
Uzun yıllar, bu ülkede yaşayan insanların hafızalarında: “Karamanlıyım” diyen birine “Konya-Karaman mı ?” diye, klasik soru yöneltilmiştir.
Ancak, Karaman, 1989 yılından bu yana, bir il. Ama, havası bisküvi kokan bir il. Özellikle, organize sanayi bölgesinde, mutlaka bu bisküvi kokusunu hissedeceksiniz.
Dümdüz bir arazide bulunan, gayet modern bir il. Burada, bulunduğum iki gün içinde, en güzel anı: Hatuniye Medresesinde yediğim muhteşem yemek ve harika ortamdı.
Siz de: Karaman şehrine giderseniz, Hatuniye Medresesine uğramayı sakın ihmal etmeyin.

ULAŞIM
Kara yolları otobüs terminali: kent merkezine, yaklaşık 3 km. uzaklıktadır. Terminalden, kent merkezine: birçok araç bulunmaktadır.
Karaman-Konya arasındaki uzaklık: 105 km. Karaman-Ankara arasındaki uzaklık: 364 km. Karaman-İstanbul arasındaki uzaklık: 771 km. Karaman-Antalya arasındaki uzaklık: 518 km. Karaman-İzmir arasındaki uzaklık: 656 km. MÖ. 8000’li yıllardan günümüze kadar iskan edilen Karaman ve çevresi: yer altı şehirleri, mağaraları, dini inanç merkezleri ile tarihe ışık tutmaktadır.

TARİHİ
MÖ. 8000’li yıllardan günümüze kadar iskan edilen Karaman ve çevresi: yer altı şehirleri, mağaraları, dini inanç merkezleri ile tarihe ışık tutmaktadır.
Karamanlılar: Oğuz Türklerinin Avşar boyunun mensuplarıdırlar. Ancak, Anadolu’ya ne zaman geldikleri net olarak bilinmemektedir. Ancak: Karaman ve Menteşoğullarının, kalabalık bir toplum halinde, Tuğrul Bey ile birlikte, Anadolu’ya geldikleri ve Tuğrul Bey’in geri dönmesinden sonra, burada kalarak, bölgeye yerleştikleri biliniyor.
Özellikle: Anadolu Selçuklu Sultanı, I. Alaeddin Keykubat tarafından, 1228 yılında, “Karemeddin” denilen “Ermenek” taraflarındaki, önceki dönemde Ermeni yerleşim yeri olan bir yere yerleştirilirler.
Anadolu Türkmen Beyliklerinin en önemlisi, en büyüğü ve en kudretlisidir. Karaman Türkmen Beyliği: 1250 yılından, 1487 yılına kadar, yaklaşık 237 yıl boyunca, yörede egemenliğini ve varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde: Anadolu’da bir çok yörede varlıklarını hissettirmişler ve üzerinde etkinlik kurdukları topraklarda, yaklaşık 2 milyon civarında insan yaşamıştır.
Karamanoğulları Beyliği yıkıldıktan sonra, Karamanlılar, Osmanlı imparatorluğunun çeşitli bölgelerine yerleştirilerek, asimile edilirler. Hatta: Atatürk’ün annesinin dahi, bir kısım yazılı kaynakta, Karaman’dan Rumeli’ye göçmüş bir ailenin ferdi olduğu söylenir.
Evet, Osmanlılar yörede egemenliği ele geçirince “Larende” yani “Karaman” şehri: Konya şehrine bağlı bir ilçe merkezi olur. Ancak, eski güzel günler geride kalmış, Osmanlılar döneminde, bölge mütevazi bir yerleşim yeri olarak durumunu muhafaza etmiştir.
Çünkü: Fatih Sultan Mehmet, bu yöreyi ele geçirince, burada yaşayanları, bir daha böyle güçlü bir devlet kurmasınlar diye, Ege ve Rumeli yörelerine sürgün eder. Yerlerine ise, bu yörelerde yaşayan Rumları getirir.
Ancak, sonuçta, bu yörede; Karamanlı Rumlar denen “Türkçe konuşan bir Rum toplumu” ortaya çıkar. Ancak, Cumhuriyetin ilanından sonraki tehcir döneminde, bunlar da bölgeden ayrılırlar. Hatta ve hatta, Yunanistan siyasetinin önde gelen isimlerinden “Konstantin Karamanlis” in atalarının, buradan göç ettiği hakkında bir rivayet bulunmaktadır.
Evet: biraz önce sözünü ettiğim gibi, şehrin “Larende” olan isminin, önceki dönemlerde, yani 18.yüzyıl öncesinde, Karaman olduğu bilinmektedir.
1964 yılında, şehirde büyük bir yangın çıkar ve 3 gün süren bu yangın sonucunda, yanan 254 dükkanın sahibi, iflas etmesi nedeniyle, Almanya’ya gitmiştir.
Karaman: 1989 yılında, ülkemizin 70’nci ili olmuştur.

GENEL
Karaman: İç Anadolu bölgesinin güneyindedir. Toprakların büyük bölümü: Konya kapalı havzasının güneyindedir. Toros dağları ise, İl topraklarının güneyini çevrelemektedir. Yöredeki kraterlerin en büyüğü olan “Karadağ” bölgededir. Sönmüş bir yanardağ konisi olan Karadağ yüzeyinde, lavlar yüzey şekillerini oluşturmuştur.
İl topraklarının küçük bir kısmı yani % 22’si ormanlıktır. Bunun dışında kalan bölümler ise, makiliktir. Ormanların büyük kısmı, zaman içinde tahrip edilmiştir.
Bölgede: karasal iklim hakimdir. Buna göre, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve kar yağışlı geçer.
İl’in ekonomik faaliyetleri: tarımsal ağırlıklıdır. Bunun dışında, hayvancılık ve turizm de sürdürülmektedir. Yetiştirilen tarımsal ürünler olarak: buğday, arpa, şeker pancarı, nohut, patates başta gelir. Özellikle: bulgur başta olmak üzere, Karaman ili, Anadolu’nun tahıl deposudur.
Eğitime önem verilen bir şehir olarak öne çıkıyor. 2009 yılı, ÖSS şampiyonu olan şehirdir. Özellikle: en kalabalık bölgelerinde bile, dersliklerinde en fazla 35 öğrenci bulunması ve okulların büyük bölümünde, tam gün eğitim verilmesi, sanırım bunda ki en büyük etken. Eğitim dedim de, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi buradadır.
Şehirde öne çıkanlar: Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman koyunu, Türkiye’nin bisküvi üretim merkezi olması ve Karaman elmasıdır. Bu konularda: aşağıda ayrıntılı olarak bilgi vereceğim.

KARAMAN DEVLETİ-TÜRK DİLİ-TÜRK DİL BAYRAMI
Karamanlıca dili: Karamanlı Türkçesi olarak bilinir. Türkçenin 12 ağzından biridir. Bu dili kullananlar: Türkleşmiş Rumlar ve Hıristiyanlığı benimsemiş Türklerdir.
Karaman: Karamanoğlu Beyliği döneminde başkent ilan edilince, kurulan devletin resmi dili olarak “Türkçe” seçilmiş ve tarih sahnesinde bir ilk olarak yerini almıştır.

