Marmaris-Datça Karayolu

Marmaris-Datça Karayolu
 

Marmaris-Datça karayolu gezisi:

Yol üzerinde bulunan merkezler şunlardır:

Hisarönü

Orhaniye

Selimiye

Söğüt

Marmaris-Datça Karayolu Hisarönü Köyü ve Körfezi
 

HİSARÖNÜ KÖYÜ VE KÖRFEZİ

Marmaris-Datça karayolu, Marmaris ilçe merkezinin 22’nci kilometresindedir. Marmaris ilçe merkezinin 20 km batısında, Bozburun yarımadasının kuzeydoğusunda konumlanmıştır. 

Hisarönü köyü, kıyıdan 2 km içeridedir.

Evet, Hisarönü Marmaris ile Datça arasında, yemyeşil ormanlarla kaplı şirin bir kasabadır.

Dar ve virajlı bir yol olan Marmaris-Datça yolunun en keyifli tarafı, bir yanda Hisarönü, öte yanda da Gökova Körfezinin ayaklar altına serildiği manzaraya sahip olmasıdır.

Hisarönü köyü ise, dağların eteğine sırtını yaslayarak kıyıya doğru uzanan küçük ve sevimli bir köydür.

Bu köyün, Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferinde de olduğu söyleniyor.

Köyde, mübadele öncesinde Rumlar yaşamaktadır ve ismi “Erene” dir. Bizans ve Osmanlı döneminde, bu bölgenin temiz havası ve olağanüstü güzel yeşillikler içinde bulunması nedeniyle, birçok rahatsızlık için iyi olduğuna inanılmış ve çeşitli sağlık tesisleri kurulmuştur, günümüzde bu eski hastane kalıntıları görülebilmektedir.

Hisarönü köyünün 3 mahallesi bulunmaktadır. Değirmenyanı mahallesi Marmaris-Datça karayolu üzerindedir. Bördübet mahallesi ise Gökova körfezindedir.

Köyün iki kumsalı vardır.

Marmaris-Datça Karayolu Hisarönü Körfezi
 

Bunlardan bir tanesi, güneydoğu yönündeki “Kerdime” kumsalı ve diğeri ise, “Limanbaşı” olarak isimlendirilir.

 

Kerdime Kumsalı:

Kerdime kıyıları, Hisarönü’nün genel karakterini yansıtan kızıl-kahve tonlarında kum ve küçük çakıl karışımından oluşur. Deniz ayakkabısı giymenizi öneririm. Deniz oldukça sığdır. Su seviyesi kıyıdan açıldığınızda bile uzun süre bel hizasında kalır. Bu d urum, suyun içinde uzun yürüyüşler yapmayı ve ayakta vakit geçirmeyi sevenler için idealdir. Kumsal, coğrafi konumu sayesinde rüzgarı daha kontrollü alır, bu da denizin çoğu zaman çarşaf gibi sakin olmasını sağlar. 

 

Limanbaşı Mevkii:

Limanbaşı, körfezin en uç ve korunaklı noktası olduğu için deniz burada bir göl kadar durgundur. Su seviyesi oldukça sığdır ve dibi kumdur. Bu da burayı güvenli yüzme alanı yapar. Bölgenin isminden de anlaşılacağı üzere, burası yerel balıkçı sandallarının ve küçük teknelerin bağlandığı doğal bir liman ağzıdır. Sahildeki bu tekneler bölgeye otantik bir hava katar. Tıpkı Hisarönü genelinde olduğu gibi buradaki kumsal da koyu kızıl renkte, iri taneli kumlardan oluşur. 

Limanbaşı’nın hemen yanında denize dökülen küçük tatlı su akıntıları bulunur. Bu suyun denizle birleştiği yerlerde suyun sıcaklığı biraz daha düşüktür, çevresi sazlıklarla kaplıdır. 

 

Tarihi zenginlikler:

Güneydoğusunda bulunan Eren Dağının eteklerinde, yöre halkının “Pazarlık” diye adlandırdığı düzlükte Kastabos antik mabet kenti vardır.

Kassabos, Karia dilinde “Tapınak Düzlüğü” anlamına gelen bir sözcüktür.

Hisarönü’nde gezip keşfedilmesi gereken yerlerden birisi olan Bybassos antik kenti, Marmaris-Datça yolu üzerindedir. Köyün hemen yanı başındaki bu antik kent, Karya, Bizans, Osmanlı, Roma ve Rodos gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

Marmaris Hisarönü Körfezi

Tekne turları ve koylar:

Marmaris Hisarönü tekne turu, 5 farklı noktada yüzme molası vermektedir. Güzergah: Kızkumu fotoğraf molası, Sığlıman yüzme molası, Kamelya adası yemek ve yüzme molası, Dişlice adası yüzme molası ve Akvaryum koyu yüzme molasını kapsamaktadır.

Emel Sayın koyu olarak da bilinen İnbükü Koyu, Hisarönü’nün eşsiz güzellikteki kıyılarından biridir.

Tekne turlarında Kamelya, Dişlice ve Tavşan Adası mola duraklarıdır.

 

Aktiviteler:

Marmaris ve çevresindeki en önemli 3 binicilik noktasından biri olan Hisarönü’nde at safari ve binicilik üzerine hizmet veren kulüpler mevcuttur. Bördübet ve Amazon’da kano sporu yapılabilir. 

 

Marmaris Hisarönü Körfezi

Hisarönü Körfezinde gezilecek yerler

 

BENCİK KOYU

Koyun girişinde, dev kayaların oluşturduğu, bir doğal heykel görünümlü “Dişlice Adası” bulunuyor.

Koy: karanın içine doğru yaklaşık 1.5 km uzanan yapısıyla bir fiyordu andırır. Bu derin giriş sayesinde en sert rüzgarlarda bile denizi bir havuz kadar durgundur. Koyu çevreleyen çam ağaçları denizin rengine turkuaz ve yeşil tonlarını verir. Suyu son derece berrak ve temizdir. Kıyı kısımları sığ olsa da koyun orta kısımları teknelerin demirlemesine uygun derinliktedir.  

Bencik koyu, Marmaris İçmeler ve Hisarönünden kalkan tekne turlarının en popüler mola noktalarından biridir. 

Koyun bir bölümünde: MTA Dinlenme tesisi ve bir bölümünde ise Parlamenter evleri bulunmaktadır.

Akşamüstü saatlerinde, koyun dip bölgelerindeki patika yollarda, yürüyüş yapmak mümkündür. Ancak çevrede çok sayıda arı kovanı bulunduğundan, bu yürüyüş sırasında uzun kollu tşört ve pantolon giymeniz önerilir.

Bitirmeden son bir not: Bencik Koyunun (antik adıyla Stadia) ilginç bir hikayesi vardır. MÖ 540’lı yıllarda Pers ordusunun yaklaştığını duyan Knidoslular, Datça Yarımadasını tamamen bir ada haline getirip savunma yapmak amacıyla, yarımadanın en dar yeri olan Bencik’te bir kanal kazmaya çalışmışlardır.

Knidoslular binlerce kişiyle gece gündüz kazmaya başladılar. Ancak kazı sırasında beklenmedik bir durum yaşandı. İşçilerin vücutlarında özellikle gözlerinde ve ellerinde fırlayan sert kaya parçaları nedeniyle ciddi yaralanmalar oluştu. Kazı normalden çok daha zor ilerliyordu. Bunun üzerine, Knidoslular meşhur “Delfi Tapınağı” ndaki kahine danıştılar. Kahinden gelen cevap tarihe geçmiştir. 

“Eğer Zeus isteseydi, orayı zaten ada yapardı. Berzahı kazmayın ve tahkim etmeyin”

Bu kehaneti duyan Knidoslular “Tanrıların bu işe razı olmadığını” düşünerek kazı çalışmalarını derhal durdurdular. Savunma hatlarından vazgeçtiler ve Pers generali Harpagos bölgeye ulaştığında, Knidos şehri direnmeden teslim oldu.

Ancak, yaklaşık 800 m kazmışlardır. Bu dar geçit ve kazma girişimiyle bağlantılı olarak yerel dilde zamanla evrilen bir isimlendirme olduğu tahmin edilmektedir. Bu arada, kanal kazma girişimi başarılı olamamıştır. 

Bencik kelime anlamından söz ettik ya, bir başka varsayım daha var. Bazı yerel anlatılara göre, koyun içine doğru girildikçe görülen küçük kayalıklar veya kıyıdaki bitki örtüsünün oluşturduğu benekli yapıdan dolayı halk arasında bu ismin verildiği söylenir. 

 

LACİVERT KOY ve AKVARYUM KOYU

Bu koylara ulaşımın en yaygın yolu Marmaris merkezden, İçmelerden veya Çamlı köyünden kalkan günübirlik tekne turlarına katılmaktır.

Mavi yolculuğa çıkan yatların da mutlaka mola verdiği veya gecelediği duraklardır.

Gökova körfezinin en berrak sularına sahiptir. Adeta bir doğal havuz niteliğindedir. Genellikle Sedir adası turlarının vazgeçilmez durakları olan bu koylar, denizin rengi ve temizliğiyle ünlüdür.

Deniz suyunun en durgun ve berrak olduğu sabah saatleri, bu koyların keyfini çıkarmak için en uygun zamandır.

 

 

LACİVERT KOY

Gökova körfezinin derin ve berrak sularıyla tanının en özel noktalarından biridir.

 

Denizin rengi:

Adını suyun derinliği ve temizliği sayesinde aldığı koyu lacivert renkten alır. Suyun altına bakıldığında görüş mesafesi oldukça yüksektir.

 

Doğal Yapı:

Koyun etrafı dik kayalıklar ve çam ağaçlarıyla çevrilidir. Bu yapı, koyu rüzgarlardan koruyarak suyun her zaman çarşaf gibi durgun kalmasını sağlıyor.

 

Dalış:

Suyun berraklığı ve dip yapısının zenginliği nedeniyle şnolkerle dalış ve tüplü dalış meraklıları için ideal bir noktadır.

 

 

AKVARYUM KOYU

Adından da anlaşılacağı üzere, suyunun netliği sayesinde denizin dibindeki her taşın ve balığın dışarıdan net bir şekilde görülebildiği bir koydur.

 

Görünüm:

Turkuazın en açık tonlarından başlayıp derinlere doğru koyulaşan muazzam bir renk geçişine sahiptir.

 

Deniz yaşamı:

Su altında çok sayıda balık türü görülebilir. Yanınızda deniz gözlüğü ve şnolker bulundurmanız, buradaki deneyiminizi unutulmaz kılacaktır.

 

Bakirlik:

Akvaryum koyu genellikle karayolu ulaşımı olmayan, sadece teknelerle gidilebilen bakir bir bölgedir. Bu da suyun kirlenmeden korunmasını sağlamıştır.

 

 

Marmaris Dişlice Adası/Aşk adası

DİŞLİCE ADASI-AŞK ADASI:

Dişlice adası, sarı turuncu yosunlarla kaplı kaya yapısı, küçük kanyonları ve kayalar üzerindeki labirent oyuklarıyla “Aşk Adası” ismiyle de anılmaktadır.

Evet Dişlice adası, Hisarönü Körfezindedir. Marmaris ilçe merkezine uzaklık 23 km dir.

Adaya Marmaris’ten kalkan teknelerle ulaşmak mümkündür.

Alternatif olarak Datça’dan hareket eden tekne turları da adaya ulaşım sağlar.

Marmaris’ten kalkan tekneler, yaklaşık 1 ile 1.5 saatlik bir yolculuktan sonra adaya varırlar.

Marmaris Dişlice Adası/Aşk adası
Adanın ismi ve görünümü:

Adanın görünümü, denizden ayrılmış bir dişi andırdığı için bu ismi almıştır. Dişlice adasının ortasında yer alan anıt kayaları, yıllardır süregelen eşsiz bir güzelliğe sahiptir.

Adaya uzaktan bakıldığında denize girmiş, saçını topuz yapmış bir kadının bedenini ya da hortumunu suya daldırmış bir fil görüntüsü canlandıran kayalıkların olması da heyecan vericidir.

Kayaları sarı ve turuncu tonlara sahip, çeşitli yosun türleri kaplıyor ve Dişlice Adasına değişik bir görünüm kazandırıyor.

 

Neden Aşk Adası deniliyor.

Adanın bu ismi almasının sebebi, dikey şeklinde sık aralıklarla duran kayalıkların saklanma alanları oluşturması ve aşıklara sığınak sunmasıdır. Bu yüzden adaya “Aşk Adası” ismi verilmiştir. Sarı turuncu yosunlarla kaplı kaya yapısı, küçük kanyonları ve kayalar arasındaki labirent oyuklarıyla gizlenmeye çok uygun olan ada, bu özelliğiyle Aşk Adası adıyla anılmaktadır.

 

Deniz ve Doğa:

Dişlice adası, turkuaz renkli, tertemiz denizi ve Pasifikten gelen yatların getirdiği balıklarıyla görenleri kendine hayran bırakır. Üzerinde martılardan başka yaşayanın olmadığı bu yer, Marmaris’ten tekne turu yapanların uğrak noktalarından biridir.

Doğal güzelliklerini günümüze kadar korumuş olan bu ada, ziyaret edenlerin dikkatli bir şekilde koruduğu bakir bir doğaya sahiptir. Buraya gelenler, adaya zarar vermemek adına en küçük bir çöp bile bırakmıyorlar.

Adada ne yapılır:

Adanın zirvesine kadar tırmanmak mümkündür. Özellikle en güzel manzaraları fotoğraflamak isteyenler için tepeye çıkmaları tavsiye edilir.

Marmaris Kastabos

 

KASTABOS-CASTABUS:

Marmaris ilçesinin Hisarönü köyünün güneyinde, 275 m yükseklikteki Eren Dağı üzerinde, çam ormanlarının içinde yer alan düzlükte kurulmuştur.

Marmaris’ten Bozburun’a giden yolun solunda yer alan bu kutsal alana Hisarönü ovasından bir saatlik tırmanıştan sonra ulaşmak mümkündür.

Buradan Bodrum’a kadar 65 km lik girintili çıkıntılı koylar görülür.

Yöre halkı buraya “Pazarlık” ya da “Gavur pazarı” olarak adlandırdığından daha çok yöresel adıyla bilinmektedir.

 

Adının Kökeni:

Castabus adının Anadolu’nun en eski halklarından olan Luvilere ait Luvice kökenli bir isim olduğu düşünülmekle birlikte, Karia dilinde “Tapınak Düzlüğü” anlamına gelmektedir. Bu anlam, kentin bir tapınak kenti olduğunu doğrular niteliktedir.

 

Tarihi ve Önemi:

Hisarönü Mahallesindeki MÖ 4 yüzyılda inşa edilen Kastabos Hemithea Kutsal Alanı, sadece bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda bölgenin siyasi, sosyal ve inanç merkezi olmuştur.

Araştırmacılara göre, Rodos’un karşısındaki coğrafyada dört önemli merkezden biri olduğu belirtilmektedir. Bölgedeki en erken ve en büyük tiyatroya Kastabos’un sahip olduğu önemlidir.

Şehir, en geç MÖ 300 yılında Rodos Peraiası’nın bir parçası olarak Rodos kontrolüne girmiştir.

Marmaris Kastabos Hemithea Tapınağı platform duvarları

Hemithea Tapınağı ve Şifa Kültü:

Burada Molpadia’nın insanların rüyalarına girerek hastalıklarını tedavi ettiği, çocuksuz kadınları iyileştirdiği ve şifacı olduğu için Hemithea (yarı tanrıça) olarak adlandırıldığı bilinmektedir.

Tarihçi Diadoros, mabedi “Hemitia Kutsal Alanı” olarak kayıtlara geçmiştir. Apollon tarafından bu bölgeye getirilmiş Molpadia adlı kadına Hemithea adı altında tapınıldığını ve onun için bir tapınak yapıldığını, tapınağın ününün uzun süre devam ettiğini anlatmıştır.

