavukçuluk firmasının; İlçe için yaptırdığı, gerek kesimhaneler ve gerekse diğer sosyal tesisler (örneğin: Futbol Sahası ve gölet) ilk göze çarpanlardı. Bunun yanında: Mudurnu Tavukçuluk firması; gerek İl ve gerekse İlçe köylerinde; yerel üreticiler ile, çok miktarda, tavuk üretimi gerçekleştiriyordu.

Ancak: zamanla, sanırım bir kısım sıkıntılar oluştu ve eski Mudurnu Tavukçuluğa ait entegre tavukçuluk tesislerini, 2008 yılı içinde, İlçe Taşımacılık Gurubundan; Kılıç Holding satın almış. Uzun zamandır işletilmeyen tesisler, yeniden işletilmeye başlanılmış ve İlçeye canlılık gelmiş.

Mudurnu için; tavuk gerçekten çok önemli. Özellikle: İlçe merkezinde; yine eski bir tarihi yapı, restoran haline getirilmiş. Burada: ikram edilen tüm yiyecekler, tavuk ürünleri. Örneğin: tavuk çorbası ile başlayan yemeğiniz, tavuk ile ilgili bir ana yemek ve sonunda, tavuk baklavası ile tamamlanıyor. Değişik ama hoş bir lezzet. Denemek gerek, sonuçta beyaz et, sağlıklı.

TARİHİ

Mudurnu’nun tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Çeşitli medeniyetlerin, ilk yerleşim yeridir. Anadolu’nun Türkleştirilmesinde büyük rol oynamıştır..

Bölge: antik devirde, Bitinya adıyla bilinen bölgenin içinde yer alır. Bölgede: sırasıyla, Hititler, Frigyalı’lar, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar egemenlik kurarlar.

Bizans imparatorluğu döneminde: tekfurla yönetilen bölge: Mudurnu adını, Bursa Rum Tekfurunun; kızı Matarni için yaptırdığı kaleden alır. Kale; şu anki yerleşim yerinin doğusunda bulunan, Hisar Tepesindedir. Matarni ismi, zamanla değişime uğrayarak, Camapolis, Madrenes, Moderna, Mudurnu gibi isimler alarak, bu günkü ismi olan Mudurnu’ya dönüşmüştür.

Mudurnu’da: 1078 yıllarında, Süleyman Şah zamanında, ilk Türkmen yerleşimi başlar. 1176 yılında, II. Kılıçaslan, Bizanslılarla yaptığı Miryakefalon Savaşında, Bizans ordusunu yener ve Bolu bölgesine kadar ilerler. Bu zaferden sonra, bölgeye, Türk boyları yerleşmeye başlar. Bu yerleşimler: Ertuğrul Gazi ve Osman Bey zamanında da devam eder.

Bolu Mudurnu Ne Yenir

NE YENİR

Mudurnu ile özdeşleşmiş: Kabaklı gözleme, Un helvası, Kızılcık çorbası, Kaşıksapı, Höşmerim, Ev Baklavası ve Köy ekmeği; ağzınızda, farklı tatlar bırakacaktır. Özellikle: gerek kendiniz için ve gerekse hediyelik olarak: buradan mutlaka ve mutlaka, “saray helvası” alın.

Bildiğiniz pişmaniye, dışı çikolata kaplanıyor ve özel bir şekilde kesilerek paketleniyor. Tadı muhteşem, mutlaka tadın. Ayrıca: köpük helvası ve hediyelik bebekler de; bu yöreden satın alabileceğiniz hediyelikler arasındadır.

GEZİLECEK YERLER

Bolu Mudurnu Saat Kulesi

SAAT KULESİ

Mudurnu’nun doğusunda, bir yamaç üzerindedir. 1890-1891 yılları arasına tarihlenen kule, ahşap olarak yapılmıştır. Ancak: 1900 yılındaki bir yangında yanar. Kule: 1905 yılında ise, Mudurnu kalesinden sökülen taşlar ile, Mudurnu hapishanesindeki mahkumlara tekrar yaptırılır.

