Hemen girişte, şunu belirtmekte yarar var. Müze, çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak eserler sergilenerek yeniden düzenlendi.
Selçuk İlçesi içinde, hemen merkezde. 1964 yılında; bugünkü müzenin güneyindeki bölümün inşaatı tamamlanmış ve eserler sergilenmeye başlanmış. 1976 yılında; müzenin güney bölümü inşa edilmiş ve sergi alanları genişletilmiş.
Müze; sahip olduğu ve sergilediği eserlerle, Avrupa’nın en önemli ve en zengin müzelerinin başında gelmekte.
Ülkemizde ise, Topkapı müzesinden sonra ikinci sırada. Bugün: burada; 8352 arkeolojik eser, 1092 Etnografik eser ve 17143 sikke sergilenmekte. Efes’e, Selçuk’a gittiğinizde, burayı mutlaka görün. Yalnızca Artemis heykellerinin muhteşemliğini görmek için buraya girmeniz gerek.
Mutlaka girin. Selçuk’a giderseniz, nereyi gezelim, nereyi görelim diye düşündüğünüzde, Efes Müzesini mutlaka gezmenizi öneriyorum.
Efes Müzesi, Arkeoloji ve Etnografya olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Müzede Prehistorik Çağ’dan (MÖ.7000), Miken, Geometrik, Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Doğu Roma (Bizans), Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar Anadolu arkeolojisi için önemli eserler sergileniyor.
Sergileme klasik kronolojiyi takip etmiyor, eserler tematik olarak sergileniyor. Salonlar, girişte “Bilgilendirme Salonu” olmak üzere Çeşme Buluntuları, Yamaç Evler Buluntuları, Sikkeler, Çağlar Boyu Efes, Orta Bahçe, Kybele Kültü, Artemis Tapınağı buluntuları, Efes Artemisi, İmparator Kültü olarak farklı konular ve buluntu guruplarına göre düzenlenmiştir. Arasta bölümü: Saadet Hatun Hamamı ve zanaat ürünlerinin tanıtıldığı dükkanlardan oluşuyor.
Müzede bir de çeşitli sürelerle çağdaş sanat eserlerinin ve çeşitli konularda sergilerin düzenlendiği Hikmet Gürçay Sanat Galerisi bulunuyor. Müzede sergilenen eserlerin büyük çoğunluğunu, dünyanın en eski kazı alanlarından biri olan Efes Antik Kenti kazılarından gelen eserler oluşturuyor.
Efes kentinin en eski yerleşim izlerini taşıyan Çukuriçi Höyük, dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Artemis Tapınağı kalıntılarının yer aldığı Artemision, İncil yazarı St Jean’ın mezarının da bulunduğu Ayasuluk tepesinde yer alan kale ve yakın çevrede yapılan kazılarda bulunmuş eserler, müzede dolaşırken aniden karşınıza çıkacaktır.
Müzeye girdiğinizde, sırası ile, gezebileceğiniz salonlar ve göreceğiniz eserler şunlar:
YAMAÇ EVLER VE EV BULUNTULARI SALONU
İzmir Selçuk Efes Müzesi: Son 50 yıl içinde, ortaya çıkarılmış olan yamaç evlerde bulunan ve birçoğu Roma dönemine ait eserler var. Tıp ve kozmetik eserleri, günlük ev eşyaları, freskler ve daha pek çoğunu, salonda bulunan vitrinlerde göreceksiniz. Bunlardan en ilginç: cam tepsi.
Ancak; en önemli 3 eser, salonun orta kısmında. Yunus üzerindeki Eros, Mısırlı Rahip heykeli ve Lysippos’un Eros Heykeli başı.
ÇEŞME BULUNTULARI SALONU
Efes’te bulunan: Pollio, Trajan, Laecanus çeşmelerinde yapılan kazılarda bulunan eserler burada. Zeus büstü, Odysseus heykel gurubu, bir kütüğe yaslanmış halde Dionysos ve bir dizi büst, salonun köşesinde sergileniyor. Dinlenen savaşçı heykeli ise; salonun orta kısmında, tüm ihtişamı ile durmakta.