Mabet, MÖ 4 yüzyıla tarihlenmektedir ve Dor düzenine ait öğeler taşıyan İon tarzındadır. Tapınağın uzun yanlarında 11 sütun, diğer yanlarında her birinde 6 sütun bulunmaktadır.

Marmaris Kastabos Tiyatro

Tiyatro ve Festival Alanı:

Denizden 269 m yükseklikte olan tiyatro, batıya bakmaktadır. 3300 kişilik olduğu tespit edilen tiyatronun yaklaşık 28 sıralı olması gerekir.

Kastabos’un yaklaşık 3500-4000 kişilik tiyatrosu, buranın aynı zamanda büyük bir festival merkezi olduğunun göstergesidir. Kastabos Festivalleri Karya ve çevresinden binlerce kişiyi buraya çekmiş, insanlar hem dini törenlere katılmış hem de şifa arayışında bulunmuşlardır.

MÖ 2 yüzyıla kadar düzenlenen “Kastabeia” adı verilen bu şenlikler ve festivaller, Romalılar döneminde bırakılmıştır.

 

Arkeolojik Bulgular:

Yüzeysel kazılarda Gölenye köyü yakınlarında bulunan yazıtta, kutsal alanın Bybassos’a bağlı olduğu anlaşılmıştır. Araştırmacı Cook tarafından iki yazılı belge, aslan başı, yıpranmış bir  heykel gövdesi ile toprak kandil, ayrıca Helenistik devre ait taş kabartma ve ev kalıntıları bulunmuştur.

Tiyatronun sahne binasının batısında, gerçek boyutun iki katı olan dev bir mermer heykel başı bulunmuştur. Bu heykel akrolith tekniğiyle yapılmış olup dev formatı nedeniyle Kastabos’un kült heykeli olduğu düşünülmektedir.

 

Yaşayan Gelenek:

Sözlü tarih çalışmalarında köyle yaşayan yaşlı insanlar, çocuk sahibi olmak isteyen kadınların geçmişte buraya getirildiğini, burada ekmek ve süt bırakarak dua edildiğini anlatmıştır. Yani 2350 yıllık bir gelenek, bugün bile halkın hafızalarında yaşamaktadır.

Yerel halk burayı sık sık ziyaret eder. Çünkü bir inanışa göre: yeni bir iş kurmaya veya finansal bir anlaşma yapmaya hazırlananlar burayı ziyaret ederler. Bu adada çok fazla bulunan küçük taşların finansal konularda iyi şans getirdiğine inanılıyor.

Marmaris Kastabos

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR

 

HEMİTHEA TAPINAĞI TEMELLERİ VE PLATFORM DUVARLARI:

Tapınak “peribolos” olarak adlandırılan kutsal bir alanın merkezinde, yapay bir teras yani platform üzerinde inşa edilmiştir.

Platformu destekleyen istinat duvarları, antik dönem taş işçiliğinin en güzel örneklerinden birisidir. Bu duvarlar, arazinin eğimini düzlemek ve tapınağa anıtsal bir yükseklik kazandırmak amacıyla örülmüştür.

Günümüzde tapınağın üst yapısı (sütunlar ve çatı) yıkılmış olsa da, bu güçlü platform duvarları halen büyük ölçüde ayaktadır ve kutsal alanın sınırlarını net bir şekilde belirlemektedir.

 

Tapınağın temelleri ve mimari yapı:

MÖ 4 yüzyılda inşa edilen tapınak, İon düzenindedir. Temeller incelendiğinde, yapının 6 x 12 sütunlu bir plana sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Yapımında yerel kireçtaşı kullanılmıştır. Temel seviyesinde görülebilen bloklar, yapının o dönemdeki devasa boyutlarını kanıtlar niteliktedir.

Tapınağın iç kısmında tanrıçanın heykelinin bulunduğu “cella” bölümünün temelleri halen seçilebilmektedir.

 

Arkeolojik ve Mitolojik Önemi:

Hemithea (yarı  tanrıça) antik dönemde özellikle kadın hastalıkları ve genel sağlıkla ilgili şifa dağıttığına inanılan bir figürdür. Bu nedenle tapınak sadece bir ibadethane değil, uzak yerlerden insanların geldiği bir şifa merkeziydi.

Tarihçi Diodoros, tapınağın çok zengin olduğunu ve halkın buraya değerli adaklar bıraktığını, tapınağın kutsallığından dolayı hırsızların buraya dokunmaya korktuğunu anlatır.

 

TİYATRO KALINTILARI.

Vadinin üstündeki zirvenin tam altında, sarp yerde, oturak sıraları olan bir tiyatronun kalıntıları dikkat çekmektedir. Güneyde yer alan yıkık tiyatro, tapınakla birlikte tanımlanabilen tek yapıdır. Bu eser, Rodos Karşı yakasında varlığı bilinen üçüncü ve son tiyatrodur. Bu özelliği onu bölgede eşsiz kılar.

Evet, Tiyatro günümüzde büyük ölçüde tahrip olmuş ve bitki örtüsüyle kaplanmış durumdadır. Ancak oturma sıralarının bir kısmı ve orkestra boşluğunun ana hatları halen seçilebilmektedir.

Yaklaşık 2000-3000 kişi kapasiteli olduğu tahmin edilen tiyatro, Yunan geleneğine uygun olarak doğal bir yamaca yaslanmıştır. Sahne binasından ise günümüze çok az kalıntı ulaşmıştır.

Kastabos bir yerleşim yeri değil, dini bir merkez olduğu için tiyatro muhtemelen sadece oyunlar için değil, Tanrıça Hemithea onuruna düzenlenen dini törenler, ayinler ve festivaller sırasında toplanma alanı olarak kullanılıyordu.

Marmaris Kastabos Akrolith Heykeli

DEV MERMER HEYKEL PARÇALARI:

Dev heykel başı:

Tiyatronun sahne binasının batısında, yüzeyde gerçek boyutun iki katı olan dev bir mermer heykel başı bulunmuştur.

 

Omuz parçası:

Güneyde, tapınak terasının hemen altında, aynı boyutta bir mermer heykelin omuz kısmı da bulunmuştur. Bu parça aşağıda kabaca işlenmiş bir eklenti yeri göstermektedir. Dolayısıyla, başka bir malzemeden oluşan bir heykel gövdesine ait olmalıdır.

 

Boyun parçası:

Tiyatronun orkestrasındaki taşların arasında ayrıca, aynı şekil ve boyutlarda diğer bir mermer heykelin boynu bulunmuştur. Bu parça, diğer baş ve omuz heykel parçalarıyla birleşmemektedir.

 

Kaç Heykel Vardı

Dolayısıyla kutsal alanda iki tane dev akrolith heykel olmalıdır. Bunlardan birisi tapınağın içindeki Hemithea kült heykeli olmalıdır. Diğerinin yeri ve işlevi tam olarak belli değildir. İkinci heykel, tapınak terasının doğusundaki Naiskos’lardan birinde kullanılmış olmalıdır.

 

Akrolith Tekniği nedir:

Kastabos heykellerini özellikle ilginç kılan durum, akrolith (Yunanca akros-uç, lithos-taş) tekniğiyle yapılmış olmasıdır. Bu teknikte heykelin sadece görünür kısımları (baş, eller ve ayaklar) mermerden yontulurdu. Heykelin gövdesi ise ahşap ya da başka bir malzemeden yapılır, üzeri altın varak, renkli kumaş veya boya ile kaplanırdı. Bu yöntem hem büyük miktarda pahalı mermer kullanımını azaltır hem de heykele görsel bir zenginlik katardı. Bu iki heykel parçası birleşmemelerine rağmen, aynı heykele de ait olabilirler. Heykel akrolith tekniğiyle yapılmıştır.

Antik Yunan’ın en ünlü akroliht heykellerinden biri Atine Parthenon’undaki Athena Parthenos heykeliydi. Altın ve fildişiyle kaplı, devasa boyutlarıyla tüm antik dünyanın hayranlığını kazanmıştı. Kastabos’daki Hemithea heykeli de benzer bir görkeme sahip olmuş olmalıdır.

 

Boyutu ve önemi:

Dev formatı nedeniyle Kastabos’un kült heykeli olmalıdır. Gerçek boyutunun iki katı kadar büyüklüğünde olduğu tespit edilen bu heykel, tapınağa giren her ziyaretçiyi derinden etkileyecek bir anıtsallığa sahipti. Böyle dev bir heykelin varlığı, Kastabos’un sadece küçük bir yerel tapınak değil, geniş bir bölgeyi etkisi altına alan önemli bir kutsal merkez olduğunu kanıtlamaktadır.

 

Günümüzdeki durum:

Karmakarışık taşlar arasında bulunan mermerden yapılmış, normalden büyük bir kadın heykelinin başı ve omuzları kırılmıştır. Birçok heykel ayağının bulunduğu bu yerin her yanı gelişigüzel kazılmış, talan edilmiştir.

Bu durum son derece üzücüdür. Antik çağda bile dokunulmayan bu kutsal alan, modern dönemde hazine avcıları tarafından tahrip edilmiştir. Heykel parçalarının bir kısmının müzelere taşındığı düşünülmekte, bir kısmının ise hala arazide dağınık halde bulunduğu görülmektedir.

 

Sur ve Çevre Yapı Kalıntıları:

Peribolos (Kutsal Alan) sur duvarları:

Kastabos’daki en belirgin sur benzeri yapılar, Hemithea Tapınağını çevreleyen devasa destek duvarlarıdır. Bu duvarlar, büyük ve düzgün kesilmiş taş blokların üst üste konulmasıyla inşa edilmiştir. Bazı bölümlerde harçsız, sadece taşların ağırlığıyla duran Helenistik dönem işçiliği görülür. Bu duvarlar sadece alanı korumakla kalmaz, aynı zamanda tapınağın üzerinde durduğu platformun çökmesini engeller. Yamaçtan yukarı bakıldığında, bu yüksek duvarlar kentte bir kale havası verir.

 

Propylon (Anıtsal giriş kapısı)

Kutsal alana giriş, batı tarafta yer alan anıtsal bir kapıdan sağlanıyordu. Bugün bu kapının eşik taşları ve yan sövelerine ait parçalar yerinde görülebiliyor. Bu giriş, ziyaretçilerin kutsal alana adım attığı ilk önemli noktadır.

 

Sarnıçlar ve Su kanalları;

Eren Dağının yüksek bir noktasında bulunan Kastabos’ta su yönetimi hayati önem taşıyordu. Tapınak platformunun hemen yakınında ve tiyatro civarında kayaya oyulmuş ya da taşla örülmüş büyük su sarnıçları bulunur. Bu sarnıçlar, festivaller sırasında buraya akın eden binlerce insanın su ihtiyacını karşılamak için tasarlanmıştır.

Sarnıçların iç kısımları, su sızdırmazlığını sağlamak amacıyla antik dönem horasan harcıyla sıvanmıştır ve bu sıvaların bir kısmı günümüzde de görülebilmektedir.

 

Konaklama ve Hizmet Birimleri:

Tapınağın çevresinde, dini törenler için gelen rahiplerin kaldığı veya adak eşyalarının saklandığı küçük oda kalıntıları mevcuttur. Bu yapılar genellikle dikdörtgen planlı ve basit taş işçiliğine sahiptir.

 

Çevre yollar ve patikalar;

Kastabos’u deniz kıyısındaki yerleşimlere (örneğin: Bybassos) bağlayan antik yolun kalıntıları, yer yer taş döşemeler şeklinde ormanlık alan içinde takip edilebilmektedir. Bu yollar, antik dönemde adak adayanların izlediği kutsal rotalardır.

Marmaris İnbükü Koyu-Emel Sayın Koyu

EMEL SAYIN KOYU-İNBÜKÜ KOYU:

Marmaris ilçe merkezine 28 km mesafede olan bu koy, masmavi denizi, tertemiz kumsalı ve yemyeşil ormanlarıyla görülmeye değer güzelliktedir.

Ormanın içinde yer alan doğal kaynak suyu içilebilir.

Özel araçla seyahat edenler için Marmaris’ten yaklaşık yarım saatlik bir yolculukla koya ulaşmak mümkündür. Toplu taşıma ile ulaşmak isteyenler, Marmaris merkezden hareket eden minibüslerle koyun yakınlarına kadar gelebilirler ve sonrasında kısa bir yürüyüşle koya varabilirler.

İnbükü Orman Kampı tabelalarını takip etmek, doğru yolda olduğunuzun işaretidir.

 

İsmin Hikayesi:

Koyun “Emel Sayın Koyu” olarak anılmasının ilginç bir hikayesi vardır. Rivayete göre, ünlü sanatçı Emel Sayın’ın gözlerine benzetilen turkuaz renkli denizi nedeniyle bu isim zamanla halk arasında benimsenmiştir. Sanatçının da koya olan hayranlığını çeşitli platformlarda dile getirmesiyle, bu ad daha geniş kitleler tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

Koyun eski adı olan “İnbükü” ise bölgede geçmişte sıkça  rastlanan yılan balıklarından gelmektedir.

 

Doğal Güzelliği:

Yemyeşil çam ormanlarıyla çevrili olan İnbükü Koyu, berrak denizi ve huzur dolu atmosferiyle ziyaretçileri adeta büyüler. Koy, hem günübirlik ziyaretler için hem de kamp yapmak isteyenler için ideal bir destinasyondur.

İnbükü Koyunun plajı, ince bir sahil görüntüsü verse de ormanlık alandan çıkınca göreceğiniz manzara karşısında büyüleneceksiniz. Birçok teknenin uğrak yeri olan bu koy, genelde durgun suralar ev sahipliği yapıyor.

İnbükü Koyu, adını, ayıların buraya çok geldiğinden dolayı almıştır. Doğası, muhteşem manzarası, masmavi tertemiz denizi, stresten ve gürültüden uzak kafa dinlemek için çok ideal bir koydur. Arkası orman ve havası çok temizdir.

 

 

Kamp Olanakları:

İnbükü koyunda kamp alanları mevcuttur. Çadır kampı yapabileceğiniz bu alanlarda duş, tuvalet, çamaşırhane, elektrik, yemekhane, kafeterya, büfe gibi ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz hizmetler sunulmaktadır. Ayrıca dağlardan gelen temiz kaynak suları içilebilir.

 

Dünyanın gözde durağı-Ünlü ziyaretçiler:

Zaman zaman dünyaca ünlü zenginlerin de uğrak noktası olan bu koy, mavi ve yeşilin buluştuğu manzarasıyla görenleri büyülüyor. Özellikle Microsoft’un kurucusu Bill Gates, 2021 ve 2022 yıllarında lüks yatı Lana ile Emel Sayın Koyuna demirlemiş ve koyun büyüleyici manzarasının tadını çıkarmıştır. Uzun bir süre bu koydan ayrılmayan Gates’in yatında 35 kişilik bir ekip bulunurken, yat personeline çiçek ve hediyeler gönderdiği de biliniyor.

WhatsApp ın kurucusu ve ortağı Jan Koum, 2024 yılında 40 milyon dolar değerindeki süper yatı Nebula ile koya demirlemiştir.

 
Marmaris-Datça Karayolu Orhaniye Köyü
 

ORHANİYE KÖYÜ

Marmaris-Datça karayolu; Marmaris ilçe merkezine 29 km uzaklıktadır.

Turgut’dan 2.5 km uzaklıktadır.

Marmaris merkezin yaklaşık 30 km güneybatısında yer alan Orhaniye, çam ormanlarının denizle buluştuğu huzurlu bir köydür. Marmaris merkezden kalkan dolmuşlarla veya özel araçla Marmaris-Datça yolunu takip edip Hisarönü ayrımından saparak yaklaşık 45 dakikada Orhaniye köyüne ulaşabilirsiniz.

Burası: Hisarönü körfezi kıyısındaki en önemli turizm merkezlerinden birisidir. Köy merkezi, kıyıdan 1.5 km içeridedir. Keçibük koyunda, kıyıda alçak alanlar tarıma ayrılmış, köyün Keçibük Mahallesi iç kısımda yamaca kurulmuştur.

