Birkaç kez dışından geçtim, bir keresinde şehrin içine girdim, uzaktan görüntüsü, özellikle Demir-Çelik Fabrikaları nedeniyle çok kasvetli. Şehrin içi ise, Demir-Çelik çalışanları tarafından yoğun olarak yaşanılan bir yer olmuş. Türkiye’de, Karabük denilince, yine Demir-Çelik, yani Kardemir akla geliyor.
ULAŞIM
Karabük-Bartın arasındaki uzaklık: 80 km. Karabük-Kastamonu arasındaki uzaklık: 120 km. Karabük-Çankırı arasındaki uzaklık: 195 km. Karabük-Bolu arasındaki uzaklık: 130 km. Karabük-Zonguldak arasındaki uzaklık: 170 km. Karabük-Ankara arasındaki uzaklık: 230 km. Karabük-İstanbul arasındaki uzaklık: 400 km.
TARİH
Yöredeki ilk yerleşimciler: Hititler, Frigler, Helenistik krallıklar, Roma ve Bizanslılar. Malazgirt zaferinden sonra, Anadolu’ya yerleşen Türklerin bir kısmı da, bu taraflara yerleşirler.
1937 yılına gelindiğinde: Safranbolu’ya bağlı: Öğbeli köyünün bir mahallesi iken, 1935 yılında, Ankara-Zonguldak demiryolunun açılması ve buradan geçmesi nedeniyle, önem kazanmıştır.
1937 yılına gelindiğinde ise, burada temelleri atılan “Karabük Demir-Çelik Fabrikaları” buranın öne çıkmasını sağlamıştır. 1953 yılına gelindiğinde, Karabük, Zonguldak iline bağlı bir ilçe olmuştur. 1995 yılına gelindiğinde ise, ülkemizin 78’nci ili olmuştur.
Adının çıkış noktası: Kara ve bük sözcükleri: kara çalılık yer anlamındadır. Karabük isminin buradan geldiği söyleniyor.
GENEL
İl merkezinin rakımı, yani denizden yüksekliği: 278 metredir. Coğrafi yapı ise, engebeli olup büyük düzlükler yok. Yani, tarıma uygun araziler çok az. Bunun sonucu olarak: il topraklarının, % 65’i orman, % 22’si tarım alanıdır. Orman alanları fazla olmasına rağmen, orman ürünlerine dayalı sanayi gelişmemiştir.
Ama yine de ülkemizin en yoğun orman alanı bulunan yöresidir. Sanayi: Demir-Çelik sektörüne paralel olarak gelişmiştir. Şu an da, fabrikada: yaklaşık 4200 personel görev yapmaktadır.
Ama, bu personelin çoğu dışarıdan gelmiş ve hatta birkaç nesil geçmiş olmasına rağmen, yine de Karabüklü olmayı benimsedikleri pek söylenmiyor. Fabrikanın şehre diğer bir armağanı ise, her zaman dumanlı, sisli ve karanlık bir gökyüzü. Her ne kadar bacalara filtre takılmış olsa da, yine de gökyüzü dumanlı, sisli ve puslu.
İl genelinde, genellikle karasal iklim görülür. Çünkü, şehir Karadeniz kıyısından içeride kalmaktadır. Bu nedenle Karadeniz’in nemli havası, burada görülmemektedir.
Yörede kurulan Demir-Çelik Endüstrisi sayesinde, ülkemizin birçok yerinden göç almıştır. Sanayileşme ile birlikte, yöreye gelen işçi aileleri, ilin sosyal hayatının temel unsurları olarak öne çıkmıştır.
KARABÜK ÜNİVERSİTESİ
Üniversite bünyesindeki fakülteler: Teknik Eğitim, Güzel Sanatlar, Fen, Mühendislik, İktisadi ve İdari bilimler, Teknoloji, Tıp, İşletme, İlahiyat olmak üzere: 9 tanedir. Enstitüler ise: Fen Bilimleri, Sosyal Bilimler ve Demir-Çelik Enstitüsü olmak üzere 3 tanedir.
GEZİLECEK YERLER
Maalesef il merkezinde gezilip görülecek bir yer yok.
Yatağan denilince, akla hemen “Termik Santral” geliyor ama inanın, yörede, doğal ve tarihi güzellikler de yok değil.
ULAŞIM
Yatağan-Muğla arasındaki uzaklık: 25 km. Yatağan-Dalaman havaalanı arası uzaklık: 125 km. Yatağan-Milas arası uzaklık: 39 km. Yatağan-Didim arası uzaklık: 108 km. Yatağan-Marmaris arası uzaklık: 80 km. Yatağan-Bodrum arası uzaklık: 84 km.
