Çanakkale

çanakkale
Çanakkale

Muhteşem güzel bir şehir. En son olarak: Eylül 2019 tarihinde gittim ve 3 gün kaldım. Gerçekten güzel bir yer. Özellikle: gece, tüm şehir halkını sahil boyundaki kordon bölgesinde: gerek yürüyüş yaparken ve gerekse kafeteryalarda otururken görüyorsunuz ve şehir dışından özellikle Ankara gibi bir merkez metropolden gelen biri olarak kıskanmamak elde değil. 

Yani, insan Çanakkale şehrine yerleşmek ve burada yaşamak istiyor. Öte yandan, şehrin en büyük özelliği: merkezinin bu güzelliği yanında, çevresindeki, yakın çevresindeki denize girme yerlerinin güzelliği. Özellikle: Çanakkale-Truva arasındaki yolda, deniz kıyısında bulunan bölüm muhteşem, bunun yanında Gelibolu bölgesinde de denize girme olanakları çok fazla.

Evet, giriş kısmı için son bir not. Çanakkale’de bulunduğum kısa sürede, özellikle kordon bölgesinde, Truva antik kentinin tanıtılması için yapılan etkinlikleri ve açılan stantları gördüm. Büyük, tahta Truva atı ilginçti. Şehir dışından gelenler, bunun önünde  fotoğraf çektiriyorlardı, turizm açısından olumlu bir gelişme.

Gelelim, şehrin tanıtımına. Şehrin tek sıkıntısı: sürekli esen bir yel, yani bir rüzgar var ve benim gibi, bu şehre gelen yabancılar için ilk anlarda bu rüzgara alışmak sanırım biraz sorun. Ama: şehirde gezerken, hemen ileride, boğazın öbür yakasında, yeşillikler arasında yazılı “DUR YOLCU” ibaresi ve devamı, gerçekten insanın duygularını etkiliyor.

Çanakkale’de: iskelenin bulunduğu bölgede, deniz kıyısındaki kordonda yürüyün, boğazdan geçen gemileri izleyin, müzeyi gezin, şehir dışına çıkmak isterseniz: elbette öncelikle “Gelibolu ve Çanakkale savaşlarının geçtiği Milli Park”, Truva, Asos, Behramkale, inanın Çanakkale: gerek tabiat yani doğal güzellikleri ve gerekse tarihi geçmişiyle, muhteşem güzel bir yer.

ULAŞIM

Çanakkale: herhangi bir ulaşım sorunu yaşanmayan merkezlerimizdendir. Özellikle: Avrupa’dan kara yolu ile gelen ve Ege bölgesi ve Akdeniz’e inen yolcular: Çanakkale yöresinden geçerler. Ama sanırım: İstanbul-İzmir otobanı yapılmasıyla; yörede ulaşım değerleri biraz farklılaşacak.

Evet, Çanakkale ilinin belli başlı yerlere olan uzaklığına gelince: Çanakkale-Ankara arası uzaklık: 659 km. Çanakkale-İstanbul arası uzaklık: 310 km. Çanakkale-İzmir arası uzaklık: 331 km. Çanakkale-Bursa arası uzaklık: 303 km. Çanakkale-Balıkesir arası uzaklık: 210 km. Çanakkale-Tekirdağ arası: 171 km. Çanakkale-Edirne arası uzaklık: 217 km.

Otobüs Terminali: şehir merkezindedir.

Çanakkale-Gökçeada arasında: feribot seferleri var. Çanakkale’den Bozcaada’ya gidebilmek için ise: Ezine-Geyikli bölgesine gitmeniz ve oradan feribota binmeniz gerekiyor. Bu arada: Çanakkale il merkezi ve Gelibolu arasında: sürekli ulaşımın sağlandığı feribot seferleri bulunmaktadır.

Çanakkale

TARİH

Bu bölgedeki ilk yerleşimlerin geçmişi: MÖ 4000 yılına kadar uzanmaktadır. Antik dönemde, yerleşim birimleri genellikle Hellespontos yani Çanakkale Boğazı kıyılarında, Troas bölgesinde ve sonrasında ise Dardanos adını alacak şehrin bulunduğu bölgede kurulmuştur.

Hellespontos isim kaynağı: Hele isimli kahraman, altın postlu koça binip, Kolkhis ülkesine gitmek için boğazdan geçerken; koçtan denize düşer ve bu yüzden, denize “Helle Denizi” ismi verilir. Denizin kıyısındaki yerleşim yerine ise: Hellespontos ismi verilir.

Şehir: Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan önemli bir geçit olduğu için, yıllar boyunca gelişmiş ve bir ticaret merkezi olmayı sürdürmüştür.

Özellikle: Çanakkale’nin 30 km güneyindeki Truva Antik Kenti, Homeros’un İlyada destanında anlattığı kadarıyla görkemli, zengin ve o günün Yunan dünyası için merkezi bir yerdi.

Heinrich Schlieman tarafından ortaya çıkarılan ve Truva atıyla ünlenen bu şehir, bin yıllarca insanların hayalini süslemiştir.

Ama aslında günümüzdeki Çanakkale, antik dönemde Çanakkale’nin 11 km güneybatısında Troas bölgesinin Dardanos şehrine denk gelmektedir. Bir Aiolia şehri olan Darnados, adını Yunan mitolojisinin baş tanrısı Zeus’un Elektra’dan doğma oğlu Dardanos’tan alır. Bazı İtalyanlar ise, onun bir Etrüsk prensesinin oğlu olduğuna inanırlar. Söylentilere göre, Dardanos, bu bölgede içinde Dardanos ve Truva’nın bulunduğu birçok şehir kurmuştur.

MÖ 12’nci yüzyılda Balkanlardan göç eden kavimlerden olan Frigler, bu bölgeyi istila ettiler. Yunanlılar MÖ.11 ve 8’nci yüzyıllar arasında yani koloni kurma dönemlerinde, bu bölgede çeşitli koloniler kurdular.

Daha sonra efsaneye göre: taktığı yüzükle istediği zaman görünmez olabilen ve böylelikle Lidya’nın kralı olan Gyges: MÖ 680 yıllarında bölgeyi egemenliği altına aldı.

Dardanos MÖ 546 yılında ise Pers egemenliğine girdi ve Yunanlılar ile Persler arasında geçen iki büyük savaşta, Perslerin Yunan anakarasına geçmek için kullandıkları önemli bir üs oldu.

MÖ. 394 yılında Büyük İskender’in yönetimine giren bölge, daha sonra birçok kez el değiştirdi.

MÖ. 191 yılında bu bölgeye yerleşmeye başlayan Romalılar, MS.1’nci yüzyılın başlarında bölgeyi tamamen egemenlikleri altına aldılar.

İstanbul’un kurulmasından sonra, önemi kat kat artan bu bölge, uzun bir süre Doğu Roma yani Bizans imparatorluğunun egemenliğinde kaldı. 668-672 yılları arasındaki yani Emeviler döneminde Arap donanmaları, Çanakkale boğazından geçerek İstanbul’u kuşattılar. Daha sonra Venedik, Pisa ve Cenova Prenslikleri, bu bölgeyi kontrolleri altına almak için birbirleriyle mücadele ettiler.

13’ncü yüzyılın ortalarında yine Doğu Roma İmparatorluğunun egemenliğine giren bölge, 14’ncü yüzyıl başlarında Karesioğulları Beyliği tarafından kontrol edildi.

1345 yılında Çanakkale’nin Anadolu yakasında kalan bölüm, Sultan Orhan Gazi tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.

1462 yılında, Osmanlı egemenliği döneminde Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Çimenlik kalesinin çevresinde, ilk yerleşim başlar. Günümüzde, Askeri Deniz Müzesiyle birlikte görülen kalenin çevresinde, Cami-i kebir mahallesi kurulur. Aynı dönemde, kalenin yapımında çalışanlar ise, Çay mahallesini kurarlar. Cami-i kebir mahallesinin kuzeyinde ise, Rumlar tarafından, Rum mahallesi oluşturulur.

20.yüzyılın başında başlayan savaş ortamı: yörede, bir göç dalgası yaratır. Müslümanlar dışındaki halk, yöreyi terk eder. Balkanlar ve Ege bölgelerinden gelen Türkler ise, yöreye yerleşirler.

Çanakkale

GENEL

Çanakkale: Gelibolu yarımadası ile, Anadolu’nun uzantısı olan Biga yarımadası üzerinde toprakları bulunan bir ilimizdir. Ege ve Marmara bölgelerinde, toplam 671 km. kıyı şeridi bulunmaktadır.

Yörenin iklim şartları değerlendirildiğinde: Akdeniz ve Karadeniz iklimlerinin etkisinde, bir geçiş ikliminin egemen olduğu görülür. Buna göre: yağışlar genel olarak: bahar ve kış aylarında görülür.

İl topraklarının: yüzde 53 ormanlar, yüzde 33 tarım arazileri, yüzde 2 çayırlar ve meralar kaplamaktadır. Tarım arazilerinin ise: yüzde 9 zeytinlik, yüzde 80 tarla arazisidir. Yetiştirilen tarım ürünlerinin en önemlileriyse: hububat.

Çanakkale

ÇANAKKALE BOĞAZI HAKKINDAKİ BİR EFSANE

Antik dönemde: boğazın Avrupa yakasında: Sestos şehrinde, büyük bir Afrodit Tapınağı varmış. Tapınakta ise; Hero isimli, çok güzel bir rahibe.

Sestos şehrinde: baharda düzenlenen şenlikte, Afrodit Tapınağına getirdiği hediyeleri sunan: Abydos şehrinden Leandros; rahibe Hero’yu görür ve aşık olur.

Gerek rahibe Hero ve gerekse Leandros; her ikisi de, boğazın karşılıklı iki kıyısında yaşamaktadırlar. Ancak: sık sık bir araya gelmenin yolunu bulmuşlardır. Rahibe Hero: birçok gece, bulunduğu kıyıda ateş yakar ve Leandros, bu ateşe doğru yüzerek boğazı geçer ve büyük aşkına ulaşır.

Ancak: geçen süreç içinde: kış gelip te rüzgarlar her yönden esmeye başlayınca: Leandros bahara kadar gelmeyeceği yönünde Hero ya verdiği sözü unutur ve sevgilisine doğru kulaç atmaya başlar. Ancak, fırtına ve dalgalar, Hero’nun yaktığı ateşi söndürür ve Leandros, gücü tükenince, ölür. Hero’da, bunu öğrendiğinde, hemen oracıkta intihar ederek, ölümü seçer. “

Çanakkale Dardanos Tümülüsü

DARDANOS

Antik Yunan Mitolojisinde: Dardanos: Zeus ve Elektra’nın oğludur.

Arkadia kralıdır. Arkaida’dan Anadolu kıyılarına göç eden kral Dardanos: burada, adını taşıyan bir şehir kurar. Bu şehir günümüzde: Truva-Çanakkale arasında bir höyük olarak görülebilmektedir. Evet, kral Dardanos, şehir kurduğu bu bölgeye: Dardania adını verir. Kral Dardanos’un İtalyan kökenli olduğu söyleniyor.