Tepesine ise: bir Türk demirci ustasının yaptığı saat takılır. Kule, yaklaşık olarak: 3×3 metre boyutlarında, kare prizma gövdeli ve 12 metre yüksekliğindedir. Kapısı: doğuya bakar. Bu kapıdan: 30 basamaklı ahşap merdivenler ile, üç yöndeki saat kadranlarının bulunduğu yere çıkılır. Kule; 1963-1964 yılları arasında yeniden yanar ve tekrar onarılır.

YILDIRIM BEYAZIT CAMİ

Cami, Yıldırım Beyazıt tarafından, 1374 yılında yaptırılmıştır. Planı: geometrik olarak, kareye yakındır. Yan taraflara, birer kemer ilavesi ile, bir metre kadar genişlik sağlanmıştır. Duvarların kalındığı, ortalama: 1.60 metredir. Kubbe açıklığı: 19.65 metreyi bulur.

Çapı, oldukça büyük olan, böyle bir kubbeyi, dört duvar üstüne oturtmaktan doğacak zorluklar, denenmediği için, son derece ihtiyatlı hareket edilmiş. Bu kubbe: başka mimari tarzlardaki denemelerin tekrarı olmayıp, başlı başına bir tecrübe ve örnek teşkil etmektedir.

Bolu Mudurnu Keyvanlar Konağı

KEYVANLAR KONAĞI

160 yıllık konak: 9 odalı ve orta sofalıdır. Yöresel yemekleri tadabileceğiniz ve konaklayabileceğiniz bir mekandır.

Bolu Mudurnu Armutçular Konağı

ARMUTÇULAR KONAĞI

200 yıllık konak: 22 odalı ve 3 büyük salonludur. Alt tarafı taş, diğer kısımları ise tamamen ahşap olan konaktaki tavan süslemeleri ve ahşap işlemeleriyle görülmeye değer bir mekandır.

Bolu Mudurnu Hacı Abdullahlar Konağı

HACI ABDULLAHLAR KONAĞI

150 yıllık konak: 7 odalı ve orta sofalıdır. Yöresel yemekleri tadabileceğiniz ve konaklayabileceğiniz bir mekandır.

NEDEN MUDURNU

Buralardan geçerseniz, bu yeşil kasabayı da mutlaka, şöyle bir gezin. Yaşları: 100 ile 250 arasında değişen evlerin arasında dolaşın. Ağaç işlemeleri satan dükkanlardan, beğendiğiniz eşyaları alın. Ama: güneşin tepeler arasında erkenden kaybolması sonucu; havaların serin olacağını sakın unutmayın ve tedbir olarak sıkı giysilerinizi mutlaka yanınıza alın.

Gecelemek düşünürseniz: Mudurnu konaklarında kalın. Saray helvası alın. Tavuk ürünleri restoranında: tavuk ürünlerinin ve de özellikle tavuklu baklavanın tadına bakın.

Bolu Seben

Bolu Seben

“Cenneti görmek için ölmeyi beklemeyin, Seben’e gelin” Evet, Seben Kaymakamlığının internet sayfasında bu yazıyı görünce ilk anda elbette şaşırdım. Çünkü: Bolu ilinde bulunduğum yıllarda, birkaç kez Seben ilçesine gittim ve bu küçük ilçeyi gördüm. Evet, gerçekten şirin insanları olan, şirin bir ilçe.

Bolu Seben

ULAŞIM

Seben bağlı bulunduğu Bolu il merkezine, 54 km. uzaklıktadır. Seben-Nallıhan arasındaki uzaklık: 42 km. Seben-Nallıhan-Ankara arasındaki uzaklık: 200 km. Seben-Bolu-Ankara arasındaki uzaklık: 250 km. Seben-Kıbrıscık arasındaki uzaklık: 60 km. Seben-Mudurnu arasındaki uzaklık: 70 km. Seben-Bolu-İstanbul arasındaki uzaklık: 300 km. dir. Bolu-Seben arasındaki yol asfalttır.

