Ağrı

ağrı.ağrı dağı.3
Ağrı

Ağrı denilince, burayı bilen-bilmeyen herkesin aklına: kar, kış ve ağrı dağı geliyor. Birçok kez gittiğim ve bulunduğum bu şehirde: yazıma başlamadan önce, meşhur olan üç nesneden söz etmek istiyorum.

Bunlar: kar, karga, kavak. Kavak: bol miktarda kavak ağacı var ve özellikle, bunlar yılın belli dönemlerinde havaya saldıkları pamuklar ile, şehri tamamen etkiliyorlar.

Karga: evet, şehirde karga da çok bol. Özellikle: bu kargalar, yaya kaldırımlarındaki ağaçların üzerlerine tünüyorlar ve yaya kaldırımlarından geçen halkın üzerini pisletiyorlar.

Bu yüzden, Ağrı’ya gelen yabancılar hemen anlaşılır. Çünkü: yabancılar yaya kaldırımından gider ki, bir karga üstlerine edene kadar.

Ağrının yerlisi ise, bu durumu bildiği için, yaya kaldırımından değil, caddeden-sokaktan yürür. Son özellik: kar demiştim. Malum, bunu anlatmaya gerek var mı, soğuk, kar ve kış, bu güzel ilimize, yılın en az yarısında, yani altı ay egemen oluyor ve tüm yaşamı etkiliyor .

ağrı.terminal.1
Ağrı

ULAŞIM

Ağrı; E-80 karayolu ile, doğrudan Erzurum ve İran’a bağlanır. Belli başlı merkezlere ve komşu illere olan uzaklıklar şöyledir. Ağrı-Ardahan arası uzaklık: 310 km. Ağrı-Iğdır arası uzaklık: 142 km. Ağrı-Erzurum arası uzaklık: 180 km. Ağrı-Kars arası uzaklık: 221 km. Ağrı-Van arası uzaklık; 230 km. Ağrı-Ankara arası uzaklık: 1065 km. Ağrı-İstanbul arası uzaklık: 1414 km. Ağrı-İzmir arası uzaklık: 1647 km. Ağrı-Trabzon arası uzaklık: 485 km. dir.

AĞRI HAVAALANI

Havaalanı, 1997 yılında hizmete açılmıştır. Ankara-İstanbul bağlantılı havayolu seferleri yapılmaktadır. Havaalanının kent merkezine uzaklığı: 7 km. dir.

ağrı.tarih.1
Ağrı Tarihi

AĞRI TARİHİ

Bölgede, tarihi süreç içinde, en köklü uygarlığı: Urartular kurmuşlardır. Ağrı dağının yamaçlarında: Karakoyunlu ve Taşburun köyleri arasında bulunan bir yazıtta: Urartuların, Kral Menua döneminde, bölgede egemenlik kurdukları görülmektedir.

Persler; Büyük İskender tarafından ortadan kaldırılıncaya kadar, yaklaşık 200 yıl kadar bölgede yaşamışlardır. Büyük İskender’in ölümü üzerine, boşluktan yararlanan Ermeniler, bölgeyi ele geçirirler.

1071 Malazgirt Savaşı sonrasında: bölgeye Türk boyları gelmeye başlarlar. 1027-1225 yılları arasında: Ani Atabeylikleri, 1256-1358 yılları arasında: İlhanlılar; bölgeye egemen olurlar. 1393 yılında, Moğol hükümdarı, Timur, bölgeyi ele geçirir.

1405-1468 yılları arasında: Karakoyunlular, görülür. Daha sonra ise, Akkoyunlular ve takip eden dönemde, Çaldıran Savaşı ardından, Yavuz Sultan Selim tarafından, bölge, Osmanlı topraklarına katılır.

Osmanlılar döneminde: Şorbulak olarak bilinen şehir, Ermeniler zamanında “Karakilise” olarak isimlendirilir. Kazım Karabekir Paşa zamanında: şehir ele geçirilince, ismi “Karaköse” olarak yeniden değiştirilir.

Nuh Tufanı ile ilgisinden dolayı: Tevrat’ta adı geçen “Ararat” dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresinin olduğu sanılmaktadır. Bu nedenle: şehre, batılılar tarafından “Ararat” denilir.

29 Temmuz 1854 tarihinde, Ruslar Ağrıyı işgal ederler. Ancak: 30 Mart 1856 yılında, Batılı devletlerin baskısı üzerine, Paris antlaşması sonucu, Ağrı’dan geri çekilirler. Ancak: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşlarında, Ağrı, yeniden Ruslar tarafından işgal edilir ve şehirde büyük tahribat yapılır.

Yine: batılı devletlerin zorlaması sonucu, Berlin antlaşması ile, geri çekilirler ve Ağrı yeniden Osmanlı topraklarına katılır.

ağrı.merkez.1
Ağrı

GENEL

Ağrı’nın deniz seviyesinden yüksekliği: 1640 metredir. Deniz seviyesinden çok yüksekte olması nedeniyle, şiddetli bir kara iklimi hüküm sürer.

Yazlar: sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Yazın ve kışın, gece-gündüz sıcaklık farkı fazladır. İlkbahar ve sonbahar mevsimleri, ılık ve yağışlı geçer.

Merkez ilçenin eski adı: Karaköse’dir.

ağrı.iran transit yolu.1
Ağrı

Anadolu’nun İran bağlantısını sağlayan yol üzerinde bulunması nedeniyle: öne çıkar. Bu nedenle: il genelinde, transit taşımacılık ve nakliyecilik gelişmiştir.

İlde: orman, yok denecek kadar azdır.

Ağrı; bir sınır ili olması nedeniyle, tarih boyunca değişik toplumların yönetiminde kalmıştır. İlde: Türkçenin yanı sıra: Ermenice, Azerice ve Farsça da kullanılmıştır. Dolayısı ile; bu dillerden birçok kelime, günlük kullanılan dile yerleşmiştir. İslam dininin etkisiyle, Arapça kelimeler de yaygınlaşmıştır.

