Bitlis

Bitlis

Bitlis denilince akla: sigara ve o meşhur ağıt, Bitlis’te beş minare geliyor. Defalarca gittiğim ve bazen de içinden geçtiğim bu şehri: tanıtmak pek zor değil, çünkü küçük bir yer ve her yıl nüfus olarak küçülmeye devam ediyor.

İnsanlar: maalesef, buradan, başka yerlere göçüyorlar. Şehre: Diyarbakır yönünden girdiğinizde, uzun süre, virajlı yollarda ve yeşillikler içinde ilerliyorsunuz, bu virajlı yollarda ürkmemek elde değil, çünkü sürekli viraj ve ıssız yollar. Tatvan bağlantısı ise, dümdüz ve çevresi açık bir yol.

ULAŞIM

Hava yolu ile ulaşım düşünüldüğünde: Van ve Muş hava alanlarının kullanılması gerekmektedir.
Kara yolu ulaşımı açısından, Bitlis ilinin diğer bir kısım ile uzaklığı şöyledir: Bitlis-Van arası uzaklık: 168 km. Bitlis-Muş arası uzaklık: 83 km. Bitlis-Siirt arası uzaklık: 97 km. Bitlis-Batman arası uzaklık: 138 km. Bitlis-Diyarbakır arası uzaklık: 210 km. Bitlis-İstanbul arası uzaklık: 1505 km. Bitlis-Kayseri arası uzaklık: 778 km. Bitlis-Adana arası uzaklık; 637 km. Bitlis-Ankara arası uzaklık: 1097 km. dir.

Bitlis

GENEL

Bitlis, içinden çay akan bir vadide kurulmuştur. Bu çayın çevresinde, bir çok yapı var. Bu derenin taşması durumunda, sanırım bu yapıların hepsi olumsuz etkilenir.

Bitlis yollarında kar

Vadinin tabanından geçen transit yolda seyahat eden bir yabancı, Bitlis’ten geçmiş, yükseklerde bulunan ışıkları merak edince yanındakine sormuş: “ O da, bunlar gökdelenler “ diye cevap vermiş. Yabancı inanmış. Aynen öyle; vadinin yamaçlarındaki binalar arasında bir yerden başka yere gitmek için tırmanıyor veya iniyorsunuz. Bu yüzden olsa gerek, Bitlis’te kilolu insan görmeniz mümkün değil.

Bitlis, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat ve Yukarı Murat bölümlerinin sınırı üzerinde bulunan bir ildir. Şehirde: karasal iklim hüküm sürer. Deniz seviyesinden 1545 metre yükseklikteki bölgeye, kış erken gelir ve geç gider. Kışın çok kar yağar. Yazları ise kısa sürer ve kurak geçer. Yurdumuzun en çok kar yağışı alan bölgesidir.

TARİHİ

Geçmişi: MÖ.2000 yılına kadar uzanan Bitlis’te, Urartu, Asur, Med, Pers, Makedon Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerine ait izlere rastlanır.

Babil’i işgal eden Büyük İskender, ordularıyla birlikte Hindistan seferine çıkmayı kararlaştırır. Ancak, bu sırada, alnında boynuza benzeyen, iki et parçası çıkar. İskender, bunları maiyetinden saklamak için, sürekli boynuzlu miğfer kullanmak zorunda kalır.

Derdine çare için görüştüğü bütün hekimler; şifasının sularda olduğunu ve her gittiği yerdeki suları kullanmasını önerirler. Bu nedenle, Büyük İskender, uğradığı her yerdeki sularda yüzünü yıkayarak derdine çare aramıştır. Şattülarap’a vardığında Dicle nehrine akan bütün suların araştırılmasını istemiş, bilginlerini bu işle görevlendirmiştir.

Bütün suları araştıran İskender ve maiyeti, uzun bir yürüyüşten sonra, Bitlis önlerine gelmişlerdir. Bitlis çayının hastalığına şifa verdiğini görünce: Kösür ve Rabat sularının birleştiği yerde karargahını kurmuştur.

Emrindeki hekimler; İskender’e, suyun kaynağına gitmesini isterler. Bunun üzerine, Bitlis’in doğusundan akan Rabat suyu takip edilerek, suyun kaynağına gidilir. Ancak, günlerce bu suyu kullanmasına rağmen, şifa olmadığı görülür.

