Ardahan Posof

Ardahan Posof

Posof, Ardahan il merkezine uzaklığı 72 km. dir. Posof-Erzurum arası 310 km, Posof-Kars arası 138 km. Posof-Ankara arası 1119 km, Posof-İstanbul arası 1442 km.  dir.

TARİHİ

İlçe Ortaçağ döneminde Samtshe olarak isimlendirilen bölgededir. Bölgenin ana akarsuyu Posof çayıdır.

1080 yılında Selçuklular ve Gürcüler arasında, Kveli savaşı olur. Bu dönemde, Posof çayının kayısında, eski Sakire (Çambeli) köyü sınırları içinde bulunan Caki kalesi bölgenin en önemli merkezidir.

Çünkü Gürcü hanedanı Cakeli sülalesi burada kalmaktadır. 16’ncı yüzyılda, Posthovi bölgesi de Osmanlıların eline geçer ve Osmanlılar tarafından oluşturulan Çıldır Eyaletinin bir parçası olur. Osmanlı kayıtlarına, bu bölge Poshov olarak yazılır.

Osmanlı döneminde ilçenin ismi “Poshov” dur. Gürcüce ismi ise “Potshovi” dir ve “Yeni Orman” anlamına gelir.

Savaşı Selçuklular kazanır ve savaşın ardından Gürcistan Krallığı dağılır, Büyük Selçuklular bölgeyi tamamen ele geçirirler ve Karadeniz kıyılarına ulaşırlar.

Uzun süre Osmanlı yönetimi altında kalan Posof, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında Rus hakimiyetine girer. I. Dünya savaşının sonlarına doğru, bölgeden çekilen Rusların yerine Gürcüler burayı alır.

Ancak Ruslar, Gürcistan’ı işgal edince, Posof yine Anavatan topraklarına katılır ve ismi “Posof” olarak değiştirilir.

Posof, Cumhuriyetin ilanından sonra, 1923 yılında ilçe merkezi oldu.

Ardahan Posof

GENEL

Posof, Türkiye-Gürcistan sınırındadır.

İlçenin en büyük özelliği, Ardahan iline bağlı diğer ilçelere nazaran daha alçak bir rakımda oluşudur (1500 m) ve buna bağlı olarak iklim koşullarını olumlu yönde etkiler. Diğer bütün ilçeler 1900 metre ve üzeri rakımdadır.

Posof ilçesinin çevresi dağlarla çevrili olduğundan, mikro klima özelliği göstermektedir.

Posoflular, ülkemizden çalışmak üzere yurt dışına giden ilk kafiledendirler, bugün özellikle Fransa’nın Bordoaux ve Hollanda’nın Eindhoven şehirlerinde çok Posoflu bulunmaktadır.

Yaz mevsiminde dünyanın dört bir yanından gelen Posoflular, ilçeyi hareketlendirir. Sadece yurt dışımı, hayır, Posof yurt içinde de göç vermiş özellikle Bursa ve Kocaeli yörelerine yerleşmişlerdir.

Posof bir taraftan da önemli şair ve ozanlar yetiştirmiştir. Sultan 3. Selim’in divan şairi Aşık Üzeyir buralıdır.

Ayrıca: Aşık Ferhat Feryadi, Aşık Süleyman Süreyya, Aşık Zülali de sayılabilir. Aşık Üzeyir: 3 yıl Osmanlı Sarayında bulunmuş, bir Rum aşık ile yaptığı atışmada, onu mağlup ederek Padişah’ın gözüne girmiştir.

Kendisi aynı zamanda Köroğlu destanlarını, Kafkaslardan Anadolu’ya taşıyan kişidir. Bir diğer Posoflu ünlü kişi, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın korumasıdır.

Çanakkale’de ve İstiklal Savaşında hep Atatürk’ün yanında olmuş, İstanbul Taksim ve Ankara Ulustaki Atatürk anıtlarında da yer alır.

Kendisi Aşık Üzeyir’in köyü olan Hevat’da doğmuş, sonrasında Ardahan’a göç etmiştir.

İlçenin en önemli akarsuyu Posof Çayıdır. Posof çayı, Gürcistan ile sınır çizdikten sonra Gürcistan ülkesine girer. Kura nehriyle birleşir ve Hazar denizine dökülür.

Posof Bal Üretimi

BAL ÜRETİMİ

Dünyadaki bulunan 4 arı ırkından birisi olan Kafkas ırkı arının gen merkezi Posof’dur.

Yörede bal üretimi yoğundur, bal üretimi yapan 141 işletme vardır. İlçede yıllık bal üretimi 35-40 ton olur. Hatta Posof ilçesinde üretilen kaliteli ana arılar, ilçe ve il dışındaki ihtiyaç sahiplerine satılır.

Posof Kuru Fasulyesi

POSOF KURU FASULYESİ

Posof’da üretilen kuru fasulye oldukça meşhurdur. Çünkü tohumlarının ekiminden toplanmasına kadar, gübre ve ilaç kullanılmaz, bölgenin mikro iklim özelliği lezzetini oluşturur. Buraya ait kuru fasulye, pişirildiği zaman irileşir.

Posof Elması

ELMA

Elma denince, burada yetişen bir elma türü var, bu elmanın en büyük özelliği, içinin de dışı gibi kırmızı olmasıdır.

Posof ilçesinin özellikle Türkgözü köyünde yetiştirilir. Bu bölgenin kendine özgü mikroklimaya sahip olması, elmanın rengi ve tadını etkiler.

Bu elmada bulunan bir madde, vücutta insülin miktarını yükselterek kan şekerinin düşmesine sebep olur. Yani, bu tür elma, şeker hastalığına iyi gelir. Posof Badele Elması, tescillenmiştir.

Posof Dağ Horozu

DAĞ HOROZU

Huş tavuğu olarak da isimlendirilir. Çünkü kışın yiyeceklerinin büyük kısmını huş ağacının tomurcukları ve bu ağaç türünün kedicik tipi çiçekleri ve ardıç meyvelerinden oluşmaktadır. 

Dağ horozu, kısıtlı dağılıma sahip olması ve yüksek dağ habitatında yaşamasından dolayı Tetraonidae türleri arasında hakkında en az bilgiye sahip olunan kuş türüdür. Kafkasya ekolojik bölgesinde bulunan tür, dünya üzerinde sadece bu ekolojik bölgede bulunmaktadır. En büyük popülasyonu: Rusya ve Gürcistan’da olmakla birlikte Azerbaycan, İran, Ermenistan ve Türkiye’nin kuzeyinde daha küçük popülasyonları bulunmaktadır. Türkiye’de ve bulunduğu diğer Kafkasya ülkelerinde koruma altındadır. 

Kuş gözlemcileri, bunu izlemek için bölgeye gelirler.

NE YENİR

Buraya yolunuz düşerse, yöresel tatlar olarak önereceklerim: ayranlı-sütlü yarma, puşruk, helle, kesme ve muhteşem güzel çorbalardır.

Ardahan Posof Türkgözü Sınır Kapısı

TÜRKGÖZÜ SINIR KAPISI

Posof Türkgözü Köyündedir. 

Ardahan ilinde komşu ülke Gürcistan’a açılan iki kapıdan birisi budur. Diğeri Çıldır ilçesinde bulunan Aktaş Sınır Kapısıdır. 

Türkgözü Sınır Kapısı: 1995 yılında açılmıştır. 2023 yılında çağdaş bir görünüme kavuşturulmuştur. 

 Yani, burası tek kapıdır. Kapıda gümrüksüz satış mağazası ve kafeler yer alırken, yolcuların tuvalet ve mescit gibi kişisel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri alanlar da bulunmaktadır. 

Buradan D955 karayolu geçer ve sınır kapısı ile en yakın yer olan Ardahan arası 77 km. dir. Sınır kapısından geçen bu yol Nusaybin’e kadar gider.

Posof Meslek Yüksek Okulu

POSOF MESLEK YÜKSEK OKULU

Posof ilçe merkezinde Atatürk Mahallesindedir.

Ardahan Üniversitesine bağlıdır. Okul 2015 tarihinde kurulmuştur. Belirli mesleklere yönelik, ara insan gücü yetiştirmeyi amaçlar.

Tarımın, sağlığın, bilimin, endüstrinin ve sosyal hizmet alanlarının ihtiyaç duyduğu nitelikle ara insan gücü yetiştirilir.

Ardahan Posof

GEZİLECEK YERLER

Ardahan Posof Merkez Camii

MERKEZ CAMİİ

Caminin minberindeki kitabeye göre, 1868 yılında inşa edilmiştir. Cami dikdörtgen planlı olup, kesme taşlardan yapılmıştır.