TARİHİ

Bölgenin tarihi geçmişini incelemek gerektiğinde: özellikle Solaklar, Muslar. Çeltikdere ve Yuva köylerinin çevresinde bulunan “kaya evler” de, tarih öncesi dönemlerde yerleşim olduğu anlaşılmaktadır. Bizans dönemine ait uygarlık izleri: günümüzde Kesenözü köyü yakınlarındaki Pavli kaplıcaları ve Çeltikdere köyü çevresinde görülmektedir.

1324 yılına gelindiğinde: yörenin Osmanlı hakimiyetine geçtiği görülür. 1911 yılında ise: günümüzdeki Keskinli mahallesinde, Mudurnu ilçesine bağlı, Çarşamba isimli bir yerleşim yerinin kurulduğu görülür. Bu yerleşim yeri, 1946 yılına gelindiğinde Seben ismini alır.

Seben ismi: bölgenin kuzeyinde bulunan Seben dağlarından gelmiştir. Seben kelime anlamı ise “yüce dağ, ulu dağ” demektir. Bölgenin ismi hakkında son bir söylenti: ormanda yetişen “Semen” çiçeğinin isminden, bölgeye “Seben” denilmektedir.

GENEL

İlçe merkezi, Köroğlu dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Batı Karadeniz bölgesinde bulunmasına rağmen, İç Anadolu bölgesine sınır teşkil eder.
Denizden yükseklik 625 metredir. Ancak, mevcut yüz ölçümünün dağlık arazide bulunması nedeniyle, küçük bir bölümü tarıma elverişlidir. Aladağ çayı, bölgede geniş vadiler oluşturur.

İklim değerlendirildiğinde, bölgede İç Anadolu ikliminin egemen olduğu görülür.
Yöre insanının ekonomik etkinliklerinin başında: meyvecilik ve hayvancılık gelir. Ayrıca: ormancılık ta önemlidir. Ayrıca: yörede, Mudurnu-Seben Süt Ürünleri Sanayinin süt ürünleri fabrikası faaliyet sürdürmektedir.

SEBEN ELMA

Seben denilince, akla ilk gelen “elma” dır. Evet, insan vücudunda birçok hastalığa karşı dayanıklılık sağlayan elmanın en güzeli, Seben yöresinde üretiliyor denilebilir.

Yörede, 1955 yıllarında başlayan elma üretimi hızla büyüyerek, günümüzde yılda: 30-40 bin tona ulaşmıştır. Üretimi yapılan elma çeşitleri ise: Starking, Golden, Beşyıldız, Amasya, Ferik. Üretilen elmaların depolanması için, ilçede, 1500 ton kapasiteli soğuk hava tesisi bulunmaktadır.

SEBEN PANAYIRI VE ELMA FESTİVALİ

Her yıl, Ekim ayında, panayır ve festival düzenlenmektedir.

NE YENİR/NE İÇİLİR

Seben yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: oğmaç çorbası, çöleçöş ve kabaklı gözleme yemenizi önerebilirim.

GEZİLECEK YERLER

Seben yöresindeki en büyük turizm etkinliği: yaylalar üzerine kurulmuştur. Seben yaylalarının en öne çıkanları: Gerenözü ve Kızık yaylalarıdır.

Bolu Seben Seben Gölü
Bolu Seben Seben Gölü

 

SEBEN GÖLÜ

Karadeniz bölgesinin en büyük göllerinden birisidir. Abant gölünün, 4 katı büyüklüktedir. 833 hektar alana sahi, 8.5 km. çevre uzunluğu olan göl, 8 metre derinliktedir.

Göl; Seben ovasının sulanması için yapılmıştır. Evet, ileri aşamada gölün turizme açılmasının hedeflendiğini öğrendim. Çünkü: ormanlar içinde ve çevresinde yaylalar olan bir göl, turizm açısından etkili olabilir.

Bolu Seben Pavlu-Bağlum Kaplıcaları
Bolu Seben Pavlu-Bağlum Kaplıcaları

 

PAVLU-BAĞLUM KAPLICALARI

İlçe merkezine bağlı 14 km uzaklıktaki Kesenözü köyündedir.
1894 yılında, Bolu yöresinde arkeolojik araştırmalar yapan Vitalciuret isimli bir şahıs: burada, bir şehir bulunduğunu belirtmiştir.

