Samsun

Samsun

Türkiye’nin en gelişmiş, on ilinden biri. Türkiye’nin 7.büyük ilidir. Sahili, yolları ve Üniversitesi, şehre bambaşka bir güzellik katıyor.

2008 yılında kabul edilen bir kanunla: Samsun Büyükşehir Belediyesi merkez ilçeleri olarak: Atakum, İlkadım, Canik ve Tekkeköy ilçeleri kurulmuştur.

Samsun

ULAŞIM

Samsun’da: Samsun Çarşamba hava alanı var ve bu alandan, her gün, THY ve özel hava yolu şirketlerinin uçakları ile, birçok kente hava yolu ulaşımı sağlanıyor. Bu hava alanının kent merkezine uzaklığı: 19 km.

Bunun dışında: demiryolu, denizyolu ve elbette karayolu bağlantısı var. Sonuçta, Samsun, Karadeniz bölgesinin en önemli ulaşım ağını oluşturuyor.

Belli başlı merkezlere uzaklık şöyle: Samsun-Ankara arası uzaklık: 419 km. Samsun-Bursa arası uzaklık: 748 km. Samsun-Erzurum arası uzaklık: 560 km. Samsun-İstanbul arası uzaklık: 737 km. Samsun-İzmir arası uzaklık: 998 km. Samsun-Kayseri arası uzaklık: 452 km. Samsun-Konya arası uzaklık: 643 km. Samsun-Trabzon arası uzaklık: 333km.

Samsun Tarih

TARİH

Samsun tarihi süreci incelendiğinde: günümüzdeki şehir merkezi ve Kızılırmak vadisi, Kavak, Tekkeköy, Çarşamba ovası, çok eski tarihlerden buyana, insanlar tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Tekkeköy’de bulunan sığınaklarda: bölgedeki ilk insanların yaşadıkları tespit edilmiştir. Merkez Dündar Tepe, Kavak Kalenderoğlu ve Bafra İkiztepe de: sürekli olarak, yaşamın sürdürüldüğü ve iskan faaliyetlerinin bulunduğu, yapılan arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkmıştır.

İl sınırları içinde: devlet kurarak yaşayan ilk topluluk ise: Gaşkalar. (MÖ.5000-3500) Daha sonra: Hititler, Frigyalılar, Kimmerler, Lidyalılar, Miletliler bölgede görülmüştür.

Özellikle: Lidyalılar  döneminde: bölgede: Enete isimli bir site kurulduğu görülür. Miletliler ise, daha sonraki süreçte, Ege’den gelerek Enete bölgesine yerleşmişler ve buraya “Amisus” veya “Amisos” ismini vermişlerdir.

Bölge: takip eden süreçte, Perslerin eline geçer. Daha sonra ise, Büyük İskender. Ama, Büyük İskender’in ölümü ile, Amisos bölgesinde, Pers kökenli, Kont krallığı kurulur. (MÖ.255-63).

Amisos, kont krallığının başkenti olur. Daha sonra: Romalılar bölgeyi ele geçirir. Ama: Roma imparatorluğunun ikiye ayrılması ile, bölgede Bizans hakimiyeti başlar.

1185 yılında, Anadolu Selçukluları bölgeyi ele geçirirler. Amisos ismi ise, değiştirilerek “Samsun” olarak kullanılmaya başlanır. Haçlı seferleri sonunda, Trabzon’da kurulan, Trabzon Pontus İmparatorluğu, Samsun’u da gele geçirir.

Bu aradaki dönemde, Cenevizliler, 100 yıl kadar, Karadeniz’deki ticareti, Samsundan yönetirler. Bu dönemde: şehir iki bölümden oluşur. Müslüman Türklerin yaşadığı yer; Müslüman Samsun ve buraya 3 km. uzaklıktaki Ceneviz ticaret sitesine ise: Gavur Samsun denir.

1389 yılında, Yıldırım Beyazıt, Samsun’u Osmanlı topraklarına katar.

Tarihi süreç içinde, takip eden dönemde, Samsun tarihinin en büyük olayı meydana gelir. 9.Ordu Müfettişi olarak, Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919 tarihinde, Samsun’a çıkar ve ulusal kurtuluş hareketi başlar.

Samsun

GENEL

Samsun: Karadeniz sahil şeridi bölgesinde, Yeşilırmak ve Kızılırmak nehirlerinin Karadeniz’e döküldükleri deltalar arasındadır. Bu delta alanı: yurdumuzun tarımsal potansiyeli en yüksek bölgelerini oluşturan: Bafra ve Çarşamba ovalarını bulundurur.

Samsun: genellikle, ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, sahil şeridi ve iç kesimlerde, iki farklı iklim görülür. Sahil şeridinde: yazlar sıcak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. İç kesimlerde ise: dağların yükseklikleri, iklimi de etkiler.

Kışlar soğuk , yağmur ve kar yağışlı, yazlar ise serin geçer. Burada size ilginç bir not iletmek istiyorum. Samsun, gerçekten iklim özellikleri bakımından, benzersizdir. Aynı gün içinde, havanın birkaç değiştiği görülebilir.

Bazı dönemlerde, kış ortasında yazdan kalma günler yaşanabilir. Sahil şeridinde, karla kaplı gün sayısı: yıl içinde, 2-3 günü geçmez. İç kesimlerde ise, kar yağışı o kadar yoğundur ki, çoğu kez ulaşımı bile olumsuz etkilediği görülür.

İl’in ekonomik alt yapısını: sanayi, hayvancılık ve turizm oluşturur. Öne çıkan tarımsal ürünler: buğday, tütün, mısır, ayçiçeği, şeker pancarı, fındık, çeltik ve sebzedir. İstihdam gücünün: büyük çoğunluğu tarım sektöründe çalışmaktadır.

Turizm olarak düşünüldüğünde ise: ekonomik yapılaşmada her ne kadar turizmin önemi nispeten az ise de: il merkezinde ve çevre yerleşim yerlerinde, gezip görülmeye değer tarihi ve turistik tesisler bulunuyor. Yaz aylarında özellikle deniz turizmi öne çıkıyor ve kış aylarında ise av turizmi değerlendiriliyor.

SAMSUN ULUSLAR ARASI HALK DANSLARI FESTİVALİ

Milli Fuar bünyesinde, her yıl Temmuz ayının ikinci yarısında, iki hafta süreli olarak yapılıyor. İlk düzenlendiği tarih: 1986. Çeşitli ülkelerden (25 ülke) ve yurtiçinden davet edilen halk oyunları ekipleri katılıyor. Festival süresince: gün içinde, Samsun’un değişik mahallelerinde: gösteriler, akşamları ise Doğu Park Amfi Tiyatro ile belirlenen diğer yerlerde, ücretsiz halk gösterileri  düzenleniyor. Son gün ise, final düzenlenerek, dereceye giren ülkelere hediyeler veriliyor. Güzel bir organizasyon.

19 MAYIS GENÇLİK KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ

Her yıl: 16-19 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyor.