YENİ BULUNTULAR SALONU
Bu eserler, bir-iki yıl boyunca burada sergilendikten sonra, kendi bölümlerine alınıyor. Girişin sağında; Hıristiyanlık dönemine ait, Bizans buluntuları sergileniyor. Salonun sağ kısmında: sikke ve ziynet eşyaları var.
Efes sikkelerinde; Roma dönemine kadar, ön yüzlerinde Efes sembolü arı, arka yüzünde ise Artemis’in kutsal geyiği resmedilmiş. Roma döneminde ise: ön yüzde imparator ve yakınlarının sembolleri var.
Sol duvar ise: tiyatro maskeleriyle süslü. Bu maskeler: deri ve tahtadan yapılmış. Taştan olan maskeler ise, dekoratif olarak kullanılmış. Salonun sürekli kalan tek eseri ise: yamaç evlerinde bulunan, fil dişinden yapılma bir friz. Bu frizde: Trajanın, doğulu barbarlarla yaptığı savaş ve hazırlıkları, üç bölüm halinde gösterilmiş.
BAHÇE
Sağ tarafta: lahitler, mezarlar, sunaklar ve yazıtlar var. Batı duvarında ise, mezar ve adak taşları sergileniyor. Bahçenin ortasında ise, güneş saati bulunmakta.
MEZAR BULUNTULARI SALONU
Sağ duvardaki çizimlerde, Anadolu’daki gömme adetleri anlatılıyor. Sol kısımdaki ilk vitrinde, St. John Kilisesinin önünden çıkarılan Miken mezarına ait küçük eşyalar, diğer bir vitrinde ise Efes ve civarında bulunan mezarlardan çıkan cam eşyalar sergileniyor. Orta kısımda ise, mezar taşları var.
ARTEMİS SALONU
Büyük Artemis ve Güzel Artemis heykelleri var. Salonun vitrinlerinde ise, Artemis Tapınağına ait buluntular sergileniyor. Artemis Tapınağının kendisini süsleyen dört atlı arabanın atlarından biri de bu salonda görülüyor. Heykellerin göğsündeki yumruların ne olduğu hakkında, bilim adamları yıllarca kafa yormuşlar ve yorumlar yapmışlar.
Bunların; boğa hüsyeleri olduğu önü sürülmüş. Hüsyelerin bereketle ilgisi nedeniyle, bu iddia güç kazanmış. Heykeller, en kıymetli madenlerden yapılıyordu. Bunun için: mermerin, bronzun, ağacın en iyisi kullanılıyordu. Bugüne kadar, altın ve bronz gibi değerli madenlerden yapılmış heykel bulunamadı. Fakat, toprak altında daha nelerin saklı olduğu bilinmez.
Mermerden yapılmış heykellerin en güzelleri burada sergileniyor. Zamanında, bu heykelin, belden yukarısının altın kaplı olduğu, bugüne kadar kalmış kaplama izlerinden anlaşılıyor. Görmek için dikkatlice bakın.
Bütün bu tasvirlerde: tanrıça ayakta durur vaziyette. İki elleri öne doğru uzanmış, bolluk ve bereket dağıtan bir ifade ile betimleniyor. Ayak bileklerine kadar inen, Doğu modasına uygun bir elbise ve genellikle başında bir tacı var.
İMPARATORLUK KÜLTÜ VE PORTRELER SALONU
İmparator ve ailelerine ait büstler sergileniyor. Dikkat çeken nokta, bazı büstlerin alınlarında çizili olan haç işaretleri. Orta kısımda bulunan sunak ise, Domitian Tapınağına ait ve üç frizli. Çıkışta ise, Domitian heykelinin parçalarını görmek mümkün.
Evet, önce bir şekilde; Selçuk’a ulaşmanız gerekiyor.
Daha önce defalarca gittiğim bölgeye son kez: Temmuz 2023 tarihinde gittim ve daha önce yazdıklarımı güncelleyerek sizlere en yeni bilgileri veriyorum.
İzmir yönünden gelirseniz; İzmir-Selçuk arası: 75 km. İzmir’den çıkışta; Kuşadası yolunu ve tabelalarını takip ediniz.