TARİH
Yöredeki ilk yerleşimlerin, MÖ.700-400 yılları arasında olduğu tahmin ediliyor. Türkler: 1080 yılında, Yatağan yöresine ele geçirirler. Ancak, takip eden dönemde, Bizanslılar yeniden yörede egemen olurlar. 1190 yılında, yörede yeniden Türk egemenliği görülür.
Zaten yörenin isminin kaynağı: Oğuz Türklerinin yerleşmek ve oturmak anlamına gelen: “Yatuk” kelimesinden türetilmiştir.
1429 yılında, bu kez, Osmanlılar yörenin hakimiyetini ele geçirirler. Yatağan yöresinde yapılan: kılıç, hançer ve pala gibi kesi aletler ve özellikle Yatağan yöresinde imal edilen “Yatağan barutu” İstanbul’un fethinde kullanılmıştır.
II. Dünya savaşından sonra, yöre İtalyanlar tarafından, işgal edilir ve işgal, 1921 yılına kadar devam eder.
Muğla Yatağan Genel
GENEL
İlçenin denize kıyısı yoktur. İlçe toprakları: Yatağan dağının eteklerinde, Ahilerin şirin bir kentidir.
Yatağan ve çevresinde: Akdeniz iklimi görülür. Buna göre: yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Kış aylarının: sert, yağışsız ve rüzgarlı geçtiği de görülür.
İlçe topraklarının: % 75’i kızılçam, % 19’u karaçam ile kaplıdır. Diğer bitki örtüsü ise: kekik, böğürtlen, çınar ve kavaktır.
Yatağan denildiğinde, yazının başında söz ettiğim gibi, öncelikle “Yatağan Termik Santralı” geliyor. Ama, unutulmamalı ki, bu santral, yörenin ekonomik gelişimini olumlu yönde etkilese de, bir yandan da yöre insanının sağlığını olumsuz etkiliyor.
Bu nedenle, günümüzde Yatağan bölgesinde: nüfus yoğunluğu çok azalmış ve nispeten fakir aileler burada yaşamaya devam etmektedirler.
İlçenin ekonomik gelişiminde, son yıllarda yörede hızla artan: mermer fabrikalarının da olumlu etkisi söz konusudur. Bölgede üretilen mermer, bu sanayide önemli bir yere sahip ise de, bu mermer fabrikalarının akarsulara bıraktığı mermer tozları, akarsulardaki doğal yaşamı bitirmiştir.
Neyse, Yatağan denilince, tüm bunların yanında: bizi ilgilendiren, turistik özellikleri ele alalım.
GEZİLECEK YERLER
Muğla Yatağan Anıt ağaç
ANIT AĞAÇ
Muğla-Yatağan karayolunun 24’ncü km.de, Bozöyük beldesi, Pınarbaşı mevkiinde bir anıt ağaç bulunuyor. Bu anıt ağaç: Orman Bakanlığı tarafından tescillenerek koruma altına alınmış. Çapı: 6 metre ve yüksekliği ise, yaklaşık 30 metredir.
Muğla Yatağan Stratonikeia
STRATONİKEİA
İlçe merkezinden çıktığınızda: yaklaşık 7 km. sonra, delik-deşik kömür ocaklarının yanından geçip, yoldan 1 km. içerideki antik kent kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Yani: Yatağan-Milas karayolunun 6’ncı km. dedir.
Muğla Yatağan
Karia bölgesinin önemli şehirlerindendir. Antik kentin eski adı: İdrias. Kent: MÖ.281-261 yılları arasında, tahtta bulunan, Seleukos kralı Antiokhos’un karısı Stratonike adına kurulmuştur.
Şehrin kuruluşu hakkında, ilginç bir söylenti var. Şöyle ki: “ Büyük İskender’in ölümünden sonra; merkezi Suriye olan, Selekos krallığı kurulur. Krallığın başında ise, I. Selekos bulunmaktadır.
Kral I. Selekos: 60 yaşındadır. Ülkeyi: oğlu Antikos ile birlikte yönetmektedir. Ancak: kral I. Selekos’un hanımı ile, kralın oğlu, yani üvey annesi arasında bir aşk başlar.
Oğul Antikos: bu aşkın etkisiyle, günden güne erimeye başlar. Kral ise: bu duruma çok üzülmektedir. Yörenin tüm hekimlerine müdahale ettirmesine rağmen, oğlunun sıkıntısını ne anlar, ne de çözüm buldurabilir.
