
Marmaris-Datça karayolu gezisi:
Yol üzerinde bulunan merkezler şunlardır:
Hisarönü
Orhaniye
Selimiye
Söğüt

HİSARÖNÜ KÖYÜ VE KÖRFEZİ
Marmaris-Datça karayolu, Marmaris ilçe merkezinin 22’nci kilometresindedir. Marmaris ilçe merkezinin 20 km batısında, Bozburun yarımadasının kuzeydoğusunda konumlanmıştır.
Hisarönü köyü, kıyıdan 2 km içeridedir.
Evet, Hisarönü Marmaris ile Datça arasında, yemyeşil ormanlarla kaplı şirin bir kasabadır.
Dar ve virajlı bir yol olan Marmaris-Datça yolunun en keyifli tarafı, bir yanda Hisarönü, öte yanda da Gökova Körfezinin ayaklar altına serildiği manzaraya sahip olmasıdır.
Hisarönü köyü ise, dağların eteğine sırtını yaslayarak kıyıya doğru uzanan küçük ve sevimli bir köydür.
Bu köyün, Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferinde de olduğu söyleniyor.
Köyde, mübadele öncesinde Rumlar yaşamaktadır ve ismi “Erene” dir. Bizans ve Osmanlı döneminde, bu bölgenin temiz havası ve olağanüstü güzel yeşillikler içinde bulunması nedeniyle, birçok rahatsızlık için iyi olduğuna inanılmış ve çeşitli sağlık tesisleri kurulmuştur, günümüzde bu eski hastane kalıntıları görülebilmektedir.
Hisarönü köyünün 3 mahallesi bulunmaktadır. Değirmenyanı mahallesi Marmaris-Datça karayolu üzerindedir. Bördübet mahallesi ise Gökova körfezindedir.
Köyün iki kumsalı vardır.

Bunlardan bir tanesi, güneydoğu yönündeki “Kerdime” kumsalı ve diğeri ise, “Limanbaşı” olarak isimlendirilir.
Kerdime Kumsalı:
Kerdime kıyıları, Hisarönü’nün genel karakterini yansıtan kızıl-kahve tonlarında kum ve küçük çakıl karışımından oluşur. Deniz ayakkabısı giymenizi öneririm. Deniz oldukça sığdır. Su seviyesi kıyıdan açıldığınızda bile uzun süre bel hizasında kalır. Bu d urum, suyun içinde uzun yürüyüşler yapmayı ve ayakta vakit geçirmeyi sevenler için idealdir. Kumsal, coğrafi konumu sayesinde rüzgarı daha kontrollü alır, bu da denizin çoğu zaman çarşaf gibi sakin olmasını sağlar.
Limanbaşı Mevkii:
Limanbaşı, körfezin en uç ve korunaklı noktası olduğu için deniz burada bir göl kadar durgundur. Su seviyesi oldukça sığdır ve dibi kumdur. Bu da burayı güvenli yüzme alanı yapar. Bölgenin isminden de anlaşılacağı üzere, burası yerel balıkçı sandallarının ve küçük teknelerin bağlandığı doğal bir liman ağzıdır. Sahildeki bu tekneler bölgeye otantik bir hava katar. Tıpkı Hisarönü genelinde olduğu gibi buradaki kumsal da koyu kızıl renkte, iri taneli kumlardan oluşur.
Limanbaşı’nın hemen yanında denize dökülen küçük tatlı su akıntıları bulunur. Bu suyun denizle birleştiği yerlerde suyun sıcaklığı biraz daha düşüktür, çevresi sazlıklarla kaplıdır.
Tarihi zenginlikler:
Güneydoğusunda bulunan Eren Dağının eteklerinde, yöre halkının “Pazarlık” diye adlandırdığı düzlükte Kastabos antik mabet kenti vardır.
Kassabos, Karia dilinde “Tapınak Düzlüğü” anlamına gelen bir sözcüktür.
Hisarönü’nde gezip keşfedilmesi gereken yerlerden birisi olan Bybassos antik kenti, Marmaris-Datça yolu üzerindedir. Köyün hemen yanı başındaki bu antik kent, Karya, Bizans, Osmanlı, Roma ve Rodos gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

Tekne turları ve koylar:
Marmaris Hisarönü tekne turu, 5 farklı noktada yüzme molası vermektedir. Güzergah: Kızkumu fotoğraf molası, Sığlıman yüzme molası, Kamelya adası yemek ve yüzme molası, Dişlice adası yüzme molası ve Akvaryum koyu yüzme molasını kapsamaktadır.
Emel Sayın koyu olarak da bilinen İnbükü Koyu, Hisarönü’nün eşsiz güzellikteki kıyılarından biridir.
Tekne turlarında Kamelya, Dişlice ve Tavşan Adası mola duraklarıdır.
Aktiviteler:
Marmaris ve çevresindeki en önemli 3 binicilik noktasından biri olan Hisarönü’nde at safari ve binicilik üzerine hizmet veren kulüpler mevcuttur. Bördübet ve Amazon’da kano sporu yapılabilir.

Hisarönü Körfezinde gezilecek yerler
BENCİK KOYU
Koyun girişinde, dev kayaların oluşturduğu, bir doğal heykel görünümlü “Dişlice Adası” bulunuyor.
Koy: karanın içine doğru yaklaşık 1.5 km uzanan yapısıyla bir fiyordu andırır. Bu derin giriş sayesinde en sert rüzgarlarda bile denizi bir havuz kadar durgundur. Koyu çevreleyen çam ağaçları denizin rengine turkuaz ve yeşil tonlarını verir. Suyu son derece berrak ve temizdir. Kıyı kısımları sığ olsa da koyun orta kısımları teknelerin demirlemesine uygun derinliktedir.
Bencik koyu, Marmaris İçmeler ve Hisarönünden kalkan tekne turlarının en popüler mola noktalarından biridir.
Koyun bir bölümünde: MTA Dinlenme tesisi ve bir bölümünde ise Parlamenter evleri bulunmaktadır.
Akşamüstü saatlerinde, koyun dip bölgelerindeki patika yollarda, yürüyüş yapmak mümkündür. Ancak çevrede çok sayıda arı kovanı bulunduğundan, bu yürüyüş sırasında uzun kollu tşört ve pantolon giymeniz önerilir.
Bitirmeden son bir not: Bencik Koyunun (antik adıyla Stadia) ilginç bir hikayesi vardır. MÖ 540’lı yıllarda Pers ordusunun yaklaştığını duyan Knidoslular, Datça Yarımadasını tamamen bir ada haline getirip savunma yapmak amacıyla, yarımadanın en dar yeri olan Bencik’te bir kanal kazmaya çalışmışlardır.
Knidoslular binlerce kişiyle gece gündüz kazmaya başladılar. Ancak kazı sırasında beklenmedik bir durum yaşandı. İşçilerin vücutlarında özellikle gözlerinde ve ellerinde fırlayan sert kaya parçaları nedeniyle ciddi yaralanmalar oluştu. Kazı normalden çok daha zor ilerliyordu. Bunun üzerine, Knidoslular meşhur “Delfi Tapınağı” ndaki kahine danıştılar. Kahinden gelen cevap tarihe geçmiştir.
“Eğer Zeus isteseydi, orayı zaten ada yapardı. Berzahı kazmayın ve tahkim etmeyin”
Bu kehaneti duyan Knidoslular “Tanrıların bu işe razı olmadığını” düşünerek kazı çalışmalarını derhal durdurdular. Savunma hatlarından vazgeçtiler ve Pers generali Harpagos bölgeye ulaştığında, Knidos şehri direnmeden teslim oldu.
Ancak, yaklaşık 800 m kazmışlardır. Bu dar geçit ve kazma girişimiyle bağlantılı olarak yerel dilde zamanla evrilen bir isimlendirme olduğu tahmin edilmektedir. Bu arada, kanal kazma girişimi başarılı olamamıştır.
Bencik kelime anlamından söz ettik ya, bir başka varsayım daha var. Bazı yerel anlatılara göre, koyun içine doğru girildikçe görülen küçük kayalıklar veya kıyıdaki bitki örtüsünün oluşturduğu benekli yapıdan dolayı halk arasında bu ismin verildiği söylenir.
LACİVERT KOY ve AKVARYUM KOYU
Bu koylara ulaşımın en yaygın yolu Marmaris merkezden, İçmelerden veya Çamlı köyünden kalkan günübirlik tekne turlarına katılmaktır.
Mavi yolculuğa çıkan yatların da mutlaka mola verdiği veya gecelediği duraklardır.
Gökova körfezinin en berrak sularına sahiptir. Adeta bir doğal havuz niteliğindedir. Genellikle Sedir adası turlarının vazgeçilmez durakları olan bu koylar, denizin rengi ve temizliğiyle ünlüdür.
Deniz suyunun en durgun ve berrak olduğu sabah saatleri, bu koyların keyfini çıkarmak için en uygun zamandır.
LACİVERT KOY
Gökova körfezinin derin ve berrak sularıyla tanının en özel noktalarından biridir.
Denizin rengi:
Adını suyun derinliği ve temizliği sayesinde aldığı koyu lacivert renkten alır. Suyun altına bakıldığında görüş mesafesi oldukça yüksektir.
Doğal Yapı:
Koyun etrafı dik kayalıklar ve çam ağaçlarıyla çevrilidir. Bu yapı, koyu rüzgarlardan koruyarak suyun her zaman çarşaf gibi durgun kalmasını sağlıyor.
Dalış:
Suyun berraklığı ve dip yapısının zenginliği nedeniyle şnolkerle dalış ve tüplü dalış meraklıları için ideal bir noktadır.
AKVARYUM KOYU
Adından da anlaşılacağı üzere, suyunun netliği sayesinde denizin dibindeki her taşın ve balığın dışarıdan net bir şekilde görülebildiği bir koydur.
Görünüm:
Turkuazın en açık tonlarından başlayıp derinlere doğru koyulaşan muazzam bir renk geçişine sahiptir.
Deniz yaşamı:
Su altında çok sayıda balık türü görülebilir. Yanınızda deniz gözlüğü ve şnolker bulundurmanız, buradaki deneyiminizi unutulmaz kılacaktır.
Bakirlik:
Akvaryum koyu genellikle karayolu ulaşımı olmayan, sadece teknelerle gidilebilen bakir bir bölgedir. Bu da suyun kirlenmeden korunmasını sağlamıştır.