Özellikle; otobandan gitmenizi öneriyorum. İstikamet, sürekli olarak Kuşadası olacak. İstanbul istikametinden gelecekler için; İstanbul-İzmir arası kara yolu mesafesi: 561 km.
Ankara üzerinden gelirseniz; doğruca İzmir’e gidip oradan Selçuk’a geçebilirsiniz. Ankara-İzmir arası: 579 km. Ankara’dan Aydın’a geçerseniz (Ankara-Aydın arası: 603 km.), Aydın şehrinden çıkışta, İzmir otobanına girin ve Germencik’ten sonra Kuşadası-Selçuk tabelasını görünce otobandan çıkın.
Bu mesafede; yani Aydın-Selçuk arası: muhtemelen 35 km. Otobanda ulaşım çok rahat, tercih etmenizde yarar var. Selçuk’a gelirken, yol üzerinde, dikkatinizi çekecek bir kale göreceksiniz. Buranın ilginç bir öyküsü var.
Çok dik bin yamacın tepesine kurulu olan kale, konumu nedeniyle bir türlü ele geçirilemez. Gözcülerin beklediği bu kaleyi ele geçirmek isteyenler, bir gün bir plan yaparlar.
Boynuzlarına şamdanlı fenerler bağlı yüzlerce keçiyi, dağın eteklerinden kaleye doğru sürerler. Kaledeki gözcü ve askerler, gece karanlığında keçileri, kendilerine yaklaşan yüzlerce kişilik bir ordu sanırlar ve arka kapıdan kaçarlar. Kale, böylece ele geçirilir. Keçilerin katkısı nedeniyle, kale keçi kalesi ismi ile anılır.
Selçuk’a geldiniz. Burada: ilk göze çarpan yer: Ayasulluk kalesi. Ayrıca: İsabey camisi dikkat çekiyor. Şehir merkezinde: Nimet Ferahlı Parkı var, gayet güzel ve yemyeşil, ağaçların altında oturma yerleri yapılmış.
İlçe merkezinde dosdoğru devam ederseniz “Meryem Ana”, sağa dönerseniz “Efes” ve “Kuşadası” yolu var. Hemen sağda “Artemis Müzesi” görülüyor. Ana yoldan 1 km. içeride Efes antik kentinin hemen yanından geçiliyor ve onun ilerisinde küçük uçakların inebildiği küçük bir hava alanı var.
İzmir Selçuk Gezi Planıİzmir Selçuk Gezi Planı
İzmir Selçuk Gezi Planı
Selçuk bölgesinde: sizin için önerebileceğim, bir günlük gezi planı şöyle olabilir.
Önce; Efes Antik Kenti’ne girin. Yalnız, burada çok hassas bir nokta var. Kesinlikle; kuzey kapıdan girin. Çünkü; aşağı kapıya doğru giderken, hafif bir meyilden aşağı doğru ineceksiniz, aksi halde, yani aşağı kapıdan girerseniz, yukarı doğru çıkmak zorunda kalırsınız.
Özellikle; sıcak havalarda, bu kesinlikle sorun olur. Evet; antik kenti gezdikten sonra, “Yedi Uyurlar” a da gidebilirsiniz. Burada: size gereken toplam süre: 4 saat civarında olacaktır.
Antik kenti gezdikten sonra; Efes Müzesine gidin. Burada; yaklaşık 1 saat kalmanız gerekir. Özellikle: dünyada benzeri olmayan “Artemis” heykelini mutlaka görün. Müzenin arka bölümündeki Artemis Tapınağını uzaktan görebilirsiniz. Yakınına gitmek için zamanınız kalırsa gidin, yoksa zaten pek kalıntı yok.
Müzeden çıktıktan sonra; Meryem Ana Evine gitmelisiniz. Bu da; gerek yolculuk ve gerekse orada geçecek zaman olarak, muhtemelen 2 saatinizi alacaktır. Burası, özellikle Hıristiyanlar için kutsal denilen bir ziyaret yeri olarak değerlendirilse de, burası, Müslüman ziyaretçiler için de özel anlam taşıyor.