Yapı kareye yakın planlıdır. İç yapısı, Osmanlı dönemi mimarisini yansıtır.

Caminin doğusunda bulunan hazire alanındaki bir lahitte, 1771 yılı yazılıdır yani caminin yapım tarihinin 1868 yılından daha eski olabileceği düşünülmektedir.

Yapının son dönemlerde onarıldığı, bu onarımda basit bir son cemaat yeri ve minare eklendiği anlaşılmaktadır.

Basık kemerli giriş kapısı, profilli kuşakla çevrilmiştir. Tavan orijinal değildir, dıştan kırma piramidal saç kaplı basit bir çatıdır.

Ardahan Posof Merkez Camii

Posof camisinin şadırvanı üstündeki bir taş, uzun süredir kayıpken bulunuş ve bir süre Kaymakamlık Lojmanı bahçesinde saklandıktan sonra tekrar yerine konmuştur.

1926 yılına tarihlenen ve şadırvan üstüne konan bu taşta yazılı bir deyim var “Cumhuriyet güneşi her ufukta parlamaz, o güneşin doğduğu iller, şendir ağlamaz”

Bu taş muhtemelen kurtuluş mücadelesi veren Posof halkının, Cumhuriyetle birlikte yaşadığı özgürlük ve refah sevincinin Cumhuriyetin ilk yıllarında inşa edilen bir yapının taşına kazınmasıyla tezahürüdür.

Posof Gönülaçan Köyü Camii-Şuvaskal köyü camii

GÖNÜLAÇAN-ŞUVASKAL KÖYÜ CAMİİ

İlçe merkezine bağlı Gönülaçan köyündedir.

Üzerindeki kitabeye göre 1909 yılında yapılmıştır.

Caminin minaresi, kuzeybatı köşesindedir ve orijinal değil, sonradan eklemedir. Bu minare, orijinal ahşap minarenin yerine 1990 yılında yapılmıştır.

Cami, özellikle Türk ahşap oyma sanatının ilginç özelliklerini göstermesi bakımından önem kazanır.

Mahfil, tavan, minber ve vaaz kürsüsü: özellikle bitkisel ağırlıklı olmak üzere, geometrik ve bitkisel motifli ahşap oyma işçilikleriyle dikkat çeker.

Yapının ahşap işçiliği kadar dikkat çeken bir başka özelliği de, kubbenin cidar kısmında ve beden duvarlarının bazı kısımlarında bulunan Neo-Barok karakterli kalem işi süslemelerdir.

Bu süslemeler son zamanlarda yenilenmiş olmasına rağmen, karakter bakımından orijinal kimliklerini korumuştur.

Duvarlarda bitkisel ağırlıklı kalem işlemelerinin yanı sıra, yer yer Neo-Barok karakterli perde ve askı çelenk motifleri de görülür.

Posof Kveli Kalesi-Kol Kalesi

KVELİ-KUVELİ-KOL KALESİ

İlçe merkezine bağlı Yalnızçam dağlarının zirvesinde, Kveli köyündedir.

Kale: bir Ortaçağ dönemine ait Gürcü kalesidir. Kale, 16’ncı yüzyılda Osmanlılar tarafından bölge ele geçirilinceye kadar, Gürcü Samtshe eyaletinin başkentiydi. Kale hakkındaki ilk yazılı kaynak: 10’ncu yüzyıl başlarında Gürcüce yazılan bir metinde geçer.

Bu kaynağa göre, kale, 28 günlük kuşatma sonrasında düşer ve bir Hıristiyan olan Gürcü Komutanı Gabron, İslam’a geçmeyi kabul etmediği için öldürülür.

Kale, takip eden dönemde, 920’li yıllarda, Gürcü Prensi Javakheti’nin baş kalesidir. Stratejik konumu nedeniyle, Kol kalesi, tarih boyunca birçok askeri çarpışmalara ve kuşatmalara sahne oldu.

1080 yılında Selçuklular ve Gürcüler burada savaştılar ve yöre ile birlikte kale, Sultan Alp Arslan tarafından ele geçirildi.

16’ncı yüzyılda, Kol kalesi, güneybatı Gürcistan topraklarıyla birlikte, Osmanlı hakimiyetine girdi. Kale günümüzde oldukça büyük ölçüde harap olmuştur.

Posof Caki Kalesi

CAKİ KALESİ

İlçe merkezine bağlı Yurtbekler köyünde, Türkgözü sınır karakolu yakınlarında Türkiye-Gürcistan sınırını çizen Cak deresi kıyısında inşa edilmiş bir kaledir.

Caki kalesi, burada ikamet eden Gürcü hanedanı Cakeli sülalesinden gelir. 1268 yılında İlhanlı devletine ait bir hükümet kuran Ortodoks Kıpçak beyleri burada oturur, Kağızman, Erzurum-Pasinler, Tortum ve Ardanuç’tan Taşkapı denilen Borcom geçidine kadar olan bölgeyi buradan yönetirlermiş.

Ahıska ve Posof’u içine alan bu hükümetin toprakları, 1578 yılı Ağustos ayında Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Caklı kalesi, Gürcü tarih kitaplarında Jakeli-Atabago diye geçer. Rus işgali sırasında Posof’un yönetim merkezi olan Caksu’nun adı, Ruslar tarafından değiştirilir.

Damavliya (Küçük köy) yapılır. Burasının bir özelliği vardır, iklimi yumuşak, sebze ve meyvesi bol bir yerdir.

Rus ve Gürcü kaynaklarının Kaleboynu dedikleri, günümüzde de Sagre köylülerinin aynı adı kullandıkları küçük düzlük ile arkasındaki yamaçlar, çiçeklerle süslüdür.

1877-1878 Osmanlı Rus savaşının ardından uzun yıllar Rus işgali altında kalan bölgede, başta Kontes Uvarova, Sadovsky, Divitsy ve Takaişvili gibi Rus ve Gürcü araştırmacılar, gelip burada araştırmalar yapmışlardır.

Bunların yazdıklarına göre: Posof’daki tarihi eserlerin taşınabilir olanları ve kitabeler, Rus işgal yıllarında Tiflis Müzelerine götürülmüştür.

Tsurtkabi piskoposluk kilisesi de buradaydı.

Stratejik bir mevkidedir. Ortaçağda önemli bir geçidi kontrol altında tutmak için karakol mahiyetinde küçük bir kale olarak inşa edilmiştir.

Evet, burası günümüzde Posof’daki tarihi kaleler arasında en sağlam olarak günümüze ulaşmış kaledir. Sur duvarlarının çoğu ayaktadır.

Yukarıda bahsettiğim kilise kalıntıları da görülür. Muhtemelen burası köylere uzak olduğu için mesire yeri olarak kullanılmamış, sarp olması nedeniyle taşları alınıp başka yerlerde kullanılmamıştır.

Böylece diğer kalelere nazaran daha sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

Ardahan Posof Savaşır-Cancak Kalesi

SAVAŞIR-CANCAK KALESİ

İlçe merkezine bağlı ve 20 km uzaklıktaki Savaşır (Cancak) köyünün güneydoğusundadır.

Kalenin üç tarafı vadi ile çevrilidir. 1665 metre rakımdadır. Dil biçiminde sivri bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Oldukça dar bir alanda, çevreyi kontrol etmek için kurulmuştur.

Kaba yontma taştan yapılmıştır. Muhtemelen burası bir karakol kalesi olarak kullanılmıştır. Kale kalıntıları içinde en önemli mimari unsur, 30 metre civarında korunarak günümüze ulaşmış dikdörtgen planlı bir kule yapısıdır.

Zeminden yukarıya doğru hafif bir şekilde daralan yapının boyutları 14 x 10 metredir. Cephe kenarlarında düzgün kesilmiş ve büyük boyutlu taşlar kullanılmıştır.

Duvarların orta noktalarındaki örnekler kare ve dikdörtgen forumlu ve az işçiliklidir. Kulenin kuzey ve doğu duvarları, diğer cephelere oranla yoğun tahribata uğramıştır.

Ardahan Posof Savaşır-Cancak Kalesi

Yapının 31 metre kadar doğusunda, kare planlı bir kalıntı daha vardır. Bu yapının da kuzey duvarı oldukça hasar görmüştür.

Kale hakkında söylenen bir rivayete göre, kalenin Gürcü Tamar Dodopal tarafından yapıldığı da ileri sürülmektedir.

Ancak, kale kalıntılarının duvar tekniği, Osmanlı dönemi yapılarının özelliklerini göstermektedir. Günümüze çevre duvarlarının kalıntıları ve bir de kulesi ulaşmıştır.

Posof Mere Kalesi-Çakırkoç Kalesi

MERE-ÇAKIRKOÇ KALESİ

Ardahan-Posof karayolu üzerinde, Posof ilçe merkezine 5 km uzaklıkta Çakırkoç köyündedir.

