Konya Seydişehir

Konya Seydişehir: Ankara-Manavgat yolu üzerinde, Antalya yolundan daha kısa olması nedeniyle, birçok yolcunun kullandığı yol üzerinde, gelişmiş ve büyük bir ilçedir. İlçe sınırlarından çıkınca, dağlara tırmanmaya başlarsınız ve bittiğinde ise, karşınızda  tüm güzelliğiyle Akdeniz. Ben, bu yolu, Mayıs 2018 tarihinde kullandım ve özellikle, Ankara-Antalya arasında yolculuk yapacaklar için uygun olduğunu söyleyebilirim.

Yalnız, Antalya şehir merkezine gidecekler için uygun değil. Sadece, Alanya-Manavgat bölgelerine yolculuk yapacaklar için bu yol uygun ve daha kısa. Ama, elbette yolculuk konforu da önemli derseniz: yolculuk pek sıkıntılı değil, sadece, Seydişehir sonrasındaki bölüm yani dağların tırmanıldığı bölüm, sık virajlı ve bazen virajlar gerçekten çok keskin, yani dikkatli araç kullanmanız şart, sonuçta: yolculuk aşırı konforlu olmasa da, pek te sıkıntılı denilemez.

Yani Ankara-Manavgat/Alanya gibi bölgelere yolculuk yapacaksanız, bu yolu kullanmanızı öneririm. Bu arada minik bir ayrıntı, Konya şehir merkezinde, Seydişehir yolunu bulmanız biraz zor olabilir, Seydişehir tabelalarını dikkatli takip etmeniz gerekiyor ve bu arada, bu yol üzerinde Konya şehrinin en güzel mahallelerini, villalarını görmek mümkün.

Bu arada, yolculuk yanında, Seydişehir, turistik özellikleriyle öne çıkan bir yer değil. Yani, burada tarihi kalıntı ( olduğu söylense de, çoğu dağınık ve temel seviyesinde olup, herhangi bir resmi arkeolojik çalışma yapılmamıştır ve gidilip görülecek özellikler taşımamaktadır) yok.

Seydişehir, Alüminyum Tesisleriyle öne çıkan bir yer. Kocaman bir dağ düşünün, aynen bir duvar gibi ilçe yerleşiminin kıyısında yükseliyor ve bu dağın hemen yamacında, Seydişehir kurulmuş. Buradan geçerken, dikkati çeken tek özellik, biraz önce söylediğim gibi Alüminyum Tesisleridir. Bunun dışında, bahçeli evler, sakin ve sessiz bir yer ve hemen yanında, bir duvar gibi yükselen Küpe dağı.

Konya Seydişehir

ULAŞIM

Seydişehir, bağlı bulunduğu il merkezi olan Konya’ya 85 km. uzaklıktadır. Seydişehir-Ankara arasındaki uzaklık: 414 km. Seydişehir-Antalya arasındaki uzaklık: 208 km. Seydişehir-Manavgat arasındaki uzaklık: 135 km. Seydişehir-Beyşehir arasındaki uzaklık: 36 km.

Son olarak: Ankara-Konya hızlı tren projesi tamamlandıktan sonra, yapımı düşünülen Konya-Antalya hızlı tren projesinin buradan geçeceği söyleniyor. Ankara-Eskişehir hızlı trenini sıkça kullanan ben; inanın bu habere çok sevindim, umarım Ankara-Antalya hızlı tren projesi yakın zamanda gerçekleşir. Bu haberi bir yerlerden duydum, ama son günlerde, pek konuşulan bir haber değil, yine  de bir gün olmasını dilediğim bir proje.

TARİH

Günümüzdeki ilçe yerleşiminin, ilk kez 1310 yıllarında, Horasanlı Seyit Harun Veli tarafından kurulduğu bilinmektedir. Ancak: yörede yapılan çeşitli araştırmalarda, özellikle Bostandere kasabası yakınlarında bulunan Roma kalıntıları, yöredeki yerleşimlerin daha eskilere kadar  da gittiğini kanıtlamaktadır.

Bölgede: Beylikler döneminde kurulan “Eşrefoğulları Beyliği”, 1327 yılındaki Moğol istilasında yıkılana kadar varlığını sürdürmüştür.

14’ncü yüzyıla gelindiğinde ise, bu kez “Karamanoğlu Beyliği” görülür. Aynı dönemde, Osmanlılar: 80.000 altın ödeyerek: Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir bölgelerini satın alırlar.