Evet; gitmediğiniz tek yer, Alasuluğ tepesi kaldı. Geriye zamanınız kalırsa, Ayasuluğ tepesine gidebilir ve buradaki; kale, kilise gibi kalıntıları görebilirsiniz.
Sonuçta; bu plan sizin için bir öneri. İlgili yerlere ait yazıları okuyarak, görmek istediğiniz yerleri seçebilir ve ona göre ayrı bir plan yapabilirsiniz. Benim burada size, Selçuk’a gittiğinizde, olmazsa olmaz olarak görmenizi önereceğim yerler, Efes Antik Kenti ve Müze.
Bu iki yeri görmeden, oradan ayrılmayın. Selçuk’a gittiğinizde, Efes ile ilgili nereyi gezelim, nereyi görelim, nereye gidelim, nasıl bir gezi planı yapalım, gezi rotamız ne olsun derseniz, işte bu.
Ayrıca; şunu da söylemeden geçmemek gerek. Selçuk’a gittiğinizde; ne yiyelim, Selçuk’a özel bir yemek, yiyecek var mı derseniz? Evet, var. Selçuk’ta çok güzel çöp şiş yapılıyor. Mutlaka tadın, özellikle çarşı içinde bulabilirsiniz. Buranın birde çok ilgi çeken bir mekanı daha var.
Peki, hediyelik ne alabilirim diye düşünürseniz; evet, Selçuk’tan hediyelik olarak, çok güzel kurutulmuş incir satın alabilirsiniz. Özel paketleri içinde ve hatta metal kutular içinde, çok güzel, hediyelik incir paketleri var. Gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için alabilirsiniz.
Şirince. Evet, Şirince bir köy, otantik bir köy. Selçuk’a 8 km. uzaklıkta. Asfalt yoldan, yokuş yukarı çıkıyorsunuz. Geçen yüzyıldaki kentsel doku, burada, aynen korunmuş. Nefis yemekleri, meyveleri, zeytinyağı ve otantik yapısı ve yaşantısı ile, tam bir nostalji köyü.
Taş döşeli sokaklarında yürüyebilir, evleri görebilir ve arzu ederseniz restoran ve kafelerine girebilirsiniz. Buranın neyi meşhur?
Şirince’nin şarabı meşhur. Burada; özellikle meyve şarabı yapılıyor ve turistler tarafından hediyelik olarak mutlaka satın alınıyor. Değişik çeşitleri var. Ahududulu, vişneli ve benzeri gibi çeşitli meyveli şaraplar bulmak mümkün. Hoş, bunları almak için mutlaka Şirince Köyüne gitmek gerekmiyor. Selçuk içinde de bulabilirsiniz. Sonuçta; Şirince’ye gitmek zamanınızı alacaktır.
Evet; dünyanın yedi harikasından biri. Selçuk’ta, Efes Müzesinin hemen arkasında. Selçuk’tan, Kuşadası yolunda ilerlerken, sağ yanda, uzakta görünüyor. Ancak; elbette, yalnızca kalıntıları.
Zaten; bu tapınak, 5 kez yapılmış, 5 kez yanmış veya yıkılmış. En son olarak ise, yine yalnızca kalıntıları kalmış.
Neyse; isterseniz, önce bu tapınağın ortaya çıkarılışını anlatalım. Sonra; tapınakla ilgili ayrıntılı bilgi verilim.
TAPINAĞIN ORTAYA ÇIKARILIŞI
Şirince’de yaşam sürüp giderken; bir gün İzmir’den bir haber gelir. İzmir ve Aydın arasında demirden bir yol yapılacak ve bunun üzerinde, koca vagonlar gidip gelecek, yük ve insan taşıyacak, bu yolun bir durağı da Ayasuluğ olacak.
Bunu duyan, yöre insanı sevinir. Ovadaki arazilerinin değerleneceğini düşünür. Peki, ya tren hattını döşeyenler ne düşünür, bence, Efes harabelerinden çalacakları antik eserlerin, limana daha kolay nakliyesini. Bir düşünün bakalım, belki bu fikre sizde katılırsınız, çünkü buradan çıkarılan eserlerin onda dokuzu çalınmış ve yurt dışına götürülmüş.