Truva savaşlarında: bunlar, Truvalılara yardım ederler.

Dardanos ismi: Homeros’un İlyada destanında geçer. Bu nedenle, bölgedeki yerleşimin: MÖ.3000’lere kadar uzandığı düşünülmektedir. Bu durumda: Dardanos yerleşiminin, Truva’dan daha eski olduğu sonucuna varılıyor.

Yazılı kaynaklarda belirtildiğine göre: MÖ.85 yılında, Pontos kralı Mithridate Eupator ile Romalı komutan Sulla: bu şehirde, Dardanos barışını imzalamışlardır.

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi

ÇANAKKALE 18 MART ÜNİVERSİTESİ

Üniversite: 1992 yılında kurulmuştur. Bünyesinde, günümüzde: 9 fakülte, 11 meslek yüksek okulu, 2 yüksek okul, 2 enstitü olmak üzere: 24 eğitim birimi bulunmaktadır.

Üniversite birimlerinin yerleşimi:

1.Anafartalar Kampüsü: Burada: Eğitim fakültesi var.

2.Terzioğlu Kampüsü: Burada: Rektörlük, Genel Sekreterlik: İlahiyat, Güzel Sanatlar, Fen-Edebiyat, Mühendislik-Mimarlık, Su ürünleri ve Ziraat fakülteleri bulunuyor.

3.Dardanos Kampüsü: Burada, çeşitli fakültelerin uygulama alanları bulunuyor.

4.Üvecik Kampüsü: Yine, burada da, Ziraat fakültesi uygulama alanları var.

NE YENİR

Çanakkale yöresinde, yerel lezzetleri tatmak isterseniz: size önerebileceğim yemeklerin başında: Tumbi, Çırpma ve Melki Yemeği. Tabii deniz ürünü yemek isterseniz: sardalya yani boklu kebap. Sardalya balığı: özellikle Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında yağlanıyor. Bu aylarda, sardalya nın ızgarasının tadı doyumsuz olur. Size önerim: asma yaprağında “sardalya” yemelisiniz.

Son olarak: yöreyi ziyaret edenler için önereceğim yöresel lezzet: peynir helvası. Taze peynir ve şeker ile yapılıyor. Özellikle: fırınlanmış peynir helvası denemelisiniz. Helva üzerinde, dondurma da ayrı bir lezzet.

NE SATIN ALINIR

Çanakkale ismi ile özdeşmiş, bir obje: Çanakkale Seramikleri. Çanakkale’ye adını veren: seramikler, çömlekler, testi ve sürahiler, şehir merkezindeki turistik dükkanlarda satılıyor, buralardan zevkinize göre çeşitli seramik hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz. Özellikle: minyatür Truva atı ilgi çekici.

GEZİLECEK YERLER

Şehir merkezinde: arabalı vapur iskelesinin her iki yanında: lokantalar, barlar, kafeler ve yürüyüş yapanların bir süre oturarak dinlenebilecekleri bankların bulunduğu kordon bölgesi var.

Bu kordon bölgesi ve iskele civarı; genellikle gece-gündüz, şehrin en hareketli yeridir. Kordon bölgesindeki lokantaların büyük bölümü: muhteşem lezzetli deniz ürünleri sunmaktadırlar. Bu lokantalarda: her mevsim taze balık bulabilirsiniz.

Çanakkale Saat Kulesi

SAAT KULESİ

İl merkezinde, iskelenin hemen karşısındadır.

Saat kulesi: 1897 yılında: Sultan II. Abdülhamit döneminde, İtalyan tüccar ve konsolos Emili Vitali tarafından yaptırılmıştır. (10.000 altın verdiği söyleniyor) 5 kattan oluşan kulenin kenarının uzunluğu: 4.5 metredir. Yapımında: pembe granit taşı kullanılmıştır.

Kulenin dört cephesinde de: saat bulunmaktadır. Kare planlı yapı, yukarıya doğru incelerek yükseliyor. En üstte ise: çokgen gövdeli, çan asılan bir çan köşkü var. Kulenin kapısı: güney cephede.

Kulenin hemen altında, kuzeydeki çeşme: 1889 yılında, yörede yaşayan Yahudi Halyo tarafından yaptırılmıştır. Çeşmenin mermer kurnası ve ayna taşı var. Saat kulesi, Çanakkale’de yaşayanların, bir buluşma noktası.

Çanakkale Aynalı Çarşı

ESKİ ÇANAKKALE, AYNALI ÇARŞI

Saat kulesinin bulunduğu bölgenin hemen arkasındaki sokaklar: şehrin eski mahallelerine çıkmaktadır. Bu daracık sokakların çevresindeki eski konutlar ve dükkanlar, günümüzde kafe olarak kullanıma açılmış. Ayrıca, küçük hanlar da bulunuyor.

Evet, bir türküde söz edilen meşhur “Aynalı Çarşı” da buradaymış. Aynalı Çarşı: bu bölgede, 1889 yılında, Sultan Abdülhamit döneminde, saat kulesinin altındaki çeşmeyi yaptıran, Yahudi Halyo tarafından yaptırılmış. Bu yüzden: Halyo çarşısı olarak da biliniyor. Girişin her iki tarafındaki aynalardan ötürü “Aynalı Çarşı” olarak da biliniyor.

İstanbul’da bulunan, ünlü Mısır Çarşısının küçük bir benzeriymiş. Ancak: Çanakkale Savaşları sırasında; İngiliz zırhlısı Queen Elizabeth tarafından, top ateşi açılarak yıkılmış. Çarşı yapısı, bundan sonra, bir süre yıkık olarak kalmış. Daha sonra ise, eski haline pek benzemeyen şekilde yeniden yapılmış. Günümüzde, burada 14 dükkan var. Çarşıya aynalı çarşı isminin verilmesinin nedeni: askerlerin çarşıya çıktıklarında, buradan cep aynası satın almaları.

“Çanakkale içinde aynalı çarşı, Ana ben gidiyorum düşmana karşı” İşte, büyük bir savaşı özetleyen türküden bir dize.

Çanakkale Nurset Mayın Gemisi

NUSRET MAYIN GEMİSİ

Bu bir maket ve 1982 yılında yapılmıştır. Ancak, gerçek geminin, bire-bir kopyasıdır. Yani, aynı ölçülerde. Geminin boyutları: boyu 42 metre ve genişliği 7.5 metredir. Çimenlik kalesi sahil şeridinde bulunuyor. Geminin arka tarafındaki raylar üzerinde: 1915 yılında kullanılan mayınlar var.

Geminin iç kısmında ise: Çanakkale Zaferiyle ilgili eski gazete yazıları, gemiye ait seyir cihazları, mayın gurup komutanı Nazmi Akpınar için yapılmış şeref köşesi ve gemi komutanı Hakkı yüzbaşının üniforması bulunuyor. Alt güvertede: 1914-1915 yılları arasında meydana gelen Çanakkale savaşları, kronolojik sıraya göre anlatılıyor.

Çanakkale Çimenlik Kalesi

ÇİMENLİK KALESİ-KALE-İ SULTANİYE (SULTAN KALE)

Şehre adını veren önemli ve görkemli bir anıttır. 15’nci yüzyıl ortalarında, Fatih Sultan Mehmet tarafından boğazın kontrolü için yaptırılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise onarılmıştır. Dış surlar ve iç kale olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

110×155 metre ölçülerindeki dış surlar, dikdörtgen planlıdır. Duvarlarının kalınlığı 6-7 metre arasında değişir. İnsan boyunda ve 2 metre kalınlığında mazgalları vardır.

Kuzey duvarının ortasında bulunan 14 metre yüksekliğinde ve 15.5 metre çapındaki kule en önemlisidir. 29 x 44 metre boyutlarındaki iç kale, 22 metre yüksekliğindedir. Burası 3 kat ve üst sofa bölümlerinden oluşur.

Günümüze kadar iyi korunmuş olarak gelen bu yapı, Boğaz Komutanlığının sorumluluğundadır.

Çanakkale Deniz Müzesi

ÇANAKKALE DENİZ MÜZESİ

Çimenlik kalesinde bulunmaktadır.

Çanakkale Deniz Boğaz Komutanlığı tarafından işletilmektedir ve halka açıktır. Müze: 1982 yılında kurulmuş olup, müzenin bahçesindeki park alanında: Çimenlik kalesi unsurlar ve Nusret Mayın gemisi bulunuyor. Bahçede ayrıca: çeşitli top, tüfek, taşıma arabaları, torpido ve mayınlar görülebilir.

Müzenin içinde ise: çeşitli maket, resim ve fotoğraf galerileri var.  Ayrıca: Çanakkale savaşlarında kullanılan silah ve askeri objeler sergileniyor. Galerinin ikinci katında: asker ressamlardan Mehmet Ali Laga’ya ait, 97 kara kalem ve sulu boya tablo sergileniyor. Bu müzede görebileceğiniz ilginç obje: Almanların, Sultan Abdülaziz’e hediye ettikleri, sultanın tuğrasının işlendiği top kaması.

Çanakkale Fatih Camii

FATİH CAMİİ

Çarşının güney ucunda ve kalenin doğusundadır. 1452 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Sultan Abdülaziz döneminde yenilenerek minareden sonra iki katlı bir bölüm eklenmiştir.

 

KALE MESCİDİ

Çanakkale Hisarının girişindedir. Mihrabı ve iki duvarı sağlam durumdadır. Minarenin alt bölümü kesme taş, gövde ve şerefe ise tuğladır. Basık kemerli kapı, esmer ve beyaz taştan yapılmıştır.

Çanakkale Yalı Hanı

YALI HANI

Yapılış tarihi hakkında net bilgiler yok. Ancak: bu han, uzun süre yöreye gelenler tarafından konaklama amacıyla kullanılmış. Hanın tarih içindeki en büyük rolü ise, Truva hazinelerini çalarak, yurt dışına kaçıran, Alman Schiller’in; hazineleri çalıp, yurt dışına kaçırırken, buradan geçtiği konusunda, anılarında söz etmesidir.

Yani: bu han hakkında, 1880 ve 1910 yıllarında yazılı belgelerde kayıt var. Net olarak: büyük olasılıkla, 1889 yılında: bir Rum aile tarafından yaptırıldığı sanılıyor.

Bu yıllarda: buharlı gemilerin, deniz ulaşımına sürat kattığı bu yıllarda, Çanakkale’den gelip geçenlerin konaklama ihtiyaçları buradan karşılanmış. Dünyanın dört bir yanından İstanbul’a gelen veya İstanbul’dan ayrılan her deniz taşıtı: Çanakkale’de mutlaka konaklar, mevsimine göre bazen birkaç gün, bazen haftalarca kentte misafir kalırlardı. Dolayısıyla, bu yolcuların bir kısmı: Yalı Han’da konaklamışlardı.

Han: 1940 yılında yanmış ve daha sonra, büyük bölümü betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. 1975 yılına kadar, yine konaklama işlevini sürdüren han; günümüzde başka işlevler yürütüyor. Üst katlardaki 22 oda kullanılmıyor. Zemin kattaki 12 odadan, 7 tanesi, çeşitli el sanatları üretimi için kullanılıyor. Avlusunda ise, çay bahçesi var.