Samsun 19 Mayıs Üniversitesi

ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ

1975 yılında kurulmuştur. Merkez yerleşke: Samsun merkezdedir. Üniversite: Tıp, Mühendislik, Diş Hekimliği, Fen-Edebiyat, Ziraat, İlahiyat, Eğitim, İktisadi ve İdari Bilimler, Veteriner ve Hukuk Fakülteleri olmak üzere, toplam 10 fakülte ve 1 konservatuvardan oluşuyor.

AMAZONLAR

Amazonlar: efsanevi kadın savaşçılar olarak biliniyorlar. Bunlar: Thermedon Çayı yakınlarında kurdukları: Themiskyra kentinde yaşamışlardır. Daha iyi ok atabilmek için, bir göğüslerini kestikleri, çeşitli kaynaklarda yazılı olan ve birçok efsanevi hikayede isimleri geçen bu savaşçılar için, her yıl Terme ilçesinde, festival düzenleniyor.

NE YENİR

Samsun’da, balık yemeği düşünürseniz: mevsimine göre: hamsi, barbunya, istavrit, kefal, mezgit, çinekop, palamut ve kalkan balığı yiyebilirsiniz. Diğer yemek cinslerinde ise: yoğun olarak: yer pancarı, mısır, kara lahana ve hamsi katılarak yapılan yemekler öne çıkıyor. Tüm bunların yanında: “Karadeniz” adıyla bilinen “Samsun Pidesi” buranın ve özellikle: Bafra ve Terme ilçelerinin en büyük damak tadı yiyeceği.

Bir de: Ladik ve Kavak ilçelerinde: kaz ile yapılan ve yoko (tirit) ismi verilen bir yemek çok meşhur.

Sonuç olarak: Samsun’da mutlaka “tirit” yemelisiniz. Bir de: özellikle Pazar günleri kahvaltılarına konu olmuş olan dünyaca ünlü “Samsun pidesi” yemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Samsun el sanatları denilince akla şunlar gelir: halı, kilim, bez dokumacılığı, taş işçiliği, oya, kunduracılık, bakır işlemeciliği, hasır dokumacılığı, zembil örücülüğü, çorap, kuşak dokumacılığı, ağaç oymacılığı. Günümüzde, bazı köylerde, üretim yapılmaktadır.

Bunun dışında: Samsun’da, bu yöreye has, çok çok orijinal bir şey satın almak pek mümkün değil.

GEZİLECEK YERLER

ATATÜRK ANITI

Samsun il merkezinde, Hükümet Konağı yanındaki şehir parkı içindedir.

Samsun ilinin simgesidir. Dünya’da ikinci konumdadır. Şaha kalkmış at üzerinde, asker giysileriyle, Büyük Önder Atatürk canlandırılmıştır.

Avusturyalı heykeltıraş: Heinz Kreppel tarafından: 1928-1931 yılları arasında yapılmıştır. Bu sanatçının diğer eserleri: İstanbul Sarayburnu Atatürk Heykeli, Ankara Atatürk Heykeli, Afyonkarahisar Zafer Anıtı, Ankara Sümerbank içindeki Oturan Atatürk Anıtı.

Kaidesinin dört bir tarafında: ulusal kurtuluş mücadelesini vurgulayan figürler bulunmaktadır. İlginç bir not: atın kuyruğu yere değmese imiş: Heykel, Guines Rekorlar kitabına girecekmiş. Gerçekten heybetli ve mutlaka görülmesi gereken bir heykel.

Samsun İlk Adım Anıtı

İLK ADIM ANITI

Atatürk Bulvarı üzerinde bulunuyor. Heykeltıraş Hakkı Atamalı tarafından, 1981-1982 yılları arasında yapılmıştır. Atamızın doğumunun 100.yılı anısına yapılmıştır.

Taş blok kaide üzerindeki İlk adım anıtı, dayanışmayı simgelemektedir. Burada, resmi üniforması ile Atatürk ve diğer askeri şahıslar görülüyor. Ayrıca, anıtın iki ucunda da gençliği simgeleyen heykeller var. Anıtın üzerinde ise: “ 1919 senesi, Mayıs’ının 19’ncu günü Samsun’a çıktım. Gazi M. Kemal” yazılı. Üçlü figürü: elinde çelenk tutan genç kız ve güvercin bulunan heykel tamamlıyor.

Samsun Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

SAMSUN ARKEOLOJİ-ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Fuar alanında: 19 Mayıs 1981 günü ziyarete açılmıştır. Müze binası: orta salon ve iki yan salondan oluşuyor. Orta salonda: Amisos kentinde ortaya çıkarılan mozaikler sergileniyor.

Buradaki en göz alıcı eser olan mozaik taban üzerinde: çeşitli mitolojik sahneler simetrik olarak işlenmiş.

Bu mozaik: Roma İmparatoru Alexander Severus (MS.222-235) zamanında yaptırılmış ve MS.5.yüzyıl sonlarında, Bizans döneminde tamir edilmiştir.

Mozaik üzerinde: merkezde: Akhilleus ve Thetis’in katıldığı Troya savaşı ile ilgili bir sahne, bu sahnenin dört köşesine yerleştirilmiş panellerde, mevsimleri simgeleyen portreler ve mevsimlerin arasındaki dikdörtgen panellerde Nereidlerv’e deniz yaratıkları tasvir edilmiştir.

Bu figürlü sahnelerden ayrı olarak, dikdörtgen bir panel de kurban kesme sahnesi işlenmiştir. Söz konusu mozaiğin kalan kısımları, çeşitli geometrik ve bitkisel motiflerle süslenmiştir.

Yine orta salonda: Amisos kentinde ortaya çıkarılan mezar odasında yapılan kazıda ele geçirilen, Amisos hazinesi sergileniyor. Bir erkek, bir kadın ve bir kız çocuğuna ait olan altın takılar (taç, bilezikler, kolyeler, gerdanlıklar, küpeler, düğmeler, elbise süsleri, yüzük vs.) müzenin en göz alıcı eserleridir.

Helenistik döneme ait bu eserler, zamanın sanat ve işçiliğini, tüm ihtişamı ile gözlerinizin önüne seriyor.

Orta salonun sağ tarafındaki salonda: Samsun ve çevresinde bulunan eski  dönemlere ait eserler, kronolojik sıraya göre sıralanmış.

Bunlar: bronz, kemik, taş ve pişmiş toprak eserlerdir. Bronzdan her iki yüzü kabartmalı mızrak ucu, İkiztepe halkının maden sanatında ne kadar ileri bir seviyede olduğunu gösteren örneklerden biridir.

Ayrıca: İkiztepe de bulunan, ilk Tunç Çağına ait: ameliyatlı kafatasları da müzenin dikkat çeken eserlerinin başındadır. Bu salonda sergilenen: bronzdan çıplak atlet heykeli (MÖ.5.yüzyıla ait orijinalinin, MS.1.yüzyıla özgü kopyasıdır) müzenin en gözde eserlerinden biridir.

Diğer yan salonda: Samsun yöresinden Müzeye intikal etmiş, Etnoğrafik eserler var. Bunlar: bindallılar, peşkirler, cepkenler, para ve saat keseleri, el yazması Kur-anlar, süs eşyaları, silahlar, mutfak eşyaları, halı, kilim gibi eşyalar var.