Posof çayının sağında, Mere köyünün altında sarp bir tepededir. Kale, üzerinde bulunduğu tepenin arazi koşullarına uydurularak, kuzeybatı-güneybatı doğrultusunda konumlandırılmıştır.

Dikdörtgene yakın planlı kalenin özellikle güney tarafındaki mimari birimler, biraz daha iyi korunmuştur.

Kale duvarları, kabaca işlenmiş taşlar ve birleştirici malzeme olarak kireç harcı ile yapılmıştır.

Kalenin güneyinde 25 metre kadar korunmuş ve 3.5 metre civarında yüksekliğe sahip sur duvarlarında yarım yuvarlak ve dikdörtgen planlı iki burç vardır.

Burç köşelerinde düzgün kesme taşlar kullanılmıştır ve iç duvar üzerinde ayrıca küçük boyutlu bir pencere bulunur.

Alanın doğusunda uzanan yan yana iki duvar kalıntısı daha vardır. Her iki duvarda da orta boyutlu taşlar ve daha ufak ebatlı kare ve dikdörtgen taşlar kullanılmıştır.

Kalenin üzerinde yükseldiği tepenin güneydoğu yamacında bir ortaçağ şapeli vardır. Bu yapı da Ardahan’daki pek çok tek nefli Gürcü şapeli gibi dolgu duvar tekniğinde inşa edilmiştir.

Dini yapının özellikle batı ve güney duvarı tahrip olmuş ve duvar cephelerini örten kaplama taşları dökülmüştür.

Kuzey duvarının ise orta bölümü yıkılmıştır. Şapelin doğu kenarındaki içten yarım yuvarlak profil veren apsis, dıştan düz duvarla sınırlanır.

Mimari özellikleri göz önüne alınarak kalenin 10 ile 13’ncü yüzyıllar arasında inşa edildiği düşünülmektedir.

Kale: Osmanlı fethi yıllarında yani 1578 yılında, Posof vadisinin yönetim merkezidir.

Kalenin güneybatı yamacında, günümüzde hasarlı bir kilise kalıntısı bulunmaktadır. Ayrıca birkaç sur kalıntısı bulunmaktadır.

Posof Süngülü Kalesi

SÜNGÜLÜ KALESİ

İlçe merkezine 16 km uzaklıktaki Süngülü köyünün 1 km güneyindedir.

Kale kalıntısı, Kura nehrinin hemen 40 metre güneyindeki, 1718 metre rakıma sahip kayalık bir tepenin zirvesindedir.

Tepenin kuzeyindeki nehre bakan uçurumun kenarına inşa edilmiştir.

Oldukça sarp kuzey yamaçta, iki mağara vardır. Süngülü kalesi, Savaşır kalesinin 1.1 km doğusundadır.

Savaşır Kalesinin yer aldığı mevkiden görülemeyen kuzey-güney yönündeki bir vadiye ve doğu-batı istikametine uzanan geniş Kura Nehri Vadisini kontrol amacıyla inşa edilmiştir.

Dikdörtgen planlı yapı, doğu-batı doğrultusunda 21 metre, kuzey güney yönünde ise 10 metre ölçülerindedir.

Kalenin batı ve doğu duvarları, diğer yönlerdekilere oranla daha iyi korunmuştur.

Uçurum kenarında yükselen kuzey duvarı, doğu-batı yönünde 1-2 metre uzunlukta korunmuştur ve kalenin doğu duvarı neredeyse tamamen tahrip olmuş ve temel seviyesinde görülür.

Kale, küçük ve orta büyüklükteki taşlarla örülmüş ve birleştirici eleman olarak kireç harcı kullanılmıştır.

Batı kenarda, maksimim 2 metre civarındadır. Kale çevresindeki incelemelerde herhangi bir seramik buluntusu yoktur.

Sadece mimari özelliklerinden yola çıkılarak, kalenin Ortaçağ içlerinde yapıldığı söylenebilir ve bu yapı büyük olasılıkla Savaşır kalesiyle aynı dönemde yapılmıştır.

Posof Balık Gölü

BALIK GÖLÜ

İlçe sınırları içinde Kanlıdağ’ın kuzeyinde Alabalık köyünün batısında, Kırkgöze adı verilen kaynaktan beslenip doğuya doğru açılan akıntı ile suyunu boşaltan bir göldür. Kuzey bölümü çayırlıktır.

Güney bölüm ise çimlik alandır. Küçük bir alanı kaplayan gölde, Alabalık ve Kunduz bulunur. Ayrıca yaban ördeği üremektedir.

Posof Kanlıgöl

KANLIGÖL

İlçe merkezine bağlı Binbaşı Eminbey (Cilvana) köyünün batısında Zendar ve Civantel köyleri arasındadır. Göl suları derindir. Kenarları ise sazlık ve bataklıktır. Gölde sazan balığı vardır.

Posof Ayaz göl

AYAZ GÖL

İlçe merkezine bağlı Binbaşı Eminbey (Cilvana) köyünün hemen doğusundaki küçük bir düzlüğün ortasında ve 20-30 metre derinliktedir. Gölde balık yoktur.

Posof Armutveren Gölü

ARMUTVEREN GÖLÜ

İlçe merkezine bağlı Armutveren köyündedir. Gözeli gölden gelen sularla beslenir ve dışarıya akıntısı yoktur. Ancak, alttan, bir kilometre uzaklıkta bulunan göllere akıntısı olduğu tahmin edilmektedir. Gölde kazan balığı yetiştiriliyor.

 

SAĞRININ GÖLLERİ

İlçe merkezinin 6 km kadar doğusunda, Sağrı ile Al köyü yakınlarında, birbirine yakın olan Sülüklü ve Kamışlı göllerinin genel ismi Sağrının gölleridir.

 

DAVAR GÖLÜ

İlçe merkezinin batısında, Hırkat dağının kuzey tarafında 3 dekar büyüklüğündedir. Gölde balık yoktur.

 

ARİLE (BALIK) GÖLÜ

İlçe merkezinin doğusunda, Gürcistan sınırına yakın Süngülü (Arale) köyünün yanındadır. Gölde alabalık çoktur. Gölün kenarları çıplak ve kumludur.

Posof Yaban Hayatı Geliştirme Sahası

POSOF YABAN HAYATI GELİŞTİRME SAHASI

Kış aylarında ulaşımı zordur. Ancak çok çeşitli yaban hayvanları barındırır. Kaçak avcılık fazla değildir. Dağ horozunun ülkemizde yaşadığı ender yerlerden biridir.

 

YAYLALAR

Posof Suskap Aşık Zülali Yaylası

Suskap-Aşıkzülali Yaylası

İlçe merkezine bağlı Aşıkzülali köyündedir. Rakımı 2540 metredir. Köylüler her yıl Haziran-Temmuz aylarında yaylaya çıkarlar.

Posof-Ardahan karayolunun hemen altındaki yayla, soğuk suları ile tanınır. Geceler çok soğuk geçer, yayla üzerine genellikle pus çöker ve uzun süre kalır.

Posof Urema Yaylası

Urema Yaylası

Acaristan’ın Bako ve Sarıçayır sınırındadır. Posof bölgesinin en tanınan yaylasıdır. 16 köy bu yaylaya çıkar.

Yayla evlerinin bir bölümü taş ve ahşaptan yapılır. Buraya sınır olan Şavşat ilçesinin de bu yaylaya çıkan köyleri vardır. Yaylanın rakımı 2450 metredir.

 

 

 

 

Ardahan Damal

Ardahan Göle

 

Ardahan Göle

İlçenin Ardahan il merkezine uzaklığı 45 km dir. Göle Kars arası uzaklık: 77 km. Göle Artvin arası uzaklık: 174 km. Göle Erzurum arası uzaklık: 173 km. Göle Yusufeli arası uzaklık: 132 km. Göle Çıldır arası uzaklık: 101 km.

TARİHİ

1878 yılındaki Rus işgalinden sonra, kaza merkezi, günümüzdeki ilçe merkezi yani Merdinik köyü olur. 30 Eylül 1920 tarihinde Rus işgalinden kurtarılır ve 40 yıllık esaret biter.

Göle 1992 yılında Ardahan iline bağlanmıştır. Belediye teşkilatı 1926 yılında kurulmuştur.

Ardahan Göle

GENEL

Ardahan ilinin en büyük ve önemli ilçesidir. İlçe merkezinin rakımı, 2038 metredir.

Düz bir arazide kurulmuştur. Köyleri ise düz ve kısmen engebeli arazidedir. Arazinin bir kısmı ormanlıktır ve kalan bölüm ise çayırlıktır buna istinaden “Yeşil Göle” diye de tanınır.