Seydişehir: 1871 yılında Belediyelik ve 1915 yılında ise ilçe statüsü kazanır. Alüminyum Fabrikasının kurulması ile ilçe merkezi hızla kalkınır ve nüfusu artar.

Konya Seydişehir

GENEL

İlçe merkezi: Küpe dağının eteğinde kurulmuş olup, denizden yüksekliği: 1123 metredir. İlçe merkezini, batı ve güneydoğudan çevreleyen Küpe dağının yüksekliği ise,  zirvede: 2550 metreye kadar ulaşır.

Güneyde ise Toros dağları bulunmaktadır. Bu yüksek dağlar, ilçe merkezinde, estetik bir görüntü oluşturuyor. Özellikle, güneş Torosların ardından batarken, çok güzel görüntüler oluşturuyor.

Yörenin iklimi: karasal iklim olup, buna bağlı olarak, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçer. Ama bir yandan  da Akdeniz ve Karasal iklim arasında bir geçiş iklimi söz konusudur. Yani, bir yandan kar yağarken, uzaklardan gök gürültüsü sesleri ve şimşek çakmalarını görebiliyorsunuz.

Ekonomik etkinlikler düşünüldüğünde ise, ilçe merkezinde Alüminyum fabrikasının etkin olduğu ve bunun dışında, hububat ve nohut üretimine dayalı tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü görülmektedir.

Yörede: her yıl 5 Ağustos tarihinde, Seyit Harun Veli Anma ve Kalkınma Bayramı törenleri-şenlikleri düzenleniyor.

Burada sizlere son bir not aktarmak istiyorum. Söylenenlere göre: Ruslar, Seydişehir ilçesinde, 1960’lı yıllarda Alüminyum fabrikasını yaparken ve sonraki yıllarda çalıştırılması sırasında: Moskova yakınlarında, aynı Seydişehir özelliklerini taşıyan bir yer inşa etmişler ve buraya: Türkiye’den kaçanları yerleştirmişler.

Amaç: Türkiye üzerine çalışmalar yapacak kendi istihbarat elemanlarının yetiştirilmesi. Moskova’ya 15 km. yakınlıkta bulunduğu söylenen Odintsovo adındaki kent: sözünü ettiğim gibi, aynı Seydişehir mimari ve coğrafi özelliklerine göre sıfırdan inşa edilmiş.

ETİ ALÜMİNYUM A.Ş.

Başta Eti Alüminyum Tesisleri ve diğer endüstriyel işletmeler: Seydişehir yöresindeki yaşamın sosyalliğini üst düzeyde etkilemiştir. 1969 yılında faaliyete geçen fabrika: özellikle nüfusun artmasında büyük etken olmuştur. Alüminyum fabrikasının burada kurulmasının en büyük nedeni: bölgede bulunan zengin boksit cevherinin işlenmesidir.

Fabrika: dünya çapında 3’ncü ve ülkemiz içinde ise 1’nci büyüklüktedir. Tesisler: boksit işletmesi dahil, 6 üretim ve 14 yardımcı işletme bölümlerinden oluşmaktadır. Ayrıca: buranın sosyal tesisleri, lojmanları muhteşem güzel. Aradan yıllar geçmesine rağmen, bahçelerinin güzellikleri ve yeşilliklerinden bir şey kaybetmemiştir.

Ruslar tarafından yapılan bu lojman bloklarının içinde: yüzme havuzları, tenis kortları, mini golf sahaları, bisiklet yolları ve basketbol sahaları var.

Fabrika: 2005 yılında özelleştirilmiştir. Tabii, bu özelleştirme sonucunda: pek çok alanın tahrip edildiği, birçok kişinin işten çıkarıldığı söyleniyor.

NE YENİR

Seydişehir yöresinde: yağ balığı, ıspanaklı ve peynirli börek deneyebilirsiniz. Torosların eteklerinde ise, soğuk pınarlardan buz gibi su içerken, alabalık yemelisiniz. İlçe merkezinde, yöreye özgü: etli pide yemeniz de mümkün. Etli pide (kıymalı veya kuşbaşılı ince ve uzun pide) zaten bu yörenin en meşhur yöresel lezzetidir.

Konya Seydişehir

GEZİLECEK YERLER

Konya Seydişehir

TINAZTEPE MAĞARASI

İlçe merkezine 35 km. uzaklıkta, Keçili köyünde, Seydişehir-Manavgat kara yolunun hemen yakınındadır. Ana yoldan, yaklaşık 500 metre içeridedir.

Mağara: 3 seviyeden oluşuyor. En üstteki seviye, yaklaşık 100 metre ve tamamen fosilleşmiştir. Ortadaki bölüm: 1000 metre civarında ve özellikle yağışlı dönemlerde, içinden akan bol sular ile belirginleşmektedir.