Çanakkale Arkeoloji Müzesi

ÇANAKKALE ARKEOLOJİ MÜZESİ

Bu konudaki ayrıntılı ve muhteşem bir yazı: yine bu sitede “Çanakkale Arkeoloji Müzesi” adı altında bulunuyor. Oradan, müzeyi inceleyebilirsiniz.

Çanakkale Hasan Mevsuf Şehitliği

HASAN MEVSUF ŞEHİTLİĞİ

Bunlar: Çanakkale Savaşlarında büyük cesaret gösteren ve şehit olan iki subaydır. Bunlar, Batarya komutanı Üsteğmen Hasan Bey ve Gözetleme Subayı Teğmen Mevsuf’un anısına inşa edilmiştir. Şehitlik: şehir merkezine 12 km. uzaklıktadır. Eski Çanakkale-İzmir yolu üzerindedir. Ziyaretçiler, Şehitliğe kolayca ulaşabilmektedirler. 1990 yılında, şehitliğin, çevre düzenlemesi ve restorasyonu yapılmıştır. Şehitlik 18 Martta anma törenlerine ev sahipliği yapmaktadır. 

Çanakkale Kepez ve Kepezaltı

KEPEZ VE KEPEZALTI

Şehrin, İzmir çıkışı: Kepez mevkii olarak isimlendiriliyor. Burası: Çanakkale boğazının en iyi göründüğü yerlerden biri. Bu bölgede: Çanakkale il merkezinde yaşayanların, villaları ve tatil siteleri dolu. Ayrıca: buradaki bir kısım lokantada, güzel deniz ürünleri yiyebilirsiniz.

Çanakkale Dardanos Tümülüsü

DARDANOS TÜMÜLÜSÜ

Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde, Üniversiteye ait alanın yanındadır. Şehir merkezine 11 km. uzaklıkta, Kalabaklı çayı kıyısında, Maltepe’de bulunmaktadır.

Yığma toprak bir tepedir. Dünyada bilinen en eski Tümülüs (mezar) olarak öne çıkıyor. Tarihi: Truva’dan daha eskilere dayanıyor. 1959 yılında yapılan bir Çimento fabrikasının harfiyatı sırasında: tesadüfen ortaya çıkarılmıştır. 1959 yılında Rüstem Duyuran tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda ortaya çıkarılan bir aile mezarlığı, bölgenin tarihine ışık tutması açısından önemlidir.

Bir koridor, ön oda ve ana mezar odasından oluşan mezarda birçok iskelet, altın takılar,  tunç ve pişmiş topraktan yapılmış gereçlerle, kandiller, gözyaşı şişeleri ve müzik aletleri bulunmuştur. Mezarda, Arkaik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerinden kalma yazıtlar vardır.

Evet, burası: Çanakkale’nin en eski yerleşiminin izlerini barındırıyor. Çanakkale’ye atfen sözü edilen “Dardanos” antik şehri, burada kurulmuş. Tümülüs yapısı: üç bölümden oluşuyor. Bunlar: koridor, ön oda ve asıl mezar odası. Tümülüste: bir lahit, mezar odasında kum taşından yapılmış 3 yatak, 25 iskelet ve ölü hediyeleri olarak ise: altın takılar, bronz ve pişmiş topraktan objeler, kandiller, gözyaşı şişeleri, müzik araçları, sedef ve cam eşyalar bulunmuştur.

Tümülüsün bulunduğu alanda yapılan kazılarda ise: Afrodit heykeli bulunmuştur. Bu heykel: dünya arkeoloji literatürünü: Dardanos Afroditi olarak girmiştir. Heykel: MÖ.4.yüzyılın ünlü heykeltıraşlarından Praksiteles’e ait “Knidos Afrodit”i’nin küçük bir kopyası olması nedeniyle, ayrı bir önem kazanmaktadır.

Tümülüste çıkarılanlar: Çanakkale Arkeolojik Müzesinde sergileniyor. Tümülüs bölgesi, başta da belirttiğim gibi: Onsekiz Mart Üniversitesi alanında kalıyor, buraya giderseniz, görebileceğiniz pek fazla bir şey yok. Müzeyi gezerken, buranın çıktılarını göreceksiniz.

Çanakkale Nara Kalesi

NARA KALESİ

İl merkezine, 5 km. uzaklıktadır. Eski: Abydos şehrinin eteğinde kurulmuştur.

Bu kale: İngiliz donanmasının boğazdan geçerek İstanbul’u tehdit etmesi üzerine, 1807 yılında, Sultan III. Selim tarafından yaptırılmıştır. Kale yapısı: cephane deposu, dış duvar ve gözetleme kulesinden oluşmaktadır. İç kale bölgesinde ise: 9 metre yarıçapında, dairesel bir bina bulunmaktadır.

Kalenin duvarları ise: 9.5 metre yüksekliğinde, 2 metre kalınlığında ve 26 basamak merdivenle çıkılan, 20 mazgal denize hakim olacak şekilde yapılmıştır. Kale duvarlarının kalın ve havalandırma sisteminin orijinal olması: buranın sığınak olarak da kullanıldığını göstermektedir.

Nara kalesi: askeri güvenlik bölgesi içinde kalıyor. Bu yüzden ziyaret mümkün değil. Günümüzde, burada Çanakkale Boğaz Komutanlığına bağlı, Deniz Birlikleri Komutanlığı var.

Çanakkale Güzelyalı Sahili

GÜZELYALI SAHİLİ

İl merkezine, 12 km. uzaklıktadır. İzmir yolu üzerindedir. Kent merkezinden, buraya: özellikle yaz döneminde, yoğun olarak toplu ulaşım araçları bulunur. Kışın yörede yaşayan toplam nüfus 500 kişi iken, yazın bu rakam 5000’lere kadar çıkıyor. Burasının antik dönemden kalan bir ünü daha var. Çanakkale-Güzelyalı arasındaki bölüm: antik tarihte “Zeus’un yeryüzündeki bahçesi” olarak biliniyor.

Burada: uzun kumsal, plaj ve çeşitli tesisler var. Özellikle; yaz sıcaklarında, burada sürekli esen rüzgar, insanların sıcaktan etkilenmesini önlüyor. Bu sürekli esen rüzgar, aynı zamanda, sörf yapmak için de ideal bir ortam yaratıyor.

Zaten: bu bölgede: kamu kurumlarının birkaç sosyal tesisi de var.  Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinin kampüslerinden biri bulunuyor. Ayrıca: Jandarma ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait, Sosyal Tesisler yani kamp tesisleri, denize girilebilen yerler var. Muhteşem güzel yerler. Yeşillikler arasında, merdivenlerle aşağı iniliyor ve yeşillikler denizle birleşiyor. Buradan özellikle, güneşin batışı apayrı bir güzellik yaratıyor.

Çanakkale Troya Atı

TROYA-TRUVA

Çanakkale şehir merkezine 14 km. uzaklıktaki, Troya antik kenti konusundaki ayrıntılı yazımı: yine bu sitede “Troya” ismi altında bulabilirsiniz.

Truva tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için. 

Çanakkale Balaban Çeşmesi

BALABAN ÇEŞMESİ

Çanakkale-Çan karayolunun 38’nci km.de bulunmaktadır. Kirazlı köyü yakınlarındadır. Bölge halkı tarafından “Demir Eriyen Çeşme” olarak da bilinir. Çeşmenin suyu içerdiği mineraller nedeniyle demir içerikli olup, bu özellik, suyun sağlık açısından faydalı olduğuna inanılmasına yol açmıştır. 

Çanakkale yöresinin en iyi piknik alanlarının başında gelmektedir. 1931 yılında inşa edilmiştir. 

Atatürk, 1934 yılında, burada, İran Şahı Pehlevi ile birlikte, mola vererek, kahve içmiştir. Bu yüzden, hemen yakındaki çeşmeye: Gazi çeşmesi deniliyor. Çeşmenin hemen yanında ise, o günlerden bugüne kalan bir kestane ağacı bulunuyor.

Buraya yolunuz düşerse: oğlak ve kuzu çevirmesi yemelisiniz. Çünkü: bunlar, bu yörenin en önemli lezzetlerindendir.

Çanakkale Tevfikiye Köyü
Çanakkale Tevfikiye Köyü

 

TEVFİKİYE KÖYÜ

Çanakkale şehir merkezine bağlı Tevfikiye köyü, son yıllarda turizm yönünden öne çıkıyor. Burası, Truva dönemini yaşatan arkeo-köye dönüştürüldü. Truva antik kentine yapılan ziyaretler sırasında burada mola veriliyor. Organik meyve-sebze, hediyelik eşyaların alışverişi yapılabiliyor. Truva tarihinden izler görülebiliyor.

Arisbe-Musa köyü

ARİSBE

Şehir antik çağda Troas bölgesinde, günümüzde ise Çanakkale ilinin kuzeybatısındadır.

Günümüzde, yeri tam olarak belirlenememiştir. Ancak Biga yarımadasında bulunduğu tahmin edilmektedir. Daha ayrıntılı olarak Çanakkale merkez ilçeye bağlı Musaköy’dedir.

Hemeros: düzenli sıfatını yakıştırdığı Arisbe şehrinin Lesbos (Midilla) adasından gelen Aioller tarafından kurulduğunu belirtir.

Strabon: Troas bölgesinde Selleis ırmağı kıyısında kurulmuş bir kent olarak söz eder. Ayrıca: “gerçekten Aisepos nehri ile Abydos arasında yaşayanlar Troyalı idiler. Sade bunlar değil, Abydos dolaylarındakiler de Asios’un tebaasıydı. Onlar ki Perkote ve Praktios ve tanrısal Arisbe çevresinde, Sestos ve Abydos’da otururlar. “

Strabon: şehri Miletoslu göçmenlerin kurduğunu söyler.

Ancak Stephanos Byzantios ve Plinius ise, Şehrin: Lesbos adasındaki Mytileneli Aioller tarafından kurulduğunu öne sürer.

Strabon’a göre: şehir Selleis nehri kıyısında kurulmuştur. Selleis nehrinin günümüzdeki Yapıldak deresi olabileceği düşünülür. Ancak yazın kuruyan bölgedeki derelerin zaman içinde yatak değiştirdikleri de kesindir.

Strabon: “Coğrafya” adlı eserinde, Arisbe şehrinin, konumundan bahseder. İlk kurulduğunda deniz kıyısında bulunan ve bir liman kenti olan Arisbe’nin akarsuların taşıdığı alüvyonlar sonucu, günümüzde deniz kıyısından içeride kaldığı bilinmektedir.

Antik çağda Troas bölgesinde, kendi adına sikke basan kentler arasındadır.

Büyük İskender’in MÖ 334 yılında Hellespontus’a Abydos üzerinden geçer geçmez ordusunu konaklattığı ilk yer olan Arisbe, yakınındaki Abydos şehri nedeniyle tarihin hiçbir döneminde büyük bir gelişme gösterememiş ve MÖ 3’ncü yüzyılda Abydos topraklarına dahil olmuştur.