Karamanoğlu Mehmet Bey; 15 Mayıs 1277 tarihinde bir ferman yayınlayarak: “Bugünden sonra, hiç kimse, sarayla, divanda, meclislerde ve seyranda, Türk dilinden başka dil kullanmaya” demiştir. Bu fermanın aslı, günümüzde yok. Ancak, böyle bir ferman olduğu: “İbn-i Bibi”nin bir yazılı eserinden öğrenilmektedir.
KARAMANIN KOYUNU, SONRA ÇIKAR OYUNU
- Karamanoğlu Beyi’nin bir sözü var: “ Biz yıl değil, yel üzerine yemin ettik”
- Karamanoğulları ve Osmanlılar: savaşa tutuşurlar ve bu savaş, yıllarca sürer. O devrin arabulucuları toplanır ve “bu kardeş kavgasını bitirelim” diye kurultay toplarlar. Karamanbey’i ve Osmanlı beyi: Konya’ya çağırılırlar. Her iki taraf dinlenir, sözler tatlıya bağlanır, her iki bey de, bir daha savaş yapmamaları için yemin ettirilirler. Karaman Beyi, yemin ederken, elini kalbinin üstüne götürür ve “bu can burada kaldıkça, Osmanlıyı kardeş bilip, kılıç çekmeyeceğim” diye yemin eder. Fakat: kurultaydan çıktıklarında, Karaman Beyi, kaftanının altından bir kuş çıkarır ve salıverir, ardından da, şunu söyler: “işte can çıktı, söz bitti” der.
- Selçuklu ordusu, 1243 yılında, Kösedağ savaşında bozguna uğradıktan sonra geri çekilir. Bunun üzerine, Moğol ordusu, Anadolu’yu işgal etmeye başlar. Moğollar, Müslüman olmadıkları için, Müslüman Türklere eziyet etmektedirler. Konya’yı işgal ettikten sonra, Karaman üzerine yürürler.
Bunun üzerine, Karamanoğulları telaşa düşer.
Putperest Moğolları yenmek için çare ararlar. Neticede, bir çare bulunur. Moğollara baskın yapmayı planlarlar.
Moğol ordusu, Konya üzerinden Karadağ’a ilerlerken: ormanlarla kaplı olan Karadağ’da, Karaman askerleri koyun postuna bürünürler ve koyun sürüsü arasına karışırlar.
Sürü ile birlikte Moğol ordusuna yaklaşan Karamanoğlu askerleri, gece olduğunda, üstlerindeki koyun postlarını atarak, Moğol ordusuna saldırırlar ve orman içinde gizlenen Karamanoğlu asıl ordusu ile birleşerek, tüm Moğol ordusunu, ağır bir yenilgiye uğratırlar.
Bu saldırıdan kurtulan Moğol askerleri, çevrede, bu deyimi “Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu” yayarlar.
ATATÜRK’ÜN BABA TARAFI
Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ve babası ise Ali Rıza Efendidir. Baba tarafından dedesi: Kızıl Hafız Ahmet Efendidir. Anne tarafından dedesi: Sofuzade Feyzullah Efendidir.
Kardeşleri ise: Fatma, Ömer, Ahmet, Makbule ve Naciye. Evet, Atatürk’ün baba tarafı: Karaman’dan gelerek, Manastır Vilayetinin Debre-i Bala Sancağına bağlı, Kocacık nahiyesine yerleşmişlerdir.
Aile, sonradan Selanik’e göç eder. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Ahmet’in taşıdığı “kızıl” lakabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan “Kocacık”ın da gösterdiği gibi, Atatürk’ün baba tarafından soyu, Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli roller oynayan “Kızıl-Oğuz” veya Kocacık Yörükleri, Türkmenlerinden gelmektedir.

MEVLANA’NIN ANNESİ
Mevlana’nın annesi Mümine Hatun ve babası ise Bahaeddin Velet.
Büyük Türk Mutasavvıfı Mevlana Celaleddin: Gevher Hatun ile, 1225 yılında, Karaman’da evlenmiş ve Oğlu Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi, Karaman’da doğmuştur.
Ağabeyi Muhammet Alaeddin, Karaman’da vefat etmiştir.
YUNUS EMRE
Hayatı ve şahsiyeti hakkında az bilgi bulunmaktadır. Ancak, 13.yüzyıl ortaları ile 14.yüzyıl başlarında, Anadolu’da yaşamış bir şair olduğu bilinmektedir. Uzun süre, Hacı Bektaş-ı Veli dergahında çile doldurmuş ve dergaha hizmet etmiştir.
Ancak; yaşadığı yıllar: Anadolu Türklüğünün, Moğol akınları, yağmalar, iç çekişmeler ve kavgalar, siyasi otoritenin zayıflığı, kıtlık ve kuraklıkla geçmiştir. Şiirlerinde: tasavvuf yolunu seçmiş, iyi bir öğrenim görmüştür.
Anadolu kentlerini dolaşmış, Azerbaycan ve Şam’a gitmiş, Mevlana ile görüşmüştür. Şiirlerinde: sadece halk ve tekke şiirini değil, divan şiirini de etkilemiştir. Şiirlerinde: sevgiyi temel almıştır. Dizelerinde: insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah ile ilişkilerini işlemiş, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, ilahi adalet, insan sevgisi gibi konuları ele almıştır.
Doğduğu yer konusundaki tartışmalar: Eskişehir-Mihalıçcık ilçesine bağlı Sarıköy ve Karaman üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ancak, mezarı olduğu iddia edilen birçok mezar ve türbe vardır.
Bunlar: Eskişehir-Mihalıçcık ilçesine bağlı Sarıköy, Karaman, Bursa, Aksaray-Ortaköy ilçesi, Ünye, Kula, Erzurum, Isparta-Gönen, Afyon-Sandıklı, Sivas, Tokat-Niksar. Ancak: yapılan araştırmalarda: Yunus Emre’nin mezarının: Eskişehir-Mihalıçcık ve Karaman’da bulunması ihtimallerinin yüksekliği ortaya çıkmıştır.
Zaten, ünlü gezgin Evliya Çelebi de: Yunus Emre’nin Karamanlı olduğunu ve mezarının burada bulunduğunu belirtmektedir.
BİSKÜVİ
Karaman, Türkiye’nin bisküvi üretim merkezidir. Şehirdeki ilk fabrika: 1962 yılında açılmıştır. İlk açıldığında: kara tavalarda, bisküvi pişirmekle başlanan üretim; günümüzde, binlerce çalışan ve her türlü teknolojik gelişmenin üretime yansıtılmasıyla sürdürülmektedir. Ülkemizdeki, sayılı büyük bisküvi fabrikalarındandır.
Buranın satış mağazasından: bisküvi, gofret gibi ürünleri, uygun fiyattan satın alabilirsiniz.
BULGUR
Bulgurculuk: yörede, ilk kez: 1935 yılında başlamıştır. İlk başladığında: açık havadaki kazanlarda kaynatılarak, kaputlar üzerinde kurutulan bulgurculuk, günümüzde, teknolojik imkanlar kullanılarak yürütülmekte ve bulgur üretimi konusunda: Türkiye sathında, önemli bir konumda bulunmaktadır.

DOĞAN KUŞU FİGÜRÜ
Doğan kuşu olarak bilinen figür: Karamanoğulları Beyliğinden kalma bazı paralar üzerinde görülmektedir. Doğan kuşları: kanat açmış, başı sağ tarafa bakar şekilde resmedilmiştir. Ayrıca, üzerinde: 6,7 ve 9 nokta bulunmaktadır.
Karamanoğulları devleti, bu bölgede kurulan, 8’nci devlettir.
Doğan kuşu simgesi: Hatuniye Medresesi kapısında da, kanatlarını açmış olarak işlenmiştir. Bu da, büyük ihtimalle: Karamanoğulları’nın simgesinin “Doğan kuşu” olduğunun ifadesidir.
KARAMAN KOYUNU
Hani, mutlaka duymuşsunuzdur “Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu” diye, bir özdeyiş vardır. Bunu incelemek gerek diye düşündüm. Karaman aslında, koyunu ile ünlü bir yöre.
Koyunları: dudaklarının geniş olması nedeniyle, her şartta otlayabilmesiyle ünlüdür. Yani: açlığa, kuraklığa ve kötü hava şartlarına dayanıklıdır.
Aynı zamanda: yünleri ve sütleri çok verimli. Fiziksel özellik olarak ise: kuyruklarının büyük olmasıyla tanınırlar. Kuyrukları: 5-6 kg. civarında gelir.