Birkaç örnek vermek gerekirse: Ağrı yöresinde kullanılan, fakat Türkçe sözlükte bulunmayan kelime ve terimlerden bazıları şöyledir: Aynoyun (eşya, öteberi), Cığız (oyun bozan), Dayaz (derin olmayan), Direj (uzun, uzun boylu), Endirme (merdiven), Eze (teyze), Gödek (kısa, uzun olmayan), Gürgüre (şelale), Payız (sonbahar), Sako (kalın palto), Ulam( başkasına bedava iş yapma).

doğubayazıt.ağrı dağı.1
Ağrı

AĞRI DAĞI EFSANESİ

Nuh Peygamber: suların bütün dünyayı kapladığı sırada, suda yaşayanlardan başka her türlü hayvandan erkekli-dişili birer çift alıp, üç oğlu ve üç gelini ile gemiye kapanıp, canlarını kurtarırlar.

Bir gün, geminin demiri bir dağın tepesine ilişip, içindekileri yer oynamasından korkuya düşürürken; Nuh Peygamber, hayretle “Allahuekber” der ve bu yerin adını beller.

Aradan günler geçtikten sonra, yine bir sarsıntı olur. Peygamber yine şaşırarak “Suphanallah” der ve burayı da beller. Sonunda: sular çekilip azalınca, gemi bir dağın tepesine oturur kalır.

Nuh Peygamber ve oğulları; gemiyi buradan yürütemezler. Bu arada: Nuh Peygamber: “Ne ağır dağ” der. Sonradan: bütün sular çekilince, gemiden inerler.

Gemideki son erzak kırıntıları ve kalıntıları olan: buğday, arpa, pirinç, nohut, mercimek, üzüm, ceviz, fındık, incir, dut kurusu, pekmez ve balı; Sürmeli Çukurunda karıştırırlar ve son yemek (aşure aşı) hep birlikte yenir.

Nuh Peygamber: sofrasını silkeleyip, Sürmeli Çukuruna döktüğünde, bu Iğdır Ovası, çok bereketli hale gelir. Dağın adı da: geçen zaman içinde “Ağrı” ya dönüşür.

ağrı.genel.1
Ağrı

BÜYÜK VE KÜÇÜK BACI EFSANESİ

Çok eski zamanlarda: Sürmeli Çukuru; uçsuz-bucaksız, düzlükler halindedir. Ağrı Dağının birçok yerinde ise, büyük ormanlar vardı. Günlerden bir gün: iki bacı, evlerine odun getirmek üzere, ormana giderler.

Ormandan topladıkları, odunları, birer birer sırtlarına almaları zamanı gelince: Büyük bacı, küçük kardeşine: “Bacı bacı kurbanın olayım, ne olur, gel sırtıma bu yükü kaldırıver” der. Küçük bacı: “hayır” der, yükü kaldırmaz ve üstelik te: “canın çıksın, kendin kaldır” der.

Büyük bacı: yalvarır-yakarır olmaz. Aralarında kavga başlar. İkisi de kan-ter içinde kalırlar. Hareket edemezler ve başlarlar, birbirlerine beddua etmeye.

Küçük bacı: “Allah seni öyle bir dağ etsin ki, yaz-kış başından kar eksik olmasın” der.

Büyük bacı da: “ Sen de öyle bir dağ olasın ki, başından: yılan-çıyan eksik olmasın”  der.

Tanrı: her ikisinin de beddualarını kabul eder. Büyük bacı: Büyük Ağrı dağı olur. Başından: yaz-kış kar eksik olmaz. Küçük bacıda: Küçük Ağrı dağı olur ve tepesinde: yılan-çıyan eksik olmaz.

ağrı.üniversite.1
Ağrı

İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ

İbrahim Çeçen: Ağrılı bir iş adamıdır. 1941  yılında Ağrı’da doğmuştur. Halen: 30 dan fazla şirketin bağlı bulunduğu IC Holding Yönetim Kurulu Başkanıdır. Aynı zamanda: IC Vakfı kurucusudur.

2004 yılında: IC İbrahim Çeçen Vakfını kurmuştur. Eğitim, sağlık, spor ve sanat alanlarında yaptığı hizmetler, ülkesi için gayretli çalışmaları, katkıları ve üstün başarılarından dolayı, 2007 yılında, TBMM tarafından “Devlet Üstün Hizmet Madalyası “ ile ödüllendirilmiştir.

Üniversite bünyesinde: 3 fakülte, 1 yüksek okul, 2 enstitü, 2 meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Üniversite: süratle yerleşimlerini sürdürmektedir.

YEME-İÇME

Ağrı toprağı ve iklimi: sebze tarımına elverişli olmadığı için: Ağrı mutfağında, tahıl önemli yer tutar. Kış mevsiminin uzun sürmesi: un ve una dayalı yemek çeşitlerini çoğaltmıştır.

Yörenin en tanınmış yemeği: saç kavurmadır. Saç kavurması: etin saç üzerinde pişirilmesiyle yapılır. Diğer ismi: Selekelidir. Taze oğlak veya kuzu etinden yapılır. Üzerine: tereyağında eritilmiş, salça konur. Üzerine: sarımsaklı yoğurt dökülerek servis edilir.

Ağrının kendine özgü başka bir yemeği de: Abdigor köftesidir. İçli köfteye benzer. İlin en tanınmış yemeğidir. Yağsız, sinirsiz, kemiksiz sığır eti, çok az miktarda soğan, bir adet yumurta ve baharatlardan yapılır.

Hamur haline gelen et, soğan ve su katılarak elle çırpılır. Çırpıldıktan sonra, bir saat dinlendirilen köfteler, pilav üzerine konularak servis yapılır.

Diğer öne çıkan yemek: sahan kebabı. Sahanda, iki lavaş arasına, kuşbaşı et konularak pişirilir.

ağrı.genel.2
Ağrı

Bu arada: Ağrı ilinde, mutlaka gözünüze çarpacaktır, çok miktarda: gayet küçük mekanlardan oluşan, çorbacılar var. Her sabah: İlin yerlileri, erken saatlerde açılan bu çorbacılarda, kahvaltı yaparlar.

Siz de deneyebilirsiniz, gerçekten lezzetli çorbalar var, özellikle: paça-işkembe çorbası. Özellikle: soğuk kış günlerinde muhteşem güzel.