Çünkü, bunu kanıtlayan birçok kalıntı bulunmaktadır. En önemli kalıntı ise, eski kaplıca binasıdır ki bu bina halen kullanılmaktadır. Ancak, şehir yapılaşmasının, bölgedeki bir deprem sonucunda tamamen ortadan kalktığı düşünülmektedir.

Bölgeye ait eski tapu kayıtlarında, buradan “Pavli” olarak söz edilmektedir.
Evet, kaplıca suyunu sıcaklığı 78 derece civarındadır. Kaplıca sularının iyi geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: sinir, yara, cilt hastalıkları, kadın hastalıkları, romatizmal ve mafsal rahatsızlıkları.

Kaplıca bölgesinde 4 havuz bulunmaktadır. Suyu kokusuz ve gazlıdır. Konaklamak için: özel banyolu yerler bulunmaktadır. 210 yatak kapasiteli otel bölümünde, banyolu ve banyosuz odalar bulunmaktadır. Ancak, yemek servisi yoktur.

Bolu Seben Solaklar Kaya Evler

SOLAKLAR KAYA EVLER

Seben kaya evleri: Çeltik deresi, Hocaş, Kaşbıyıklar, Yuva, Solaklar, Alpağut köylerinin derin vadilerinde yükselen kayalar içinde, kayalara oyulmuş, 3-4 katıl kaya evleri bulunmaktadır.

Solaklar köyü yakınlarındaki mağaraların ilçe merkezine uzaklığı 3 km. civarındadır ve dağ yamacında bulunan mağaralara tırmanmak için, biraz güç harcamanız gerekir.

Solaklar kaya evlerinin bulunduğu yörede, ayrıca bir “Alabalık Tesisi” bulunuyor. Burada, kaya evlerin manzarasını izlerken, hemen akarsuyun kıyısında alabalık yiyebilirsiniz.

Bolu Seben Çeltikdere Kilisesi-Kaya Evleri
Bolu Seben Çeltikdere Kilisesi-Kaya Evleri

 

ÇELTİKDERE KİLİSESİ-KAYA EVLERİ

Bu yörede: Frikya uygarlığına ait taş oyma mezarlar ve sonraki döneme ait eski bir kilise kalıntısı bulunmaktadır. 1972 yılında yörede yapılan kazılarda bulunan kalıntılar, günümüzde Bolu Müzesinde sergilenmektedir. Bölgede, özellikle “Peri bacaları” ilgi çekmektedir.

Bolu Göynük

Bolu Göynük

Göynük ilçesine, birkaç kez gittim. Bir keresinde gezmeye ve bir keresinde ise Akşemsettin Şenlikleri için gittim. Ana yoldan ayrıldıktan sonraki yol, yani ilçeye varmadan önceki yol biraz sıkıntılı.

İlçe: biraz önce de sözünü ettiğim gibi, Akşemsettin ile anılıyor. İlçenin hemen ortasından bir çay geçiyor. Zafer kulesi, ilçenin bir simgesi olmuş. İlçe dışında ise, özellikle Sünnet gölü nü; doğa severlere ısrarla öneririm, mutlaka zaman ayırın ve burada, bir-iki gün tatil yapın.

Bolu Göynük

ULAŞIM

Göynük-Bolu arası uzaklık: 97 km. Göynük-Adapazarı arası uzaklık: 90 km. Göynük-Akyazı arası uzaklık: 97 km. Göynük-Taraklı arası uzaklık: 28 km. Göynük-Eskişehir arasındaki uzaklık: 210 km. Göynük-Bilecik arasındaki uzaklık: 85 km.

Göynük-İstanbul arası uzaklık: 230 km. Göynük-Ankara arası uzaklık: 220 km. Göynük-Mudurnu arası uzaklık: 52 km.