KARAMANOĞLU MEHMETBEY ÜNİVERSİTESİ
1992 tarihinde, Karaman İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi kurularak oluşturulmuştur. 2006 yılında ise: Edebiyat Fakültesi ve Fen Fakültesi ilave edilmiştir. Ancak, bu iki fakülte, halen eğitime başlamamıştır. Halen faaliyetini sürdüren okullar: Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek okulu, Kazımkarabekir Meslek Yüksek okulu, Sağlık Yüksek okulu, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek okulu.
TURİZM
Karaman, insanlık tarihinde bilinen ilk yerleşim yerleri olan: Pınarbaşı ve Canhasan yörelerini bünyesinde barındırıyor.
Ayrıca: Hıristiyanlığın, Anadolu topraklarında ilk yayıldığı yerlerden olan ve St. Paulos’un da bir süre yaşadığı: Derbe şehrinin, yeri net olarak bilinmese de, büyük ihtimalle burada bulunduğu tahmin ediliyor.
Ayrıca: Taşkale Tahıl Ambarları, Manazan Mağaraları ve İncusu Mağarası da, yörenin eski kültürel geçmişinin en büyük izlerini barındırıyor.
NE YENİR. NE İÇİLİR
Karaman yöresinde, yiyebileceğiniz yöresel tatlar, bir hayli fazla. Bunlar: calla, etli ekmek, arabaşı, batırık, küncülü helva, üzüm helvası, guymak ve cevizli bandırma. Bunlardan: hangisini bulabilirseniz, mutlaka tadın. Ama özellikle, calla’yı öneriyorum. Bu arada: Karaman yöresinde, elma da çok meşhur.
NE SATIN ALINIR
Karaman merkezinde, bulgur ve un satın alabilirsiniz. Taşkale kasabası bölgesine giderseniz: buradan halı, seccade, yolluk veya halı minder satın almalısınız. Ben: küçük bir halıdan yapılmış minder satın aldım. Muhteşem güzel.
GEZİLECEK YERLER

KARAMAN MÜZESİ
Günümüzde kullanılan müze binası, 1980 yılında tamamlanarak, ziyarete açılmıştır. Hatuniye Medresesi arkasındadır. Bina:2 katlıdır.
1.KAT: Burada, idari bölüm, müze sanat galerisi ve arkeolojik-Etnografik-sikke eserlerinin sergilendiği sergi salonu var. Sergi salonunda: vitrinler içinde: Canhasan höyüğü kazısının buluntuları sergileniyor.
Bunlar: çanak-çömlekler, insan ve hayvan figürleri, taştan baltalar, bazalttan öğütme taşları, obsidiyenden aletler, kemik aletler, yüzücü aletler, iğneler ve bızlar. Bunların dışında, diğer vitrinlerde:
Roma dönemine ait: pişmiş topraktan yapılmış hayvan ve insan figürleri, kandiller, tabaklar ve hayvan biçimli törensel içki kapları var. İnsan figürleri içindeki: terra kota kadın heykelciği: Bayır köyünde bulunmuştur.
Bu heykelcikle betimlenen kadının: bu bölgeye yaptığı bir gezi sırasında, Orta Toros dağlarında ölen, Kraliçe Faustina Junior’a ait olduğu önem kazanıyor.

Salonun ortasında: Kazımkarabekir ilçesinde bulunmuş ve Sağlık Tanrısı Asklepios’un taştan bir heykeli ve Taşkale Kasabası yakınlarındaki Manazan Mağaralarında bulunmuş, tüme yakın, genç bir bayan cesedi (mumyası) sergileniyor.
Sikke Koleksiyonu: 4 vitrinde sergilenen sikkeler, devirlerine göre sıralanmışlar. Yunan ve Venedik sikkeleri, Roma ve Bizans sikkeleri, Beylikler dönemine ait sikkeler ve Karamanoğulları, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait sikkeler. Sikkeler: altın, gümüş ve bronzdan yapılmış olup biraz önce söylediğim gibi, dönemlerine göre, kronolojik olarak sergileniyorlar.
Etnoğrafik Sergi Salonu: Buradada, Selçuklu, Karamanoğlu ve Osmanlı dönemlerine ait: çini mozaik, sır altı ve sır üstü çiniler, alçı kabartmalar ve Çanakkale-Kütahya çinileri sergileniyor.
Alt Kat
Burada: geniş kapsamlı sergi salonu, arkeolojik-etnoğrafik eser depoları, müze kitaplığı, fotoğrafhane, arşiv ve laboratuvar bulunuyor.
Müze çevresinde
Yeşil alan üzerinde, Roma dönemine ait mezar stelleri, Bizans ve Türk-İslam dönemlerine ait taş eserler sergileniyor.
Müzede, özellikle görmenizi önereceğim eserler: Canhasan Höyüğünden bulunan eserler ve sikke koleksiyonudur.

HATUNİYE MEDRESESİ
Tarihçe ve yapım süreci
Hatuniye Medresesi, Karamanoğlu Alaeddin Bey’in hükümdarlığı döneminde, Osmanlı Sultanı Murad Hüdavendiğar’ın kızı olan eşi Melek Hatun (Nefise Sultan) tarafından 1381 yılında mimar Nüman b. Hoca Ahmed’e yaptırılmıştır.
Cumhuriyetin ilanına kadar eğitim yeri olarak kullanılan medrese, Macar Hoca isimli bir kişi tarafından ders verilmesinden ötürü halk arasında “Macar Mektebi” olarak da tanınmıştır.
Günümüzde Karaman Müzesinin bünyesinde ziyarete açık olan yapıda sergi, toplantı, şiir ve müzik dinletileri gibi etkinlikler yapılmaktadır.

Mimari özellikleri:
İki eyvanlı, tek katlı ve revaklı avlusunun üstü açık medrese plan şemasındadır.
Avlunun güney kanadında dışa taşkın ve yüksek ana eyvan yer alır.
Kesme taştan inşa edilen yapının revakları, altışar adet devşirme sütuna dayanır.
Farklı yüksekliklerde olan elips şeklindeki iki sütun ile başlıklarının aynı hizaya getirilmesi için farklı yüksekliklerdeki kaideler kullanılmıştır.
Ortasında bir havuz bulunan avluda iki kenarda dörder, girişin karşısında da ikişer yuvarlak ve oval kemerlerle birbirine bağlı bölümler bulunmakta olup bunun üzeri bir kubbe ile örtülüdür. Buradaki sütunlar antik bir yapıdan getirilmiştir.

Taç Kapı ve Süslemeler:
Giriş portalı stalaktitli beyaz mermerden yapılmıştır.
Üzeri geometrik bezemeli yazı ve bitkisel dekorlarla hareketlendirilmiştir.
Girişin sağ ve solunda bitkisel motifli, duvara dayalı iki sütun, iç kısmında iki mihrap nişi, portalin ortasında da stalaktitler arasında kanatlarını açmış bir kuş figürü bulunmaktadır.
Bu kuş figürü orijinal olmayıp benzerine uygun biçimde yeniden yapılmıştır.
Altı mermer, üstü sarımtırak kireç taşından yapılan kavsaralı mukarnaslı taç kapının cephesi geometrik, bitkisel ve yazılı bordürlerle kuşatılmıştır.
Hatuniye Medresesini önemli hale getiren sadece mimari yazı özellikleri değil, aynı zamanda iç ve dış mekanda yoğun biçimde kullanılan taş süslemelerindeki rumi ve palmetlerden oluşan bitkisel ve geometrik motiflerdir.

Mimari Üslup
Selçuklu geleneğine bağlı kaldığı görülen Hatuniye Medresesinde Osmanlı mimarisinden de esinlenilmiş ve örtü sisteminde kubbeye yer verilmiştir.
Dışa taşkın iri bitkisel süslemeler ise, Beylikler dönemi özelliklerini yansıtmaktadır.

KARAMAN KALESİ
Kalenin kesin yapım tarihi bilinmiyor.
Ancak Karaman’ın tarihiyle yaşıt olduğu ve her dönemin şartlarına göre yeniden yapıldığı kabul edilmektedir.
En önemli yapımlar 1156-1187 yılları arasında Selçuklu Sultanı II Kılıçarslan ile oğlu I Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde gerçekleşmiştir.
Kendin iç surları II Kılıçarslan döneminde, dış surları ise I Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde yenilenmiştir.
Karamanoğulları döneminde iç kale, beylerin yaşadığı yer haline geldi.
Şehir Osmanlı hakimiyetine girdiğinde harap durumdaki kale, şehirdeki bazı binaların yıkılması sonrasında ortaya çıkan malzemelerle yeniden inşa edildi.
Mimari Yapı:
Karaman kalesi iç içe 3 surdan oluşmaktadır.
Dış, orta ve iç kale.
İç kale: Bronz Çağ, Roma ile Bizans dönemlerine ait izler yansıtmaktadır.
Kale, beşi dört köşe, dört tanesi ise yuvarlak olmak üzere toplam 9 kuleden meydana gelmiştir.
Dörtgen planlı kalenin kuzeybatı ve güneydoğu köşelerinde prizmatik, kuzeydoğu ve güneybatı köşelerinde ise silindirik birer burç bulunur.
Kuzey cephesinin ortasında dikdörtgen planlı bir burç, bununla kuzeydoğu köşesinin arasında da görece daha küçük boyutlu ve dikdörtgen planlı bir burç vardır.
Osmanlı dönemi ve tahribat:
1465 yılında Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun Karamanoğlu İbrahim Beyi yenmesiyle kentte büyük bir tahribat yaşanmıştır.
Bazı seyyahların aktarımlarına göre “Gedik Ahmet Paşa, Karaman’da taş üstüne taş bırakmadı” ifadesi bu tahribatın büyüklüğünü gözler önüne serer.
Arkeolojik Kazılar:
8 Temmuz 2013 tarihinde başlayan arkeolojik kazılarda, 14 yüzyıla kadar etkin bir şekilde kullanılan ve Karamanoğullarına ait idari bir yapı olduğu düşünülen yapı kompleksi tespit edilmiştir.
Kompleksin kabul ve taht salonu, hazine odası, mescidi, harem odası, konuk odaları, hamamı, mutfağı, çamaşırhanesi ve tuvalet bölümleri açığa çıkarılmıştır.
Restorasyon çalışmaları 2018 yılında tamamlanmıştır.
Evliya Çelebinin Tanıklığı:
1648 yılında Karaman’a gelen Evliya Çelebi, dış kale çevresinin 700 adım olduğunu, 140 kulesinin ve 9 kapısının bulunduğunu, orta kale çevresinin 1700 adım olduğunu, 400 kulesinin ve 2 kapısının bulunduğunu ve hendekle çevrili olduğunu belirtmektedir.