Orhaniye koyu, Keçibük olarak tanınır. Rüzgara karşı korumalı olduğu için yat turizminde tanınmış bir koydur. 1988 yılında koyun girişine, özel bir yat yanaşma yeri yapılmıştır.

Turistler kısmen sular altında kalan kıyı oku üzerinde “su üzerinde” yürümektedirler. Bu jeomorfolojik oluşum ve gel-git olayı, ilginç bir turizm çekiciliği oluşturmuştur.

Çevredeki çam ormanlarının resmi, deniz suyuna vurur. Bu yüzden, buradaki deniz, buraya özgü bir renk alır.

Orhaniye’den tekne turları ile Hisarönü körfezini gezebilirsiniz.

Orhaniye köyü girişinde, Keçibük’ü mevkiinde bulunan Martı Marina ve otel tesislerinin yanında: bir manastır kalıntısı bulunmaktadır. Tesislerin bahçesindeki mozaikleri mutlaka görünüz.

Marmaris-Datça Karayolu Kız Kumu
 

ORHANİYE KOYU

Marmaris-Datça karayolu; Orhaniye koyu: dar ve uzun bir koydur. Genişliği 500-1000 metre ve uzunluğu ise 3000 metredir.

Etrafını saran dağlar sayesinde rüzgardan korunur. Bu özelliğiyle deniz her zaman sakin, durgun ve bir çarşaf gibi pürüzsüzdür. Köyün çevresi asırlık çam ve çınar ağaçlarıyla kaplıdır. Deniz kenarındaki restoranlarda yemek yerken bu yeşil manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.

Koyda kuzeyden güneye doğru 400 metre uzunluğunda ve 25 metre genişliğinde uzanan kıyı oku (Kız kumu) günlük gel-git olaylarından etkilenmekte, sabahtan öğlene kadar su altında kalıp, öğleye doğru su üzerine çıkmaya başlamaktadır.

 

MARTI MARİNA:

Bölgenin en büyük marinalarından biri olan Martı Marina, Orhaniye’dedir. Bu nedenle koy, mavi yolculuğa çıkan yatların ve yelkenlilerin en sevdiği uğrak noktalarından biridir.

 

KONAKLAMA

Büyük otellerin aksine, burada daha çok butik pansiyonlar, apartlar ve doğa ile iç içe kamp alanları vardır.

 

TARİH VE KÜLTÜR:

Bybassos antik kenti kalıntıları, köyün hemen arkasındaki Hisartepe’de yer alır. Köy halkı geleneksel yaşam tarzını sürdürmekte olup taze bal, zeytinyağı ve yerel otlar köy pazarında bulunabilir.

 

KIZKUMU PLAJI  

Evet, denizin ortasındaki sığlık aşırı ilgi çeker. Bu sığlık kırmızı kumdan oluşur ve karadan başlayıp koyu ikiye böler.

Yaklaşık 600 metre uzunluğunda ki bu sığlık üzerinde yürüyen insanlar, ayak bileklerine kadar gelen su yürürken, sanki denizin ortasında yürüyormuş gibi bir algı yaratır. Kızkumu yolunun genişliği birkaç metredir. Yolun her iki tarafı ise aniden derinleştiği için koyu mavi bir renk alır. 

 

KIZKUMU EFSANESİ:

Burası hakkında anlatılan bir efsane vardır.

Bybassos kralının kızı: bölgeye gelen korsanlardan kaçmak için denize doğru ilerler. Yüzme bilmediği için ceplerine doldurduğu kumları, karşı kıyıya ulaşmak için denize serper. Ancak karanlıkta yolunu kaybettiği ve kumları da bittiği için boğularak ölür.

Ertesi gün sabahında, denizin ortasında bu kumdan kanalın varlığını görenler şaşırır ve bu yüzden plajın ismi “Kız kumu” olmuştur.

Ancak bu efsane “Bybassos kralının kızı güzel prenses ile bir balıkçı arasındaki aşk hikayesi olarak da dillendiriliyor.

Anlatılanlara göre: sevgilisine kavuşmak isteyen bir genç kız, eteğine kum doldurarak denizin ortasından yol yapmaya çalışır, ancak kumları bitince boğulur. Bugün kum yolunun bittiği noktada bu efsaneyi temsil eden bir heykel bulunmaktadır.

Evet, burası antik dönemde de stratejik bir öneme sahiptir. Sığ yapısı nedeniyle gemilerin manevra alanlarını belirleyen doğal bir sınır işlevi görmüş olabilir.

Sizde burayı ziyaret ettiğinizde, mutlaka bu deniz üstünde yürüme etkinliğini yapın. Uzaktan bakıldığında insanlar denizin tam ortasında suyun üstünde yürüyor gibi görünürler.

Yürüyüş yolunun sonunda, koyun ortasındaki küçük ada ve üzerindeki antik kale kalıntıları görülür.

Gerçekte ise, burayı izah eden jeologlar: binlerce yıllık jeolojik süreçte oluşan bir doğa olayı olarak tanımlıyorlar.

 

KIZKUMU HEYKELİ

Heykel, sığ olan kum yolunun bittiği ve denizin aniden derinleştiği noktaya yakın bir yerde bulunur. Bu konum, efsanedeki prensesi kumların bittiği ve denizde kaybolduğu yeri işaret eder.

Heykel efsaneye konu olan Bybassos Kralının kızı prensesi temsil eder. Elinde eteğini tutar vaziyette betimlenen bu figür, sevgilisine kavuşmak için denize kum saçarak yol açmaya çalışan prensesin o son anlarını simgeler.

 

KALE ADASI-KORSAN ADASI

Koyun tam ortasındaki bu küçük ada, yerel halk arasında genellikle Kale Adası olarak adlandırılır.

Ada sarp ve kayalık bir yapıya sahiptir. Üzeri maki türü bitkiler ve yer yer zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Adada yüzlerce tavşan yaşıyor. Tavşanların buradaki geçmişinin 2009 yılına dayandığı kaydediliyor. Bu tarihte, adaya giden bir kişi buraya, ikisi dişi, ikisi erkek 4 evcil tavşan bırakmış, hızla üreyen tavşanların sayısı birkaç yıl içinde 500 civarına ulaşmıştır. Ancak seyrek maki örtüsünden başka bitkisel zenginliği bulunmayan adadaki besin kaynakları yetmez hale gelip, bazılarının açlık ve susuzluktan ölmeye başlamasıyla tavşanların sayısındaki artış düşmüştür.

Adanın en yüksek noktasında, antik dönemden kalma ve Ortaçağ (Bizans) döneminde de kullanılmış olan bir kale kalıntısı vardır.

Bu kale, koyun girişini kontrol etmek ve ana yerleşim olan Bybassos u denizden gelebilecek korsan saldırılarına karşı korumak için bir gözetleme kulesi işlevi görmüştür.

Son bir not, adaya sadece Kızkumu üzerinden değil, teknelerle de gitmek mümkün. Tekne yolculuğu sadece 2-3 dakika sürüyor.

Kalenin duvarlarında yerel moloz taşlar ve horasan harcı kullanılmıştır. Günümüzde surların bir kısmı yıkılmış olsa da, ana yapı hatları halen seçilebilmektedir.

Ada üzerinde kale dışında, askerlerin barınması veya malzeme depolanması için kullanılmış küçük oda temelleri ve su ihtiyacını karşılamak için kayaya oyulmuş sarnıç izleri mevcuttur.

Evet Bu ada Orhaniye koyuna giren tüm teknelerin görüş alanındadır. Antik dönemde bu stratejik nokta, Hisartepe deki ana kent (Bybassos) ile görsel ileşitim (ateş veya dumanla haberleşme) kurabilecek bir konumdadır.

 

KEÇİBÜKÜ MEVKİİ:

Keçibükü, Kızkumu’nun hemen yanıbaşındadır. 

Keçibükü, korunaklı yapısı sayesinde yılın büyük bölümünde dalgasız, adeta bir havuz durgunluğunda bir denize sahiptir. Suyun berraklığı, dibindeki kumları ve balıkları izlemeye imkan tanır. Derin ve sakin yapısı nedeniyle sadece yüzmek isteyenleri değil, yatçıların ve yelken tutkunlarının da favori duraklarından  birisidir. 

Sahil boyunca denize sıfır konumlandırılmış butik oteller, pansiyonlar ve kaliteli deniz ürünleri sunan restoranlar bulunur. Akşam yemeklerinde masaların neredeyse denizin içine kurulduğu mekanlar oldukça yaygındır. 

Sahil şeridinden orman içine doğru uzanan yollarda yürüyüş yaparak körfezin o eşsiz turkuaz manzarasını tepeden seyredebilirsiniz. Işık kirliliğinin az olması sayesinde, gece iskelede oturup yıldızları izlemek Keçibükü’nün en klasik aktivitelerinden biridir. 

 
Marmaris-Datça Karayolu Bybassos

BYBASSOS:

Önce ulaşım: Marmaris-Bozburun yolu üzerinde, Orhaniye köyü girişinden tepeye doğru yaklaşık 1 km lik bir tırmanış ile kalıntılara ulaşılabilir.

Akropolis tepesine ulaştığınızda sizi Hisarönü Körfezi ve Kızkumu’nu kuşbakışı gören muazzam bir manzara karşılar.

Tepeye doğru çıkarken, yol kenarındaki antik döneme ait kaya mezarları ve sarnıç kalıntılarıyla karşılaşmanız mümkündür.

 

Şimdi gelelin Bybassos şehrini anlatmaya:

Hisartepe üzerinde olan Bybassos antik kenti, antik dönemde Karya Chersonesos (Yarımada) Birliğinin önemli üyelerinden biriydi.

Bybassos, günümüzde Kızkumu’nun hemen üzerindeki tepede, Orhaniye Köyünün yamacına kurulmuştur.

Antik dönemde bir liman kenti olan yerleşim, hem körfeze hakim stratejik konumu hem de deniz ticaretiyle öne çıkmıştır.

 

Tarihsel önemi:

Ünlü tarihçi Heredotos, Knidos topraklarının Bybassos Yarımadasından başladığını belirterek kentin coğrafi önemine değinmiştir.

Bybassos, Rodos’un anakaradaki önemli demoslarından (yerleşim birimi) biri olarak hem mermer ticareti hem de liman hizmetleriyle refah seviyesi yüksek bir yerleşimdi.

 

MİMARİ KALINTILAR VE ÖNEMLİ YAPILAR

 

Sur duvarları:

Kentin Akropolü (Yukarı Şehir) çevreleyen sur kalıntıları, ormanlık arazi içinde dağınık bir şekilde görülebilir. Özellikle Orhaniye sırtlarındaki Hisartepe’nin zirvesine doğru daha yoğunlaşır.

Tepenin alt kısımlarında ve bazı temel bölümlerinde, büyük taş blokların harçsız bir şekilde birbirine geçirilmesiyle oluşturulan eski duvar işçiliği fark edilir. Daha düzenli kesilmiş taşların kullanıldığı bu evre, kentin refah dönemindeki savunma hattını temsil eder. En üst noktada ve yer yer eski surların üzerine eklenen, moloz taş ve kireç harcıyla örülmüş daha geç dönem savunma yapıları bulunur. Bu bölümler, genellikle kale olarak adlandırılan iç kaleyi yani Akropolisi oluşturur.

Evet sur duvarları, Orhaniye Körfezini ve Kızkumu nu tamamen görecek şekilde stratejik bir noktada inşa edilmiştir. Bu sayede denizden gelebilecek herhangi bir tehlike önceden gözlenebiliyordu.

 

Kale-Akropolis ve Kuleler:

Zirveye yakın bölgede, savunmayı güçlendirmek için yapılmış kule benzeri çıkıntılar ve burç kalıntıları vardır. İç kale kısmında, sur duvarlarına bitişik inşa edilmiş gözetleme noktaları ve depo alanları olarak kullanıldığı düşünülen küçük mekanların temelleri seçilebilmektedir.

 

Orhaniye Adasındaki kale:

Kıyıya yakın küçük ada üzerinde de Bybassos ile bağlantılı, genellikle Ortaçağ-Bizans dönemine tarihlenen bir kale kalıntısı vardır. Bu yapı, ana kentin deniz güvenliğini tamamlayan bir ileri karakol işlevi görüyordu.

 

Kastabos (Kutsal Alan) İlişkisi;

Kastabos’taki Hemithea Tapınağı, aslında Bybassos territoriumuna (topraklarına) aittir. Bybassos halkı, kutsal törenler için tepedeki bu tapınağı kullanıyordu.

Kastabos’un idari yönetimi, finansmanının kontrolü ve oradaki dini törenlerin organizasyonu doğrudan Bybassos kenti tarafından yürütülüyordu.

Bybassos halkı, sağlık ve şifa tanrıçası Hemithea ya tapıyordu. Bybassoslular, yılın belli dönemlerinde düzenlenen büyük festivaller ve kurban törenleri için deniz kıyısındaki kentlerinden ayrılarak Eren Dağı nın tepesindeki Kastabos a tırmanırdı. Bu iki nokta arasındaki antik yol, bir nevi Kutsal Yol işlevi görüyordu.

 

Liman ve Deniz Yapıları:

Bugün kıyıdan yaklaşık 300 m içeride, tarlaların altında kalan antik liman kalıntıları, jeomanyetik ölçümlerle tespit edilmiştir.

Bu liman, antik dönemde Rodos ile Anadolu arasındaki şarap, zeytinyağı ve kereste ticaretinin önemli duraklarından biriydi.

Deniz kenarında ise bir kiliseye ait olabilecek mimari parçalar ve dairesel planlı Bizans yapıları mevcuttur.

 

Orhaniye Adası (Kale adası) ve Deniz savunması:

Koyun ortasında yer alan küçük ada, deniz trafiğini kontrol etmek için bir karakol görevi görüyordu.

Ada üzerinde Bizans ve Orta çağ dönemlerine tarihlenen küçük bir kale ve gözetleme kulesi kalıntısı bulunur. Bu yapı, limana giren gemileri denetlemek ve korsan saldırılarına karşı önlem almak amacıyla kullanılmıştır.

Adanın çevresinde ve kıyı şeridinde, suyun çekildiği zamanlarda fark edilen taş sıraları, antik dönem dalgakıranlarına veya yanaşma yerlerine ait temel taşlarıdır.

 

Kıyıdaki yapılar:

Deniz kenarında, muhtemelen limana gelen denizcilerin ibadet etmesi için inşa edilmiş yapıların kalıntıları mevcuttur. Kıyıda, denize çok yakın bir noktada bir kiliseye ait mozaik parçaları ve sütun kaideleri bulunmuştur. Bu yapılar, kentin Bizans döneminde de denizcilik açısından aktif bir merkez olduğunu kanıtlar.

 

 

Marmaris-Datça Karayolu Selimiye Köyü
 

SELİMİYE KÖYÜ

Marmaris-Datça karayolu; Marmaris ilçe merkezine 43 km uzaklıktadır.

Selimiye köyü: Orhaniye köyüne 10 km ve Turgut ayrımına 7 km uzaklıktadır. Marmaris ilçe merkezine ise 25 km uzaklıktadır. Hisarönü körfezinin en güzel sahillerinden birisidir. Köy merkezi deniz kıyısından 1.5 km içeridedir. Selimiye köyü, yamaç ve kıyı arasında yayılmıştır. Köyün kızıl mahallesi iç kısımdadır.

Selimiye köyü, MÖ 600 yıllarında kurulmuş Hydas antik yerleşimine yakın bir yerde olduğu için “Hidas” olarak isimlendirilmiş, Bizans döneminde ise “Lostra” ismini almıştır.

Burası 1391 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır.  

Yerleşim yeri: Osmanlı Sultanlarından, I Selim’in ismini almıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra ise, köy bugünkü yerleşim yerine kaymıştır.

Girit kökenli Türklerin yerleştiği bir köy olmasına rağmen, aslında burada genelde Türkmen Yörük kültürü hakimdir. Havadaki oksijen bolluğu nedeniyle, köyle 100 yaşını geçmiş çok sayıda kişi yaşamaktadır.