Müzenin bahçesinde: Klasik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergileniyor. Bunlardan: pithoslar, lahitler, steller, miltaşları, çeşitli mimari parçalar ve kabartmalar var.

Samsun Gazi Müzesi

GAZİ MÜZESİ

Kale mahallesinde, Mecidiye caddesi üzerinde bulunuyor. Bina: 2 katlı. Atatürk, Samsun’a ilk geldiği zaman: Mantika Palas olarak bilinen, bu binada kalmış.

Daha sonra, Samsun’a gelişinde, 20 Eylül 1924 tarihinde, eşi Latife hanım ile, Atatürk, yine bu binada kalmıştır.

Bina; 1902 yılında Jean Ionnis Mantika tarafından kurulan bir otel. Atatürk geldiğinde kapalı imiş, ancak onun kalabilmesi için açılmış ve içi eşyalarla donatılmış.

Otel: 1926 tarihinde, Samsun halkı tarafından Atatürk’e hediye edilir. 1938 yılında Atatürk ölünce, bina kız kardeşlerine devredildi.

Ancak: Samsun Belediyesi tarafından müze yapılmak üzere istimlak edildi. Müze, 1997 yılında, Belediye tarafından, Kültür Bakanlığına devredildi.

Burada: Atatürk’e ait eserler ile, 19 Mayıs 1919 tarihinde, Samsun’a geldiğinde yanında bulunan 18 arkadaşının, balmumu heykelleri var.

Müze: 2006 yılında restore edilerek yeniden düzenlenmiş. Müze yanında: binada, konser salonu ve Atatürk ile ilgili kitapların derlendiği özel bir kütüphane de bulunmaktadır. Müzeyi gezdiğinizde, Mantaki Palas otelinden geriye kalan herhangi bir şey göremeyeceksiniz.

Samsun Bandırma Vapuru
Samsun Bandırma Vapuru
Samsun Bandırma Vapuru
Samsun Bandırma Vapuru

 

Samsun Bandırma Vapuru

BANDIRMA GEMİ MÜZESİ

19 Mayıs 1919 tarihinde, Atatürk’ün Samsun’a geldiği, Bandırma Vapurunun, özgün ölçülerine uyularak yapılan örneği: 2000-2001 yılları arasında, Müze olarak kullanılmak üzere, Taşkınlar Tersanesi tarafından yaptırılarak, Doğu Park sahiline yerleştirilmiştir.

Geminin içine: 13 bal mumu heykel yerleştirilmiş. Gemi kaptanı, gemi serdümeni, çarkçı, vinçci gibi çalışanlar canlandırılmıştır. Bunlar: her türlü hava şartlarına dayanabilme özelliğine sahiptir.

Gemi üzerinde: Atatürk’e ait çalışma odası olarak düzenlenen tefriş salonu, tamamen yenilenmiştir. Atatürk ve çalışma arkadaşlarının bal mumu heykelleri: Heykeltıraş Adil Çelik tarafından yapılmış. Salon içinde göreceğiniz malzemeler (masa, harita, saat, telefon, koltuklar) : antikalardır.

Ambar olarak kullanılan yer, konferans salonu olarak tefriş edilmiştir. Burası, aynı zamanda müze ve sergi salonudur.

Salonda: Atatürk resimleri, Atatürk’ün Lagant marka beylik tabancası, Savarona ve Dolmabahçe için diktirdiği kıyafetleri ve Samsun’a çıktıktan sonra, İstanbul’a yazdığı el yazmalarından birkaç örnek ve değişik antika eşyalar bulunuyor.

Bandırma vapuru, ilginizi çekebilir. Vapura tırmanmak biraz zor olsa da, mutlaka vapura girmenizi, içini gezmenizi öneririm. Özellikle: Atatürk ve arkadaşlarının bal mumu heykelleri ve Atatürk’ün yattığı yatak ilginizi çekecektir.

Tabii vapurun ilkel şartlarında yaşanan sıkıntılar da gözlerinizin önüne gelecek, bu ülkenin kurtarıcılarının ne şartlarda bu ülkeyi kurtaracak faaliyetlerde bulunduklarını anlayacaksınız.

2017.07.22-1.Samsun.4.İlk adım anıtı.6b
Samsun İlk Adım Anıtı
Samsun İlk Adım Anıtı

 

KURTULUŞ YOLU

Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ilk ayak bastığı yerdir. Tütün iskelesi olarak bilinen bu yerden, Mıntıka Palas oteline kadar uzanan yol: Protokol yolu haline getirilmiştir. Tütün iskelesi, Osmanlı-Rus savaşı sırasında ilk olarak bombalanmış, daha sonra I. Dünya savaşında yine bombalanmıştır.

Böylece büyük gemiler buraya yanaşamazlar. Bu yüzden: Bandırma vapuru, biraz açığa demir atar. 19 Mayıs sabahı saat: 08 civarında, üç kayıkçı, Atatürk ve 18 arkadaşını karaya çıkarır. Bir karşılama töreni düzenlenir, Sinop’tan buraya gelirken, Valiye bir telgraf çekilir, sabah saat 08 civarında burada olacakları belirtilir.

Atatürk 9’ncu Ordu Müfettişi olarak buraya ilk adımı atar. 6 gün Samsun’da kalır, ilk görevi Samsun Valisini görevden almak olmuştur. Çünkü kendisine verilen “bu bölgede Gayri Müslümlere yapılan zulmü göster, rapor et” şeklinde üstü kapalı bir emir söz konusudur.

Ancak Atatürk buraya geldiğinde, hiç de durumun böyle olmadığını, Gayri Müslümlere yapılan ayrıcalıklar olduğunu, onları ezmenin söz konusu olmadığını ve Vali’nin bu faaliyetlerde başı çektiğini, Gayri Müslüm çetelerine müdahale edilmediğini öğrenir ve Vali’yi görevden alır. Buradan Havza’ya geçer.

Evet: burada düzenlenen yol: 45 metre genişliğinde ve 400 metre uzunluğundadır. Buranın hemen sol yanında Hayvanat Bahçesi vardır. Guruplar buraya gittiklerinde, burada topluca fotoğraf çektirmek gelenek haline gelmiştir.

Diğer yanda ise bir zamanların “Rus Pazarı” günümüzde “Yabancılar Pazarı” olarak faaliyet sürdürüyor ama elbette pek bir özelliği kalmamış, yani zaman ayırmak bile bence gereksizdir.

Samsun İlk Adım Anıtı

Burada bir de “Samsun Belediyesi” tarafından yaptırılan “Samsun” yazısı bulunmaktadır. Samsun ziyaretinin anısı için burada fotoğraf çektirenleri görebilirsiniz.

Samsunda yaşayan ve Samsuna gelen insanlara: Atatürk’ün ilk karaya ayak bastığı yeri göstermesi açısından, bu düzenleme gayet güzel olmuş.

AMİSOS TEPESİ

Amisos kenti: günümüzde, Samsun’un 3 km. batısında, Toraman Tepe  ve doğu yamaçlarındadır. Antik dönem yazarlarına göre: MÖ.6.yüzyılda kurulduğu ve MS.12.yüzyıla kadar varlığını sürdürdüğü bilinmektedir.