Günümüzdeki Durumu:
Günümüzde dış kale tamamen kaybolmuştur. Orta kale surlarının bazı bölümleri ve iç kale surları, sağlam olarak gelmiştir.
Kale, 1961 ve 1975 yıllarında birer restorasyon geçirmiştir.
1981 yılında Tarihi Kentsel Sit Alanı olarak tescillenmiştir.
1988-1991 yılları arasında iç kale çevresindeki konutlaşma ortadan kaldırılarak alan yeşil alana dönüştürüldü, iç kaleye sahne ve seyirci koltukları inşa edilerek tiyatro ve etkinlik merkezi olarak kullanılmaya başlandı.

AKTEKKE-AKTEKKE CAMİSİ
Diğer ismi: Aktekke Camii (Mader-i Mevlana Camii) dir.
Önemi:
Karaman’ın en önemli dini ve kültürel mirası olan Aktekke Camii, hem Mevlana’nın ailesiyle derin bağı hem de Karamanoğulları mimarisinin en güzel örneklerinden biri olmasıyla mutlaka görülmesi gereken bir eserdir.
İsimleri ve Anlamları:
İnşasında Ak taş kullanıldığı için halk arasında “Aktekke” olarak da anılan yapı, ilk banisi Kalemioğulu Ahi Muhammet Bey’e izafeten “Kalemiye Zaviyesi” olarak da adlandırılmışıtr.
1584 tarihli vakıf tahrirlerinde “Zaviye-i Kalemi” olarak kaydedilmiştir.
Belgelerde ise daha çok Mevlana’nın annesine nispetle “Maderimevlana” ve “Valide Sultan”, Mevleviliğe ait olması sebebiyle de “Mevlevi Tekkesi” olarak anılmıştır.

Tarihi ve Banisi:
1370 yılında Karamanoğlu Alaaddin Bey tarafından yaptırılmıştır.
Büyük Türk mutasavvıfı Mevlana Celadeddin-i Rumi 1222 yılında ailesiyle birlikte Karaman’a gelmiş, burada evlenmiş ve 7 yıl kalmıştır.
Ahmet Eflaki’nin aktarımına göre, Mevlana’nın torunu Ulu Arif Çelebi’nin müridi Kalemioğlu Ahi Muhammet tarafından, şeyhinin emriyle Mevlana’nın annesi Mümine Hatun ile ağabeyi Muhammet Alaettin’in mezarlarının bulunduğu yere birer türbe ve tekke olarak yaptırmıştır.
Mimari yapısı:
Cami merkezi bir kubbe ve dört küçük kubbeden oluşmaktadır. Pencere kemerleriyle giriş kapısı kemerleri renkli taş ve beyaz taşla almaşık düzendedir. İçte mahfil sütunları, mihrap ve minber, dışta giriş kapısı, son cemaat revakı sütunları ile pencere söveleri mermerden yapılmıştır.
Son cemaat revakının kemer gergileri ahşaptandır. Üst örtü tümüyle kurşunla kaplıdır.
Türbe ve Mezarlar:
Caminin türbesinde Mümine Hatun’un, Alaaddin Çelebi’nin, Karamanoğlu Seyfettin Süleyman Bey’in başta olmak üzere 21 adet mezar bulunmaktadır.
Külliye Yapısı:
Cami, çevresinde hamamı, derviş hücreleri, güney ve batısında haziresi (mezarlığı) ve içerisinde türbe ve mezarlarıyla bir külliye şeklinde düzenlenmiştir.

Osmanlı dönemindeki durumu:
Karaman’ın Osmanlıların eline geçtiği sırada yapının kullanılmaz durumda olduğu anlaşılmaktadır.
Ancak Fatih Sultan Mehmet, Aktekke’nin vakıf hükümlerini aynen sürdürmüştür.
16 yüzyıl ortalarında onarılmış, 1817-1820 tarihleri arasında ise türbe, semahane ve caminin kapsamlı tamiri için harcamalar Karaman Valisi Seyit Hüseyin Paşa tarafından karşılanmıştır.

YUNUS EMRE CAMİSİ
Yunus Emre Camii ve türbesi, Karaman şehir merkezindeki Kirişiçi Mahallesinde, Yunus Emre Caddesi üzerindedir.
Diğer İsimleri:
Yapı, tarihi belgelerde “Kirişçi Baba Camii” ve “Kirişçi Baba Zaviyesi” olarak da anılmaktadır.
Ünlü seyyah Evliya Çelebi 1648 yılında Karaman’a geldiğinde Seyahatnamesinde Yunus Emre’nin türbesinin Kirişçi Baba Camiinde bulunduğunu kaydetmiştir.

Tarihi ve Yapılış Dönemi:
Karaman’daki Yunus Emre Camii ve Türbesinin inşa tarihi konusunda kesin bilgi yoktur.
Ancak yapının Karamanoğulları dönemine ait olduğu tespit edilmiş olup yapılış yılı olarak 1349 tarihi üzerinde durulmaktadır.
Bir vakıf eseri olarak Karamanoğulları döneminde 1382 yılında İsmail oğlu Yunus Emre tarafından yaptırıldığına dair kayıtlar da mevcuttur.

Mimari Yapısı:
Kesme taş malzemeden inşa edilmiş yapı, cami ve türbe kısmından oluşmaktadır.
Cami: üzeri kubbe ile örtülü beş gözlü bir son cemaat yeri ve bunun güneyinde üzeri kubbe ile örtülü kare bir harim kısmından oluşmaktadır.
Son cemaat yeri, dört sütun üzerinde, ortada oval yanlarda yuvarlak beş küçük kubbe ile örtülü, kare bir harim kısmından oluşmaktadır.
Merkezi kubbenin sağında iki kemer açıklıklı dikdörtgen planlı bir zikir yeri, batı duvarı bitişiğinde ise Yunus Emre’ye ait türbe bulunmaktadır.
Yapının tuğladan inşa edilmiş, tek şerefeli minaresi, türbe kısmının kuzeyinde yer almaktadır.
Caminin merkezi kubbesi önceleri yuvarlak ve taş kaplama iken, Karaman Belediyesi tarafından piramit biçiminde taş çatı eklenerek özgün mimarisi bozulmuştur.
Türbe ve Sandukalar:
Caminin batı tarafında yer alan türbenin tamamı kesme taştan yapılmış olup üzeri beşik tonoz örtülüdür.
Türbenin içinde Yunus Emre, Taptuk Emre, Yunus Emre’nin oğlu İsmail ve kızına ait 4 sanduka bulunmaktadır.
Cami ile batısındaki türbe kısımları arasındaki boşluk sonradan kapatılarak zikir yeri olarak adlandırılmış ve mescide dahil edilmiştir.