DİŞLİCE ADASI-AŞK ADASI:
Dişlice adası, sarı turuncu yosunlarla kaplı kaya yapısı, küçük kanyonları ve kayalar üzerindeki labirent oyuklarıyla “Aşk Adası” ismiyle de anılmaktadır.
Evet Dişlice adası, Hisarönü Körfezindedir. Marmaris ilçe merkezine uzaklık 23 km dir.
Adaya Marmaris’ten kalkan teknelerle ulaşmak mümkündür.
Alternatif olarak Datça’dan hareket eden tekne turları da adaya ulaşım sağlar.
Marmaris’ten kalkan tekneler, yaklaşık 1 ile 1.5 saatlik bir yolculuktan sonra adaya varırlar.

Adanın ismi ve görünümü:
Adanın görünümü, denizden ayrılmış bir dişi andırdığı için bu ismi almıştır. Dişlice adasının ortasında yer alan anıt kayaları, yıllardır süregelen eşsiz bir güzelliğe sahiptir.
Adaya uzaktan bakıldığında denize girmiş, saçını topuz yapmış bir kadının bedenini ya da hortumunu suya daldırmış bir fil görüntüsü canlandıran kayalıkların olması da heyecan vericidir.
Kayaları sarı ve turuncu tonlara sahip, çeşitli yosun türleri kaplıyor ve Dişlice Adasına değişik bir görünüm kazandırıyor.
Neden Aşk Adası deniliyor.
Adanın bu ismi almasının sebebi, dikey şeklinde sık aralıklarla duran kayalıkların saklanma alanları oluşturması ve aşıklara sığınak sunmasıdır. Bu yüzden adaya “Aşk Adası” ismi verilmiştir. Sarı turuncu yosunlarla kaplı kaya yapısı, küçük kanyonları ve kayalar arasındaki labirent oyuklarıyla gizlenmeye çok uygun olan ada, bu özelliğiyle Aşk Adası adıyla anılmaktadır.
Deniz ve Doğa:
Dişlice adası, turkuaz renkli, tertemiz denizi ve Pasifikten gelen yatların getirdiği balıklarıyla görenleri kendine hayran bırakır. Üzerinde martılardan başka yaşayanın olmadığı bu yer, Marmaris’ten tekne turu yapanların uğrak noktalarından biridir.
Doğal güzelliklerini günümüze kadar korumuş olan bu ada, ziyaret edenlerin dikkatli bir şekilde koruduğu bakir bir doğaya sahiptir. Buraya gelenler, adaya zarar vermemek adına en küçük bir çöp bile bırakmıyorlar.
Adada ne yapılır:
Adanın zirvesine kadar tırmanmak mümkündür. Özellikle en güzel manzaraları fotoğraflamak isteyenler için tepeye çıkmaları tavsiye edilir.

KASTABOS-CASTABUS:
Marmaris ilçesinin Hisarönü köyünün güneyinde, 275 m yükseklikteki Eren Dağı üzerinde, çam ormanlarının içinde yer alan düzlükte kurulmuştur.
Marmaris’ten Bozburun’a giden yolun solunda yer alan bu kutsal alana Hisarönü ovasından bir saatlik tırmanıştan sonra ulaşmak mümkündür.
Buradan Bodrum’a kadar 65 km lik girintili çıkıntılı koylar görülür.
Yöre halkı buraya “Pazarlık” ya da “Gavur pazarı” olarak adlandırdığından daha çok yöresel adıyla bilinmektedir.
Adının Kökeni:
Castabus adının Anadolu’nun en eski halklarından olan Luvilere ait Luvice kökenli bir isim olduğu düşünülmekle birlikte, Karia dilinde “Tapınak Düzlüğü” anlamına gelmektedir. Bu anlam, kentin bir tapınak kenti olduğunu doğrular niteliktedir.
Tarihi ve Önemi:
Hisarönü Mahallesindeki MÖ 4 yüzyılda inşa edilen Kastabos Hemithea Kutsal Alanı, sadece bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda bölgenin siyasi, sosyal ve inanç merkezi olmuştur.
Araştırmacılara göre, Rodos’un karşısındaki coğrafyada dört önemli merkezden biri olduğu belirtilmektedir. Bölgedeki en erken ve en büyük tiyatroya Kastabos’un sahip olduğu önemlidir.
Şehir, en geç MÖ 300 yılında Rodos Peraiası’nın bir parçası olarak Rodos kontrolüne girmiştir.

Hemithea Tapınağı ve Şifa Kültü:
Burada Molpadia’nın insanların rüyalarına girerek hastalıklarını tedavi ettiği, çocuksuz kadınları iyileştirdiği ve şifacı olduğu için Hemithea (yarı tanrıça) olarak adlandırıldığı bilinmektedir.
Tarihçi Diadoros, mabedi “Hemitia Kutsal Alanı” olarak kayıtlara geçmiştir. Apollon tarafından bu bölgeye getirilmiş Molpadia adlı kadına Hemithea adı altında tapınıldığını ve onun için bir tapınak yapıldığını, tapınağın ününün uzun süre devam ettiğini anlatmıştır.
Mabet, MÖ 4 yüzyıla tarihlenmektedir ve Dor düzenine ait öğeler taşıyan İon tarzındadır. Tapınağın uzun yanlarında 11 sütun, diğer yanlarında her birinde 6 sütun bulunmaktadır.

Tiyatro ve Festival Alanı:
Denizden 269 m yükseklikte olan tiyatro, batıya bakmaktadır. 3300 kişilik olduğu tespit edilen tiyatronun yaklaşık 28 sıralı olması gerekir.
Kastabos’un yaklaşık 3500-4000 kişilik tiyatrosu, buranın aynı zamanda büyük bir festival merkezi olduğunun göstergesidir. Kastabos Festivalleri Karya ve çevresinden binlerce kişiyi buraya çekmiş, insanlar hem dini törenlere katılmış hem de şifa arayışında bulunmuşlardır.
MÖ 2 yüzyıla kadar düzenlenen “Kastabeia” adı verilen bu şenlikler ve festivaller, Romalılar döneminde bırakılmıştır.
Arkeolojik Bulgular:
Yüzeysel kazılarda Gölenye köyü yakınlarında bulunan yazıtta, kutsal alanın Bybassos’a bağlı olduğu anlaşılmıştır. Araştırmacı Cook tarafından iki yazılı belge, aslan başı, yıpranmış bir heykel gövdesi ile toprak kandil, ayrıca Helenistik devre ait taş kabartma ve ev kalıntıları bulunmuştur.
Tiyatronun sahne binasının batısında, gerçek boyutun iki katı olan dev bir mermer heykel başı bulunmuştur. Bu heykel akrolith tekniğiyle yapılmış olup dev formatı nedeniyle Kastabos’un kült heykeli olduğu düşünülmektedir.
Yaşayan Gelenek:
Sözlü tarih çalışmalarında köyle yaşayan yaşlı insanlar, çocuk sahibi olmak isteyen kadınların geçmişte buraya getirildiğini, burada ekmek ve süt bırakarak dua edildiğini anlatmıştır. Yani 2350 yıllık bir gelenek, bugün bile halkın hafızalarında yaşamaktadır.
Yerel halk burayı sık sık ziyaret eder. Çünkü bir inanışa göre: yeni bir iş kurmaya veya finansal bir anlaşma yapmaya hazırlananlar burayı ziyaret ederler. Bu adada çok fazla bulunan küçük taşların finansal konularda iyi şans getirdiğine inanılıyor.

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR
HEMİTHEA TAPINAĞI TEMELLERİ VE PLATFORM DUVARLARI:
Tapınak “peribolos” olarak adlandırılan kutsal bir alanın merkezinde, yapay bir teras yani platform üzerinde inşa edilmiştir.
Platformu destekleyen istinat duvarları, antik dönem taş işçiliğinin en güzel örneklerinden birisidir. Bu duvarlar, arazinin eğimini düzlemek ve tapınağa anıtsal bir yükseklik kazandırmak amacıyla örülmüştür.
Günümüzde tapınağın üst yapısı (sütunlar ve çatı) yıkılmış olsa da, bu güçlü platform duvarları halen büyük ölçüde ayaktadır ve kutsal alanın sınırlarını net bir şekilde belirlemektedir.
Tapınağın temelleri ve mimari yapı:
MÖ 4 yüzyılda inşa edilen tapınak, İon düzenindedir. Temeller incelendiğinde, yapının 6 x 12 sütunlu bir plana sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Yapımında yerel kireçtaşı kullanılmıştır. Temel seviyesinde görülebilen bloklar, yapının o dönemdeki devasa boyutlarını kanıtlar niteliktedir.
Tapınağın iç kısmında tanrıçanın heykelinin bulunduğu “cella” bölümünün temelleri halen seçilebilmektedir.
Arkeolojik ve Mitolojik Önemi:
Hemithea (yarı tanrıça) antik dönemde özellikle kadın hastalıkları ve genel sağlıkla ilgili şifa dağıttığına inanılan bir figürdür. Bu nedenle tapınak sadece bir ibadethane değil, uzak yerlerden insanların geldiği bir şifa merkeziydi.
Tarihçi Diodoros, tapınağın çok zengin olduğunu ve halkın buraya değerli adaklar bıraktığını, tapınağın kutsallığından dolayı hırsızların buraya dokunmaya korktuğunu anlatır.
TİYATRO KALINTILARI.
Vadinin üstündeki zirvenin tam altında, sarp yerde, oturak sıraları olan bir tiyatronun kalıntıları dikkat çekmektedir. Güneyde yer alan yıkık tiyatro, tapınakla birlikte tanımlanabilen tek yapıdır. Bu eser, Rodos Karşı yakasında varlığı bilinen üçüncü ve son tiyatrodur. Bu özelliği onu bölgede eşsiz kılar.
Evet, Tiyatro günümüzde büyük ölçüde tahrip olmuş ve bitki örtüsüyle kaplanmış durumdadır. Ancak oturma sıralarının bir kısmı ve orkestra boşluğunun ana hatları halen seçilebilmektedir.
Yaklaşık 2000-3000 kişi kapasiteli olduğu tahmin edilen tiyatro, Yunan geleneğine uygun olarak doğal bir yamaca yaslanmıştır. Sahne binasından ise günümüze çok az kalıntı ulaşmıştır.
Kastabos bir yerleşim yeri değil, dini bir merkez olduğu için tiyatro muhtemelen sadece oyunlar için değil, Tanrıça Hemithea onuruna düzenlenen dini törenler, ayinler ve festivaller sırasında toplanma alanı olarak kullanılıyordu.