Son olarak: gerek tatmak ve gerekse satın almak suretiyle, mutlaka denemenizi önereceğim: beyaz bal var. Türkiye’nin en güzel çiçek balı, burada elde ediliyor.

Bin bir renk ve çeşit kokulardaki yayla çiçeğinden elde edilen bembeyaz balın tadına doymak mümkün değil.

Özellikle: Aladağ ve Sinek yaylalarının balı meşhurdur ve şifalı olduğuna inanılır. Bu bal: mideye kuvvet verir, midedeki fazlalıkları  dışarı atar. Sindirimi kolaylaştırır, sindirim organlarının düzenli çalışmasını sağlar.

Hazmı gerektirmediği için, kolayca kana karışır. Ayrıca: kansızlığı ve zaafı giderir. Hastalıklardan yeni kalkmışlara, kuvvet verir.

ağrı.halı.1
Ağrı Hediyelik-Alışveriş

HEDİYELİK-ALIŞVERİŞ

TİFTİK ÇORABI

Koyun ve keçilerden elde edilen yün ve tiftik: yöresel işleyiş biçimiyle, giyim eşyası olarak değerlendirilir. Bunların en önemlilerinden birisi: tiftik çoraplarıdır. Tiftik, kış başlarında; keçilerin, özel taraklarla taranması şeklinde elde edilir.

Elde edilen tiftik: yıkanıp temizlendikten sonra iplik haline getirilir. Bundan: renkli ipliklerle, çoraplara  desenler verilir. Evet, yöreye gittiğinizde, bu tiftik çoraplarından alabilirsiniz.

NAZARLIK VE ÜZERLİK

Bunlar: mısır, arpa taneleri ve üzerlik otunun dizilmesiyle elde edilen, duvar süslemeleridir. Gerek inanç bakımından ve gerekse süsleme tekniği ve anlayışı olarak, bölgenin kültürel özelliklerini yansıtır.

Ayrıca: turistik değer taşır. Üzerlikler: genellikle köylerde, evlerin duvarlarını süsleyen ve ayrıca nazardan koruduğuna inanılan eşyalardır.

Sizde; özellikle nazardan korunması özelliğini dikkate alarak, yöreden üzerlik alabilir ve evinizin güzel bir köşesine asabilirsiniz.

ağrı.genel.3
Ağrı Gezilecek Yerler

AĞRI GEZİLECEK YERLER

BALIK GÖLÜ

Ağrının kuzeyinde, Kars sınırındaki, Sinek yaylasında, bir lav seti gölüdür. Gölün suyu tatlı ve temizdir. Sazan balığı ve ünlü kırmızı pullu (kızıl alabalık) alabalığı vardır.

Bu alabalık: elbette aklınıza ilk gelen olduğu üzere: gayet güzel tadı nedeniyle yeniliyor.

Ama: büyük olasılıkla, genel olarak bilinmeyen bir uygulama daha var. Bu alabalık: kırık-çıkık tedavisinde: ilaç olarak kullanılıyor.

Öyle ki, söylenenlere göre: bu alabalık, yapıştırıldığı yerde bulunan kemikler üzerinde, muhteşem bir yumuşatıcı etki yaratıyormuş ve böylece: kırık-çıkık olaylarında, tedavi edici bir ilaç olarak kullanılıyormuş.

Yozgat çevresinde de, alabalık ile, bu tür tedaviyi duymuştum. Zaten: balık gölünde araştırma yapan Avusturyalılar: göldeki alabalığı gördüklerinde, “bu endemik bir alabalık alt türü” sonucuna varmışlar.

Aslında: bu göldeki alabalık, Abant alabalığı ile aynı türden. Diagnostik (pul sayıları, solungaç dikenleri, omur sayıları) ve morfolojik yapıları: Abant alabalığı ile, neredeyse aynı ve onun gibi siyah benekli ve aynı desenli.

Gölün çevresindeki buz gibi kaynaklar: Anadolu’nun en güzel sularıdır. Doğu Anadolu’nun Abant’ı sayılır.

Göl:  doğal bir güzelliğe ve sade bir manzaraya sahiptir.

Deniz seviyesinden: 2241 metre yüksekliktedir. Yurdumuzun, en yüksekte oluşmuş gölüdür. Alanı: 34 km. karedir. Derinliği: 100 metreyi aşar. Gölün güney kıyısında: plaj tesisleri ve turistik tesisler var.

Balık gölüne en kısa yol: Taşlıçay üzerinden çıkan 26 km. lik yoldur.

Gölün kuzey tarafında: üzerinde tarihi kalıntılar bulunan, 4 dekar genişliğinde bir ada var. Adaya: motorlu ve kürekli kayıtlarla gitmek mümkün.

DAMBAT ÇERMEĞİ VE MADEN SUYU

Ağrı’ya 5 km. uzaklıkta, Dambat köyündedir. Murat nehri kıyısındadır. Yerden fışkıran su: kükürtlüdür ve her yıl yer değiştirmektedir.

Ayrıca: kapaklı bir yerde kalınca, zehirlenme yaptığından, sabit bir havuz içine alınmamıştır.

Yara, çıban, sivilce gibi deri hastalıkları ve romatizma için şifalıdır.

Ayrıca: maden suyu kıvamındaki kaynak suyu: böbrek, bağırsak ve mide hastalıklarına iyi gelmektedir.

KIRIK KÖPRÜ

Kırık köprü ve civarındaki: Körçay; yerli halk tarafından, piknik ve dinlenme yeri olarak kullanılıyor. Çocuklar: ayrıca, çaya girip yüzüyorlar.  Özellikle: karayolu ile seyahat edenler: Ağrı Havaalanının, hemen yakınında bulunan bu çeşmeden su içmeden, geçmezler.

AŞAĞI KÜPKIRAN

Burada: kayak tesisleri var. Küpkıran köyü arazisinde: beybi lift kayak tesislerinin kurulmuş. Burada: Türkiye Kayak Federasyonunun faaliyet programında yer alan: Kayaklı koşu yarışmaları yapılıyor.