Yunus Emre Şiir Parkı:
Caminin hemen yanında yer alan bölge, Yunus Emre Parkı Şiir Bahçesi olarak düzenlenmiştir.
Bu kısımdaki duvarlarda Yunus Emre’ye ait şiirler yazılı mermerler bulunmaktadır.
Park; koruluk alanları, yeşil alanları, spor alanları, çocuk oyun gurupları, basketbol ve voleybol sahalarıyla ziyaretçileri ağırlamaktadır. Parkta doğal yapının korunmasına büyük önem verilerek düzenlemelerde ayrıca ahşap büfeler, doğal bir gölet ve dere, yapay kayadan şelaleli bir havuz ile ahşap köprüler de bulunmaktadır.
Park içinde Yunus Emre’nin büyük bir heykeli yer almakta olup, bu heykel hem yerli hem de yabancı turistlerin fotoğraf çektirdiği popüler noktalardan biridir.

İMARET CAMİ
İbrahim Bey İmareti olarak da bilinir.
Banisi ve İnşa Tarihi:
Karaman il merkezinde yer alan İmaret Camii, 1451 yılında Karamanoğlu II İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır.
Yapının nasıl ve ne amaçla kullanılması gerektiğini kurallara bağlayan 1431 tarihli vakfıyede tüm ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılıksız sağlayabileceği belirtilmiş ve bunlar katı kurallara bağlanmıştır.

Mimari Yapı:
Kesme taştan, merkezi kubbeli, kapalı avlulu, iki katlı bir yapıdır. Kuzey-güney doğrultusunda, dikdörtgen planlı ve çift katlı olan yapıda, dört eyvan vardır. Taçkapıdan girilen bölüm, kubbeyle örtülü kare planlı bir avluya açılmaktadır.
Avlunun üst kısmında sekizgen kasnaklı aydınlık feneri bulunur. Cami bütünüyle kesme taştır. Taçkapıda yer yer mermer kullanılmış olup minare ve giriş kapısında renkli taşlara yer verilmiştir. Taçkapı üzerinde ve minarede mukarnaslı süslemelere yer verilmiştir.
Ahşap İşçiliği:
Giriş kapısının ve kubbeli odaların ahşap kapı kanatları, 15 yüzyıl Karamanoğlu ahşap işçiliğinin en ünlü örneklerini oluşturması bakımından görülmeye değer güzel bir eserdir.
Yapının mimarı bilinmemekle birlikte ahşap işleri yapan ustanın “İlyas oğlu Hacı Ömer” olduğu belgelerden anlaşılmaktadır.

Çini Mihrabı:
Yapı, çift katlı planı, taş süslemeleri, renkli sır tekniğindeki çini mihrabı, Selçuklu geleneğini sürdüren ahşap kapısı ve figürlü bezemelere sahip ahşap pencere kanadıyla Ortaçağ Türk mimarisi örnekleri arasında özel bir yere sahiptir.
Külliye Yapısı ve İşlevi:
İmaret Camiinin kuzeybatı köşesine bitişik olarak inşa edilen kümbet Karamanoğlu II İbrahim Bey’e aittir.
Kare bir plan üzerine inşa edilen kümbet, sekizgen piramidal sivri bir külahla örtülmektedir. Kümbetin sekizgen kasnağı üzerinde bulunan mukarnaslı silme, pencerelerin pahli silme çerçeveleriyle giriş kapısındaki süslemeler dikkat çekicidir. Alçıdan yapılan sandukaların üzerlerindeki yazı, geometrik süsler, bitkisel motifler ve kabartmalar görülmeye değerdir.
Vakfiyesi:
Vakfiyelerin ilki 1431-1432 ve diğerleri sırasıyla 843, 849, 851 ve 870 tarihli olup hepsi tomar halinde birbirine bağlı, uzunluğu 7 m bulan bir tek belgedir. Ayrıca medresenin içinde, kapı alınlıklarında yedişer satır halinde taşa işlenmiş iki vakfıye özeti yer almaktadır.
Günümüzdeki durumu:
Yapı bugün cami olarak kullanılmaktadır.
Karamanoğulları döneminin en kapsamlı ve çok işlevli külliyelerinden biri olan İmaret Camii, Karaman’ı ziyaret edenlerin mutlaka görmesi gereken bir tarihi eser olarak öneriyorum.

TAŞKALE KASABASI
Taşkale Kasabası, Tahıl Ambarları, Manazan Mağarası ve İncesi Mağarası ve Gürlük Mesire yeri hakkında, yine bu sitede: “Taşkale” adı altında, ayrıntılı olarak anlattım. Lütfen, Karaman bölgesi ziyaretinizden önce, o yazıyı da, mutlaka inceleyin ve hatta yanınızda bulundurun. Çünkü: Taşkale Kasabası, Karaman yöresinde mutlaka ve mutlaka görmeniz gereken bir yer.
Taşkale hakkındaki ayrıntılı tanıtım yazım için

KLAUDİODERBE-DERBE
Konya Karaman yakınlarındadır. (Kerti Höyük)
Klaudioderbe adı, Roma İmparatoru Claudius döneminde Derbe antik kentine verilen özel bir unvandır.
Bu unvan, 2 yüzyıla ait kentte darp edilen antik sikkelerin üzerinde görülmektedir.
Kerti Höyük adıyla da bilinen Derbe 450 x 250 m ölçülerinde büyük bir höyüktür.
Höyük üzerinde yapılan yüzey araştırmalarında Bronz çağı, Demir çağı, Hellenistik, Roma ve Bizans devrine ait çanak-çömlek parçaları bulunmuştur.

Tarihi:
Bu şehir hakkındaki ilk bilgiler, ünlü Romalı yazar Çiçero’nun eserlerinde görülür. Buna göre, Derbe şehri, Çiçero’nun dostu olan ünlü tiran Antipatros’un hakimiyet kurduğu bölgenin idari merkezi olan bir şehirdir.
Ancak MÖ 25 yılında, yöredeki hakimiyet Amyntas tarafından ele geçirilir. Ancak devam eden süreçte, Amyntas öldürülür ve bunun üzerine Roma İmparatoru Augustus, tüm yöresel krallıklara son verir ve Anadolu’da yeni bir “Eyalet” sistemi oluşturulur. Bu dönem bölge, Kapadokia bölgesine bağlanır.
Yani gerek Çiçero ve gerekse ünlü coğrafya bilgini ve gezgin Strabon’un yazdıklarına göre, Derbe kentinin İsauria ve Kappadokia bölgeleri arasında ve büyük ihtimalle Güney Lykaonia ve Laranda (Karaman) arasında bir yerlerde olması gerekmektedir. Veya en azından buralarda bir yerde aranması gerekmektedir.
Evet tarihi sürece devam edelim. MS 41-54 yılları arasında, Roma İmparatoru Claudius döneminde, bölgede hızlı bir Hıristiyanlaşma görülür. Çünkü Hıristiyanlığın ilk misyonerlerinden Tarsuslu Apostel Paulus, bu yeni dinin yayımımı için bölgede geziler yapmaktadır.
Hatta, bu yaptığı gezilerde tuttuğu günlükler, gönümüze kadar korunarak gelmiştir.
Aziz Pavlus Hıristiyanlığı anlatmak ve yaymak için önce Yalvaç’a, ardından Konya’ya gelir. Konya’da taşlanarak şehir dışına çıkarılır. Lystra’da da ayrı akibete uğrar. Bunun üzerine Derbe kentine gider, orada taşlanmaz ve bir süre vaaz gererek geri döner.
St Paulus Derbe şehrini ilk ziyaretini Barnabas ile birlikte yapmış ve şehirde, halk tarafından yakın ilgi ve konukseverlikle karşılaşmıştır.
Takip eden süreçte, Derbe şehri hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
MS 138-161 yılları arasında ise, Roma İmparatoru Antonius Pius döneminden kalma ve Derbe şehrinden söz eden bir yazıt, günümüzdeki Ekinözü köyü yakınlarındaki Kerti Höyük’te bulunmuştur.
MS 452 yılında Anadolu’daki kuraklık ve kıtlık ile, 542 yılında Mısır’dan çıkıp, tüm Anadolu’yu olumsuz etkileyen veba salgını, Derbe şehrinde yaşayanları da olumsuz etkiler. Ayrıca 7 yüzyıldan itibaren yörede Arap saldırıları görülür ve şehir birkaç kez Araplar tarafından yağmalanır. Bu saldırılar sonucunda önemini yitiren Derbe şehri 11 yüzyılda bölgenin Türkler tarafından ele geçirilmesini takiben, tamamen küçülür ve bir köy olarak karşımıza çıkar.
Ancak, bu dönemde ortaya çıkan ve Dervi olarak isimlendirilen köy, antik dönemdeki Derbe şehri midir değil midir, bu durum kesin bilinmiyor.