Ancak: sonunda, hekimler, oğul Antikos’un derdini, yani üvey annesine, Kral I. Selekos’un yeni ve genç karısına olan aşkını; krala anlatmak zorunda kalırlar.
Kral, bunun üzerine, karısı ile oğlunu evlendirir ve ülkeyi terk eder. Oğul Antikos ve eşi, ülkeyi idare etmeye başlarlar. Kraliçenin adı ise: Stratonikeia olarak anılır.
Tarihi süreç içinde
MÖ.133 yılında, Pergama krallığının Romalılara miras kalması sırasında, bu duruma karşı ayaklanan şehir, Romalılar tarafından kuşatılır ve şehir halkının tümü açlıktan kırılarak yok edilir.
Buraya giderseniz görebilecekleriniz şunlar: kuzeydoğu köşesinde, büyük kesme taşlardan yapılmış kale yıkıntıları, kuzey bölümde, büyük kaya bloklardan yapılan ana giriş kapısı, bu giriş kapısının önünde, kutsal yolun kenarında oda mezarlar, kentin tam ortasında iyi durumda günümüze ulaşan: Bouleuterion yani küçük tiyatro, batıda: gymnasion.
Kentin akropolü: güneyde, dağın tepesinde bulunuyor. Buranın çevresi, duvarlarla çevrili. Karayolunun hemen altında: bir teras üzerinde, yazıtında “İmparator için yapıldığı yazılan” bir küçük tapınak kalıntısı bulunuyor.
Aşağıya doğru indiğinizde: karşınıza büyük bir tiyatro çıkıyor. Burada yapılan kazılarda: sahne binasının kalıntıları, büyük ölçüde ortaya çıkarılmış.
Evet bu antik şehirle ilgili son duyumlarımı da paylaşmak istiyorum. Öğrendiğime göre: antik kentin kuzey şehir kapısında MS 129 yılında meydana gelen deprem sonucu yıkılan 6 sütun, ayağa kaldırılması çalışmalarına başlanmıştır.
Stratonikeia ve Lagina antik kentlerini birbirine bağlayan ve ilk çağlardaki dini törenlerde anahtar taşıyanların geçtiği Kuzey şehir kapısında, depremde yıkılan sütunların, 1881 yıl sonra ayağa kaldırılması için çalışmalar başlatılmıştır. Sütunların bir tanesi 10 metre yüksekliğindedir. Bunlar dönemin önemli eserleridir.
Muğla Yatağan Lagina
LAGİNA
Yatağan-Milas karayolunda: 3’ncü kilometreden ayrılın ve Turgut yoluna saparak, bu ören yerine ulaşabilirsiniz. İlçe merkezine, toplamda 12 km. uzaklıktadır.
Karialılar için, kutsal olduğu düşünülen ören yerinde: Ay ışığı tanrıçası Hekate’ye atfedilen bir tapınak varmış. Tapınak: MÖ.40 yılında, Partlar tarafından yağmalanmış. Stratonikeia ve Lagina şehirleri arasında, birbirini bağlayan kutsal bir yol bulunmaktadır.
Ay ışığı tanrıçası Hekate adına yapılan festivallerde: buradaki Hekate tapınağından alınan “Ölüler dünyası kapısının anahtarı”, büyük bir törenle, bu kutsal yoldan, Stratonikeia kenti, şehir meclisine taşınırmış.
Burada yapılan arkeolojik kazılarda: bu tapınağın, dairesel avlusunun bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Günümüze, sağlam ve ayakta olarak gelen avlu kapısının üstündeki yazıtta: “Augustus” tarafından, tapınağın, MÖ.27 yılında onarımının yaptırıldığı yazılı.
Bu arada: Lagina antik şehrindeki arkeolojik kazılar, ülkemizde arkeolojinin babası sayılan: Osman Hamdi Bey tarafından, 1891-1893 yılları arasında yapılmıştır. Burada bulunan kabartmaların hepsi: İstanbul Arkeoloji Müzesine taşınarak, burada sergilenmektedir. Kazılar hala devam ediyor.
PANAMARA
Yatağan-Muğla karayolunun 5’nci km. den, sağa ayrılan yol ile Bağyaka köyüne ulaşılıyor. Antik kalıntılar, köyün 3 km. dışında. İlçe merkezine ise, toplam 14 km. uzaklıktadır.