Evet, devam ediyoruz. Derken, demir yolu inşaatı başlar. Hızla Ayasuluğ’a doğru ilerler. Demir yolunun yapımını İngilizler yürütür. Bunlardan mühendis Wood, bu yöreye yalnız demir yolu çalışması için gelmiyordu, bu İngiliz’in büyük bir arkeoloji tutkusu vardı ve her gelişinde yıkıntılar içine girerek, büyük bir merak içinde onları inceliyordu.
Onun için en büyük tutku ise, dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Artemis Tapınağını bulup çıkarmak idi. Nihayet, mühendis Wood, bir gün İngiltere’deki British Museum ile anlaşarak, kazı için sponsor sağlar. Bir de, kraliyet kanalıyla Osmanlı padişahından bir ferman çıkarınca, her şey tamam olur.
Wood; 1863 tarihinde kazılara başlar. Böylece: Efes’te ilk arkeolojik kazılar başlamış olur. Artemis Tapınağını bulmak için; antik dönem yazarlarının yazılarını inceler. Özellikle; Philostratos’un yazdıklarını takip etti.
Şöyle yazıyordu: ” Damianus adındaki zengin bir Romalı, Magnesia Kapısından tapınağa giden yola, bir Stadion (190 metre) uzunluğunda, bütünü taştan olan bir portik (Ston) yaptırmıştı. Amacı; kentten tapınağa giden rahiplerin, yağmurdan ve güneşten korunmasını sağlamaktı.”
Acaba; Magnesia kapısı neredeydi? Bu kapıyı bulursa, tapınağı da rahatlıkla bulacağını umuyordu. Wood; sık sık Panayır Dağına çıkarak bunları düşünüyordu. Yapılacak tek şey, kapıyı bulmaktı. Sabırsızlıkla kent kapılarını aramaya başladı. Düzlükte, surların gedik verdiği bölgeleri araştırdı. Nihayet, Magnesia kapısını buldu.
Kapı: Doğu Gymnasium’un arkasındaydı. Ancak; kapıdan itibaren, 190 m. çevrede, herhangi bir tapınak kalıntısı yoktu. Günler sonra; Stadium yanındaki öbür kapıyı da buldu. Gerçekten, Panayır dağının güneyinden ve yedi uyurlar mağarasının önünden geçerek, iki kapıyı bağlayan bir antik yolun bir yerinde, Ayasuluğ tepesine doğru uzanan başka bir yol vardı.
Yol; Ayasuluğ tepesine doğru gittiğine göre, tapınak orada olmalıydı. Bu arada; bölgedeki kazılarda çıkarılan tüm eserlerin, sandıklara konularak Londra’ya gönderildiğini, sanırım söylemesem de, tahmin ettiniz.
Bunlardan sadece bir iki parça, İstanbul’a, o yıllarda depo olarak kullanılan müzeye gönderilmişti. Bir ülkede çıkarılan eserlerin, o ülkenin müzesine, sanki bir armağan gibi sunulmasının ne derece saçmalık ve kötülük olduğunu, lütfen düşünün.
Wood, tapınak yolunu takip ederek, günün birinde, bir duvara rastlar. Burada, bulduğu bir yazıt; bunun tapınağın dokunulmazlık alanının etrafındaki duvar (Temenos) olduğunu açıklamaktadır.
Buna göre, tapınak, bu duvardan yaklaşık 400 m. ileride olması gerekiyordu. Tapınağın içinde bulunduğuna inanılan alan, büyük bir toprak parçası ile örtülüydü. 1896 yılında; bu alan metrelerce kazıldı. Ama, ortada bir şey bulunamadı. Üstelik, 4-5 metreden sonra su çıkmıştı.
Fakat, suyun içinde de kazıya devam ettiler. Nihayet, 1896 yılının son günü: bir tapınak döşemesi buldular. Çukur genişletildi, tapınak kalıntıları, gün geçtikçe çıkmaya başladı.
Tapınak bulunduğunda: birçok bilimsel sonuçta elde edildi. Tapınak; antik yazarların dediği gibi, en az 5 kez yıkılıp, yeniden yapılmıştı. Tapınağın 220 yılda inşa edildiği söylencesi ise; yapının son üç aşamasını kapsıyordu. Yani yıkılıyor, zaman geçiyor, tekrar yapılması da zaman alıyordu.