Bir kaynakta, Göle ilçesi, düzlük göl halinde idi. Suların çekilmesiyle yerini düzlük ve çayırlar almıştır. Bundan sonra da adına “Göle” denmiştir şeklinde bir ifade bulunmaktadır. 

Kışlar uzun ve sert geçer, yazları ise ılık ve yağışlıdır.

Kış döneminde sıcaklık eksi 30-35 derecelere kadar iner. Kar kalınlığı ise 1 metre civarındadır. İklim denince, Göle’de iklimle ilgili bir deyiş vardır “8 ay beyaz, 3 ay ayaz, 1 ay yaz”

Göle Kaz eti

NE YENİR

Buraya yolunuz düşerse, kaz etli üçlü pilav yemelisiniz. Bunun püf noktası, kaz eti pişirildikten sonra fırında kızartılmasıdır.

Göle Kültür ve Kaşar Festivali

GÖLE KÜLTÜR VE KAŞAR FESTİVALİ:

Her yıl düzenlenmektedir. Kaşar peyniri üzerine kurulmuş bir şenliktir. Göle Belediyesi ve İstanbul Göle Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenmektedir. Festival tarihi olarak: Temmuz ayı içinde yapılır.  Festivale Göle ilçe merkezinde bulunan kaşar firmaları da destek veriyor. 

Evet Festival, Cumhuriyet Meydanından başlar. Resmi açılışı ise, Göle Yaylasında yapılır. Üç gün süren festivalde konserler, kültürel etkinlikler ve yöresel tatlar ziyaretçilerle buluşur. 

Göle Uluslararası Canibeg Yayla Festivali

ULUSLARARASI CANİBEG YAYLA ŞENLİĞİ:

Festival Canibeg yaylasının bulunduğu Köprülü Belediyesi tarafından düzenlenmektedir. Ayrıca Köprülü Beldesi Derneği ve Köprülü Derneği Anadolu Yakası Şubesi de katkı sağlamaktadır. 

Temmuz ayı başında yapılır. Yörede katılan vatandaşlar yöresel müzik eşliğinde halaylar çekip piknik yaparlar. Yöresel yiyecekler ve çağ kebabı sunulur. 

 

 

Göle Nihat Delibalta Meslek Yüksekokulu

NİHAT DELİBALTA GÖLE MESLEK YÜKSEK OKULU

İlçe merkezinde Fevzi Çakmak Mahallesi, Çevre Yolu Sokaktadır. 

Okul, 2011 yılında Ardahan Üniversitesine bağlı olarak kurulmuştur. Dört program vardır. Bunlar: Eczane hizmetleri, Laborant ve Veteriner Sağlık, Posta Hizmetleri, Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Programlarıdır. 

Hizmet binası yaklaşık 4200 metre kare kapalı alana sahiptir. Bina önünde 1900 metre kare park ve yeşil alan vardır. Binada toplam 48 kişilik 12 derslik bulunur. 

Ayrıca bir kapalı spor salonu vardır. Kampüse yaklaşık 500 metre uzaklıkta, 300 kişilik öğrenci yurdu vardır. 

Son bir not olarak Sn Nihat Delibalta’dan birazcık söz edelim. Kendisi 1946 Ardahan doğumludur. Memleketi Göle için, önemli eğitim yaptırımları yapmıştır. 

Ardahan Göle

GEZİLECEK YERLER

Ardahan Göle Kalecik Kalesi

KALECİK KALESİ

İlçe merkezine bağlı 32 km uzaklıktaki Kalecik köyünün 450-500 metre güneyindedir.

Kalecik köyü eski ismi Kumurlus’tur. Gürcüce Kumurlusi biçiminde yazılan bu yer adı, Gürcü tarihçi ve coğrafyacı Vahuşti’ye dayanmaktadır. Geç dönemde buradaki kale nedeniyle Kalacık/Kalecik ismi verilmiştir. 

Evet Kalecik kalesinin eski ismi Beçi Kalesidir.

Köyden gelen derenin oluşturduğu vadi ile Kura vadisinin kesiştiği noktada sarp hayli geniş bir alana kurulmuştur. 

Kalenin MÖ 8’nci yüzyılda Urartular tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir.

Mimari özelliği bakımından Urartu kale mimarisinin özelliklerini taşımaktadır.

Savunmaya elverişli olan kalenin güneyi sarp bir kayalık ile sınırlandırıldığından bu kısımda herhangi bir sur duvarı yoktur. 

Kuzey yönden, iki tarafı yarı silindirik birer burçla takviye edilmiş kapıdan giriliyor. Giriş kapısının iki yanında yarı yuvarlak forma sahip birer burç bulunmaktadır. 

Kalenin kuzey beden duvarında dördü yarı yuvarlak ve biri dikdörtgen planlı, beş burç bulunmaktadır. Burada bulunan ahşap kirişin, kaleye sonradan eklendiği tahmin edilmektedir. 

Kalenin güneydoğu ucunda, uçuruma açılan küçük bir giriş daha bulunmaktadır. 

Kalenin surları dolma duvar tekniğiyle inşa edilmiş olup ortası moloz taşlar ve harçla doldurulmuştur. 

Kalenin sonradan elden geçirildiği ve onarıldığı, kullanılmış olan malzemenin farklılığından anlaşılmaktadır. 

Ardahan Göle Yaylalar

YAYLALAR

Göle Okçuoğlu Yaylası

Okçuoğlu Yaylası

Köroğlu dağlarının eteklerindeki bu yayla, birçok çeşitli bitkileri ve yabani hayvan varlığı ile doğal bir güzellik sunmaktadır. Çadır ve karavan kampı için elverişli alanlara sahiptir. Şehir merkezine uzaklığı 90 km dir. Dolayısıyla el değmemiş güzelliğiyle Okçuoğlu Yaylası Kamp Alanına ulaşım özel araçlarla ağlanıyor. Bu sayede iki şehri birbirinden ayıran doğal bir yaylada, kendi karavanınızda kamp deneyimi yaşayabilirsiniz. 

Yaylada özel bir tesis bulunmuyor. Bu nedenle yaylada kalacağınız süre boyunca ihtiyaç duyacaklarınızı, yanınızda götürmeniz gerekir. 

Yaylanın çevresinde  sarp kayalıklar var. Dolayısıyla Okçuoğlu Yaylası tırmanış ve dağcılık etkinlikleri için de kullanılmaktadır.

Son bir not: Kamp alanında yabani hayvan  hayatı oldukça aktiftir. 

Göle Canibek Yaylası

Canibek Yaylası

Burada her yıl “Canibek Yayla Şenlikleri” yapılıyor. Şenlikler hakkındaki ayrıntılı bilgiyi yukarıda giriş kısmında verdim. 

Canibek yaylasının mis kokulu orman havası, güzel çiçekleri, acı suyu (maden suyu), yayla inişinin kaymaklı gevrekleri, yufka ekmeği, katmeri ve çağ kebabını mutlaka tatmak gerekir.

Yaylanın rakımı 2170 metredir. Yüksek rakımı sayesinde yayla havası serin ve temizdir. Yazın serinlemek, doğayla baş başa vakit geçirmek için uygundur. 

Ayrıca burada Köprülü Belediyesinin doğal kaplıcası ve maden suyu da bulunuyor. Acı suyu olarak adlandırılan maden suyu kaynağına mutlaka gidin. 

Göle Bülbülan Yaylası

Bülbülan Yaylası:

İl Merkezine 15 km uzaklıktadır.

Bülbülhan yaylası, bölgedeki diğer yaylalara göre ön plana çıkmıştır. Ardana, Artvin, Erzurum illeri ortak sınırı arasında kalan Yalnızçam dağları üzerinde 2600 metre rakımlı geniş platolara sahip ve 1876 yıllarına kadar geçmişi olan bir yerleşim yeridir. 

Hanlar, dükkanlar, oteller olan aynı zamanda Karadeniz’e Doğuya açılan İpek Yolu güzergahında olan bir yayladır. Çevresinde 38 tane yayla bulunmaktadır. Soğuk suyu, çam ormanları, tatlı su alabalıklarıyla gerçekten görülmeye değerdir. 

Göle Bülbülan Yaylası

Çarlık Rusya döneminde komşu Gürcistan Batum şehrinde kurulan ticaret merkezi olmasından kaynaklanan 93 savaşı öncesi, buradaki halkların birlikte yaşadığı dönemlere dayanır. 93 Harbinden sonra Çarlık Rusya’sının yıkılmasıyla ülkelerin sınırları belirlendikten sonra, Ticaret merkezi olarak Bülbülan Yaylası seçilmiştir. 

