Antalya’nın 18 km. doğusunda. Düden ve Aksu akarsularının arasında kalan bölgedir.
Günümüzde, Antalya’nın 18 km. doğusunda, Aksu İlçesinden 2 km. içeriye doğru ilerlediğinizde, Perge’ye ulaşacaksınız.
Burada: uluslararası standartlardaki otel ve tatil köyleri; bir turizm cenneti yaratmış.
Öncelikle şunu söylemem gerek: Perge antik kenti UNESCO tarafından 2009 yılında Dünya Kültür Mirası Geçici Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Perge, Attaleia (günümüzdeki Antalya) liman kentinden, birkaç kilometre içeride, bu bölgede çok tercih edilen türde alçak ve düz bir tepe merkezli olarak yer alır.
Şehir, ovadaki üç tepe arasında gelişim göstermiştir. Böylece hem denizden gelebilecek saldırılardan korunmuş hem de antik kent geleneklerine uygun kentsel biçimlenme sağlanmıştır.
Muhtemelen şehrin ilk bölümü, 60 metrelik bir yükselti üzerindeki düzlükte yapılandırılan Akropol’dür. Akropol’e ulaşım sadece güneyindeki iki yoldan sağlanabiliyordu.
Şehirdeki diğer iki yükselti ise, güneydoğudaki İyilik Belen Tepesi ile Tiyatrosu destekleyen güneybatıdaki Koca Belen Tepesidir.
Helenistik dönemde (MÖ 200-300) kentin gelişimi, temelde bu üç tepe arasında olmuştur.
Perge, coğrafi anlamda önemini, biraz da Pamphlia Ovasını sulayan ve Perge’nin deniz ile bağlantısını sağlayan ana akarsulardan biri olan ve Toros dağlarından çıktığı noktada, Kocaçay, Pamphylia ovasında ise Aksu çayı olarak isim değiştiren su kaynağına borçludur.
Antik dönemde, üzerinde bulunduğu ticaret yolu nedeniyle önem kazanmış bir Pamphylia (Pamfilya) şehridir. Anonim bir kaynak olarak Tabula Pentingeriana isimli atlasta: Perge, Bergama’dan başlayan ve Tyatira-Philedelphia-Hieropolis üzerinden Laodikeia ve Cormassa’ya ulaşan ve Sillyon-Aspendos’tan geçerek Side’de deniz kıyısında son bulan ana yol üzerinde gösterilmektedir.
Özellikle: MS.275-276 yıllarında, savaş kasasının imparator Tacitus tarafından, Perge’ye getirilmesi ile, kentte, ekonomik durum canlanmış.
Kente ulaştığınızda: kapıda bir kitabe göreceksiniz. Bu kitabede; kentin, Truva savaşından sonra, bölgeye gelen, Mopsos ve Kalkhas adındaki kahramanlar tarafından kurulduğu yazılı.
Ancak: MÖ.333 yılında, Makedonya Kralı Büyük İskender’in bölgeye gelişine kadarki tarihi süreç içinde; kent ile ilgili, herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmıyor.
MÖ.3’ncü yüzyılda; kentte, Bergama krallığının egemenliği görülür. Daha sonra ise; Roma egemenliği. Roma yönetiminde, özellikle; MS.1 ve 3’ncü yüzyıllar arasında, büyük gelişmeler görülür.
Günümüzde, burada görülen kalıntıların çoğu, bu dönemlerden kalmış. Takip eden dönemlerde, Bizans egemenliği devreye giriyor ve kent; Hıristiyan dünyası için önemli bir merkez haline geliyor. Hıristiyan dünyasının azizlerinden, St. Paul’ un kenti ziyareti, buranın dinsel yönden önemini de arttırmış.
Perge
Şimdi Perge’deki yapılaşmada etkisi bulunanlardan söz etmek istiyorum.
Kralların hamiliği ve Herodes Atticus gibi zenginlerin ilgisi, bu ve benzeri kentlerin donatılmasında önemli etmen olmuştur. Bu hamilerin neredeyse tümü erkekti.
Bu nedenle, en ünlü haminin Plancai Magna adında bir kadın olduğu, Anadolu’nun güney kıyılarındaki Pamphylia bölgesindeki Perge kenti, diğerlerinden ayrılır.
Saygın bir aileden gelen Plancia Magna, sadece erkeklerin şanının maşası değildir. Yapılan kazılarda bulunan adanma ve anma yazıtları, 2’nci yüzyıl başlarında ailesinin güçlü bir önderi olduğu ortaya çıkmıştır.
Kentin tarihinin büyük kısmı boyunca, bu kurulu olduğu düz tepe savunulan Akropolis olmuştur. Buradaki kazalarda, erken tunç çağına kadar geriye giden buluntular kaydedilmiştir. Ne var ki, halen bir Hitit kentine rastlanmamıştır.
Muhtemelen yerleşim Helenistik dönemde tepe yamaçlarından aşağı doğru, daha sonra geç Helenistik ve Roma dönemlerinde de tepenin güneyindeki hafif eğimli, neredeyse düz araziye doğru genişlemiştir.
Kent MÖ 3’ncü yüzyılda Selefkilerce inşa edilen ve MS 4’ncü yüzyılda ekleme yapılan bir duvarla kuşatılmıştır. Duvarlı kentin dışında, yakın bir tepeye yaslanmış tiyatro ve iyi korunmuş bir stadyum bulunur.
Yine kent dışında, edebi kaynaklara göre Perge’nin en ünlü yapısı olan Artemis Tapınağı vardı. Bu bölgede yoğun aramalara rağmen tapınak henüz bulunamamıştır.
Kent birbirini kesen sokaklarca, eşit olmayan dört bölgeye ve farklı boyutlarda kent bloklarına ayrılır. Her iki yanı revaklı ve ortasında taş döşeli bir su kanalı bulunan ana kuzey-güney sokağı, Akropolisin dibindeki şık bir nmyphaeium’dan (çeşme binası) güneye, kent kapılarına doğru uzanır. Helenistik kapı, kendisini iki yandaki yuvarlak kulelerle belli eder.
Yazıtlara göre, Placia Magna bu kapıyı yeniletmiş, at nalı biçimindeki avlusunu ve avlunun kuzey ucundaki anıtsal üç kemerli girişi ekletmiştir. Avlunun iç duvarlarında, her bir yanda, yedi üst ve yedi altta olmak üzere, tümünde kentin kurucularından veya önemli yurttaşlarından birinin heykeli bulunan iki kat niş dizilidir.
Gerçekten de Perge’de çok sayıda heykel bulunmuş ve günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Yerel üretimi ciddi düzeydeydi, ama kuzeybatı, önemli bir ihraç kaynağı olan bu endüstri için yerel mermer ocaklarından yararlanan Menderes ırmağı vadisindeki Aphrodisias şehri ile boy ölçüşebilecek düzeyde değildi.
Evet, arkeolojik kazılara göre, Perge tarihinde üç önemli dönemin varlığı saptanmıştır. Bunlar: hala kısmen ayakta olan mükemmel kent sur yapılanmaları ve kulelerin inşa edildiği Helenistik Dönem (MÖ 3 ve 2’nci yüzyıl), kent kimliğinde belirleyici olan tiyatro, stadyum, kolonadlı caddeler, hamamlar, agora, anıtsal çeşme gibi yapıların inşa edildiği Roma dönemi (MS 2 ve 3’ncü yüzyıllar) ve Perge’nin metropolitik ikamet yeri haline geldiği, kent surlarının güneye doğru genişletilerek birçok kilise yapısının inşa edildiği Hıristiyanlık dönemi (MS 5 ile 6’ncı yüzyıllar arası) dır.
İsa’nın havarilerinden Pantos (St Paul) yeni dinsel amacı yaymak için yaptığı gezilerden ilkinde Perge şehrine uğramıştır. Kıbrıs’tan yola çıkan St Paul, Aksu nehrinden ilerleyerek Perge’ye gelmiş, oradan da Psidia Antiocheia’ya geçmiş, Perge’ye geri dönüp buradan Attelia’ya (Antalya) gitmiş ve bu kentte yapılan bu iki ziyaretlerinden, kutsal kitap Lukas’da söz etmiştir.
Perge
ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR VE GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:
Evet Perge antik şehrinde yapılan kazılarda: Tiyatro, Güney Hamamı, Agora, Macellum, Kestros Çeşmesi, Sütunlu ana cadde gibi yapıların kazıları, 1946-2012 tarihleri arasında yapılmıştır.
Sütunlu Batı Caddesinin ve bu caddeye paralel uzanan su kanalının, Caracalla Çeşmesinin (Palaestra yapısının ana cephesi ve nympahion havuzu dahil olmak üzere) kazısı tamamlanmıştır.
Batı Nekropolis’e kadar uzanan güzergah bütünüyle açılmıştır.
Diğer taraftan alanda Ana caddenin doğu ve portikolarının ıslahı sağlanmıştır.
Roma kapısından kent meydanına kadar uzanan büyük alan düzenlenmiştir.
Helenistik kuleleri ve Agora’yı da kapsayacak şekilde düzenlemeler bütüncül olarak ele alınmıştır.
Perge’nin bir diğer özelliği de şudur; Perge antik çağın en önemli heykel üretim merkezlerinden birisi buradadır. Yapılan kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılan bu heykellerin sergilendiği Antalya Arkeoloji Müzesi, dünyanın en zengin Roma heykel müzeleri arasında sayılmaktadır.
Perge Surlar
SURLAR VE KULELER:
Savunma amacıyla kesme taştan yapılmış olan surlar, kentin doğusunda ve kuzeyinde yer almaktadır. Gerek Akropolis’in güney yamacının gerekse aşağı kentin çevresi oldukça sağlam bir şekilde günümüze gelebilmiş bir sur sistemiyle çevrilidir.
Büyük İskender’in şehri ele geçirmesinden sonra inşa edilen bu duvarlar, her biri yaklaşık yarım ton olan taşların üst üste dizilmesiyle yapılmıştır.
Surların MÖ 218-188 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır. Doğal yapıları gereği, bu devasa taşlar zamanla yağmur suyunun etkisiyle birleşmiş ve böylece şehri çevreleyen duvarlar günümüze kadar ulaşmıştır.
Bölgenin Büyük İskender tarafından MÖ 333’de fethedilmesi sırasında Perge’nin İskender güçlerine direnmeden ev sahipliği yapması, şehri koruyan duvarların olmamasına bağlanmaktadır.
Bu nedenle, bugün şehrin en anıtsal yapılarından olan ve şehrin sembolü olan iki yuvarlak kule ile şehir duvarlarının, İskender’in şehri fethetmesinden sonra inşa edildiği varsayılmaktadır.
Kent suru üzerine yerleştirilmiş kapılar ve kuleler rahatlıkla görülebilmektedir. Sadece: Tiyatro, stadium ve nekropoller su dışında bırakılmıştır. Kentin diğer tüm öğeleri sur içindedir.
Özellikle Aşağı Şehir sur sistemi düzgün duvarlar önüne eklenmiş kulelerle pasif savunmaya işaret eder. Akropolis suru ise çok sayıda kule ve dirsekli yapısıyla farklıdır. Kentin en erken sur sistemi, muhtemelen Akropoliste bulunmaktaydı. Aşağı kenti çevreleyen sur sistemi ise Helenistik Dönemden itibaren uygulanmış olmalıdır.
MS 3’ncü yüzyılın ikinci yarısında, Anadolu’yu etkileyen Got ve Sasani saldırıları nedeniyle birçok şehir gibi Perge de surlarını güçlendirmek, yeniden inşa etmek zorunda kalmıştır.
MS 4’ncü yüzyıl ortalarında, yakınındaki kentler için tehdit oluşturan İsaurialıların saldırılarına karşı surlar güçlendirilmiştir. MS 5-6’ncı yüzyıllarda ise yeni yapılaşma ve surlara eklemeler yanı sıra depremler nedeniyle hasar gören yapılar da onarılmıştır.