Bu defa şehrin batısından gelen Kösür çayına yönelirler. Sonunda, bu suyun kaynağı olan pınara varırlar. Bu pınarın bulunduğu, suların fışkırdığı o dağlık, ağaçlık yeşil tepeler, İskender’in gözüne çok güzel görünür.

Her taraf zümrüt yeşilliğinde, reyhan ve değişik çiçeklerle bezenmiştir. Bu yerin iklimi, İskender’i hayran bırakır. Bu güzel tabiat parçasının havasından ve suyundan faydalanmak için, birkaç gün burada konaklamaya karar verirler. Bu suyun kenarında konakladıktan bir hafta sonra, Kösür suyunun derdine şifa olduğunu ve boynuzlarının kaybolduğu görülür. Günümüzde hala bu suya “İskender Çeşmesi” denilmektedir.

Bu çeşme: Bitlis’e 10 km. uzaklıkta, Duav yaylasındadır. Derdine şifa bulan İskender; bu yerin ve suyun ebedileştirilmesi için, Bedlis (Badlis) veya Leis ismindeki komutanını yanına çağırarak, bu çeşmeden 4 saatlik veya 12.000 adımlık uzaklıkta, Rabat ve Kösür sularının birleştiği yerde, bir kale yapılmasını ister.

Komutanına dönerek “ Ben İran seferinden dönünceye kadar, buraya öyle bir kale yap ki, benim gibi bir kral veya kumandan dahi, onu ele geçiremesin. Böylece bu kalenin ve yerin ismi kuşaktan kuşağa, yüzyıldan yüzyıla ebedileşsin” demiştir.

Bu emri alan Bedlis veya Leis ismindeki komutan, hemen işe başlar, bir yıl gibi kısa bir sürede, MÖ.331 yılında, bugünkü kaleyi yapmayı başarır.

Hindistan ve İran seferinden dönen İskender, şehre geldiği zaman, karşısında muazzam bir kale görür. Bedlis’e haber göndererek, kaleyi teslim etmesini ister. Ama Bedlis, kaleyi teslim etmeyeceğini, savaşa hazır olduğunu bildirerek, İskender’in teklifini kabul etmez.

Kale kapılarını kapattırır. Bunun üzerine, İskender, bütün güçleriyle kaleyi kuşatmaya başlar ve günlerce uğraşı sonunda kaleyi alamayacağını anlayınca, kuşatmayı kaldırarak Rahva ovasına doğru geri çekilir. İskender’in çekildiğini gören Bedlis, Rahva ovasında İskender’in atının ayağına kapanıp bir zarf içinde kalenin anahtarını sunar.

Çıkışı bu yerde olan tünelden, kendilerini kaleye davet eder. Kalenin anahtarını alan İskender, “Bre melun, mademki anahtarı verecektin, niye asi olup bu kadar adamımı kırdırdın” demesi üzerine, Bedlis: İskender’den affını dileyerek “Ey büyük fatih. Benim sana karşı baş kaldırmam ve direnmem, senin daha önce vermiş olduğun emrin gereği idi.

Sen, benim gibi bir kralın alamayacağı bir kale yapmamı emretmiştin. Senin emrin üzerine yaptığım bu kalenin ne kadar sağlam ve fethedilmesinin imkansız olduğunu ispat etmek için bu cüreti gösterdim. Şimdi ben ve kuvvetlerim, hareketimizden dolayı müstahak göreceğimiz cezaya razı olarak emrinizdeyiz ” der.

Komutanın bu sözlerini çok beğenen İskender, komutanını ödüllendirmek için şehrin yönetimini bu komutanına devreder ve şehre Bedleis adını verir. O günden sonra şehrin ismi “Bedlis” olarak kalır. Zamanla bazı harf değişikliklerine uğrayan bu isim, günümüzde “Bitlis” olarak kullanılmaktadır.

Türklerin, 11’nci yüzyılla birlikte başlayan Anadolu akınları sırasında, önemli bir uğrak yeri haline gelen, bu tarihlerde Alpaslan ve ordularını Ahlat’ta konuk eden Bitlis; Türklerin Anadolu’ya açılmasında, çok önemli bir rol üstlenmiştir. 1514 yılında, Osmanlıların eline geçmiştir.