Ayrıca topyolu güzergahında 90 Harbinde askerlerimizin kullandıkları bu yol, kış şartlarında donma tehlikesi geçiren askerlerimize bir komutanın bir kuşun izini takip ederek Bülbülan yaylasındaki Hanlara ilerler.

İşte bu Bülbül kuşunun yol göstermesine tanıklık etmesine rağmen adını da Bülbül Han yani Bülbülün Hanı var isminde, oradan kalmıştır. 

1970’li yıllara kadar Türkiye’nin her tarafından gelen tüccarlarla tanınmış kalabalık bir hayvan pazarı devam etmiştir. 

Son zamanlarda atıl kalmasının ardından 2005 yılında Yaylada Festival yapılmaya başlanmıştır. Yeniden, hanlar, oteller, fırınlar, dükkanlar faaliyete geçirilmiştir. Halen bölge eski canlılığına kavuşturulmaya çalışılıyor. 

Burada bir sorun günümüze kadar devam etmiştir. Yıllardır burada üç ilin insanları, ortak yaylalarda birlikte yaşamalarına rağmen, Artvin ve Ardahan sınırlarının tespiti, yetkililer tarafından yapılmadığından, halkların arasında sınır kavgaları çıkmakta, mahkemelere intikal etmektedir. 

 

Göle Dedeşen Köyü

DEDEŞEN KÖYÜ: 

Köprülü (Koreveng) Beldesine bağlı Dedeşen Mahallesindedir. Dadaşeni ise Gürcüce köyün adıdır, “bilge köyü” anlamına gelir. 

İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır. 

Kitabesi yoktur, ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmez. Ancak mimari üslup değerlendirildiğinde, 15’nci yüzyıldan kalma olduğu düşünülür.

Yavuz Sultan Selim’in, 1514 yılında Çaldıran seferinden dönerken burada konakladığı söyleniyor.  O dönem köyün bulunduğu alandaki handa yaşayan Şeyh Ahmedi Kebir ve Şeyh Mehmedi Kebir adlı iki kardeşin, orduyu misafir ettiği anlatılır. Kardeşlerin fakir olmalarına rağmen, tüm askerlerin heybesine yiyeceklerle doldurup sefere uğurladığı, Yavuz Sultan Selim’in bu misafirperverlik dolayısıyla yerleşim alanını Ahmedi Kebir ve Mehmedi Kebir kardeşlere bırakıp sefere devam ettiği anlatılır. Ayrıca köyün ismini “Dedeşen” koyar. 

Burada Şeyh Ahmet’in ikramlarından memnun kalmış ve beğenisini “Dede Şen Olasın” diyerek ifade etmiştir. Bu olaydan sonra köyün ismi Dedeşen köyü olmuştur.

 

KÜLLİYE:

Evet; Dedeşen köyünde, Osmanlı döneminden kalma bir külliye bulunur.

Bu külliyede: cami, türbe, çeşme, hamam ve medrese bulunur. Cami ve türbe günümüze ulaşmış, diğerlerinden sadece harap haldeki hamam ulaşmıştır ki o da samanlık olarak kullanılmaktadır Medrese ile ilgili hiçbir kalıntı yoktur.

Göle Dedeşen Köyü Gümüşparmak Camii
GÜMÜŞPARMAK Camiİ:

Caminin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. 16’ncı yüzyıl Osmanlı eseri olduğu tahmin edilmektedir. Bugün giriş kapısı üzerinde yeni harflerle, 1500 yılında inşa edildiğini belirten bir kayıt bulunmaktadır. 

Tek kubbeli cami, Osmanlı mimarisine göre yapılmıştır. Kare kaideli kesme taştan, caminin önünde bir de son cemaat yeri olduğu, konsol, sütün kaidesi ve sütun gövdesi gibi kalıntılardan anlaşılmaktadır. Batıdan içeri girilen caminin üzeri pandantiflere dayanan bir kubbe ile örtülüdür. 

İç mekanın batısında orijinal minareye ait bir merdiven bulunmaktadır. Batıdaki girişin soluna, 1993 yılında silindirik gövdeli bir tek şerefeli minare eklenmiştir. 

 

PAŞALIK KONAĞI:

18’nci yüzyıl başlarına ait Paşalık Konağından iz kalmamıştır. 

Hamam:

Günümüzde hamam özel mülkiyetin elinde olup, samanlık olarak kullanılmaktadır. 

 

PAŞALIK ÇEŞMESİ:

Köyün ortasında bulunan çeşmenin, cami ve türbeden sonra, 18’nci yüzyılın başlarında yaptırıldığı, adından yola çıkılarak elde edilen bir fermandan anlaşılmıştır. 

Bu ferman Sultan III Ahmet tarafından Çıldır Sancakbeyliği sınırları içinde has ve tımar  toplamaya yetkili kılınan, ayrıca Paşalık da verilen Mehmet Halife’ye aittir. Onun yaptırdığı çeşme de bugün Paşalık Çeşmesi olarak anılmaktadır. 

Çeşme, düzgün blok taşlarla inşa edilmiştir. Cephe uzunluğu 4.60 metre, sağlam kalan yüksekliği ise 2.80 metredir. Siyah bazalt taşlardan yapılan çeşmenin, kalan izlerden kubbeli bir hazneye sahip olduğu ve bu haznenin de suyun menbaına kurulduğu anlaşılmaktadır Ön kısmında yer alan kare planlı çevre duvarı, orijinal olmayıp, sonradan çevredeki taşlarla gelişigüzel örtülmüştür. 

 

Medrese:

Yok olmuştur, hiçbir kalıntı yoktur. 

Hazire:

Caminin yanında, 19’ncu yüzyıldan kaldığı düşünülen sanat tarihi yönünden önemli mezar taşları vardır. Fesli, sarıklı ve üçgen biçimli mezar taşlarının 1786 tarihli olanlarının bitkisel ve geometrik örneklerle tezyin edildiği, bazılarında ibrik ve tepsi motiflerinin yer aldığı görülür. 

ŞEYH AHMET VE ŞEYH MUHAMMET TürbeSİ:

Köyün kurucusu olduğu ileri sürülen Şeyh Ahmedi Kebir ve Şeyh Mehmedi Kebir’in türbesi, köyün hemen çıkışındadır.  Mezarları türbenin içinde yer alan iki kardeşin yanında onlarca mezarda ise, Arapça yazılı kitabede kendilerine bağlı olanlar yatıyor. 

Türbelerin kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Plan ve mimari özelliklerine bakılarak 16’ncı yüzyılın sonlarına tarihlendirilir.

Yöredeki düz kahverengi taşlarla yapılmış olan türbenin üst örtüsü ahşap kaplama iken, 1996 yılında onartılmış beton kubbeyle örülmüş ve saçla kaplanmıştır. 

Onikigen planlı olarak inşa edilmiş olan türbenin giriş kapısı kuzey yöndedir. Sivri kemerli bir alınlıkla sonlanan dikdörtgen kapı, iki adet sade profille çerçevelenmiştir. Türbenin kaideden itibaren yüksekliği 2.75 metredir. 

Türbenin zemini düz olup, içinde Şeyh Ahmet-i Kebir ve Şeyh Muhammed’i Kebir’in taş sanduka mezarları bulunmaktadır. 

 

Göle Dadaşeni Kilisesi
Dadaşeni Kilisesi:

İlçe merkezine bağlı Dedeşen’de Orta çağda Gürcülerden kalma bir kilisedir. Kilise, 9-10’ncu yüzyılda Gürcü krallığı döneminde inşa edilmiştir. Gürcü krallığının parçalanmasından sonra, bağımsız devlet haline gelen Samtshe-Saatabago döneminde Dadaşeni Piskoposluk merkeziydi. 

16’ncu yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı bölgede hakimiyet kurunca kilisenin önemi kalmamış ve zaman içinde yıkılmıştır. 1907 yılında Gürcü tarihçi Takaişvili tarafından kilise bu tarihte yıkılmış ve taşlarıyla kilisenin yakınındaki cami inşa edilmiştir. 

Evet Dedeşen köyünün 300 metre batısında bulunan kale ve kiliseden günümüze sadece duvarların bazı bölümleri kalmıştır. 

Kilisenin apsisinin kuzey kısmı ile güney duvarının bir bölümü günümüze ulaşmıştır. Güneydeki odada birkaç kaplama taş da tespit edilmiştir, diğer bütün kaplama taşları sökülüp alınmıştır. 