Marmaris-Datça Karayolu Selimiye Köyü
 

Küçük bir balıkçı kasabası iken, popüler bir turizm merkezi olmuştur. Ancak beton seviyesi artmış olmasına rağmen, yöre halkının köylerinde büyük otel inşasına izin vermemeleri nedeniyle hala sakin atmosfer devam etmektedir.

Ancak yine de özellikle denize yakın yerlerde yani 500 metrelik sahil şeridinde, birçok butik otel, pansiyon, kafe, market, restoran ve hediyelik eşya satan yerler doludur.

Evet, sonuç, bugün, Selimiye köyü, yeşillikler içindeki konumuyla ilgi çekmeyi sürdürüyor.

Peki deniz nasıl denirse: deniz kıyısındaki köyün denizi genellikle durgun ve oldukça temizdir. Ancak kumsalı yoktur yani Selimiye içinde denize girilemiyor. Selimiye köyü ülkemizin en önemli yat limanı duraklarından birisi olarak kullanılıyor. Selimiye köyünde denize girmek için 2 km uzaklıktaki “Sığ Liman” bölgesine gitmek gerekiyor.

Marmaris-Datça Karayolu Selimiye Koyundaki kale
 

Selimiye koyundaki kale

Günümüzde Selimiye koyunun tam ortasındaki küçük ada üzerinde minik bir kale görülmektedir.

Eskiden bu kalede bulunan kişi veya kişiler, boğazdan giren gemileri gören kişi, bu kaleden ateş yakarak asıl şehrin bulunduğu yukarı kesime haber gönderirmiş. Yani bir anlamda, şehrin ilk güvenlik noktası olarak kullanılmıştır.

 

HYDAS

Hydas antik şehri, Selimiye koyunda (Kamışlı koy) kurulmuştur.

Hydas antik kenti, denizden yaklaşık 100 metre uzakta ve 270 metre yükseklikteki tepede kurulmuştur.

Tepe: Aşağı Kale ve Yukarı Kale diye iki kısımdan oluşmaktadır.

Akropolis de bu tepededir.

Antik kent kalıntıları arasında: bir gözetleme burcu, deniz feneri, manastır ve tiyatro bulunmaktadır.

Gözetleme burcu, Hydas’a 3 km uzaklıkta sahildedir. Burç üzerinde birkaç mezar vardır.

Bölgedeki batıklardan çıkarılan tarihi kalıntılar ise, günümüzde Bodrum Müzesinde sergilenmektedir.

Selimiye ve çevresinde, Hydas antik kentine ait 3 kale kalıntısı bulunmaktadır.

Birinci kale kalıntısı:

Selimiye’nin en yüksek tepesindedir.

İkinci kale kalıntısı:

Sarıkaya tepesindedir.

Üçüncü kale kalıntısı:

Kızılköy Mahallesindeki “Asarkale” dir.

 

 

BOZBURUN BATIĞI

Serçe Limanı Cam Batığı olarak da isimlendirilir.

Bozdurun yarımadası açıklarında, özellikle Serçe Limanı mevkiinde bulunan bu batık, dünya su altı arkeolojisi açısından devrim niteliğinde bir keşiftir.

“Cam batığı” olarak da bilinen bu buluntu, bölgenin antik dönemdeki ticari ağlarını anlamaya yardımcı olan en önemli buluntulardan biridir.

Batık, 1970’li yılların sonunda su altı arkeologları tarafından gün ışığına çıkarılmıştır.

 

Serçe Limanı:

Serçe Limanı, Bozdurun’un güney ucunda yer alan, fırtınalara karşı son derece korunaklı doğal bir limandır. Ancak girişi dar ve kayalık olduğu için tarih boyunca birçok gemiye mezar olmuştur. Bölge, bugün de mavi tur teknelerinin en sevdiği duraklardan biridir.

 

 

Tarih ve Köken:

Batığın MS 1025 yılı civarına, yani Bizans dönemine ait olduğu anlaşılmıştır.

Geminin Suriye kıyılarından (muhtemelen Fatimi halifeliği topraklarından) kalkıp Bizans topraklarına ve hatta başkent Konstantinopolis’e (İstanbul)  doğru yol aldığı düşünülmektedir. Yapılan karbon-14 testleri ve gemide bulunan Fatimi sikkeleri sayesinde bu tarihlendirme yapılmıştır.

 

Kargonun önemi:

Geminin en dikkat çekici yükü, yaklaşık 3 ton ağırlığındaki ham cam ve kırık cam parçalarıdır.

Bu camların, geri dönüştürülmek üzere taşındığı veya o dönemdeki cam endüstrisinin hammadde ihtiyacını karşıladığı bilinmektedir.

Ayrıca içinde binlerce sağlam cam kap (tabak, kadeh, şişe) bulunmuştur. Bunlar camın bir boru yardımıyla üflenerek şekillendirildiği “serbest üfleme” ve “kalıba üfleme”  tekniklerinin zirvesini temsil eder.

 

 

İslam sanatı izleri:

Batıktan çıkarılan eserler, Orta Çağ İslam cam sanatının en nadide örneklerini sunar.

Bu buluntular, o dönemdeki teknoloji ve estetik anlayışın ne kadar gelişmiş olduğunu gösterir.

 

Gemi yapısı:

Geminin kendisi de arkeolojik olarak çok değerlidir.

Gövde yapısı, antik gemi inşa tekniklerinden modern tekniklere geçişin (önce iskelet kurma yöntemi) erken örneklerinden birini temsil eder.

 

Gemide bulunan kişisel eşyalar:

Mutfak: Geminin arka kısmında (kıç tarafı) bir mutfak alanı tespit edilmiştir. Burada yemek pişirmek için kullanılan bakır tencereler, seramik tabaklar ve hatta o dönem yenen meyvelerin çekirdekleri (üzüm, incir, zeytin) bulunmuştur.

Silahlar: Mürettebatın kendisini korsanlara karşı korumak için kullandığı ok uçları ve mızraklar gün yüzüne çıkarılmıştır.

Satranç ve Tavla: Gemideki denizcilerin vakit geçirmek için kullandığı kemikten yapılmış oyun taşları, bin yıl önceki sosyal yaşamın bir parçasıdır.

 

Günümüzde nerede sergileniyor.

Serçe Limanı batığından çıkarılan tüm eserler ve geminin restore edilmiş gövdesi, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi bünyesindeki özel bir salonda (Serçe Limanı Cam Batığı Salonu) sergilenmektedir.

Müzedeki bu bölüm, dünyada türünün en önemli sergilerinden biri kabul edilir.

Marmaris-Datça Karayolu Sedir Adası
 

SEDİR ADASI

Marmaris-Datça karayolu; Marmaris merkeze 16 km uzaklıkta Çamlı köyü yakınlarındadır.  Buradaki iskeleden kalkan dolmuş teknelerle yaklaşık 20 dakikalık bir yolculukla adaya ulaşılır. Ayrıca Marmaris ve Akyaka’dan kalkan günübirlik tekne turları da adada mola verir. 

Ada bir ören yeri statüsündedir ve bu yüzden adaya giriş ücretlidir. 

Evet, Gökova körfezinde bulunan Sedir adası, hem büyüleyici efsanesi hem de dünyada eşine az rastlanır altın sarısı kumsalıyla bölgenin en popüler duraklarından birisidir. Adada temel ihtiyaçları karşılayacak bir büfe, şezlong alanları ve soyunma kabinleri vardır. Ancak doğal dokuyu korumak adına plajın hemen üzerine yapı inşa edilmemiştir. Halk arasında Kleopatra Adası olarak da bilinen bu ada, doğal güzelliği ve antik kalıntıları bir arada sunar. 

Yılda ortalama 200 bin kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

 

Marmaris-Datça Karayolu Sedir Adası
 

Burası: antik Kedrai-Cedrae şehri ve Kleopatra Plajı ile tanınmaktadır.

 

Marmaris-Datça Karayolu Cedrae Antik Kenti
 

Ayrıca: adada “Cedrae” antik kentine ait şehir duvarları yani sur duvarları ve antik tiyatro kalıntıları bulunuyor.

Ada, 1’nci derece Arkeolojik ve 1’nci derece doğal sit alanı olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Aynı zamanda özel çevre koruma bölgesidir.

Bu arada, Sedir adası tek değil, ada antik kalıntılarla dolu, üçlü bir ada gurubunun en büyük adasıdır. Diğer adalar: yani Sedir adasının hemen yakınındaki Orata Adası ve Küçük ada, Kedrai kent yerleşimine aittir ve bu adalarda da az sayıda da olsa antik döneme ait kalıntılar görülebilmektedir.

Marmaris-Datça Karayolu Kleopatra Plajı
 

Kleopatra Plajı

Adanın kuzey batısında küçük bir koy ve plaj bulunuyor. Burası ünlü altın sarısı kumsalı ve berrak suları ile Kleopatra Plajıdır. Adanın kuzey kıyısındaki küçük koyda bulunan bu plaja ulaşmak için yaklaşık 10-15 dakikalık, antik kalıntılar arasından geçen keyifli bir patika yolu takip etmeniz gerekir.

Mitolojiye göre: Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın isteği üzerine sevgilisi Romalı General Marcus Antonius tarafından Mısırdan getirilen altın sarısı kumlar adanın plajını oluşturmaktadır.

Bu altın sarısı kumlar, adaya MÖ 69 ile MÖ 30 yılları arasında getirilmiştir. Romalı General Antonius, evlendikten sonra Kleopatra’yı balayı için buraya getirmiştir. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi, buraya gelmeden önce, Kraliçenin isteği doğrultusunda, buraya Mısır’ın İskenderiye şehrinden 60 büyük gemiyle çapları 1 milimetreden daha küçük ve her tanesi aynı büyüklükte olan kumlar getirilmiştir.

Marmaris-Datça Karayolu Kleopatra Plajı
 
Bilimsel Gerçek:

Kumlar aslında oolitik kalker kristalleridir. Her biri aynı boyutta ve küresel yapıdadır. Kum taneleri yaklaşık 1 mm çapında, pürüzsüz ve küre şeklindedir. Su altındaki kalsiyum karbonatın bir çekirdek etrafında katmanlar halinde birikmesiyle oluşurlar. Bu kumlar sodalı suda çoğalma özelliğine sahiptir. Ateşte yanmazlar ve büyüteçle bakıldığında minik incileri andırırlar. 

Dünyada sadece Mısır ve bu adada bulundukları bilinmektedir. 

Bu yüzden kumların adadan dışarı çıkarılması kesinlikle yasaktır ve plaja terlikle girilmesine dahi izin verilmez. Hatta güneş yağı ile kuma yatmak veya plajdan ayrılırken kumları temizlemeden çıkmak kesinlikle yasaktır. Bu nedenle plaj girişinde duşlar bulunur. 

Denize girmek isteyenler, plajın çevresindeki ahşap iskeleyi kullanıyorlar. Özel kumların çevresi, bir kum tepesi ile yan ve arkadan kapatılmış, deniz yönünde ise yine bir halat çekilmiştir, denize girmek isteyenler bu kumlara basmadan kıyıdan veya iskeleden denize giriyorlar.

Bölge hem güvenlik görevlileri hem de kameralar tarafından sürekli izlenir. Şüpheli durumlarda veya ihbar üzerine adadan ayrılan teknelerde ve ziyaretçilerin çantalarında arama yapılabilmektedir. 

Kumların açık rengi ve suyun berraklığı birleşince, deniz Maldivleri andıran parlak bir turkuaz renge bürünür. 

Plaj oldukça sığdır, metrelerce ilerleseniz bile su seviyesi bel hizasını pek geçmez. Bu da çocuklu aileler için ideal bir ortam sunar.  

Evet sonuç olarak, burayı ziyaret edenlere hatırlatmakta yarar var, hani olur da yanınıza bir avuç dahi kum alıp ada dışına çıkarmak istediğinizde yakalanırsanız yüklüce bir para cezası ödemek zorunda kalırsınız.

 

KEDRAİ-CEDRAE

Ada sadece plajdan ibaret değildir. Üzerinde Cedrae (Sedir) antik kentine ait önemli kalıntılar bulunmaktadır. Cedrae ismi Yunanca “Sedir ağaçları” anlamına gelen “Kedriai” den gelir. 

Türk döneminde “Şehiroğlu” diye adlandırılan ada, günümüzde “Sedir” olarak isimlendiriliyor. Adanın ismi Sedir ağacından gelse de bugün adada Sedir ağacı yoktur. Sedir ağacı, özellikle gemi omurgası yapımında kullanılan oldukça dayanıklı bir ağaç türüdür. Yaklaşık 800 metrelik bir kıyı uzunluğuna sahip adanın yanı başında Orata Adası ve Küçük Ada bulunmaktadır.

Tarihsel gelişimi MÖ 6’ncı yüzyıla kadar giden ada, Karia bölgesinin önemli bir kenti olarak kurulmuştur. Hatta, bazı kaynaklara göre, Karia krallık aileleri, yazları bu adada geçirirlermiş. MÖ 454-428 yılları arasında Karia birliğine katılan kent, daha sonra Attika-Delos Deniz birliğine girer.

Sonrasında ise, Rodos’a bağlanmış ve Rodos karşı yakasının en önemli kentlerinden birisi olur.

MÖ 5 yüzyılda Pers tehlikesine karşı kurulan Delos Deniz Birliğine üye olmuş ve birliğe vergi ödemiştir. Bu, kentin o dönemdeki hatırı sayılır bir ekonomik güce sahip olduğunun kanıtıdır. 

Cedrae tarihinin en dramatik olayı, Atina ve Isparta arasındaki büyük savaş sırasında yaşanmıştır. Ispartalı general Lysandos, MÖ 405 yılında adayı kuşatmıştır. Atina tarafını tutan Cedrae halkı direnmeye çalışmışsa da kent düşmüştür. Tarihçi Ksenofon’un aktardığına göre, Lysandros kenti ele geçirdikten sonra halkın bir kısmını köleleştirmiş ve kenti ağır bir yıkıma uğratmıştır. Ancak stratejik önemi nedeniyle kent kısa sürede tekrar toparlanmıştır.

MÖ 4 yüzyıldan itibaren Cedrae, Rodos Peraia’sı olarak adlandırılan bölgenin en önemli parçalarından biri haline gelmiştir. İdari olarak Rodos’a bağlanmış ve adanın savunma zincirinin kuzey kulesi işlevini görmüştür.

Bugün adada görülen görkemli tiyatro, Apollon Tapınağı ve güçlü sur sisteminin büyük kısmı bu dönemde inşa edilmiş veya modernize edilmiştir.

Roma İmparatorluğunun bölünmesinden sonra Bizans hakimiyetine giren kentte, pagan inancının yerini Hıristiyanlık almıştır. Apollon Tapınağının üzerine büyük bir bazilika inşa edilmiş, kent bir piskoposluk merkezi olarak önemini bir süre daha korumuştur.

Arap akınları ve deniz ticaret yollarının değişmesiyle kent zamanla önemini yitirmiş, orta çağdan sonra tamamen terk edilerek bugünkü sessiz halini almıştır.

 

GÜNÜMÜZE KALAN ANTİK KALINTILAR:

Adadaki yerleşim, adayı ikiye ayıran kıstakın doğu tarafında oluşmuştur. Şehrin kutsal alanları, tiyatrosu, konut, liman ve diğer pek çok sivil ve askeri yapı, surlarla çevrili doğu bölümde oluşmuştur.

Evet, tarihi süreçte, Gökova körfezine hakım konumdaki Kedrai kenti, anakaraya yakın ama aynı zamanda güçlü surlarla çevrelenmiş ve sadece denizden ulaşılabilen konumu ile daima önemli bir şehir olmuştur.

 

ANTİK TİYATRO:

Adanın doğu kısmında, yaklaşık 2500 kişi kapasiteli, denize bakan muhteşem bir antik tiyatro vardır. Bu, kentin o dönemdeki nüfusuna ve bölgesel önemine dair önemli bir göstergedir.

Tiyatro, Anadolu’daki birçok antik tiyatro gibi doğal bir yamaca yaslanmıştır. Oturma sıraları büyük oranda ayaktadır ve kireçtaşından inşa edilmiştir.