Tüm bu önlemlere rağmen, MS 7’nci yüzyıldan sonra Arap akınlarının baskısıyla Aşağı Şehir terk edilmiş ve halk Akropolis’e çekilmiştir.
Gelelim kulelere:
Perge Aşağı şehir surlarındaki kuleler, Helenistik Kapıyı koruyan iki kule dışında, dikdörtgen planlıdır ve sur duvarlarından dışarı çıkıntı yapmaktadır.
Kulelerin çoğunun arka duvarları yoktur ve sur duvarlarına yaslanmıştır. Böyle, sur duvarlarından dışarıya taşan kulelerin, surlara yaklaşan düşmanı ok, mızrak ya da mancınık atışıyla uzak tutmada etkili olduğu bilinmektedir.
Kulelerin yapım tekniğine gelince: Anadolu’da Helenistik kesme taş geleneğinin Roma döneminde de sürdüğü görülür. Ancak kesme taş dikdörtgen bloklarla düzenli ve devşirme bloklarla düzensiz olmak üzere başlıca iki duvar örgü düzeni olarak farklı yöntemler gözlenir.
Hemen hepsinin alt katlarında bosajlı duvar işçiliği görülür, ayrıca her bir kat, farklı duvar yüzeyi ile belirginleştirilmiştir. Çoğunun birinci ve ikinci k atlarında mazgal delikleri üçüncü katlarında ise pencereler vardır. Böylece hem gözetleme ve ok atma hem de mancınık kullanarak savunma yapabilme mümkün olmaktadır. Yuvarlak planlı kuleler ise dört katlıdır. Bu kulelerde de mazgal delikleri ve pencereler bulunur. Üst kısmını ise koni şeklinde bir çatı ile kapatılmış olabileceği düşünülür.
Perge Roma Kapısı
ROMA KAPISI
Şehrin güneye genişlemesiyle anıtsal kapı işlevini, birden çok evreye sahip olan Geç Dönem Kapısı üstlenmiştir. Bu kapı Septimus Severus (193-211) dönemine tarihlenir.
Antik kentte 3 tane ana kapı vardı ve en etkileyici kapılardan biri MS 2’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilen bu Roma kapısıdır.
Perge Roma Kapısı
İki büyük kule ile desteklenen Roma Kapısının uzunluğu, 24 metre, genişliği ise 10 metredir. Antik dönemdeki Perge şehrinin ihtişamını simgeleyen bu kapı, üzerinde bulunan yazıtlar ile dönemin sanat anlayışını en iyi şekilde tasvir etmektedir.
Kapıdan girildikten sonra bir dikdörtgen avlu bulunur.
Perge İki Kuleler
İKİ KULE VE ANA CADDE:
Antik kente girildiğinde ilk dikkat çeken, büyük bölümü yıkılmış olsa da görkemiyle hala hayran bırakan ve Perge’nin sembolleri olarak kabul edilen iki kule, MÖ 3’ncü yüzyıla tarihlenir.
Bir zamanlar aralarında kente girişi sağlayan ana kapı bulunurdu.
Kulelerin ardında ise anıtsal çeşmeye kadar uzanan 300 metre uzunluğunda bir cadde mevcuttur.
Kente girenler, kapıdan geçtikten sonra bu caddeyi takip ederlerdi.
Aziz Paul’de dahil olmak üzere 2 bin yıl önce, burada yaşayanlarla aynı yerde adım attığınızı bilmeniz, gezinizden alacağınız keyfi arttırır.
Kentin ana caddesi olan bu yolun iki tarafında ise bir zamanlar dükkanlar sıralanıyordu.
Perge’nin arkeolojik açıdan öneminin nedenlerinden biri, kent planlamasında ulaşılan düzey ve Roma döneminin en düzenli kentleri arasında yer almasıydı.
Kent planının ana akslarından birini de yine bu cadde meydana getiriyordu.
Perge Helenistik Kapı
HELENİSTİK KAPI/GÜNEY KAPI:
MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenen, güneydeki bu sur kapısı, iki yuvarlak kule ile korunan anıtsal bir kapıdır.
Kuleler, form ve örgü düzeni olarak diğer yapılardan ayrılır.
Bugün kapı ile beraber anılan at nalı şeklindeki avlu ise Roma döneminde Bithynia Valisinin kızı Plancia Magna tarafından oluşturulmuştur. (MS 120-1122)
Evet, dört katlı iki adet yuvarlak kuleyle desteklenen anıtsal kapı, savunma amacıyla yapılmış olup ilerleyen dönemlerde kabul kapısı olarak düzenlenmiştir.
Avlu duvarlarının nişlerinde M. Plancius Varus ile oğlu Plancius Varus, Plancia Magna gibi kente hizmet eden önemli kişilere ait heykellerin bulunduğu sanılmaktadır. Yazıtlı kaideler üzerinde duran heykellerin çoğu Prof. Mansel tarafından, 1943-1956 yıllarında yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılmış ve Antalya Müzesinde korunmaktadır. (Neyse ki çalınıp kaçırılmamış)
Perge Sütünlu Kolonadlı Cadde ve su kanalı
SÜTUNLU/KOLONADLİ CADDE VE SU KANALI
Perge şehir planı, önceden kurgulanmış ve ızgara plan olarak tanımlanmıştır. Kuzeye kurulan grid plan, kentin büyümesiyle güney düzlüklere doğru aynı dokuyu takip ederek yayılmıştır. Bu sistemin özelleşmiş caddeleri ise, güney-kuzey ve doğu-batı aksını oluşturmuş Kolonadlı caddedir.
Evet, aslında Perge antik kentini, dörde ayıran iki sütunlu cadde vardı. Yani yukarıda sözünü ettiğim cadde gibi bir sütunlu cadde daha var. Bu yapılar Roma döneminde kentin ihtişamını gözler önüne serer.
Perge Sütunlu cadde ve su kanalı
Kolonadlı cadde akropol eteğindeki çeşme ile güney yerleşim arasında uzanır.
Yaklaşık 300 metre uzunluğundaki şehrin belkemiği olan bu cadde, ortasında 2 metre genişliğinde taskatlı bir su kanalıyla caddeyi ikiye böler.
Kolonadlı caddeyi ortadan ikiye bölen bu su kanalının yol seviyesinden altta kalan kısmı ise, bölgenin atık su yönetimi için kullanılmıştır. Yol kotundaki su kanalından temiz su akarken, zemin altından su borularının drenajı sayesinde atık su atılmaktaydı.
Evet caddenin her iki yanında isi portikolar ve dükkanlar yer alır.
Perge Sütunlu cadde
Ana caddeden akan su kanalı ise, kentteki anıtsal çeşme yapısı ve iki büyük hamamıyla birlikte, sıcak Pamphlia ovasındaki Perge’ye bir “su kenti” kimliğini kazandırır. Şehrin ortasından geçen ve havuzlarla bağlantılı bu su kanalı sıcaklığın 40 dereceleri aştığı yaz günlerinde mutlaka şehirde konfor sağlamıştır.
Kentte nehir tanrısı Kestros’un heykellerinin de bulunması ve Aksu nehrinin hemen yanı başında inşa edilmesi de bu düşünceyi güçlendirir.
Perge Sütunlu Cadde
Bugün caddede o dönemde kullanılan araba tekerleklerinin izlerini görmek mümkündür.
Caddenin imarı Roma imparatoru Hadrianus zamanında tamamlanmıştır. Zemin taşlarla kaplıdır. Caddenin iki yanında sıralanan sütunlardan bazıları İon, bazıları ise Korinth düzenindedir.
Caddenin iki yanında bulunan sütunlar ve zemindeki mozaikler ziyaretçilerin dikkatini çeker. Antik kentin ruhunu yansıtan sütunlu cadde boyunca yer alan dükkanlar ve yapılar ise antik dönemlerin günlük yaşamını ifade eder.
SU YAPILARI:
Perge’de su yapılarının fazlalığı dikkat çeker. Tam 4 tane anıtsal çeşmeye ve bu bölgedeki benzerlerinin en büyüğü olan iki hamama su getiren düzenek, sütunlu caddenin ortasında uzanan su kanalıydı.
Aynı zamanda caddenin iki yanındaki dükkanların da su ihtiyacı bu kanal ile sağlanıyordu.
SEPTİMUS SEVERUS NYMPHAİONU:
İki katlı bir çeşme olan bu yapı, Septimus Severus’a ithafen yapılmıştır. Yapı malzemesi sert kalker olan çeşmenin dış yüzeyi mermer plakalarla kaplanmıştır. Septimus Severus ve karısı Julia Domna’nın heykelleri vardır. Çeşmenin alınlık kısmında Artemis Pergai’nin kabartmaları görülmüştür. Yapının inşası MS 204’de tamamlanmıştır.
HADRİANUS NYMPHAİONU:
21 metre uzunluğundaki çeşme iki katlıdır. Çeşmenin ortasında nehir tanrısı Kestros’un yatar vaziyetteki heykeli bulunmaktadır. MS 2’nci yüzyıla tarihlenir.
Perge Kestos Çeşmesi-Kuzey çeşme
KESTOS ÇEŞMESİ-KUZEY ÇEŞMESİ
Kolonadlı caddenin ulaştığı son nokta burasıdır.
Antik şehrin önemli yapılarından biri olan anıtsal çeşme, şehrin hemen yakınında bulunan Aksu nehrinin tanrısı olarak ifade edilen Kestros heykeliyle süslenmiştir.
Perge Kestos Çeşmesi Kestos Heykeli
Zengin süslemeli bir mimari cepheye sahip olduğu bilinen bu yapının geniş bir havuzu vardır ve su kanalının bitişiği olan bu odak yapı, Artemis’e sunulmuştur.
Antik dönemde su mühendisliğini gösteren en güzel örnek olması açısından önemlidir. Bu çeşme, şehrin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiş ve dönemin en önemli yapılarından biri haline gelmiştir.
Perge Zafer Takı
ZAFER TAKI/TETRAPYLON:
Kolonadlı caddenin kuzey-güney aksı ve doğu-batı aksında kesişen noktasında ise daha sonradan şehrin varlıklı bir ailesine mensup olan Demetrios ve Apollonios kardeşler, bir zafer takı dikmişlerdir.
İki caddenin kesiştiği bölümde, kanal üzerinde bulunan ve Tetrapylon olarak bilinen bu küçük anıt, 2014 yılında onarılmıştır. Perge Tetrapylonu olarak da bilinen bu anıt, geçişleri sağlamaktan ziyade tamamen görsellikle bağlantılıdır.
Perge Caracalla Çeşmesi
CARACALLA ÇEŞMESİ/NYMPHAİONU
Perge Tetrapylon’unun batısında kalan Sütunlu Batı caddesinin sonlandığı noktada, açığa çıkarılan çeşme yapısı olmuştur.
Caracalla çeşmesi olarak adlandırılan yapı, Pergeli mimarlarca bilinçli olarak tasarlanmıştır ve heykellerle donatılarak kente, çağdaşları arasında yüksek bir prestij kazandırmıştır.
Su haznesi yarım daire biçiminde tasarlanmış olan havuzun yarı çapı 7 metreyi, derinliği ise 2.5 metreyi bulmaktadır.
Perge İmparator Caracalla ve Tanrıça Selene heykeli
İMPARATOR CARACALLA HEYKELİ
Nympahionu havuzunun içinden çıkan Caracalla heykeli, diğer imparator heykellerinde görüldüğü üzere, Roma’nın ezici ve sarsılmaz gücünü vurgularcasına doğal insan boyutunu aşmaktadır. Yerden yüksekliği 2.20 metreyi aşan heykelde, Caracalla ayakta durur şekilde betimlenmiştir.