Alttaki seviye ise, düden mağara özelliği gösteriyor. Yağışlı dönemlerde burada yüzey suları yoğunlaşıyor ve burada küçük göller oluşuyor. Mağara içinde ise, yarasalar var. Yola yakın olması nedeniyle ulaşımı kolay, kısa bir mola vererek gezebilirsiniz.

ILICA KAPLICALARI

İlçe merkezinde: Ilıca tepesindedir. Kaplıca sularının iyi geldiği düşünülen rahatsızlıklar şunlardır: deri, kemik hastalıkları, açık yaralar, kadın hastalıkları. Kaplıca bölgesinde: 1 açık ve 3 kapalı havuz var.

Manavgat tanıtımı.

Beyşehir tanıtımı.

 

Konya Beyşehir

Konya Beyşehir

Konya Beyşehir: Öncelikle, göl ve bir kısım Hitit dönemi anıtlarıyla, öne çıkan bir belde. Yani: bir yandan tarih ve bir yandan da doğal güzellikler.

ULAŞIM

Konya-Beyşehir arası uzaklık: 93 km. Beyşehir-Seydişehir arası uzaklık: 29 km.
Beyşehir’de trafik oldukça yoğun. Çünkü: önemli bir kavşak merkezidir. Doğusundan geçen: Konya-Isparta-İzmir kara Yolu ile batıya, Konya-Antalya kara yolu ile güneye açılan bir kapı gibidir.

Konya Beyşehir

TARİHİ

Beyşehir’de: MÖ. 2000-1200 yılları arasında: Hititler, Eflutunpınar ve Fasıllar bölgelerinde eserler bırakmışlar. Bu yıllarda: bölge Asur Devletinin zaman zaman istilasına maruz kalır. MÖ. 1200 yıllarında Frigler, bölgeye hakim olurlar.

Bunu takiben, Pisinya adında bağımsız bir devlet kurularak, bölgeye Psidya adı verilir. 7’nci yüzyılda, Lidyalılar, 546 yılında Persler, 333 yılında Büyük İskender ve takiben Romalılar, bölgede egemen olurlar.

1071 yılında, Malazgirt Zaferinden sonra, Selçuklu Türkleri, Beyşehir’de egemen olurlar. Anadolu Selçukluları devrinde, Beyşehir, çok önem kazanır. Sultan Alaeddin Keykubat, Kubad-ı Abad şehrini buraya kurarak, ikinci başkent yapar.

Anadolu’yu 1243 yılında Moğolların istila etmesi üzerine, Eşrefoğlu Seyfettin Süleyman Bey, Süleymaniye (Beyşehir) şehrini kurar ve buradan bağımsızlığını ilan ederek Eşrefoğlu Beyliğini meydana getirir.

Eşrefoğlu Beyliği: 1326 yılında, Moğollar tarafından yıkılır. Daha sonraki dönemde, bölgede, Karamanoğulları ve Osmanlıların egemenliği görülür. 1476 yılında, Fatih Sultan Mehmet tarafından, bölge, Osmanlı egemenliğine alınır.

Konya Beyşehir

GENEL

KONUMU

Topraklarının dörtte birini Beyşehir gölü kaplıyor. Deniz yüzeyinde 1124 metre ve Konya Ovasından 100 metre yüksektedir. Dört bir yanı dağlarla çevrili, bir çukur alandır.

Bu yayla çukurluğunun ortasında Beyşehir Gölü ve güneybatısında ise küçük Beyşehir Ovası bulunmaktadır. İlçe ve çevresi, özellikle göl nedeniyle, uzun yıllardan beri yoğun ve önemli bir yerleşim bölgesi olmuştur.

TURİZM

Konya Beyşehir

Beyşehir ve çevresi, tarih ve tabiatı ile bir turizm cenneti sayılabilir. Doğal yönden bir Milli Park, arkeolojik yönden de bir açık hava müzesi hüviyeti taşır. Bunun içindir ki, tarih ve tabiat iç içe yaşıyor.

Fakat ne yazık ki; çevresi 120 km. olan gölün çevresinde: bir çevre yolu bulunmaması büyük eksiklik. Hele göldeki otuzu aşkın adalara çıkabilmek, hiç mümkün değil.

Bunun gibi, bu güzellikleri değerlendiren, göl kıyısında yeterli sayıda kurulmuş çardaklar, yalılar, park ve bahçeler yok.