 

GÜNÜMÜZ

Bugün şehir toprak altındadır.

Günümüzde, denizden yaklaşık 750 metre içeride bir höyük yerleşmesi olan Arisbe’nin yüzeyindeki seramikler, ağırlıklı olarak Tunç ve Demir çağlarına aittir.

Geç Kaltolitik-Tunç çağına ait kırmızı ve siyah astarlı bir kısmı perdahlı çeşitli çömlek ve kase formları, en erken yerleşime ait olmalıdır.

Mimariye ait kiremit parçaları tespit edilmiştir.

Küçük buluntu olarak çakmaktaşı parçaları, en yakın benzerleri Troya’da bulunan Tunç ve Demir çağına ait çeşitli formlarda ağırşaklar ile taştan minyatür el baltası, bir dilgi parçası ve bir adet disk biçimli kenarları yuvarlatılmış seramik parçası bulunmuştur.

Günümüzde çevresi tarla olarak kullanılan höyüğün üzerinde, bağ, meyve bahçesi ve bir bostan bulunur.

Yerleşimin üst kısmında, bir adet obsidiyen alet parçası ve ortası delinmiş disk biçimli boynuzdan bir obje ve oval formlu ortası delinmiş bir çakıl taşı ele geçmiştir.

Arabis şehrinde ele geçen, şeffaf olmayan mat siyah tonlu bu obsidiyen parçası, muhtemelen Anadolu kökenli farklı bir kaynağı işaret eder.

 

 

 

 

Gelibolu tanıtımı ve gezilecek yerler.

Balıkesir tanıtımı ve gezilecek yerler.

Altınoluk tanıtımı.

 

Çanakkale Biga

Çanakkale Biga: Biga’ya, bir kez gittim. Önce ilçe merkezinde gezdim, kalabalık ve modern görünümlü bir yöremiz. Daha sonra Karabiga bölümüne gittim ve özellikle Karabiga’nın güzelliğine hayran oldum. Mutlaka burayı görmelisiniz. Özellikle: Karabiga’da, deniz kıyısındaki restoranlarda muhteşem deniz manzarasına karşı mutlaka zaman ayırın.

Çanakkale Biga

ULAŞIM

Edremit körfezine ulaşmak isteyenlerin kullandıkları: Bursa-Balıkesir yolu üzerinde bulunmasa da, Bandırma üzerinden bu bölgeye ulaşmak isteyenler ve de özellikle İstanbul üzerinden, Bandırmaya (İstanbul Yenikapı-Bandırma arası, deniz otobüsü bulunmaktadır) gelip de, Edremit körfezine ulaşmak isteyenler, Biga’dan geçmek durumunda kalıyorlar. Biga her ne kadar iç bölgelerde kalsa da, Biga’nın Karabiga nahiyesi, deniz kıyısında ve Marmara Denizinin kıyısında muhteşem bir güzellik sunuyor ziyaretçilerine.

Evet, Biga: İl merkezi Çanakkale’ye, Lapseki üzerinden: 84 km. uzaklıktadır. Bursa ve İstanbul’a toplamda: 3 saat uzaklıktadır. İzmir’e ise 6 saat uzaklıktadır. Ankara’ya, 8 saatlik otobüs yolculuğu ile ulaşılır.

Biga

TARİHİ

Biga’nın, tarih sahnesinde ilk kez: Truva kralı An Comenen tarafından, MÖ.2000 yıllarında kurulduğu düşünülmektedir. Kuruluş yeri olarak ise: günümüzde, Biga-Çiçekli mezarlığının, güneybatısında kalan “Öğlen kavakları” yöresi olduğu düşünülüyor. Burada, bolca eski kalıntılara rastlanmaktadır.

Su kaynaklarının da bulunması, eskiden burada bir yerleşim bulunduğunun en büyük kanıtıdır. Dolayısı ile, antik “Pega” kentinin, burada kurulmuş olması ihtimali yüksektir. Ancak, burada günümüze değin, herhangi bir arkeolojik kazı yapılmamıştır.

Takip eden tarihi süreçte, bölgede egemen olan topluluklar şunlardır: Frigler ve Misyalılar. Daha sonra ise, İonlar görülür. MÖ.560 yıllarında ise, Lidyalılar. Daha sonra Persler ve MÖ.334 yılında, Büyük İskender. Yalnız burada, tarih açısından özellik arz eden bir durum var.

Büyük İskender ve Persler arasında, Anadolu’nun ele geçirilmesiyle sonuçlanan “Granikos Savaşı” Kocabaş Çayı kıyısında, Çınar köprü köyünün yakınlarında gerçekleşir. Büyük İskender, Perslerle, bu çayın kıyısında, MÖ.334 yılında karşılaşır ve bu savaşta, İskender, sayıca kendi ordusundan çok üstün olan Pers ordusunu, büyük bir bozguna uğratır.

Pers ordusunun bozguna uğramasında, paralı Yunanlı askerlerin büyük etkisi olur ve İskender, özellikle bu paralı Yunan askerlerini öldürtür. İskender’in tarih sahnesinde yerini alması açısından, bu savaşın büyük önemi var.

MÖ.73 yılında Romalılar bölgede egemenliği ele geçirirler. İmparatorluk ikiye bölününce, bölgede Bizanslılar egemen olurlar. Anadolu Türk Beylikleri sırasında, Karesi Beyliği, Biga ve çevresinde egemen olur.

Bölgenin tarihinde, bu dönemlerde yaşanan en büyük olay: 1302 yılındaki büyük depremdir. 1350 li yıllarda, bu bölgede yine büyük bir deprem olur.

Biga, ilk olarak Selçuklu Sultanı Alaaddin’in Beylerinden “Bayboğa” tarafından ele geçirilir ve ismine izafeten, yöreye “Boğa” ismi verilir. Bu isim: bu yörenin boğalarıyla ün kazanmış olmasıyla da ilgili olabilir. 1353 yılında, Şehzade Süleyman, Anadolu’dan Rumeli’ye geçiş yolunda, Biga’nın Kemer köyündeki iskeleyi kullanır. Devam eden süreçte, Osmanlılar, yörede egemen olurlar.

1921 tarihinde, Biga ilçe olarak konumunu alır. Bu tarihte, Biga Yunan işgaline uğrar. Ancak, 12 Eylül 1922 tarihinde, Yunanlılar, Biga’yı İngilizlere terk ederler. 18 Eylül 1922 tarihinde ise, Türk Ordusu tarafından, Biga, Anavatan topraklarına katılır.

Biga’nın sözcük anlamı: Yunancada “kaynak” ve “pınar” anlamına gelmektedir. Kelime kökeni ise: Pegasus olduğu düşünülüyor. Pegasus, hatırlayanlarınız olabilir “efsanevi kanatlı at”.

Antik çağda ise, Biga isminin anlamı: iki tekerlekli savaş arabasıdır. Başka bir söylentiye göre: şehrin surları dışında, herhangi bir saldırı anında, düşmanı korkutmak için serbestçe ve iri bir kara boğa gezdirilir. Kent, adını bu boğadan da almış olabilir.

 

BİGA EFSANELERİ

Pegasus

PEGASUS EFSANESİ

Bellorophon, Pegasus isimli kanatlı ata sahip olunca, onun sayesinde birçok zaferler kazanır. Ama, bu durum onun gurura kapılmasını ve Pegasus’a bindiğinde, atı doğruca gökyüzüne sürmesine neden olur. Ancak, Pegasus’u tam bu sırada bir at sineği ısırır ve üzerindeki Bellorophon’u atar. Kendisi, gök yüzüne gider.

BALIKKAYA EFSANESİ

Söylenenlere göre: zamanında bir kadın, Allah’ın gökyüzünde olduğunu ve ona ulaşmak için: 40 veya 1000 deveyi üst üste koymanın yeterli olacağını söyler ve ardından: “Allah’a ulaşamazsam taş olayım” der. Derken, bir gün: 40 veya 1000 deveyi üst üste dizer, kendisi de en üste çıkar, ancak “Allah’a” ulaşamaz ve orada taş kesilir.

Biraz önce söylediğim gibi, her iki efsane arasında benzerlik var. Her ikisinde de, gökyüzüne ulaşmak asıl hedef. Ama ulaşılamıyor.

 

Biga

GENEL

Biga: antik dönemlerden buyana gelen Kocabaş Çayının sol kıyısında, eğimli bir yüzey üzerinde kurulmuştur. Ancak, yakın zamanlarda, çayın sağ bölümü de yerleşime açılmıştır.

İlçe merkezi denizden 15 km. iç kesimde kalmasına rağmen, deniz kıyısında “Karabiga” bölümü bulunmaktadır. Marmara denizi kıyısında, Biga’nın 72 km. sahili bulunmaktadır.

Ekonomi: burada tarım ve hayvancılık öne çıkıyor.

İklim: yazları sıcak ve kurak Akdeniz iklimi, kışları ise kar yağışlı ve soğuk karasal iklim görülmektedir. Nem fazlalığı, Karadeniz iklimini anımsatır.

Nüfus özelliklerine bakıldığında ise, ilçe dışına büyük bir göç hareketinin bulunduğu izlenmektedir. Okuma-yazma oranı ise: % 99 seviyesindedir. Çanakkale-18 Mart Üniversitesine bağlı: Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Biga Meslek Yüksek Okulları da, ilçenin hayatında öne çıkmaktadır.

Bu okulların öğrencilerinin yaşam tarzı ile Bigalı yerli halkın yaşam tarzı arasında elbette farklılıklar sık sık gündeme geliyor ve genellikle büyük metropollerden gelen öğrenciler, burada yaşamanın sıkıntılarını hissediyorlar.

Konaklama: Biga ilçesinde: özel sektör tarafından işletilen, 44 odalı bir termal kaplıca tesisi bulunmaktadır. Başkaca bir tesis yok.

Ülkemizdeki en modern ilçelerden biridir. Türkiye’nin en çok köyü olan ilçesi olması nedeniyle, yerli halk, Çarşamba günleri bütün köylülerin merkeze inmesiyle zenginleşir.

Son olarak: mübadele sırasında, Rumların, bölgeyi terk ederken toprak altına gömdükleri altınlar, söylenenlere göre, daha sonra buraya yerleşenler tarafından bulunmuş ve pek çok kişi zengin olmuş. Günümüzde bile, insanlar bahçelerini kazıp define arıyorlarmış.

 

NE YENİR

Biga denilince akla hemen gelenler şunlar: cevizli lokum, peynir helvası ve köfte.

Özellikle, burada üretilen “peynir tatlısı” mutlaka tatmanız gereken bir lezzet. Hatta, satın alıp, yakınlarınız için hediyelik olarak bile düşünebilirsiniz. Köftesi bir kez tadıldığında,  diğer köfteler, insana kıyma yumağı gibi gelir. Mutlaka denemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Biga’dan peynir tatlısı ve helva satın alabilirsiniz. Gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, kesinlikle iyi bir alışveriş, iyi bir hediyelik olacaktır. Daha iyi bir şey almak isterseniz, “Yağcıbedir halısı” satın alabilirsiniz. Bu yörede, Yağcıbedir halıları meşhur.