Tiyatro, Gökova körfezinin muhteşem manzarasına hakim bir noktada konumlanmıştır. Antik dönemde seyirciler oyun izlerden aynı zamanda denizin ve karşı kıyıların (Kıran dağları) eşsiz görüntüsünü de görebiliyorlardı.

Karya bölgesinin bu sarp kıyısındaki en sağlam tiyatrolardan biridir.

Tiyatrodan yukarıya doğru yüründüğünde, kentin Agorasına ve tapınak temellerine ulaşılır.

Onurlandırma yazıtı: “Kedrailerin demos’u Teisios Theudamos’u, altın bir çelenk ile ve bronz bir heykel ile ve Kadreia’da düzenlenen oyunlarda önde oturma hakkı ile onurlandırıldı, erdemi ve Kedraia kentine karşı hep sahip olduğu iyi niyet nedeniyle” Evet bu yazıtı görebilirsiniz.

APOLLON TAPINAĞI-CEDRAE APOLLON KUTSAL ALANI:

Adanın en yüksek noktasında, tiyatronun hemen üst kısmındaki düzlükte yer alan bu tapınak, kentin baş tanrısına adanmıştır. 

 

Mimari Stil;

Tapınak, klasik Dor düzeninde inşa edilmiştir. Günümüze temel kalıntıları ve bazı sütun parçaları ulaşmış olsa da yapının devasa boyutları hala seçilebilmektedir.

 

Stratejik konum:

Tapınağını bulunduğu teras, tüm Gökova Körfezine hakim bir noktadadır. Antik dönemde gemiciler, kıyıya yaklaşırken bu görkemli yapıyı uzaktan görebiliyorlardı.

 

Hıristiyanlık dönemi dönüşümü:

Birçok antik yapıda olduğu gibi, Bizans döneminde Apollon Tapınağının taşları ve temelleri üzerine büyük bir bazilika inşa edilmiştir. Bugün alanda hem antik pagan döneminin hem de erken Hıristiyanlık döneminin iç içe geçmiş izlerini görebilirsiniz.

 

ANTİK SURLAR VE SAVUNMA SİSTEMİ:

Tiyatronun bulunduğu alan, kenti çevreleyen surların hemen içinde yer alır.

Kentin ticari merkezi olan agora ve adayı çevreleyen surların kalıntıları günümüzde de görülebilmektedir.

Adanın çevresini dolaşan surlar, yer yer kare ve yuvarlak planlı kulelerle güçlendirilmiştir.

Bu kuleler, denizden gelebilecek korsan saldırılarını önceden fark etmek için gözlem noktası olarak kullanılıyordu.

Surların inşasında isodomik denilen, taşların son derece düzgün kesilip üst üste dizildiği, kaliteli bir taş işçiliği görülür. Bu, kentin ekonomik gücünün bir göstergesidir.

Adanın anakaraya bakan güney kısmında, antik limanı koruyan özel sur uzantıları bulunur.

Gemiler bu korunaklı alana sığınarak güvenli yüklerini boşaltıyordu.

 

 

Marmaris-Datça Karayolu Kedrai Tiyatrosu
 

AGORA VE SİVİL YAPILAR:

Tiyatro ve tapınak arasındaki alanda kentin kalbi sayılan Agora yani Pazar yeri kalıntıları bulunur.

Burada antik dönemde ticaret yapılıyor, meclis kararları halka duyuruluyordu.

Çevredeki sarnıç kalıntıları ise adanın su ihtiyacının yağmur suları depolanarak nasıl karşılandığını göstermektedir.

 

Marmaris-Datça Karayolu Boncuk Koyu
 

BONCUK KOYU-BONJUK KOYU

Marmaris-Datça karayolu; Marmaris ilçe merkezine 47 km uzaklıktadır.

Buranın en büyük özelliği, Gökova bölgesinde Sedir adasından sonra en güzel sahile sahip olmasıdır. Turizmciler, Türkiye’de görülmeye değer en güzel 100  doğa cenneti arasında, burayı da gösteriyorlar.

Çamlık köyüne 9 km uzaklıktadır. Gökova körfezinin sol tarafında kalmaktadır. Koyun bulunduğu yere giriş ücretlidir. Burada çadır kurma imkanı bulunmaktadır.

Neden koya Boncuk ismi verilmiştir? Çünkü minik çakıllar, suyun içinde boncuk gibi görünüyor. Yani su oldukça berraktır. Hatta su altındaki görüş mesafesinin 20 metre civarında olduğu söyleniyor.

Ancak deniz kayalık ve genelde dalgalıdır.

Marmaris-Datça Karayolu Boncuk Koyu
 

Sahilde; Palmiye ağaçları ve bir dinlenme tesisi bulunmaktadır. Sahile yani Boncuk koyuna girebilmek için bu özel mülkün içinden geçmek gerekiyor.

Buradan geçmek ücrete tabidir. Bu tesiste az sayıda oda var. Ziyaretçiler ister bu az sayıdaki odalarda veya isterlerse kamping alanında kalabiliyorlar.

Ancak işletme görevlileri canları istediğinde, kapıyı kapatıyorlar ve hatta kapının önüne köpek koyarak kişilerin geçmesini engelliyorlar.

Hatta buraya girmek için gelen kişilerin, daha önce buraya gelmiş kişilerin referans olmasını istiyorlar gibi saçma uygulamalar bulunuyor.

Bu tesisin hemen yanında, küçük bir antik kalıntı görülebilir.

Marmaris-Datça Karayolu Boncuk Koyu Kum Köpekbalıkları
 

Boncuk koyu ve Karaburun arasındaki bölge

Kum köpek balığı, büyük boyutludur ve ağızları kapalıyken bile, keskin dişleri belli olmaktadır. Balığın hantal gövdesi ve keskin sivri bir başı vardır. Buna rağmen son derece iyi bir yüzücüdür. Boyları 3.5 metreye kadar çıkabilir.

Ağırlığı ise 158 kilo olabiliyor. Oldukça becerikli bir avcıdır ve genellikle avlanmak için geceleri seçer. Yüzeye gelip hava yutan tek köpek balığı türü olarak bilinir.

Genellikle kıyıya yakın alanlarda, kum yüzeyinde görülürler. Bu yüzden bunlara “Kum köpekbalığı” ismi verilmiştir.

Burası; Kumsal Köpek balıklarının (sandbar sharks) Akdeniz’de bilinen ve gözlemlenen tek üreme alanıdır. Kumsal köpekbalıkları 2 metreye kadar büyüyebilir. Buradaki köpekbalıklarının saldırgan olmadığı söyleniyor.

Kayıtlara göre tek saldırı, 1900’lü yıllarda Sicilya’da olmuş ve köpekbalıklarının saldırısı sonucu 22 kişi ölmüştür. Leylak renkli Sandbar Sharks da denen bu köpekbalıkları burası haricinde bir de ABD Atlantik kıyılarında Chesapeake koyunda ürüyorlarmış.

Bunları izlemek için: buraya geldikleri Mayıs-Kasım ayları arasında, burada dalış turları düzenlenmektedir. Niye buraya geldikleri bilinmiyor. Sadece kayaların altında onları çeken bir şey olduğu tahmin ediliyor.

Ancak koyun kenarındaki kayalıklar boyunca yürürseniz ve şanslı iseniz, kıyıdan 150-200 metre açıkta, kayalıkların dibinde dolaşan köpek balıklarını görebilirsiniz.

Biraz önce sözünü ettiğim köpek balıkları nedeniyle, aldığım son bilgiye göre, Boncuk koyu kapatılmış, denize girmeye izin verilmiyormuş, eğer buraya gitmek istiyorsanız açık olup olmadığını mutlaka kontrol ediniz.

Marmaris-Datça Karayolu Söğüt Köyü
 

SÖĞÜT KÖYÜ

Marmaris-Datça karayolu; Marmaris ilçe merkezine 40 m uzaklıktadır.

Marmaris ile Datça arasındaki kara yolunda: Hisarönü, Orhaniye ve Selimiye’den sonra Söğüt köyü gelir.  

Köy: Bozburun yarımadasının uç kısmındadır. Marmaris ilçe merkezi ve Bozburun yarımadası arasındaki uzaklık 30 km dir. Köy merkezi deniz kıyısından 2 km içeridedir.

Eski bir Rum köyüdür. Köy aslında üç bölümden oluşur. Tarihte birçok Avrupa köyünde olduğu gibi, merkez tepededir. Muhtemelen denizden gelen saldırılardan korunmak için bu şekilde konumlanmıştır.

Denize doğru inildiğinde ise, 2 tane koy vardır. Bunlar;

İskele ve Cumhuriyet mahallesi olarak geçer. Her ikisinin sahilinde de oldukça güzel kafe ve restoranlar vardır.  Bu restoranlar lezzet açısından oldukça ünlüdür. Özellikle “ahtapot” buranın en ünlü yemeğidir.

Bulunduğu yerin oldukça sapa olması nedeniyle, turizm etkinliklerinin biraz dışında kalmıştır.

Burada: “Köy Çarşısı” görülmeye değerdir. Söğüt köyü, bademleriyle ünlüdür.

Köy denizden içeride kalıyor. Köyün denize açılan kapısı ise Saranda koyudur.

 

Köyün yakın geçmişi:

Evet, Söğüt köyü (eski adıyla Saranda) tarihsel olarak Türk ve Rum nüfusunun uzun süre iç içe veya komşu olarak yaşadığı yerlerden biridir.

Ancak bu birliktelik, Osmanlı devletinin son dönemlerinde ve 1923 yılındaki Mübadele dönemine kadar süren bir süreci kapsar.

Saranda ismi Yunanca “Kırk” anlamını taşır. Rivayete göre bölgede kırk hane veya kırk kilise/şapel bulunduğu için bu isim verilmiştir. Bu isim bile bölgedeki yoğun Rum etkisini ve geçmişini doğrular. Rumlar genellikle denizcilik, süngercilik ve ticaretle uğraşırken, Türkler daha çok tarım ve hayvancılıkla ilgilenmişlerdir.

1923 yılındaki Nüfus Mübadelesi sonucunda, Söğüt’te yaşayan Rumlar köyden ayrılmış, çoğu Rodos ve Simi adalarına veya Yunanistan ana karasına göç etmiştir.

Onların yerine ise Selanik, Girit veya Adalardan gelen Türk mübadiller yerleştirilmiştir. Bugün Söğüt te yaşayan bazı ailelerin kökleri bu mübadil guruplara dayanmaktadır.

 

Marmaris-Datça Karayolu Saranda Koyu
 

Saranda Koyu

Marmaris-Datça karayolu: Söğüt köyünün deniz kıyısındaki bölümü: “Saranda Koyu” dur.

Saranda koyu, Söğüt köy merkezine 3 km uzaklıktadır.

Son yıllarda: buradaki köylülere ait tek katlı ve taş evler: yeni sahipleri tarafından satın alındıktan sonra lüks tatil evlerine ve butik otellere dönüştürülmektedir. Burada yazlık-sezonluk villa kiralamak mümkündür.

Denizi oldukça temiz ve berraktır ancak genellikle taşlık ve bazen dalgalı olabilir. Sahil şeridinde büyük beach clublar yerine daha çok pansiyon ve restoranların önünde iskeleler veya küçük plajlar bulunur. 

Saranda koyunda, iskele çevresindeki restoranlara uğrayabilirsiniz. Söğüt köyü, bu butik restoranlarıyla meşhurdur. Köyde restorancılık üst seviyededir buna bağlı olarak “Marmaris’te tüm şefler Söğüt’ten çıkar” diye bir deyim meşhurdur.

Saranda koyu: özellikle etkileyici manzarası ile ilgi çeker. Saranda koyunda: ileride sisler içinde, Sömbeki yani Simi adası görülebilir.

Eğer pasaportunuz yanınızda ise günübirlik turlar ile Simi adasına geçebilirsiniz. Zaten Simi adası halkı, Söğütten göçmüştür. Köyün eski ismi “Saranda” Yunanca’da “Kırk” anlamındadır. Yuhanne İncilindeki Sebaste’nin “Kırk Azizi” olayına atıfla, köyün ismi Saranda olmuştur. Köyün günümüzdeki halkı da köye bu eski alışkanlık nedeniyle “Saranda” demektedirler.

Marmaris-Datça Karayolu Thyssanos antik kenti
 

Thyssanos Antik Kenti

Burası tarih boyunca Rodos Karşıyaka’sının bir parçası olmuş antik bir yerleşimdir.

 

Yerleşim:

Antik kent, Söğüt köyünün hemen üzerindeki okulun arka kısmında yer alan tepe üzerinde kurulmuştur. Yerleşim, bugün Saranda olarak bilinen mevkide, denize hakim bir yükseltidedir. Köyden antik kalıntıların bulunduğu tepeye kısa bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz.

 

Tarihçesi:

Thyssanos, antik dönemde Rodos devletine bağlı bir yerleşimdi.

Antik dönemde Rodos adası, anakaradaki topraklarını kontrol altında tutuyordu.

Thyssanos, Rodos’a bağlı “Deme” lerden (küçük idari birimler) biriydi.

Özellikle karşısındaki Simi adası ve Rodos ile olan deniz ticaretini gözetleyen bir karakol niteliğindeydi. Söğüt körfezinin korunaklı yapısı, burayı gemiler için güvenli bir sığınak haline getiriyordu.

Bölgedeki diğer antik kentlerle (Loryma, Amos gibi) ticari ve stratejik bağları bulunuyordu.

Kentin en parlak dönemi MÖ 4 yüzyıl ile MS 2 yüzyıl arasındadır.

Bu dönemde Rodos’un altın çağını yaşamasıyla birlikte Htyssanos’da gelişmiştir. Sur duvarlarının bir kısmı bu dönem işçiliğini yansıtır.

Roma İmparatorluğunun bölgeye hakim olmasıyla birlikte kent, Rodos’un özerkliğini kaybetmesine paralel olarak önemini yitirmeye başlamıştır. Ancak yerleşim Roma döneminde de varlığını sürdürmüştür.

Bizans döneminde kıyı şeritlerindeki korsan saldırılarının artmasıyla birlikte birçok kıyı kenti gibi Thyssanos da kademeli olarak boşalmış veya daha korunaklı iç kesimlere taşınmıştır. Bugün kentin bulunduğu tepe üzerinde görülen harabeler, yüzyıllardır süren bir yerleşimin sessiz tanıklarıdır.

Marmaris-Datça Karayolu
 

 

GÜNÜMÜZ:

Thyssanos, hiçbir zaman Efes veya Knidos gibi devasa bir metropol olmamıştır. Daha ziyade “saygın bir kırsal yerleşim” karakteri taşır. Günümüzde kazı çalışmaları henüz tam anlamıyla yapılmadığı için tarihin bir kısmı hala toprak altındadır.

Söğüt köyünün Saranda ismi de, bu antik geçmişin izlerini taşıyan ve tarih boyunca Rum ve Türk kültürünün harmanlandığı bir mirasın devamıdır.

 

KALINTILAR:

Günümüze ulaşan kalıntılar oldukça sınırlıdır ve büyük bir kısmı yüzeyde dağınık halde bulunmaktadır. Tepenin üzerinde kente ait su duvarlarının izleri, bina temelleri ve bazı sarnıç yapılarını görmek mümkündür.

 

Kutsal Alanlar:

Thyssanos’ta bir tapınak veya kutsal alan olduğu düşünülmektedir. Yazıtlarda adı geçen bazı tanrı ve tanrıça isimleri, buranın dini bir merkez olarak da işlev gördüğünü gösterir.

 

Yazıtlar:

Yapılan arkeolojik incelemelerde bölgede bazı yazıtlara rastlanmıştır. Bu yazıtlar kentin önde gelen ailelerinin isimlerini ve dini ritüellere rastlanmıştır. Bu yazıtlar, kentin kendi içinde düzenli bir idari yapıya sahip olduğunu kanıtlar.