Burası: tahminlere göre: Stratonikeia antik kentine bağlı, dini bir merkezdi. Stratonikeia şehri ve Panarama şehri arasında, antik bir yol vardır. Panamara şehri: dini törenlerin ve şenliklerin yapıldığı önemli bir merkez olarak, antik dönemlerde öne çıkmıştır.
Bu şenliklerin en önemlisi: 10 yıl süre ile kutlanan “Paramara Şenlikleridir. Bunun dışında: 2 yılda bir kutlanan “Hera Şenliği” yapılırdı.
Bu şenlik: bir gün sürer ve gizli dinsel bir törendir. Bu tören: sadece bayanlara açıktır. Son olarak ise: Zeus adına düzenlenen bir şenlik var. Bu şenlik: her 4 yılda bir yapılır. İki gün süren şenliğin ismi Komyria Şenliği’dir. Bu şenlik ise, biraz öncekine atfen, sadece erkeklere açık, gizli ve dinsel bir şenliktir.
Burada bulunan tapınaktan, günümüze gelen kalıntılardan ise, pek bir şey anlamak mümkün değil. Köyün ve kalıntıların: yüksekte ve orman içinde bulunması nedeniyle, buraya uzunca bir yürüyüş yaparak ulaşabiliyorsunuz.
GERGA
Çine-Muğla karayolunda, 6’ncı km. den sonra, doğuya, Madran dağına doğru ayrılan yola sapıp, 15 km. sonra Kırsakallar köyüne ulaşabiliyorsunuz. Buradan sonra: Gerga antik kentine ulaşmak istiyorsanız, köyden rehber almalısınız.
Çünkü: Gerga antik kenti, ülkemizde bilinen antik dönem yerleşim yerlerinden, en garibidir. Ören yerinin girişindeki kayalarda: yön belirten yazılar var. Bu yazılarda: şehrin adı olarak “Gergakome” ismi kullanılmıştır.
Ancak, bu yazıların çoğunluğu: Yunanca. Sadece bir tanesi: Latince. Buna dayanarak: Roma dönemi başlangıcında, burada bir halkın bulunduğu ve bu halkın: ortaya bir ana tanrıça heykeli diktiği ve bu heykelin çevresinde mezarlar, çeşmeler kurduğu ve tarım yaparak, bu korunaklı yerde yaşadıkları anlaşılmaktadır.
Buraya ulaşım sorunlu. Meraklıları, yorucu bir yolculuktan sonra ulaşabilirler. Hatta: buraya, Muğla karayolu üzerindeki İncikemer bölgesinden de yürüyerek ve kuzeye doğru ilerleyerek ulaşmak mümkün.
YAYLAKÖY KİLİSESİ
Yatağan-Milas karayolu üzerinde, Eskihisar köyündedir. İlçe merkezine toplam uzaklığı: 9 km. dir. Burada bulunan kilisenin: Rumlar tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Ancak, yapının çatısı çökmüş, duvarlarındaki boyalar ve süslemeler yok olmuştur. Yani, bina tam bir harabe haline gelmiş.
Muğla Yatağan İnce Kemer Köprüsü
İNCE KEMER KÖPRÜSÜ
Burası, bir çay üzerindeki köprüden ziyade, su kanalı olarak kullanılan bir köprü. Eski Aydın karayolu üzerindedir. MÖ.1.yüzyılda yapılmıştır. Üç kemerlidir.
Antik dönemdeki adı ile: Alabanda (günümüzdeki adı: Araphisar) suyu: güneydoğudaki pınarlarda toplanarak, 21.4 km. uzunluğunda, dikdörtgen bir kanalla, kente iletilmektedir. Bu su kanalı: 90 cm. genişliğinde, birinci gurupta 65 cm. ve ikinci gurupta ise 10 cm. yüksekliğinde, içi harçla kaplı bir yapıdır.
Bu sözünü ettiğim köprü de: bu kanal üzerinde, suyun aktarılmasında kullanılan bir yapı.
Padişahlar yolu üzerinde, İstanbul-Viyana yolu üzerindeki bir yerleşim yeri. Tarih boyunca önemini hiç kaybetmemiştir. Çünkü, burayı geçen İstanbul’a varır. Bir de, Kıyıköy. İstanbul’un hemen dibinde, bir doğa cenneti.
Kırklareli Vize
ULAŞIM
Vize, il merkezi olan Kırklareli’ne: 56 km. uzaklıktadır. Vize-Pınarhisar arasındaki uzaklık: 23 km. Vize-Saray arasındaki uzaklık: 20 km. Vize-Çerkezköy arasındaki uzaklık: 40 km. Vize-İstanbul arasındaki uzaklık; 140 km. dir. Yani: 1.5 saatlik bir uzaklık.