DEV MERMER HEYKEL PARÇALARI:
Dev heykel başı:
Tiyatronun sahne binasının batısında, yüzeyde gerçek boyutun iki katı olan dev bir mermer heykel başı bulunmuştur.
Omuz parçası:
Güneyde, tapınak terasının hemen altında, aynı boyutta bir mermer heykelin omuz kısmı da bulunmuştur. Bu parça aşağıda kabaca işlenmiş bir eklenti yeri göstermektedir. Dolayısıyla, başka bir malzemeden oluşan bir heykel gövdesine ait olmalıdır.
Boyun parçası:
Tiyatronun orkestrasındaki taşların arasında ayrıca, aynı şekil ve boyutlarda diğer bir mermer heykelin boynu bulunmuştur. Bu parça, diğer baş ve omuz heykel parçalarıyla birleşmemektedir.
Kaç Heykel Vardı
Dolayısıyla kutsal alanda iki tane dev akrolith heykel olmalıdır. Bunlardan birisi tapınağın içindeki Hemithea kült heykeli olmalıdır. Diğerinin yeri ve işlevi tam olarak belli değildir. İkinci heykel, tapınak terasının doğusundaki Naiskos’lardan birinde kullanılmış olmalıdır.
Akrolith Tekniği nedir:
Kastabos heykellerini özellikle ilginç kılan durum, akrolith (Yunanca akros-uç, lithos-taş) tekniğiyle yapılmış olmasıdır. Bu teknikte heykelin sadece görünür kısımları (baş, eller ve ayaklar) mermerden yontulurdu. Heykelin gövdesi ise ahşap ya da başka bir malzemeden yapılır, üzeri altın varak, renkli kumaş veya boya ile kaplanırdı. Bu yöntem hem büyük miktarda pahalı mermer kullanımını azaltır hem de heykele görsel bir zenginlik katardı. Bu iki heykel parçası birleşmemelerine rağmen, aynı heykele de ait olabilirler. Heykel akrolith tekniğiyle yapılmıştır.
Antik Yunan’ın en ünlü akroliht heykellerinden biri Atine Parthenon’undaki Athena Parthenos heykeliydi. Altın ve fildişiyle kaplı, devasa boyutlarıyla tüm antik dünyanın hayranlığını kazanmıştı. Kastabos’daki Hemithea heykeli de benzer bir görkeme sahip olmuş olmalıdır.
Boyutu ve önemi:
Dev formatı nedeniyle Kastabos’un kült heykeli olmalıdır. Gerçek boyutunun iki katı kadar büyüklüğünde olduğu tespit edilen bu heykel, tapınağa giren her ziyaretçiyi derinden etkileyecek bir anıtsallığa sahipti. Böyle dev bir heykelin varlığı, Kastabos’un sadece küçük bir yerel tapınak değil, geniş bir bölgeyi etkisi altına alan önemli bir kutsal merkez olduğunu kanıtlamaktadır.
Günümüzdeki durum:
Karmakarışık taşlar arasında bulunan mermerden yapılmış, normalden büyük bir kadın heykelinin başı ve omuzları kırılmıştır. Birçok heykel ayağının bulunduğu bu yerin her yanı gelişigüzel kazılmış, talan edilmiştir.
Bu durum son derece üzücüdür. Antik çağda bile dokunulmayan bu kutsal alan, modern dönemde hazine avcıları tarafından tahrip edilmiştir. Heykel parçalarının bir kısmının müzelere taşındığı düşünülmekte, bir kısmının ise hala arazide dağınık halde bulunduğu görülmektedir.
Sur ve Çevre Yapı Kalıntıları:
Peribolos (Kutsal Alan) sur duvarları:
Kastabos’daki en belirgin sur benzeri yapılar, Hemithea Tapınağını çevreleyen devasa destek duvarlarıdır. Bu duvarlar, büyük ve düzgün kesilmiş taş blokların üst üste konulmasıyla inşa edilmiştir. Bazı bölümlerde harçsız, sadece taşların ağırlığıyla duran Helenistik dönem işçiliği görülür. Bu duvarlar sadece alanı korumakla kalmaz, aynı zamanda tapınağın üzerinde durduğu platformun çökmesini engeller. Yamaçtan yukarı bakıldığında, bu yüksek duvarlar kentte bir kale havası verir.
Propylon (Anıtsal giriş kapısı)
Kutsal alana giriş, batı tarafta yer alan anıtsal bir kapıdan sağlanıyordu. Bugün bu kapının eşik taşları ve yan sövelerine ait parçalar yerinde görülebiliyor. Bu giriş, ziyaretçilerin kutsal alana adım attığı ilk önemli noktadır.
Sarnıçlar ve Su kanalları;
Eren Dağının yüksek bir noktasında bulunan Kastabos’ta su yönetimi hayati önem taşıyordu. Tapınak platformunun hemen yakınında ve tiyatro civarında kayaya oyulmuş ya da taşla örülmüş büyük su sarnıçları bulunur. Bu sarnıçlar, festivaller sırasında buraya akın eden binlerce insanın su ihtiyacını karşılamak için tasarlanmıştır.
Sarnıçların iç kısımları, su sızdırmazlığını sağlamak amacıyla antik dönem horasan harcıyla sıvanmıştır ve bu sıvaların bir kısmı günümüzde de görülebilmektedir.
Konaklama ve Hizmet Birimleri:
Tapınağın çevresinde, dini törenler için gelen rahiplerin kaldığı veya adak eşyalarının saklandığı küçük oda kalıntıları mevcuttur. Bu yapılar genellikle dikdörtgen planlı ve basit taş işçiliğine sahiptir.
Çevre yollar ve patikalar;
Kastabos’u deniz kıyısındaki yerleşimlere (örneğin: Bybassos) bağlayan antik yolun kalıntıları, yer yer taş döşemeler şeklinde ormanlık alan içinde takip edilebilmektedir. Bu yollar, antik dönemde adak adayanların izlediği kutsal rotalardır.

EMEL SAYIN KOYU-İNBÜKÜ KOYU:
Marmaris ilçe merkezine 28 km mesafede olan bu koy, masmavi denizi, tertemiz kumsalı ve yemyeşil ormanlarıyla görülmeye değer güzelliktedir.
Ormanın içinde yer alan doğal kaynak suyu içilebilir.
Özel araçla seyahat edenler için Marmaris’ten yaklaşık yarım saatlik bir yolculukla koya ulaşmak mümkündür. Toplu taşıma ile ulaşmak isteyenler, Marmaris merkezden hareket eden minibüslerle koyun yakınlarına kadar gelebilirler ve sonrasında kısa bir yürüyüşle koya varabilirler.
İnbükü Orman Kampı tabelalarını takip etmek, doğru yolda olduğunuzun işaretidir.
İsmin Hikayesi:
Koyun “Emel Sayın Koyu” olarak anılmasının ilginç bir hikayesi vardır. Rivayete göre, ünlü sanatçı Emel Sayın’ın gözlerine benzetilen turkuaz renkli denizi nedeniyle bu isim zamanla halk arasında benimsenmiştir. Sanatçının da koya olan hayranlığını çeşitli platformlarda dile getirmesiyle, bu ad daha geniş kitleler tarafından kullanılmaya başlanmıştır.
Koyun eski adı olan “İnbükü” ise bölgede geçmişte sıkça rastlanan yılan balıklarından gelmektedir.
Doğal Güzelliği:
Yemyeşil çam ormanlarıyla çevrili olan İnbükü Koyu, berrak denizi ve huzur dolu atmosferiyle ziyaretçileri adeta büyüler. Koy, hem günübirlik ziyaretler için hem de kamp yapmak isteyenler için ideal bir destinasyondur.
İnbükü Koyunun plajı, ince bir sahil görüntüsü verse de ormanlık alandan çıkınca göreceğiniz manzara karşısında büyüleneceksiniz. Birçok teknenin uğrak yeri olan bu koy, genelde durgun suralar ev sahipliği yapıyor.
İnbükü Koyu, adını, ayıların buraya çok geldiğinden dolayı almıştır. Doğası, muhteşem manzarası, masmavi tertemiz denizi, stresten ve gürültüden uzak kafa dinlemek için çok ideal bir koydur. Arkası orman ve havası çok temizdir.
Kamp Olanakları:
İnbükü koyunda kamp alanları mevcuttur. Çadır kampı yapabileceğiniz bu alanlarda duş, tuvalet, çamaşırhane, elektrik, yemekhane, kafeterya, büfe gibi ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz hizmetler sunulmaktadır. Ayrıca dağlardan gelen temiz kaynak suları içilebilir.
Dünyanın gözde durağı-Ünlü ziyaretçiler:
Zaman zaman dünyaca ünlü zenginlerin de uğrak noktası olan bu koy, mavi ve yeşilin buluştuğu manzarasıyla görenleri büyülüyor. Özellikle Microsoft’un kurucusu Bill Gates, 2021 ve 2022 yıllarında lüks yatı Lana ile Emel Sayın Koyuna demirlemiş ve koyun büyüleyici manzarasının tadını çıkarmıştır. Uzun bir süre bu koydan ayrılmayan Gates’in yatında 35 kişilik bir ekip bulunurken, yat personeline çiçek ve hediyeler gönderdiği de biliniyor.
WhatsApp ın kurucusu ve ortağı Jan Koum, 2024 yılında 40 milyon dolar değerindeki süper yatı Nebula ile koya demirlemiştir.