Kazılar sonucu oluşan büyük çukura, Wood’un İngiliz olması nedeniyle, halk; ” İngiliz çukuru ” adını takmış olup, bu isim günümüze kadar ulaşmıştır.
EFES ARTEMİSİ VE TAPINAĞIN YAPIM AŞAMALARI
Artemis, yunan mitolojisinde, ünlü bir tanrıça olarak bilinmektedir. Romalıların Diana dedikleri ve Zeus’un kızı, Apollon’un kardeşi olan bu tanrıça ile Efes Artemis’i arasında çok belirgin farklar vardır. Yani: Efes Artemis’i, yunan mitolojisinde sözü edilen Artemis değil.
Kentin; antik tarihi her yönüyle ve sürekli olarak onunla ilişkiliydi. Artemis siz Efes düşünülemezdi. O, kentin her şeyiydi. Zaten; Efes’i üne kavuşturan en önemli nedenlerden birisi de, Artemis ve onun adına yapılan ünlü tapınaktı. Antik tarihçiler; tapınakta duran esas heykelin, asma ağacından yapılmış olduğunu yazarlar.
İddiaya göre, bu heykel çürümesin diye, her yıl yağlanırmış. Şimdiye dek, altından veya bronz gibi değerli madenden yapılmış heykel bulunamadı. Fakat, toprak altında daha nelerin saklı olduğu bilinmez.
Artemis tapınağındaki heykellerin, halk üzerinde büyük etki yarattıkları söylenir. Öyle ki, tapınak bekçileri, meraklılara, bakarken gözlerini sakınmalarını tavsiye ederlerdi. Çünkü, heykellerin mermerleri, göz kamaştırıcı derecede parlaktı.
Efes, Artemis Tapınağı, en az tanrıça kadar ünlüydü. İlk inşa edildiği tarihten itibaren, birkaç defa yıkılıp yapılmış, fakat sonradan öyle görkemli bir şekilde inşa edilmiş ki, bu haliyle, o çağın insanları, tapınağı dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul etmişler. Yine de, tapınağın geçmişinde, öyle bir macera var ki inanamazsınız.
Şöyle: ” Efes yönetimi çevrede egemenlik kuran Persler ile iyi geçinmeye çalışıyordu. Ancak, yönetimleri demokratik değildi ve Efes halkı, eşitlik istiyordu, haksız imtiyazlara karşı çıkıyorlardı. Bunun doğal sonucu olarak, şehirde sık sık anarşik olaylar, yağmacılık rezaletleri yaşanıyordu.
Çünkü, şehirde, bir yığın soyulacak zengin ve kuyumcu olduğu düşünülüyordu. Ama yağmacılara göre, Artemis Tapınağının hazineleri, hepsinden daha ilginçti. Bunlar; Artemis’e saygı duymuyorlardı.
O yıllarda, Efes’te saf bir adam yaşıyordu. Bu adamın ismi; Herostratos; Kunduracılık yaparak geçiniyordu. Kimseye zararı dokunmazdı, ama ünlü olmak gibi bir zaafı vardı. Çevresinde ise, onun bu zaafını çok güzel kullanabilecek, bir yığın maceracı, soyguncu, politikacı insan vardı.
Sonunda, bir gün, ona; ” Artemision’u yakalayabilirsen, ünlü olabilirsin, adın tarihe geçer ” dediler. Herostratos; bu sözler üstüne, adını tarihe yazdırmak adına, önce korkup ürktüğü bu planı gerçekleştirmekten yana tavrını koydu. Mevsim yazdı. Yaz yangınları kolay söndürülemiyordu.
Tapınağın içinde, kandiller için saklanan zeytinyağları vardı, bunlar yangını körüklerdi. Sonunda: MÖ.356 yılının, 21 Temmuz günü gecesi, Herostratos, tapınağı ateşe verdi. Bina, için için yandı ve tapınağın hazinesi, şehirdeki tüm çapulcular tarafından yağmalandı.