KÜPKIRAN-HARABEGÖL KALESİ

Merkez ilçeye, 20 km. uzaklıktadır. Yukarı Küpkıran ve Güneysu köyleri arasındadır. Kale: büyük blok taşlardan yapılmıştır. Mazgalları var. Ancak: kalenin, bir deprem sonucu battığı ve oluşan çukura, su dolduğu için, bu adın verildiği sanılmaktadır.

Karakoyunlular zamanında, 250 haneli bir yerleşim yeri olan buranın; Yezidi ve Ermeniler tarafından işgal edildiği ve bunun üzerine, Türkler tarafından, savunma amaçlı olarak bu kalenin yapıldığı sanılmaktadır.

Ancak: kaleyi kimim ve hangi tarihte yaptırdığı bilinmiyor. Günümüzde ise: yıkık durumdadır.

Doğubayazıt tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Zonguldak Devrek

Zonguldak Devrek

Bilmiyorum, ne kadar doğru olur, ama “Devrek” denilince, benim aklıma hemen “Baston” geliyor. Şöyle ki, “Baston her yerde Bastondur, üzerinde sanat eseri varsa o “Devrek Bastonu” dur. Buna belki şöyle bir eklenti yapılabilir, aslında Zonguldak’tan eski ama günümüzde tam bir emekli kasabası olmuştur.

Evet, muhteşem sanat eseri olarak “baston” denilince, ülkemizde, yalnızca “Ahlat” ve “Devrek” geliyor.

ULAŞIM

İlçenin, il merkezine uzaklığı: 60 kilometredir. Devrek-Mengen arası uzaklık: 36 km. Devrek-Bartın arası uzaklık: 50 km.

TARİH

Devrek, denizyolu güzergahında olması nedeniyle, çok önemli ve stratejik bir konuma sahiptir. Fatih Sultan Mehmet, 1460 yılında, Amasra’nın fethine giderken, bu yol güzergahını kullanmıştır.

Zonguldak Devrek

GENEL

İlçe, genellikle yüksek bir arazi üzerine kurulmuştur ve topraklarının büyük bir bölümü, ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar, ülkenin en zengin ormanları olarak tanımlanıyor. Bu ormanlar: iğne yapraklı çam, yayvan yapraklı meşe ağaçlarından oluşmaktadır. Denizden yükseklik: 100 metredir. Ekonomik olanaklar değerlendirildiğinde: ilçe halkının çoğunluğunun, Demir-Çelik Fabrikalarında çalışmak üzere, Ereğli’ye göçtüğü anlaşılmaktadır.

İklim değerlendirildiğinde, ilçede dört mevsim yağışlı geçen, ılıman deniz ikliminin hakim olduğu görülür. İlçenin içinden bir çay geçiyor. Bu “Devrek çay” ıdır ve Filyos çayına karışarak, Karadeniz’e dökülür. Devrek denildiğinde: burada bulunan Jandarma Eğitim Birliği de öne çıkıyor.

Çünkü: tarihi süreç içinde, birçok asker adayı, burada acemi eğitimini tamamlamış ve daha sonra başka yerlere, askerlik hizmetini tamamlamak üzere gitmişler. Yani: kısa süreli de olsa, birçok insan için, Devrek bir süre yaşanılan bir yer olarak hafızalarda yer etmiştir. Tabii, burada birkaç yıllık süreçte görev yapan personeli de unutmamak gerek.

Zonguldak Devrek

BASTONCULUK

El sanatı açısından, yörenin simgesi olmuştur. Yaklaşık, 500 yıldır, yörede baston yapılmaktadır. Günümüzde, daha geliştirilerek yapım sürdürülmektedir.

Bastonculuğun, tarihi geçmişine gelince: Mısır’da, İngilizlere esir düşen, Devrekli marangoz ustası Ali Rıza Efendi tarafından, bastonculuk, İngilizlerden öğrenilmiş ve Devrek’te yapılmaya başlanmıştır. Takip eden dönemdeki önemli bastoncu ustaları: Aziz Salman Usta, Münteka Çelebi Usta.

Zonguldak Devrek Baston

Klasik Devrek bastonunda: gövde kızılcık, sap ceviz ağacıdır. Gövdesinden başlayarak, sap kısmına doğru dolanmış, iki yılan motifi bulunur. Günümüzde ise, bastonlar, değişik malzemeler ve motiflerden üretilmektedir. İlçede, her yıl, Temmuz ayının, üçüncü haftasında “Devrek Baston ve Kültür Festivali” düzenlenmektedir.

NE YENİR.NE İÇİLİR

Devrek’te: asma yaprağından sarılan ve sıcak yenen, etli yaprak sarmasını denemelisiniz. Zeytinyağlısı da var. Bunun dışında, cevizli ev makarnası da olabilir.

Bunların dışında: burada, Devrek simidi ve cevizli ekmek tatmalısınız. Hatta, cevizli ekmekten satın alıp, yakınlarınız için götürebilirsiniz. Simit yemeyi unutmayın.

Zonguldak Devrek

NE SATIN ALINIR

Mutlaka ve mutlaka baston satın almalısınız. Şu an için belki bir bastona ihtiyacınız bulunmadığını düşünüyorsunuz, ancak gelecek dönemlerde, mutlaka baston gerekebilir. Siz, Bastoncular Çarşısına mutlaka uğrayın ve hoşunuza giden ve uygun fiyatlı bir baston satın alın.

GEZİLECEK YERLERİ

Zonguldak Devrek Bostandüzü Ormaniçi Dinlenme Kampı

BOSTANDÜZÜ ORMAN İÇİ DİNLENME ALANI

İlçe merkezine, yaklaşık 11 km. uzaklıktadır. Özellikle, hafta sonu ve tatil günlerinde, büyük kalabalıklar görülüyor. Piknik ve dinlenme alanı olarak kullanılan burada, rahatlıkla mangal da yakılabiliyor. Şehir yoğunluğundan sıkılıp, bunalanlar için ideal. Sizler de, buralara yapılacak herhangi bir gezide, bu dinlenme alanında, kısa bir mola verebilirsiniz.

Zonguldak Çaycuma gezi yazım hakkında Çaycuma

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi

Ankara-Kayseri kara yolunda, Kırşehir ve Mucur geçildikten sonra Kayseri yolundan ayrılarak gidilebilir, yoldan yaklaşık 5 m. içeridedir. Ankara-Nevşehir kara yolu da, İlçenin içinden geçer.