KONAKLAMA

İlçede, 1 öğretmen evi ve 5 otel bulunuyor. Öğretmenevi, konumu itibarıyla, muhteşem bir yerde bulunuyor.

GEZİLECEK YERLER

Konya Beyşehir Taş Köprü

TAŞ KÖPRÜ

Evet, bu köprü, aynı zamanda baraj görevi de yapıyor. Tarihi: Anadolu-Bağdat demir yolu kurulması sırasında yapılmış. Kuzey güney yönünde uzanmış olup, 15 tane gözü vardır. Göze hoş gelen bir yapı olup, oldukça dayanıklıdır.

Yeni köprünün 1997 yılında açılması üzerine, taş köprü, taşıt trafiğine kapatılmıştır. Regülatörden, Çarşamba çayına dökülen sular, 216 km. civarında bir mesafe alarak, Konya ovasına ulaşır.

Kanal vasıtasıyla gölden ortalama 500 milyon metre küp su, alınmakta olup, bu suyla arazi sulanmaktadır.

Konya Beyşehir Eflatunpınar Hitit Anıtı

EFLATUNPINAR HİTİT ANITI

Beyşehir gölünün yaklaşık 6.5 km doğusundadır. Beyşehir ilçe merkezine ise 5 km uzaklıkta, Sadıkhacı köyü sınırları içindedir.

Hititlerin önemli kutsal şehirlerinden birinin, günümüze kadar gelebilen önemli dinsel anıtlarından biridir. Anıtı: Hamilton 1849 yılında keşfetmiştir. Ancak anıtın ilk planı bilinmemektedir.

Bir süre burada yaşadığına inanılan ünlü Eflatun’dan dolayı, bu adı aldığı sanılıyor. Aslında, Eflatun ile anıt arasında bir ilgi olması pek mümkün değil. Adı verilirken, renginden esinlenmiş olması ihtimali daha güçlüdür.

Konya Beyşehir Eflatunpınar Hitit Anıtı

Evet: Bu anıt, açık hava anıtlarından daha küçüktür. Ereğli’deki meşhur İvriz kabartmasını andırır.

Hitit imparatorluğunun son döneminde, muhtemelen IV Tuthaliya döneminde yapılmıştır. MÖ 13’ncü yüzyılın son çeyreğine rast gelen bu dönemde, anıtın bulunduğu bölgede, kral IV Tuthaliya’nın kuzeni Kuruntu hüküm sürmekteydi.

Anıtın kuzeyinden fışkıran güçlü pınarın suları: anıtın güneyine inşa edilen bir barajla kesilmiştir. Hitit döneminde yapılan en büyük su kompleksidir. Görkemli anıtta, anıtla bağlantılı havuz inşa edilmiştir.

Havuz

Düzgün taş duvarlardan inşa edilmiştir. 34 x 30 metre ölçülerinde büyük bir su havuzu bulunur. Taş havuz, kare biçimlidir. Dörtgen kesilmiş iri taşlarla yapılmıştır. Havuzun kuzey duvarı, birbiri üzerine simetrik olarak yerleştirilmiş, iri kesme taş bloklardan oluşur.

 

Kabartmalar

Bu yapının güney cephesine, önden tasvir edilmiş yüksek kabartmalar işlenmiştir. Yüzünü pınara çevirmiş muhteşem abidenin eni 7 metre ve yükseklik 4 metredir. En alttaki kabartma sırasında: 5 dağ tanrısı vardır.

Dağ tanrılarının ortada olan üç tanesinde bulunan 11 delik: havuza giden suyun aktığı kanala birleştirilmiştir. Kabartmaların bu özelliğinin: dağ ile suyun birlikteliğini simgelediği düşünülür.

Bunların üzerindeki kabartma gurubu, bir iç sahne ve bir de çerçeveden oluşur.

İç Sahne:

Üç bölümlüdür. Ortada: üst üste yerleştirilmiş iki cin var. Bunların solunda tahta oturan bir erkek, sağında tahta oturan bir kadın bulunur. Tanrı çiftinin Güneş Tanrısı ve Arinna Şehri Güneş Tanrıçası ya da Yeraltı dünyasının ve suların Güneş Tanrıçası olduğu tahmin edilir. Hitit anıtında, Dağ Tanrısı figürlerinin eteklerinde bulunan su delikleri, Hitit matkabı ile açılmıştır.

Bu sahnenin, iki yanındaki, ikişer blok üzerinde, üst üste yerleştirilmiş ikişer cin, tahtında oturan figürlerin üzerindeki kanatlı güneş kursunu  taşır biçimde betimlenmiştir.