İmparator sağ yanında kendisinden çok daha küçük tasvir edilmiş bir erkek figürü vardır. Heykel, MS 217-218 yıllarına tarihlendirilir. Bu heykel, İmparatorun günümüze eksiksiz olarak ulaşabilen ilk ve tek heykelidir. Diğer taraftan, Perge Caracallası’nın başında, kendinden önceki diğer hiçbir Caracalla tipinde görülmeyen bir corona civica (meşe dallarından yapılan çelenk) bulunmaktadır ki, heykel bu yönüyle de orijinal kabul edilir.
SELENE HEYKELİ:
Ay Tanrıçası olarak inanılan ve yine Nympahionu içinden çıkan Selene heykelinin yüksekliği yaklaşık 2 metredir. Heykelin gövdei iki parça halinde bulunmuş olup, kırık haldeki baş kısmıyla birlikte restore edilerek ayağa kaldırılmıştır.
Tanrıçanın ayrılmaz simgelerinden baş üzerinde hilal biçiminde büyük bölümü kırık sembol ve sol elinde meşale vardır.
İmparator Caracalla’nın doğuda ortaya çıkan taht kavgasını fırsat bilerek Fırat Nehrinin doğusuna geçtiği, 8 Nisan 217’de Edessa (günümüzdeki Urfa) yakınlarında bulunan Carrhae Selena Tapınağına kurban sunmak için çıktığı yolda öldürülmüştür.
Bu bağlamda, suikasta kurban giden İmparatorun heykeli ile Selene yontusunun aynı havuzdan gelmesi manidar bulunmuştur.
Perge Tiyatro
TİYATRO;
Perge surlarının dışında kalmaktadır.
1985 yılının kazılarında bulunan tiyatro orkestra, cavea ve skene olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır.
Tiyatro, plan özellikleri olarak Helen tiyatrosu geleneğine sadık kalarak at nalı formunu taşırken, sahne binası hareketli rölyefler ve bezemeleriyle Roma mimarisi tipi gösterir.
Perge Tiyatro Sahne Binası
Bu bezemelerde Nehir Tanrısı Kestros ile Şarap Tanrısı Dionysos’un yaşam öyküsünü tasvirleyen rölyefler vardır. Sahne binasının yıkılması sonucu bu kabartmalardan bir çoğu ağır hasar görmüştür. Ancak Dionysos’un hayatını anlatan bölümler hala anlaşılabilir durumdadır.
Perge Tiyatro Sahne Binası Kabartmaları
Sahne: mimari kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla, iki katlıdır.
Üst tarafta 23, alt tarafta 19 oturma sırası olan tiyatro, yarım daire biçimindedir ve 14 bin kişi civarı kapasiteye sahiptir.
Diazomaya ulaşılması için paradoslar ve tiyatro iç kısmında bulunan alt oturma sıralarına ulaşılması içinde yol kotunda bulunan geçitler kullanılmaktadır.
Perge Tiyatro
Tiyatronun orkestrasının korkuluklarla çevrilmiş olması, burada vahşi hayvanların ve gladyatör dövüşlerinin yapıldığını düşündürür.
Süslemelerde kullanılan bezemelerin tümünün, belli bir dönem içinde bitirilemediği ve değişik dönemlerde tekrar tekrar bitirilmeye çalışıldığı görülüyor. Özellikle, sahne binası: ilk olarak MS. 170 yıllarında yapılmaya başlanmış, daha sonra ise, üzerine bir kat daha eklenerek, yapı devam ettirilmiş.
Tiyatronun karşısında: tel örgü ile çevrili ve çeşitli antik figürlerin bulunduğu antik taşlar, sütun başlıkları ve kabartmalar sergilenmekte.
Günümüzde burada bulunan eserler, Antalya Müzesinde “Perge Tiyatrosu Salonunda” sergileniyor.
Tiyatro, 2017 yılında ziyarete açılmıştır.
Perge Stadium
HİPODROM-STADİON:
Tiyatro gibi surların dışında yer almaktadır.
Aydın-Karacasu’da bulunan Afrodisias antik kentinde bulunan hipodromdan sonra, ikinci büyüklükteki ve MÖ.2’nci yüzyılda Roma döneminde yapılan hipodrom burada, sağ tarafta, karşınıza çıkıyor.
At nalı şeklinde inşa edilen Stadion, 23 x 234 metre boyutundadır. Tonozlar üzerine oturtulmuş 11 oturma sırası vardır. Yapı malzemesi konglomera taşıdır.
Yapının planı incelendiğinde, kuzey kısa kenar nalı şeklinde kapalı olduğu ve girişin ise güneyde konumlandığı görülür. Güneydeki anıtsal giriş kapısına dair birkaç parça bulunsa da kapı neredeyse tamamen tahrip edilmiştir.
Perge Stadium
Stadyum, strüktürel olarak 70 kemer üzerine oturtulmuş ve bu şekilde desteklenmiştir. Bu konstürsiyonların alt bölümleri aynı zamanda mekansal işlevlerin oluşmasını da imkan sağlamıştır. Bu duruma daha detaylı bakılırsa, doğu tarafındaki oturma sıralarının altında bulunan tonozların dış kesime açılan 30 oda olarak da kurgulandığı görülür.
Perge Stadium
Bu odalardan her üçte biri, kapı olarak çalışmakta ve halkın stadın iç kısımlarına geçmelerine müsaade etmektedir. Diğer odalar ise, dükkan olarak kullanılmıştır. Çünkü dükkan sahiplerinin adları ya da yaptıkları ticaretin adının yazılı olmasından bu kanıya varılmıştır.
Antik Çağ’da spor müsabakalarının, heyecanlı yarışların gerçekleştirildiği bu yapı, günümüze en iyi durumda ulaşmayı başarmıştır. Evet bir zamanlar burada yarışlar, olimpiyat oyunları düzenleniyormuş.
AKROPOLİS:
Kentteki ilk yerleşim buradan başlamıştır. Artemis Tapınağı burada olduğu sanılsa da yeri bilinmemektedir.
Perge Agora
AGORA/MACELLUM:
1970-1973 yıllarındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
Antik kentte ticaret ve sosyal yaşamın merkezidir. Boyutları bakımından Türkiye’nin ikinci büyük agorasıdır.
75.92 X 75.90 metre boyutunda, kare planlı olan bu yapı, çarşı-pazar yeri olarak kullanılmıştır. Beş giriş kapısı vardır. Korinth nizamındaki sütunlarla çevrelenmiştir.
Agoranın ortasında yuvarlak bir yapı mevcuttur ve burasının kader tanrıçası Tyche’ye ait tapınak olduğu kabul edilmektedir. Yapının ölçüleri 13.40 m çapındadır.
Buradaki dükkanlardan biri Agora ya açılırken, diğeri Agora yı çevreleyen sokaklara açılmaktaydı. Arazinin eğimine bağlı olarak güney kanattaki dükkanlar iki katlıdır.
Evet, Agora, planlanmış kent modeli ve mimari yapısıyla Roma dönemine ait en düzenli yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilir.
Perge Güney Hamamı
HAMAM-GÜNEY HAMAMI
Antik kentte yer alan hamamlar, Roma dönemi sosyal yapısını gözler önüne sermesi açısından önemlidir.
Çünkü hamamlar sadece temizlik değil aynı zamanda insanların sosyalleşmek için bir araya geldikleri yapılardı. Perge kentinde bilinen “Güney Hamam” dır.
Güney Hamamı, 1968-1969 yıllarındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Büyük pencereleri güneye bakan yan yana dizilmiş yapılardan oluşmaktadır.
Günümüze kadar oldukça iyi korunmuş bir yapı olan hamam, tipik bir Roma hamamının bütün özelliklerini taşımaktadır. Hypocaust sistemi (künk denen borular aracılığıyla yapılan bir çeşit ısıtma sistemi) ile ısıtılan hamamın apodyterium (soyunma odası), frigidarium (soğuk oda), tepidarium (ılık oda) ve caldarium (sıcak oda) bölümleri vardır. Zemin mozaiklerle örtülüdür.
Perge Güney Hamamı
Bu mozaik döşemelerin, yapıların ilk evrelerine ait olmadığı, daha sonraki yenileme çalışmaları kapsamında döşendiği anlaşılmıştır. Desen ve üslup özellikleri açısından Perge mozaiklerinin en yakın benzerleri Güney ve Batı Anadolu kentlerinin yanı sıra Ege adaları, Kara Yunanistan ve Balkanlar’da, ayrıca Suriye, Filistin ve Ürdün bölgelerinde görülmüştür.
Bu hamam bölgedeki benzerleriyle karşılaştırıldığında, büyüklüğü ve anıtsallığı dikkat çeker. Bugün gezerken dikkat ederseniz, bazı mekanların altında bulunan hppocaust ısıtma sistemi görülebilir.
Perge Güney Hamamı
Güney hamamının cephesinde bir çeşme yapısı bulunur. Bu çeşme Roma kapısının görüş alanındadır yani kentin güney kapısından giren kişiyi bu çeşme karşılar.
Sütunlu caddenin ortasından geçen su kanalı, antik kente dört anıtsal çeşme ile iki büyük hamamın suyunu karşılıyordu.
NEKROPOLİS:
Perge şehrinde 3 nekropolis vardır. Biri Akropolis’in yamaçlarında, diğer ikisi ise kentin Doğu ve Batı surlarının hemen dışındadır. Son iki nekropolis’te bulunan mezarların ağırlıklı kısmı MS 2 ve 3’ncü yüzyıla tarihlenir.
Nekropolislerde yerel kireç taşı, traverten ve ithal mermerden yapılmış çok sayıda lahit bulunmuştur. Bu lahitler, malzemesine göre ithal ve yerel olarak iki guruba ayrılır.
Yerel lahitler dikdörtgen prizma biçimli, genelde bezemesiz teknelere sahiptir. Teknelerin çoğunda kazınmış eski Yunaca yazıtlar vardır. Tekneler, alçak ya da yüksek beşik çatı biçimli kapaklara sahiptir. Kireç taşından yapılmıştır.
Perge lahit tipleri için ikinci gurubu ithal mermerden yapılan lahitler oluşturur. Kentin ithal lahitleri antik çağın önemli atölyelerinden Dokimeion (Afyon), Prokonnesos (Marmara Adası) yarı işli ya da tamamlanmış biçimde ithal edilirdi.
Perge nokropolislerindeki ithal lahitler, Roma İmparatorluk Dönemine tarihlenir. Figürlü frizli, madalyonlu, köşe sütun ya da pilasterli ve sütunlu çalışmalardır.
Perge Lahitler
Batı Nekropolü:
Batı Nekropolisinde ulaşılan bazı aile mezarları üzerinde bir takım yazıtlar bulunmuştur. Bunlardan birisi olan Anonymous Ailesinin kireçtaşından yapılmış lahdinin kapağı bulunamamış, teknesi ise üst kısmından tahribata uğramış olmasına rağmen yazıları okunabilmiştir.
Perge Lahitler
Bu yazılara göre:
“Ben ……………. oğlu …………….., bu mezarı sadece kendim, eşim ……………, Doulikhos’un kızı …….. ve bizden olan çocuklar için yaptırdım. Başka hiçbir kimse adına farklı bir kişiyi buraya koyma izni yoktur. Aksi takdirde, bu kişi pek kutsal kasaya 3000 denarii ödeyecektir.”
Bir başka mezar olan Aurelia Tyrannis Kenotaphion’un kireçtaşından dört farklı köşeli bloğun bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş lahit teknesi, günümüze kadar ulaşmasına rağmen kapağı bulunamamıştır. İçerisinden bozulmamış 6 farklı insan iskeleti, üzerinde kadın figürü bulunan bir çift altın küpe ve dört adet bronz sikkenin de bulunduğu çeşitli materyaller çıkarılmıştır.
Teknenin batı yüzünde, kırmızı boya kalıntılarının hala üzerinde durduğu beş satırlık Helence yazı tespit edilirken, en az bir satırlık kısmının da kayıp lahit kapağının üzerine işlenmiş olduğu anlaşılmıştır.