TARİH

Bölgede bilinen ilk yerleşimciler, Frigler zamanında başlamıştır. Daha sonra Lidyalılar, Persler ve Makedonyalı İskender görülür. MÖ.279-74 yılları arasında ise, Bitinya krallığı egemenlik kurar. MÖ.74 yılında ise, bu kez Romalılar var. Göynük’te Himmetoğlu köyünde, Çatak hamamı diye bilinen yerdeki hamam kalıntıları, Romalılardan kalmıştır.

Şehrin, Romalılar dönemindeki adı: Koinon Gallicanan.

Daha sonra, Bizanslılar bölgedeki hakimiyeti ele geçirirler. Göynük’te, Bizans döneminden kalma eserlere: Susuz, Kilciler, Boyacılar, Kayabaşı, Narzanlar köylerinde görülmektedir.

1071 yılından sonra ise, Türkler bölgede görülürler. Bölgedeki ilk Osmanlı akınları, 1292 yılında görülmeye başlar. 1323 yılında, Osman Gazi döneminde, yöre, Osmanlılar tarafından ele geçirilir. 1330 yılları gibi, Orhan Gazi’nin oğlu Gazi Süleyman Paşa, yörede hakimiyeti ele geçirir. 1811 yılında, Bolu Livası kurulmuş ve Göynük, bu Liva’ya bağlı kaza olmuştur.

Göynük: 1923 tarihinde, Bolu ilinin ilk ilçesi olarak tarihe geçmiştir.

1987 yılına gelindiğinde ise, Göynük, kentsel SİT alanı ilan edilmiştir.

Bolu Göynük

GENEL

Bölgenin coğrafi durumu değerlendirildiğinde: çok yüksek olmayan engebeli bir alanda bulunduğu görülür. İlçenin güneyinde: Himmetoğlu ovası var. Bu ovanın uzunluğu: 17 km ve genişliği 5 km. dir.

İlçe merkezi, 2 vadi ve 5 tepe üzerinde kurulmuştur. % 40’lara varan eğimli tepelerde kurulan yerleşim, 1951 yılı imar planı ile, 1967 depreminde, önemli bir bölümünü kaybetmesine rağmen, bu güne kadar gelmeyi başaran evleriyle “az bozulmuş bir Osmanlı kasabası” görünümündedir. Yeni yapılaşmanın, eski mimari dokunun öğelerini  taşıması nedeniyle, tahribatın etkisinin azaldığı söylenebilir.

İlçe insanının ekonomik faaliyetleri: tarım, ormancılık ve hayvancılık üzerine yoğunlaşır. Tarımsal ürünlerden en fazla üretilenler: buğday, arpa, patates ve elma. Hayvancılık olarak ise: kıl keçisi ve koyun besiciliği ağırlıktadır.

Eskiden yörede yaygın olarak yapılan ipek böcekciliği günümüzde etkinliğini yitirmiştir. Bunun üzerine, bol miktarda bulunan dutluklar sökülmüş ve yerine günümüzde, meyve ağaçları ve sebze bahçeleri yoğunlaşmıştır.

Göynük yöresinde, besi tavukçuluğu da ileri düzeydedir. Yol üzerinde mutlaka dikkatinizi çekecek tavuk fabrikaları var. Bu fabrikalarda: bir baştan canlı olarak, ayaklarından çengellere asılan tavuklar, fabrikanın içinde geçirilen çeşitli evreler sonucunda, diğer baştan, paketlenmiş olarak çıkıyor.

Ben şahsen bunlardan birini gezdim ve kullanılan teknoloji karşısında gerçekten gurur duydum. Hatta, gezimiz için bile, kıyafet zorunluluğu vardı ve kullanılan teknoloji gerçekten ileri düzeydeydi.

AKŞEMSETTİN

15.yüzyılda yaşamış alimlerden biridir. Aynı zamanda, çok yönlü Türk bilim adamıdır. Tarihte, mikroorganizmalardan bahseden ilk bilim adamıdır. 1389 yılında Şam’ da doğmuştur.