Ancak: Amisos’un bulunduğu Toraman Tepe: 1954-1956 yılları arasında, buraya kurulması planlanan Amerikan Radar Tesisi için düzleştirilmiş. Bu sırada, elbette ki birçok kalıntı yok edilmiş.

Bölge: günümüzde, askeri yasak bölge kapsamına alınmış ve ziyarete açık değil. Şu anda, burada: Roma dönemine ait, bir döşeme mozaiği, çeşitli sütun başlıkları ve sarnıç bulunuyor.

Buluntulara göre: Toraman Tepenin sırtında kurulan “Yukarı Kent”, büyük bir alanı kapsıyordu. Kentin: batı ve güneyindeki yamaçlarda: nekropolis (mezarlık) vardı.

Yukarı kent: yönetici, asker, tüccar, din adamları, toprak sahipleri gibi varlıklı kişilerin yaşadığı yerdi. Burada bulunan: mozaik, fresko ve heykeller, bu görüşü doğruluyor.

Liman yakınındaki “Aşağı Kent”: burada, ticari depolar, limanda çalışan denizciler, köleler ve diğer çalışanlar yaşıyordu. Malları Anadolu’nun içlerine götüren arabalar ve katırların ahırları, görevlilerin barınakları burada bulunuyordu.

BÜYÜK CAMİ

Samsun ilinin en büyük camisidir. İl merkezinde, Fuar alanının karşısındadır.

Ulu cami, Hamidiye Camisi olarak da bilinir. 1884 yılında, Batumlu Hacı Ali tarafından yaptırılmıştır. Bu şahıs: Batum’dan Çarşambaya göç etmiş bir tüccardır.

Osmanlı arşiv kayıtlarında: bu caminin inşasına, 120 kuruşluk yardım yaptığı kayıt edilmiştir.

Daha sonraki dönemlerde ise, Sultan Abdülaziz’in annesi tarafından: onarım yaptırılmıştır. Her ne kadar bu konuda kayıtlar bulunsa da, Sultan Abdüzaziz’in annesi olan Pertevniyal Valide Sultan, bu tarihten önce, yani 5 Şubat 1883 tarihinde, cami yapılmadan önce ölmüştür.

Bu nedenle: Valide Camisi olarak da isimlendirilmektedir. Cami: büyük bir avlu içinde bulunuyor. Kesme taştan yapılmış çifte minaresi var.

Minareler, tek şerefeli. Yapıda: sarıya yakın renkte kesme taş kullanılmış. Kare planlı caminin üzeri, tromplu merkezi bir kubbe ile örtülmüş. Kubbe, sekizgen bir kasnak üzerine oturmuş ve dıştan basık görünümdedir.

Yuvarlak bir niş şeklindeki mihrabı, mermerden yapılmış. Ağaç işçiliğinin güzel örneklerinden birisini yansıtan minber üzerinde: madalyonlar ve yıldız motifleri var. Kubbe içi ve duvarlar: bitkisel ve geometrik kalem işleriyle süslenmiş.

İSA BABA (ESE BABA) CAMİSİ

Cedit Mahallesindedir. 15. yüzyılda yapılan yapı; günümüze kadar orijinal halini koruyarak gelmiştir. Bu yüzden görülmeye değer bir yapı. Ancak kitabesi olmadığından, kim tarafından ve ne zaman yapıldığı net olarak bilinmiyor.

1895 yılında, aslına uygun olarak onarılmıştır. 1975-1976 yılları arasındaki  dönemde ise: cami ve türbeye dönüştürülmüştür. Cami: kesme taştan, kare planlı olarak yapılmıştır. Üzeri basık bir kubbe ile örtülmüştür.

İbadet mekanı: altlı üstlü yuvarlak kemerli ve uzun pencereler ile aydınlatılmıştır. Mihrap ve minberi: geç dönemde yapılmış ve orijinal özelliğini yitirmiştir. Minaresi: kare kaide üzerinde yuvarlak, yivli gövdeli ve tek şerefelidir. Yanında ise, İsa Baba’nın türbesi bulunmaktadır.

Burası hakkında söylenen başka bir söylenti daha var. Eskiden, Hıristiyan denizcilerin kıyılardaki uğrak yerlerine: küçük kiliseler yapılırmış. Toraman Tepenin güney doğusunda, St. Theodora için yapılmış bir kilise kalıntısı varmış.

Adı geçen bu yapı, daha sonra Müslüman denizciler tarafından, Mescit olarak kullanılmış. Günümüzde: Cedid Mahallesi sınırları içinde bulunan bu yapı: İsa Mescidi olmalıdır diye düşünenler var. Özgün biçimi ile, günümüze ulaşmamıştır. Peki İsa Baba kimdir? Onun hakkında pek ayrıntılı bilgi yok.

Anadolu’nun fethi sırasında, şehit olduğu düşünülüyor. Söylentilere göre: İsa Baba: 39 arkadaşı ile birlikte, Samsun’da savaşırken, denizden top mermileri atılırmış. Ama İsa Baba, ellerini havaya kaldırıp, dua edince top mermileri, havada yön değiştirerek fırlatıldıkları gemilere geri döner ve onları batırırmış.

Ancak, beklenmeyen bir top mermisi, İsa Baba ve yanında bulunan 39 arkadaşının bulunduğu yere isabet etmiş ve hepsi ölmüş. Türbenin hemen arkasında, İsa Baba ve arkadaşlarına ait olduğu söylenen 39 mezar var.

Bu nedenle: Türbeye, Kırklar Türbesi de deniliyor. On yıldır türbenin bekçiliğini yapan Sebahattin Or: burada dua edenlerin, türbenin içinden yükselen iki pelit ağacından sürekli yaprak kopardıklarını belirtiyor.

Samsun İtalyan Katolik Kilisesi

İTALYAN KATOLİK KİLİSESİ

Ulugazi Mahallesindedir. Orijinal adı: Mater Dolorosa. 1846 yılında yapılmıştır. İki katlı ve kagir yapılıdır.

Karadeniz kıyısı boyunca: Kapusen rahipleri tarafından yapılan ve geriye kalan iki kiliseden biridir. Diğeri: Trabzon’dadır.

Hizmete açıktır, cemaatleri arasında bir de çoban varmış. Karadeniz’e gelen Hıristiyan hacılar, turistler ve ticaret için şehre uğrayan, buraya uğramaktadır. Kilisede: bir rahip görev yapıyor.

Samsun Taşhan

TAŞHAN

Sivil Osmanlı mimarisinin: Samsun’da bulunan tek ve güzel örneklerinden biridir. Zamanında: binek hayvanlarının barındığı ve sahiplerinin gecelediği bir tarzda inşa edilmiştir. Çevresinde de, kervanları ağırlayacak tarzda, ibadethane ve ticarethaneler yapılmıştır.

17.yüzyıl sonlarında inşa edilmiştir. 2 katlıdır. Pazar Mahallesinde, Buğday Pazarı İskele caddesi üzerindedir. Yapının dış duvarları: tuğla hatıllı moloz taştır.

Caddeye bakan yüzde: kemerli girişli bir sıra hücre (dükkan) var. Orta avlunun dört tarafı, tonozlu hücrelerle çevrili. İkinci katta: revaklar ve revak içlerinde hücreler var. Revak sütunları dört köşe olup kemerlidir.