Kırklareli Vize
TARİHİ
Yöre: MS.46 yılında Roma’ya bağlanarak bir eyalet olur. 338 yılına gelindiğinde ise, bölgede, Bizans hakimiyeti görülür. Bu dönemde, ilk kez “Vize” ismi kullanılmıştır. Daha sonra kullanılan isimler: Bizye, Bizya, Bida, Biza, Vissa, Vizilli. Bizye ismi: Trak krallarından Byzas ismine izafeten verilmiştir.
Yunan mitolojisinde ise, bu isim: Byzia olarak yani kaynak perisi olarak da geçer. Zaten, bu yörede kaynak suları çok bol ve İstanbul’a kadar yapılan su yolları, bunun en büyük kanıtıdır. Geç Roma döneminde, Vize-İstanbul arasındaki bu 242 km.lik yol boyunca, dünyanın en büyük su yolu yapılmıştır.
Özellikle, Roma döneminde, yani 46 yılında, yöre, bir Roma Eyalet Merkezi olarak önem kazanır. Daha sonra, yani Roma döneminin hemen ardından ise, Hıristiyanlığın başlamasıyla, bu kez piskoposluk merkezi olur. Bizans döneminde de yöre önemini kaybetmemiştir.
Çünkü, Vize’yi geçen, kendisini İstanbul’da buluyordu. Bu yüzden, yöreye ve İstanbul’a hakim olmak durumunda olanlar, Vize ve yöresine sürekli yatırımlar yapmışlardır.
1363 yılına gelindiğinde, Osmanlılar bölgeyi ele geçirirler.
Kırklareli Vize
GENEL
İlçe merkezi: Yıldız dağlarının güneye bakan ve alçalarak Ergene ovasına inen etekleri üzerinde kurulmuştur. Denizden yükseklik: 180 metredir. En yüksek nokta ise, 881 metre yüksekliğindeki, Kaynak Tepedir.
İlçenin Karadeniz kıyısındaki bölümleri ise: küçük koylar ve burunlar halindedir. Kıyı: yer yer düz ve falezli bir yapı gösterir. Şiddetli dalgalar, kıyıların altını sürekli oyarak, falezlerin oluşmasına sebep olmuştur. Kıyı boyunca başlıca plaj bölgeleri ise: Kıyıköy, Panayır İskelesi, Selves koylarıdır.
Vize yöresinde: karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kışlar soğuk geçer. Ancak, yaz aylarında sıcaklık ortalaması 20 derecenin altına düşmez. Kışın ise, sıcaklık bolca sıfır derecenin altına düşmektedir.
İlçe halkı geçimini: tarım ve ormancılık ile sağlamaktadırlar.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Vize yöresinde: merkezde elbette yemek yenebilecek güzel yerler var ama, doğal ortamda kahvaltı ve alabalık için: Pazarlı köyü yöresine, et yemeklerini tatmak için Sergen beldesine ve balık yemek için ise, istisnasız Kıyıköy beldesine gitmenizi öneririm.
GEZİLECEK YERLER
KÜÇÜK AYASOFYA KİLİSESİ
Daha önce, burada bir Dionysos mabedi olduğu ve bunun üzerine, 6’ncı yüzyılda, Bizans imparatoru Justinyen döneminde, bu kilisenin yaptırıldığı düşünülmektedir. Yapıldığı dönemde, içinin firekslerle bezeli olduğu düşünülüyor. Dini önem açısından ise: Hıristiyanlık dini içinde, azizelik mertebesinde olan Azize Maria’nın mezarının burada bulunduğu düşünülmektedir.
Yapı: Osmanlı döneminde, Gazi Süleyman paşa tarafından camiye dönüştürülmüştür. Bunu yadırgamamak lazım. Çünkü: Avrupa’daki birçok cami de, günümüzde kilise olarak kullanılıyor. Hatta: Atina şehrinde, Yunanistan’ın başkentinde: günümüze kadar ayakta kalabilen, sadece iki cami yapısı var ve bunlar bugün kullanıma açık değil.
Çünkü: resmi makamlar buna izin vermiyorlar. Peki, ya İstanbul’da? İstanbul’da yaşayan veya gezmeye gelmiş bir Yunanlı nasıl ibadet yapabilir? Fener semtinde, koca bir Rum Patrikhanesi ve birçok kilise bulunduğu aşikar. Neyse, biz yine tarihe devam edelim. Söylediğim gibi, cami olarak uzunca bir süre kullanılan yapı, 1997 yılında temizlenmiş ve bakımı yapılmıştır.