Dış çerçeve:

Birbiri üzerine yerleştirilmiş, daha büyük boyutlu cinlerin taşıdığı ve sahnenin tümünün üzerini kaplayan, ikinci bir kanatlı güneş kursundan oluşur. Bu kabartma gurubunun iki yanında, yaklaşık 3 metre mesafede, havuzun taş duvarına yerleştirilmiş, tahtta oturan birer küçük boyutlu tanrıça var. Bunlar Pınar Tanrıçası olarak nitelendirilir.

 

Kabartma gurubunun karşısındaki güney duvarda:

Dörtgen kesme taşlarla inşa edilmiş, dikdörtgen platformun kuzey cephesindeki bir blok üzerinde: tahtta oturan bir tanrı ve tanrıça çifti görülür. Bunlar yüksek kabartma ile cepheden betimlenmiştir.

Bu kabartmanın önünde bir sunak, platformun önünde bir dağ tanrısı heykeli, dış cephesine havuzun güney duvarı boyunca, kabartma taş diskler bulunur.

Havuzun doğu duvarının ortasında: üzerinde iki kabartma bulunan bir blok var. Havuzun 15 metre güney batısında bulunan bir blok üzerinde, üç boğa protornu, havuz iç dolgusunda 12 boğa heykeli ve iki aslan figürü, havuzun tabanı üzerinde de küçük boyutlu adak kapları ele geçmiştir.

Hitit metinlerinde, büyük ve yağmur yağdırma törenlerinde kutsal havuzların kullanıldığından söz edilir. Hitit başkenti Hattuşaş şehrinde ve çeşitli göletlerde bulunan ve iç dolgusunda çok sayıda adak kabına rastlanan baraj gölleri ve havuzların ayinler için kullanıldığı tahmin edilir.

 

Aslantaş ve Fasıllar Stelleri

Eflatunpınar anıtının yakınlarında bulunan bu stellerin, anıtın üzerine dikilmek üzere hazırlandığı tahmin edilir.

Aslantaş’ın: bir çift leopar arasında bulunan ve Güneş Tanrıçasına ait taht olduğunu ve Fasıllar’ın ise bir çift aslanın arasında yer alan Dağ Tanrısının tahtı olduğu düşünülür.

1996 yılında, Konya Müze Müdürlüğünce, anıt çevresinde temizlik ve kazı çalışmaları başlatılmıştır. Çalışmalarda: anıtın, 3.34 x 3 metre ölçülerinde, dikdörtgen planlı bir havuzun parçası olduğu anlaşılmıştır. 1998 yılı çalışmalarında: anıtın alt kısmında, 5 adet daha tanrı kabartması bulunmuştur.

BEŞİK KAYASI (HİTİT TANRI HEYKELLERİ)

Beyşehir’e 18 km. uzaklıktaki, Fasıllar Köyündedir. 7 metre uzunluğunda, yekpare kayaya oyulmuştur. Bir örneği: Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Konya Beyşehir Kubad-Abad Sarayı

KUBAD-ABAD SARAYI

Kubad, adaleti yerine getiren, Abad da şenlenen yer anlamına gelir. Beyşehir gölünün güneybatısındadır. Sultan Alaeddin Keykubad I. Tarafından, 1226-1236 yılları arasında yaptırılmıştır.

Basit bir saray olmaktan öte, sürekli ikamet için yapılmış Selçuklu yapılar topluluğudur. Türk saray külliyesinin en eski örneğidir. Ayrıca, günümüzde, planı bilinen tek Selçuklu saray külliyesidir.

Sultan ve Emirleri için yapılan saray ve kökler: çeşitli renk ve desendeki çinilerle süslenmiştir. Yapılan kazılarda: sarayın temelleri ve bölümleri, sarayda kullanılan yapı malzemesi, renkli camlar, kürkler, alçı dekorasyon cam, sikke, seramik ve çiniler bulunmuştur.

Sarayın çinileri: sır altı ve lüster tekniğiyle yapılmıştır. Ayıca: çeşitli formlarda çini mozaiklerde bulunmuştur. Bulunan çiniler: figürlü, geometrik ve bitkisel bezemelidir.

Konya Beyşehir Kubad-Abad Sarayı

Ayrıca, Baba İshak isyanı sırasında da, II. Keyhüsrev’in, burada olduğu söylenir. Bu harika yapının mimarı: Sadettin Köpek’in, Sultan II. Keyhüsrev’in emriyle Kubadabad’da öldürülmüş olması da, kaderin acı bir gerçeğidir. Ne yazık ki; Alaaddin Keykubat’ı kendisine hayran bırakan bu coğrafyada inşa edilen Kubadabad, bugün virane olmuştur.