Hıristiyanlık tarihi ile bağlantısı
Derbe kenti, Hıristiyanların kutsal kitabı olan İncil’de üç yerde geçmektedir. Çünkü burada MS 41 yılında Hz İsa’nın havarilerinden Aziz Pavlos ve Barnabas tarafından yaptırıldığı söylenen kilisenin, Hıristiyanlığın ilk kilisesi olduğu söylenir.
Hıristiyanlığın ilk yıllarında piskoposluk merkezi olan Derbe, tüm Hıristiyanlık dünyası tarafından kutsal kabul edilmekte ve Anadolu’da Hıristiyanlığın yayılmasında önemli bir merkez olmuştur.
Kilise tarihi içinde İstanbul’da toplanan 381 konsilinden başlayarak 451 Kadıköyv e 692 Konstantinopel toplantılarına Derbe temsilcisinin katıldığı kesin olarak bilinmektedir.
Aziz Pavlus’a bazı seyahatlerinde eşlik eden ve toplanan bağışları Kudüs’teki kiliseye götüren Gallus’un memleketi de Derbe’dir.

Yazıtlar:
Derbe’nin bu bölgede olduğuna dair en büyük kanıt, 1957 ve 1958 yıllarında biri Derbe höyükte, biri de Sudurağı beldesinden gelen iki yazıttır.
Bu yazıtlardan biri Konya Arkeoloji Müzesinde, diğeri ise Karaman Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Konya Arkeoloji Müzesindeki yazıt:
Konya Arkeoloji Müzesine kayıtlı MS 157 yılına ait kalker taşından yazıt, 105 cm yükseklikte, 69 cm genişlikte ve 68 cm kalınlıktadır.
Yazıt, 16 satırlık bir heykel kaidesidir. Yazıtta: Eyalet valisi Sexius Cornelius Dexter’in heykelinin, Derbe halkı tarafından dikilerek, kendisinin onurlandırıldığı belirtilmektedir.
“Derbe’nin belediye ve halkı, Antoninus Plus’un ve Cornelius’un valiliği, Aulus Lulius’un belediye başkanlığı zamanında……..”
Evet bu yazıt genel olarak şu bilgileri içermektedir.
İmparator Antoninus Plus’un yönetim dönemine atıfta bulunması, kentin belediye ve halkına dair resmi bir kayıt, dönemin valisi Cornelius ve belediye başkanı Aulus Lulius’un adları, kentin adının açıkça “Derbe” olarak geçmesi.
Yazıtta adı geçen Antoninus Pius (MS 86-161) Roma İmparatorluğunun “Beş iyi İmparator” döneminin dördüncüsü olup, MS 138-161 yılları arasında ılımlı ve basiretli bir yönetici olarak görev yapmıştır.
Müzenin açık avlusunda sergilenen bu eser, kireç taşından yapılmış bir blok üzerine kazınmış bir yazıttır. Müzede sergilenen 230’dan fazla yazıt arasında Derbe yazıtı özel bir öneme sahiptir.
1956 yılında İngiliz arkeolog Michael Ballance, MS 157 yılına tarihlenen bu yazıtı inceleyerek Derbe antik kentinin bugünkü Kerti Höyük’te, Karaman’ın yaklaşık 24 km kuzeydoğusunda olduğunu kesin biçimde belirlemiştir. Bu yazıt, kentin tam yerini ortaya koyan en önemli arkeolojik kanıt niteliğindedir.
Karaman Müzesindeki yazıt:
İkinci yazıt, 1958 yılında İngiliz Arkeoloji Enstitüsü araştırmacısı Alan S. Hall tarafından Sudurağı Köyü yakınlarında, Ekinözü ve Sudurağı sınırlarının kesiştiği Devri Mevkiinde bulunmuştur. Köy halkından bir kişi, höyük üzerinde yazılı büyük bir taş olduğunu bildirmiş ve bu taş üzerinde Derbe adının geçtiği saptanmıştır.
Yazıt daha sonra M. H. Ballance tarafından incelenerek Anatolian Studies 14 (1964) dergisinde yayınlanmıştır.
Yazıt: 0.65 x 0.85 m boyutlarında, 0.10 m kalınlığında, gök mermerden yapılmıştır.
Üzerinde beş çizgili daire içinde altı satırlık Yunanca metin kazılıdır.
Karaman Müzesinin bahçesinde sergilenen yazıtta şu ifade yer almaktadır.
“Burada Allah tarafından çok sevilen Derbe Piskoposu Michael yatmaktadır. 14 Indiktion yılının 8 Haziran’ı”
Yazıt: MS 4-6 yüzyıllara ait bir Bizans dönemi eseridir.
İçeriğinde “14. Indiktion yılı” ifadesi geçmektedir.
İndiktion, Roma ve Bizans dönemlerinde kullanılan 15 yıllık bir vergi döngüsüdür ve kesin yıla işaret etmek yerine dönem içindeki yılı belirtir.
Evet yazıt, günümüzde müzenin bahçesindeki en önemli eserler arasındadır.
Yazıtın Tarihi önemi:
Bu yazıt iki açıdan son derece önemlidir.
1-Derbe’nin konumunun kanıtlanması: Konya müzesindeki Roma dönemi yazıtıyla birlikte, Derbe antik kentinin bugünkü Kerti Höyük’te bulunduğunu kesin biçimde ortaya koymaktadır.
2-Piskoposluk Merkezini belgelemek: Bizans dönemine ait bu yazıt, Derbe adlı şehrin varlığını kanıtlamakta ve kentin önemli bir piskoposluk merkezi olduğunu belgeleyen tek somut arkeolojik kanıt niteliğindedir.
Piskopos Michael kimdir.
Hz İsa dan sonra dini lider olarak kabul edilen Michael, Derbe’de yatmakta olup bu durum Derbe’yi Hıristiyanlık açısından önemli bir hac durağı kılmaktadır.
Bazı yerel kaynaklara göre Derbe Kilisesi, MS 41 yılında inşa edilmiş olup dünyanın ilk inşa edilen kiliselerinden biri olarak kabul edilmekte ve Efes’teki Meryem ana kilisesinden 13 yıl önce yapıldığı öne sürülmektedir.

Kazı çalışmaları:
2013 yılında ilk kazı çalışmaları başlamıştır.
Kazılarda dini bir yapıyla karşılaşıldı, yapının kuzey ve doğu taraf apsisinin bir bölümü ortaya çıkarıldı.
Bulunan yapının Pavlus’un MS 1 yüzyılda ziyaret ettiği ve ilk Hıristiyan cemaatinin oluştuğu kentteki erken dönem bir Hıristiyan kilisesi olduğu düşünülmektedir. Ancak bu henüz doğrulanmamıştır.
Öte yandan, yapının büyük bölümü yok edilmiştir. Günümüze ancak iki tarafın apsis (yarım daire biçimli mihrap bölümü) kalıntısına ulaşılmıştır.
Yapı içinde kerpiç ve taşla örülmüş duvarlar tespit edilmiştir. Duvarların içinde mezarlar ve iskeletler bulunmuştur. Arkeologlar, bu iskeletler üzerinde antropolojik çalışmalar yaparak yaş, cinsiyet ve ölüm nedenlerini belirlemeyi planlamıştır. Sonuç mu; yok veya ben bilmiyorum.
Evet devam edelim. Çalışmalara göre, büyük bir tahribat görülmektedir. Kullanılan mimari malzemelerin çoğu sökülerek başka yerlerde kullanılmıştır. Adeta burası bir taş ocağı gibi görülmüştür. Bu durum, yapının asıl boyutlarını ve planını tespit etmeyi son derece güçleştirmektedir.
Ancak ödenek yetersizliğinden dolayı kazılara devam edilmemiştir.
Halbuki, Derbe Hıristiyanların hac yerleri arasında sayılmakta olup inanç turizmi için önemli adaylar arasındadır. Yeterince tanıtılmadığı için gereken uluslararası ilgiyi henüz görememiştir.
Öte yandan, buranın bulunduğu köy muhtarının ifadesine göre, buraya hala ziyaretçiler gelmeye devam etmekte, başlarını kapatıp ağlayarak dua etmektedirler ve bazıları hacı olduklarını söylemektedir.