Göle Dadaşeni Kalesi
KALE:

Köyün kuzey sırtlarındaki alçak bir tepe üzerine kurulmuştur. Harap haldeki kaleye ait kalıntılar geniş bir arazi üzerine yayılmış olup, yöredeki en büyük kaleye ait kalıntılar hissini vermektedir. Düzensiz yontu taş malzeme ve Horasan harcından oluşan duvar parçaları ile günümüze ulaşan kalenin ilk inşa evresi bilinmemektedir. Ancak kalıntılar içinde bulunan siyah bazalt taşından yapılmış at ve koç heykelleri, Kalenin Karakoyunlulardan beri kullanıldığını kanıtlamaktadır. 

Tarihi kaynaklarda “Göle Kalesi” diye bir kaleden bahsederken, harap halde olan Göle Kalesinin 40 bin akçe ile tamir ettirildiği ve bundan evvel onarım için 10 bin akçe verilen Germücek Kalesinin de köklü kale olmadığı için onarılmadığı, şenlikten uzakta bulunması ve gerektiğinde sığınılacak kadar geniş olmaması sebebiyle yıktırılarak terk edildiği, içindeki muhafızların silah ve zahiresi ile birlikte Göle Kalesine nakledildiği ifade edilmektedir. 

Evet tamamı yıkılmış olmasına rağmen, kalan izlerden 250 x 350 metre boyutlarında, dikdörtgen bir alana kurulduğu ve doğu surlarının yarım silindirik burçlarla takviye edildiği anlaşılır. 

 

Sonuç:

Kale ile birlikte  cami, türbe, medrese, hamam, çeşme ve konak gibi çok sayıda tarihi kalıntının varlığı, Dedeşen’in köy olmaktan öte bir merkez olduğunu ortaya koymaktadır. 

Günümüzde Dedeşen köylüleri, köy yerleşim alanı yakınındaki iki tepede, devasa büyüklükte bir yeraltı çarşısı, çarşının üstünde ise hanların bulunduğunu ileri sürmektedirler ve bu tarihi varlıkların gün yüzüne çıkarılmasını istemektedirler.

 

 

Göle Budaklı Kilisesi

BUDAKLI (CİCOR) KÖYÜ KİLİSESİ

Köy ilçe merkezine 21 km uzaklıktadır. 

Köyün eski adı Cicori’dir. Günümüzde Budaklı olarak anılmaktadır. Cicori kelimesi, Türkçe buğdaykaramuğu denilen çiçeğin, Gürcüce adıdır. 

Orta çağdan kalma Gürcü kilise köyün yüksek kısmında bir tepede konumlanmıştır. Yapı, tek nefli ve dikdörtgen plana sahip, yaklaşık 11 x 4 metre büyüklüğündedir. İnşa malzemesi kaba yontulmuş küçük taşlardır. Zaman içinde büyük ölçüde harebeye dönmüştür. 

Evet, kilisenin 1907 yılında çatısı çökmüştür. Bugün duvarları: güney cephenin büyük bir kısmı, doğu, batı ve kuzey duvarlarının da orta bölümleri yıkılmıştır. 

Göle Uğurtaş Köyü

UĞURTAŞ KÖYÜ

Uğurtaş köyünün bilinen en eski ismi “Dört Kilise” dir. İlçe merkezine 24 km uzaklıktadır. 

Dört kilise adı, köyde bulunan 4 adet kiliseden gelir ve Osmanlı döneminde ortaya çıkmıştır. 

Günümüzde: Uğurtaş köyü sınırları içinde, Dörtkilise Kilisesi ve Dörtkilise Çifte Kilisesi dışında da kilise kalıntıları vardır. Köyün merkezinde bulunan kilisenin yerinde sonradan cami inşa edilmiştir. 1907 yılında ise bu yapı temellerine kadar yıkık haldeydi. Küçük bir yapı olan bu kiliseden geriye, caminin bahçesinde bulunan bir sütun kaidesi kalmıştır. 

Bir başka kilise, köyün 3 km batısında, ortadan kalkmış olan bir yerleşime ait tek nefli ve apsisli kilisedir. Bu kiliseden günümüze geriye batı duvarlarının önemli bir kısmı, kuzey duvarının  bir kısmı ve apsisin güneydoğu köşesi kalmıştır. 

Köyün 3.8 km kuzeydoğusunda bulunan tek nefli başka bir kilise ise yine ortadan kalkmış olan başka bir yerleşimde bulunuyordu. Bu kiliseden günümüze apsisi kuzeydoğu ve güneydoğu köşeleri kalmıştır. 

Evet: Uğurtaş köyü sınırları içinde, günümüze 3 tane de kale kalıntısı ulaşmıştır. 

 

 

SASADELİ KİLİSESİ:

İlçe merkezine bağlı Damlasu köyündedir. Köyün eski adından dolayı “Sakadeli Kilisesi” olarak da bilinir. İlçe merkezine 32 km uzaklıktadır.  

Orta çağda Gürcülerden kalma bir kilisedir. Köyün 500 metre kuzeybatısında, yüksekçe bir yere inşa edilmiştir. 

Tamamen yıkılmış olan kilisenin yerinde haçlı duvar parçaları bulunur. Buranın 100 metre ötesinde kiliseye ait kaplama taşların birinde Gürcüce bir yazıt bulunmaktadır. Bu kaplama taşları üzerinden kilisenin dolgu duvar tekniğiyle inşa edildiği söylenebilir. Söz konusu kırmızımsı taştaki Gürcüce yazıt, 10’ncu yüzyıla tarihlenmektedir. Bu yazıta istinaden kilisenin de bu yüzyılda inşa edildiği söylenebilir. 

 

OKAMİ KİLİSESİ:

İlçe merkezine bağlı ve eski adı Okami olan Çayırbaşı köyündedir. 

Gürcülerden kalmış ve ortadan kalkmış yani günümüze ulaşmamış bir kilisedir. Ancak kilise çevresinde iri mezar taşlarının bulunduğu bir mezarlık vardır. Bu mezarlıktaki bazı mezar taşlarında, kabartma insan yüzleri işlenmiştir. Ayrıca bir mezar taşında ise eyerli bir at figürü bulunur. 

 

MUZARETİ KİLİSESİ:

İlçe merkezine bağlı ve eski adı Muzareti olan Çakırüzüm köyünde bir Gürcü kilisesidir.

1907 yılında bu kilise Rumlar tarafından yıkılmış ve taşlarıyla yeni bir kilise yapılmıştır. Yeni kilisede bulunan ve Gürcü kilisesine ait bir taşta, Gürcü alfabesinin bazı harfleriyle bir yazı bulunur. Dört harften oluşan yazı “Aziz Giorgi” şeklinde okunur. Bir köy kilisesi olan Muzareti kilisesinden geriye, sadece bu taş kalmıştır. Bu kilisenin taşlarıyla inşa edilen Rum kilisesi de günümüze ulaşmamıştır.   

 

TURKAŞENİ KİLİSESİ:

İlçe merkezine bağlı ve eski adı Turkaşeni olan Yiğitkonak köyünde Gürcülerden kalma iki kilisenin ortak adıdır. Eski adları günümüze ulaşmadığı için bu iki yapı köyün eski adıyla anılmaktadır. 

Birinci kilise: köyün 2 km kuzeyindedir. Tek nefli bir yapı olan kilise, bir yamaçtaki düzlenmiş alanda kabaca yontulmuş taşlarla inşa edilmiştir. Ancak günümüzde yapı neredeyse tamamen yıkılmıştır. Sadece apsisin güney kısmı ulaşmıştır. Apsisin bu bölümünde sıva izlerinin tespit edilmiş olması, kilisenin içinin sıvalı olduğuna işaret eder. Kilisenin yüksekliği 5.40 metre, şapelin yüksekliği 2.85 metredir. 

İkinci kilise: köyün 1.9 km kuzeydoğusundadır. Tek nefli ve dikdörtgen planlı bir yapı olan kilise, günümüze nispeten  sağlam ulaşmıştır. Kabaca yontulmuş taşlarla ve dolgu duvar tekniğiyle inşa edilmiştir. Dört duvarı sağlam olan yapının tonoz tipi çatısı tamamen çökmüştür. Güneydeki pencere ve kapı açıklığı, yıkılma sonucu genişlemiştir. 

 

 

 

Ardahan Çıldır

Ardahan Damal

Ardahan Damal

Damal denince ilk akla gelenler, Atatürk silueti ve Damal bebekleri. Belediye ilçenin tanıtımında çok etkili olan Atatürk siluetini Belediye hizmet binasının ön kısmına resmettirdi, Belediye bahçesine ise Damal Bebeği maketi diktirdi, bence güzel bir uygulama.

En azından, yöredeki birçok yer tarafından yaptırılmayan, turizme önem veren bir uygulama.

ULAŞIM

Damal Ardahan arası : 44 km. Damal Kars arası: 106 km. Damal Posof arası: 36 km. Damal Hanak arası: 16 km. Damal Çıldır arası: 55 km. Damal Erzurum arası: 269 km.