ORHANİYE KÖYÜ
Marmaris-Datça karayolu; Marmaris ilçe merkezine 29 km uzaklıktadır.
Turgut’dan 2.5 km uzaklıktadır.
Marmaris merkezin yaklaşık 30 km güneybatısında yer alan Orhaniye, çam ormanlarının denizle buluştuğu huzurlu bir köydür. Marmaris merkezden kalkan dolmuşlarla veya özel araçla Marmaris-Datça yolunu takip edip Hisarönü ayrımından saparak yaklaşık 45 dakikada Orhaniye köyüne ulaşabilirsiniz.
Burası: Hisarönü körfezi kıyısındaki en önemli turizm merkezlerinden birisidir. Köy merkezi, kıyıdan 1.5 km içeridedir. Keçibük koyunda, kıyıda alçak alanlar tarıma ayrılmış, köyün Keçibük Mahallesi iç kısımda yamaca kurulmuştur.
Orhaniye koyu, Keçibük olarak tanınır. Rüzgara karşı korumalı olduğu için yat turizminde tanınmış bir koydur. 1988 yılında koyun girişine, özel bir yat yanaşma yeri yapılmıştır.
Turistler kısmen sular altında kalan kıyı oku üzerinde “su üzerinde” yürümektedirler. Bu jeomorfolojik oluşum ve gel-git olayı, ilginç bir turizm çekiciliği oluşturmuştur.
Çevredeki çam ormanlarının resmi, deniz suyuna vurur. Bu yüzden, buradaki deniz, buraya özgü bir renk alır.
Orhaniye’den tekne turları ile Hisarönü körfezini gezebilirsiniz.
Orhaniye köyü girişinde, Keçibük’ü mevkiinde bulunan Martı Marina ve otel tesislerinin yanında: bir manastır kalıntısı bulunmaktadır. Tesislerin bahçesindeki mozaikleri mutlaka görünüz.

ORHANİYE KOYU
Marmaris-Datça karayolu; Orhaniye koyu: dar ve uzun bir koydur. Genişliği 500-1000 metre ve uzunluğu ise 3000 metredir.
Etrafını saran dağlar sayesinde rüzgardan korunur. Bu özelliğiyle deniz her zaman sakin, durgun ve bir çarşaf gibi pürüzsüzdür. Köyün çevresi asırlık çam ve çınar ağaçlarıyla kaplıdır. Deniz kenarındaki restoranlarda yemek yerken bu yeşil manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.
Koyda kuzeyden güneye doğru 400 metre uzunluğunda ve 25 metre genişliğinde uzanan kıyı oku (Kız kumu) günlük gel-git olaylarından etkilenmekte, sabahtan öğlene kadar su altında kalıp, öğleye doğru su üzerine çıkmaya başlamaktadır.
MARTI MARİNA:
Bölgenin en büyük marinalarından biri olan Martı Marina, Orhaniye’dedir. Bu nedenle koy, mavi yolculuğa çıkan yatların ve yelkenlilerin en sevdiği uğrak noktalarından biridir.
KONAKLAMA
Büyük otellerin aksine, burada daha çok butik pansiyonlar, apartlar ve doğa ile iç içe kamp alanları vardır.
TARİH VE KÜLTÜR:
Bybassos antik kenti kalıntıları, köyün hemen arkasındaki Hisartepe’de yer alır. Köy halkı geleneksel yaşam tarzını sürdürmekte olup taze bal, zeytinyağı ve yerel otlar köy pazarında bulunabilir.
KIZKUMU PLAJI
Evet, denizin ortasındaki sığlık aşırı ilgi çeker. Bu sığlık kırmızı kumdan oluşur ve karadan başlayıp koyu ikiye böler.
Yaklaşık 600 metre uzunluğunda ki bu sığlık üzerinde yürüyen insanlar, ayak bileklerine kadar gelen su yürürken, sanki denizin ortasında yürüyormuş gibi bir algı yaratır. Kızkumu yolunun genişliği birkaç metredir. Yolun her iki tarafı ise aniden derinleştiği için koyu mavi bir renk alır.
KIZKUMU EFSANESİ:
Burası hakkında anlatılan bir efsane vardır.
Bybassos kralının kızı: bölgeye gelen korsanlardan kaçmak için denize doğru ilerler. Yüzme bilmediği için ceplerine doldurduğu kumları, karşı kıyıya ulaşmak için denize serper. Ancak karanlıkta yolunu kaybettiği ve kumları da bittiği için boğularak ölür.
Ertesi gün sabahında, denizin ortasında bu kumdan kanalın varlığını görenler şaşırır ve bu yüzden plajın ismi “Kız kumu” olmuştur.
Ancak bu efsane “Bybassos kralının kızı güzel prenses ile bir balıkçı arasındaki aşk hikayesi olarak da dillendiriliyor.
Anlatılanlara göre: sevgilisine kavuşmak isteyen bir genç kız, eteğine kum doldurarak denizin ortasından yol yapmaya çalışır, ancak kumları bitince boğulur. Bugün kum yolunun bittiği noktada bu efsaneyi temsil eden bir heykel bulunmaktadır.
Evet, burası antik dönemde de stratejik bir öneme sahiptir. Sığ yapısı nedeniyle gemilerin manevra alanlarını belirleyen doğal bir sınır işlevi görmüş olabilir.
Sizde burayı ziyaret ettiğinizde, mutlaka bu deniz üstünde yürüme etkinliğini yapın. Uzaktan bakıldığında insanlar denizin tam ortasında suyun üstünde yürüyor gibi görünürler.
Yürüyüş yolunun sonunda, koyun ortasındaki küçük ada ve üzerindeki antik kale kalıntıları görülür.
Gerçekte ise, burayı izah eden jeologlar: binlerce yıllık jeolojik süreçte oluşan bir doğa olayı olarak tanımlıyorlar.
KIZKUMU HEYKELİ
Heykel, sığ olan kum yolunun bittiği ve denizin aniden derinleştiği noktaya yakın bir yerde bulunur. Bu konum, efsanedeki prensesi kumların bittiği ve denizde kaybolduğu yeri işaret eder.
Heykel efsaneye konu olan Bybassos Kralının kızı prensesi temsil eder. Elinde eteğini tutar vaziyette betimlenen bu figür, sevgilisine kavuşmak için denize kum saçarak yol açmaya çalışan prensesin o son anlarını simgeler.
KALE ADASI-KORSAN ADASI
Koyun tam ortasındaki bu küçük ada, yerel halk arasında genellikle Kale Adası olarak adlandırılır.
Ada sarp ve kayalık bir yapıya sahiptir. Üzeri maki türü bitkiler ve yer yer zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Adada yüzlerce tavşan yaşıyor. Tavşanların buradaki geçmişinin 2009 yılına dayandığı kaydediliyor. Bu tarihte, adaya giden bir kişi buraya, ikisi dişi, ikisi erkek 4 evcil tavşan bırakmış, hızla üreyen tavşanların sayısı birkaç yıl içinde 500 civarına ulaşmıştır. Ancak seyrek maki örtüsünden başka bitkisel zenginliği bulunmayan adadaki besin kaynakları yetmez hale gelip, bazılarının açlık ve susuzluktan ölmeye başlamasıyla tavşanların sayısındaki artış düşmüştür.
Adanın en yüksek noktasında, antik dönemden kalma ve Ortaçağ (Bizans) döneminde de kullanılmış olan bir kale kalıntısı vardır.
Bu kale, koyun girişini kontrol etmek ve ana yerleşim olan Bybassos u denizden gelebilecek korsan saldırılarına karşı korumak için bir gözetleme kulesi işlevi görmüştür.
Son bir not, adaya sadece Kızkumu üzerinden değil, teknelerle de gitmek mümkün. Tekne yolculuğu sadece 2-3 dakika sürüyor.
Kalenin duvarlarında yerel moloz taşlar ve horasan harcı kullanılmıştır. Günümüzde surların bir kısmı yıkılmış olsa da, ana yapı hatları halen seçilebilmektedir.
Ada üzerinde kale dışında, askerlerin barınması veya malzeme depolanması için kullanılmış küçük oda temelleri ve su ihtiyacını karşılamak için kayaya oyulmuş sarnıç izleri mevcuttur.
Evet Bu ada Orhaniye koyuna giren tüm teknelerin görüş alanındadır. Antik dönemde bu stratejik nokta, Hisartepe deki ana kent (Bybassos) ile görsel ileşitim (ateş veya dumanla haberleşme) kurabilecek bir konumdadır.
KEÇİBÜKÜ MEVKİİ:
Keçibükü, Kızkumu’nun hemen yanıbaşındadır.
Keçibükü, korunaklı yapısı sayesinde yılın büyük bölümünde dalgasız, adeta bir havuz durgunluğunda bir denize sahiptir. Suyun berraklığı, dibindeki kumları ve balıkları izlemeye imkan tanır. Derin ve sakin yapısı nedeniyle sadece yüzmek isteyenleri değil, yatçıların ve yelken tutkunlarının da favori duraklarından birisidir.
Sahil boyunca denize sıfır konumlandırılmış butik oteller, pansiyonlar ve kaliteli deniz ürünleri sunan restoranlar bulunur. Akşam yemeklerinde masaların neredeyse denizin içine kurulduğu mekanlar oldukça yaygındır.
Sahil şeridinden orman içine doğru uzanan yollarda yürüyüş yaparak körfezin o eşsiz turkuaz manzarasını tepeden seyredebilirsiniz. Işık kirliliğinin az olması sayesinde, gece iskelede oturup yıldızları izlemek Keçibükü’nün en klasik aktivitelerinden biridir.