 

Biga

GEZİLECEK YERLER

Biga Ulucami

ULU CAMİ

İlçe merkezinde, Turan Mahallesi Ulucami sokaktadır.  

Fatih Sultan Mehmet tarafından, Manisa Sancakbeyi olarak görev yaptığı dönemde yaptırılmıştır. Çünkü: Sultan Mehmet, Edirne’ye geçerken, bir gece burada konaklamış ve bu sırada, bu bölgede cami ve hamam bulunmadığını görmüştür. Bunun üzerine: cami ve hamam yapılmasını emreder ve yapılır. Başka bir kaynağa göre ise, 1854 yılında Sultan Abülmecid döneminde halk tarafından yaptırılmıştır. 

Cami ve hamamdan oluşan külliye: Evliya Çelebinin gezi anılarında da yazılıdır.

Evet, bu cami, Biga’nın en eski camisidir. Osmanlı dönemi mimari özelliği taşır. Caminin iç kısmında destek direği yoktur. 

Cami dışında, burada, birçok türbe ve mezar da bulunmaktadır. Mezar taşları ve kitabeler ile tarihi mezar alanları dikkat çekmektedir. Caminin ön cephesinde “Acı çeşme” adında tarihi bir çeşme vardır. 

Biga Şehitlik

BİGA ŞEHİTLİĞİ

Namazgah/Hamdibey Mahallesi şehitliği olarak da isimlendirilir.  İlçe merkezinde Hamdibey Mahallesi, Namazgah semtindedir. 

Çanakkale savaşında yaralanarak Biga Harp Hastanesine getirilen ve tedavi edilirken şehit olan, 173 askerimiz burada gömülüdür. Ayrıca Milli Mücadele dönemi kahramanlarından Köprülü Hamdi Bey, Kani Bey ve bazı erler ile Jandarma komutanının da mezarları bulunmaktadır. 

Şehitliğin kapısında: Meşhet yazılı mermer kitabeden, yapımının 1916 yılında olduğu görülmektedir. Mehmet Sadık tarafından yaptırılmıştır. 

Meşhet sözcüğü, Osmanlıcada “şehitlik” anlamına gelmektedir.

Şehitliğin anıtlı bir giriş kapısı vardır. Uzunluğu 45 metre, genişliği 40 metredir. Şehitlik içinde: şehitler için dikilmiş güzel bir anıtta bulunuyor. Anıtın yüksekliği: 6 metreye yakın. Kaidesi ise, bu yörede bolca bulunan “yeşilimsi” bir taş. Bunun üzerinde; top mermisi şeklinde mermer bir sütun bulunuyor. Anıt: Kayserili Mehmet Sadık Usta tarafından yapılmıştır. 

Çanakkale şehitleri için yapılan sembol mezar taşlarından: fesli olanlar erlere, kabalaklı olanlar rütbeli askerlere aittir. Şehitlerin künyeleri de yazılmıştır. Ancak, Yunan işgali sırasında, bu künyeler Yunan askerleri tarafından tahrip edilerek, yok edilmiştir.

Evet, ziyaretçiler için protokol günlerinde (Örneğin: 18 Mart Çanakkale şehitleri günü gibi) törenler düzenlenmektedir. 

Biga Halimbey Konağı

HALİMBEY KONAĞI KENT MÜZESİ

İlçe merkezinde Turan Mahallesi, Şehit Kanibey Sokaktadır. 

Konağın inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1900’lü yılların başında narenciye ve gübre ticaretiyle uğraşan Halim Bey tarafından ailesi için yaptırıldığı bilinmektedir. 

En büyük özelliği: Avrupai bir mimari tarz kullanarak yapılmış olmasıdır. 4 katlıdır. Çatı kısmı geleneksel kırma çatılıdır. 

Bodrum katı tuğladan, üst katları ise ahşap malzemeden inşa edilmiştir. Konağa ait bahçe ve hamamın su ihtiyacını karşılamak için birbirine bağlantılı iki sarnıç bulunmaktadır. 

II. Derece  tarihi eser olarak tescillenmiş ve koruma altına alınmıştır. 2004 yılında, buranın restorasyonu yapılmış ve Belediye tarafından “Kent Müzesi” olarak dizayn edilerek halkın ziyaretine açılmıştır.

Müzede: sergilenen eserler arasında: kılıç, tabanca, mermi gibi silahlar, semaverler, kap-kacak, eski mutfak aletleri, radyo, saat, cep saati gibi eski teknolojik cihazlar, eski kitaplar, gazeteler, dergiler, çeyiz eşyaları, gelinlikler, bindallılar, tekstil ürünleri sayılabilir. 

 

KIRKGEÇİT TERMAL TESİSLERİ-KIRKGEÇİT KAPLICALARI

Ilıcabaş köyü sınırları içindedir. İlçe merkezine 18 km. uzaklıktadır. Biga-Çan kara yolu üzerinden, 12 km. uzaklıktadır. Yolu asfalttır. 

Suyun özellikleri: sıcaklık: 52 derecedir. Suni soğutma yapılmadan, doğal ısıyla kullanılabilmektedir. Sülfat ve klorür iyonları ile bor elementi hakimdir. Radyoaktivite oranı ise; 6.5. Kükürt ve hidrojen de bulunmaktadır. Suyun içilerek kullanılmasına izin verilmiyor. 

Peki su hangi hastalıklara iyi geliyor? Romatizmal hastalıklar, kronik bel ağrısı, osteoartrit, yumuşak doku rahatsızlıkları, spor yaralanmaları, stres bozuklukları, sinir sistemine bağlı rahatsızlıklar.

Termal tesislerde, konaklamak ta mümkün. (İrtibat telefonu: 0286-3948008)

44 oda vardır. Odalarda genellikle balkon, termal su verilen banyo, tuvalet, mini buzdolabı, televizyon, telefon, merkezi ısıtma sistemi vardır. Süit odalar yerden ısıtmalı olup jakuzili banyolar da mevcuttur. 

Kapalı termal havuz ve açık havuzlar vardır. Ayrıca: Türk hamamı, spa, göbek taşı, aile banyoları gibi termal sağlık ve rahatlama tesisleri bulunuyor. 

 

Karabiga

KARABİGA

Burası bir yerleşim yeri. Deniz kıyısında bulunmasına rağmen, “Kara” biga ismi verilmiştir. Karabiga isminin, Osmanlı döneminde “Yanık, Siyah Biga” anlamına geldiği, bir yangın ya da tahrip sonrası oluşan islenmişlik nedeniyle bu adın verildiği yönünde rivayetler bulunmaktadır. 

Biga şehir merkezindeki otobüs terminalinden, buraya, her saat başı belediye otobüsleri çalışıyor.

Evet, Karabiga, Biga’dan yaklaşık 26 km. kuzeyde, Marmara Denizi güney kıyısında Karabiga yarımadası üzerindedir. Rakım 16 metredir. Burada yaklaşık 3000 kişi yaşıyor. Ekonomik olarak, balıkçılık ve özellikle karides, tarım (pirinç ve üzüm), hayvancılık ve sanayi faaliyetleri vardır. Karabiga karidesi adıyla bilinen jumbo karides, bölgeye özgü bir ürün haline gelmiştri. 

Buraya gittiğimde: gözlerime inanamadım. Muhteşem bir manzara. Deniz kıyısında restoranlar var, buralarda tamamen deniz manzarası eşliğinde, leziz deniz ürünlerinin tadına bakabilirsiniz.

Yemekten sonra ise, yürüyerek, sahil boyunca dolaşın, limandaki balıkçı teknelerini ve ağlarını tamir etmekle uğraşan balıkçıları, balık satılan tezgahları izleyin. Gerçekten buralara yakın olanlar için, Karabiga mutlaka uğranılması gereken bir yer.

Günümüzde: Karabiga’da “Karabiga Kaleleri” olarak bilinen kalıntılar: muhtemelen MÖ.7.yüzyılda burada egemenliklerini sürdüren “Milet” kolonisine ait.

Bu kalıntıların ismi ise, Anadolu uygarlıklarının Kır Tanrısı Priapos’tan geliyor. Bir liman kenti olarak öne çıkıyor. Kent zamanla büyük üne kavuşur, özellikle bağlarından toplanan üzümlerden yapılan şarap, öne çıkar. MÖ.334 yılında, burada Romalılar egemen olurlar.

Büyük İskender, daha önce sözünü ettiğim gibi, günümüzde Kocaçay olarak isimlendirilen Granikos çayının kıyısında, Perslerle yaptığı savaşı kazanır. Daha sonra bölgede egemen olan Bizanslılar, İspanyadan getirttiği paralı Katalan askerlerini, burada konuşlandırır ve Türklere karşı savaşta kullanır. 1364 yılında, şehir, Osmanlıların egemenliğine girer.

Savaşta, kent yakılır-yıkılır. Osmanlılar, bunun üzerine, isli-is kokan bu şehre, Kara şehir anlamında “Karapiga” ismini verirler. Sanırım yazının başında söz etmiştim, deniz kıyısında bulunmasına rağmen, niye buraya Karabiga ismi verilmiş diye. İşte, buraya Karabiga ismi verilmesinin sebebi bu.

Kalıntılar: yerleşim yeri merkezinden, yaklaşık 3 km. uzaklıkta. Bölgede herhangi bir resmi kazı çalışması yapılmamış, ancak SİT alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmış.

Bunun dışında, Karabiga bölgesinde yapabilecekleriniz şunlar: biraz önce dediğim gibi, sahil kıyısındaki restoran ve kafelerde mutlaka oturup, bir şeyler yiyip-içebilirsiniz.

Limandan tekne kiralayarak, denize açılıp balık tutabilirsiniz. Denize girmeyi düşünürseniz, alternatifleriniz var elbette: Kadınlar hamamı plajı, Kocakum ve küçük mersin gibi koylardan denize girebilir ve buralarda aynı zamanda çadırlı kamp yapabilirsiniz.

Nato bölgesinde: zamanınız varsa, çam ağaçlarının gölgesinde piknik de yapabilirsiniz.

 
Karabiga Kemer Köyü

KEMER KÖYÜ

Kemer köyü, denize sıfır konumuyla dikkat çeken, sakin ve doğal yapısıyla öne çıkan bir köydür. 

Kemer köyünün en büyük özelliği, Parion antik kentine ev sahipliği yapmasıdır. Parion antik kenti hakkındaki ayrıntılı tanıtım yazımı, yine bu sitede isim yazarak bulabilirsiniz. 


 
Karabiga Kalafat köyü

KALAFAT KÖYÜ

Burası, 100 yıllık bir Boşnak köyü. İlçe merkezine, 3 km. uzaklıktadır. Çanakkale şehir merkezine ise 95 km uzaklıktadır. 

Köyün en dikkat çeken doğal zenginliği, Kalafat yakınlarındaki Nilüfer gölüdür. Bu gölde özellikle yaz aylarında lotus çiçekleri (nilüferler) su yüzeyini süsler ve doğa tutkunları için görsel bir şölen sunar. Bu çiçeklerin en canlı ve yoğun hali, sadece kısa bir süre görülebilir. 