NE YENİR

Bitlis Büryan Kebabı: yörenin ünlü yemeğidir. Oğlak etinden yapılan bu yemek: Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında yenilebilir. Uykusundan fedakarlık yapabilenler, yine bu aylar arasında, sabah saat 05.00 te “Avşor” adı verilen yemekten de tadabilirler.

NE SATIN ALINIR

Kök boyalı dokuma kilimleri, küp peyniri ve bal. Özellikle: bal satın almanızı öneririm. Hemen çarşıda: bal satılan dükkanlar var.

BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ

Bitlis Eren Üniversitesi, 29 Mayıs 2007 tarihinde açılmıştır. Fen-Edebiyat, İktisat-İdari Bilimler ve Mühendislik-Mimarlık Fakülteleri bulunmaktadır.

BİTLİS’TE BEŞ MİNARE TÜRKÜSÜ HİKAYESİ

Bitlis denince veya Bitlis’e varınca, genelde dışarıdan gelenler, hemen çevrede beş minare aramaya başlarlar. Malum: Bitlis’te beş minare, türküsünü çoğumuz biliriz. Ama: nafile, elbette Bitlis’te yalnızca beş değil, birçok minare bulunmaktadır. Beş minare konusuna gelince, bunun bir hikayesi var.

Rus işgali sırasında, Bitlis, bir harabe şehir görüntüsü alır. Düşmanın çekilmesinden sonra, savaş sırasında Bitlis’ten kaçan bir baba ve oğul, Bitlis’e dönmek üzere yola çıkarak, şehre hakim konumdaki “Dideban Dağı” eteklerine varırlar.

Baba; şehirde canlı kalıp kalmadığını öğrenmek için, oğlunu şehre gönderir. Bir süre sonra oğul geri döner ve uzaktan babasına şöyle seslenir.” Şehirde yaşama dair hiçbir iz yok, sadece beş tane minare ayakta kalmış” Bunu duyan baba yıkılır, diz çöker ve şöyle der:

“ Bitlis’te beş minare, beri gel oğlan beri gel. Yüreğim doldu yare, beri gel oğlan beri gel.”
Bu ağıt, zamanla türkü ve manilere konu olarak günümüze kadar gelir.

BİTLİS TEKEL SİGARA FABRİKASI

Fabrika: 1927 yılında Atatürk tarafından kurulmuş ve kurulduğu tarihten bu yana, Bitlis’in tek fabrikası. Fabrikanın bir diğer özelliği: fabrikada ve tütün bakım atölyelerinde çalışanların, istihdamlarının yanı sıra, dünyanın en kaliteli tütünü olan virjinya tipi tütün üretimi yapan Bitlisli tütün üreticilerinin, ürettikleri tütünün alımı ve işlenmesinin sağlanması olmuştur.

Kota uygulaması öncesinde: 17.000 civarında olan tütün üreticisi sayısı, kota uygulanması, işsizlik ve ağır yaşam koşulları nedeniyle, 12.000 kişiye düşmüştür. Fabrika: Bitlis tepelerinden birinin üzerinde kurulu.

Zamanla geliştikçe, bahçesinde kalan Ermeni kilisesi de manzarayı tamamlamış. Bir dönem Tekel deposu olarak da kullanılan kilise, tıpkı fabrika gibi kaderine terk edilmiş durumda. Kilisenin hemen yanında: sigara üretimhane bölümü var.

Fabrika gerçekten tarihi bir eser. Sigara sarma ve paketleme bölümünde, fabrikanın kuruluşundan beri, yani 82 yıldır kullanılan ve kolla çalışan bir makine görülüyor. En yeni makinalar: 60’lı yıllara ait. Devletin modernize etmemesine inat, Bitlis tekel fabrikasında, yılda 400 ton sigara üretiliyor.