Kırklareli Vize Kale
KALE
Akropol bölgesinde surlarla desteklenmiş, Roma dönemi yapısıdır. Surlar: tepenin eteklerine kadar uzanmaktadır. Yani: tepeyi tam olarak sarmaktadırlar. Roma döneminde yapılan bu surlar, daha sonra Bizanslılar tarafından onarılmıştır.
Kale: iç ve dış kale olmak üzere, iki bölümden oluşmaktadır. Ancak, surlara ait bu taşların büyük kısmı, özellikle 19’ncu yüzyılın başlarında talan edilerek, başka inşaatlarda kullanılmıştır. Akropol bölgesinin en üst kısmında, bir kemer açıklığı, bu surlara bir geçiş noktası bırakmaktadır.
Kırklareli Vize Panayır İskelesi
PANAYIR İSKELESİ
Panayır iskelesi: ilçe merkezine 47 km. uzaklıkta, Kışlacık köyü sınırlarındadır. İğneada ve Kıyıköy arasındadır.
Buradaki plajlar: yaklaşık 200 metre uzunluğunda ve 20 metre genişliğindedir. Deniz ise: ince kumlu ve yer yer kayalık yapıdadır. Plajın hemen arkasında ise, ormanlık alan var.
Buraya yazın giderseniz, denize girebilir, kamp yapabilirsiniz. Kışın giderseniz, Karadeniz’in o çılgın dalgalarının karaya hızla vuruşunu ve sert poyrazın dondurucu soğuğunu hissedebilirsiniz.
SELVES KOYU
Öncelikle Selves koyuna ulaşabilmek için yapmanız gerekenlerden söz etmek istiyorum. İlk olarak: Kıyıköy plajından sonra, bir dere kıyısında ilerleyerek, yüksekliği 50 metre civarında olan bir tepeyi aşıyorsunuz ve Selves plajına ulaşıyorsunuz.
Veya, Kıyıköy yöresinden: Vize istikametine 200 metre gidiyorsunuz ve sağ yönde, bir yokuş inerseniz Selves koyuna varabiliyorsunuz. Kısacası: buraya aracınız ile ulaşmanız mümkün değil, toprak yolları yürüyerek gitmeniz gerekiyor. Yani, gitmeden önce, ulaşımın zor olduğunu peşinen kabullenmeniz gerekiyor.
Selves plajı: uzunluğu yaklaşık 2 km. civarındadır. Ormanla iç içe olması buranın tam bir cennet görünümünü yaratmış. Burada: orman içinde çadır kuranlar var. Ama, bu çadır kurma meraklıları için de şunu söylemem lazım, hiçbir alt yapı yok. Yani, her türlü ihtiyacınızı, Kıyıköye gidip karşılamak durumundasınız.
Zaten, her yerde olduğu gibi, bu olanaksızlıklar yüzünden, Selves koyu bakir kalmış. Ancak, ne kadar bakir kalırsa kalsın, deniz yine deniz. Karadeniz bazen burada genel özelliklerini gösteriyor ve dalgalı denize yüzmek için giren insanlar, maalesef boğularak ölüyorlar.
Kırklareli Vize Roma Tiyatrosu
ROMA TİYATROSU
1995 yılında, ilçe merkezinde, Çömlektepe sokakta, bir kulübe yapımı sırasında bulunan üç koltuk taşının bulunduğu bölge; 1995-1997 yılları arasında kazıldığında; Trakya bölgesindeki tek Roma dönemine ait bir tiyatro ortaya çıkarılmıştır. Tiyatro: 3000 seyirci kapasitelidir. Sahne kısmı: takip eden Bizans döneminde büyük bir tahribata uğramıştır.
Tiyatro kazısında bulunan mermer ve bronz heykeller, günümüzde Kırklareli Müzesinde sergilenir.
Bölgede, ayrıca: özellikle Roma İmparatoru Hadrian dönemine ait, çok sayıda imparatorluk sikkesi bulunmuştur. Ancak, bunların büyük bölümü, kaçakçılar tarafından yurt dışına kaçırılmıştır. Bugün burada görebilecekleriniz: tiyatronun oturma kademeleri, bunların arasındaki yollar ve sahne binası ve orkestra bölümüdür.