Karabiga Kalafat köyü Nilüfer gölü

Gölün tamamı 7 dönüm. 2 dönümlük bölümünde, nilüfer çiçekleri yetişiyor. Kurak mevsimlerde, bu çiçeklerin kurumaması için, Belediye tarafından sulama yapılıyormuş.

Bolu-Abant yöresini bilenler için, göz yüzeyindeki nilüfer çiçeklerinin yarattığı güzellik, gerçekten muhteşem bir doğal görüntü sunuyor. Zaten, bu göl, Türkiye’de, Abant gölünden sonra, nilüfer çiçeklerinin yetiştiği, ikinci göl olarak öne çıkıyor.

Karabiga Balıkkaya Tepesi

BALIKKAYA TEPESİ

İlçe merkezi, Balıkkaya tepesi eteklerinde kurulmuştur.

Denizden ortalama yükseklik 50 metre iken, tepede yükseklik 200 metreye kadar ulaşır. Tepede, büyük bir kayalık var. Bu kayalık, kaygan taşlardan oluşmuş. Kayalık içinde bir de mağara bulunuyor. Mağaranın içinde, kucağında bebeği olan kadına benzeyen bir kayalık bulunuyor. Kadının göğüslerinden önceleri süt, şimdi ise su aktığına inanılıyor.

Bigadiç Kalesi

BİGADİÇ KALESİ

İlçenin doğusunda, bir tepe üzerinde bulunmaktadır. İlçe merkezinden araçla kaleye ulaşmak mümkündür. 

Achyraos kalesi olarak da bilinir. Panaromik bir vadi manzarası sunmaktadır. 

Kalenin, 11.yüzyılda, Bizanslılar tarafından yapıldığı “Achyraos” kalesinin üzerine inşa edildiği söyleniyor. Roma’dan Konstantinopolis’e uzanan askeri güzergah üzerinde stratejik bir karargah olarak kullanılmıştır. 

Burası, işgal yıllarında Yunanlılar tarafından karargah olarak kullanılmış, kalenin dış surları, günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir. 

Karabiga Hisarköy

HİSARKÖY

İlçe merkezine 23 km. uzaklıkta, Hisarköy sınırları içindedir. Karayolu ile ulaşım sağlanmaktadır. 

Burada: antik kalıntılar bulunmaktadır. Bu kalıntılar: tonozlu köprü ve tüneller, tiyatro ve yazıtlar görülmektedir. Buranın, Roma döneminde önemli bir kaplıca merkezi olduğu anlaşılmıştır.

Hisarköy, Roma döneminde önemli bir kaplıca merkezi olarak kullanılmıştır. Köy içinde: tonozlu köprüler, tüneller, postamentler ve tiyatro kalıntıları bulunmaktadır. Bu yapılar, bölgenin tarihi önemini ve Roma dönemindeki kullanımını göstermektedir. 

Sıcak suyu flörürlü sodyum ve bikarbonat içermektedir. Çeşitli hastalıklara iyi geldiği düşünülür. Köydeki kaplıca, bu sıcak su kaynaklarından beslenmektedir. 

 

Lapseki tanıtımı.

Gelibolu tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

Truva tanıtımı.

Çanakkale Ezine

Çanakkale Ezine

Her yönünden, mitolojik ve antik kalıntılarla çevrili, yemyeşil bir ilçemiz. Tabii bu mitolojik yönü yanında, buranın tüm ülkemiz tarafından bilinmesinin en büyük bir nedeni daha var, evet, belki tahmin ettiniz: Ezine peynirleri.

Muhteşem bir lezzet. Burayı ziyaret ettiğimde, bende kalan anılar: yemyeşil bir ortam, tam ilçenin merkezinden geçen büyükçe bir dere ve Ezine peyniri.

ULAŞIM

Ezine ilçesi, Çanakkale-İzmir karayolu üzerindedir. İl merkezine uzaklık: 45 km. Ayvacık ilçesine uzaklık: 21 km. ve Bayramiç ilçesine uzaklık ise: 25 km. dir.

Buranın en büyük özelliği: İstanbul veya Trakya yönünden gelip: güneye ve özellikle Edremit körfezine, Asos yöresine inen ziyaretçiler tarafından, yoğun olarak kullanılmasıdır.

TARİH

Günümüzdeki Ezine ilçesinin ilk kurucularının: Danişment Oğulları oldukları biliniyor. Türk beyleri, yöreye geldiklerinde Ulu Camiyi yaptırırlar.

Buraya, Farsça, “Cuma” anlamına gelen “Azine” ismini verirler. Çünkü: Cuma namazlarını, topluca bu camide kılmaya başlarlar.

Bu isim, daha sonra zamanla değişerek, günümüze “Ezine” olarak ulaşmıştır.

İlçe merkezi böyle, ancak yörede, antik çağlarda birçok şehir medeniyeti kurulmuştur. Özellikle: Çanakkale boğazının doğu yakasında bulunan “Dardanel” ve “Alexandıa Troas” öne çıkmaktadır.

Osmanlılar döneminde, Ezine ve çevresine, göçler sonucu gelen Türk boyları yerleşirler. Takip eden dönemde, 1920 tarihinde, Ezine Yunanlılar tarafından işgal edilir. Ancak, 1922 tarihinde, işgal sona erer.

Çanakkale Ezine

GENEL

İlçe düzlük bir alanda kuruludur. İlçe merkezi, deniz seviyesinden 50 metre yüksekliktedir. Kazdağları’ndan doğan ve ilçenin ovasından geçerek, Çanakkale boğazına dökülen “Menderes Çayı” ve ilçeyi ikiye ayıran “Akçin çayı”, bölgenin coğrafi özelliklerinin başında gelir.

İklim düşünüldüğünde, bölgede ılıman bir iklimin hakim olduğu görülür. Bu nedenle, özellikle yaz aylarında, deniz turizmine yönelik hareketlenme olmaktadır. Yerleşim yerinin çevresi, tepelerle çevrili olduğundan, nem ortalaması oldukça yüksektir.

İlçenin batısında bulunan “Bozcaada” ya: Geyikli beldesindeki iskeleden, feribot seferleriyle ulaşım sağlanıyor.

İlçe ekonomisi:  tarıma dayanır.

 

Ezine peyniri

EZİNE PEYNİRİ

Yenilebilecek en iyi ve en kaliteli peynirlerden biridir. Ancak, yörede satılan peynirlerin hepsi, Ezine peyniri markasıyla satılıyor ve bunların büyük çoğunluğu dikkat edin, sahtedir. Orijinal Ezine peynirinin makbulü: tenekede, bir yıl dinlendirilmiş olanıdır.

Peynir: imal edilirken, içindeki süt oranları şöyledir: keçi sütü: % 40, inek sütü: % 15 ve koyun sütü: % 45-55 arasındadır.

Ancak, her ne kadar koyun sütü ağırlıklı olsa da, peynir: koyun peynirinin lezzetini barındırır, kokusu ve ağırlığını asla hissetmesiniz. Koyun sütü: ortalama yüzde 18-20 arasında kuru madde içerir. Bunun en az; yüzde 6’lık bölümü: süt yağıdır.

İnek sütü ise, zayıf bir süttür. İçerdiği kuru madde oranı, koyun sütüne göre: yüzde 50 azdır. Maksimum yağ oranı ise, yüzde 4 olup genelde yüzde 3 yağlıdır. Diğer bölgelerin(özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu) koyun sütlerinde: tortu bulunur. Bu tortuda mevcut; çamur ve pislik gibi maddeler, süt mandıraya ulaştırılıncaya kadar çok uzun süre sütün içinde kaldığından; aromaları, sütün yağına siner.

Halbuki, Trakya’da, üretici, sütünü sağdıktan sonra, süzer. Yaygın karayolu ve düz coğrafi koşullar nedeniyle, sütü, mandıraya daha çabuk teslim eder. Mandırada, süt seperatör makinalarından geçer ve kirliliğinden arınır. Koku derdi ortadan kalkar.

Teneke içinde satılır. Her ne kadar, tenekesini açmak biraz zahmetli olsa da, bu zahmete kesinlikle değer.

Ama, yine de, bir yıllık bekletilen peyniri yalnızca tanıdıklar aracılığıyla bulabilirsiniz. Çünkü, marketlerde, yalnızca 3-4 aylık imalat, yani beklemiş peynir bulmak mümkün.

Evet, orijinal peynirin rengi iyice sarıdır. Süt beyazı olanları tercih etmeyin. Peyniri aldıktan sonra:  daha uzun süre saklamak için: peyniri hafif sudan geçirin ve bir kağıt havlu ile kuruttuktan sonra saklayın. Asla su içinde bekletmeyin.

NE YENİR, NE İÇİLİR

Ezine denildiğinde, akla gelen ilk şey, Ezine peyniri.

NE SATIN ALINIR

Evet, yine burada da, klasik bir öneri: orijinal Ezine peyniri bulun ve satın alın diyorum.

Çanakkale Ezine

GEZİLECEK YERLER

Ezine Abdurrahman Camii

ULU CAMİ-ABDURRAHMAN CAMİİ

Camii kebir mahallesindedir. 

Osmanlı döneminde, Orhan Gazi zamanında, Danişmentli Abdurrahman Bey tarafından 1310 yılında yaptırılmıştır. 

Moloz taş cephesi, yüzey düzeltmeden, sıra gözetilmeden örülmüş taş duvarlarda tuğla ve taş unsurlar karışıktır. Namaz bölümü alçak tavanlı, son cemaat yeri geniş ve beş açıklıkla yanları duvarlı, kısmen ahşap kemer ve mermer sütunlarla desteklenmiştir. Harim tavanı 50 cm çapında dört mermer sütunla taşınıyor. Minare kubbe duvarından başlıyor. Mihrabın bazı bölümleri orijinal formunu koruyor, tavan Sultan II Mahmut döneminde değişmiştir. 

Evet cami, Osmanlı camilerinin ilk örneklerinden olması nedeniyle oldukça önemlidir. 

Ezine Seferşah Camii

SEFER ŞAH CAMİİ

14’ncü yüzyılda Sultan Yıldırım Beyazıt döneminde yapılan caminin inşasında çevredeki antik yapı kalıntıları kullanılmıştır. Yapı moloz taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiştir. Mihrap duvarı fener motifleriyle süslenmiş durumdadır. 

Son cemaat yeri olarak sonradan eklenen, yapının yanında, Sefer Şah’ın mezarı bulunmaktadır.

Ezine Aslıhan Bey Külliyesi

ASLIHAN BEY KÜLLİYESİ

Cami, türbe ve hamamdan oluşan külliye: Ezine’nin 12 km batısındaki Kemalli köyündedir.

14 yüzyılda Sultan Murad döneminde yapılan cami, tek kubbeli, ana mekan ve çapraz tonozlu revaktan oluşur. Son cemaat yerinin yanları kapalıdır. Pandantifli tek kubbelidir. Yapı malzemesi olarak köfeki taşı adı verilen bir taş kullanılmıştır. 

Caminin kuzeyinde, büyük blok taşlardan yapılmış türbe vardır. İçindeki Selçuklu üslubu taş sanduka, 1383 yılı yapımıdır.