GEZİLECEK YERLER

Bitlis Kalesi

BİTLİS KALESİ

İl merkezindeki çarşının hemen dik yamacındadır. Kale dibinde durup yukarı baktığınızda, ürkmemek elde değil.
MÖ. 312 yılında Büyük İskender’in emri ile kumandanlarından Leys Bedlis tarafından yaptırılmıştır. Yüksekliği 56 metre ve sur kalınlığı 7 metreyi bulan kalenin üstünde, eski kayıtlara göre bir saray, 300 ev ve bir han ile bir cami bulunuyormuş.

Evet, bu muhteşem kaleye çıkabilirsiniz. Bitlis’in güzelliklerini buradan seyretmek gerçekten çok güzel bir duygu. Kale: toprakla dolu olduğu için içini gezmek mümkün değildir. Kazı çalışmaları devam ediyor. Kale çevresinde bir sürü yapı var. Bunların sanırım buradan taşınması gerek.

Kaleden inip, karşı tarafta Bitlis’e tepeden bakan “Dideban Dağı” eteklerine tırmanabilirsiniz. Buradan da, şehir gayet güzel görünüyor. Özellikte: yukarıda söz ettiğim gibi, şehir üzerinde birçok minare bulunduğunu göreceksiniz.

Bu arada: yukarıda anlattığım ağıta konu olan beş minare şunlar: Ulu cami minaresi, Gök Meydan Camii minaresi, Kale Camii minaresi, Şerefiye Camii minaresi ve Meydan Camii minaresi. Tarihe, katliamlara şahitlik yapmış bu beş minare, hala dimdik ayakta duruyor.

Evet, şehir içindeki geziye devam ediyoruz. Vilayet binasını geçince, Gök meydan mahallesinde, hemen solda, biblo gibi bir eser var.

İHLASİYE MEDRESESİ

Selçuklular tarafından, 1216 yılında yaptırılmıştır. Düz damlı ve kubbesiz. Ortada heybetli bir tamburu, dört köşesinde silindirik destek kuleleri var. Ön cephesindeki süslü portalı ise, baş döndürücü güzellikte.

Döneminin en önde gelen bilim merkezlerinden biri konumundadır. Kitabesine göre: 1589 yılında Bitlis hanlarından, V. Şerefhan tarafından onartılmıştır. Mimari görünüş açısından: klasik Selçuklu estetiğinin tüm özelliklerini taşımaktadır. Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir.

Halen: Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü binası olarak kullanılmaktadır. Resmi mesai saatleri dışında, ziyarete açıktır. Bahçesindeki ziyaretgah olarak kullanılan Şerefhanoğullarına ait Veli, Şemsettin, Ziyaeddin Han, II. Şerefhan ve üç bacılar türbeleri ile birlikte, bir bütünlük gösterir.

ŞEREFİYE CAMİİ

Bitlis merkezinde, çarşı içinde, Hosor ve Kışla derelerinin birleştiği yerdedir. Medrese, cami, imaret ve türbe kısımlarından meydana gelmiş bir külliyedir. Kitabesine göre: 1529 yılında, IV. Şerefhan tarafından yaptırılmıştır. Mimari zenginliği ve özellikle giriş kapısındaki süslemelerle dikkati çekmektedir. İbadet saatleri dışında sürekli ziyarete açıktır.

ULU CAMİ

Kaleden sonra, kentin en önemli tarihi eseridir. Ne zaman inşa edildiği bilinmiyor. Bitlisliler, 1150 tarihinde restore edilen bu caminin, Anadolu’daki en eski Selçuklu camilerinden biri olduğunu söylüyorlar.

Şehir merkezinde: en çukur alanda bulunmaktadır. Altı kemer üzerine inşa edilmiştir. Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı, kutu gibi bir kütledir. Dışı görünüşü ile Bitlis’in herhangi bir yapısından farklı değildir. Kuzeyde, camiden ayrı bir şekilde yükselen minaresi bulunmaktadır.

NARLIDERE (KASRİK) KÖPRÜSÜ

Bitlis-Baykan kara yolu üzerinde, Narlıdere köyündedir. Kitabesi olmadığından, hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Ancak: gerek köprü mimari özellikleri ve gerekse yörenin tarihi durumu göz önüne alındığında, Osmanlı dönemi 16. yüzyıl sonları ya da 17.yüzyıl içinde yapılmış olduğu düşünülmektedir.