Hacı Bayram Veli’nin müridi ve Fatih Sultan Mehmet’in hocasıdır. İstanbul’un manevi fatihi olarak da anılır. Çünkü, İstanbul’un fethi sırasında, genç Sultan’ı teşvik ederek, zaferin kazanılmasında önemli katkısı bulunmuştur. Hatta, fethin ilk günlerinde “Ebu Eyyüb el-Ensari” kabrini bularak, ordunun maneviyatını yükseltmiştir.

Saçının ve sakalının beyaz olması ve sürekli olarak beyaz elbiseler giymesinden dolayı: Akşeyh veya Akşemsettin olarak isimlendirilmiştir.

Bolu Göynük Akşemsettin Şenlikleri

AKŞEMSETTİN ŞENLİKLERİ

Akşemsettin Anma günü; her yıl, Mayıs ayının son Pazar günü kutlanır. 1988 yılından bu yana yapılmakta olan törenler, genellikle, İstanbul’un fetih tarihi olan 29 Mayıs gününden bir önceki Pazar gününe denk getirilir.

Bu şenliklerde: çok miktarda pilav pişirilmekte ve şenliklere katılanlara ikram edilmektedir. Ayrıca: mehter takımı ve çeşitli etkinliklerle ve yöre insanının katılımı ile şenlikler sürdürülür. Bu arada, yöre dışından da şenliklere katılmak üzere, çok sayıda ziyaretçi bölgeye akın eder. Bu ziyaretçi yoğunluğunun, iki günlük sürede, yaklaşık 50 bin kişi olduğu oluyor.

NE YENİR

Göynük yöresinde, buraya özgü bir ürün var. Yıllık: 600-1000 ton arasında yetiştirilen “Bombay fasulyesi” tatmalısınız.

NE SATIN ALINIR

Biraz önce sözünü ettiğim Bombay fasulyesinden, mutlaka satın almalısınız. Çünkü, sadece bu yörede yetiştiriliyor. Bunun dışında: Göynük’te bolca arıcılık ta yapılıyor ve göynük balı satın alabilirsiniz.

Tüm bunların dışında: Göynük yöresinde özellikle Kılavuzlar köyünde: kayın, şimşir, ceviz ve ardıç ağaçlarından üretilen, çeşitli süs eşyaları, mutfak gereçleri ve bastonlar satın alabilirsiniz.

Hatta, buraya has “tokalı örtü” satın alabilirsiniz. El tezgahlarında, kadınlar tarafından, ilmek ilmek işlenmekte ve bir renk cümbüşünü andırmaktadır.

              

GEZİLECEK YERLER

Bolu Göynük Akşemsettin Türbesi

AKŞEMSETTİN TÜRBESİ

Akşemsettin: 1459 yılında vefat etmiştir. Bu türbe yapısı, 1464 yılında, Fatih Sultan Mehmet tarafından, hocası için yaptırılmıştır. Kefeki taşından yapılmış, kasnaksız bir kubbeyle örtülü, altıgen planlı bir yapıdır.

Türbeye yolunuz düşerse, özellikle sandukaya dikkat etmenizi öneririm. Çünkü, sanduka: ceviz üzerine kabartma yazı ve süslerle bezenmiştir. Osmanlı ağaç işçiliğinin güzel bir örneğidir.

Sandukanın boyutları: 2.50 x 0.50 metre boyutlarındadır. Akşemsettin türbesinin burada bulunması nedeniyle, yöre “Diyar-ı Akşemsettin” olarak da anılmaktadır.

Bolu Göynük Gazi Süleyman Paşa Camisi

GAZİ SÜLEYMAN PAŞA CAMİSİ

Bu cami, Orhan Gazinin oğlu, Süleyman Paşa tarafından, 1331-1335 yılları arasında yaptırılmıştır. Minaresi, tek şerefelidir. Cami: 1948 ve 1960 yılında onarılmıştır. Caminin en büyük özelliği: yöredeki ilk Osmanlı eserlerinden, sağlam olarak günümüze kadar gelebilmiş olmasıdır.

Caminin yapımı hakkında yörede anlatılan bir söylence var. Şöyle ki :”caminin yapımı sırasında, cami inşaatına taş getiren bir işçi, getirdiği taşı bırakmadan, geri götürür. Süleyman Paşa, işçiye sorar “niye, getirdiğin taşı yerine koymayıp geri götürüyorsun?”