Caminin batısındaki dört kubbeli hamam, en eski Osmanlı yapılarındandır.

Çanakkale Ezine Kestanbol Termal Turizm Merkezi

KESTANBOL TERMAL TURİZM MERKEZİ

İlçe merkezine 15 km ve Marmara denizine 2 km. uzaklıktadır.

Kaplıcaların: antik dönemden beri kullanıldığı düşünülmektedir. Söylenenlere göre: Hz. İsa’nın havarilerinden Saint Paul: buraya gelip, bir ölüyü, kaplıca sularına sokmak suretiyle diriltmiştir.

Evet: tarihi hikayesi bu. Kaplıcanın diğer rakamsal özelliklerine bakacak olursak: suyun ısısı: 67 derece olup, PH derecesiyse, 6 civarındadır.

Banyo ve çamur banyosunda tedavi edilen hastalıklar şunlardır: kadın hastalıkları, romatizma, siyatik, kireçlenme, bazı kemik hastalıkları, üst yolunum yolu hastalıkları, akciğer hastalıklarıdır.

Ezine Neandria

NEANDRİA

Troas bölgesinde, Ezine ilçesinin güneybatısında, Aleksandreia Troas’dan yaklaşık 13 km daha içeride, Çağrı dağının üzerindedir. 

Bir Aiolia kenti olan Neandria, 1400 boyunda, 450 metre genişliğinde bir alana yapılmıştır. Şehir MÖ 5 yüzyılın ortalarında Atina’nın önderliğinde yapılan Attika-Delos Deniz birliğinin üyesi olmuştur. MÖ 310 yılında şehir boşaltılmış ve halkı Antigonos tarafından Antigoneia’ya (sonraki ismi Aleksandreia Troas) yerleştirilmiştir.

Bu antik şehir, 1899 yılında Alman arkeolog Robert Koldewey tarafından kazılmıştır.

Kentin 3200 metre uzunluğundaki ve 3 metre kalınlığındaki surlarının, MÖ 5 yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır. Günümüze az hasarlı olarak ulaşan bu surların 11 kulesi ve çok sayıda girişi bulunmaktadır. Evet, yapıldığı dönemlerde kalenin önemli bir konumu olduğu düşünülmektedir.

Kalenin içinde bulunan: MÖ 7 yüzyılın sonuna ya da MÖ 6 yüzyılın başına tarihlenen Aiolia düzenindeki tapınak, şehrin en önemli yapısıdır.

Apollon’a adanan tapınak, bir podyum üzerindeki bir celladan (tapınağın adandığı tanrının heykelinin bulunduğu, tapınağın iç kısmındaki oda) oluşmaktadır. Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre, tapınakta Apollon’un büyük bir heykeli bulunuyordu. Apollon heykeli, tapınağın cellası’nın güneydoğusunda yer almaktaydı.

Tapınağı uzunlamasına, ortadan ikiye bölen taş kaideler üzerine yerleştirilmiş 7 ahşap sütunun, Aiolia sütun başlıkları, İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Şehirde Apollon Tapınağının dışında, Zeus kutsal alanı, arkaik ve klasik  dönemlerden kalmış evler bulunmuştur. Ayrıca, şehir duvarları dışındaki nekropolde bulunan çeşitli lahitler, pithoslar ve antik mezarlara da ulaşılmıştır. Evler Neandria’yı kuzeyden güneye kesen caddenin çevresinde sıralanmıştır.

 

SANKREA

Zambak tepesindedir. Buraya, Çığrı da denilir. Burada, büyük bir şato kalıntısı var. Bizans imparatorluğu zamanında, burada, siyasi mahkumların hapsedildiği tahmin ediliyor. Burası, aynı zamanda: Homeros’un, Truva coğrafyasını incelemek için oturduğu sanılan, Sankrea şehrinin yerindedir. Burası: takip eden tarihi süreçte, Emir Dursun tarafından alınarak, Orhan Gazi zamanında, Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Çanakkale Ezine

ALEXANDREİA TROAS

Ezine’nin 15 km batısında, Geyikli’ye bağlı Dalyan köyünde Eski İstanbul ya da Odunluk iskelesindedir.

Kentin ilk kurucusunun, MÖ.400 yıllarında, Sgia adı ile, tek gözlü Antigonos Monofialmos olduğu biliniyor. Daha sonra, Büyük İskender zamanında, generallerinden “Antigonas” tarafından, bu küçük şehir geliştirilir ve “Antigonas”ın anısına, şehre “Antigonia” ismi verilir.

Büyük İskender’in ölümünden sonra: Trakya kralı Lysimachos; MÖ.310 yıllarında, bu yeni kurulan şehri daha genişletir ve bölgede bulunan diğer şehirlerin halkını buraya getirip, yerleştirir. Şehrin adını da, İskender’in asıl adı olan “Alexsandra” olarak değiştirir.

Şehri, burada kurulan diğer şehirlerden ayırmak için de, isminin sonuna “Troas” kelimesi eklenir. Çevredeki halkın buraya yerleşmesi sonucu, şehir, o dönemde, Anadolu’nun en büyük şehirlerinden biri haline gelir.

Çanakkale Ezine

Tarihi süreç içinde: Romalılar, Suriye kralı Antiokhos ile yaptıkları savaş sırasında: şehir halkının kendilerine sadık kalmalarından etkilenirler ve şehir, Romalıların gözdesi haline gelir. Özellikle, Roma imparatoru Sezar zamanında, şehir başkent olma konumuna gelir. İmparator Konstantin: başlangıçta başkenti “Konstantinapolis” şehrini, burada kurmayı düşünür.

Çünkü: şehrin limanından kaynaklanan muhteşem bir zenginlik söz konusudur. Ancak, daha sonra, başkent olarak, İstanbul seçilir.

Çanakkale Ezine

Roma imparatoru Hadrianus zamanında, şehre su yolu ve hamam yaptırılır. Özellikle: Atinalı zengin bir bilgin olan Herodes Atticus tarafından yaptırılan imar faaliyetleri şehrin ününü ve önemini arttırır. Bu yapılardan, hamam, günümüze kadar gelebilmiştir.

Şehrin en önemli yeri olan limanı ise, günümüzde, Dalyan köyünün altında kalmıştır. Günümüze kadar ulaşan kalıntılara bakıldığında; şehrin, kurulduğu dönemdeki muhteşemliğini hayal edebilirsiniz. Hamamın bulunduğu yerde, kaplıca suyu çıkmaktadır. Dolayısı ile, bölgedeki şifalı suların, antik çağdan bu yana varlığının en büyük kanıtıdır.

Evet, tarihi süreçte, gerçekten büyük ün kazanan bu kentin, ne zaman ve neden terk edildiği bilinmiyor. Ancak, ortaçağlardan kalan bu kent, günümüzde hala denizden görülebilmektedir. Dolayısıyla, bazı gezginler, bu kenti gördüklerinde, Truva kalıntıları olarak değerlendirmektedirler.

Sonuçta, bu da, bir zamanlar, bu kentin birçok kişi tarafından ziyaret edilmesinde, önemli rol oynamıştır. Kent, erken Hıristiyanlık döneminde, önemli rol oynamıştır. Havari Poulus, kenti birkaç kez ziyaret etmiş ve Avrupa’ya, Hıristiyanlık dinini yaymaya burada karar vermiştir.

Bugün kentteki kalıntılar arasında görülebilecek olanlar şunlardır: hamam, saray, liman, çarşı kalıntıları. Kent, bugünkü haliyle, Hıristiyanlığın başlangıç noktası olması açısından, büyük turistik önem taşımaktadır.

Ezine 7 Taşlar

YEDİ TAŞLAR

Ezine ilçe merkezine 13 km uzaklıktadır, köyden sonra taş ocağına kadar yürümek gerekiyor. 

Koçali köyü yakınlarında: granit kayalar tarafından gizlenen bir taş ocağı var. Bu taş ocağından alınan taş sütunlar: Dalyan iskelesinden, Roma imparatorluğunun çeşitli yerlerine sevk ediliyormuş. Günümüzde, burada imal edilmiş ve sevk edilmemiş halde kalan, 7 tane taş bulunuyor.

Bunların genişlikleri: 160 cm ve uzunlukları ise 12 metre. Her sütun yaklaşık 30-60 ton ağırlığında. Bu taşları görürseniz, bunların buradan Dalyan iskelesine kadar nasıl nakledildiğini, o günün teknolojik şartlarında nasıl taşındığını, hayretler içinde düşüneceksiniz.

Son olarak: bu sütunların taş ocağından nasıl çıkarıldığından söz etmek istiyorum. Sütunların ocaklardan çıkarılması sırasında çeşitli delikler açıldığı, bu deliklere odun parçaları yerleştirildiği ve sonra bu odunların sulanarak genişlemesiyle kaya bloğunun çatladığı, bu şekilde bir kırılma sağlandığı anlatılıyor. Bu yöntem antik dönemde taş çıkarma tekniklerine dair bilinen yöntemlerdin biridir. 

Çanakkale Ezine Plajları

EZİNE PLAJLARI

Ezine ilçesi deniz kıyısında olmaması nedeniyle, denize girmek için çeşitli alternatifler var. Bunların başında: Ezine plajı geliyor.

Çanakkale Ezine

EZİNE PLAJI

İlçe merkezine 20 km. uzaklıktaki bu plaj, Odunluk iskelesinin yanında bulunuyor. Sakin ve huzurlu bir mahal. Dalyan köyü sınırları içinde kalıyor. Bu yörede, yazlık evler yoğunlaşmış. Plaj çevresinde, gençlere yönelik eğlence mekanları bulunuyor.

AKTAŞ PLAJI

İlçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Kestenbol kaplıcalarına yakındır. Buraya, ulaşım yok, yalnızca kendi özel aracınız ile ulaşmak mümkün. Burada: zengin ve büyük meşe ağaçlarının gölgesinde, Bozcaada manzarasını izleyerek denize girmek ve piknik yapmak mümkün.

TAVALI PLAJI

İlçe merkezine 30 km. uzaklıktadır. Burada da yazlık konutlar yaygın olarak bulunuyor. Bir şerit gibi, Ayvacık ilçesine kadar sahil boyunca uzanıyor. Burada: sakin bir ortam bulmanız mümkün. Halk, plaj çevresinde çadır kurarak, kamp yapıyor. Bu plaj: denizin temizliği ve dibinin kum olmasıyla, çevrede yaşayanlar tarafından yoğun olarak tercih ediliyor.

Çanakkale Ezine Geyikli Beldesi

GEYİKLİ BELDESİ

Ezine ilçe merkezine, 17 km. uzaklıkta, Çanakkale il merkezine ise 54 km. uzaklıktadır. Doğusunda çalılık ve ormanlıklar, batısında Ege denizi ve 6 mil açığında Bozcaada bulunmaktadır.

Burası bir belde olarak öne çıkmakta ve 3600 kişi yaşamaktadır. Yaz aylarında ise, nüfus 10 000 üstüne çıkmaktadır. Sahil kesiminde: 2000 civarında konut bulunmaktadır. Bunlar, daha çok, çevre illerde yaşayanların yazlık konutları olarak kullanılmaktadır. Bunun dışında, yörede yaşayan insanların başlıca geçim kaynağı ise, zeytinciliktir. Balıkçılık ta önemlidir.