GENEL

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi;

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi: Hacıbektaş İlçesi; Anadolu’nun ortasında, yüksek bir coğrafyada, kuru iklim koşullarında, neredeyse ağaçsız bir yerleşim yeri. Ancak; böyle bir yerin, birçok insan için bir çekim merkezi olmasının sebebi olduğu kesin, şöyle ki: Hacı Bektaş-ı Veli’nin öğretisinin: ortaya konulduğu, olgunlaştırıldığı ve yaşatıldığı bir mekan, günümüzde müze olarak ziyarete açık Hacı Bektaş-ı Veli külliyesi burada.

Külliyeye gelirken önce bir Atatürk heykeli ziyaretçileri karşılıyor.

HACI BEKTAŞ-I VELİ KİMDİR?

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi;

Hacı Bektaş-ı Veli’yi kısaca anlatmak gerekirse; Büyük Türk-İslam düşünürüdür. Türkistan’ın Horasan bölgesinde doğmuş ve Hoca Ahmet Yesevi Okulunda: Matematik, Felsefe ve diğer bilimleri okumuştur.  İran, Irak, Arabistan ve Suriye’yi gezdikten sonra Anadolu’ya gelir ve eski adı “Sulucakarahöyük” olan bugünkü Hacıbektaş’a yerleşir.

Burada: düşüncelerini yayar, öğrenci yetiştirir ve hakka yürür.

O’nun hoşgörü, barış, insan sevgisi ve eşitlik ilkeleri üzerine kurulu olan düşünce sistemi, hala insanlığa ışık tutmaktadır.

Sosyal düşünceleri, kendisinden 600 yıl sonra 1923’te Atatürk tarafından hayata geçirilmiştir.

Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli düşünce ve öğretisi, 10 Aralık 1948’de kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi” ile aynı anlayışı aksettirmektedir.

KÜLLİYENİN MÜZE OLARAK ZİYARETE AÇILMASI

Nevşehir Hacıbektaş Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi: Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, 1958-1964 yılları arasında, Külliyenin büyük kısmı restore edilir. 16 Ağustos 1964 tarihinde ise, Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi olarak ziyarete açılır. Ayrıca: günümüzde, Hacıbektaş İlçesinde, halen ayakta kalan bir kısım yapı daha vardır.

Kadıncık Ana Evi, Bektaş Efendi Türbesi gibi bu yerler de, Vakıflar Genel Müdürlüğünün bünyesinde Müze olarak ziyaret edilebilmektedir. Özellikle, Kadıncık Ana Evi; Hacı Bektaş-ı Veli’den: el alan, giz verilen ve yetiştirilen Kadıncık Ana (Kutlu Melek-Fatma Ana), hocası öldükten sonra, öğretisini taşıma ve aktarma görevini üstlenmiş olması açısından önemlidir.

KÜLLİYENİN İNŞASI

Bugünkü mimari yapının çekirdeğini: Hacı Bektaş-ı Veli zamanında yapılan: Çilehane (Kızılca Halvet) oluşturur. 14’ncü yüzyıldan itibaren ise, eklenen bina ve yapılar ile 16’ncı yüzyıl da, dergah tamamlanmış olur.

Dergahın yapımına ait, anlatılan birkaç rivayet bulunma olup iki tanesini anlatmak istiyorum. Şöyle ki: Hacı Bektaş-ı Veli; her gün gelip, şimdiki dergahın bulunduğu yere oturur. Onu sevenler: ” galiba, hoca, burada dergah bina edilmesini istiyor, o yüzden gelip buraya oturuyor ” diye düşünürler.

Daha sonra; Hacı Bektaş-ı Veli’nin hizmetini gören, Sarı İsmail’e, Hacı Bektaş-ı Veli’yi sevenlerden biri: buraya bir dergah yaptırmaya niyet ettiğini söyler. Sarı İsmail’de, durumu hocasına anlatır.

Hacı Bektaş-ı Veli; ” ona söyle, bir usta getirtsin, biz istediğimiz büyüklükte bir daire çizelim, ayrıca, yeteri kadar taş getirtip yonttursun, hazır etsin ” der.
Sarı İsmail, bu durumu o şahsa bildirir, şahıs çok sevinir ve hemen bir mimar getirtir.

Hacı Bektaş-ı Veli’de, kalkıp, eliyle, şimdiki dergahın bulunduğu yeri çizer. O mimar da, dergahın inşası için yetecek kadar taş getirtip yontturmaya başlar. Taşların yontturulması işinin bittiği gecenin sabahı, herkes, dergahın yapılmış olduğunu görür.

Dergahı yaptıracak kimse, derhal, Sarı İsmail’in yanına gelir ve ” Ben bu binanın yaptırılması için usta getirttim, taş getirttim ve yaptırma sevabına kavuşmak istedim. Fakat, her kimse, binayı bir gecede yaptırmış ” diyerek, üzüntüsünü belirtir. Sarı İsmail, durumu hocasına bildirir.

Bunun üzerine; Hacı Bektaş-ı Veli; ” O beni sevene söyle, bu dergahı zahirden birisi gelip yapmadı. Allahu Teallanın izni ile, bir anda yapıldı. Sevabı, yine onun amel defterine yazılmıştır.” der. İsmail, durumu, derhal, kendisinden haber bekleyen kişiye bildirir ve kişi mutlu olur.

Dergahın yerinin seçimine ait diğer bir rivayet ise şöyledir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin hocası İdris, Horasan’dan bir değneği göğe fırlatır ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin, bu değneğin düştüğü yerde dergahını kurmasını söyler.

İnanca göre; bu değnek, Hacıbektaş’ta, külliyenin bulunduğu yere düşer ve saplanır ve dut ağacı olarak yeşerir. Dolayısı ile, dut ağacı, kutluluk işareti sayılır.

Günümüzde, Balım Sultan Türbesinin önündeki karadut ağacı, inananlar tarafından kutsal kabul edilir.

Evet; dergah yaptırıldıktan sonra, 1338 yılında ölümü üzerine, Hacı Bektaş-ı Veli’nin türbesi de, burada, Sultan Gazi Murat (Orhan Bey) tarafından, Yanko Madyan isimli bir mimara yaptırılır.