BYBASSOS:
Önce ulaşım: Marmaris-Bozburun yolu üzerinde, Orhaniye köyü girişinden tepeye doğru yaklaşık 1 km lik bir tırmanış ile kalıntılara ulaşılabilir.
Akropolis tepesine ulaştığınızda sizi Hisarönü Körfezi ve Kızkumu’nu kuşbakışı gören muazzam bir manzara karşılar.
Tepeye doğru çıkarken, yol kenarındaki antik döneme ait kaya mezarları ve sarnıç kalıntılarıyla karşılaşmanız mümkündür.
Şimdi gelelin Bybassos şehrini anlatmaya:
Hisartepe üzerinde olan Bybassos antik kenti, antik dönemde Karya Chersonesos (Yarımada) Birliğinin önemli üyelerinden biriydi.
Bybassos, günümüzde Kızkumu’nun hemen üzerindeki tepede, Orhaniye Köyünün yamacına kurulmuştur.
Antik dönemde bir liman kenti olan yerleşim, hem körfeze hakim stratejik konumu hem de deniz ticaretiyle öne çıkmıştır.
Tarihsel önemi:
Ünlü tarihçi Heredotos, Knidos topraklarının Bybassos Yarımadasından başladığını belirterek kentin coğrafi önemine değinmiştir.
Bybassos, Rodos’un anakaradaki önemli demoslarından (yerleşim birimi) biri olarak hem mermer ticareti hem de liman hizmetleriyle refah seviyesi yüksek bir yerleşimdi.
MİMARİ KALINTILAR VE ÖNEMLİ YAPILAR
Sur duvarları:
Kentin Akropolü (Yukarı Şehir) çevreleyen sur kalıntıları, ormanlık arazi içinde dağınık bir şekilde görülebilir. Özellikle Orhaniye sırtlarındaki Hisartepe’nin zirvesine doğru daha yoğunlaşır.
Tepenin alt kısımlarında ve bazı temel bölümlerinde, büyük taş blokların harçsız bir şekilde birbirine geçirilmesiyle oluşturulan eski duvar işçiliği fark edilir. Daha düzenli kesilmiş taşların kullanıldığı bu evre, kentin refah dönemindeki savunma hattını temsil eder. En üst noktada ve yer yer eski surların üzerine eklenen, moloz taş ve kireç harcıyla örülmüş daha geç dönem savunma yapıları bulunur. Bu bölümler, genellikle kale olarak adlandırılan iç kaleyi yani Akropolisi oluşturur.
Evet sur duvarları, Orhaniye Körfezini ve Kızkumu nu tamamen görecek şekilde stratejik bir noktada inşa edilmiştir. Bu sayede denizden gelebilecek herhangi bir tehlike önceden gözlenebiliyordu.
Kale-Akropolis ve Kuleler:
Zirveye yakın bölgede, savunmayı güçlendirmek için yapılmış kule benzeri çıkıntılar ve burç kalıntıları vardır. İç kale kısmında, sur duvarlarına bitişik inşa edilmiş gözetleme noktaları ve depo alanları olarak kullanıldığı düşünülen küçük mekanların temelleri seçilebilmektedir.
Orhaniye Adasındaki kale:
Kıyıya yakın küçük ada üzerinde de Bybassos ile bağlantılı, genellikle Ortaçağ-Bizans dönemine tarihlenen bir kale kalıntısı vardır. Bu yapı, ana kentin deniz güvenliğini tamamlayan bir ileri karakol işlevi görüyordu.
Kastabos (Kutsal Alan) İlişkisi;
Kastabos’taki Hemithea Tapınağı, aslında Bybassos territoriumuna (topraklarına) aittir. Bybassos halkı, kutsal törenler için tepedeki bu tapınağı kullanıyordu.
Kastabos’un idari yönetimi, finansmanının kontrolü ve oradaki dini törenlerin organizasyonu doğrudan Bybassos kenti tarafından yürütülüyordu.
Bybassos halkı, sağlık ve şifa tanrıçası Hemithea ya tapıyordu. Bybassoslular, yılın belli dönemlerinde düzenlenen büyük festivaller ve kurban törenleri için deniz kıyısındaki kentlerinden ayrılarak Eren Dağı nın tepesindeki Kastabos a tırmanırdı. Bu iki nokta arasındaki antik yol, bir nevi Kutsal Yol işlevi görüyordu.
Liman ve Deniz Yapıları:
Bugün kıyıdan yaklaşık 300 m içeride, tarlaların altında kalan antik liman kalıntıları, jeomanyetik ölçümlerle tespit edilmiştir.
Bu liman, antik dönemde Rodos ile Anadolu arasındaki şarap, zeytinyağı ve kereste ticaretinin önemli duraklarından biriydi.
Deniz kenarında ise bir kiliseye ait olabilecek mimari parçalar ve dairesel planlı Bizans yapıları mevcuttur.
Orhaniye Adası (Kale adası) ve Deniz savunması:
Koyun ortasında yer alan küçük ada, deniz trafiğini kontrol etmek için bir karakol görevi görüyordu.
Ada üzerinde Bizans ve Orta çağ dönemlerine tarihlenen küçük bir kale ve gözetleme kulesi kalıntısı bulunur. Bu yapı, limana giren gemileri denetlemek ve korsan saldırılarına karşı önlem almak amacıyla kullanılmıştır.
Adanın çevresinde ve kıyı şeridinde, suyun çekildiği zamanlarda fark edilen taş sıraları, antik dönem dalgakıranlarına veya yanaşma yerlerine ait temel taşlarıdır.
Kıyıdaki yapılar:
Deniz kenarında, muhtemelen limana gelen denizcilerin ibadet etmesi için inşa edilmiş yapıların kalıntıları mevcuttur. Kıyıda, denize çok yakın bir noktada bir kiliseye ait mozaik parçaları ve sütun kaideleri bulunmuştur. Bu yapılar, kentin Bizans döneminde de denizcilik açısından aktif bir merkez olduğunu kanıtlar.

SELİMİYE KÖYÜ
Marmaris-Datça karayolu; Marmaris ilçe merkezine 43 km uzaklıktadır.
Selimiye köyü: Orhaniye köyüne 10 km ve Turgut ayrımına 7 km uzaklıktadır. Marmaris ilçe merkezine ise 25 km uzaklıktadır. Hisarönü körfezinin en güzel sahillerinden birisidir. Köy merkezi deniz kıyısından 1.5 km içeridedir. Selimiye köyü, yamaç ve kıyı arasında yayılmıştır. Köyün kızıl mahallesi iç kısımdadır.
Selimiye köyü, MÖ 600 yıllarında kurulmuş Hydas antik yerleşimine yakın bir yerde olduğu için “Hidas” olarak isimlendirilmiş, Bizans döneminde ise “Lostra” ismini almıştır.
Burası 1391 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Yerleşim yeri: Osmanlı Sultanlarından, I Selim’in ismini almıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra ise, köy bugünkü yerleşim yerine kaymıştır.
Girit kökenli Türklerin yerleştiği bir köy olmasına rağmen, aslında burada genelde Türkmen Yörük kültürü hakimdir. Havadaki oksijen bolluğu nedeniyle, köyle 100 yaşını geçmiş çok sayıda kişi yaşamaktadır.

Küçük bir balıkçı kasabası iken, popüler bir turizm merkezi olmuştur. Ancak beton seviyesi artmış olmasına rağmen, yöre halkının köylerinde büyük otel inşasına izin vermemeleri nedeniyle hala sakin atmosfer devam etmektedir.
Ancak yine de özellikle denize yakın yerlerde yani 500 metrelik sahil şeridinde, birçok butik otel, pansiyon, kafe, market, restoran ve hediyelik eşya satan yerler doludur.
Evet, sonuç, bugün, Selimiye köyü, yeşillikler içindeki konumuyla ilgi çekmeyi sürdürüyor.
Peki deniz nasıl denirse: deniz kıyısındaki köyün denizi genellikle durgun ve oldukça temizdir. Ancak kumsalı yoktur yani Selimiye içinde denize girilemiyor. Selimiye köyü ülkemizin en önemli yat limanı duraklarından birisi olarak kullanılıyor. Selimiye köyünde denize girmek için 2 km uzaklıktaki “Sığ Liman” bölgesine gitmek gerekiyor.