Bu arada, son bir not: Roma döneminden sonraki Bizans döneminde, bu tiyatro, özellikle orkestra bölümü: domuz ağılı ve çöplük olarak kullanılmıştır. Çünkü: orkestra bölümündeki kazılarda, büyük oranda domuz dişi ve gübre kalıntıları bulunmuştur. Hatta, bu gübre tabakası içinde, bir heykel başı bulunmuştur.
Özenle yapılan bu heykel başının, dönemin ünlü bir yöneticine ait olduğu ve sırf aşağılanmak için, bu domuz gübrelerinin içine atıldığı düşünülmektedir. Ayrıca, bu tiyatroda, on kadar olduğu sanılan mermer firizlerden, bulunabilen dört tanesi, günümüzde Kırklareli Müzesinde sergilenmektedir.
Kırklareli Vize Kıyıköy
KIYIKÖY
İstanbul’dan: 164 km. uzaklıktadır. Vize ilçesinin bir beldesidir.
Eski ismi: “medea” yani “midye”. Bulunduğu yörede, hala “midye” olarak söyleyenler bolca bulunur. Antik dönemdeki ismi ise: “Salmydessos” dur.
Burada: Trak boyları yaşarmış. Aynı zamanda, tarihte kralların sayfiye yeri olarak da kullanılmıştır. Hatta, Osmanlı sultanları da, avlanma ve dinlenme mekanı olarak burayı kullanmışlardır.
Kıyıköy kasabasına girerken: sizi, büyük kısmı bakımsızlıktan yıkılmış olsa da, bir kısmı ayakta olan surlar karşılıyor. Surların: Cenevizlilerden kaldığı düşünülüyor. Bu görüntü: yörenin hem doğal güzelliklerini hem de tarihi mistik bir havasını oluşturuyor. Kasaba yerleşimi, bu surların içinde bulunuyor.
Yerleşim yerindeki evler ise: daha çok taş ve ahşaptan yapılmıştır. Ancak, mübadele sonucu Rumlar tarafından terk edilmiştir. Elbette, Yunanistan’daki topraklarından sürülen Selanikli Türkler, buraya yerleştirilmişlerdir.
Yani, kimsenin topraklarımızdan atıldık diye kederlenmesi gerekmez çünkü her ne kadar Rumlar buradan gönderildi ise, Yunan topraklarında yaşayan Müslüman Türkler de, onların topraklarından Anadolu’ya sürgün edildiler.
Kırklareli Vize Kıyıköy
Evet, uzun süre Rum yerleşimi olan bu yörede: bir manastır var. Justinyen döneminde, 527-565 yılları arasında yapılmış en iyi kaya manastır örneklerinden biridir.
Vize istikametinde, dere yanından 20 dakika yürüdüğünüzde bir manastırla karşılaşıyorsunuz. Bu manastır: kaya duvara oyulmuş, içinde odalar, mezarlar var. Burayı sık sık ziyaret eden Yunanlılar tarafından mum yakıldığından, duvarlar is içinde simsiyah olmuş.
Bu arada, bu manastır ile ilgili bir hikaye var. Şöyle: yasak olmasına rağmen, bu manastırda görevli bir rahibe evlenmiş. Bunu duyan başrahip, bu rahibeye gelinlik giydirmiş ve gelinlik üstündeyken boğazını kesip öldürmüş. Bu nedenle, kanlı gelin diye bu anlatılıyor. Hatta, yine söylenti, geceleri bu kanlı gelininin yani rahibenin sesleri duyulurmuş.
Ama, siz bu satırları okuyunca büyük bir merakla buraya gideceksiniz ve buradaki pislik ve rezilliği görünce bütün keyfiniz kaçacak. Bu tür yapıların üstüne, adını-sevgilisinin adını vs. gibi isimleri ne diye yazmak için büyük bir çaba sarf ederler anlamak mümkün değil, hatta öyle bir hale gelmiş ki, yazacak yer kalmamış, üst üste yazmaya başlamışlar. Yani, kötü bir görüntü.
Köyün her iki yanında, iki dere akıyor. Özellikle: Bulgaristan tarafındaki papuç dere, doğal güzellikleriyle öne çıkıyor. Suyu: soğuk ve temizdir. Bu dere üzerinde, sandal gezisi yapabilirsiniz. Tekne gezintisi yapabilirsiniz.
Bu gezintide: nilüfer çiçekleri, su kaplumbağaları, su yılanları görebiliyorsunuz. Dere kıyısında: çay içebilir, muhteşem lezzetli midye tavanın tadına bakabilirsiniz. Tabii bu arada güneşin batışını izlemek te muhteşem bir keyif. Hatta, teknelerle, biraz önce sözünü ettiğim, Aya Nikola kilisesine gidebilirsiniz.