PINARGÖZÜ MAĞARASI

Türkiye’nin en derin ve en büyük mağaralarından biri olarak kabul ediliyor. Gölün batı yakasında, Yenişarbademli’nin 11 km. batısında, Gölyaka orman yolu üzerindedir. Dünyanın, girişi en zor mağaralarından sayılmaktadır. Ağustos ayında, içinde 166 km. hızla rüzgar esmekte, ısı 5 derece olmaktadır.

Mağaraya, ilkin 1965 yılında, Türk Mağaracılar Derneği Başkanı Jeolog Dr. Timuçin Aygen girmiştir. Ancak: rüzgar, çağlayan, menderes ve kuyuların engellemesi yüzünden, yalnızca 12 çağlayan aşılarak 3 km. ilerleyebilmiştir. Mağaranın denizden yüksekliği: 1550 metredir.

Konya Beyşehir Gölü

BEYŞEHİR GÖLÜ

Türkiye’nin üçüncü büyük gölüdür. Aynı zamanda, en büyük tatlı su gölüdür. Tektonik-Karstik olaylarla oluşmuştur.

Kuzeybatından, güneydoğuya uzanır. Gölün sığ suları, bazı kışlar donmaktadır. Öyle ki, gölün üzerinden at arabaları ile geçilebilecek derecede donduğu olmaktadır. Bazı yıllarda, göl suları iyice çekilir. Güneyi ile bir kesim doğu kıyıları bataklık ve sazlıktır.

Gölün bulunduğu Milli Park alanı içerisinde; su sporları, dağ sporları ve av sporları yapma imkanı da vardır. Su ürünleri açısından: ekonomik değeri yüksektir. Ama yeterince yararlanılamıyor.

Bunun temel nedeni, göl canlılarının fazla ekonomik ve leziz bulunmayışı. Gölde, bolca tatlı su balığı bulunuyor. Bunlar: sazan, akbalık, kızılkanat, sıraz, gökçe, çamurca, kaya ve yılan balıklarıdır.

Gölün: 2 plajı, 22 adası ve çok sayıda kayalığı bulunur. Sığ sularda, derinlik ancak 100 metre sonra insan boyunu aşar. Elverişli kumsallar: güneydoğu, doğu ve kuzeydeki kumsallardır. Üstünler, Karadiken, Bademli kıyıları ile Budak, Kıreli ve Tolca kıyıları, en iyi plaj yerleridir.

Kıyılarda, henüz çevre ve kıyı kirlenmesi görülmemektedir. Ayrıca: önemli bir kuş üreme, barınma, beslenme ve konaklama merkezi durumundadır. Bu yönü ile, turizm açısından önem taşır.

SONUÇ

Beyşehir denilince, akla hemen göl geliyor. Yani: göl, buradaki hayatı her yönüyle etkiliyor. Beyşehir’e gittiğimde: pek fazla büyük olmayan bir yerleşim yeri, göl ve göl kıyısında Beyşehir Köprüsü yakınında güzel bir restoranda yediğim, göl balığının lezzeti aklımda kalmış.

Siz de, buradan geçerseniz, göl kıyısındaki restoranlarda, mutlaka balık yemeği deneyin, beğeneceksiniz.

Seydişehir tanıtımı.

Konya tanıtımı.

 

Konya Ereğli İvriz Yazılı Kaya Anıtı

Konya Ereğli İvriz Yazılı Kaya Anıtı

Konya Ereğli İvriz Yazılı Kaya Anıtı: Ereğli ilçesinden, İvriz köyü istikametinde, güneye gideceksiniz. Yaklaşık 10 km. lik kıvrılarak giden asfalt yol. Ama problemli bir yol değil. Yolun her iki yanı yemyeşil kiraz ve elma bahçeleri ile dolu.

Özellikle, mevsim uygun ise, buraya özgü beyaz kirazdan mutlaka almalısınız. Evet, Anıtımız, İvriz köyü sınırları içinde ve İvriz çayının kaynağının kenarında.

Sonradan yazmak istedim ama yine de belki unuturum diye hemen belirteyim, dönüşte mutlaka buraya has cevizli sucuk almayı sakın unutmayın.

İVRİZ KAYNAK SUYU VE İVRİZ KÖYÜ PİKNİK ALANI

Muhteşem bir kaynak suyu, çok soğuk, hani derler ya, “karpuz çatlatan” cinsten. Muhteşem hızla akıyor. Anıtın bulunduğu bölümde, üstüne köprü yapılmış, bu köprüden geçilerek, anıtın yanına gideceksiniz.