FİSANDON KİLİSESİ CAMİİ-DEREKÖY KİLİSESİ
Karaman şehrinin 7 km güneyinde, Dereköy köyü içerisinde kayalık bir tepe üzerindedir.
Adının Kökeni:
“Pis Andon” adlı bir Hıristiyanın çiftliği olarak kurulan ve halk arasında zamanla “Fisandon” olarak telaffuz edilen köyün içinden dere geçmesi nedeniyle bu köye “Dereköy” denilmiştir.
Aslında Bizanslı bir komutanın adı olan Fisandon olduğu tüm belgelerde sabittir ve burası bir Hıristiyan malikanesi olarak kurulmuştur.
Tarihi:
Fisandon Kilisesinin kitabesi yoktur.
Ancak kapalı Yunan Haçı kiliselerinin Anadolu’da yaygın biçimde görüldüğü 9-11 yüzyıllar arasındaki dönem göz önünde bulundurulduğunda, bu yapının mimari özelliklerine dayanılarak 9-10 yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
Bu yapıdan ilk kez Bizans sanat tarihçisi Strygoxski söz etmiştir.
Kilise 1573-1574 yıllarında Yusuf Sinan Paşa tarafından camiye çevrilmiştir.
Vakıf kayıtlarında “Allah’ın kapısı budur. Salih kimseler buraya girer” yazdırılmıştır.
Mimari Yapısı:
Kilise, İstanbul Bizans mimarisinin Yunan Haçı biçimindeki klasik planına sahip olmakla birlikte, üst yapısının İstanbul mimarisinden tamamen farklı bir uygulama ile yapıldığı görülür.
Haçın kolları üzeri beşik, aralarda kalan köşk hücreleri ise çapraz tonozlarla örtülmüştür.
16 yüzyılda Karaman Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından kuzey bölümüne bir giriş kısmı ve minare eklenerek camiye dönüştürülmüştür.
İçinde dört kare kesitli paye, haçın ana noktasını oluşturduğu gibi kubbeyi de desteklemektedir.
Bu bölümün üstü kubbe ile örtülmüştür.
Kuzey cephesi orijinal görünüm ve özelliklerini korumaktadır, burada beşik tonozu yansıtan duvarların içerisine iki niş ve bir pencereden oluşan mimari cephe düzeni bozulmadan günümüze gelebilmiştir.

Sanatsal Önemi:
Fisandon Kilisesi, Orta Anadolu Hıristiyan devri yapılarının en önemlilerinden olduğu kadar Bizans sanatı yönünden de üzerinde durulacak bir eserdir.
Dış cephelerinin hareketli ve oldukça kalabalık biçimde tezyin edilmesi onu bölgedeki diğer kiliselerden ayırmaktadır.
Yalnız kesme taş kullanılmakla birlikte ortada bir kubbe bulunan yapının dış yüzeyleri, bazıları kör bazılarının içlerinde pencereler açılmış, dizi halindeki kemerlerle hareketlendirilmiştir.

Günümüzdeki Durumu:
Yapının duvarlarının üst kenarları yükseltilmiş ve sonradan üzerine beton dökülerek yapının üstü korunmuştur.
Ancak bu örtü yapıyı korumakla birlikte estetiğini de ortadan kaldırmıştır.
Karaman’da kiliseyken camiye çevrilmiş tek yapısı olan Fisandon Kilisesi, günümüzde hala aktif olarak cami olarak kullanılmaktadır.
Karaman Can Hasan Höyükleri
CAN HASAN HÖYÜKLERİ
İl merkezinin 15 km. doğusunda, Canhasan (Alacan) köyündedir. Burada: 3 tane, birbirine yakın höyük var. Bu höyüklerden: I. ve III. numaralı olanlarında, 1961-1970 yılları arasında, bilimsel kazılar yapılmıştır.
En önemli husus: bu höyüklerde tespit edilen insan yaşamının: günümüze kadar tespit edilenlerin en eskisi olduğu sanılıyor. Yani, ilk insan, burada yaşamış.
I.Numaralı Höyük
Çapı: 400 metredir. Bu höyükte yapılan kazılarda: 7 yerleşim katı tespit edilmiştir. Bunlardan: 7-4 arası katlar: Geç Neolitik dönem, yani: MÖ.6000 yıllarına kadar inmektedir. 3-1 arası katlar: Kalkolik döneme yani, MÖ.5500-3000 yıllarına kadar inmektedir.
Buradaki yerleşimciler, kerpiç kullanarak, dikdörtgen ve kare şeklinde odalar yapmışlar ve buralarda yaşamışlardır. Yapılarda: ağaç desteği ve payanda duvarları kullanılmıştır. Her evin, kendisine ait duvarları vardır.
Duvar ve tabanlar, çamur sıva ile sıvanmıştır. Evler, 2 katlıdır. Alt katta, depolama ve üst katta ise, günlük yaşam sürdürülmüştür. Burada: 3-1 katlarda: bakır madeni ve bol miktarda seramik bulunmuştur.
Bunun dışında bulunanlar ise: kıymetli taşlardan gerdanlık, midye kabuğundan kolyeler, kemikten yapılmış bilezik ve süs eşyalarıdır.
Burada yaşayan insanların, özellikle Mersin bölgesiyle ilişkileri tespit edilmiştir. Ekonomileri ise, tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır.
Höyük: MÖ.4300 yılında terk edilmiş ve uzun bir süre boş kaldıktan sonra, Roma ve Bizans dönemlerinde yeniden yerleşime açılmıştır.
III.Numaralı Höyük
Çapı: 100 metredir. MÖ.6500 yılına tarihlenmektedir. Buradaki evler: dikdörtgen planlı ve taş temeli olmayan, kerpiç duvarlarla örülmüştür. Yapımda: ağaç destekler kullanılmış, duvar ve tabanlar: çamur sıva ile kaplanmıştır. Sert zemin üzerine: çakıl taşları kuvvetle bastırılarak, çeşitli dekorlar kullanılmıştır.
Höyükteki yerleşimde yaşayanlar: bazı büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar ile yabani hayvanları, besin olarak tüketmişlerdir. Ayrıca: ekmek buğdayı, arpa, mercimek, ceviz kalıntılarının bulunması, burada yaşayanlar tarafından, ziraata dayalı bir yaşam tarzının varlığını ortaya koymaktadır.
Bunların yanında: höyükte: obsidiyenden yapılmış aletler, bizler, saplı bıçaklar, çok sayıda kemik aletler, büyük kaşıklar, iğne ve spatulalar, boru şeklinde ve kemikten yapılmış kolyeler bulunmuştur.

DEĞLE
Değle ören yeri, Karaman’ın kuzeyinde, sönmüş Karadağ volkanının zirve kesimlerinde, deniz seviyesinden yaklaşık 1386 m yüksekte yer almaktadır. Şehir merkezine 35 km mesafede bulunan ören yerine şahsi araçla gitmek daha kolaydır.

Tarihi ve Önemi:
Doğu Roma (Bizans) Döneminde önemli bir piskoposluk merkezi olarak kullanıldığı düşünülen yerleşim, MS 4-9 yüzyıllara tarihlenen mimari kalıntılarıyla dikkat çeker.
Karadağ’nın Hititler tarafından kutsal kabul edilmiş olması, Mahalaç Tepesinde bulunan hiyeroglif kitabe ve Başdağ’da bulunan askeri yapılar, buradaki yerleşimlerin Bizans devrinden çok daha önce var olduğunu kanıtlamaktadır.
Aziz Paul tarafından ziyaret edilmesi nedeniyle yabancı turistlerin de yoğun ilgi gösterdiği ören yeri, kültürel turizm açısından son derece değerli bir konumdadır.

Kiliseler ve Dini Yapılar:
Değle Ören Yerinde 5 adet bazilikal planlı kilise, 1 adet piskoposluk sarayı, 1 adet manastır, 6 adet şapel (küçük kilise) ve din görevlileriyle hizmetkarların yaşadığı çok sayıda konut kalıntısı bulunmaktadır.
31 Numaralı bazilika, Üçkuyu köyüne çıkan yolun doğusunda yer almaktadır.
2014 yılında Karaman Müze Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalarla açığa çıkarılan kilisenin giriş bölümü, bodur ve yassı bir sütunla ayrılan at nalı ikiz kemerli bir işçiliğe sahip olduğu anlaşılmıştır.
Kilise, iki sütun sırası ile üç nefli olup orta nefinde blok taşlardan oluşmuş zemin döşemesi ortaya çıkarılmıştır. Kilisenin iç mekanları sağlam ve ayakta olmasından dolayı ziyaretçilerin gezebileceği konuma getirilmiştir.
32 Numaralı bazilika ise diğer kiliselerden farklı olarak bazilikal haç planlıdır.
Bölgedeki diğer kiliseler gibi Doğu-Batı uzantılı olan bu yapı, Değle ören yerinin en büyük kilisesidir.