 

 

Marmaris merkezi gezisi,

Marmaris çevresi gezisi

Acemhöyük

 

Acemhöyük: Aksaray Yeşilova’da Hasandağı eteklerinde, Aksaray il merkezine yaklaşık 18 km uzaklıktadır. Tuz gölünün güneyindedir.

Melendiz dağından kaynayan Melendiz deresi (Uluırmak) eskiden tepenin yanından geçerek Tuz gölüne dökülürdü. Günümüzde sulama amacıyla kullanıldığı için göle ulaşmadan önce ovada kaybolmaktadır.

Yeşilova Beldesine giden dolmuşlar veya özel araçlarla ulaşılabilir.

 

HÖYÜK-SAYISAL ÖZELLİKLERİ: 

Höyüğün boyutları 700 x 600 m dir. Bu ölçek, Acemhöyük’un Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olduğunu gösterir.

Höyüğün ortası düz, kenarlara yakın kısımlarında yükseklikleri birbirinden farklı, 4 tepe görülür. Bunlardan en büyüğü: güney kısımdadır. Buraya köylüler, yakılmış büyük bir binanın sarı renkli kerpiç enkazından dolayı, Sarıkaya adını vermişlerdir. Bu Sarıkaya denen yerin, ova seviyesinden yüksekliği 20 m dir.

 

YEŞİLOVA KÖYÜ:

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferinden sonra (1514) Azerbaycan/İran’ın Hoy şehrinden gelen 3 göçebe aile, bugünkü höyüğün güney eteklerine ve aşağı şehre yayılmış olan Türk kasabasını yani Yeşilova’yı kurmuşlardır.

Yeşilova köyünün evlerinin bir kısmı, höyüğün güney kısmını kaplamıştır. Yani, höyüğün üstünde: bugünkü köyün bir kısmının kurulduğu “Aşağı Şehir” de vardır.

Aşağı şehrin büyük bir bölümü, günümüzde Yeşilova Kasabası sakinleri tarafından iskan edilmiştir. Ayrıca, höyüğün merkezi kısmının kuzeyinde, modern bir mezarlık vardır. Buna rağmen, tepenin büyük bir kısmı işgal edilmemiş olduğundan, araştırılmaya müsait geniş sahalar vardır.

 

ÖNEMİ;

Kent, yani Acemhöyük, Suriye, Klikya, Batı Anadolu ve Orta Anadolu’nun farklı bölümlerini bağlayan güzergahların kesişim noktasında bulunmaktadır.

Üretim:

Acemhöyük, Anadolu’nun 4000 yıl önceki en önemli ticaret ve maden üretim merkezlerinden biridir.

Purusanda Krallığı:

Tarihi kaynaklarda adı sık geçen ve dönemin süper gücü sayılan Purusanda krallığının merkezi olduğu kabul edilir.

Ancak: birçok bilim insanı, ticaret yollarının üzerindeki stratejik konumu nedeniyle bu tanımlamayı desteklerken, alternatif aday yerleşim yerleri de mevcuttur.

Evet, Purusanda: Asur metinlerinde, stratejik yolları ve gümüş kaynaklarını kontrol eden güçlü bir siyasi yapı olarak adlandırılır.

Acemhöyük, gerçekten Purusanda ise: bu durum onun sadece yerel yerleşim hayatında değil, erken Anadolu jeopolitiğinde de önemli bir siyasi rol oynadığını, bir krallık veya bölgesel başkent gibi işlev gördüğünü gösterir.

Buna göre, Acemhöyük, daha geniş bir antik Yakın Doğu siyasi tarihine dahil ediliyor ve burada Mezopotamya medeniyetleriyle Anadolu kültürleri arasında bir köprü olarak görülmektedir.

Acemhöyük

Mimari:

Höyükte bulunan Sarıkaya ve Hatipler Sarayı, dönemin mimari dehasını yansıtır.

Sarıkaya Sarayının 50’den fazla odası ve mermer kaideli ahşap sütunları gün ışığına çıkarılmıştır.

 

TARİHİ:

Yerleşim, MÖ 3 bin yıldan modern zamanlara kadar uzanan, uzun bir zaman aralığında farklı yerleşim katmanlarının üst üste gelmesiyle yükselmiştir.

Kent en parlak dönemini, MÖ 2000-1750 yılları arasında yaşamıştır.

 

Mimari:

II Kat Yapıları:

Höyük, II mimarlık katı zamanında, yoğun bir iskana sahne olmuştur.

 

Büyük yangın:

Şehir, MÖ 18’nci yüzyılda, sebebi hala tam olarak bilinmeyen, devasa bir yangınla yok olmuştur. Bu yangın, arkeologlar için bir şans olmuş, yangın sayesinde birçok eşya olduğu gibi korunarak günümüze ulaşmıştır.

 

III Kat Yapıları:

III katta da, höyüğün ve aşağı şehrin her tarafı iskan edilmiştir.

II kattaki yapılar, yangın felaketinden sonra, eski enkazı temizlemeye dahi çalışmadan, acele olarak sadece kerpiç ve ağaçla III kat yapıları inşa edilmiştir.

Yani, evler yangın felaketinden sonra, II yapı katının enkaz örtüsü zerine hemen kurulmuş, hatta eski yapıların temel ve duvarlarıyla bazen odaları yeniden kullanılmıştır.

Bu III kat yapılarında, çok acele ve itinasız bir şekilde inşa edilmiş olan binalarda, taş temele, hemen hemen hiç denilecek kadar az rastlanmıştır.

Çok kere, yere ufki olarak uzatılan, kalın direkler, kerpiç duvarlara temel vazifesi görmüştür.

Bu duvarların hiçbirinde, ağaç dikmelere rastlanmamıştır.

Acemhöyük

EVLER:

Evler küçüktür. Odalar dikdörtgen veya kare planlıdır. Oda içinde köşeler, her zaman birer dik açı meydana getirmemiştir. Bu küçük, müstakil evlerden bazıları tek odalıdır. Bu katta, 2-3 odadan fazla odalı evlere, henüz rastlanmamıştır.

 

SARIKAYA SARAYI:

III yapı kalıntısının en önemli binasıdır. Büyük Kral, höyüğün güney kısmında bulunan bu sarayda oturuyordu. Sarayın idari işlevi ön plana çıkmıştır.

 

Sarayın mimarisi:

3600 metre karelik bir alana oturan, 2 katlı, günümüze kalmış alt katında 50 odası bulunan bu saray, çağının Anadolu’daki en iyi korunmuş ve en zengin buluntulara sahip yapısıdır.

Büyük binanın batı kısmı: daha sonraki inşaat ve bilhassa köylüler tarafından, taş ve toprak alınmak maksadıyla, tahrip edilmiştir.

Bununla beraber, korunan kısımları, binanın büyüklüğü hakkında bilgi verir.

Bugüne kadar, 10’dan fazla iyi korunmuş odası açığa çıkarılmıştır. Resmi bir bina olduğundan şüphe edilmeyen bu yapının, korunan kerpiç duvarları, bazı kısımlarda 3.80 m yüksekliğe kadar çıkmaktadır.

 

Odaların mimarisi:

Oda boyları: muhtelif olan yapının inşa tarzı da dikkat çekicidir.

Genişliği çoğu yerde 4 m olan, bir sıra iri, düz satıhlı kalker taşı temeller üzerine, sıkı bir şekilde kalın kalaslar yerleştirilmiştir.

1.5 – 2 m genişliğindeki kerpiç duvarlar, bu kalasların üzerine basmaktadır.

Binanın yapımında kullanılan sedir, ardıç, karaçam ve meşe gibi ağaçlar binanın yapım tarihini öğrenmenin yanı sıra bundan yaklaşık 4000 yıl önceki çevrenin bitki örtüsü hakkında fikir edinilmesini sağlıyor.

Kerpiçler iri olup, ortalama 40x31x14 ve 33x33x11 cm ölçülerindedir.

Duvarlardaki sıvanın kalınlığı, 3 cm dir.

Odalar içten badanalıdır. Kerpiç duvarlarda: kalın ağaç dikmelerinin geniş boşlukları görülür.

Kerpiç duvara temel vazifesi de gören bu tek sıra taş dizileri: duvarın iki tarafında kerpiç örgünün ve ağaç kalaslarının altından, odaların içinde ve duvar diplerinde, 1 – 1.5 m genişliğinde, düzenli örgüler halinde durmaktadır.

Üstleri, toprakla sıvalı olan bu kısımlar, odaların tabanı vazifesini görür. Odaların bazılarının tabanları, tamamen taş döşelidir. Odalardan bazılarında kapılar yoktur. Kapısız odalara, üst kattan asma-ağaç merdivenle inilmiş olmalıdır. Odaların çoğu, depo karakterindedir.

Çok şiddetli bir yangına maruz kalan binanın kerpiçleri, tuğlalaşmış, kalın kalasların şiddetli alevleriyle her şey cüruf haline gelmiştir.

Yanmış, kömürleşmiş, yıkılmış, çökmüş kerpiç, kiriş enkazı ve küçük eşyanın bir kısmı, odaların içini doldurmuştur.

Enkaz arasında, üst katın çöken taban izlerini de görmek mümkündür. Yani, binanın iki katlı olduğu kesindir. Meydana çıkarılan odalar, ikinci kata ait olmalıdır. Odaların bazıları yangından önce boşaltılmış, bazıları da içindeki eşyalarla birlikte yanmıştır.

 

Saraydaki buluntular:

Sarayda bulunan ve dönemin zenginliğini yansıtan eserler içinde bakır külçeler, altın süs eşyaları, fil ve su aygırı dişinden yapılmış eşyalar, obsidiyen ve kaya kristalinden yapılmış kaplar dikkat çekiyor.

Ayrıca çoğunluğu sarayın 3 odasında depolanmış kil topaklar/bullalar, Acemhöyük’ün siyasi ve ekonomik ilişkilerinin olduğu bölge ve kişileri de tanımaya yardımcı oluyor.

Bunların bir kısmının Asur, Mari, Kargamış gibi Mezopotamya, Suriye ve Güneydoğu Anadolu’nun çağdaş yöneticilerine ait olduğu biliniyor.

 

HATİPLER SARAYI:

Sarıkaya Sarayına benzeyen ikinci anıtsal yapıdır. Höyüğün kuzeybatısındaki yükselti üzerindedir. Yerleşimin anıtsal yapılarının en eskisidir. Depo özelliğine sahiptir.

Zemin katında, en az 72 odası bulunduğu anlaşılan saray, muhtemelen Sarıkaya Sarayını sona erdiren yangın felaketinde tahrip olmuştur.

 

ANITSAL BİNA:

Sarıkaya ve Hatipler Sarayı arasında ortaya çıkarılmıştır. Bu yapının, büyük yangın sonucunda yandığı ve aynı felakete maruz kalan Saraylar ile  birlikte terk edildiği belirlenmiştir.

 

Etiket:

İdari Hizmet Binası olarak kabul edilen bu yapıda, 2012 kazı sezonunda gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde, Acemhöyük’te bulunan çivi yazılı tabletlere bir yenisi daha eklenmiştir.

Aynı zamanda, bu önemli buluntu, Hizmet binasında ele geçen ilk yazılı belge olma özelliğine sahiptir.

Etiket olarak adlandırılan bu eser: 3×1.8×1.1 cm ebatlarında olup, üçgen muska biçiminde, ip delikli, gri renkte ve pişmiş topraktandır.

Ön yüzünde 3 satırlık Eski Asurca bir kitabe vardır.

Son satırın devamı olan “na ve as” işaretlerinin bu satıra sığmaması sebebiyle, arka yüze yazıldığı görülmektedir.

Etiket üzerinde herhangi bir mühür baskısı mevcut değildir.

 

SUR YAPISI:

Erken Tunç çağı surudur.

Yaklaşık 60 m lik bölümü açığa çıkarılan sur, höyüğün topoğrafik yapısına uygun biçimde, doğu-batı yönünde hafif bir kavisle uzanmaktadır.

6 m genişliğinde olan surun hemen kuzeyinde yürütülen çalışmalarda, sura bağlanan odalar açığa çıkarılmıştır.

Odaların kerpiç duvarlarının genişlikleri 30-50 cm arasında değişir. Bu odalardan ele geçen buluntular, bunların daha çok konut nitelikli yapılar olduklarına işaret etmiştir.

Sura bağlı mekanlarda görülen yıkıntılar, yoğun küllü dolgu ve surlar bağlantılı kontekslerde ele geçen yaklaşık 1500 adet kil sapan tanesi: XI tabakanın bir saldırı neticesinde tahrip edilmiş olduğuna işaret eder.

Acemhöyük

TİCARET:

Kuzey Iraklı Asurlu tüccarlar, günümüzden 4 bin yıl önce, Anadolu’da uluslararası pazarlar kurdular.

Asurlu tüccarlar, Anadolu’ya lüks kumaşlar ve kalay getiriyor, Anadolu’dan ise Asur’a gümüş götürüyorlardı.

Çivi yazılı tabletlere göre, Asurlu tüccarlar arasında Puruşhattum gümüşü oldukça ünlüydü.

Pek çok tüccar elde ettiği tüm kazancını, iyi kaliteli Puruşhattum gümüşüne çevirerek Asur’a dönüyordu.

Bu uluslararası ticaret sayesinde giderek zenginleşen Puruşhattum Kralları, yaldızlı fildişi mobilyalarda oturur, kristal ya da obsidiyenden (volkanik cam) yapma vazolar kullanıyor, ithal Mezopotamya kumaşından elbise giyiyorlardı.

Acemhöyük’ün Asur ticaret kolonileri çağındaki ilişkileri ve zenginliği, Saraylardaki buluntulardan anlaşılmaktadır.

 

MADEN ÜRETİM MERKEZİ:

Acemhöyük, 4 bin yıl önesinde Anadolu’nun en gözde maden üretim merkeziydi.

Sarıkaya Sarayı ve onunla çağdaş konutlarda ele geçmiş gümüş ve bakır külçeler, gerektiğinde para yerine kullanılmak ve bazı alaşımlarla madeni eserlerin üretilmesi için depolanmıştır.

Altın, gümüş, tunç, bakır ve kurşun gibi çeşitli metallerden yapılmış süs eşyaları, silahlar, tanrı/tanrıça figürinleri, kentte ele geçen madeni eserlerin çeşitliliğini gösterir.

Acemhöyük

KAZILAR:

Erken Tunç Çağı araştırmalarının yoğunlaştığı alan, Sarıkaya Sarayının üzerinde bulunduğu yükseltinin güney yamacındadır.

Bu alanda Asur ticaret kolonileri çağı öncesine giden, arkeolojik tabakaların varlığı, kazının ilk yıllarından itibaren bilinmektedir.

Ancak söz konusu alanda; köy evlerinin bulunması nedeniyle, herhangi bir çalışmanın yürütülmesi mümkün olmamıştır.

Köy evlerinin zaman içinde taşınmasıyla, bu alanda 1975 yılından itibaren arkeolojik çalışmalar başlamıştır.

Aşağı şehrin farklı noktalarında yapılan sondajlar; yerleşimin Asur ticaret kolonileri ağı döneminde (MÖ 2000-1700) höyüğü çevrelediği ve höyükten çok daha geniş bir alana yapıldığını göstermiştir.

Evet günümüzde kazılar devam etmektedir. Özellikle höyüğün “Aşağı Şehir” kısmında yerleşim dokusunda kazılar sürdürülmektedir.

Kazılarda: anıtsal saray yapıları, geniş surlar ve düzenli yerleşim alanları da dahil olmak üzere büyük mimari komplekslerin kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

Acemhöyük

BULUNTULAR:

 

Anadolu’nun en eski yazılı belgesi:

Bu ağırlığın üzerinde, çivi yazılı bazı işaretler vardır. Buluntunun ağırlığı 10.4 gr dır.

Kaya kristalinden yapılmış olan ağırlık, erken Tunç Çağına ait bir yapının içinde bulunmuştur.

Evet bu ağırlık, karbon ölçümlerine göre MÖ 2250 yılına tarihleniyor.