Sultan II. Murat, türbe aleminin yaldızı için 1600 akçe altın döktürür. II. Beyazıt, dergahı ziyaret eder ve kubbesini kurşunla kaplatır. Osmanlı padişahlarının dergaha ilgisi, II. Beyazıt dönemine kadar devam eder.

KÜLLİYEDE-MÜZEDE ZİYARET PLANI

Külliyenin kapısının hemen önünde “Hacıbektaş Veli” heykeli bulunuyor.

Müze; plan bakımından, birbirine geçmeli olarak yapılmış, üç ana (avlu) bölümden oluşuyor. Bu avlular içinde: türbeler ve diğer hizmet binaları var. İlk yapı olarak: Çile damı, Hacı Bektaş-ı Veli’nin sağlığında inşa edilmiş.

Çeşitli zamanlarda yapılan eklentiler ve yenilemeler ile, külliye, bugünkü şeklini almış. Hacı Bektaş-ı Veli türbesi ise; 1338 yılında, nispeten basit bir yapı olarak çile damına eklenmiş. Türbe, 1385 tarihinde ise, Hacı Bektaş-ı Veli’nin oğlu Seyyid Ali Sultan tarafından yeniden yaptırılarak, bugünkü görünümünü almış.

Evet, külliyeye, müze alanına girerek, ziyaretimize başlıyoruz.

Klasik Osmanlı tarzında yapılmış bir kapıdan giriliyor. Kapı oldukça geniş ve yüksek. 1963 yılında, eskisine uyularak yeniden restore edilmiş, tonozlu ve büyükçe bir kapı. Eskiden bu kapıya ” taç kapı ” deniliyormuş.

Restorasyondan önce, kapının dış yüzünde: ” Burası aşıklar kabesidir. Eksik gelen tam olur ” anlamında bir kitabenin bulunduğu söylenmekte.

Evet, bu kapıdan giriyoruz, büyükçe bir bahçe var. Burada: 1’nci avlu sizi karşılıyor. Bu avluya: Nadar Avlusu (Altın Avlu) da deniliyor.

Avlu; üçgene benziyor.

Üçler Çeşmesi ve Mühr-ü Süleyman Motifi:

Avlunun doğusunda; Türbedar Fevzi Baba çeşmesi var. Çeşme 1902 yılında ve Feyzullah Dedebaba döneminde, Sadrazam Halil Paşa’nın eşi Fatma Nuriye Hanım tarafından vakfedilmiştir. Çeşmeyi inşa eden usta Nevşehirli Mustafa Vasfi’dir. Anıtsal görünümlü çeşme, düzgün kesme taştan, sivri kemerli ve düz dam alınlıklı olarak inşa edilmiştir. Üç adet pirinç kurnası birbirine paralel olarak sıralanmış olup, yapıda beyaz ve kırmızı taş değişimli olarak kullanılmıştır. Süs olarak: kabara, yıldız ve giyoş motifleri tercih edilmiştir. Düz dam alınlığın ortasında, üst kısmında orijinal yapım kitabesi, göbeğinde ise Mühr-ü Süleyman motifi yer alır. Bolk mermerin oyulmasından elde edilen yalak bölümü orijinaldir. Çeşme birkaç kez onarım görmüştür.

Mühr-ü Süleyman Motifi:

Anadolu’da Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde çok kullanılmış bir motiftir. Motif: bir çember içinde, ahtı adet uç oluşturan birbirine geçmeli, ters iki üçgen ve ortalarındaki altı dilimli rozet (Gül) ten oluşmaktadır. Motifin çok farklı anlamları vardır. Bektaşilikteki yorumu: evrenin şifresinin sevgi olduğu ve bunun da gül ile sembolize edildiği: yukarı bakan ucun ateşi yani yanlışı, aşağıya bakan ucun suyu yani doğruyu temsil ettiği ve dolayısıyla hayatın yanlış ve doğruların çatışmasından ibaret olduğu şeklindedir. Bu bize ünlü filozof Hegel’in, tez+antitez= sentez felsefesini anımsatmaktadır. Ayrıca: “Davut Yıldızı” olarak da bilinen motifin, altı ucundan her birinin bir peygamberi temsil ettiği (Musa, İbrahim, Harun, Davut, Yakup ve İshak) yönünde bir görüş de vardır.

Buradan sonra; avlunun kuzey tarafındaki, piramit üstlüklü, üçler kapısına geliniyor ve kapıdan geçilince, havuzlu meydan avlusuna, yani 2’nci avluya giriliyor. Bu avluya; dergah ve meydan avlusu ismi de veriliyor.

Eskiden; tekke teşkilatı binaları, bu avlunun etrafında toplanırmış. Avluya girişte, sağda aslanlı çeşme, aşevi ve cami var. Solda ise, meydan evi görülmekte. Güneyde ise, havuz.

ASLANLI ÇEŞME

Mısır İskenderiye mermerinden yapılmış. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa soyundan gelen Fatma hanım tarafından, 1853 yılında, dergaha, hediye olarak gönderilmiş. Çeşmenin etrafı, renkli taşlarla süslü, üzerinde sülüs hatlı Arapça bir kitabe var.

HAVUZ

Havuzun, üçler kapısına bakan duvarı, üçgen alınlık şeklinde. Üçgenin tepesine; mermerden 12 dilimli hüseyni taç yerleştirilmiş. Üçgenin, havuza bakan yüzü üzerindeki 12 mısralık kitabede: ” Havuzun, 1906-1908 yılları arasında, Beyrut Valisi Halil Paşa’nın eşi tarafından yaptırıldığı ” yazılı.

AŞEVİ

Dergahın işlevi açısından en önemli yerlerden birisidir. Toplumsal dayanışmanın en önemli göstergesi ve somut bir ifadesi olan Aş Evi: kitabesinden, 1560 yılında Silistre Valisi Malkoç Bali Bey hayrına, yakınları tarafından vakfedildiği anlaşılan bu bölümde: meşhur karakazan, halife kazanları, kahve ve baharat kutuları, ocak körükleri, ağırlıklar, kantarlar, kandiller ile çeşitli mutfak eşyaları sergilenmektedir. İç kısımda, ayrıca Aş Evi Baba Türbe ve Odası, Kiler Odası, bulaşıklık, et soğutma dolabı, ocaklar ve yemek soğutma yeri gibi bölümler bulunmaktadır.