Perge Lahitler
Evet, buradan çıkarılan lahitler Antalya Müzesinde sergilenmektedir. Bu lahitlerin en ünlüsü Herakles Lahdi ve Ariadne Lahdidir. Nekropolün güney kapısı önündeki mezarın, üç dönem Perge yönetimini yapan Plancia Magna’ya ait olduğu bilinmektedir.
Perge Cam Fırınları
CAM FIRINLARI:
Perge antik kentinde gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkan cam fırınlarının ve cam kalıntılarının incelenmesi ve korunması için Şişecam sponsor olmuştur. Evet MS 3-4’ncü yüzyıllara tarihlenen beş cam fırını ve çevresindeki üretim kalıntıları koruma altına alınmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkan ilk bulgular, iki farklı fırın tipinin varlığıdır. Biri hammadde elde etmeye yönelik tank tipi fırın, diğeri ise üretim yapılan şekillendirme fırınıdır.
BAZİLİKA:
Perge şehri Hıristiyanlığın kabulünden sonra önemli bir dini merkez olmaya başlar çünkü Roma imparatorluğu döneminde Piskoposluk düzenlemesinde Pamphillia’da Side ilk Piskoposluk merkezi, Perge de ikinci piskoposluk merkezi olarak seçilmiştir. Bu nedenle Perge’nin son refah dönemi, Hıristiyanlık dönemine rastlar.
Perge bazilikası da bu dönemde üretilmiş yapılardan biridir.
Finike doğası: mavi ve yeşili bir arada barındırır. Uzun kumsalı, eşsiz koyları ve gökyüzünde mavinin her tonunu bulabilirsiniz. Yaylaları, şehir içi ve şehir dışı alanlarıyla da yeşilin tonları hakimdir.
Finike
ULAŞIM:
Finike-Antalya arasındaki ulaşım, sahil yolundan değerlendirildiğinde, 111 km. uzaklıktadır. Bu yol: çok güzel sahil manzaralarıyla doludur. Her gün: Finike’den: üç istikamete, araç hareket eder. Bu istikametler: Demre, Kaş, Kalkan, Kınık, Fethiye istikameti. İkinci istikamet: Kemer, Antalya ve üçüncü istikamet ise: Elmalı, Akçay, Gömme. Finike-Kumluca arası uzaklık: 18 km. Finike-Elmalı arası uzaklık: 72 km. Finike-Demre arası uzaklık: 28 km. dir.
Finike
NARENCİYE ÜRETİMİ:
Türkiye portakal üretiminin yaklaşık üçte, biri, buradan elde edilmektedir. Ovanın deniz kıyısında olması nedeniyle, deniz iyotundan gereği gibi faydalanmasını sağlar ve dünyanın en lezzetli portakalları, bu sayede yetişir. Dünyadaki en kıymetli portakallarından biri olan, Californiya Portakalı bile, Finike portakalı ile lezzet bakımından yarışamaz.
FİNİKE FESTİVALİ:
Finike’de sosyal ve kültürel yaşama hareketlilik kazandıran Finike Festivali, geleneksellik kazanarak, 1989 yılından beri varlığını, Haziran’ı Temmuz’a bağlayan günlerde sürdürmektedir.
Finike deniz ve kumsal
DENİZ-KUMSAL:
Finike’de, yaklaşık 10 km. lik kumsal bulunmaktadır. Güzel deniz, dikkati çekmektedir. Bu özelliğiyle: yerli ve yabancı yatlara ev sahipliği yapmaktadır. Avuç içine alındığı zaman su gibi akan kumun, bazı romatizmal hastalıklarda ve kireçlenmelerde iyileştirici özelliğe sahip olduğu biliniyor.
NEM:
Finike
İlçe deniz kıyısında ve arkasında yüksek dağlar bulunması nedeniyle, nispi nem oranı yüksektir. Bu da, turizmi olumsuz etkiler. Çünkü: yaz aylarında sıcaklığın daha çok hissedilmesine ve aşırı terlemeye neden olur.
SETUR MARİNA:
1966 yılında, balıkçı tekneleri ve yatların fırtınalı havalarda barınabilmeleri için yeni bir barınak yapımına başlanır ve bu barınak 1970 yılında tamamlanır. 1997 yılında, yat limanından marinaya dönüştürülmesiyle hizmete giren Setur Finike Marina: 350 denizde, 150 karada, toplam 500 yat kapasitelidir.
Bu marinada verilen hizmetler: 70 metreye kadar olan yatlar için: güvenli bağlama imkanı ve tonoz sistemi, her yat için elektrik (220-380 v.), su ve telefon bağlantısı, 24 saat güvenlik hizmeti, posta, telsiz, telefon, faks imkanları. 80 tonluk gezer vinç ile: karaya çekme ve dalgıçlık servisleri, akaryakıt, otopark, atık su ve atık yağ boşaltma hizmeti, turizm danışma ve genel acentelik hizmeti.
Kış süresince konaklayan yatlar için, yat kulübü ve aktiviteleri, hava alanına geliş ve gidişte, indirimli transfer imkanı bulunmaktadır.
PİKNİK ALANLARI VE ORMAN İÇİ DİNLENME YERLERİ:
İlçe dahilinde, Demre yolu üzerinde ve Yalnız köyü hudutları içinde, Orman içi Dinlenme yerleri ve piknik alanları var.
LİMYRA TAŞI:
Finike’nin denizden 5 km. uzaklıktaki ve tarihi Limyra bölgesindeki ocaklardan çıkarılmaktadır. Açık krem renginde, homojen bir yapıya sahip kireç taşıdır. Taşınabilir büyüklükte, istenilen ebatta blok vermektedir. Hafif ve yalıtkan özelliğinden dolayı, dış kaplama malzemesi olarak, aranılan iç ve dış pazarda beğeni kazanan bir yapı taşıdır.
Finike Hamamı
FİNİKE HAMAMI:
Finike merkezde, Otogar yanında, Aykırıçay ağzındadır. Finike Belediyesi tarafından 1993 yılında yapılmıştır.
Selçuklu ve Osmanlı mimari motiflerinin günümüzün modern tarzıyla sitilize edildiği yapı; hamam geleneğini yaşatacak özelliklere sahiptir.
Göbek taşına uzanıp, tellakların elinde kir atmak, saunada terleyip kilo vermek, şok havuzunda vücudunuzu çelikleştirmek istiyorsanız, Finike Hamamının tarih kokan atmosferinde yıkanmanızı öneriyorum. Hamam ve sauna tesisleri, günümüzde yerli ve yabancı turistlere hizmet vermektedir.
AV TURİZMİ:
Finike, sahip olduğu iklim özellikleri, zengin bitki örtüsü, değişik türde av hayvanları ile, av turizmi için uygun bir ortam oluşturmaktadır. İlçeye bağlı: Arif Köyü, Yalnız ve Akçaalan Köyü hudutları içinde: yaban keçisi avı yapılmaktadır.
TARİHÇE:
Eski çağlarda ve Finike’nin ilk kurulduğu yıllarda, bu bölge “Likya” olarak adlandırılır. O zamanki Likya: Doğuda Pamfilya, batıda Kayra, kuzeyde ise Psidya şeklinde adlandırılan bölgelerle çevriliydi. İlk Finike, Fenikeliler tarafından, 5’nci yüzyılda, Phanikos adı ile, Aykırıçay Suyunun denize döküldüğü yerde kurulur. Uzun yıllar: Likya’nın başkenti olan “Limyra”nın tarım ürünlerini ihraç ettiği bir liman görevi yapar.
Bu özelliğiyle: Fenikelilerin en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Finike adının, Fenikelilerden dolayı verildiği de rivayetler arasındadır.
Finike: MÖ.5’nci yüzyılda, Arykandos ağzında, Phoınıkos adıyla kurulmuştur. Antik dönemde, önemli bir liman kenti olan Finike (Phoinikos)nin ilk kurulduğu yer: “İskele Mahallesi”dir. Bu mahallenin içinden geçen, kanal ve debisi yüksek, ancak hızı düşük bir dere olan Acıçay’ın, liman işlevi gördüğü, yük indirme ve bindirme işlemlerinin yapıldığı yer olması nedeniyle de adı geçen yere, İskele Mahallesi denildiği bilinmektedir.
İsmi nedeniyle, bazılarınca Fenikelilerin kurmuş olabileceği bir kent şeklinde yorumlansa da: Proınıkos Grekçe “Kızıl renkli at” veya “ kızıl renkli davar sürüsü” anlamına gelmektedir. Yöredeki hayvan varlığı ile uyum içerisinde olan bu isim; yerleşimin bir Grek kuruluşu olduğuna işaret etmektedir. Kalıntıların ve buluntuların da bunu doğruladığını görüyoruz.
Finike içindeki kalıntılardan söz edecek olursak, karşımıza ilk çıkan Helenistik döneme tarihlenecek, alt kısmı Roma çağı, üstü Bizans döneminde ait: sur kalıntıları. Atatürk Parkı karşısındaki kule, bu iki dönemi yansıtıyor.
Aynı döneme denk düşen Devlet Hastanesi karşısındaki falezin, kuzey kenarında, birkaç kaya mezarı ile eski hapishane yakınındaki kaya mezarı, Finike merkezde görülebilen kalıntıların bazılarıdır.
Geç Bizans döneminde, Finike’de fazla geniş olmayan bir yerleşimin varlığı biliniyor. Cumhuriyet Parkında sergilenen bazı kalıntılar ve Ziraat Bankası karşısında depo olarak kullanılan büyük yapı, Geç Bizans Dönemi kalıntılarını oluşturuyor.
Finike gezilecek yerler
GEZİLECEK YERLER:
Finike Suluin Mağarası
ZİNCİRLİ GÖK MAĞARA (SULUİN MAĞARASI)
Finike merkeze 1 km uzaklıktadır. Mağara Finike merkezden sonra Kaş’a giderken, yaklaşık 500 metre ileride dağın yamacında Kırkgöz mevkiindedir.
Halk arasında “İncirli Mağara” olarak da bilinir. Mağara su altı mağarasıdır.
Mağara 80 metrelik giriş ağzı ile, Asya kıtasının en derin mağarası olarak bilinmektedir. Mağarada 83 metre derinlikte, büyük bir salon bulunur. Bu salonun duvarları: sarkıtlar, traverten havuzlar ve diğer benzeri oluşumlarla kaplıdır. Bu yüzden mağaranın daha önceleri kuru mağara olduğu tahmin edilmektedir. Bu salona giren ve çıkan çok sayıda yan kollar bulunmaktadır.
Finike Suluin Mağarası
Amerikalı bir araştırma ekibi, 1995 yılında mağara içinde 122 metre derinliğe inmesine rağmen mağaranın sonuna ulaşamıştır.
Aynı yıl: mağaraya dalış yapan amatör dalgıç karı koca 2 Alman ölmüşlerdir. Bunların ölüm nedeni olarak, muhtemelen soğuk su nedeniyle fazla nitrojen yüklemesi ve narkoza yani derinlik sarhoşluğuna girmeleridir. Cenazeleri 60 metreden çıkarılmıştır. Ardından mağaraya giriş ve dalış yasağı getirilmiştir.
Finike Andre Doria Koyu
ANDRE DORİA KOYU
Finike-Demre karayolu üstündedir. Radyofor Koyu olarak da tanınır. Finike merkeze 22 km uzaklıkta Boldağ Mahallesindedir. Giriş ücretsizdir.
Koyun çevresi: kayalıklarla çevrilidir ve arkası tamamen ormanlıktır. Koyda: nesli tükenme tehlikesinde olan Akdeniz Fokları yaşamaktadır.
Finike Andre Doria Koyu
Günümüzde, koy, gezi teknelerinin uğrak yeridir. Finike Belediyesine tahsis edilen koy, alınan düzenlemeler sonucu: Pazartesi ve Perşembe günü sadece kadınlara ve diğer günler ise ailelere tahsis edilmiştir.