TARİHİ

1453 yılında Maraş yöresinden gönüllü getirilen Dulkadurlu topluluğundan Türkmenler buraya yerleştirilmiştir.

Türkmenler, Ulgar ve Cin dağlarını yaylak edinerek bölgeye köyler kurmuşlar ve günümüze kadar kendi gelenek ve göreneklerini yaşatmışlardır.

Bölge 1876-1920 yılları arasında Rus işgaline uğrar, 44 yıl Rus işgali yaşamalarına rağmen gelenek ve göreneklerinden taviz vermemişlerdir.

Rusların geri çekilmesiyle İngilizler, Ermeni ve Gürcü işgalleri görülür. 1 Mart 1921 tarihinde bölge işgalden kurtarılmıştır.

Damal, Gürcü kaynaklarında Tamali olarak geçer. Türkler yörede egemen olunca buranın ismi Damal olarak değiştirilmiştir. 

Ardahan Damal

GENEL

İlçe toplam 74 km kara sınırına sahiptir. Rakımı 2000 metredir. Arazi plato görünümünde olup, ilçenin bitki örtüsü yeşil çayır şeklindedir.

Karasal iklim hüküm sürer, ancak yağış ülke ortalamasının altındadır. Sıcaklık kış mevsiminde, aşırı düşer. İlçe sınırlarında Çikora ve Bağırsak çayı bulunur.

Bu bölgenin en önemli özelliklerinden birisi, kadınların Orta Asya Oğuz Türklerinin kıyafetlerini kullanmalarıdır.

Bu kıyafetler üç etek, önlük, şalvar, yelek, gömlek, cepken, göğüslük, takke, fes, tor, kolçak gibi parçalardan oluşur. Bu kıyafetler günümüzde de kullanılmaktadır.

Sadece giyenin sosyal durumuna ve ekonomik gücüne göre değişiklik gösterir.

Örneğin: yaşlı kadınlar ve dul kadınların giydiği kıyafetteki göğüslük, koyu renkli kumaştan yapılır. Halbuki gençlerin göğüslükleri tamamen boncuktan yapılır.

Kadınların taktığı başlık ta farklı özellikleri ifade eder. Yeni evli kadın, en az beş entari giyer, üç etek, bir yeleği bir arada giyer.

Geçmişte de kadınlar bu kıyafetleri küçük ağaçtan yapılmış bebeklere giydirerek çocuklarına oyuncak yaparlarmış.

Günümüzde ise bu alışkanlık plastik bebeklere giydirilen kıyafetlerle sürdürülüyor. 

Ardahan Damal Atatürk Gölgesi-Atatürk’ün izinde ve gölgesinde Damal şenlikleri

ATATÜRK GÖLGESİ-ATATÜRK’ÜN İZİNDE VE GÖLGESİNDE DAMAL ŞENLİKLERİ

Damal yöresinin en büyük özelliklerinden birisi Atatürk’e benzeyen gölgesidir.

Gölge, her yıl Haziran-Temmuz döneminde saat: 17.50 – 18.10 arasında “Karadağlar” a yansır ve Damal ilçesindeki Ata Mahallesinde 1996 yılından bu yana “Atatürk’ün İzinde ve Gölgesinde Damal Şenlikleri” etkinliği düzenlenir.

Atatürk silueti, ilk olarak 1954 yılında Yukarı Gündeş köyünde çobanlık yapan Adıgüzel Kırmızıgül tarafından keşfedilmiştir.

1975 yılında ise, Siluetin fotoğrafı gazeteci Erdoğan Kumru tarafından çekilerek Genelkurmay Başkanlığına gönderilmiştir.

Ardahan Damal Atatürk Gölgesi

Şenliklerin ilk bölümünde: halk oyunları gösterisi, yerel sanatçılar ve ozanlar, Kafkas Gurubu Halk oyunları gösterileri yapılır.

Daha sonra, Ata mahallesindeki seyir alanına geçilir ve gölgenin karşısındaki sırtlarda toplanan yüzlerce ziyaretçi ve resmi mülki makamlar, siluetin karşı sırtlarda belirmesini beklemekte, siluet belirdikten sonra, alkış ve ardından istiklal marşı ve göndere bayrak çekilmektedir.

Seyir alanına, siluetin rahat izlenebilmesi için yaklaşık 1000 kişilik bir amfi tiyatro alanı yapılmıştır.

Evet, Damal ilçesinde bir doğa olayı olarak ortaya çıkan Atatürk siluetinin bulunduğu arazi 2019 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından “Doğal Sit Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak tescillenmiştir.

Ardahan Damal Bebekleri

NE SATIN ALINIR

Buralara yolunuz düşerse dünyaca ünlü “Damal bebekleri” satın alabilirsiniz.

Damal ilçesinde kadınların ürettiği Türkmen kıyafetli Damal bebeği, seri üretime geçilmesiyle birlikte ailelerin geçim kaynağı olmuştur.

Damallı bir kadının hediye ettiği bebek, İstanbul’da bir sergide çok beğenilmiş ve 1986 yılında Japonya’da yarışmaya katılmıştır.

Yöresel kıyafetler kategorisinde katıldığı yarışmada Türkmen kıyafetleri giydirilen Damal bebeği birinci seçilmiştir ve dünya birincisi seçildikten sonra büyük rağbet gören Damal Bebeğini 70 ile 100 lira arasında satan Damallı kadınlar, elde ettikleri gelirle aile ekonomisine katkı sağlıyorlar.

Damallı kadınlar 13-14 yaşında bu bebekleri yapmaya başlıyorlarmış. Damal bebeklerinin en önemli unsuru olan kıyafeti, üç etik, önlük, gömlek, şalvar, yelek, cepken-göğüslük, tor, fes, take ve kolçak gibi 37 parçadan oluşuyor.

 

Kumaş, bez ve boncuk kullanılarak yapılan ve farklı renkleri bir arada barındıran Damal bebeği, muhteşem renkleriyle doğayı temsil ediyormuş.
2002 yılında Kaymakamlık tarafından Damal Bebeği patenti alınmış ve Barbie bebeklerinin rakibi olarak piyasaya sürülmeye başlanmıştır.

Atatürk’ün İzinde ve Gölgesinde Damal Festivalinde, Damal Bebek Yarışması yapılıyor.

GEZİLECEK YERLER

Damal Küçük Damal Köyü Kilisesi

ESKİ KÜÇÜK DAMAL KÖYÜ KİLİSESİ-KÜÇÜK TAMALİ KİLİSESİ:

Damal Merkez Konuksever Mahallesindedir. 

10’ncu yüzyıla tarihlenen tek nefli küçük bir kilisedir. Gürcülerden kalmadır. Küçük bir kilisedir. 

Dolgu duvar tekniğiyle inşa edilmiş, kare planlı ve tek nefli küçük bir yapıdır. Ölçüleri 8 x 4 metredir. Çatısı çökmüştür. 

Büyük ölçüde yıkılmış olan kilisenin, günümüze kalan duvarlarının yüksekliği 6 metreyi bulur. Kalan duvarların yüksekliği ise 3.5 metre civarındadır. 

Kilisenin apsisi, yarım daire şeklindedir. Kilisenin inşasında sarımsı ve gri renkli taşlar kullanılmıştır. Kapısı batıya, pencereleri de güneye ve doğuya bakar. 

Dıştan ve içten duvarları yontulmuş taşlan yapılmıştır. Duvarlarda Horasan denilen harç kullanılmıştır. Horasan yumurta ve kireç karışımı bir harç olup sökülmesi zor ve dayanıklı bir harçtır. Üst tavan kısmı, kubbe şeklinde olup sökülmüştür. 

Duvarların bir kısmı kaçak kazılar sonucu sökülüp tahrip edilmiştir. 

Etrafında insan kemikleri ve iskeletler çıkmaktadır. 

Damal Ilgar Dağı

ILGAR DAĞI:

Bu dağ 2950 metre yüksekliktedir. Damal-Posof ilçe sınırında bulunur. Bir gelin duvağını andırır. Volkanik bir dağ olduğu, püskürttüğü kayalardan anlaşılmaktadır. Bu dağın ziyaret olduğu da söylenmektedir. Hatta insanlar birbirlerine beddua ederken “Çağırırım ki sana Ulgar’dan bir zeval ola” derler.

Damal Ilgar dağı

Herhangi bir çıkmazı ve isteği olanlarda Ilgardan medet umar yalvarırlar. “Döndüm Ilgar’a çağırdım Allah’a” diyerek dilek dilerler. 