Bitlis Hizan hakkındaki gezi yazım için  Hizan

Bitlis Mutki

Bitlis Mutki

Mutki, Bitlis arasındaki uzaklık: 24 km. Mutki, Ahlat arası uzaklık: 88 km. Mutki, Hizan arası uzaklık: 97 km. Mutki, Muş havaalanı arasındaki uzaklık: 105 km.

TARİHİ

Yörede: tarihi süreçte Asurlular, Persler, İskender, Roma ve Bizans hakimiyeti görülür. Hz Ömer zamanında ise, Araplar tarafından ele geçirilmiştir. 1071 yılındaki Malazgirt zaferinden sonra ise, Akkoyunlu gibi Türk beyliklerinin hakimiyeti görülür. 1514 yılındaki Çaldıran zaferinden sonra ise Osmanlı egemenliği olur. Birinci Dünya savaşı sırasında Ruslar ve Ermeniler tarafından işgal edilen bölgede, Ermeniler her türlü vahşeti sergilemiştir. İlçe 6 Nisan 1916 tarihinde kurtarılmıştır. Yöre 1941 yılında Mutki adı ile ilçe olmuştur.

GENEL

Yörede coğrafi konum olarak kırsal özellik öne çıkar. Arazi yapısı: dağlıktır, dik vadiler ve tepeler bulunmaktadır. Rakımı ortalama 1500 metredir. İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Yörede karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak kışlar yoğun kar yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçer.

ÇÖMLEKÇİLİK

İlçe merkezine bağlı Kavakbaşı beldesindeki köylerde yöresel çanak-çömlek yapımı sağlanmaktadır. Sosyal Destek Programlarından altı ay kurs alan beldenin hanımları, Nevşehir’den gelen usta öğreticilerden ders almışlardır.

Sonra kendi yöntemleriyle çanak çömlek yapmaya başlamışlardır. Sabahın erken saatlerinde, köye yaklaşık 1 km uzaklıkta bulunan alana giden köylüler, buradan toprak alırlar, sarı kum dedikleri özel bir kumla çamuru yoğururlar.

Ardından bir çark üzerinde, büyük bir hızla yapılan çömlekler, iki gün güneşte, iki gün de sıcak tandır içinde bekletilir. Sonra ateşte pişirilir. Öte yandan, beldede bulunanlardan bazı kişiler, çömlekçiliği, yüzyıl önce köylerinde yaşayan bir Ermeniden öğrendiklerini de söylemektedirler. Çömlek haricinde, toprak işi malzemeler de yapılmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

 

MUTKİ KİTAP SOKAĞI

İlçe merkezinde Hastane caddesi üzerinde bir sokak var. Daha önce, hiçbir yerde görmediğim bu sokaktan söz etmek istiyorum. Sokak “Kitap Sokağı” dır. İlginç bir yer, kim düşünmüş bilmiyorum ama iyi düşünmüş diyebilirim, çünkü her türlü sorunun çözümü eğitim, yani kitap okumak değil mi?

Evet kitap sokağı bir törenle açılmış, törende gelen vatandaşlara 1 ton hamsi dağıtılmış, şenlik düzenlenmiş.

Bitlis Mutki Beyaz Su Mesire Alanı

BEYAZ SU MESİRE ALANI

İlçe merkezine bağlı 3 km uzaklıktaki Akıncı köyündedir. Mutki-Kavakbaşı kara yolu üzerindedir. Tamamen doğal kar suyundan oluşmaktadır. Bu su kaynağı yazın çok soğuktur. İçmeye elverişlidir. Burada: piknik alanı düzenlenmiştir. Alan düzenlenirken doğal yapının bozulmamasına büyük gayret gösterilmiştir.

GÜMÜŞKANAT ŞELALESİ

İlçe merkezine bağlı 19 km uzaklıktaki Gümüşkanat köyü çıkışındadır.

Şelale, yaklaşık 56 metre yükseklikten akar. Yani, Türkiye’nin en uzun şelalelerinden birisidir. Şelalenin genişliği ise 8 metreyi buluyor.