Ertesi gün, duman ve sis bulutları arasında kalan ünlü yapının, ayakta kalabilmiş harabesi çok hazindi. Kent halkı, çok sevdikleri tanrıçalarının tapınağını, yangından kurtaramadılar.
Yalnız, başka bir gerçek daha ortaya çıktı. Tanrıça, kendi tapınağını koruyamamıştı, kentlilerin suçu yoktu. Çünkü, aslen tapınağın esas koruyucusu kendisiydi. Ama, Artemis, o gece başka bir şeyle meşguldü.
Yangın günü, yıldızlar, ona büyük bir kişinin doğacağını önceden haber vermişlerdi. Bu kişi, doğup büyüdüğü zaman, ünlü bir kral, hatta imparator olacak, o çağ dünyasının her yönüne akınlar yapacak, ülkeleri ele geçirecek ve yeni çağ yaratacaktı.
O halde, onun doğumunun bizzat Artemis tarafından yaptırılması gerekiyordu. Bu olay, tapınaktan önemli olduğu için, tanrıça 21 Temmuz gecesi, Efes’ten Makedonya’nın Pella kentine gitti. Evet, belki de, tahmin ettiniz, doğan çocuk, Büyük İskender.
Evet, tapınak yandı. Efesliler Herostratos’u en korkunç cezaya çarptırdılar. Hatta, onun adını anan herkes için ölüm cezası vermeye başladılar. Bu olaydan sonra, yüzyıllarca, şan ve şöhret tutkunu kişilere, “Herostratik” denmiştir.
Düşünebiliyor musunuz, adam gerçekten tarihe geçmiş, meşhur olmuş.
Her ne kadar tapınak yandı ise de, bu insanlar Artemis siz yaşayamazlardı. Yöneticiler ve halk birleşerek, yeni bir tapınak yapmaya karar verirler. İnşaata hemen başlanır.
Bir yandan mimarlar, bir yandan yüzlerce, binlerce esir durmadan çalışır. Yeni tapınağın baş mimarı: Kheirokrates.
Efesliler varlarını yoklarını tapınağa verirler. Kadınlar bile, mücevherlerini paraya çevirirler. Yapı öyle büyüktür ki, yayıldığı alan 6000 metre kareyi aşar.
İzmir Selçuk Artemis Tapınağı: Roma çağının ünlü tarihçisi Plinius (MS.79)un, bu muhteşem yapıya ait gözlemleri şöyledir.” Efes’teki Artemis tapınağı, gerçekten hayranlık uyandıran görkemli bir yapıttı. Bütün Asya’nın gayretiyle 220 yılda inşa edilmiş, yer sarsıntılarından zarar görmesin diye, bataklık bir yere yapılmış.
Bataklığın üzerine, kömür ve yün döşenmiş ve tapınak bunların üzerine oturtulmuş. Yapının uzunluğu 136 m. genişliği 7 m. civarındadır. Çeşitli krallar tarafından yaptırılıp armağan edilen 127 sütun vardı. Bunların her birinin boyu 19 m. ve 36 tanesi ise kabartmalı idi. Kabartmalı sütun kaidelerinden birini, ünlü heykeltıraş Skopas yapmıştı.
Yıllarca süren bu yorucu ve zorlu çalışmalar sonuçlanmak üzeredir. Ne var ki, tapınağın alınlığına öyle bir taş koymak gerekiyordu ki, ne baş mimar, ne de diğerleri buna bir çare bulamazlar. Bu yüzden baş mimarın uykuları kaçar. Sürekli düşünmektedir, fakat bu taşı yerine koymak için bir yöntem bulamaz.
Yine, uykusuz bir gece biraz dalar ve rüyasına giren Artemis; ” Artık düşünmemesi gerektiğini, o taşı kendi elleriyle yerleştireceğini ” söyler. Baş mimar, ertesi günü sabahı, büyük bir şaşkınlık ve sevinçle uyanır ve hemen tapınağa koşar, evet, taş yerine konulmuştur.