Finike Andre Doria Koyu
Gelelim koyda denize:
Deniz dalgasızdır ve çok berraktır. Bu ahşap platform aynı zamanda denize girmek ve güneşlenmek için de kullanılır. Koyda, ihtiyaçların karşılanması için bir büfe bulunmaktadır.
Finike Gökliman Plajı
GÖKLİMAN PLAJI:
Boldağ Mahallesi sahil şeridindedir. Finike merkeze 4 km uzaklıktadır. Gökliman koyu: Andre Doia koyundan, bir yarım ada ile ayrılmaktadır. Gökliman, kendi içinde Mendikli adında küçük bir koya sahiptir.
Bu koyda bulunan plaj Mavi Bayraklıdır. Giriş ücretlidir.
Finike Gökliman Plajı
Finike Belediyesi tarafından işletilen bir tesis bulunmaktadır. Finike merkezden, Göklimana servis yapan belediye araçları vardır. Burası, Likya döneminde liman olarak kullanılmıştır, bu yüzden gerek yüzmek, güneşlenmek ve gerekse tarihi kalıntıları görebilmek imkanı sunar. Kıyı şeridi: çakıl taşlıdır yani kum yoktur. Plajın uzunluğu 38 metredir. Genişlik ise 180 metredir. Kayalık, ahşap iskele ve beton platform yoktur. Plajda bulunan işletmeden, şezlong ve şemsiye kiralamak mümkündür.
Finike Çağıllı Plajı
ÇAĞILLI PLAJI:
Finike-Demre karayolundadır. Boldağ Mahallesindedir. Göklimanı geçtikten sonraki koydadır. Giriş ücretsizdir.
Finike Çağıllı Plajı
Deniz, son derece sakindir ve plaj kumsalı çakıl taşlıdır. Plajın uzunluğu 200 metredir. Deniz hemen derinleşmez, bu yüzden çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler için çok uygundur. Çevrede bulunan alan tamamen yeşilliktir.
FİNİKE SAHİL PLAJI:
Sahilkent Mahallesindedir. Giriş ücretsizdir. İlçenin en uzun plajıdır. Plaj: kumludur. Plajdaki kumların, özellikle romatizmal hastalıklara iyi geldiği iddia edilmektedir. Belediye tarafından: duş, tuvalet ve otopark yapılmıştır.
Finike Lymra
LİMYRA-ZEMURİ-TURUNÇOVA-YUVALILAR
Yeri:
Kumluca-Finike karayolu üzerinde, Turunçova ve Sahilkent Beldeleri arasındadır.
Toçak dağı eteklerine yayılmıştır. Finike merkeze 9 km uzaklıktadır. Karayolundan yaklaşık 5.5 km sapmak gerekir. Yuvalılar köyü sapağında şehrin tabelasını görebilirsiniz. Kumluca istikametine giden karayolu, antik şehrin tam ortasından geçer. Surların ve antik kent açıklamalarının bulunduğu yerde, aracınızı park edebilirsiniz. Ören yerine giriş ücretlidir.
Önemi:
Şehrin ismi, MÖ 1000’li yıllara tarihlenen Hitit çivi yazılı tablet metinlerinde “Zumarri” olarak geçer.
Burada bulunan 10’ncu yüzyıl seramikleri, Hitit kaynaklarında adı geçen “Zumarri” kentinin burada olduğunu kanıtlar.
Bu kelime, Likya diline “Zemuri” olarak geçmiştir.
Surlarla çevrili akropolü, mezarlarla dolu etekleri ve düzlüğe yayılı yapılarıyla Lykia’nın en önemli kentleri arasındadır.
7 cadde ile aksları oluşturan kentin en önemli yol aksı: Ptolemaion’a uzanan 8.40 metre genişliğinde ve taş döşeli ve iki yanı sütunlu ana caddedir.
Likya Birliğinde, 3 oy hakkına sahip, 6 şehirden biridir.
Kent, Doğu Akdeniz’e yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyordu. 12’nci yüzyılda Finike çayının ağzındaki liman “Portus Pisanorum” olarak adlandırılmıştı.
Strabon, kenti “küçük kasaba” olarak tanımlamıştır.
Kentte bulunan ve İmparator Severius’un eşi Julia Domna’ya adanmış bir yazıtta: şehirden metropolis olarak söz edilmektedir. Yani, şehir Roma İmparatorluk döneminde oldukça önemsenmiştir.
Evet şehir bir liman kenti olarak kurulmuş olmasına rağmen, günümüzde liman bölgesi verimli bir ovaya dönüşmüştür. Antik kent, denizden 5 km içeride kalmıştır.
Bölgenin oldukça sulak olması hakkında da bir efsane bulunmaktadır. Şöyle ki “Hestia’nın ateşinin dayanamayıp söndüğü yer burasıdır.” Ateş Tanrıçası Bakire Hestia, Limyra topraklarının sulak, bereketli ve gizemli bölgelerindeki muhteşem doğasına geldiğinde, yeşil ve mavinin binlerce tonunu görür, suyun büyülü renk oyunları karşısında şaşırır, inanamaz ve cezalandırıcı ateşi Limyra sularında işe yaramaz ve söner.”
Tarihi Süreç:
MÖ 4’ncü yüzyılın ikinci yarısında: Ksanthos egemeni Arttumpara’yı yenerek Lykia’nın yeni egemeni olan Tiran Perikle’nin başkenti olmuştur.
Perikle
Likya Kralı Perikles zamanında, şehir Doğu Likya’nın başkentidir.
Likyalı Perikles (MÖ 494-429) , Perslere karşı Likya birliğini kurmak için Limyra şehrini başkent olarak kullanmıştır.
MÖ 333 yılında İskender, Anadolu’da Pers egemenliğine son verir ve bölge İskender’in bıraktığı Vali Nearkhos tarafından yönetilir.
İskender’in ölümünden sonra, bölge ardılları generallerden Antigonos ve sonrasında ise MÖ 301 yılında Lysimakhos tarafından ele geçirilir. MÖ 167 yılında Roma hakimiyeti görülür. Kral Perikles sonrası dönemde ise, şehir yine en parlak devrini MÖ 1’nci yüzyıl ile MS 2’nci yüzyıl arasında yaşamıştır.
MS 141 yılındaki deprem, Limyra şehrini harap eder, büyük zarar verir. Bu depremden sonra, bölgenin zenginlerinden Opramoas, şehrin yeniden kurulması için maddi yardımda bulunur. Bizans döneminde, şehir Piskoposluk Merkezidir. MS 9’ncu yüzyılda Arap akınları nedeniyle şehir terk edilmiştir.
Evet, şehrin tarihi sürecine ait ilave önemli notlar şunlardır;
Şehrin baş tanrısı Zeus, Olympia’dadır.
Yazıtlardan onun onuruna spor festivalleri düzenlendiği anlaşılır. Sura’da olduğu gibi, burada da kehanetlerden söz edilir. Dinsel törenlerde, rahip, kurban hayvanının parçalarını balıklara atar, balıkların etleri yiyip yememelerine bakarak kehanette bulunurmuş.
Her yerinden sular kaynayan ve coğrafyası hızla değişen Lymra’da kehanet yeri sürekli olarak değişmiştir. Kent sikkelerinin üzerinde: kaynaktan su içen hörgüçlü boğalar ve köpeklerin resimleri vardır, ayrıca “kehanet” sözcüğü yazılıdır. Böylece burada kehanetin varlığı kanıtlanmıştır.
Kehanet yerinin sürekli değişmesi, her yerinden sular kaynayan ve coğrafyası hızla değişen Limra’ya uymaktadır. Kaynaktan su içen hörgüçlü boğalar ve köpeklerin resimlendiği kent sikkeleri üzerindeki kehanet sözcüğü, Limyra’da ön biliciliğin varlığını doğrular.
Arkeolojik Araştırmalar:
Şehir ilk olarak 1970’li yıllarda Avusturyalı arkeologlar tarafından araştırılmaya başlanır. Bu araştırmalarda bulunan önemli buluntular, günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
GÜNÜMÜZDE ÖREN YERİNDE BULUNAN KALINTILAR:
AKROPOL:
Tokaç dağının güney eteklerindedir. Tokaç dağı 1216 metre yüksekliktedir. Antik şehrin en kuzeyindedir. 318 metre yükseklikteki Akropol tepesine çıkmak için köyden rehber almanızı öneririm, tepeye çıkış yaklaşık 40 dakika sürmektedir.
Akropol, gerçekten Perikle’nin ele geçirilmesi zor kartal yuvasıdır. Akropol’ün Klasik Lykia’nın siyasi yapısında önemli bir yeri ardır. Ayrıca: Ksanthoslu hanedan Kuprrli, akropol için sikke bastırmıştır. Bugün yüksek burçları ve surlarla korunmuş tepe yerleşiminde pek çok yapıdan izler bulunur. Saray Aşağı kalededir. Burada bulanan 10’ncu yüzyıl seramikleri, Hitit kaynaklarında adı geçen Zumarri kentinin de burada olduğunu ve Likçe’de Zemuri adını doğrular gibidir.
Lymra Çift başlı balta
Çift Başlı Balta-Labrys:
Akropolde duran ve MÖ 400 yılına tarihlenen çift başlı balta sembolü: koruma altına almak ve restorasyonunu yapmak için kent merkezine taşınmıştır. Çift başlı balta, ilk olarak Amazonlar tarafından kullanılan bir silahtır. Efsaneye göre “Herakles, Amazonların kraliçesi Omphale’ye çift başlı balta hediye etmiştir.” Çift başlı balta: Kandelus dönemine kadar Lidya krallığının zafer simgesi olarak kullanılmıştır.
AŞAĞI KALE:
Kale oldukça güçlü ve görkemliydi. Tokaç dağına sırtını vermişti. Aşağı kalede: sur, sarnıçlar, Bizans kilisesi ve Perikle Heroon’u vardır.
Lymra Bizans Kilisesi
Bizans Kilisesi:
Akropoldeki Bizans dönemi kilisesi bir Piskoposluk merkezidir. Kilise kalıntılarında, Hıristiyanlığın ilk yıllarına ait kırmızı boyayla yazılmış İsa’ya dair bir yazıt bulunmuştur. Kilise 5 ve 6’ncı yüzyıllara tarihlenir.
Finike Perikles Heroon
Perikles Heroon-PERİKLENİN ANIT MEZARI:
Heroon anıtını tanıtmaya başlamadan önce bir ayrıntıdan söz etmek istiyorum. Burası yapılış tarzı olarak elbette önemli yani yüksek sınıftan birine veya bir kahramana ait anıt mezardır.
Perikles’in burada gömülü olduğu söylenmektedir. Ancak bazı kaynaklarda ise, Perikles’in Yunanistan’da öldüğü ve orada gömüldüğü yazılıdır. Bunu belirttikten sonra anıtı tanıtmaya başlayalım.
Kentin en göz alıcı anıtıdır. Tapınak cepheli kral mezarıdır. Akropolün en ayrıcalıklı yerinde, kente ve Akdeniz’e bakar. Çünkü Lykia’nın son hanedanı Perikle, 4’ncü yüzyılın ilk yarısında, Ksanthos hanedanı Artumpara’yı yenerek tüm Lykia egemenliğini ele geçirmiştir.
Evet: mezarın yapısı şöyledir:
Akropol’un güney yamacında, 218 metre yükseklikteki kaya olan taban düzeltilerek elde edilen 19 x 18 metrelik bir teras üzerindedir. Anıtın temelleri teras üzerine yapılmıştır. Kral Perikles’e ait anıt mezar: MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenir. Mimari stili: Xanthos şehrinde bulunan Nereidler Anıtına benzer.
Heroon, yüksekçe bir podyum üzerindedir.
Görkemli mezarın cephesini, bir kral sarayının bekçileri gibi dizilmiş kadın sütunları oluşturur. Bunlar ölü sorumluları “Horalar” ve “Kharitler” dir.