Selimiye koyundaki kale
Günümüzde Selimiye koyunun tam ortasındaki küçük ada üzerinde minik bir kale görülmektedir.
Eskiden bu kalede bulunan kişi veya kişiler, boğazdan giren gemileri gören kişi, bu kaleden ateş yakarak asıl şehrin bulunduğu yukarı kesime haber gönderirmiş. Yani bir anlamda, şehrin ilk güvenlik noktası olarak kullanılmıştır.
HYDAS
Hydas antik şehri, Selimiye koyunda (Kamışlı koy) kurulmuştur.
Hydas antik kenti, denizden yaklaşık 100 metre uzakta ve 270 metre yükseklikteki tepede kurulmuştur.
Tepe: Aşağı Kale ve Yukarı Kale diye iki kısımdan oluşmaktadır.
Akropolis de bu tepededir.
Antik kent kalıntıları arasında: bir gözetleme burcu, deniz feneri, manastır ve tiyatro bulunmaktadır.
Gözetleme burcu, Hydas’a 3 km uzaklıkta sahildedir. Burç üzerinde birkaç mezar vardır.
Bölgedeki batıklardan çıkarılan tarihi kalıntılar ise, günümüzde Bodrum Müzesinde sergilenmektedir.
Selimiye ve çevresinde, Hydas antik kentine ait 3 kale kalıntısı bulunmaktadır.
Birinci kale kalıntısı:
Selimiye’nin en yüksek tepesindedir.
İkinci kale kalıntısı:
Sarıkaya tepesindedir.
Üçüncü kale kalıntısı:
Kızılköy Mahallesindeki “Asarkale” dir.
BOZBURUN BATIĞI
Serçe Limanı Cam Batığı olarak da isimlendirilir.
Bozdurun yarımadası açıklarında, özellikle Serçe Limanı mevkiinde bulunan bu batık, dünya su altı arkeolojisi açısından devrim niteliğinde bir keşiftir.
“Cam batığı” olarak da bilinen bu buluntu, bölgenin antik dönemdeki ticari ağlarını anlamaya yardımcı olan en önemli buluntulardan biridir.
Batık, 1970’li yılların sonunda su altı arkeologları tarafından gün ışığına çıkarılmıştır.
Serçe Limanı:
Serçe Limanı, Bozdurun’un güney ucunda yer alan, fırtınalara karşı son derece korunaklı doğal bir limandır. Ancak girişi dar ve kayalık olduğu için tarih boyunca birçok gemiye mezar olmuştur. Bölge, bugün de mavi tur teknelerinin en sevdiği duraklardan biridir.
Tarih ve Köken:
Batığın MS 1025 yılı civarına, yani Bizans dönemine ait olduğu anlaşılmıştır.
Geminin Suriye kıyılarından (muhtemelen Fatimi halifeliği topraklarından) kalkıp Bizans topraklarına ve hatta başkent Konstantinopolis’e (İstanbul) doğru yol aldığı düşünülmektedir. Yapılan karbon-14 testleri ve gemide bulunan Fatimi sikkeleri sayesinde bu tarihlendirme yapılmıştır.
Kargonun önemi:
Geminin en dikkat çekici yükü, yaklaşık 3 ton ağırlığındaki ham cam ve kırık cam parçalarıdır.
Bu camların, geri dönüştürülmek üzere taşındığı veya o dönemdeki cam endüstrisinin hammadde ihtiyacını karşıladığı bilinmektedir.
Ayrıca içinde binlerce sağlam cam kap (tabak, kadeh, şişe) bulunmuştur. Bunlar camın bir boru yardımıyla üflenerek şekillendirildiği “serbest üfleme” ve “kalıba üfleme” tekniklerinin zirvesini temsil eder.
İslam sanatı izleri:
Batıktan çıkarılan eserler, Orta Çağ İslam cam sanatının en nadide örneklerini sunar.
Bu buluntular, o dönemdeki teknoloji ve estetik anlayışın ne kadar gelişmiş olduğunu gösterir.
Gemi yapısı:
Geminin kendisi de arkeolojik olarak çok değerlidir.
Gövde yapısı, antik gemi inşa tekniklerinden modern tekniklere geçişin (önce iskelet kurma yöntemi) erken örneklerinden birini temsil eder.
Gemide bulunan kişisel eşyalar:
Mutfak: Geminin arka kısmında (kıç tarafı) bir mutfak alanı tespit edilmiştir. Burada yemek pişirmek için kullanılan bakır tencereler, seramik tabaklar ve hatta o dönem yenen meyvelerin çekirdekleri (üzüm, incir, zeytin) bulunmuştur.
Silahlar: Mürettebatın kendisini korsanlara karşı korumak için kullandığı ok uçları ve mızraklar gün yüzüne çıkarılmıştır.
Satranç ve Tavla: Gemideki denizcilerin vakit geçirmek için kullandığı kemikten yapılmış oyun taşları, bin yıl önceki sosyal yaşamın bir parçasıdır.
Günümüzde nerede sergileniyor.
Serçe Limanı batığından çıkarılan tüm eserler ve geminin restore edilmiş gövdesi, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi bünyesindeki özel bir salonda (Serçe Limanı Cam Batığı Salonu) sergilenmektedir.
Müzedeki bu bölüm, dünyada türünün en önemli sergilerinden biri kabul edilir.

SEDİR ADASI
Marmaris-Datça karayolu; Marmaris merkeze 16 km uzaklıkta Çamlı köyü yakınlarındadır. Buradaki iskeleden kalkan dolmuş teknelerle yaklaşık 20 dakikalık bir yolculukla adaya ulaşılır. Ayrıca Marmaris ve Akyaka’dan kalkan günübirlik tekne turları da adada mola verir.
Ada bir ören yeri statüsündedir ve bu yüzden adaya giriş ücretlidir.
Evet, Gökova körfezinde bulunan Sedir adası, hem büyüleyici efsanesi hem de dünyada eşine az rastlanır altın sarısı kumsalıyla bölgenin en popüler duraklarından birisidir. Adada temel ihtiyaçları karşılayacak bir büfe, şezlong alanları ve soyunma kabinleri vardır. Ancak doğal dokuyu korumak adına plajın hemen üzerine yapı inşa edilmemiştir. Halk arasında Kleopatra Adası olarak da bilinen bu ada, doğal güzelliği ve antik kalıntıları bir arada sunar.
Yılda ortalama 200 bin kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Burası: antik Kedrai-Cedrae şehri ve Kleopatra Plajı ile tanınmaktadır.

Ayrıca: adada “Cedrae” antik kentine ait şehir duvarları yani sur duvarları ve antik tiyatro kalıntıları bulunuyor.
Ada, 1’nci derece Arkeolojik ve 1’nci derece doğal sit alanı olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Aynı zamanda özel çevre koruma bölgesidir.
Bu arada, Sedir adası tek değil, ada antik kalıntılarla dolu, üçlü bir ada gurubunun en büyük adasıdır. Diğer adalar: yani Sedir adasının hemen yakınındaki Orata Adası ve Küçük ada, Kedrai kent yerleşimine aittir ve bu adalarda da az sayıda da olsa antik döneme ait kalıntılar görülebilmektedir.

Kleopatra Plajı
Adanın kuzey batısında küçük bir koy ve plaj bulunuyor. Burası ünlü altın sarısı kumsalı ve berrak suları ile Kleopatra Plajıdır. Adanın kuzey kıyısındaki küçük koyda bulunan bu plaja ulaşmak için yaklaşık 10-15 dakikalık, antik kalıntılar arasından geçen keyifli bir patika yolu takip etmeniz gerekir.
Mitolojiye göre: Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın isteği üzerine sevgilisi Romalı General Marcus Antonius tarafından Mısırdan getirilen altın sarısı kumlar adanın plajını oluşturmaktadır.
Bu altın sarısı kumlar, adaya MÖ 69 ile MÖ 30 yılları arasında getirilmiştir. Romalı General Antonius, evlendikten sonra Kleopatra’yı balayı için buraya getirmiştir. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi, buraya gelmeden önce, Kraliçenin isteği doğrultusunda, buraya Mısır’ın İskenderiye şehrinden 60 büyük gemiyle çapları 1 milimetreden daha küçük ve her tanesi aynı büyüklükte olan kumlar getirilmiştir.