Kırklareli Vize Kıyıköy
Evet, balığı bol bir yer, kendinize güzel bir balık ziyafeti çekebilirsiniz. Özellikle: kalkan balığı seviyorsanız, bu kadar lezzetlisini, başka bir yerde bulamazsınız. Hani, balık dedim de, sadece balık değil, burada kartal çay bahçesinde, mutlaka kahvaltı denemelisiniz.
Ama, uzun süre kalmaya pek uygun değil, yani büyük olasılıkla can sıkıntısı yaratabilir. Birkaç pansiyon var. Buralarda, kalabilir veya günübirlik gidip, geri dönebilirsiniz. Pansiyonlardan söz etmişken, kalmaya niyetliyseniz, isterseniz gitmeden önce rezervasyon yaptırabilirsiniz.
Bu yüzden birkaç pansiyon telefonu vermek istiyorum: Midye pansiyon (288-3886472), Genç otel (288-3886568), Hülya Pansiyon (388-3886016), Gök pansiyon (388-3886114) Endorfina Otel (288-3886364), Tutkum Motel (288-388670)
Ama, lüks arıyorsanız ve her şeyin en iyisini düşlüyorsanız, bu mekanlar size pek uygun olmayabilir, yani lüks bulamazsınız. Bu arada, yörenin her iki yanındaki dereler nedeniyle, bolca sivrisinek var, yanınıza mutlaka tedbir amaçlı bir şeyler almalısınız.
Özellikle, bir cumartesi gecesi burada geçirmeye niyetlenirseniz, bilin ki, büyük bir kalabalık sizinle birlikte. Bu arada, konaklama ile ilgili son bir not: burada çadır kurmak ta mümkün, gerek kendi çadırınızı veya gerekse buradan kiralayacağınız çadırı da kullanabilirsiniz. Çadır yani kamping meraklıları için, burası gayet uygun, elbette yaz döneminde.
Kırklareli Vize Kıyıköy
Devamlı esen bir rüzgar var. Özellikle: kış döneminde, muhteşem soğuk oluyor. Ayrıca, kömür sobalarının dumanı nedeniyle, hava kirliliği oluyor. Deniz derseniz: elbette burası bir kıyı kasabası ve muhteşem bir plaj var.
Burada, çok fazla sayıda tatlı suyun denize dökülmesi nedeniyle, denizdeki tuzluluk oranı çok düşük. Yaklaşık: % 0.16 civarındadır.
Sahil: ince kum. Ama, dalga ve rüzgar, bu güzel plajda denize girmeyi güçleştiriyor. Zaten, diğer yandan: plaja girdiğinizde karşılaştığınız tabelalar da, bir gerçeği hemen aklınıza sokuyor.
Son yıllarda, burada denize girip te çıkamaya birçok vatandaşın bulunduğu yazılı bu tabelalar, denizin ne kadar tehlikeli olduğunun en büyük kanıtı. Yine de, dalgalarda eğlenmeyi sevenler için ideal.
Yani: Kıyıköy: bence deniz den çok kafa dinlemeyi, sakin bir veya birkaç gün geçirmeyi düşünenler için uygun.
Kırklareli Vize Kastros
KASTROS
Kıyıköy’e 19 km. ve Kırklareli il merkezine ise, 80 km. uzaklıktadır. Yol: orman içinde döne dolaşa gidiyor. Burası: Milli Park statüsündedir.
Burada: 500 metre uzunluğunda ve 150-200 metre genişliğinde plajlar var. Bu güzel plajlarda: ince kum ve yer yer kayalık oluşumlar var.
Deniz ise, berrak ve temiz. Deniz suyu sıcaklığı, Ağustos ayında 25-26 derecelere kadar çıkmaktadır. Yani, Karadeniz kıyısında sıcak bir deniz suyu tercih edenler için ideal.
Plajın kara bölümü, ormanlık alanlarla kaplıdır. Plaj alanında: çadırlı kamping kurmak mümkün. Gerekli alt yapı (restoran, büfe, tuvalet, çay bahçesi, içme suyu gibi) hazırlanmıştır.
Zaten yerleşim alanları yok. Sadece, çadırlı kamp mümkündür. Restoranda ise, kendin pişir kendin ye usulü var. Buraya: sadece kendi aracınız ile ulaşabilirsiniz, toplu ulaşım yok.