Mezar kabartmalarında da arabasına binen kahraman Bey ve onu izleyen askerler işlenmiştir. Akroter kabartmalarında, hükümdarın yasal yanı ve ölümünden sonra hayattan bekledikleri simgelenmiştir.
Mezarın kaidesinde kuzey alınlıkta: Perseus’un Medusa’nın başını kesişi işlenmiştir.
Cellanın yan duvarlarını süsleyen frizlerde ise, kralı resmi geçidi izlenir. Bunların uzunluğu 6 metredir. Eğimi güneyden geçerek şehir merkezine doğru ilerleyen askeri temalı bir geçidi tasvir eder. Yani, Perikle’nin Pers’e olan sadakatini gösterdiği düşünülür.
Ölü kültü: terasın kuzeyinde yapılıyordu. Burada ortaya çıkarılan sunakta ölü adakları bulunmuştur. Buluntular Helenistik döneme kadar kültün sürdüğünü gösterir.
Evet, anıt mezar, depremde yıkılmıştır. Mezar anıtının önemli parçaları, günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
ROMA VE BİZANS DÖNEMİ SURLARI:
Karayolu ile ayrılan düzlükte bulunan surların içinde, Roma ve Bizans dönemi yapıları bulunmaktadır. Karayolunun güneyi: Limyros çayı ile iki ayrı ada halinde bölünmüştür.
Finike Liymra Sütunlu cadde
Sütunlu Cadde:
7 cadde ile aksları oluşturan kentin en önemli yok aksı: Ptolemaion’a uzanan 8.40 metre genişliğinde ve taş döşeli ve iki yanı sütunlu ana caddedir. Uzunluğu 50 metredir. Günümüzde ünlü sütunlu caddenin ortasından bir dere akmaktadır.
Finike Liymra Sütunlu cadde
Yaz aylarında antik kenti ziyaret edenler, bu derede yüzmektedirler.
Finike Liymra Ptolemaion
Ptolemaion:
Surun güney duvarı içindedir. Helenistik dönemde, Limyra şehrinde en iyi korunarak gelmiş yapıdır.
Her kenarı 15 metre olan kare bir altlık üzerinde yükselen, silindirik gövdeli ve konik çatılı bir tapınak mezardır. Alt kat üzerinde Kentaurlar savaşı betimlenen triglif-metop kuşağıyla Dor düzenindedir. 3 basamaklı krepise oturan yuvarlak tapınak mezar İon düzenindedir. Mimari süslemelerin boyandığı anlaşılmıştır. Alt köşelerine aslanlar yerleştirilmiştir. Duvarlarda araba yarışı sahnesi işlenmiştir. Ele geçen heykellerden biri olan III Ptolemaios nedeniyle yapının ilk kuruluşu MÖ 3’ncü yüzyıla aittir.
Günümüzde anıtın antik döşemesi üzerinden sular akmaktadır. Anıt ve ona ait bazı eserler Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Finike Liymra Sütun başı
Sütun Başı:
Yolun alt kısmındadır. Oldukça güzel bir sanat eseridir.
Heroon Anıtsal Mezar-gaius caesar anıtı:
Lymra şehrinin Roma dönemine ait anıt mezarıdır.
İmparator Augustus’un manevi oğlu Gaius Caesar’a aittir. Kendisi MÖ 30-4 yılları arasında yaşamıştır. Gaius Ceasar, Kudüs şehrinden Roma’ya dönerken, çatışmada aldığı ciddi yaralar nedeniyle, henüz 24 yaşında Liymra’da 21 Şubat 4 yılında ölmüş ve anıt bu yüzden yapılmıştır.
Cenazenin külleri Roma’ya götürülmüş ve onun anısına, içinde naaşı olmayan bu anıt mezar yapılmıştır. Ancak bir başka söylentiye göre: Augustus’un talebi üzerine, organları Roma’ya gönderilir, bedeni ise Limyra kentinde, Perikle tarafından yaptırılan bir anıt mezara gömülür.
Heroon, Perikle tarafından MÖ 370-350 yılları arasında inşa ettirilmiştir. İnsanlık tarihinde en güçlü ve en etkili İmparatorluklarından birinin İmparatoru olacak adamın tarihsel önemine istinaden yapılan yapı oldukça dikkat çekicidir.
Anıt mezar: bir İon tapınağının şeklini almış üst yapıyı desteklediği bir mezar odasının tepesine inşa edilmiştir. Günümüzde anıt mezarın sadece temel yapısı yerinde durmaktadır. Anıt: onu çevreleyen mermer kabartmalarla ünlüdür. 60 metre devam eden frizler üzerinde, G.Caesar’ın hayatını anlatan bire bir ölçekteki kabartmalar bulunur.
Bu mermer kabartmalardan, halen Antalya Müzesinde sergilenen yüksek kabartma: Augustus dönemi realizmini sergilemesi açısından son derece önemli kabul edilmektedir.
Anıt, piramidal bir çatıyla sonlanır.
Finike Liymra Tiyatro
Tiyatro:
Akropol altındaki düzlükte: Turunçova-Kumluca karayolunun hemen kenarındadır. Dağ sırtlarına doğru yapılmıştır. Kentin en görünen yapısıdır. Akropolün tepesi topuğundadır.
Yapı, Helenistik döneme aittir. Ancak MS 141 yılında büyük onarım geçirmiştir. Tiyatronun kitabesinden öğrenildiğine göre, bu onarım, bölgenin zenginlerinden Opramoas tarafından finanse edilmiştir. Opramoas’ın zengin eli Lymra şehrine de değmiş ve tiyatro için 10.000 dinar yardım etmiştir.
Finike Liymra Tiyatro
Tiyatro 8000 seyirci kapasitelidir. Tonozlu geçide erişimi sağlayan 8 kemerli giriş ve 1.6 metre yüksekliğinde bir arka duvarı vardır. Bu geçiş, binanın her iki yanında tonozlu giriş-çıkışları sağlamaktadır. Diazomanın arkasındaki 1.5 metre yüksekliğindeki duvarın arkasında, Cavea’nın çevresini dolaşan ve üstünde diazomaya doğru açıklıkları bulunan, üstü kapalı bir geçit vardır.
Finike Liymra Tiyatro
Yarım daire şeklindeki oturma yerleri, denize yöneliktir. Tiyatronun bazı kısımlarında dikkati çeken düzensizlikler, tiyatronun çeşitli evreler geçirdiğini kanıtlamaktadır.
Günümüzde tiyatronun, tonozlu çift diazomalı skenesi yıkık durumdadır.
Katabura Mezar Anıtı:
Tiyatronun doğu tarafında, yolun yaklaşık 20 metre ötesindedir.
Bu mezar anıtı, kitabesine göre Katabura’ya aittir. Katabura: Lidya Kralı Perikles’in kardeşi veya yakın akrabası olarak düşünülmektedir.
Kaidesi kabartmalarla süslüdür. Kaidenin üzerinde yükselen anıt mezar, MÖ 350 yılında yapılmıştır. Kaidede bulunan kabartmalarda, batı tarafında, ölen kişi diğer dünyanın yargıçlarının önünde duruyor. Güney tarafında, bir rahip bir boğayı kurban ediyor. Kuzey tarafındaki rölyef ağır hasar görmüştür. Araba ile bir yolculuğu gösteriyor. Üçgenlerin üzerinde, mezarı koruyan kartallar bulunur. Bir zamanlar yani ilk yapıldığında, mezarın çatısında kanatlı sfenksler ve bir atlı heykelcik varmış.
Finike Liymra Kaya Mezarları
Kaya Mezarları;
Liymra şehri, Likya bölgesinin en çok kaya mezarına sahip şehirlerinden birisidir.
Akropol’ün eteklerinde yukarıya tırmanan kayalıklara tek katlı bir sıra düzeninde açılmış mezarlar bulunur. Lykia’da sayıca en çok mezar Lymra şehrinde bulunur. Yerleşimin batısındaki II Nolu mezarlık, 200 civarında kaya mezarı ve lahit içerir. Asıl zengin mezarları, molozlar altında kalan dip kesimdedir. Çoğunlukla 4’ncü yüzyılda yapılmış toplam 500 mezar, Lymra şehrinin büyüklüğü ve nüfus artışını nekropoller boyutunda gösterirken, aynı zamanda yönetimin merkezileşmesi sonucu nitelikli bir toplanmayı da açıklamaktadır. Şehrin tüccarlar, zanaatkarlar, sanatçılar, asker ve memurlar açısından yerleşime cazip bir kent olarak tercih edildiği, nekropollerden açıklıkla anlaşılmaktadır. Zengin mezar yazıtları ve kabartmaları da bunun başka açıdan kanıtlarını oluşturur.
Bu mezarların bazılarında “krem” renkli boya izi görülmüştür. Bu renge diğer Likya şehirlerinin mezarlarında da rastlanmıştır. Krem renginin antik çağ dünyasında kötü cinlere karşı koruyucu olduğuna inanılıyordu.
Ancak bu mezarlar, defineciler tarafından sürekli olarak yağmalanmış ve harap edilmiştir. Bugüne kadar Nekropolde, kabartmalarla süslenmiş 10 mezar bulunmuştur.
TEBeRSsELİ MEZARI:
Şehirdeki önemli mezarlardan birisidir. Savaşım kabartmaları ile bilinir. Hükümdar adına savaşmayı görev sayan vasal sınıfın temsilcisidir.
Kabartmada savaşçı sınıfın Bey’e olan sadakatı sembolize edilir. Yazıtında “Bu mezarı Tebersseli yaptırdı. Zzaja’nın babası, Perikle’nin krallığında, Lysander’in kız kardeşini ve Xntabura’nınkini gömdü” yazılıdır.
TİDERİ YAZITLI MEZAR:
Şehirdeki ilginç bir mezar örneğidir. Lykia toplumunda sütannelik kurumunu anlatır. Mezarı: Xuvata, sütninesi için yaptırmıştır.
KONUT MİMARİSİ:
Akropol yamacındaki teras evleri, çoğunlukla kayalara oyulmuştur. Böylece Lykia’da çok bilinmeyen konut mimarisine ve kullanımına ışık tutar. Asıl kent tasarımı: Perikle’nin mimarları tarafından yapılmıştır. Kentteki sokaklar, isimlerini Sarpedon, Bellerophon, Pandaros gibi kahramanlardan alır. Planlama uzmanı, iki konutun yer aldığı adaları bu sokaklara yerleştirir. Atıklarını, ortak bir kanalizasyon sistemine bağlar. Tebursseli, Xntabura gibi sarayın önemli kişileri, ayrı ayrı lüks evlerde mi oturuyordu yoksa bunlara ait sıra evler mi vardı tam olarak bilinmiyor. Ama üst sınıf evlerine ait veriler ortaya çıkarılmıştır. Büyük ve gösterişli konutlarda giriş güneyden bir avluya açılıyordu. Avlunun bir yanından bey odasına, diğer yanından da öteki aile üyelerine ait olan ve içinde mutfağında yer aldığı kısımlara açılıyordu. Yatak odaları ve misafir odaları üst kattaydı. Ev arası sokaklarda nişlerle düzenlenmiş kült alanları vardı. Çakıl taşı mozaik ve duvar boyalarıyla bezenmiş A konutunun baş odası, Lykia sosyal yaşamı içerisinde şölenin önemini yansıtır. Mezar anıtlarında çokça rastlanan şölen rahneleri, anlatımda mimariyle buluşur ve onu destekler. Rahatça uzanmış bey, çevresini saran çocukları, çalgıcılar ve yanında oturan karısıyla ziyafettedir.
Çavdır Mezar Anıtı:
Limyra şehri yakınlarındaki Çavdır bölgesinde, dere kenarında ilginç bir mezar anıtı bulunmaktadır. MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenen bu anıtta: mezarın bir tarafında baba, diğer tarafında anne ve çocukların kabartmaları görülmektedir.
Finike Kafi Baba Türbesi
KAFİ BABA TÜRBESİ:
Finike merkeze 8 km uzaklıktaki Yuvalı köyü yakınlarında Limyra antik kentinin içindedir. “Abdal Musa Türbesi” olarak da bilinmektedir.