İşçi, cevaben:” kirli olduğum için, mübarek bir yapının temeline taşı koymak istemedim” der. Bunun üzerine, Süleyman Paşa, hemen caminin yanında, bir de hamam yapılmasını emreder. Böylece: yörede, Süleyman Paşa camisi ve hamamı ortaya çıkar.

Bolu Göynük Gazi Süleyman Paşa Hamamı

GAZİ SÜLEYMAN PAŞA HAMAMI

Süleyman Paşa tarafından, 1331 yılında, cami ile birlikte yaptırılmıştır. Bölgedeki en eski ve en büyük hamamdır. Ünlü seyyah Evliya Çelebi, yazıtlarında, bu hamam hakkında şöyle der: “ Ankara ve İstanbul’da dahi, böyle muhteşem bir hamam görmedim”.

Bolu Göynük Zafer Kulesi

ZAFER KULESİ

Göynük ilçesinin simgesi, bu kuledir. Göynük yöresine gelenlerin hemen gözüne çarpar. İlçeye hakim bir tepe üzerinde, 1922 yılında yaptırılmıştır. Yapı: Cumhuriyet döneminin ilk kaymakamlarından, Hurşit Bey tarafından yaptırılmış olup, dünya tarihinde, Amerika’da bulunan Zafer Anıtından sonraki, ikinci yapılan anıttır. Sakarya Meydan Savaşı anısına yaptırılmıştır. Yapı: ahşap ve 3 katlı ve yalı baskı tarzındadır.

Bolu Göynük Bıçakçı Ömer Dede Türbesi-Ömer Sıkkın Türbesi

BIÇAKÇI ÖMER DEDE TÜRBESİ – ÖMER SIKKIN TÜRBESİ

Bu şahıs: Akşemsettin ile aynı dönemde yaşamıştır. Hacı Bayram Veli’nin müritlerindendir. Ancak, yaşadığı dönemde, Göynük merkezde yaşar ve bıçakçılık yaparmış ve bu yüzden, 1475 yılında ölen bu şahsa, yöre insanı “Bıçakçı Dede” ismini de vermiştir.

Bunun hakkında anlatılan bir söylenti var: Hacı Bayram, vefat edip, Akşemsettin defin görevini yerine getirdikten sonra, Ankara’da kalmaz ve yöreye geri döner. Bu sırada, Hacı Bayram müritleriyle, Ömer Dede arasında, sıkıntı oluşur.

Bunun üzerine, Ömer dede: müritlere “Dervişlik hırkada ve taçta değildir” diyerek, dört koyunun piştiği ateşe, ani bir hareketle kendini atar. Bir süre sonra, ateşten çıkan Ömer Dede’nin üzerinde bulunan taç ve hırkanın yandığı görülür. Ancak, hocası Hacı Bayram’ın kendisine hediye ettiği “şal” a bir şey olmamıştır.

DEBBAĞ DEDE TÜRBESİ

Mesleği: deri tabakçılığıdır. Halk, kendisini “Tabak Dede” diye bilir ve tanır. Bir hac mevsiminde, Göynük ve çevresinden bir gurup haca giderler. Görevlerini yerine getirirken, aralarından biri kaybolur.

Diğer hacılar, geri  dönerler, o kalır, çaresizlik içinde kıvranırken Arabın biri yanına gelir ve  derdini sorar. O  da anlatır. Arap “merak etmemesini”, Göynük’ten bir zatın her sabah, namaz için Mekke’ye geldiğini, onunla dönebileceğini söyler. “Namazdan sonra, sıkıca  sarıl ne derse desin sakın bırakma” der.

Adam, söylenenleri yapar. Tabak Dede, bakar ki kurtuluş yok, gözlerini yum, ben aç demeden açma, bu olayı da kimseye söyleme der. Birlikte, Göynük yakınlarına gelirler, Gümele köyünden olan bu adam, dericilikte kullanılan tetere otu satarken Tabak Dedeyi tanır. Bunun üzerine, Tabak Dede, vademiz dolmuştur, suyumuz ısıtılsın der ve vefat eder.