Günümüzde: hoş bir görüntü yok. Taşhan’ın çevresi saçma sapan yapılarla donatılmış ve Taşhan’ı görmek çok zor. Taşhan’ın odaları da kiraya verilmiş ve eski gazete toptancıları ile naylon eşya satıcıları buraları işgal etmiş.

Yani: hanın, kıymeti bilinmiyor. Odalar çok ucuz olduğundan, dükkanlar depo olarak kullanılıyor. Yani: tam bir rezillik.

Ama, yinede  burayı gidip görün ve buraya giden insan sayısı arttıkça, sanırım buraya sahip çıkan insan sayısı da artacak ve yetkililer, bu mezbeleliğe son verecek önlemleri almak zorunda kalacaklardır.

BEDESTEN

Bedesten ismi: Farsçadan gelmektedir. Anlamı ise: değerli, kıymetli kumaşlar, mücevherler ve buna benzer eşyaların satılmasına mahsus, üstü kapalı çarşıların bütününe verilen addır.

Osmanlıda, kumaş, mücevher ve çeşitli kıymetli eşyaların alım ve satımının yapıldığı, eşit büyüklükteki kubbelerle örtülü, bir çeşit kapalı çarşı olan bu tür yapılara, 13. yüzyıl başlarında rastlanılmaktadır.

Osmanlı dönemi yapısıdır. Günümüzde: Bitpazarı olarak kullanılmaktadır. Burada: antika ve eski eşyalar satılıyor.

Süleyman Paşa Arastası olarak da biliniyor. Kale Mahallesinde, halen şehrin ticari merkezi konumundaki kuyumcular mevkiinde, Ziya Gökalp Caddesi üzerindedir. Klasik bedesten yapılarına uymuyor.

Uzunca bir sokağın sağ ve soluna, karşılıklı dizilmiş dükkanlar ve aralardaki kapılardan oluşmaktadır. Mimari tarzı ile, arasta tanımına uymaktadır. Doğu-Batı doğrultusunda uzanan, dikdörtgen bir alana oturan yapı: 92 x 15 metre boyutlarındadır.

Ortada: genişliği 4.40 metre genişliğinde, üzeri açık sokak, bunun iki yanında karşılıklı dizilmiş dükkanlar var. Sokağın üstünün ilk yapıldığında, kapalı olduğu biliniyor. Günümüzde: güney kolunda 19 ve diğerinde ise 21 dükkan var.

Yapının inşa kitabesi yoktur. Günümüze sağlam olarak ulaşan, iki kapısı üzerinde bulunan kitabeliklerin içleri boştur. Arşiv belgelerine göre: buranın, Hazinedarzade Süleyman Paşa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.

Yapılış tarihi ise, tahminen: 1807-1818 yılları arasıdır. Ancak: buranın, 1785 yılından önce yaptırıldığı ve Süleyman Paşa tarafından satın alınarak vakfedilmiş olabileceği de düşünülmektedir.

Samsun Eski Belediye Binası

ESKİ BELEDİYE BİNASI

İl merkezinde, Hançerli Mahallesindedir. 1913-1914 yılları arasında yaptırılmıştır. Nalbant han istimlak edilerek, onun yerine burası yapılmıştır. Binanın yapım işi: İtalyan Rici’ye verilmiştir. Bina: 26 Aralık 1913 tarihinde bitirilerek, resmi açılışı yapılmıştır.

Binanın dış yüzü: Ünye taşı ile kaplanmıştır. Yontma ve süsleme sanatının güzel örnekleri burada görülüyor. 3.katın balkonunun kıyısında: güzel bir kitabesi var. Eski yazı ile yazılmış.

Samsun Tekkeköy Mağaraları

TEKKEKÖY MAĞARALARI

Samsun’un 15 km. doğusundadır. Burada, mağara yerleşimi var. Önceleri: denizin mağaralar bölgesine kadar, daha sonra denizin alüvyonlarla dolması nedeniyle, ilçenin kıyıdan 4 km. uzakta kaldığı tahmin edilmektedir.  Evet, buralar, çok önceki dönemlere ait bir yerleşimin izleri bunlar.

Adeta bir Açıkhava müzesi gibi. Bölgenin en kolay ulaşılabilen, geniş ağızlı mağaralarıdır. Mağaralara ulaşım: kayalara oyulmuş basamak tipi merdivenlerle sağlanmıştır. Ana mağara: kalenin batısından başlayıp, güney tepelere kadar uzanan yol üzerinde, biri uzun, diğeri kısa iki adet araç yolu bulunmaktadır.

Bu mağaralarda yaşamış insanlar: madeni tanımamışlar. Bütün aletleri: taş, ağaç ve kemikten yapılmış. Geçimlerini: avcılık ve toplayıcılıkla sağlamışlar. Taştan yontmak suretiyle yaptıkları el baltaları, mızrak uçları, kesiciler, kazıyıcılar gibi çeşitli aletler kullanmışlar. Bu aletler: Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Çınarcık ve Fındıcak vadilerinin birleştiği yerde ve her iki vadiye hakim durumda bulunan kaya kitlesi “Delikli Kaya” adıyla bilinmektedir. Bu kaya kitlesinden çıkan basamaklar, teknik ve biçim yönünden incelenmiş ve Delikli Kaya’nın bir Frig kalesi olduğu anlaşılmıştır.

Günümüzde: maalesef, ulaşım için yol açılırken: ana kaya kırılmış, mağara kalenin sağı, solu ve önünden yol geçirilmiş. Ayrıca, kale burçlarına dalarak, ana kaya oyulmuş ve su sarnıcının üzerinden yol geçirilmiş. Yani: tam bir rezillik. Neyse ki, 1977 yılında, mağara sahası Sit alanı olarak ilan edilmiş.

Samsun Dündar Tepe

DÜNDAR TEPE

Kılıçdede Mahallesindedir. Öksürük Tepe olarak da bilinir. Çünkü: tepede gömülü olan pir’in: öksüren çocukları tedavi etmesinden gelmektedir. Dündar tepe ismi ise, Dündarlar Yatağı olmasından ötürü verilmiştir.

İl merkezine, 3 km. uzaklıkta, Mert ırmağı boyunda bir höyüktür. Yüksekliği, yaklaşık: 15  metredir.

1940-1941 yıllarında, burada yapılan kazılarda, üç ayrı kültür ortaya çıkarılmıştır. Hepsinde: teknik ve biçim yönünden birbirinin aynı: elle yapılmış çanak-çömleklere rastlanmıştır. Renkleri: gri, siyah ve kırmızıdır.

Kaba geometrik süslü olanları da vardır. Bunlar: Alişar ve Alacahöyük çanak çömleklerine çok benzemektedirler. Halkın: tarım ve hayvancılıkla geçindiği anlaşılmaktadır. İkinci kültürde ise, çanak çömlekler, yine elle yapılmış ve perdahlanmıştır. Hemen hepsinde, kulp vardır. Madenden yapılmış eşya ve savaş araçları çoktur.