İki kanatlı, geniş bir kapıdan giriliyor. Birbirinin devamı olan, iki koridordan geçilerek, asıl aşevi salonuna giriliyor. Birinci koridorun sağ tarafındaki küçük odada, aşevi babasının mezarı var. İkinci koridora açılan kapı üzerindeki Arapça metinde; ” 1560 ” tarihli bir kitabe var.

Giriş kapısının tam karşısında bulunan ocak üzerinde ise, Hacı Bektaş-ı Veli’ye gönül verenler ve yeniçeri ocağınca kutsal sayılan ” kara kazan ” bulunmakta. Salonun kuzeybatısındaki; bulaşık yıkama yeri ve bunun yanında bulunan, özel tesisatlı et soğutma yeri, aşevinde görülmesi gereken yerler.

Aşevi salonundaki vitrinlerde ise; aşeviyle ilgili eşyalar (halife kazanları, kahve kutuları, körükler, kantarlar ve diğer mutfak eşyaları) sergileniyor. Bunların tümü, zamanında kullanılmış orijinal eşyalar.

TEKKE CAMİİ

II. Mahmut döneminde, 1834 yılında inşa edilmiş. Kısa minaresi ve özel yapısı ile, çevredeki binalara uyum sağlıyor.

MEYDAN EVİ

Dergahın, en önemli bölümlerinden biri. 1367 yılında, Murat Bey tarafından yaptırılmış. İkinci avluya girişin solunda, kemerlerin tam ortasındaki kapıdan giriliyor. Kapıların birinde; Selçuklulardan kalma bir ayet, kabartma olarak işlenmiş. Bu mermer taşın, alt yüzünde, yere bakan tarafta, Yunanca, “iyi ve tatlı flauthıan onuruna” şeklinde bir yazı var.

Bundan; kitabenin yazıldığı mermer parçasının, Selçuklu döneminde, bir Yunan yapısından söküldüğü anlaşılıyor. Tarikata girme, ikrar verme, nasip alma merasimleri ve Cem ayinleri, bu evde yapılmış. Uzunca bir süre, Bektaşilik öğretisinin yaşatıldığı bir yer.

Evet; meydan evinde gezmeye devam ediyoruz. Tavanı; göğün 9 kat olduğunu simgelemek için, 9 kat yapılmış. Odanın sedirleri üzerinde; desenli kilimler, kilimler üzerinde ise, 12 imamı simgeleyen 12 adet makam postu var. Ocağın sağ tarafında ise, Bektaşi tahtı. Ayrıca: Bektaşi hat süsleme sanatını gösteren tablolar, Bektaşi dede babaları ve dervişleri gösterir siyah-beyaz fotoğraflar, mühürler, müzik aletleri, el işi dokuma örnekleri gibi, Bektaşi kültürüne özgü çeşitli eserler sergileniyor.

Ocağın üzerinde ise; 15’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilen, Hacı Bektaş-ı Veli’nin resmi var. Kök boya ile yapılmış olan bu tabloda, Hacı Bektaş-ı Veli’nin kucağında; ceylan yavrusu ve aslan, yan yana görülmekte. Bu tablo; Hacı Bektaş-ı Veli’nin barışçıl felsefesini yansıtması bakımından çok önemli. Mutlaka görün.

MİHMAN (KONUK) EVİ

Girişte solda. Dergaha gelen misafirlerin ağırlanması için kullanılmış. Evet; gezimize devam ediyoruz. Çift kanatlı, altılar kapısından, 3’ncü avluya giriyoruz. Bu avlu, aynı zamanda; hazret avlusu olarak da isimlendiriliyor. Burası; bir çiçek bahçesi görünümünde.

Birkaç basamakla inilerek, kapıdan geçiliyor ve çok etkileyici iç mekana ulaşılıyor. Buranın etkileyiciliği; belki de, bozkırın ortasındaki sade bir yapının, abartısız, sakin ve düşünce ağırlıklı dekorasyonunda saklı olabilir.

Kapıdan girişte, sağ taraftaki girintili bölümde: Atatürk Büstü var. Büst: ” Ulusumuzun büyük kurtarıcısı, Mustafa Kemal Atatürk’ün; Sivas Kongresini yaptıktan sonra, 22-23 Aralık 1919 tarihlerinde, dergahı ziyareti esnasında, ilk dinlenme yeri olmasının anısına, buraya konulmuş.

Burada, tam karşıda: Hacı Bektaş-ı Veli’nin türbesi ve sağ tarafta ise, Balım Sultan Türbesi ile derviş ve baba mezarları bulunmakta.

PİR EVİ

Miladi 13. ve 16. yüzyıllar arasında peyderpey tesis edilmiş olan birleşik yapılar topluluğu: Giriş, Çilehane, Orta Medhal, Mescit, Kırklar Meydanı, Hazire (aile mezarlığı), Güvenç Abdal Türbesi ile Hacı Bektaş Veli Türbesinden oluşmaktadır. Girişin sağ ve solunda, altışar olmak üzere on iki tane Dedebaba mezarı bulunmaktadır. Ak kapı denilen süslemeli ve üst kısmında “Çift Başlı Kartal” motifi bulunan kapı eşiğinde Mimar Yanko Medyan’ın (daha sonra Bektaşiliği benimseyerek Cafer-i Sadık adını almıştır) mezarı bulunmaktadır. Bektaşiliğe ait eşyaların sergilendiği Orta Medhalin sağında, dervişlerin zikredip yoğunlaştıkları ve olgunlaştıkları “Çilehane” ya da “Kızılca Halvet” denilen hücre bulunmaktadır. Üstünde kitabesi olan “Kırklar Kapası” ndan Kırklar Meydanına geçilmektedir. Duvarları kalem işi motiflerle kaplı ve ahşap süslemeli tavanı olan bu bölümde Hz Ali’ye izafe olunan tabaklanmış ceylan derisi üzerine yazılı secde suresinden ayetler olan hat levha, sancaklar, hüsn-i hatlar, derviş ve babalara ait semboller, madeni eşyalar, türbenin orijinal gümüş kapısı ile kırk budak şamdan sergilenmektedir. Meydanın doğusunda Horasan Erenlerine, batısında ise Çelebilere ait mezarlar bulunmaktadır. Gök Eşik denilen kapıdan Huzur-u Pir’e yani Hacı Bektaş Veli’nin Türbesine girilir. Türbe: Selçuklu mimarisi tarzında inşa edilmiş olup, duvar ve kubbesi kalem işi motifler ve hüsn/i hatlarla süslüdür. Kare plan ve yüksek kubbeli yapıda, kasnaktan kubbeye geçiş, mimaride Türk üçgeni denilen geçiş elemanlarınca sağlanmaktadır. Türbenin örtü sistemi, içten kubbe görünümlü olup, dıştan ise kurşun kaplı piramidal çatıdan oluşmaktadır. Yüksek tip sanduka örtüyle kaplıdır. Sekinin solundaki Güvenç Abdal Türbesinde ise kendisinin, eşi “Dünya Güzeli” nin ve hizmetkarının bitişik düzenle sandukası bulunmaktadır.