Bitlis Mutki Gümüşkanat Şelalesi

Şelalenin suyu içilebiliyor. Bence, buralara yolunuz düşerse, mutlaka gidin bu şelaleyi görün. Ancak şelalenin çevresinde herhangi bir yapılaşma, yani tesis varmı, kafeterya, lokanta gibi tesisler var mı bilmiyorum. Umarım burayı ziyaret eden bir okur, bunları yorum olarak buraya yazar, diğer gezginler bundan yararlanırlar.

Bitlis Mutki Beyaz Kilise

BEYAZ KİLİSE

İlçe merkezine bağlı 36 km uzaklıktaki Taşboğaz köyü Yuvalı mezrasındadır. Kilise yapısının bir zamanlar 99 odası bulunduğu söylenmektedir. Günümüzde ise, yıkılmaya yüz tutmuştur.

Bitlis hakkındaki gezi yazım için Bitlis

Bitlis Hizan

Bitlis Hizan

Hizan, Bitlis arası uzaklık: 77 km. Hizan, Tatvan arası uzaklık: 49 km.

TARİHİ

1071 yılındaki Malazgirt zaferinden sonra bölgeye Selçuklu Beyliklerinden Dilmaçoğulları yerleşmiştir. Bunların merkezi Nevs-i Hizan’dır. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı hakimiyetine alınır. Bu dönemlerde yörenin ismi “Erzent” dir.

1514 yılından sonra Azarbaycandan gelen Murtaza Bey, bölgede bir beylik kurar ve nispeten bağımsız yaşamaya başlar. Ölünce yerine oğlu Abdal Bey geçer. Daha sonra ise, Beyliğin başına Mir Şerafettin geçer. Bu beylik, 19’ncu yüzyılın ikinci yarısına kadar bölgede hüküm sürer.

1913 yılında bölge Rus işgaline uğrar. Bu işgal sırasında, Rusların desteğini alan Ermeniler, bölgede tam bir vahşet yaşatırlar, birçok insan katledilir. 1914 yılında Ruslar bölgeden çekilir. 1919 yılında ilçe yapılarak Bitlis şehrine bağlanır. 1929 yılında Bucak yapılır. 1936 yılında ise yeniden ilçe yapılarak Bitlis iline bağlanmıştır.

Hizan isminin Nevs-i Hizan isminden geldiği bilinmektedir.

GENEL

Bölge: Van gölünün güneyinde sarp bir yerdedir. Yerleşimin yüzde 90 bölümü dağlıktır. Yörede tipik karasal iklim hakimdir.

HİZAN FINDIĞI

Ülkemizde Karadeniz bölgesinden sonra en çok fındık üretimi Hizan yöresinde yapılır. Çünkü yörede fındık üretimi için uygun iklim koşulları vardır. Hizan fındığının yüksek yağ oranı ilgi çeker.

HİZAN KARAKOVA N BALI

Yörede organik karakovan balı üretilmektedir. Ülkemizde mevcut kovan sayısının yüzde 40 bölümü, Hizan yöresinde bulunmaktadır. Hizan yöresinde 2450 metre rakımlı yüksek dağ ve yaylalarda üretilen balın tadı ve aroması oldukça farklı ve güzeldir. Nem oranını dengelemek iin söğüt dallarından yapılan, etrafı tezek veya çamurla sıvanan özel kovanlarda elde edilen, prolin değeri yüksek karakovan balı, meşakkatli bir sürecin ardından satışa sunuluyor.

Hizanda üretilen bal: yapılan bal yarışmalarında sürekli dereceye girmekte, dünya birinciliği ve dünya ikinciliği bulunmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

GİRİ SERGİNCİ KÖŞKÜ

Mir Şerafettin bölgede iki tane köşk yaptırır. Bu köşklerden en önemlisi günümüzde Serin Tepe’de bulunan Giri Serginci köşküdür. Yapı 336 odalıdır. Mir Şerafettin’in her gece, odalardan birinde kaldığı anlatılır. (Bu köşk günümüzde var mı yok mu bilmiyorum, sadece adını duydum, köşk hakkında herhangi bir yerde varlığına ait bir kayıt da bulamadım, sadece birkaç satır yazılı anlatım var, köşk günümüzde var mı yok mu bilen varsa yorum bırakması rica olunur.)

Hizan yöresinde, başkaca tarihi veya turistik yer bulunmuyor.

Bitlis hakkındaki gezi yazım için Bitlis