Ayrıca: domuz  dişlerinden ve geyik boynuzlarından yapılan aletlere de rastlanmıştır. En önemli buluntular: pişmiş toraktan yapılmış olan idollerdir. Üçüncü kültür: Hitit çağına ait olup, kaim bir yangın tabakası üzerine kurulmuştur.

Bir Hitit evinde bulunan damga mühür, bu yapının, MÖ.1500-1200 yılları arasında yapıldığını belirtmektedir. Çanak çömlekler, çarkla yapılmıştır. Renkleri: kırmızı, kahverengi, gri ve beyazdır.

Burada bulunan çaydanlıklar: Alişan, Alacahöyük ve Boğazköy’dekilere benzer. Bu Hitit şehri, MÖ.1200 yılında, bir yangınla yok olmuştur. Üçüncü yapı katında: çoğu boya astarlı, çarkla yapılmış ve iyi fırınlanmış seramik buluntuları, pişmiş toprak mühürler, hayvan heykelcikleri, kemik iğneler ele geçirilmiştir.

Arkeolojik Sit alanıdır. Burada bulunan eserler: Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Höyük ise: yine, tarihi eserlere sahip olmama gibi genel bir huyumuz nedeniyle, günümüzde tam ortasından Samsun-Sivas demiryolu geçmekte, höyüğün çevresi ise, çeşitli yapılarla çevrilmiş, işgal edilmiş durumdadır.

TOPTEPE TÜMÜLÜSLERİ

Hasköy’dedir. Belediye evleri mahallesinden, Samsun-Çarşamba karayolunun üstünde bulunur. Biri büyük, diğeri küçük iki tepe var. Bunlarda, arkeolojik Sit alanıdır.

AKALAN KALESİ

Samsun’un 18 km. güneybatısındadır. Çatmaoluk ve Kulacadağ köyleri arasında bulunmaktadır. Kuruluş yıllarının, demir çağına kadar gittiği  düşünülmektedir. Alman arkeolog Markidi’nin yaptığı kazılarda: burada, Frigler’in Karadeniz’e indikleri görülmüştür.

Samsun Atakum Adnan Menderes Bulvarı

ATAKUM-ADNAN MENDERES BULVARI

Atakum Beldesi: 4.8 km. lik sahil şeridine sahiptir. Burası şehrin en pahalı evlerinin olduğu yerdir, güzel bir plajı bulunuyor. Ayrıca, burada: dinlenme ve gezi yolları, bisiklet yolu, özel plajlar, kafeler, restoranlar, plaj voleybolu alanları, anfi tiyatro, özel spor alanları, aquaparklar, oteller, pansiyonlar, kamp alanları var. Samsun’da bulunduğunuz sürede, burayı mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Özellikle, sahil şeridinin yani Adnan Menderes Bulvarının revizyondan geçirilerek, halka kazandırılması, yazın tüm Samsun halkının buraya akın etmesine neden olmuş.

Samsun Meşe Kültür Parkı

MEŞE KÜLTÜR PARKI

Canik Belediyesi tarafından işletiliyor. Burada: mesire alanları, aynı anda, 1500 kişinin faydalanabileceği restoran, açık ve kapalı düğün salonları, yürüyüş yolları ve Samsun’a özgü el sanatlarının satışlarının yapıldığı stantları ile, eşi ve benzeri olmayan bir yer konumunda.

PLAJLAR VE KAMP YERLERİ

Samsun ilinde: plaj ve kamp yerleri olarak: Karayolları Tesisleri, DSİ Tesisleri, Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü Tesisleri, Köy Hizmetleri Müdürlüğü Tesisleri, Beden Terbiyesi İl Müdürlüğü Tesisleri, Meteoroloji Bölge Müdürlüğü Tesisleri, Kızılay Dinlenme Kampı var.

Bunların dışında, şehrin başlıca plajları: Mert Plajı, Fener Plajı, Bandırma Plajı, Atakum ve Atakent Plajları, Yakakent, Alaçam, Bafra ve Terme sahillerinde bulunuyor.

Bu plajların tamamına yakını, doğal kumsallardan oluşuyor.

Samsun Fuarı

SAMSUN FUARI

İlk kez, 1963 yılında açılmıştır. Ulusal ve yöresel kültürel ve toplumsal değerler sergileniyor. Dinlenme ve eğlence tesisleriyle, yöre halkına hizmet veriliyor.

Karabük

Birkaç kez dışından geçtim, bir keresinde şehrin içine girdim, uzaktan görüntüsü, özellikle Demir-Çelik Fabrikaları nedeniyle çok kasvetli. Şehrin içi ise, Demir-Çelik çalışanları tarafından yoğun olarak yaşanılan bir yer olmuş. Türkiye’de, Karabük denilince, yine Demir-Çelik, yani Kardemir akla geliyor.

ULAŞIM

Karabük-Bartın arasındaki uzaklık: 80 km. Karabük-Kastamonu arasındaki uzaklık: 120 km. Karabük-Çankırı arasındaki uzaklık: 195 km. Karabük-Bolu arasındaki uzaklık: 130 km. Karabük-Zonguldak arasındaki uzaklık: 170 km. Karabük-Ankara arasındaki uzaklık: 230 km. Karabük-İstanbul arasındaki uzaklık: 400 km.

TARİH

Yöredeki ilk yerleşimciler: Hititler, Frigler, Helenistik krallıklar, Roma ve Bizanslılar. Malazgirt zaferinden sonra, Anadolu’ya yerleşen Türklerin bir kısmı da, bu taraflara yerleşirler.

1937 yılına gelindiğinde: Safranbolu’ya bağlı: Öğbeli köyünün bir mahallesi iken, 1935 yılında, Ankara-Zonguldak demiryolunun açılması ve buradan geçmesi nedeniyle, önem kazanmıştır.

1937 yılına gelindiğinde ise, burada temelleri atılan “Karabük Demir-Çelik Fabrikaları” buranın öne çıkmasını sağlamıştır. 1953 yılına gelindiğinde, Karabük, Zonguldak iline bağlı bir ilçe olmuştur. 1995 yılına gelindiğinde ise, ülkemizin 78’nci ili olmuştur.

Adının çıkış noktası: Kara ve bük sözcükleri: kara çalılık yer anlamındadır. Karabük isminin buradan geldiği söyleniyor.

GENEL

İl merkezinin rakımı, yani denizden  yüksekliği: 278 metredir. Coğrafi yapı ise, engebeli olup büyük düzlükler yok. Yani, tarıma uygun araziler çok az. Bunun sonucu olarak: il topraklarının, % 65’i orman, % 22’si tarım alanıdır. Orman alanları fazla olmasına rağmen, orman ürünlerine dayalı sanayi gelişmemiştir.

Ama yine de ülkemizin en yoğun orman alanı bulunan yöresidir. Sanayi: Demir-Çelik sektörüne paralel olarak gelişmiştir. Şu an da, fabrikada: yaklaşık 4200 personel görev yapmaktadır.

Ama, bu personelin çoğu dışarıdan gelmiş ve hatta birkaç nesil geçmiş olmasına rağmen, yine de Karabüklü olmayı benimsedikleri pek söylenmiyor. Fabrikanın şehre diğer bir armağanı ise, her zaman dumanlı, sisli ve karanlık bir gökyüzü. Her ne kadar bacalara filtre takılmış olsa da, yine de gökyüzü dumanlı, sisli ve puslu.