Bilimsel Gerçek:
Kumlar aslında oolitik kalker kristalleridir. Her biri aynı boyutta ve küresel yapıdadır. Kum taneleri yaklaşık 1 mm çapında, pürüzsüz ve küre şeklindedir. Su altındaki kalsiyum karbonatın bir çekirdek etrafında katmanlar halinde birikmesiyle oluşurlar. Bu kumlar sodalı suda çoğalma özelliğine sahiptir. Ateşte yanmazlar ve büyüteçle bakıldığında minik incileri andırırlar.
Dünyada sadece Mısır ve bu adada bulundukları bilinmektedir.
Bu yüzden kumların adadan dışarı çıkarılması kesinlikle yasaktır ve plaja terlikle girilmesine dahi izin verilmez. Hatta güneş yağı ile kuma yatmak veya plajdan ayrılırken kumları temizlemeden çıkmak kesinlikle yasaktır. Bu nedenle plaj girişinde duşlar bulunur.
Denize girmek isteyenler, plajın çevresindeki ahşap iskeleyi kullanıyorlar. Özel kumların çevresi, bir kum tepesi ile yan ve arkadan kapatılmış, deniz yönünde ise yine bir halat çekilmiştir, denize girmek isteyenler bu kumlara basmadan kıyıdan veya iskeleden denize giriyorlar.
Bölge hem güvenlik görevlileri hem de kameralar tarafından sürekli izlenir. Şüpheli durumlarda veya ihbar üzerine adadan ayrılan teknelerde ve ziyaretçilerin çantalarında arama yapılabilmektedir.
Kumların açık rengi ve suyun berraklığı birleşince, deniz Maldivleri andıran parlak bir turkuaz renge bürünür.
Plaj oldukça sığdır, metrelerce ilerleseniz bile su seviyesi bel hizasını pek geçmez. Bu da çocuklu aileler için ideal bir ortam sunar.
Evet sonuç olarak, burayı ziyaret edenlere hatırlatmakta yarar var, hani olur da yanınıza bir avuç dahi kum alıp ada dışına çıkarmak istediğinizde yakalanırsanız yüklüce bir para cezası ödemek zorunda kalırsınız.
KEDRAİ-CEDRAE
Ada sadece plajdan ibaret değildir. Üzerinde Cedrae (Sedir) antik kentine ait önemli kalıntılar bulunmaktadır. Cedrae ismi Yunanca “Sedir ağaçları” anlamına gelen “Kedriai” den gelir.
Türk döneminde “Şehiroğlu” diye adlandırılan ada, günümüzde “Sedir” olarak isimlendiriliyor. Adanın ismi Sedir ağacından gelse de bugün adada Sedir ağacı yoktur. Sedir ağacı, özellikle gemi omurgası yapımında kullanılan oldukça dayanıklı bir ağaç türüdür. Yaklaşık 800 metrelik bir kıyı uzunluğuna sahip adanın yanı başında Orata Adası ve Küçük Ada bulunmaktadır.
Tarihsel gelişimi MÖ 6’ncı yüzyıla kadar giden ada, Karia bölgesinin önemli bir kenti olarak kurulmuştur. Hatta, bazı kaynaklara göre, Karia krallık aileleri, yazları bu adada geçirirlermiş. MÖ 454-428 yılları arasında Karia birliğine katılan kent, daha sonra Attika-Delos Deniz birliğine girer.
Sonrasında ise, Rodos’a bağlanmış ve Rodos karşı yakasının en önemli kentlerinden birisi olur.
MÖ 5 yüzyılda Pers tehlikesine karşı kurulan Delos Deniz Birliğine üye olmuş ve birliğe vergi ödemiştir. Bu, kentin o dönemdeki hatırı sayılır bir ekonomik güce sahip olduğunun kanıtıdır.
Cedrae tarihinin en dramatik olayı, Atina ve Isparta arasındaki büyük savaş sırasında yaşanmıştır. Ispartalı general Lysandos, MÖ 405 yılında adayı kuşatmıştır. Atina tarafını tutan Cedrae halkı direnmeye çalışmışsa da kent düşmüştür. Tarihçi Ksenofon’un aktardığına göre, Lysandros kenti ele geçirdikten sonra halkın bir kısmını köleleştirmiş ve kenti ağır bir yıkıma uğratmıştır. Ancak stratejik önemi nedeniyle kent kısa sürede tekrar toparlanmıştır.
MÖ 4 yüzyıldan itibaren Cedrae, Rodos Peraia’sı olarak adlandırılan bölgenin en önemli parçalarından biri haline gelmiştir. İdari olarak Rodos’a bağlanmış ve adanın savunma zincirinin kuzey kulesi işlevini görmüştür.
Bugün adada görülen görkemli tiyatro, Apollon Tapınağı ve güçlü sur sisteminin büyük kısmı bu dönemde inşa edilmiş veya modernize edilmiştir.
Roma İmparatorluğunun bölünmesinden sonra Bizans hakimiyetine giren kentte, pagan inancının yerini Hıristiyanlık almıştır. Apollon Tapınağının üzerine büyük bir bazilika inşa edilmiş, kent bir piskoposluk merkezi olarak önemini bir süre daha korumuştur.
Arap akınları ve deniz ticaret yollarının değişmesiyle kent zamanla önemini yitirmiş, orta çağdan sonra tamamen terk edilerek bugünkü sessiz halini almıştır.
GÜNÜMÜZE KALAN ANTİK KALINTILAR:
Adadaki yerleşim, adayı ikiye ayıran kıstakın doğu tarafında oluşmuştur. Şehrin kutsal alanları, tiyatrosu, konut, liman ve diğer pek çok sivil ve askeri yapı, surlarla çevrili doğu bölümde oluşmuştur.
Evet, tarihi süreçte, Gökova körfezine hakım konumdaki Kedrai kenti, anakaraya yakın ama aynı zamanda güçlü surlarla çevrelenmiş ve sadece denizden ulaşılabilen konumu ile daima önemli bir şehir olmuştur.
ANTİK TİYATRO:
Adanın doğu kısmında, yaklaşık 2500 kişi kapasiteli, denize bakan muhteşem bir antik tiyatro vardır. Bu, kentin o dönemdeki nüfusuna ve bölgesel önemine dair önemli bir göstergedir.
Tiyatro, Anadolu’daki birçok antik tiyatro gibi doğal bir yamaca yaslanmıştır. Oturma sıraları büyük oranda ayaktadır ve kireçtaşından inşa edilmiştir.
Tiyatro, Gökova körfezinin muhteşem manzarasına hakim bir noktada konumlanmıştır. Antik dönemde seyirciler oyun izlerden aynı zamanda denizin ve karşı kıyıların (Kıran dağları) eşsiz görüntüsünü de görebiliyorlardı.
Karya bölgesinin bu sarp kıyısındaki en sağlam tiyatrolardan biridir.
Tiyatrodan yukarıya doğru yüründüğünde, kentin Agorasına ve tapınak temellerine ulaşılır.
Onurlandırma yazıtı: “Kedrailerin demos’u Teisios Theudamos’u, altın bir çelenk ile ve bronz bir heykel ile ve Kadreia’da düzenlenen oyunlarda önde oturma hakkı ile onurlandırıldı, erdemi ve Kedraia kentine karşı hep sahip olduğu iyi niyet nedeniyle” Evet bu yazıtı görebilirsiniz.
APOLLON TAPINAĞI-CEDRAE APOLLON KUTSAL ALANI:
Adanın en yüksek noktasında, tiyatronun hemen üst kısmındaki düzlükte yer alan bu tapınak, kentin baş tanrısına adanmıştır.
Mimari Stil;
Tapınak, klasik Dor düzeninde inşa edilmiştir. Günümüze temel kalıntıları ve bazı sütun parçaları ulaşmış olsa da yapının devasa boyutları hala seçilebilmektedir.
Stratejik konum:
Tapınağını bulunduğu teras, tüm Gökova Körfezine hakim bir noktadadır. Antik dönemde gemiciler, kıyıya yaklaşırken bu görkemli yapıyı uzaktan görebiliyorlardı.
Hıristiyanlık dönemi dönüşümü:
Birçok antik yapıda olduğu gibi, Bizans döneminde Apollon Tapınağının taşları ve temelleri üzerine büyük bir bazilika inşa edilmiştir. Bugün alanda hem antik pagan döneminin hem de erken Hıristiyanlık döneminin iç içe geçmiş izlerini görebilirsiniz.
ANTİK SURLAR VE SAVUNMA SİSTEMİ:
Tiyatronun bulunduğu alan, kenti çevreleyen surların hemen içinde yer alır.
Kentin ticari merkezi olan agora ve adayı çevreleyen surların kalıntıları günümüzde de görülebilmektedir.
Adanın çevresini dolaşan surlar, yer yer kare ve yuvarlak planlı kulelerle güçlendirilmiştir.
Bu kuleler, denizden gelebilecek korsan saldırılarını önceden fark etmek için gözlem noktası olarak kullanılıyordu.
Surların inşasında isodomik denilen, taşların son derece düzgün kesilip üst üste dizildiği, kaliteli bir taş işçiliği görülür. Bu, kentin ekonomik gücünün bir göstergesidir.
Adanın anakaraya bakan güney kısmında, antik limanı koruyan özel sur uzantıları bulunur.
Gemiler bu korunaklı alana sığınarak güvenli yüklerini boşaltıyordu.

AGORA VE SİVİL YAPILAR:
Tiyatro ve tapınak arasındaki alanda kentin kalbi sayılan Agora yani Pazar yeri kalıntıları bulunur.
Burada antik dönemde ticaret yapılıyor, meclis kararları halka duyuruluyordu.
Çevredeki sarnıç kalıntıları ise adanın su ihtiyacının yağmur suları depolanarak nasıl karşılandığını göstermektedir.

BONCUK KOYU-BONJUK KOYU
Marmaris-Datça karayolu; Marmaris ilçe merkezine 47 km uzaklıktadır.
Buranın en büyük özelliği, Gökova bölgesinde Sedir adasından sonra en güzel sahile sahip olmasıdır. Turizmciler, Türkiye’de görülmeye değer en güzel 100 doğa cenneti arasında, burayı da gösteriyorlar.
Çamlık köyüne 9 km uzaklıktadır. Gökova körfezinin sol tarafında kalmaktadır. Koyun bulunduğu yere giriş ücretlidir. Burada çadır kurma imkanı bulunmaktadır.
Neden koya Boncuk ismi verilmiştir? Çünkü minik çakıllar, suyun içinde boncuk gibi görünüyor. Yani su oldukça berraktır. Hatta su altındaki görüş mesafesinin 20 metre civarında olduğu söyleniyor.
Ancak deniz kayalık ve genelde dalgalıdır.

Sahilde; Palmiye ağaçları ve bir dinlenme tesisi bulunmaktadır. Sahile yani Boncuk koyuna girebilmek için bu özel mülkün içinden geçmek gerekiyor.
Buradan geçmek ücrete tabidir. Bu tesiste az sayıda oda var. Ziyaretçiler ister bu az sayıdaki odalarda veya isterlerse kamping alanında kalabiliyorlar.
Ancak işletme görevlileri canları istediğinde, kapıyı kapatıyorlar ve hatta kapının önüne köpek koyarak kişilerin geçmesini engelliyorlar.
Hatta buraya girmek için gelen kişilerin, daha önce buraya gelmiş kişilerin referans olmasını istiyorlar gibi saçma uygulamalar bulunuyor.
Bu tesisin hemen yanında, küçük bir antik kalıntı görülebilir.