Türbenin kuzeyinde bulunan derviş mezar taşı, 1.75 metre yüksekliktedir ve 12 segmanla süslüdür. Bu mezar taşı, 1812 yılında ölen Hasan Baba’ya aittir.
Rivayetlere göre: “Kafi Baba, Kaygusuz Abdal’ın 40 dervişiyle birlikte Mısır’a gider. Mısır Sultanının kızını ölümcül hastalıktan kurtarır. Mısır sultanı, kendini ödüllendirmek ister. Kafi Baba, elinde bulunan boynuz şeklindeki şişeyi yağla doldurmasını ister. Ancak Sultan bir türlü şişeyi yağla dolduramaz. Bunun üzerine, Baba “Kafi” der. Bu kelime üzerine, şişe birden yağla dolar ve babanın adı “Kafi Baba” olur.”
Yuva Mahallesinde yapılan “Kafi Baba Şenlikleri” ne, çeşitli Alevi-Bektaşi dernek ve vakıf temsilcileri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve Türkiye’nin dört bir yanından vatandaşlar katılmaktadır.
Finike Kırkkemer Köprüsü
KIRKKEMER KÖPRÜSÜ-KIRKGÖZ KÖPRÜSÜ-LİMYRA KÖPRÜSÜ:
Dünya üzerinde, yapısını en sağlam şekilde koruyabilmiş Roma köprülerinden birisidir.
Özgün bir antik mühendislik anıtıdır.
İşçiliği MS 3’ncü yüzyıldan sonra yapılmış olması gereken bir Geç Roma köprüsü olduğunu düşündürür. Ancak Finike-Kumluca arasındaki bu önemli geçidin önceki yüzyıllarda nasıl sağlandığı da sorundur. Ya bu köprünün erken başlangıcı söz konusuydu ya da daha gerilerde vadinin daraldığı yerlerde başka bir köprü vardı. Çok gözlülüğü nedeniyle yerel halk “Kırkgöz Köprüsü” olarak anar.
Köprü, günümüzde Hasyurt beldesi sınırlarındadır. Limyra Tiyatrosunun önünden geçen yoldan doğuya doğru 3.2 km gidilince varılır. Alakır çayı üzerinden batıdan (Finike) kuzeyden (Arykanda) gelip Lymra üzerinden Korydalla, Rhodiapolis tarafına, doğuya gidenlere geçit vermektedir. Bugün kullanılan yolun geçtiği yerde bulunan antik yolla bağlantılıdır.
Köprü: batıda Toçak dağı eteğinden doğan, ancak günümüzde kurumuş veya yatağı değişmiş olan Alakır çayının kollarının birinin üzerindeydi.
Dünyadaki en eski basık kemerli köprülerden biridir. Bu yassılık oranına, köprü yapımı tarihinden daha sonra yüzyıllarca ulaşılamamıştır. Ancak Geç Ortaçağ döneminde yapılan yapılarda ulaşılmıştır.
Ana kayaya bitişik başlar ve 355 m uzunlukla devam eder. İki baştaki rampalardan güney başta 2 normal kemer ve kalan kısımda ise 26 adet basık kemer tarafından taşınmaktadır. Basık kemerlerin sağladığı açıklık ortalama 10 m olup standart değildir. 2.10 m genişlikteki ayaklara oturan kemerler, çift sıra tuğladan, diğer bölümler taştan yapılmıştır. Kemerlerin altında yükselen ayaklar oldukça güçlü monobloklarla örülüdür. Ayaklar, suyun baskısını azaltmak üzere yuvarlak yapılmıştır. Ayakların yüksekliği konumlandığı yere göre 10 m civarında değişir. Pek çok onarım izi görülür. Köprünün üstü, büyük taş levhalarla kaplıdır. Bu döşeme taşları zarif bir işçilikle göz kamaştırır.
Kemer içlerine kadar alüvyon dolgu sayesinde oldukça iyi korunan köprünün kazılarak ortaya çıkarılma ihtimali yoktur. Bu yüzden köprünün toplam yüksekliği kesin olarak bilinmez.
Finike Arykanda
ARYKANDA-ARUWAKANDA:
Finike merkeze 18 km uzaklıktadır. Finike-Elmalı karayolunun tam orta yerindedir. Antalya-Kumluca-Finike yolunu izleyerek buradan Elmalı yoluna dönerek buraya ulaşabilirsiniz. Yayla ve sahil bağlantısını kurar.
Şehirde ilk yerleşimin MÖ 2000’li yıllarda olduğu tahmin edilmektedir. Ancak ören yerinde ele geçen buluntuların en eskisi, MÖ 5’nci yüzyıla aittir. Şehrin ismi Likya dilinde “Ary-ka-wanda” dır. Bu kelimenin anlamı “Yüksek kayalığın yanındaki yer” demektir.
Şehir çok zor bir alanda kurulmuş olmasıyla dikkat çeker. Şehir suruna rastlanmaması ilginçtir. Ya sarp tepenin doğal korunaklı haliyle gerek kalmamıştır ya da Arykandalıların sadece barışla ilgisi olmalıdır. Bu nedenle ödeyemedikleri borçları, onları sık sık zor duruma sokar. III Antiokhos ile de borçlarının bağışlanacağını umarak ittifak olmuşlardır. Adı içindeki “nd” eki nedeniyle, eski bir Anadolu kenti olduğundan şüphe yoktur. Ancak sikke üzerindeki “Lykialı” sözcüğü dışında başka bir Likçe yazıt ele geçmemesi ilginçtir.
Arykanda, Rodos’un Lykia’daki kutsal yeridir. Rodos’un baş tanrısı Helios’un kutsal alanı yer alır. Aslında ne Anadolu ne de başkalarının kentteki varlığı, dinsizliği ve günahları engelleyememiştir. İmparator Maximus’a gönderilen mektupta, tanrısızların yasa dışı uygulamalarının önlenmesi istenmiştir. Piskoposluk kenti olduğunda, dinsizlik ve suçlar azalır mı bilinmez.
Finike Arykanda
Şehir, özellikle Helenistik ve Roma döneminde yoğun iskan görmüştür.
MÖ 5’nci yüzyılda, diğer Likya şehirleri gibi Pers işgaline uğrar. MÖ 333 yılında, İskender ve ardından Seleukoslar ve sonrasında Ptolemaiosların hakimiyeti görülür.
Apameia barışından sonra Rodos’a bağlanır. MS 2’nci yüzyılda Arykanda şehri Likya birliğinin bir üyesi olarak sikke bastırır. Likya birliğinde 1 oy hakkı bulunmaktadır.
MS 43 yılında, şehir Pamphylia ile bir eyalet yapılır ve Roma’ya başlanır. MS 240 yılında büyük bir deprem görülür ve takip eden süreçte onarılır. Bizans döneminde şehrin ismi “Akalanda” veya “Orykanda” dır. Bizans döneminde, şehir Hıristiyanlığın etkisi altına girer.
MS 5’nci yüzyılda yeniden bir deprem yaşanır ve şehir halkı günümüzdeki Çatallar köyü yakınlarına göçerler. MS 7 ve 8’nci yüzyıllarda ise, bölgeyi etkileyen Arap akınlarından korunmak için daha iç bölgelere giderler.
Arykanda Arkeolojik Araştırmalar
ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:
Bölgedeki ilk araştırmalar, 1838 yılında İngiliz Charles Fellow tarafından yapılmıştır. Elbette bu ismi duyunca, sanırım ilk aklınıza gelen, acaba bölgede neler buldu, neler çaldı ve Londra Brısith Museum’a götürdü? Sorusudur. Ancak elbette buradan çalınan fazla büyük eser yoktur, çünkü antik şehir kalıntıları denize uzaktır ve genellikle çalınan eserlerimiz, denizden, gemilerle kaçırılmıştır.
Fellow; Arykanda ve çevresindeki mezar ve şapel yazıtlarını incelemiş ve bulunan sikkelere dayanarak şehrin, Arykanda şehri olduğunu söylemiştir.
Kentteki resmi arkeolojik kazı çalışmaları, Türk arkeoloji heyeti tarafından, 1971 yılından bu yana sürdürülmektedir. 1971-2002 yılları arasında yapılan kazılarda 4000 civarında sikke bulunmuştur. Sikkelerin tamamı, Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Finike Arykanda
GÜNÜMÜZ:
Elmalı-Finike yolu üzerinde, Arif Köyü yakınlarındadır. Arif köyünden sağa dönülüp toprak yoldan 1 km daha gitmek gerekir.
Finike merkeze 30 km uzaklıktadır. Yolun büyük bölümü, çam ve sedir ağaçlarıyla kaplıdır.
Sedir ağacı:
Yüksek dağlarda, başı göklere eren alımlı Lübnan güzelleri, artık bir teknenin omurgasında sularda salınır. O, ağaç dünyasının en güzeli ve en değerlisidir. Her mevsim yeşil yapraklarıyla bezerken, yüksekleri bir sütun kadar düzgün ve sağlam gövdesiyle, Tanrı’nın cömertçe sunduğu hazır bir yelken direği ya da bir çatı kirişidir. 40 metreyi aşan boyu ve 3 metreyi bulan kalınlığıyla, her yerde ve her şeyde olmuştur. Özellikle denizciliğin önemli olmaya başladığı zamanlardan itibaren sedir, vazgeçilmez bir tekne malzemesidir. Çünkü başkaları suda çürürken o daha çok sertleşmektedir. Nerede düzgün ve uzun bir direk görürseniz, o sedirdir. Hangi mekanda ağaç koksa orada sedir tahtası kullanılmıştır. Ağaç erlerinin özenle budadığı pürüzsüz ve sıkı gövdelere nem de girmez böcek te.
Evet, genel hususları anlatmaya devam edelim:
Ören yerine giriş ücretsizdir, arabalar için otopark bulunur. Ören yeri gezisi için asgari 1 saat zaman ayırmalısınız.
Şehir, tipik bir yamaç yerleşimidir. Doğusu ve batısı sarp falezlerle, kuzeyi ise Şahinkaya’sı ile sınırlanmıştır. Bir dağ yamacına tırmanan: 5 büyük teras üzerine kurulmuştur. Bu yüzden, şehir muhteşem bir vadiye bakmaktadır. Manzarası nedeniyle, Likya bölgesinin en görkemli şehirlerinden birisiydi.
Dere yatağının her iki yanında konumlanmış yapılar, zor arazide şehirleşmenin iyi örneklerini oluşturur. Dere yatağının batı yakasında: Stadium, tiyatro ve gymnasium bulunur. Antik çağ kentlerinin çoğunlukla sevilen bir özelliği olarak Stadium tiyatronun hemen yanında yer alır. Bu birliktelik, iki yapının fonksiyonlarının birbirine yakın olmasından kaynaklanır. Dere yatağının doğu yanındaki en önemli yapılar: hamam, tapınak ve Roma mezarlığıdır.
Finike Arykanda Ana Teras
ANA TERAS:
Gözetleme Kulesi:
Ören yerinde, şehre ait en güzel yapı, Şahinkaya’nın güneybatısında bulunan “Gözetleme Kulesi” dir ve kentte en yüksek yerdedir.
Akropol:
Gözetleme kulesinin güneyindeki Akropol, kentin ilk yerleşim yeridir. Akropolde en geniş alanı Ticaret Agorası kaplar.
Finike Arykanda Ticari Agora
Ticari Agora:
Ticari Agoraya, Tiyatrodan veya Stadyumdan ulaşabilirsiniz.
Akropolün en büyük ve Helenistik dönemin mimarisini yansıtan yapısıdır. Kuzey kenarı boyunca yer yer doğal kayanın tıraşlanmasıyla yapılmış dükkanlar yan yana sıralanmıştır. Agoranın zemini, düzgün dikdörtgen taşlarla kaplanmıştır. Doğu kesimindeki dükkanların bir kısmı, hala görülebiliyor.