Kaynak, ancak tek bir insanın sığabileceği genişlikteki bir mağaradan çıkıyor. Kaynağın çıktığı mağaranın çevresindeki ağaçlara insanlar bez parçaları bağlayarak dilek tutmuşlar. Burada, her yanınızdan sular akıyor. Mevcut fındık ağaçları ayrı bir güzellik katıyor.

Özellikle; yaz mevsiminde, çevre sıcaktan bunalırken, burada kazaksız oturamazsınız, çok serin. Ama, bu serinlik ayrı bir güzellik katıyor. Ayrıca, burada, kendi havuzlarında ürettikleri alabalıkları, çok değişik şekillerde pişirerek müşterilerine sunan kır restoranları var.

Izgarada veya tereyağında pişirilmiş alabalık, yanında sumak ve kırmızı biberli çoban salatası ve hakiki Ereğli şalgam suyu. Bu menüyü mutlaka deneyin.

İVRİZ KAYA ANITI

Kayanın üzerindeki bu figürler, ilk olarak 1875 yılında Rahip Davis tarafından çizimleri yapılarak dünyaya tanıtıldı.

Dünyadaki ilk yazılı tarım anıtı ve dünya tarihindeki ilk yazılı kabartma kaya anıtı olma özellikleri var. Önemi, buradan gelmekte. Aramileşmiş, Geç Hitit dönemine ait en önemli sanat yapıtlarındandır.

Zaten, gerek tanrı ve gerekse ona tapınan kişi yani kralın yüz hatlarında, diğer Hitit kabartmalarından farklı olan hususlar var. Buna göre, bazı Hitit anıtları, Hititlerin kendileri tarafından değil, eğittikleri veya uygarlaştırdıkları yerel halk tarafından yapılmıştır. Bu anıt ta bu söyleme uygundur.

MÖ.727-742 yılları arasında, Kral Varpalavas tarafından yaptırıldığı tahmin edilmekte. Yani; yaklaşık 2700 yıllık bir anıt. 4.20 x 4.20 metre ölçülerinde, kaya zemin üzerine, kabartma tekniğiyle yapılmış. Aynı zamanda, Asur ve Frgy etkileri de görülmekte. Tuvana krallığından, günümüze gelebilmiş bir eser. Tuvana krallığı; başkenti Ereğli olan ve ön Hititler tarafından kurulan bir krallık.

Anıtta: bölgenin kralı Varpalavas ile, Fırtına Tanrısı Tarhundas tasvir edilmiş. Tanrı Tarhundas figürü, Krala göre daha büyük yapılmıştır.

Tarhundas; krala göre daha büyük ölçüde, ellerinde üzüm salkımı ve buğday başaklarını tutuyor. Çünkü;  Tarhundas, aynı zamanda bolluk ve bereket tanrısı olarak da değerlendiriliyor.

Tanrının karşısındaki kral ise, daha küçük ve dua eder durumda tasvir edilmiş. Tasvirdeki objelerin giysileri; geç Hitit sanatının özelliklerini yansıtmakta.

Özellikle: tanrı figürü; kuvvetli bir insan görünümünde. Kol ve bacak adaleleri dikkat çekici. Üzerinde: dizlerini açıkta bırakan, kısa kollu, vücuduna yapışık giysi var.

Dönemin karakteristik özellikleri; madeni kemeri, uçları sivri ayakkabıları, saç ve sakallar. Başında boynuza benzer kurdelalar ile süslü sivri bir külah var.

Kral Varsapalas ise; geometrik motifli ve püsküllü eteği olan uzun bir giysi ile, ucu saçaklı manto giymiş. Başlığı: boncuk dizileri ile süslenmiş.

Kralın, iri boncuklu kolyesi, küpesi, bilezikleri de, arami takılarına benzemektedir.

Özellikle giysisi incelemeye değerdir. Üzerindeki işlemelerde Frigya kralı Midas’ın lahdinde bulunan “dörtgen desen” var. Bu desen genellikle “gamalı haç” olarak tanınıyor. Bu motif: Kıbrıs ve Truva’da yapılan kazılarda da bulunda ve dünyaca tanındı.

Figürlerin yanında, o  dönemde Hama harfleri olarak bilinen işaretler var. Bunlardan üç satırı, Tanrının yüzü ile yukarı kaldırdığı sol kolu arasındadır. Dört satır ise, ona tapan kralın arka planına oyulmuştur ve daha aşağıda hiyeroglif yazılı satırlar vardır.