ÇİLEHANE (KIZILCA HALVET)

Ak kapıdan girilince, koridorun hemen sağ tarafında. Kalın taşlarla çevrili, ufak bir kapıdan giriliyor. Küçük ve karanlık denecek kadar loş bir oda. 2 x 3 metre ölçülerinde.

Dergahın en eski yapısı ve çekirdeği. Hacı Bektaş-ı Veli’nin sağlığında mevcut olan tek yapı olması nedeniyle, önemli. Külliyenin çekirdek kısmını oluşturmaktadır. Hacı Bektaş Veli’nin kırk gün kırk gece burada kaldığı bilinmektedir. Çilehane’de ibadet araçları dışında hiçbir şey bulunmaz, yemek ve su dışarıdan verilirdi.

KIRKLAR MEYDANI

O dönemde, dervişlerin, üniversite düzeyinde eğitim gördükleri bir yer imiş. Genişçe bir salon var. Tavanı; üç kemer taşıyor. Hacet penceresi ortamı aydınlatıyor. Kırklar meydanının doğusunda, mezarlar var. Mezarların bulunduğu bu seki üzerinde: antika saatler, İran Şahı Rıza Pehlevi’nin eşi Farah Diba tarafından hediye edilen İran Halısı, şamdanlar, levhalar, ipek seccadeler var.

Hacet penceresi önündeki vitrinlerde; Bektaşilikle ilgili eserler sergileniyor. Birinci vitrinde: Hz. Ali’nin ceylan derisi üzerine, kufi yazısı ile yazmış olduğu, Kuran’ın secde suretinden bir parça var.

Diğer iki vitrinde ise: dergahla ilgili 12 dilimli teslim taşları, bele kuşanılan kamberiyeler, kemer üzerine takılan palenkler, mücerret dervişlerinin kulaklarına taktıkları küpeler var. Duvarlarda ve pano üzerinde ise, yine dergahla ve Bektaşilikle ilgili levhalar görülüyor.

HACI BEKTAŞ-I VELİ’NİN TÜRBESİ

Kırklar meydanına girişte, sağ tarafta bulunan kapıdan giriliyor. Giriş kapısının etrafı mermer kaplama. Mermer kaplamaların işlemeleri arasında; 3 balık ve 4 güvercin motifi görülüyor. Kapıdan girince; sekiz basamaklı bir merdivenden iniliyor.

Merdivenlerden sonraki düzlükte; pir evinin giriş kapısı önünde, eşik hizasında, türbeye girenler tarafından üzerinden geçilen bir mezar var. Bu mezarın; kendi vasiyeti üzerine buraya gömülmek isteyen, yanının mimarı Yanko Medya’ya ait olduğu söylenmekte. Ancak, bir başka rivayete göre ise, burada Kadıncık Ananın gömülü olduğu.

Evet, türbe, kare planlı, tam ortada ise: Hacı Bektaş-ı Veli’nin yüksek sandukası var. Girişin sağ ve sol yanlarındaki sekilerde ise, dergaha hizmet görmüş babaların ve horasan erenlerinin mezarları görülmekte.

BALIM SULTAN TÜRBESİ

Üçüncü avlunun sağında, klasik bir yapı. Bektaşilikte ikinci pir olarak tanınan Balım Sultan, Bektaşi tarikatının kurulup, genişlemesinde büyük hizmetleri olmuş. 1462 yılında, Dimetoka’da doğan ve 1516 yılında ölen Balım Sultan’ın türbesini, Yavuz Sultan Selim’in kumandanlarından Şahsuvaroğlu Ali Bey, 1519 yılında; Selçuklu mimarisi tarzında ve bal peteği renginde yontma taşlardan yaptırmış.

Türbenin içi, kare planlı ve içinde: kollarında ejderler ve buket taşıyan güvercin heykelleri bulunan, büyük bir şamdan ile küçük şamdanlar ve kıymetli levhalar var. Türbenin üzerindeki kubbe, sekiz köşeli, piramit şeklinde ve sivri külahlı. Külahın ucunda, semaya doğru uçan bir güvercin alemi yerleştirilmiş.

Türbe önünde; kutsal kabul edilen, karadut ağacı ile birlikte üzerinde Osmanlıca yazıt bulunan bir sütun var.

Türbe içinde hüsn-i hatlar, türbenin orijinal kapısı, Balım Şamdanı ve Balım Sultan’ın kişisel eşyaları bulunmaktadır.

Türbenin kuzey kısmındaki niş içinde ise Şah Kalenderi’nin sandukası bulunmaktadır.

Evet; Hacı Bektaş-ı Veli Müzesindeki gezimiz tamamlanıyor. Umarım; bu kısa bilgiler, gezinizde müzede gördüklerinizi daha iyi değerlendirmek adına, size yeterli gelmiştir. İyi yolculuklar,

Hacıbektaş tanıtımı.

Kırşehir tanıtımı.

Mucur tanıtımı.