Bu dağın arka yamacı olan Eşek Sırtı denilen yerde ve Şülgür Deresinde Türk-Rus savaşları olmuştur. Kısın Kasım ayından Nisan ayı sonlarına kadar karla kaplı olan dağın başından duman eksik olmaz. Yaz gelince yemyeşil ve çiçeklerle bezenir. Yamaçlarında çok soğuk ve içimi hoş sular fıştırmaktadır. 

 

Damal İkizdere Köyü

İKİZDERE:

Rakımı yaklaşık 2022 metredir. Damal ilçe merkezine 6 km uzaklıktadır. Ardahan il merkezine olan uzaklığı 30 km dir. Köyün eski ismi Nunusi’dir.  

 

NUNUSİ KİLİSEKİ

Nunusi kilisesi köyün merkezine yakın bir yerdedir. Caminin yanında bir kilise kalıntısı bulunduğu söylenmektedir. Ancak kilisenin bugün nerede ve hangi durumda olduğu konusunda net, detaylı bilgi yoktur. Büyük ölçüde harabe durumundadır. 

 

Damal Nunusi Kalesi
NUNUSİ KALESİ:

İkizdere köyü sınırları içindedir. 

Kalenin eski dönemlerden kaldığı, muhtemelen Orta çağ ya da daha önceki tarihlerden kaldığı düşünülür. 

Kale, işlenmemiş yontu taşlarla yapılmıştır. Günümüze kalan duvarların yüksekliği yaklaşık 1-1.5 metredir. Kalınlığı ise yaklaşık 2 metredir. Kalın duvar ve büyük taş yapı, savunma amaçlı bir yapıyı gösterir. Ancak iç mimari detaylar (kule, şapel, iç avlu, mahzeni gibi öğeler) konusunda bilgi yoktur. 

Güneydoğu kısmı, diğer kısımlara göre daha iyi korunarak günümüze ulaşmıştır. Evet kale herhangi bir restorasyon görmemiştir. 

 

Damal Burmadere Köyü

BURMADERE:

Köyün rakımı yaklaşık 1950 metredir. İlçe merkezine uzaklığı 8 km dir. Köyün eski ismi Sorsi’dir. İlçe merkezinin güneybatısında, Hanak Suyunun yakasındadır. 

Damal Sorsi Kilisesi
SORSİ KİLİSESİ:

Bugünkü köy merkezinin yaklaşık 2 km kuzeyindedir. Gürcü döneminden kalmadır. Kilisenin büyük kısmı harabe halindedir. Duvar kalıntıları, temel parçaları ve yapının izleri gözle görülebilecek durumdadır. Malzeme olarak taş kullanılmıştır. Duvarların bir kısmı yıkılmış, bazı bölümlerde hala yükselen duvar izleri mevcuttur. 

Evet kilisenin yapım dönemi kesin değildir. Restorasyon yapılmamıştır. 

Damal Otağlı Köyü

OTAĞLI:

Köyün eski adı Arzada veya Erzede’dir. Ardahan il merkezine 50 km ve Damal ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Rakımı 2150 metredir. 

Arzada köyü, 1928 yılında Erzede adıyla Kars vilayetinin Ardahan kazasının Damal nahiyesine bağlıdır. 1959 yılında köyün ismi Otağlı olarak değiştirilmiştir. 

 

ARZADA KALESİ-GACİBE KALESİ:

Köyün kuzeyinde: Otağlı yaylasına yakın, deniz seviyesinden 2160 metre yükseklikte, bir tepede kale kalıntıları bulunmaktadır. Daha doğrusu bir gözetleme kulesi vardır. Tepenin yamacında yerleşim yeri kalıntıları mevcut olup zaman zaman kaçak define aramaları yapılmaktadır. 

Arzada kalesinin boyutları 26 x 23 metredir. Kuzey tarafında siper izleri görülür.

Bir rivayete göre: Kerem, Aslı’yı ararken Gacibe Kalesinden geçmiş ve burada konaklamıştır. Gündeş Köyünden geçerken Kerem’i taşladıkları rivayet edilir. 

Günümüzde harabe durumundaki yapı, bütünüyle ayakta değildir. Restorasyon çalışmaları yapılmamıştır. 

Damal Dereköy

DEREKÖY:

1886 yılından bu yana bu adı taşımaktadır. Rakımı yaklaşık 2044 metredir. Dereköy, 1928 yılında Kars Vilayetinin Ardahan Kazasının Damal nahiyesine bağlıydı. Ardahan il merkezine 48 km ve Damal ilçe merkezine 3 km uzaklıktadır. 

 
Damal Dereköy Kalesi
DEREKÖY KALESİ-KARANLIK KALE:

İlçe merkezinin 3 km doğusundadır. Kale, doğal kayalıkların üzerine inşa edilmiş olup, sur duvarlarının kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır.

Kuzey ve kuzeydoğu yönleri doğal kayalıklarla korunmuş, güney ve batı yönlerinde ise sur duvarları izlenmektedir.

Kalenin yaklaşık 300 metre doğusunda, kayaya oyulmuş bir basamaklı tünel bulunmaktadır. Bu tünel, kuzeydoğuya doğru uzanmakta ve Keten Deresine kadar devam etmektedir. Tünelin uzunluğu yaklaşık 16.7 metredir. 

Kale, Bizans dönemine tarihlenir. Ancak Pontos krallığı dönemine ait olabileceği de düşünülür. Daha sonraları, Osmanlı döneminde kargaşalık döneminde buralarda küçük çaplı çetelerin olduğu ve bu kalede ikamet ederek yöre halkına zulüm yaptıkları, adam vurdukları ve ev soydukları söylenmektedir. Kıçatan isminde bir eşkiyanın buralarda insanlara eziyet ettiği söylenir. Top yolu denilen tarihi yok, bu kalenin üst tarafından geçmektedir. 

Evet, bölge, 1 derece arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilmiştir. Ancak kale ve çevresinde herhangi bir restorasyon projesi bulunmamaktadır. 

Damal Obrucak Köyü Halil Hocanın Mezarı

OBRUCAK KÖYÜ ANIT MEZAR-HALİL HOCA’NIN MEZARI:

Obrucak köyünün içinde bir tepe üzerindedir. Halil Hoca, 1948 yılında bilmeyerek yolunu kaybetmiş ve Sovyetler Birliğine geçmiştir. 7 yıl Sovyetler Birliğinde kalmıştır. Eski Türkçe okumuşluğu olan bu Üçdere köylü vatandaş, halk tarafından sevilip sayılan ve iyi birisi olarak tanınmaktadır.

Sovyetler Birliğinden geldiğinde Türkiye’de bir yeri tanımamış, ancak Ardahan’a getirildiğinde Demirköprü’yü tanıyarak burası Ardahan demiştir. Tanıyanlar çıkmış.

Evine gelince pek konuşmaz olmuştur. Geldikten 1 yıl sonra vefat etmiş ve kendisi Üçdere köylü olmasına rağmen isteği üzerine Obrucak köyüne defnedimiştir. 

Rivayete göre mezarında bazen ateş yandığı söylenir. Bayramlarda mezarı halk tarafından ziyaret edilmektedir. 

 

Damal Seyitviran Kalesi

SEYİTVİRAN KALESİ:

Kale doğal kayalıklar üzerine inşa edilmiş olup, sur duvarlarının kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Ancak yapının tam olarak nasıl bir yapıya sahip olduğu konusunda detaylı bilgi yoktur.

Kale, Bizans dönemine tarihlenmektedir. Bölge, 1 nci derece Sit alanı olarak tescillenmiştir. Ancak kale ve çevresinde herhangi bir restorasyon çalışması yoktur. 

 

SEYİRÖREN KÖYÜ-KIZLAR KAYASI KÖYÜ:

Köyün yakınında, hakim bir tepe üzerinde yerleşim yeri vardır. Burada yaşayanları: bir kız bey’in idare ettiği yani yönettiği rivayet edilir. Bu yönetici kız, düşmanları tarafından bir savaş sırasında öldürülür. Bu kıza bir anıt mezar yaptırılır. Mezarın üzerine bir taş kule inşa edildiği söylenmektedir. Zaman zaman burada da kaçak kazılar yapılmıştır. 

 

HANİORA KALESİ:

Haniora köyü yakınlarındadır. Bizans dönemine tarihlenmektedir. Kale, doğal kayalıkların üzerine inşa edilmiş olup, sur duvarlarının kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Kuzey ve kuzeydoğu yönleri doğal kayalıklarla korunmuş, güney ve batı yönlerinde ise sur duvarları izlenmektedir. Bölge, 1 nci derece Sit alanı olarak tescillenmiştir. Ancak kale ve çevresinde herhangi bir restorasyon çalışması yoktur. 

 

 

 

 

Ardahan Çıldır