Her iki figürün arasında bulunan, hiyeroglif yazıda: ” Ben hakim ve kahraman Tuvana Kralı Varpalavas; sarayda bir prens iken, bu asmaları diktim, Tarhundas onlara bereket ve bolluk versin” yazılı.

Her ikisinin de ayaklarında uçları kıvrık botlar var.

Kral Varpalavas; yöredeki Hitit ve Luwi kökenli halk için, bu anıtı yaptırırken, tanrı ve kral ilişkilerini simgesel olarak gözler önüne sermiş. Anadolu’daki uygarlığın köklerinin ne kadar eski olduğu ve bu köklerin tarıma verdikleri önemin sanata yansıması açısından, anıtın önemi büyük.

Ayrıca, anıt 2700 yıl önce, burada yetiştirilen üzüm ve buğday hakkında bilgi vermesi bakımından ilginç. Tüm bunların yanı sıra, binlerce yıl önce, burada bir üzüm tarımı yapıldığı kesin.

Bunun sonucu olarak ise; mutlaka şarap üretimi de yapılmış olabilir ve bu durumda, bugünkü şarap üretiminin, geriye dönük Anavatan’ının belirlenmesi açısından, bu anıt bir simge olabilir. Zaten; günümüzde, bir şarap markası tarafından, amblem olarak kullanılıyor.

ANITIN BUGÜNKÜ DURUMU

Bugün anıtın ön kısmındaki toprak parçasında, dikdörtgen şeklinde oyuk var. Bunun sebebi ise; Anıtkabir’in yapımı sırasında, büyük kurtarıcımız Atatürk’ün mezarına, Türkiye’nin farklı yerlerinden toprak parçası götürülmesi sırasında, İvriz toprağından da, bu onurlu katılımın yapılmış olması imiş. O kısım doldurulmamış ve halen öyle duruyor.

Anıt bugün korumasız. Sapan taşlarına, havalı tüfek saçmalarına ve fişeklere hedef olmuş durumda. Ayrıca; doğal tahribat nedeniyle, derin çatlaklar oluşmuş. Yağmur ve kar sularının biriktiği bu çatlaklar, donan suyun daha sonra erimesiyle, giderek genişlemekte.

Anıtın, kar, yağmur suları ve dış etkenlerden korunması için, beton bir şemsiye ile kapatılması ve çevre düzenlemesi ile, anıtın tabanına akan gölet sularının izolasyonunun yapılması düşünülmüş. Ancak, bu beton şemsiyenin ayaklarının dikilebilmesi için, sanırım anıta Sit alanı olarak ayrılan alan yetmemiş. Çünkü, bu alan, yalnızca anıtın önünden 5-6 metre kadar ilerisi.

Bir kısım alanın kamulaştırılması gerekli. Ama, öğrendiğime göre, Valilik ile, bu alanın halen sahibi olan Teaş arasında yapılan yazışmalar sonucu, Teaşa ait olan bu bölümün kamulaştırılması için, Teaş tarafından olumlu cevap verilmemiş.

Ülkemizde, sahip olduğumuz birçok tarihi hazine gibi, dünya insanlık tarihi açısından son derece önemli olan bu kaya anıtını da mutlaka koruma altına almak gerek. 2700 yıllık tarih yok olmak üzere. Yok olduktan sonra ise, sorumluların kimler olduğunun hiçbir önemi yok bence.

Biliyor musunuz ki, ülkemizde, birçok insanın yerini bile bilmediği bu anıt, her yıl binlerce yabancı turist tarafından ziyaret edilmekte. Bunu, yani yabancı turistleri, yöreye gittiğinizde göreceksiniz.

Ama, yok olmak üzere. Siz gittiğinizde göreceksiniz ama çocuklarınızın çocukları büyük olasılıkla, bu anıtı göremeyecek, bu tür dünya mirası anıtları göremeyecekler.

Çünkü, yıkılacak, yıkılmak üzere. Mısırda olduğu gibi, hani orada burnu olmayan sfenk heykeli var ya, bizim anıtta, zaman içinde parça parça yok olacak. Bu anıtın resmide, yalnızca bir şarap firmasının şarap etiketinde bir amblem olarak kalacak.

SONUÇ

Bölgeye yakın olanlar için, bir hafta sonu kaçamağı yapmaya değer. Uzak olanlar ise, mutlaka bir gün ayırıp, Toros Dağlarına sırtını dayamış, bu güzel ve gizli cenneti keşfetsinler.

Ereğli tanıtımı.