Dolayısıyla bu tabakada açığa çıkarılan bu kristal ağırlık, gerek Anadolu’nun ve gerekse tüm Avrupa’nın bilinen en eski yazılı belgesi durumundadır.

Ağırlık üzerindeki işaretlerin yeterince okunaklı yazılmış olmaması, yazıtın çözümünü zorlaştırıyor.

 

4 Tekerlekli Araba:

Tunçtan yapılmış eşyalar arasında en ilginç olanı, el arabası büyüklüğünde dört tekerlekli bir arabadır.

Bunun dini törenlerde kullanılmış olması muhtemeldir.

 

Bullalar (mühürlü kil topaklar) ve damga mühürleri :

Eski Ortadoğulu tüccarlar, gönderecekleri paketin üzerine bir parça yaş çamur yapıştırıyor ve bu çamura kendi isimlerinin yazılı olduğu mührü basıyorlardı.

Büyük kısmı Sarıkaya Sarayının üç odasında depolanmış olan bullalar Acemhöyük’ün politik ve ticari ilişkilerinin olduğu bölge ve kişileri tanıtır.

Mühür baskılarında adı geçenler, Kuzey Irak’taki Asur Kralı I Şamşi Adad, Suriyeli bir prenses olan Nagihamun ve Karkamış Kralı Aplahanda’ya ait örnekler vardır.

Adı geçen tüm bu kişiler, 4 bin yıl önce dünya ticaretini yürüten süper güçlerdi.

Ünlü Babil kralı Jahdunlim’in kızı Dugedu’nun ve Kargamış Kralı Aplahanda’nın mühürlerine ait baskılar, Kaniş Kralı Varşama’ya mektup göndermiş olan Mama Kralı Anumhirbi’nin adının varlığı, Sarayın MÖ 18’nci yüzyılın ilk yarısında, zamanın ünlü saraylarıyla sıkı ilişkiler içinde olduğunu gösterir.

Saraylar bu vesikalardan daha önce inşa edilmiş ve onlardan çok sonra büyük felakete uğramış olabilir.

Sayıları 1500’ü bulan bullalar, Eski Asur, Eski Suriye, Eski Babal, Anadolu ve Hitit üslubundaki mühür baskılarıyla, MÖ 2 bin yılı sanatı için zengin bir kaynaktır.

 

Taş Mühürler:

Damga mühürleri taştan ve tunçtandır. Bu baskılar bir anlamda günümüzün kargo etiketleri görevini görüyordu. Tunç mühürler küçük tutamaklı, dört köşe kaidelidir.

Mühür deseni, haçın açılarını dolduran üçgenlerden ibarettir. Dikdörtgen prizma şeklindeki taş mührün, dört köşeli iki yüzü de süslüdür. Bir yüzünde dörde bölünmüş birer kare ve köşelere kadar uzanan haçın köşelerdeki boşluklarında 8 üçgen, dört karenin içinde de kabartma birer kare vardır. Diğer yüzün dar kenarlarında da birer üçgen, geniş kenarlarında birer kavisle bölünen sahaya 2 tane çivi işareti eklenmiştir.

 

 

Fildişi Eserler:

Sarıkaya Sarayın eşyaları arasında Hitit sanatının müstesna örneklerini oluşturan Fildişi eserler bulunmuştur.

Heykelcikler ve kabartmalı plakalardan oluşan bu mobilya parçaları, sfenksler, boğa adamlar, aslan, maymun, sığır, kaz gibi hayvan tasvirleri, bitki ve geometrik desenlerle bezelidir.

Bir kısmının üzerinde hala korunmuş olan izlerden, vaktiyle altın safihalarla kaplanmış oldukları anlaşılmaktadır.

Fildişi eserler, yangının şiddetinden kireçlenmiş, bir kısmı gri, bir kısmı pembemsi kırmızı bir renk almıştır. Yangın tesirinden kurtulan bir tabak parçasında, içine sürülmüş olan turuncuya bakan kırmızı renkli boya iyi korunmuştur. Diğer parçalarda da aynı boyanın izleri bellidir. Eserlerin bazıları şekillerini kaybetmiş, ince levhalar kıvrılarak eğilmiştir.

 

Aslan Gövdesi:

Arka bacakları üstünde oturan rengi grileşmiş aslanın gövdesi iyi işlenmiştir. Bu heykelcikte, detaylara yer verilmemiş, daha kabarık olarak işlenen gövde, bacaklara iki kabartma kavisle birleştirilmiştir. Yukarı kaldırılmış kuyruğu sırtına yapışıktır. Ön bacakları aşağıya düz olarak inmektedir. Pençeleri kırıktır. Başındaki dört köşeli geçme deliği, aslan heykelciğinin bir mobilyaya ait olduğunu belirtmektedir.

 

Diğerleri:

Özel bir evde ele geçirilmiş olan Suriye Anadolu üslubundaki kabartmalarla bezeli bir fildişi kutu, Ön Asya fildişi eserleri arasında önemli bir yere sahiptir. Evet yine fildişi bir kuş kanadı parçası, bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

 

Diğer buluntular:

Madeni silahlar; kılıçlar, baltalar ve mızrak uçlarından oluşmuştur. Dört köşeli ve somun biçimindeki bakır külçeler, Anadolu’nun en önemli koleksiyonunu teşkil ederler.

Oyun tahtaları, tabii cam (Obsidiyen), dağ kristali ve diğer taşlardan yapılmış vazolar sarayın diğer lüks eşyalarını oluşturur.

Açık ve koyu mavi boncukların altın iplikle işlendiği kumaş parçaları, devrin en önemli ticari malını teşkil eden elbise ve dokumaların bize kadar yaşamış nadir örneklerindendir.

 

BURAYI ZİYARET EDERSENİZ, NELER GÖRÜLEBİLİR.

Höyük alanı açık bir ören yeridir ve şu an girişler ücretsizdir.

Buradan çıkarılan eserler Aksaray Müzesinde sergileniyor.

 

 

NEW YORK METROPOLİTAN MÜZESİNDE BULUNAN KOLEKSİYON

1932-1937 yılları arasında, George D. Pratt ve eşi tarafından Metropolitan Müzesine fildişi eserlerden oluşan bir koleksiyon bağışlanmıştır.

Fildişi eserleri, Bay George Pratt ve eşi muhtemelen fasılalarla Metropolitan Müzesine hediye etmişlerdi.

Koleksiyonda, tam ve parça halinde olmak üzere 35’ten fazla eser bulunmaktaydı.

Bunlar: mobilyalara ait insan, sfenks hayvan heykelciği ve hayvan kabartmalarından, kabartmalı oyma levhalardan ve süslü tabakalardan ibarettir.

Fakat bir kısmı, üstünde kırmızı boya ve altın kalıntıları muhafaza etmiştir.

Evet müzedeki bu eserler, 1993 yılından bu yana, dikkat çekmekteydi.

Ancak bulunduğu yer belli olmayan koleksiyon, ait olduğu kavim ve tarihi de şüpheliydi.

Koleksiyonu meydana getiren eserleri: Suriyeli, Fenikeli, Anadolulu (Hitit) olduğu düşünülüyor ve genel olarak MÖ 2 bin yılın sonlarına veya 1 nci bin yıl başlarına tarihlendiriliyordu.

Acemhöyük kazıları, bu koleksiyonun menşeini ve devrini aydınlatmıştır.

Pratt koleksiyonunun Acemhöyük menşeli olduğunu ispat eden en önemli ayrıntılar, onunla birlikte ve aynı menşeden olarak satın alınmış bullelerdir.

18 tane bullelerde, 8 damga mühür baskısı vardır.

Bu mühür baskılarından 7 tanesini taşıyan bullelere, Acemhöyük’te yanmış binanın tahrip sahasında ve fildişlerinin bulunduğu alanda rastlanmıştır.

Ayrıca: müzedeki şahinin geçme kanatları, şekilleri ve yanmadan oluşan pembemsi renkleri bakımından, Acemhöyük’te yanmış binada bulunan kanat parçasının aynıdır.

Bağışlanan koleksiyonda: 4 Sfenks, 3 aslan bacağı, 1 şahin ve 2 uzanmış ceylan bulunmaktadır.

Bunlar, antik dünyadan lüks bir sandalye veya tahtın en eski ve en eksiksiz kanıtlarıdır. Diğer parçaların muhtemelen, daha küçük dekoratif objelere ait olduğu düşünülmektedir. Bu parçalar, aslen Acemhöyük’ten getirilmiş, yağmalanmış ve sonunda antik eserler pazarında satılmıştır.

 

Evet bu eserler hakkında şimdi ayrıntılı bilgi.

 

ŞAHİN HEYKELİ:

Bu parça muhtemelen, Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, beş oyma fildişi levhadan oluşan bir guruba aittir.

Başlangıçta: kanatlarını açmış ve pençeleriyle antilopları yakalamış bir şahin kompozisyonu oluşturuyorlardı.

Orta levha: kuşun başını ve gövdesini oluştur. Göğüs şişkinliğini stilize etmiş göçmen şahin yanak işaretlerini ve kakma gözbebekleri için delikler bulunan büyük gözleri; (şimdi kayıptır) göstermek için ince bir şekilde oyulmuştur.

Gözlerde ve gagada, yaldız izleri bulunur.

Levha: yüzeyde demir oksitlerin bulunduğu, kırmızımsı alanlar ve nesnenin muhtemelen sarayın yıkımı sırasında, önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını gösteren, gri tonla renk değiştirmiştir.

Başın üst kısmında, başka bir mobilya parçası takılmak için bir delik ve alt kısmında muhtemelen eksik bacaklara takılmak için iki delik bulunmaktadır.

Göğsün yanlarındaki zıvanalar, büyük kanatlardan sadece biri Metropolitan Müzesi koleksiyonunda günümüze ulaşmıştır. (Diğer kanat Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesindedir.)

Bu yırtıcı kuş imgesi, Mısır tanrısı Horus’un şahin olarak tasvir edildiğini hatırlatmaktadır.

Burada: ilahi bir sembolden avcıya, pençelerinden avını tutan bir varlığa dönüştürülmüştür.

Bu belki de, Yakın Doğu geleneğinde İmdugut kuşu olarak bilinen, aslan başlı kartalın bazen pençelerinde geyik tutarken tasvir edilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

 

HATHOR TARZI BUKLELİ DİŞİ SFENKS;

Yaklaşık MÖ 18 Yüzyıla aittir.

Bu figür: çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Fildişi eserlerin çoğu: bu levhada temsil edilen, insan başı ve aslan gövdesini bibrleştiren, kanatlı veya kanatsız fantastik bir yaratık olan Sfenks gibi, Mısır kaynaklarından ödünç alınmış ve dönüştürülmüş simgeleri tasvir etmektedir.

Levhanın alt kısmı kırılmıştır. Yaratığın aslan benzeri arka bacağı ve kuyruğunun bazı kısımları hala korunmuştur.

Sfenksin, Mısır tanrıçası Hathor’unkine benzer uzun, kıvrık saçları vardır.

Alnının üzerinden geçen bir şerit takar ve bunun üzerinde üç kısa bukle daha yükselir.

Bir tutam saç, büyük bir kulağın arkasına sıkıştırılmıştır.

Kakma için oyulmuş (şimdi kayıt) göz ve burun delikleri belirgindir.

Ağız ve çenesi ise küçüktür.

Genel gri renk, nesnenin muhtemelen sarayın yıkımı sırasında, önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını göstermektedir.

Aynı guruba ait, sola bakan bir Sfenksi tasvir eden, neredeyse aynı bir plaket de Metropoliten Müze koleksiyonunda bulunmaktadır.

 

GEYİK:

Bu parça muhtemelen Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, 5 oyma fildişi levhadan oluşan guruba aittir.

Başlangıçta: kanatlarını açmış ve pençeleriyle antilopları yakalamış bir şahin kompozisyonundan oluşuyordu.

Orta levha: kuşun başını ve gövdesini oluşturur. Göğüs şişkinliği, stilize edilmiş göçmen şahin yanak işaretlerini ve kakma gözbebekleri için delikler bulunan, büyük gözleri (şimdi kayıptır) göstermek için ince bir şekilde oyulmuştur.

Gözlerde ve gagada, yaldız izleri mevcuttur.

Levha: yüzeyde demir oksitlerin bulunduğu kırmızımsı alanlar ve nesnenin muhtemel sarayın yıkımı sırasında, önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını gösteren, gri bir tonla renk değiştirmiştir.

Yüzey taramaları, daha yoğun kırmızı alanlarda, gümüş izlerini ortaya çıkarmıştır.

Ancak bunun artık korunmamış bir metal kaplamadan mı, yoksa gömülme sırasında gümüş bir nesnenin yakınlığından mı kaynaklandığı bilinmiyor,

Başın üst kısmında: başka bir mobilya parçasına takılmak için bir delik ve alt kısmında muhtemelen eksik bacaklara takılmak için iki delik vardır.

Göğsün yanlarındaki zıvanalar, büyük kanatlardan sadece biri Metropolitan Müzesi koleksiyonunda günümüze ulaşmıştır.

Güçlü pençelerle tutulan antilopları tasvir eden iki küçük plaka, bu tür bir topluluğa ait olmalıydı.

Her plakanın altında, iki delik olmasına rağmen, bunları kuşun gövdesine takmak için görünür bir yöntem yoktur.

Daha büyük antilopun yüzeyi siyah lekelerle renk değiştirmiş, açık pembe renkteyken, daha küçük olanı, yanmadan dolayı kararmış bir yüzeye sahip kırmızı renktedir.

Bu şahine uygun oranda, sadece bir plaka bulunduğundan, antiloplar muhtemelen iki farklı ancak benzer kompozisyonlara aittir.

Bu yırtıcı kuş imgesi, Mısır tanrısı Horus’un şahin olarak tasvirlerini hatırlatmaktadır.

Burada, ilahi bir sembolden avcıya, pençelerinde acını tutan bir varlığa dönüştürülmüştür.

Bu belki de Yakın Doğu geleneğinde, İmdugut kuşu olarak bilinen, aslan başlı kartalın bazen pençelerindeki geyik tutarken tasvir edilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

OYMA SU KUŞLARI:

Başlangıçta kanatlarını açmış ve pençeleriyle antilopları yakalamış bir şahin kompozisyonundan oluşuyordu.

Orta levha: kuşun başını ve gövdesini oluşturur ve göğüs şişkinliği, stilize edilmiş göçmen şahin, yanak işaretlerini ve kakma gözbebekleri için delikler bulunan büyük gözleri (şimdi kayıptır) için ince bir şekilde oyulmuştur.

Gözlerde ve gagada yaldız izleri vardır.

Levha: yüzeyde demir oksitlerin bulunduğu kırmızımsı alanlar ve nesnenin muhtemelen sarayın yıkımı sırasında önemli ölçüde ısıya maruz kaldığını gösteren gri bir tonla renk değiştirmiştir.

Yüzeyin taramaları, daha yoğun kırmızı alanlarda gümüş izleri ortaya çıkardı, ancak bunun artık korunmamış bir metal kaplamadan mı yoksa gömülme sırasında gümüş bir nesnenin yakınlığından mı kaynaklandığı bilinmez.

Başın üst kısmında, başka bir mobilya parçasına takılmak için delik ve alt kısmında muhtemelen eksik bacaklara takılmak için iki delik vardır.

Göğsün yanlarındaki zıvanalar, büyük kanatlardan uzanan çıkıntıları tutuyordu.

Orijinal kanatlardan sadece biri Metropolitan Müzesindeki koleksiyonda bulunmaktadır.

Güçlü pençelerle tutulan antilopları tasvir eden iki küçük plaka, bu tür bir topluluğa ait olmalıydı.

Her plakanın altında iki delik olmasına rağmen, bunları kuşun gövdesine takmak için görünür bir yöntem yoktur.

Daha büyük antilopun yüzeyi siyah lekelerle renk değiştirmiş, açık pembe renkteyken, daha küçük olanı yanmadan dolayı kabarmış bir yüzeye sahip kırmızı renktedir.

Bu şahine uygun oranda sadece bir plaka bulunduğundan, antiloplar muhtemelen iki farklı ancak benzer kompozisyonlara aitti.