Buradaki plajlardan, denize girmek mümkün. Ayrıca: iskeleden, Bozcaada’ya ulaşım sağlanıyor. Kıyı kesiminde, Bozcaada manzarasını izleyerek, bir şeyler içebileceğiniz yerler var. Tüm bunların dışında: Geyikli sahillerinde, belki  duyanlarınız olabilir, bir dönem “radyasyon” bulunduğu yönünde bir kısım söylentiler çıktı.

Ancak, yapılan araştırmalarda, bu radyasyonun “tıpta: Talaso Terapi” olarak kullanılan ve tedavi özelliği taşıyan bir nitelikte bulunduğu tespit edildi. Bu konuda ayrıntıya girmek istemiyorum. Çünkü: net bilgilere sahip değilim.

Yani: bu sahillerde, radyasyon bulunduğuna dair teknik veriler elde ediliyor, ama bulunan bu radyasyonun, terapi yani tedavi edici özelliği olduğu söyleniyor. Umarım, bu konuda ilgililer gerekli çalışmaları yaparlar ve gerekli resmi açıklamalar yapılır. Yoksa, gerek burada yaşayanlar ve gerekse burayı ziyaret edecekler için, bu konu, olumsuz bir tepki yaratır.

 

KOLONAİ

Çanakkale Ezine ilçesine bağlı Alemşah köyünün 3.3 km doğusunda, Beşiktepe adlı sahildeki bir tepededir. Bozcaada’nın karşısındadır.

Güneyinde Larisa ve kuzeyinde Aleksandreia Troas bunmaktadır. Troia’nın 7 km batısındadır.

İsminin anlamı, Grekçede “tepe, tümsek” dir.

Antik kaynaklar, Kolonai’nin Larissa’nın ve Hamaksitos’un kuzeyinde bir liman kenti olarak tanımlarlar. Daha iç kesimlerde bulunan yerleşimlerin limanı durumundadır.

TARİHİ GEÇMİŞİ;

Kent, MÖ 8’nci yüzyılda Lesbos’tan ve Tenedos’tan gelen Aiol’li kolonistler tarafından yönetilmeye başlanmıştır.

MÖ 7’nci yüzyılda tamamen Lesbos’un kolonisi durumuna gelir.

MÖ 427 yılında Midilli kontrolünden çıktıktan sonra Delos Birliğinin bir parçası olmuştur.

MÖ 425 yılında komşusu Larisa’nın aynı yıl ödediği 3 talente kıyasla, nispeten küçük bir miktar olan 1.000 drahmi vergi ödediği kaydedilmiştir.

MÖ 4’ncü yüz yıl boyunca, şehir, ön yüzünde Athena başı tasviri olan sikkeler basıyordu.

MÖ 310 yılında, Antigonos’un emriyle Kolonai halkı, yaklaşık 6 km kuzeyinde kurulmuş olan Aleksdria Troas’a taşınmıştır.

Bu tarihten sonra antik kent bir daha iskan edilmemiştir.

Yaşlı Pilinius şehri Troas’ın ıssızlaştırılmış kentlerinden biri olarak sayar.

Kolonaili Daes:

Daes, Kolonai’de bilinen tek edebiyatçı figürdür.

Yerel tarih yazarı olarak, en erken MÖ 5’nci yüzyıl sonlarına tarihlenir.

Kolonai vatandaşı olarak MÖ 310 civarında Aleksandreia Troas ile birleşmeye dahil olup terk edilmesinden önceki bir döneme aittir.

Kolonaili Daes: “ (muhtemelen MÖ 4’ncü yüzyılda) Kolonai sakinleri, kendi yerleşimlerinin Aiol Yunanları tarafından kurulduğuna inanıyorlar” demiştir.

Midilli’nin etnik olarak Aiol olması ve Kolonai’nin MÖ 427’teki Midilli isyanının sona ermesinden sonra Midilli’nin kontrolüne girdiği muhtemeldir.

Kiknos:

Yunan mitolojisinde, Truva savaşı sırasında Kolonai’nin kralı Kiknos’dur.

Truva savaşlarının ilk gününde, Akhilleus tarafından öldürülmüştür.

Kiknos, Pindaros’un iki ayrı eserinde geçer.

MÖ 1’nci yüzyıl ortalarında yaşamış tarihçi Diodorus Siculus, Kiknos hakkında, Kolonai’den çok da uzak olmayan bir ada olan Tenedos (Bozcaada) sakinlerine atfettiği bir hikaye anlatmıştır. Bu hikayede: Kiknos’un oğlu Tennes, Tenedos’u kurmuş ve adaya kendi adını vermiştir.

Sonuç:

Kolonai antik kentinde günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır. Zaten bölgede arkeolojik çalışmalar da yapılmamaktadır.

 

Abydos

ABYDOS

Çanakkale Boğazının Asya kıyısındaki Nara burnunda, antik Sestos kentinin karşısındadır.

Maltepe ile Çanakkale boğazına yay görünümüyle çıkıntı yapan Nara Burnu’nun tamamına yayılmış, Karacaören Ovasının güney batısına ve Dalyan koyuna kadar uzandığı bilinmektedir.

Nagara Burnunun güneyindeki koy, ana akıntının dışındadır ve boğazdaki en iyi doğal limandır.

Şehir, MÖ 670 yılında Çanakkale boğazının en dar noktasında kurulmuştur. Abydos şehrinin karşısında yer alan Sestos ve Lampsakos gibi çok kıymetli şehirler bulunmaktaydı.

Sestos antik kenti (bugünkü Bigalı kalesi) karşılıklı olarak boğazın dar bir alanına inşa edilmesi, Abydos şehrinin stratejik önemini arttırmıştır.

MS 13’ncü yüzyılda, geçişin Lampsakos ve Kallipolis arasına alınmasına kadar, MS 14’ncü yüzyılın başlarında şehrin terk edilmesine kadar, Avrupa ile Asya arasındaki ana geçiş noktası olmuştur.

Ticaret yollarını kontrol etmesi ve geçiş güzergahında bulunması açısından, stratejik öneme sahip bir kent olmuştur.

MÖ 7’nci yüzyıldan, MS 20’nci yüzyıla kadar kesintisiz yerleşime ev sahipliği yapmıştır.

Homeros’un kentle ilgili yazıları: “Homeros’a göre kent, hızlı atlarıyla çevre kent ve bölgelere ün salmıştır. Truva savaşları sırasında Akhalara karşı mücadele vermiştir. Yine aynı eser incelendiğinde, kentin MÖ 2 bin yıldan önce de kurulu olduğuna dair ipuçları sunduğu görülür.

MÖ 750 yılından itibaren, bölge kolonize edilmiştir.

Önce Aioller, MÖ 8’nci yüzyılda ve sonra da İonlar MÖ 7’nci yüzyılda kenti himayeleri altına almıştır.

Strabon: Abydos kentinin Çanakkale Boğazı (Hellespontos) kıyılarına kurulan ilk kentlerden biri olduğunu yazmıştır. Yine, MÖ 7’nci yüzyılda Lydialıların ve MÖ 680 yılında ise Miletosluların yerleşmek için Lydia Kralı Gyges’ten izin aldıklarını belirtmiştir.

MÖ 513 yılında kentte Pers hakimiyeti görülür. MÖ 480 yılında Pers Hükümdarı Kserkes, yine şehre gelir. Günümüzdeki Özgürlük Parkı ve Nara burnunda bulunan askeri alana getirilen Kserkes’in köprü inşasına gemilerini yan yana bağlayarak başladığı bilinmektedir.

Başarılı bir çalışmadan sonra boğaz üzerinde kurulan ilk boğaz köprüsünün sonucunda, sefere çıkılmış ve dönüşte tekrar aynı yöntem ile Abydos şehrine geri dönülmüştür.

Burada bir husus daha var. Fırtına kurulan köprüyü parçalar, Kserkes öfkelenir ve denize sinirlenir, denize 300 kırbaç attırmıştır.

Bir de burada toplanan kara ve deniz kuvvetlerini teftiş etmiş, deniz kuvvetlerine savaş gösterisi tatbikatı yaptırmıştır, yani bu tatbikat, tarihte anılan ilk tatbikat olabileceği düşünülür.

MÖ 334 yılında Büyük İskender, doğu seferine çıktığı dönemde Trakya üzerinden Abydos kentine gelmiş ve kenti himayesi altına almıştır.

1453 yılında Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fetihettiğinde Çanakkale Boğazının Anadolu Yakasına bugünkü adı ile Çimenlik Kalesini yaptırır. İstanbul’u elde tutabilmesi için hayati öneme haiz bu kale, 6 ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. Çimenlik kalesinin yapımında devşirme yapı malzemesi olarak Abydos antik kentinin toprak üzerindeki taşları kullanılmıştır.

Son olarak, bir efsaneden söz etmek istiyorum. Hero ve Leandros efsanesi. Bu efsaneye göre, aşıklar birbirlerini görebilmek için, her gece boğazı yüzerek geçerlerdi. Dünya edebiyatına: Christopher Marlowe “Hero ve Leander” ve Lord Byron’un “Abydos’un Gelini” eserleri, dünya Abydos şehrini yakından tanımıştır.

Hellespontos’un Avrupa yakasındaki Sestos’ta (Eceabat) bir kulede yaşayan Afrodit Rahibesi Hero ve boğazın karşı tarafındaki Abydos’lu genç adam Leandros’un öyküsüdür.

Kötü hava Hero’nun klavuz ışığını söndürünce, Leandros dalgalarda yolunu kaybedip ölüyor, onu kaybeden Hero da kendine kıyıyordu.  

Hatta, İngiliz ajanı olan Lord Byron, 3 Mayıs 1810 tarihinde, tek ayağı ile bu mitolojik hikayeyi gündeme taşımak için Abydos ile Sestos antik şehirleri arasını yüzerek geçmiştir. Bu mitolojik hikaye, Roma döneminde Abydos sikkeleri üzerinde de betimlenmiştir.

Abydos

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR

Şehrin Akropolü, Türkçe’de “Mal Tepe” dir.

Şehrin terk edilmesinden sonra Abydos kalıntıları, 14 ile 19’ncu yüzyıl arasında, yapı malzemesi olarak toplanmıştır.

Günümüze çok az kalıntı kalmıştır. Blok taşlardan yapılmış bir duvar kalıntısı ve Osmanlı dönemine ait kaleden başka yapı görmek mümkün değildir.

Zaten 20’nci yüzyılın başlarında da askeri yasak bölge olarak ilan edilmiş ve hiçbir kazı yapılmamıştır.

Ancak bölgeye gezginler tarafından yapılan ziyaretlerde kent değerlendirilmiştir.

Bilgilerin çoğu gezginlerin tutmuş oldukları notlardan ve çizdikleri gravürlerden elde edilmiştir.

 

 

Ayvacık tanıtımı.

Bayramiç tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

Gelibolu tanıtımı.

Truva tanıtımı.