Aradan yıllar geçer. Büyük İskender, Pers’leri yenerek, bölgedeki tüm şehirlerde egemenliği ele geçirir. Sonunda, Efes’e gelir. Doğumunda Artemis’in ebelik yaptığı inanışını daha önce duydu mu bilinmez, ama Efeslilerin inancına saygı duyarak, tanrıçaya ve bu kente borçlu olduğunu düşünür.
Büyük bir tören düzenler ve tapınak sunağında kurbanlar keserler ve Artemis heykelleri ellerinin üzerinde taşırlar. Panayır dağı etrafındaki kutsal yolda, büyük bir ihtişamla yürürler. Dağın etrafını dolaştıktan sonra, yine tapınağa gelirler.
İzmir Selçuk Artemis Tapınağı: Efesliler, daha önce böylesine bir tören görmemişlerdir. Sonraki yıllarda, bu kutsal yol, bir güzergah olarak, Efes tarihinde, her zaman önemli rol oynar.
Kent halkı; tapınağın mükemmel olması için, devrin en önemli mimar, heykeltıraş ve ressamlarını çağırır. Bu sanatçıların yaptıkları muhteşem eserler, henüz bulunamamış olmasına rağmen, bunların nitelikleri antik dönem yazarlarınca belirtilmiştir. İskender, tapınağın bütün masraflarını karşılamak ister, ancak bir tek şartı vardır. Yaptığı bu iyiliğin, tapınak üzerine yazılmasını ister.
Ancak, Efesliler bunu kabul etmez. Bir iyilik yapılacaksa, bunun karşılığının beklenmemesi gerektiğini düşünürler. Ama, bu teklif karşısında, halkın heyecan ve hevesi kaybolur. Ancak, İskender’e çok politik bir yanıt verirler.
“Nasıl olurda, bir tanrı, diğer bir tanrıya tapınak yaptırabilir? ” Büyük İskender, bunu üzerine, Efeslilerin daha önce Perslere verdikleri vergiyi kaldırır. Buna karşılık, o paranın tapınak inşaatında harcanmasını ister. Konu böylece çözümlenir.
İşte; tapınağın yapım aşamasındaki, çeşitli anlatılan öyküleri, burada sizlere aktarmaya çalıştım.
ARTEMİS TAPINAĞI
İzmir Selçuk Artemis Tapınağı: Evet: dünyanın yedi harikasından biri. Antik dünyanın mermerden inşa edilmiş ilk tapınağı. Büyüklüğü:130 X 68 m. ve ön cephesi diğer Artemis (ana tanrıça) tapınakları gibi, Batı’ya dönük. 127 tane sütunu var.
Cephesindeki 36 sütunu kabartma. Yüksekliği ise; 25 m. 6000 metre karelik bir alana yayılmış. Yalnız, elbette bu rakamlar, varsayılan değerler.
Efeslilerin gündelik hayatında, tapınağın büyük önemi var. Hatta; çevre bölgelerde bile, tapınağın ünü çok yayılmış. Özellikle, tapınağın çevresinde bulunan koruma alanı ilginç.
İzmir Selçuk Artemis Tapınağı: Buraya sığınan insanlara; herhangi bir müdahale, yakalama, öldürme söz konusu olamıyor. Tarihin birçok döneminde, birçok ünlü veya ünsüz insan, buraya sığınarak ölümden kurtulmayı denemiş.
En son olarak: MS.263 yılında, Got’lar tarafından saldırıya uğramış, yakılmış, yıkılmış ve yağma edilmiş.
Efesliler, Hıristiyanlığa geçince de, bu sefer tapınağın kalıntıları, başka yapıların inşaatlarında kullanılır.
Tapınaktan günümüze sadece temel kalıntıları bulunmakta. Bataklık üzerinde, tek bir sütun ve birkaç taş parçasından ibaret.
İzmir Selçuk Artemis Tapınağı: Yine de, Selçuk-Efes bölgesine gittiğinizde, bu tapınağın bulunduğu alana mutlaka gidin, bir zamanlar o insanların ayak bastığı topraklara, yerlere basıyor olmanın heyecanını yaşayın. Bugün, burada o muhteşem tapınak olmasa da, kurulu olduğu yerde bulunmanın heyecanını yaşamak bile değer. Mutlaka gidin, görün.