İl genelinde, genellikle karasal iklim görülür. Çünkü, şehir Karadeniz kıyısından içeride kalmaktadır. Bu nedenle Karadeniz’in nemli havası, burada görülmemektedir.

Yörede kurulan Demir-Çelik Endüstrisi sayesinde, ülkemizin birçok yerinden göç almıştır. Sanayileşme ile birlikte, yöreye gelen işçi aileleri, ilin sosyal hayatının temel unsurları olarak öne çıkmıştır.

KARABÜK ÜNİVERSİTESİ

Üniversite bünyesindeki fakülteler: Teknik Eğitim, Güzel Sanatlar, Fen, Mühendislik, İktisadi ve İdari bilimler, Teknoloji, Tıp, İşletme, İlahiyat olmak üzere: 9 tanedir. Enstitüler ise: Fen Bilimleri, Sosyal Bilimler ve Demir-Çelik Enstitüsü olmak üzere 3 tanedir.

 

GEZİLECEK YERLER

Maalesef il merkezinde gezilip görülecek bir yer yok.

Muğla Yatağan

Muğla Yatağan

Yatağan denilince, akla hemen “Termik Santral” geliyor ama inanın, yörede, doğal ve tarihi güzellikler de yok değil.

ULAŞIM

Yatağan-Muğla arasındaki uzaklık: 25 km. Yatağan-Dalaman havaalanı arası uzaklık: 125 km. Yatağan-Milas arası uzaklık:  39 km. Yatağan-Didim arası uzaklık: 108 km. Yatağan-Marmaris arası uzaklık: 80 km. Yatağan-Bodrum arası uzaklık: 84 km.

 

TARİH

Yöredeki ilk yerleşimlerin, MÖ.700-400 yılları arasında olduğu tahmin ediliyor. Türkler: 1080 yılında, Yatağan yöresine ele geçirirler. Ancak, takip eden  dönemde, Bizanslılar yeniden yörede egemen olurlar. 1190 yılında, yörede yeniden Türk egemenliği görülür.

Zaten yörenin isminin kaynağı: Oğuz Türklerinin yerleşmek ve oturmak anlamına gelen: “Yatuk” kelimesinden türetilmiştir.

1429 yılında, bu kez, Osmanlılar yörenin hakimiyetini ele geçirirler. Yatağan yöresinde yapılan: kılıç, hançer ve pala gibi kesi aletler ve özellikle Yatağan yöresinde imal edilen “Yatağan barutu” İstanbul’un fethinde kullanılmıştır.

II. Dünya savaşından sonra, yöre İtalyanlar tarafından, işgal edilir ve işgal, 1921 yılına kadar devam eder.

Muğla Yatağan Genel

GENEL

İlçenin denize kıyısı yoktur. İlçe toprakları: Yatağan dağının eteklerinde, Ahilerin şirin bir kentidir.

Yatağan ve çevresinde: Akdeniz iklimi görülür. Buna göre: yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Kış aylarının: sert, yağışsız ve rüzgarlı geçtiği de görülür.

İlçe topraklarının: % 75’i kızılçam, % 19’u karaçam ile kaplıdır. Diğer bitki örtüsü ise: kekik, böğürtlen, çınar ve kavaktır.

Yatağan denildiğinde, yazının başında söz ettiğim gibi, öncelikle “Yatağan Termik Santralı” geliyor. Ama, unutulmamalı ki, bu santral, yörenin ekonomik gelişimini olumlu yönde etkilese de, bir yandan da yöre insanının sağlığını olumsuz etkiliyor.

Bu nedenle, günümüzde Yatağan bölgesinde: nüfus yoğunluğu çok azalmış ve nispeten fakir aileler burada yaşamaya devam etmektedirler.

İlçenin ekonomik gelişiminde, son yıllarda yörede hızla artan: mermer fabrikalarının da olumlu etkisi söz konusudur. Bölgede üretilen mermer, bu sanayide önemli bir yere sahip ise de, bu mermer fabrikalarının akarsulara bıraktığı mermer tozları, akarsulardaki doğal yaşamı bitirmiştir.

Neyse, Yatağan denilince, tüm bunların yanında: bizi ilgilendiren, turistik özellikleri ele alalım.

GEZİLECEK YERLER

Muğla Yatağan Anıt ağaç

ANIT AĞAÇ

Muğla-Yatağan karayolunun 24’ncü km.de, Bozöyük beldesi, Pınarbaşı mevkiinde bir anıt ağaç bulunuyor. Bu anıt ağaç: Orman Bakanlığı tarafından tescillenerek koruma altına alınmış. Çapı: 6 metre ve yüksekliği ise, yaklaşık 30 metredir.

Muğla Yatağan Stratonikeia

STRATONİKEİA

İlçe merkezinden çıktığınızda: yaklaşık 7 km. sonra, delik-deşik kömür ocaklarının yanından geçip, yoldan 1 km. içerideki antik kent kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Yani: Yatağan-Milas karayolunun 6’ncı km. dedir.

Muğla Yatağan

Karia bölgesinin önemli şehirlerindendir. Antik kentin eski adı: İdrias. Kent: MÖ.281-261 yılları arasında, tahtta bulunan, Seleukos kralı Antiokhos’un karısı Stratonike adına kurulmuştur.

Şehrin kuruluşu hakkında, ilginç bir söylenti var. Şöyle ki: “ Büyük İskender’in ölümünden sonra; merkezi Suriye olan, Selekos krallığı kurulur. Krallığın başında ise, I. Selekos bulunmaktadır.

Kral I. Selekos: 60 yaşındadır. Ülkeyi: oğlu Antikos ile birlikte yönetmektedir. Ancak: kral I. Selekos’un hanımı ile, kralın oğlu, yani üvey annesi arasında bir aşk başlar.

Oğul Antikos: bu aşkın etkisiyle, günden güne erimeye başlar. Kral ise: bu duruma çok üzülmektedir. Yörenin tüm hekimlerine müdahale ettirmesine rağmen, oğlunun sıkıntısını ne anlar, ne de çözüm buldurabilir.

Ancak: sonunda, hekimler, oğul Antikos’un derdini, yani üvey annesine, Kral I. Selekos’un yeni ve genç karısına olan aşkını; krala anlatmak zorunda kalırlar.

Kral, bunun üzerine, karısı ile oğlunu evlendirir ve ülkeyi terk eder. Oğul Antikos ve eşi, ülkeyi idare etmeye başlarlar. Kraliçenin adı ise: Stratonikeia olarak anılır.

Tarihi süreç içinde

MÖ.133 yılında, Pergama krallığının Romalılara miras kalması sırasında, bu duruma karşı ayaklanan şehir, Romalılar tarafından kuşatılır ve şehir halkının tümü açlıktan kırılarak yok edilir.

Buraya giderseniz görebilecekleriniz şunlar: kuzeydoğu köşesinde, büyük kesme taşlardan yapılmış kale yıkıntıları, kuzey bölümde, büyük kaya bloklardan yapılan ana giriş kapısı, bu giriş kapısının önünde, kutsal yolun kenarında oda mezarlar, kentin tam ortasında iyi durumda günümüze ulaşan: Bouleuterion yani küçük tiyatro, batıda: gymnasion.