Bolu Göynük Göynük Tarihi Evleri

GÖYNÜK TARİHİ EVLERİ

İlçe merkezinde, bir kısım tarihi ev restore edilerek, ziyaretçilerin konaklaması için tahsis edilmiştir. Gerçekten, bu evlerde, konaklayabilir ve yıllar öncesinin yaşam tarzını hissedebilirsiniz. Özellikle: evlerin yazın serin olması, yaz döneminde ilçeye gelen ziyaretçiler için, buraların güzel konaklama yerleri olmasına neden olmuştur.

Günümüzde konaklamak için kullanılan bu evlerin birkaçı hakkında bilgi vermek istiyorum:

Akşemsettin Konağı

Yaklaşık 200 yıllık bir yapı. 2000 yılında restore edilerek, konaklamaya açılmıştır. Tarihi yapısı bozulmadan hazırlanan, 18 odada konaklamak mümkün.

Hacı Ali Paşa Konağı

1996 yılında restore edilmiş ve 16 yatak kapasitesiyle günümüzde ziyaretçilere hizmet vermektedir.

FRİG KİTABESİ

Soğukçam köyündedir. 1966 yılında bulunmuştur. Bu yazıtın: Frigler dönemine ait olduğu sanılıyor. Yüksek bir kaya üzerindeki yazıtı/kitabeyi görebilirsiniz.

Bolu Göynük Sünnet Gölü

SÜNNET GÖLÜ

Göynük-Bolu yolunun 20.km.den sonra, sağa dönün ve 4 km. daha giderseniz, Sünnet gölüne ulaşırsınız.

İşte, tam bir cennet köşesi. Yemyeşil bir orman tabakası, ortasında bir göl. Gölün kıyısında: tamamen ahşap malzemeden yapılmış bir otel. İnanın, burada cep telefonu çekmiyor, hatta, televizyon hatları bile tam çekmiyor. Ben burada bulunduğum sürede: özellikle akşam geç ve sabah erken saatlerde, ormanlık alandan gelen yabani hayvan sesleri, göl kıyısındaki banklarda oturarak geçireceğiniz birkaç saatlik zaman, inanın bu keyfi herhangi bir yerde yaşama şansınız yok.

İsmini vermek istemediğim otel ise, tamamen doğal ürünler ile sunulan kahvaltısı ile öne çıkıyor. Ayrıca: biraz önce sözünü ettiğim gibi, otelde beton o kadar az kullanılmış ki, inanmayacaksınız.

Sanki tamamen ahşaptan yapılmış bir otel. Bu otel: 45 oda ve 125 yatak ile ziyaretçilere hizmet vermektedir. Otelde: sauna, jimnastik salonu, toplantı salonu, oyun salonu, futbol ve basketbol sahaları bulunmaktadır.

Bolu Göynük Sünnet Gölü

Evet, bunların yanında, biraz da bölge ile ilgili bilgi vermek gerekirse, Sünnet gölü, Göynük ilçe merkezine, 27 km. uzaklıktadır. Kurudağ ve Erenler Tepesi arasındaki dar ve derin bir vadide, heyelan sonucu oluşmuştur. Denizden yükseklik: 800 metredir. En derin yeri: 22 metredir. Gölde olta balıkçılığı yapmak mümkün.

Bolu Göynük Sünnet Gölü

ÇUBUK GÖLÜ

İlçe merkezine 11 km. uzaklıkta olup, kuzeydedir. Göynük-Bolu kara yolunda, 5.km.den sola dönülüyor ve 6 km. daha ilerledikten sonra, göle ulaşılıyor.

Göl: Kayabaşı tepesinden inen heyelan sonucu, vadinin tıkanması ile oluşmuştur. Deniz seviyesinden: 1150 metre yüksekliktedir.

Yanında ise, küçük bir köy yerleşkesi bulunuyor. Piknik yapmak için ideal bir yer. Göl çevresinde yürüyüş yapmak mümkün. Olta balıkçılığı yapılabiliyor.