Bu yırtıcı kuş imgesi, Mısır tanrısı Horus’un şahin olarak tasvirlerini hatırlatmaktadır.

Burada, ilahi bir sembolden avcıya, pençelerinde avını tutan bir varlığa dönüştürülmüştür.

Bu belki de Yakındoğu geleneğinde İmdugut kuşu olarak bilinen aslan başlı kartalın bazen pençelerinde geyik tutarken tasvir edilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

 

HATHOR TARZI BUKLELERE SAHİP BULLA:

MÖ 1900 civarında, Kuzey Metopotamya’daki Asur şehrinden tüccarlar, aralarında Acemhöyük’ün de bulunduğu, birçok Orta Anadolu şehrinde karumlar veya “tüccar kolonileri” kurdular.

Asurlu tüccarlar bu şehirlerin sınırlı bir bölgesinde yaşıyor, güneydoğudan gelen tekstil ve kalay ürünlerini, gümüşle takas ediyorlardı.

Ancak yerel kralların yönetimi altında faaliyet gösteriyorlardı.

Beyazdan gri-maviye ve pembemsi turuncuya kadar değişen renklerdeki bu eserler, yangın ve toprak koşulları nedeniyle, deforme olmuş ve renkleri değişmişti.

Bu küçük dişi sfenks, Mısırlılardan ödünç alınmış bir formdur.

Büyük badem şeklindeki gözleri ve spiral saçları nihayetinde Mısır tanrıçası Hathor’dan türemiştir.

 

 

DİZ ÇÖKMÜŞ ERKEK FİGÜRÜ:

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük te bulunan bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna girer.

Üç boyutlu olarak oyulmuş olan parça, başı olmayan, diz çökmüş bir figürü gösteri.

Belinde kemerle bağlanmış, uzun bir etek giymektedir ve kemerde yaldız izleri bulunmaktadır.

Çıplak göğsü ve kolları yumuşak bir şekilde modellenmiş olup, göbek deliği, kemerin hemen üzerinde belirgindir.

Arkadan ve yandan bakıldığında, ayakları eteğinden çıkmaktadır.

Figürün düz tabanında bağlantı delikleri bulunmaktadır ve muhtemelen bir mobilya parçasını süslemiştir.

Bu parçanın pembe lekelenmesi, yüzeyde demir oksitlerin bulunduğunu göstermektedir.

Ancak bunu kasıtlı bir dekoratif işlem mi olduğu bilinmemektedir.

 

İNSAN KAFASI:

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Üç boyutlu olarak oyulmuş olan parça, kısa ama gür saçlı, sakalsız bir insan başını gösterir.

Kaşlar, büyük ve açık gözlerin üzerinde ortada birleşir, göz bebekleri, başka bir malzemeden yapılmış kakmaları yerleştirmek için delinmiştir.

Ancak bu kakmalar, artık mevcut değildir.

Burun belirgin, ağız ise küçük ve sıkı dudaklıdır.

Başın üst kısmı düzleştirilmiş ve muhtemelen başka bir unsura bağlanmak için dikey bir delik açılmıştır.

Bu pancarın pembe lekelenmesi, yüzeyde demir oksitlerin bulunduğunu göstermektedir.

Ancak bunun kasıtlı mı olduğu bilinmemektedir.

 

OYMA GRİFON:

Bu parça çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan Orta Anadolu’daki Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Küçük, düz fildişi parçasına, aslan gövdesi ile yırtıcı kuşun kanatları ve başını birleştiren mitolojik bir yaratık olan grifon un zarif bir tasarımı işlenmiştir.

Küçük kanca gagası ve yüzündeki işaretler, bu grifonun bir şahin başına sahip olduğunu gösterir.

İnce aslan benzeri gövdesi, ön bacakları uzatılmış ve kanatları tamamen açılmış halde oturmaktadır.

Bu da yaratığın harekete geçmeye hazır olduğu izlenimi vermektedir.

Boynundan aşağı sarkan spiral bir kıvrım ve açılmış kanatlara sahip bu tip grifonlar, Girit’deki Knossos Sarayındaki ünlü Minos duvar resminde olduğu gibi, kraliyet tahtının iki yanında grifonları gösteren daha sonraki dönem Ege sanatının karakteristik özelliklerindendir.

Bu obje, bu tip grifonun bilinen en eski tasviridir ve motifin Bronz Çağı Anadolu’suyla temaslardan sonra Minoslu zanaatkarlar tarafından yapıldığı düşünülür.

 

MAYMUN FİGÜRLÜ MOBİLYA PARÇASI:

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Acemhöyük’ten çıkan fildişi eserlerin çoğu gibi, bu obje de Mısır kaynaklarından ödünç alınmış ve dönüştürülmüş imgeler içermektedir.

Bu küçük, düz fildişi parçasındaki ince işlenmiş görüntü, karakteristik yanak çıkıntıları ve vücut şekliyle Afrika guenon maymunu olarak tanımlanabilir.

Çömelmiş ve bir kavanoz tutan maymun, boncuklu bir kolye takmaktadır.

Tüyleri iki farklı dokuyla gösterilmiştir.

Bacaklarında ve vücudunda benekli bir kürk ve sırtında çizgili bir sırt.

Maymunlar eski Mısırlılar tarafından çok seviliyordu ve Mısır sanatındaki tasvirleri, onları hem yaramaz evcil hayvanlar hem de skarabe ve muskalar üzerinde tasvir edildiklerinde ahiretteki doğurganlık ve büyülü cinsel güçlerin sembolü olarak göstermektedir.

 

58 DELİKLİ OYUN.

Bu parça, çoğunlukla mobilya unsurlarından oluşan ve muhtemelen Acemhöyük’te bir saray kalıntısında bulunan, oyma fildişi eserler gurubuna aittir.

Aslen günümüzde 58 delikli oyun olarak bilinen eski bir oyunun oyun tahtasının bir parçasıdır.

Oyun, modern cribbage oyununda olduğu gibi, her oyuncunun parkurunu oluşturan deliklere yerleştirilen çiviler şeklinde oyun parçalarıyla iki oyunca arasında bir yarış olarak oynanıyordu.

Ancak iki oyun arasında bir ilişki yoktur.

58 delik oyununa ait en eski oyun tahtaları Mısır’dan geldiği için, örneğin hayvan başlı çivileri hala üzerinde bulunan Teb’den bir örnek, oyunun kendisinin de orada ortaya çıkmış olabileceğini düşündürmektedir.

Mısır ve Yakın Doğu’dan bu türden kırktan fazla tahta örneği bilinmektedir.

Bunlara Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunan ve Mısır Mavisi ve Altın adı verilen mavi camsı (cam benzeri) malzemeden yapılmış oyun bir örnek olabilir.

Balıkesir Manyas

Balıkesir Manyas

 

Balıkesir Manyas: Manyas, Balıkesir arası uzaklık: 82 km. İlçe merkezi Manyas gölüne 10 km uzaklıktadır. Manyas, Susurluk arası uzaklık: 37 km. Manyas, Edremit arası uzaklık: 170 km. Manyas, Gönen arası uzaklık: 34 km. Manyas, Bandırma arası uzaklık: 46 km.

TARİHİ

Ünlü coğrafyacı Strabon’a göre: bu yörede ilk yerleşimciler “Dolionlar” dır.

İlçenin eski ismi “Miletopolis” veya “Pemaninos’ dur.

Bu bölgede 1952 yılında yapılan arkeolojik araştırmalarda: 6 ve 7’nci yüzyıllara ait seramik parçaları bulunmuştur. Ayrıca: ilçe merkezinin 2 km güneybatısında, Macar değirmeni, hamam ve büyükçe bir alana yayılmış şehir harabesini andırır kalıntılar vardır. Osmanlı döneminde, yöre toprakları Karesioğullarına bağlıdır.

1877-1878 Osmanlı Rus savaşı sonrasında Kırım Tatarlarından oluşan bir kafile, Romanya üzerinden göçerek buraya gelmiş ve bunun üzerine bölgede buraya “Tatar köyü” ismi verilmiştir.

Takip eden dönemde de Anadolu’ya ülke dışından gelen göçerler, buraya yerleştirilmiştir. Manyas yöresinde, Kurtuluş Savaşı sırasında, Aznavur ve Çerkez Ethem ayaklanmaları olur. 14 Eylül tarihinde Manyas düşman işgalinden kurtulur.

1936 yılında Bandırma’ya bağlı bir bucak olan Manyas ilçe yapılarak Balıkesir iline bağlanmıştır.

6 Ekim 1964 tarihinde, Manyas civarında 7 büyüklüğünde deprem olmuştur.

Bu depremde: Manyas gölü güneyi, Karacabey ve Mustafa Kemal Paşa arasında uzanan şerit şeklinde dar bir bölge etkilenmiştir.

Ayrıca Manyas ilçe merkezinde birçok konut ağır hasar görmüştür.

Bu kötü anıdan sonra, Manyas tarihinde güzel bir anı daha var, Manyaslı Keriman Halis, 31 Temmuz 1932 tarihinde Belçika’da yapılan yarışmada “Dünya Güzeli” seçilmiştir.

Balıkesir Manyas

GENEL

Marmara bölgesinin güneyindedir. Balıkesir iline bağlı ilçelerden en küçük olanıdır.

İlçenin kuzeyinde bulunan Manyas Gölü, idari olarak Bandırma ilçesine bağlıdır.

İlçe merkezi denize 46 km uzaklıktadır.

Güney ve güneybatısındaki tepeler, fundalıklarla kaplıdır. Doğu bölümü Susurluk ve Karacabey ovalarına kadar uzanır. Manyas ovasının en derin yeri Manyas gölüdür.

Gölün eski ismi “Aretitis Linne” dir.

İlçe bölgesinde topraklar çok verimlidir ve buna bağlı olarak tarım ve hayvancılık yapılır.

Sulu araziden yılda iki kez ürün almak mümkündür.

Yörede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazlar sıcak, kışlar ise soğuk geçer. Bölgenin en önemli akarsuyu Manyas gölüne dökülen “Karacabey” ve Ulubat gölüne dökülen “Kocaçay” dır.

Balıkesir Manyas Meslek Yüksek Okulu

MANYAS MESLEK YÜKSEK OKULU

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesine bağlıdır. Okul 2008 yılında açılmıştır. Okul 2009 yılından itibaren kendi binasında eğitime devam etmeye başlamıştır.

Balıkesir Manyas Kelle Peyniri

NE YENİR

İlçenin süt ve süt ürünleri, özellikle de “kelle peyniri” ile yoğurdu meşhurdur. Evet, buraya yolunuz düşerse Manyas peyniri denemelisiniz. Biraz tuzlu ve serttir, sarımtırak rengi vardır. Kelle peyniri: koyun sütünden yapılır.

Tadı kaşar peyniri gibidir. En büyük özelliği bir yıl dayanabilmesidir. Yenmeden önce, 15-20 dakika soğuk suda bekletmek gerekir. Aksi halde, oldukça tuzludur.

Manyas yöresinde yoğurt ta oldukça meşhurdur. Yoğurdun özelliği, yağının çıkartılmaması ve kaymağının kalın olmasıdır. Yoğurt sert olduğu için buzdolabında diğer yoğurtlara göre daha fazla dayanır.

MANYAS SÜT ÜRÜNLERİ FESTİVALİ

Her yıl Eylül ayı ortalarında Manyas ilçesinde, Süt ürünleri festivali düzenleniyor. Festival, Manyas’ın düşman işgalinden kurtuluş günü olan 14 Eylül tarihinde başlar.

Festivalde: Atatürk anıtı önündeki alanda konserler, otopark alanında çocuklara yönelik şişme oyun parkuru, animatör gösterileri, bando konserleri ve fener alayı düzenleniyor.

Daha sonra ise, damızlık hayvan yarışmaları yapılıyor. Yarışmada dereceye giren hayvan sahiplerine çeşitli hediyeler veriliyor.

MANYAS PANAYIRI

Panayır her yıl iki kere (İlkbahar ve Sonbaharda) yapılmaktadır. 1936 yılından bu yana düzenlenen panayır, ilkbaharda 6 Haziran ve sonbaharda ise 18 Eylül tarihlerinde yapılır. İlçe merkezinde Yenimahalle Panayır çayırında yapılmaktadır.

 

 

GEZİLECEK YERLER

MANYAS GÖLÜ VE KUŞ CENNETİ

Manyas gölü ve Kuş cenneti hakkındaki ayrıntılı gezi yazımı, yine bu sitede ayrı bir başlık altında bulabilirsiniz.

Manyas Kuş Cenneti tanıtımı hakkındaki yazım için.

 

Balıkesir Manyas Soğuksu Kalesi

MANYAS-SOĞUKSU KALESİ

İlçe merkezinin güneyindeki Soğuksu köyü yakınlarında bir tepenin üstünde, bir kule enkazı vardır.

Yöredeki ilk yerleşimin burada olduğu yani buranın eski Manyas olduğu düşünülüyor.

Bu harabe muhtemelen Bizans dönemine aittir ve “Poemaneun” ismini taşır.

Bizans devrinden kalan bu kale, 1336 yılında Osmanlı idaresine geçmiştir.

Günümüzde: güney, güneydoğu ve kuzeydoğuda: üç kule köşesi ve bunları birbirine bağlayan sur kısımları vardır.

Ayrıca yine kalıntıların bulunduğu bu alanda, oldukça büyük taşlar vardır.

Güneybatı köşede bulunan bir taş üzerinde, Yunanca yazıt görülür. Kale kalıntılarının güney doğusunda ikinci bir kule varlığı anlaşılır.

Her yere hakim durumdaki bu kulenin yanında Osmanlı döneminde yapılan bir cami ve türbenin harabeleri bulunuyor.

Cami yapısının sadece iskeleti mevcuttur, başkaca hiçbir iz yoktur.

Bu iskelette: binanın dört köşeli olduğu, yuvarlak kubbeli olduğu tahmin edilmektedir.

Bu yapının yaklaşık 15 metre kuzeyinde, içi boş mezarlar bulunan bir türbe harabesi vardır.

Binanın kitabesi yoktur. Fakat mimari stil, Osmanlı dönemini yansıtır.

Balıkesir Manyas Kaplıcalar

KAPLICALAR

Kaplıcalar, ilçe merkezine 6 km uzaklıkta Kızık köyü yakınlarında, Gönen yolu üzerinde İbrahim Tepe mevkiindedir. Günümüzde 6 kuyudan çıkan kaplıca suyunun sıcaklığı 45-50 derecedir.

Yapılan tahlillere göre: kükürt oranı düşük, kalsiyum maddesi bol kaplıca suyunun: içildiğinde sindirim sistemi hastalıklarına iyi geldiği ve böbrek taşlarını düşürdüğü anlaşılmıştır.

Çünkü kaplıca suyu içindeki mineraller, böbrek ve bağırsakları çalıştırır, idrar söktürür, gastrit ve ülsere iyi gelir. Termal banyo olarak kullanıldığında ise: deri hastalıkları, romatizma, kemik erimesi, kadın hastalıkları, eklem rahatsızlıkları, yorgunluk, iskelet bozuklukları, bel-boyun ve sırt ağrılarına iyi geldiği öne sürülmektedir.

Kaplıca bölgesinde, özel bir şirkete ait devre-mülk tesisi ve Kızılköy tüzel kişiliğine ait konaklama tesisi vardır.

Balıkesir Manyas Maltepe Şehitler Anıtı

MALTEPE ŞEHİTLER ANITI

Manyas Maltepe’de bulunan anıtın altında gömülü bulunan şehitler, Manyas çevresindeki Şah İsmail ve Anzavur isyanlarını bastırmak için mücadele eden askerlerimdir.

Özellikle 174’ncü Alay mensubu Tavşan Tepe olaylarında yerli çetelerin saldırısına uğrayan askeri gurubun fertleridir.

Gönen tanıtımı hakkındaki yazım için.

Susurluk tanıtımı hakkındaki yazım için.

Balıkesir tanıtımı hakkındaki yazım için.