Kentin akropolü: güneyde, dağın tepesinde bulunuyor. Buranın çevresi, duvarlarla çevrili. Karayolunun hemen altında: bir teras üzerinde, yazıtında “İmparator için yapıldığı yazılan” bir küçük tapınak kalıntısı bulunuyor.

Aşağıya doğru indiğinizde: karşınıza büyük bir tiyatro çıkıyor. Burada yapılan kazılarda: sahne binasının kalıntıları, büyük ölçüde ortaya çıkarılmış.

Evet bu antik şehirle ilgili son duyumlarımı da paylaşmak istiyorum. Öğrendiğime göre: antik kentin kuzey şehir kapısında MS 129 yılında meydana gelen deprem sonucu yıkılan 6 sütun, ayağa kaldırılması çalışmalarına başlanmıştır.

Stratonikeia ve Lagina antik kentlerini birbirine bağlayan ve ilk çağlardaki dini törenlerde anahtar taşıyanların geçtiği Kuzey şehir kapısında, depremde yıkılan sütunların, 1881 yıl sonra ayağa kaldırılması için çalışmalar başlatılmıştır. Sütunların bir tanesi 10 metre yüksekliğindedir. Bunlar dönemin önemli eserleridir.

Muğla Yatağan Lagina

LAGİNA

Yatağan-Milas karayolunda: 3’ncü kilometreden ayrılın ve Turgut yoluna saparak, bu ören yerine ulaşabilirsiniz. İlçe merkezine, toplamda 12 km. uzaklıktadır.

Karialılar için, kutsal olduğu düşünülen ören yerinde: Ay ışığı tanrıçası Hekate’ye atfedilen bir tapınak varmış. Tapınak: MÖ.40 yılında, Partlar  tarafından yağmalanmış. Stratonikeia ve Lagina şehirleri arasında, birbirini bağlayan kutsal bir yol bulunmaktadır.

Ay ışığı tanrıçası Hekate adına yapılan festivallerde: buradaki Hekate tapınağından alınan “Ölüler dünyası kapısının anahtarı”, büyük bir törenle, bu kutsal yoldan, Stratonikeia kenti, şehir meclisine taşınırmış.

Burada yapılan arkeolojik kazılarda: bu tapınağın, dairesel avlusunun bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Günümüze, sağlam ve ayakta olarak gelen avlu kapısının üstündeki yazıtta: “Augustus” tarafından, tapınağın, MÖ.27 yılında onarımının yaptırıldığı yazılı.

Bu arada: Lagina antik şehrindeki arkeolojik kazılar, ülkemizde arkeolojinin babası sayılan: Osman Hamdi Bey tarafından, 1891-1893 yılları arasında yapılmıştır. Burada bulunan kabartmaların hepsi: İstanbul Arkeoloji Müzesine taşınarak, burada sergilenmektedir. Kazılar hala devam ediyor.

PANAMARA

Yatağan-Muğla karayolunun  5’nci km. den, sağa ayrılan yol ile Bağyaka köyüne ulaşılıyor. Antik kalıntılar, köyün 3 km. dışında. İlçe merkezine ise, toplam 14 km. uzaklıktadır.

Burası: tahminlere göre: Stratonikeia antik kentine bağlı, dini bir merkezdi. Stratonikeia şehri ve Panarama şehri arasında, antik bir yol vardır. Panamara şehri: dini törenlerin ve şenliklerin yapıldığı önemli bir merkez olarak, antik dönemlerde öne çıkmıştır.

Bu şenliklerin en önemlisi: 10 yıl süre ile kutlanan “Paramara Şenlikleridir. Bunun dışında: 2 yılda bir kutlanan “Hera Şenliği” yapılırdı.

Bu şenlik: bir gün sürer ve gizli dinsel bir törendir. Bu tören: sadece bayanlara açıktır. Son olarak ise: Zeus adına düzenlenen bir şenlik var. Bu şenlik: her 4 yılda bir yapılır. İki gün süren şenliğin ismi Komyria Şenliği’dir. Bu şenlik ise, biraz öncekine atfen, sadece erkeklere açık, gizli ve dinsel bir şenliktir.

Burada bulunan tapınaktan, günümüze gelen kalıntılardan ise, pek bir şey anlamak mümkün değil. Köyün ve kalıntıların: yüksekte ve orman içinde bulunması nedeniyle, buraya uzunca bir yürüyüş yaparak ulaşabiliyorsunuz.

GERGA

Çine-Muğla karayolunda, 6’ncı km. den sonra,  doğuya, Madran dağına doğru ayrılan yola sapıp, 15 km. sonra Kırsakallar köyüne ulaşabiliyorsunuz. Buradan sonra: Gerga antik kentine ulaşmak istiyorsanız, köyden rehber almalısınız.

Çünkü: Gerga antik kenti, ülkemizde bilinen antik dönem yerleşim yerlerinden, en garibidir. Ören yerinin girişindeki kayalarda: yön belirten yazılar var. Bu yazılarda: şehrin adı olarak “Gergakome” ismi kullanılmıştır.

Ancak, bu yazıların çoğunluğu: Yunanca. Sadece bir tanesi: Latince. Buna dayanarak: Roma dönemi başlangıcında, burada bir halkın bulunduğu ve bu halkın: ortaya bir ana tanrıça heykeli diktiği ve bu heykelin çevresinde mezarlar, çeşmeler kurduğu ve tarım yaparak, bu korunaklı yerde yaşadıkları anlaşılmaktadır.

Buraya ulaşım sorunlu. Meraklıları, yorucu bir yolculuktan sonra ulaşabilirler. Hatta: buraya, Muğla karayolu üzerindeki İncikemer bölgesinden de yürüyerek ve kuzeye doğru ilerleyerek ulaşmak mümkün.

YAYLAKÖY KİLİSESİ

Yatağan-Milas karayolu üzerinde, Eskihisar köyündedir. İlçe merkezine toplam uzaklığı: 9 km. dir. Burada bulunan kilisenin: Rumlar tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Ancak, yapının çatısı çökmüş, duvarlarındaki boyalar ve süslemeler yok olmuştur. Yani, bina tam bir harabe haline gelmiş.

Muğla Yatağan İnce Kemer Köprüsü

İNCE KEMER KÖPRÜSÜ

Burası, bir çay üzerindeki köprüden ziyade, su kanalı olarak kullanılan bir köprü. Eski Aydın karayolu üzerindedir. MÖ.1.yüzyılda yapılmıştır. Üç kemerlidir.

Antik dönemdeki adı ile: Alabanda (günümüzdeki adı: Araphisar) suyu: güneydoğudaki pınarlarda toplanarak, 21.4 km. uzunluğunda,  dikdörtgen bir kanalla, kente iletilmektedir. Bu su kanalı: 90 cm. genişliğinde, birinci gurupta 65 cm. ve ikinci gurupta ise 10 cm. yüksekliğinde, içi harçla kaplı bir yapıdır.

Bu sözünü ettiğim köprü de: bu kanal üzerinde, suyun aktarılmasında kullanılan bir yapı.