Mezar Alanları:
Değle Nekropol Alanında Doğu Roma Dönemine ait kaya mezarları, mezar kapakları ve tepenin doğu yamaçlarında piramidal örtülü, kesme taşla inşa edilmiş oda mezarlar bulunmaktadır.
Binbir Kilisedeki çok sayıda dini yapının önemli bir bölümünü de mezarlar oluşturmaktadır.
Tespit edilen beş mezar türü içerisinde en yaygın olanlar kaya oygu mezarları ile taşınabilir lahitlerdir.
Bunların yanı sıra anıt mezar ve kaya ostoteki de birer örnekle temsil edilmektedir.

Gizemli Sunak ve Kabartma:
Bizans öncesine tarihlenen büyük bir sunak da alanın önemli unsurlarındandır.
Bu sunak, Bizans döneminde kaya mezara dönüştürülmüş ve üzerine işlenen “tohum saçan adam” kabartmasıyla bereket ve tarım inancını simgelemektedir. Önde bir figür sol eliyle bir tas tutmakta, sağ eliyle tohum saçmaktadır. Arkasında iki hayvanla çift süren bir başka figür bulunmaktadır. Adam ve hayvan figürleri profilden işlenmiştir.
Arkeolojik Çalışmalar:
Bölgede ilk kazı çalışmaları 19 yüzyılda İngiliz Arkeolog veya diğer adıyla casus Gertrude Bell tarafından yapılmıştır. 2014-2015 yıllarında Karaman Müze Müdürlüğü tarafından temizlik çalışmaları yapılarak ortaya çıkarılmıştır.

Sonuç:
Değle Ören Yeri, Hitit, Roma, Bizans ve erken Hıristiyan medeniyetlerinin katman katman iz bıraktığı, Karaman’ın en gizemli ve keşfedilmeyi bekleyen açık hava müzelerinden birisidir.

BİNBİR KİLİSE (MADEN ŞEHRİ)
Binbirkilise: Karadağ yanardağının kuzey yamaçlarında, İl merkezi Karaman’ın yaklaşık 30 km kuzeyinde yer almaktadır.
Kilise kalıntıları, Madenşehri, Üçkuyu ve Değle ören yerinin içinde ve çevresinde bulunmaktadır.
İsminin Kökeni:
“Binbir gece masalları”, “Binbir direk sarnıcı” gibi halkın kullandığı “binbir” kelimesi burası için de Osmanlı döneminden itibaren kullanılmaktadır.
Seyyahlarda “Binbir direk” , “Binbir kilise” terimlerinin burası için söylendiğini aktarmaktadır.

Tarihi ve Önemi:
Binbir Kilise, Avrupa’dan Kudüs’e gidin Hıristiyan hacıların uğrayarak buradaki azizleri ziyaret ettiği bir yer ve Geç Antik dönemin en önemli üç merkezi arasında gösterilmektedir.
Karaman’a 37 km uzaklıkta bulunan Madenşehri Köyünde volkanik bir dağ kütlesi olan Karadağ üzerinde 4 ve 9 yüzyıllar arasında Bizans döneminde yapılmış kilise ve manastırlar ile mezarlar bulunmaktadır.
Bu bölge 12 yüzyıldan itibaren gezginler tarafından ziyaret edilmiştir.
En önemli buluntular Bizans dönemine aittir. Binbirkilise’nin Bizans döneminde bölgenin en önemli dini merkezi olduğu bilinmektedir. Bölgede 9 yüzyılda görülen Arap akınlarından etkilenen yerleşimler, 12 yüzyılda Türk hakimiyetine geçmiştir.

Yapı Sayısı ve Türleri:
Yapılan araştırmalarda 40 adet kilise binasının olduğu tespit edilmiştir.
Bu yapılar bazilika, yonca yapraklı kilise, serbest haç planlı kiliseler, Latin haçı kiliseler ve yuvarlak binalar olmak üzere farklı tiplerdedir. Bölgede başlıca dikkat çeken Madenşehri ve Değle ören yerlerinde 4 ve 9 yüzyıllar arasında yapılmış çok sayıda kilise, manastır, sarnıç, mezar yapıları, askeri yapılar ve konutlar yer almaktadır.
1 Numaralı Bazilika-En Büyük Yapı:
Madenşehri Köyünün girişinde, sağda bulunan bu bazilika, Binbirkilise arasında en iyi durumda günümüze gelebilen yapı olduğu gibi yöredeki en büyük bazilikadır.
Bazilikanın önünde üç bölümlü bir narteks bulunmaktadır. Bunlardan yanlardaki iki bölüm tamamen kapalı mekanlar halindedir. Büyük olasılıkla bu mekanlar narteks üzerindeki galeriye çıkışı sağlayan merdivenler için yapılmıştır. Kilisenin orta kısmında bir sütunun ayırdığı ve çift kemerli olarak tasarlanan kapıdan girilen 1 Numaralı bazilikada tekse taşlar kullanılmıştır. Sol nefin üstünü örten beşik tonoz örtüsü halen ayaktayken, sağ nef ve sütun dizisi tamamen yıkılmıştır.
Hitit Sunağı:
Binbirkilisenin önünde kayadan oyulmuş bir koltuğa benzer üç oturma alanı yer almaktadır.
35 Numaralı bazilikanın önünde bulunan oturma alanının, Hititler döneminden kaldığı düşünülen bir sunak olabileceği iddia edilmektedir.

Mimari Özellikleri:
Bölgede ahşap eksikliği nedeniyle, binalar düz ahşap çatılar yerine taş kubbeli çatılarla örtülmüştür.
Yan neflerin üzerinde, üst sütun sırasının arkasında matroneumlar (kadınlar mahfili) inşa edilmiştir. Apsislerde çift katlı aydınlık pencereleri bulunmaktaydı. Narteksler çoğunlukla çift kemerlidir ve ortada tek bir sütun tarafından desteklenir. Özellikle Madenşehrinde olmak üzere bazı kiliselerde duvar resimlerinin kalıntıları görülebilir.

Yıkılış Nedeni:
Binbirkilisedeki yapıların 1880 ile 1905 yılları arasındaki depremde büyük oranda yıkıldığı anlaşılmıştır. İnsan eliyle zarar görme durumu yok, doğa olaylarının etkisiyle binalar yıkılmıştır. Bu kiliselerin harap durumda olmalarının bir diğer nedeni de çevre köylülerinin bu yapıların taşlarından yararlanarak kendilerine ev yapmalarıdır.
Yeni Keşifler:
Son arkeolojik çalışmalarda 6 yeni kilise yapısı tespit edildi ve envantere kaydedildi. Madenşehrin de 20 lahit ve kapağı tespit edildi. Değle ören yerinde de keşiş hücreleri, geçitler ve farklı dini ritüellerin yapıldığını gösteren mimari unsurlar bulundu.
Uluslararası İlgi:
Binbirkilise harabeleri, 19 yüzyılın başlarından itibaren özellikle Batılı Seyyahların dikkatini çekmiştir.
1826 yılında L.Laborde, 1834 yılında Ch Texier, 1837 yılında W.Hamilton gibi seyyahlar tarafından ziyaret edilmiş ve gravürleri yayınlanmıştır. Vatikan Üniversitesi öğretim üyesi Bizans tarihi profesörü Vincenzo Ruggieri bölgeyi incelemiş ve “Ben ömrümde böyle bir yeri ilk defa görüyorum, muhteşem” diyerek buradaki araştırmaların çok önemli bilgilere ulaştırılacağını belirtmiştir.
Sonuç:
Binbirkilise ve Maden Şehri, Hitit, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinin katman katman üst üste geldiği, Anadolu’nun en önemli açık hava müzelerinden biridir.
Hıristiyan dünyasının kutsal haç yolu güzergahında yer alan bu alan, henüz tam anlamıyla keşfedilmeyi beklemektedir.



