Boncuk koyu ve Karaburun arasındaki bölge
Kum köpek balığı, büyük boyutludur ve ağızları kapalıyken bile, keskin dişleri belli olmaktadır. Balığın hantal gövdesi ve keskin sivri bir başı vardır. Buna rağmen son derece iyi bir yüzücüdür. Boyları 3.5 metreye kadar çıkabilir.
Ağırlığı ise 158 kilo olabiliyor. Oldukça becerikli bir avcıdır ve genellikle avlanmak için geceleri seçer. Yüzeye gelip hava yutan tek köpek balığı türü olarak bilinir.
Genellikle kıyıya yakın alanlarda, kum yüzeyinde görülürler. Bu yüzden bunlara “Kum köpekbalığı” ismi verilmiştir.
Burası; Kumsal Köpek balıklarının (sandbar sharks) Akdeniz’de bilinen ve gözlemlenen tek üreme alanıdır. Kumsal köpekbalıkları 2 metreye kadar büyüyebilir. Buradaki köpekbalıklarının saldırgan olmadığı söyleniyor.
Kayıtlara göre tek saldırı, 1900’lü yıllarda Sicilya’da olmuş ve köpekbalıklarının saldırısı sonucu 22 kişi ölmüştür. Leylak renkli Sandbar Sharks da denen bu köpekbalıkları burası haricinde bir de ABD Atlantik kıyılarında Chesapeake koyunda ürüyorlarmış.
Bunları izlemek için: buraya geldikleri Mayıs-Kasım ayları arasında, burada dalış turları düzenlenmektedir. Niye buraya geldikleri bilinmiyor. Sadece kayaların altında onları çeken bir şey olduğu tahmin ediliyor.
Ancak koyun kenarındaki kayalıklar boyunca yürürseniz ve şanslı iseniz, kıyıdan 150-200 metre açıkta, kayalıkların dibinde dolaşan köpek balıklarını görebilirsiniz.
Biraz önce sözünü ettiğim köpek balıkları nedeniyle, aldığım son bilgiye göre, Boncuk koyu kapatılmış, denize girmeye izin verilmiyormuş, eğer buraya gitmek istiyorsanız açık olup olmadığını mutlaka kontrol ediniz.

SÖĞÜT KÖYÜ
Marmaris-Datça karayolu; Marmaris ilçe merkezine 40 m uzaklıktadır.
Marmaris ile Datça arasındaki kara yolunda: Hisarönü, Orhaniye ve Selimiye’den sonra Söğüt köyü gelir.
Köy: Bozburun yarımadasının uç kısmındadır. Marmaris ilçe merkezi ve Bozburun yarımadası arasındaki uzaklık 30 km dir. Köy merkezi deniz kıyısından 2 km içeridedir.
Eski bir Rum köyüdür. Köy aslında üç bölümden oluşur. Tarihte birçok Avrupa köyünde olduğu gibi, merkez tepededir. Muhtemelen denizden gelen saldırılardan korunmak için bu şekilde konumlanmıştır.
Denize doğru inildiğinde ise, 2 tane koy vardır. Bunlar;
İskele ve Cumhuriyet mahallesi olarak geçer. Her ikisinin sahilinde de oldukça güzel kafe ve restoranlar vardır. Bu restoranlar lezzet açısından oldukça ünlüdür. Özellikle “ahtapot” buranın en ünlü yemeğidir.
Bulunduğu yerin oldukça sapa olması nedeniyle, turizm etkinliklerinin biraz dışında kalmıştır.
Burada: “Köy Çarşısı” görülmeye değerdir. Söğüt köyü, bademleriyle ünlüdür.
Köy denizden içeride kalıyor. Köyün denize açılan kapısı ise Saranda koyudur.
Köyün yakın geçmişi:
Evet, Söğüt köyü (eski adıyla Saranda) tarihsel olarak Türk ve Rum nüfusunun uzun süre iç içe veya komşu olarak yaşadığı yerlerden biridir.
Ancak bu birliktelik, Osmanlı devletinin son dönemlerinde ve 1923 yılındaki Mübadele dönemine kadar süren bir süreci kapsar.
Saranda ismi Yunanca “Kırk” anlamını taşır. Rivayete göre bölgede kırk hane veya kırk kilise/şapel bulunduğu için bu isim verilmiştir. Bu isim bile bölgedeki yoğun Rum etkisini ve geçmişini doğrular. Rumlar genellikle denizcilik, süngercilik ve ticaretle uğraşırken, Türkler daha çok tarım ve hayvancılıkla ilgilenmişlerdir.
1923 yılındaki Nüfus Mübadelesi sonucunda, Söğüt’te yaşayan Rumlar köyden ayrılmış, çoğu Rodos ve Simi adalarına veya Yunanistan ana karasına göç etmiştir.
Onların yerine ise Selanik, Girit veya Adalardan gelen Türk mübadiller yerleştirilmiştir. Bugün Söğüt te yaşayan bazı ailelerin kökleri bu mübadil guruplara dayanmaktadır.

Saranda Koyu
Marmaris-Datça karayolu: Söğüt köyünün deniz kıyısındaki bölümü: “Saranda Koyu” dur.
Saranda koyu, Söğüt köy merkezine 3 km uzaklıktadır.
Son yıllarda: buradaki köylülere ait tek katlı ve taş evler: yeni sahipleri tarafından satın alındıktan sonra lüks tatil evlerine ve butik otellere dönüştürülmektedir. Burada yazlık-sezonluk villa kiralamak mümkündür.
Denizi oldukça temiz ve berraktır ancak genellikle taşlık ve bazen dalgalı olabilir. Sahil şeridinde büyük beach clublar yerine daha çok pansiyon ve restoranların önünde iskeleler veya küçük plajlar bulunur.
Saranda koyunda, iskele çevresindeki restoranlara uğrayabilirsiniz. Söğüt köyü, bu butik restoranlarıyla meşhurdur. Köyde restorancılık üst seviyededir buna bağlı olarak “Marmaris’te tüm şefler Söğüt’ten çıkar” diye bir deyim meşhurdur.
Saranda koyu: özellikle etkileyici manzarası ile ilgi çeker. Saranda koyunda: ileride sisler içinde, Sömbeki yani Simi adası görülebilir.
Eğer pasaportunuz yanınızda ise günübirlik turlar ile Simi adasına geçebilirsiniz. Zaten Simi adası halkı, Söğütten göçmüştür. Köyün eski ismi “Saranda” Yunanca’da “Kırk” anlamındadır. Yuhanne İncilindeki Sebaste’nin “Kırk Azizi” olayına atıfla, köyün ismi Saranda olmuştur. Köyün günümüzdeki halkı da köye bu eski alışkanlık nedeniyle “Saranda” demektedirler.

Thyssanos Antik Kenti
Burası tarih boyunca Rodos Karşıyaka’sının bir parçası olmuş antik bir yerleşimdir.
Yerleşim:
Antik kent, Söğüt köyünün hemen üzerindeki okulun arka kısmında yer alan tepe üzerinde kurulmuştur. Yerleşim, bugün Saranda olarak bilinen mevkide, denize hakim bir yükseltidedir. Köyden antik kalıntıların bulunduğu tepeye kısa bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz.
Tarihçesi:
Thyssanos, antik dönemde Rodos devletine bağlı bir yerleşimdi.
Antik dönemde Rodos adası, anakaradaki topraklarını kontrol altında tutuyordu.
Thyssanos, Rodos’a bağlı “Deme” lerden (küçük idari birimler) biriydi.
Özellikle karşısındaki Simi adası ve Rodos ile olan deniz ticaretini gözetleyen bir karakol niteliğindeydi. Söğüt körfezinin korunaklı yapısı, burayı gemiler için güvenli bir sığınak haline getiriyordu.
Bölgedeki diğer antik kentlerle (Loryma, Amos gibi) ticari ve stratejik bağları bulunuyordu.
Kentin en parlak dönemi MÖ 4 yüzyıl ile MS 2 yüzyıl arasındadır.
Bu dönemde Rodos’un altın çağını yaşamasıyla birlikte Htyssanos’da gelişmiştir. Sur duvarlarının bir kısmı bu dönem işçiliğini yansıtır.
Roma İmparatorluğunun bölgeye hakim olmasıyla birlikte kent, Rodos’un özerkliğini kaybetmesine paralel olarak önemini yitirmeye başlamıştır. Ancak yerleşim Roma döneminde de varlığını sürdürmüştür.
Bizans döneminde kıyı şeritlerindeki korsan saldırılarının artmasıyla birlikte birçok kıyı kenti gibi Thyssanos da kademeli olarak boşalmış veya daha korunaklı iç kesimlere taşınmıştır. Bugün kentin bulunduğu tepe üzerinde görülen harabeler, yüzyıllardır süren bir yerleşimin sessiz tanıklarıdır.

GÜNÜMÜZ:
Thyssanos, hiçbir zaman Efes veya Knidos gibi devasa bir metropol olmamıştır. Daha ziyade “saygın bir kırsal yerleşim” karakteri taşır. Günümüzde kazı çalışmaları henüz tam anlamıyla yapılmadığı için tarihin bir kısmı hala toprak altındadır.
Söğüt köyünün Saranda ismi de, bu antik geçmişin izlerini taşıyan ve tarih boyunca Rum ve Türk kültürünün harmanlandığı bir mirasın devamıdır.
KALINTILAR:
Günümüze ulaşan kalıntılar oldukça sınırlıdır ve büyük bir kısmı yüzeyde dağınık halde bulunmaktadır. Tepenin üzerinde kente ait su duvarlarının izleri, bina temelleri ve bazı sarnıç yapılarını görmek mümkündür.
Kutsal Alanlar:
Thyssanos’ta bir tapınak veya kutsal alan olduğu düşünülmektedir. Yazıtlarda adı geçen bazı tanrı ve tanrıça isimleri, buranın dini bir merkez olarak da işlev gördüğünü gösterir.
Yazıtlar:
Yapılan arkeolojik incelemelerde bölgede bazı yazıtlara rastlanmıştır. Bu yazıtlar kentin önde gelen ailelerinin isimlerini ve dini ritüellere rastlanmıştır. Bu yazıtlar, kentin kendi içinde düzenli bir idari yapıya sahip olduğunu kanıtlar.