Ticaret Agorası, altın gibi daha değerli malların ticaretinin yapıldığı bir yerdir.
Agorayı çevreleyen bir batı duvarı vardır. Ayrıca: bir tarafı da kolonlarla bezeli koridorlardan oluşan Stoa’dır. Agora odacıklarına girip, kapılarından manzarayı izlemeyi unutmayın.
Stoa:
Bunların önünde ahşap dikmelerle taşınan bir Stoa ve tabanı taşlarla kaplı bir meydan vardır. Stoa yapılarından geriye kalan tek bir sütunun kırık parçası, düzlükte uzanmaktadır. Stoa: içinde zanaatlarların küçük üretimhanelerinin bulunduğu bir yapıdır.
Su sarnıcı:
Ticaret Agorasının bulunduğu terasın batı ucunda: yerli kayanın yontulmasıyla oluşturulan sarnıç, tonoz ayağına kadar su ile doldurulduğunda en az 800 ton su biriktirme kapasitesine sahiptir. Plan olarak tek neşi, batı tarafı apsidal bitimli dikdörtgendir. Basık beşik tonoz örtülüdür. Taban su sızdırmayacak şekilde döşenmiş, kare şeklindeki pişmiş toprak plakalarla kaplanmıştır.
Batı taraftaki apsidal bitimin zemini özel olarak hazırlanmış ve dibe doğru sivrileşen, çokgen piramit eya koni formundadır. 6-7 metreden düşen suyun, düşme ile yapacağı yıpranma, bu tarz çukurlaştırma ile önlenmiştir. Sarnıç, büyük olasılıkla MS 5 veya 6’ncı yüzyılda son kez temizlenmiş, ağır olduğu için çıkarılamayan yazıtlı mermer blok sarnıçta bırakılmıştır.
Finike Arykanda Bouleterion
Bouleterion:
Agoranın kuzeybatısında, yerli kayanın yontulmasıyla yapılmıştır. Meclis burada toplanırdı. Yapı: 137 metre uzunluğundaki Stoa’nın sonunda, şehrin kuzeybatı yamacındadır. Bina: kayaya oturtulmuş oturma sıraları ile bir dağ yamacında kurulmuştur.
Finike Arykanda Helios Tapınağı
Helios Tapınağı:
Bouleterion binasının doğusunda, MÖ 4’ncü yüzyılda inşa edilmiş ve Güneş Tanrısı Helios adına yapılmış tapınak vardır. Dor düzenindedir. Tapınağın kutsal alanına: doğu ve batıdaki iki kapıdan girilir. Helios Tapınağı ve Bouleuterion yapılarının kuzey ve doğu kesimleri, konut alanıdır. Ticaret Agorası batısındaki merdivenli yol hem Helios Tapınağına ve hem de konut alanına ulaşımı sağlar. Tapınak terasının batı ucunda bulunan “Sebasteion”: MS 9’ncu yüzyılda, eklentilerle atriumlu bir villa haline getirilmiştir.
Finike Arykanda Stadion
Stadion:
Ören yerinde en üst terasta, Şahinkaya’nın eteğinde, Tiyatronun arkası üzerindedir.
Gözetleme kulesinden sonra en üst seviyedeki yapıdır. Burası da sağlam olarak günümüze kadar gelmiştir. MS 1’nci yüzyıla tarihlenir.
Normal bir stadyumdan daha küçüktür. Koşu parkurunun uzunluğu 106 metre ve genişliği 16 metredir. Koşu pisti, belli bir yerden sonra trapez şeklini alır.
Yani, yarı uzunlukta ve tek yönlüdür. Kuzey yönünde, sarp kayalık yamaçta, üç basamaklı oturma yerleri, günümüze ulaşmıştır. Ortasına yakın bir yerde, merdivenlerle aşağıdaki teraslara bağlanır. Altındaki terasta, küçük fakat iyi korunmuş tiyatro bulunur.
Finike Arykanda Tiyatro
Tiyatro:
Stadion’a göre bir alt terastadır.
MS 1’nci yüzyılda inşa edilmiş tiyatro, küçüktür ama mükemmel durumda günümüze ulaşmıştır. Tiyatro ve Stadium’un aynı zamanda planlanmış ve yapıldığı tahmin edilmektedir. Tiyatro 7 bölüme ayrılır. Caveası yerli ana kayaya, 30 derece eğimle oyularak yapılmıştır. Yatay orta yolu olmayan tiyatro tek kademelidir. Merdiven kenarlarında görülen süslemeler, Stadion’un merdiven kenarlarında da görülmektedir.
Finike Arykanda Tiyatro
Oturma sıraları toplam 21 sıralıdır ve 2000 seyirci kapasitelidir. Her sıranın kenarında: koruyucu tenteleri (güneşlikleri) desteklemek için kullanılan delikler dikkat çeker. Orkestra yarıçapı, 27 ayaktan oluşur. Sahne binasının yüksekliği tahminin 38 ayaktır.
Finike Arykanda Tiyatro
Günümüzde, burada birkaç yılda bir sanatsal etkinlikler düzenlenmektedir. Son olarak İspanyol müziğinin kraliçesi olarak bilinen Buika, Finike’de düzenlenen 2’nci Uluslararası Portakal Festivali-Orange Fest Etkinlikleri kapsamında 4 bin yıllık Arkykanda tiyatrosunda konser vermiştir.
Burada: tiyatronun merdivenleri arasında bulunan ve büyüdükçe tonlarca ağırlıktaki blokları yerinden oynatan çam ağacını göreceksiniz.
Finike Arykanda
ARA TERAS BÖLÜMÜ:
Stadium ve Tiyatro arasında kalan ara teras bölümünde: tiyatronun en üst oturma sırası seviyesinde bir tapınak kalıntısı vardır. Ancak bu tapınağın kime ait olduğu bilinmemektedir. Bu alan, MS 5’nci yüzyılda, büyük bir konutun avlusu içinde kalmıştır.
BİR ALT TERAS BÖLÜMÜ:
Finike Arykanda Devlet Agorası
Devlet Agorası:
Günümüzde, burada ortada bir ağaç bulunan huzur dolu bir yerdir. Odeon’a giden yol üstünde, Agoranın hemen üzerindedir. Odeon önünde, köşeli bir “U” harfi şeklindedir. Agoranın üç tarafı kapalıdır, açık olan tarafı vadiye bakıyor. Avlusu mozaik döşelidir. Geç dönemde, mozaik döşeli portikoya sahiptir. Bu mozaik zemin muhteşem güzelliktedir.
Tykhe Tapınağı:
Devlet Agorasının ortasındadır. Günümüzde sadece altarı ayaktadır.
Odeon (Meclis Binası):
Tiyatronun alt terasında Odeon bulunur. Tümüyle ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Odeon bölümüne merdivenle çıkılır.
Bina MS 2’nci yüzyılda yapılmıştır. İmparator Hadrian zamanında, burası Meclis olarak görev yapmıştır. Binanın üç girişi vardır ama ana girişi güneydedir. Yapı, bir zamanlar çok fazla süslüydü. Devlet Agorasına bakan cephesinde zengin taş kaplamalar vardır. İç kısmı ortostatlarla kaplıydı ve duvarlar, orkestra ve koltuklar; renkli mermerlerden yapılmıştı.
Kapının üstündeki frizde: üzerinde maskeler ve kabartma tanrıların başları bulunan kartuşlarla çevrili, İmparator Hadrian portresi görülür. Ayrıca: burada koltukların bir kısmında, travertenlerle restore edilme girişimi saçmalığını görüp üzüleceksiniz.
Finike Arykanda
ŞEHRİN BATI KESİMİ:
Şehrin batı kesiminde özel konutlar vardır.
Finike Arykanda Villa zemini mozaik
4’ncü Yüzyıl Villası:
Zengin bir Arykandalıya ait, mozaik tabanlı mekanları olan Batı Villası görülmeye değerdir. Bu etkileyici villanın kalıntıları son yıllara kadar kazılmadı. Arykanda’daki kazılardan sorunlu Türk arkeoloji ekibi başkanına göre, 8 odalı ve 2 katlı villa bir aristokrata aittir. Mozaik zeminler, sütunlar ve havuz ile zengin bir şekilde dekore edilmiş villa etkileyici bir manzaraya sahiptir.
ŞEHRİN DOĞU KESİMİ:
Şehrin doğuya doğru olan bölümünde, uzun süre kullanılan bir villa (Doğu Villası) bulunmaktadır. Batı Villasının benzeri olan yapı, doğuda, daha önceki yıllarda açılan iki odası ve üç basamaklı kapısıyla, 5’nci hamamın batısındaki kuzey-güney doğrultulu merdivenli sokak ve doğu-batı doğrultulu sokağın kesiştiği yerdeki ufak meydancıkla bağlantılı kılınmıştır.
Üstü çatı ile örtünerek korunan, balık pulu şeklindeki mozaik döşemeye sahip oda, peristilli bu büyük yapının doğu tarafındaki en önemli odasıdır. Tabanı toprak olan, ona göre batıdaki odanın da güneye açılan kapısı bu odayla birlikte bir koridora açılmaktadır. Koridor yine büyük bir kapı ile prestile bağlanmıştır.
İlk evresi taş olan ve düşük kaliteli bir döşeme izlenimi veren zemin, yapının ikinci kullanım evresinde, muhtemelen sahibinin zenginleşmesi ve modaya uyma çabası yüzünden, basit toprak dolgu yapılarak yükseltilmiş ve üzerine geometrik desenli mozaik döşenmiştir. Bu döşeme, taş döşeme üzerinde kalınca, kireç harçlı bir tabaka değil, sıkıştırılmış toprak üzerine döşendiği için taş zeminden yarım metre yukarıda, yüzeyde bulunan ağaçların kökleri bunları patlatmıştır.
DÜZLÜK KESİMİ:
Bazilika:
Şehrin güneyindeki düzlük kesimde: Bazilika bulunur. Bazilika yapısı, Erken Bizans dönemine aittir. Arykanda şehrinde bulunan en büyük dini yapıdır ve MS 4’ncü yüzyılda yapılmıştır.
Traianeum:
Bazilikanın batısındaki alandadır. Yazıtlardan ve antik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, İmparator Triian’a adanmıştır. Kutsal alan tapınağının bir alt terasında bulunan latrinası, Roma şehrindeki Traian Formuna benzemektedir.
ŞEHRİN GÜNEYDOĞU BÖLÜMÜ:
Finike Arykanda Doğu Nekropolü
Doğu Nekropolü:
Bu mezar alanında, birçok anıt mezar dikkat çeker. Doğu Nekropolde: beşik tonozlu anıtsal mezarlar, tapınak mezarlar ve lahitler vardır. Anıt mezarlar, birbirlerine teras görevi görürler. Bunların tümü, MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.
Erken Bizans döneminde, Doğu Nekropolünde anıtsal mezar binaları arasına bir kilise yapılmıştır. Bu kilise, üç neflidir ve kilisenin nefleri ve narteksi geometrik motiflerden oluşan mozaikle süslüdür. Bu mezarların altındaki terasta, çatı hizasına kadar ayakta kalmış hamam bulunur.
Finike Arykanda Gorgo Mezarı
Gorgo Mezarı.
Sparta Kralı I Klemenes’in tek çocuğu ve kızı olan Gorgo’nun mezarı Arykanda şehrindedir. Gorgo: Termopylae Muharebesinde savaşıp ölen üvey amcası Kral I Leonidas’ın karısıdır.
Kocası I Leonidas, savaşta 300 Spartalı ve 3000’e yakın Yunan savaşçı ile birlikte öldürüldü. Plutarkhos’a göre: Termopylae savaşından hemen önce, kocasının ölüme gittiğini anlayan Gorgo, ona ne yapacağını sorduğunda, I Leonidas kendisine “İyi bir adamla evlenmesine, ona çocuklar vermesini ve güzel bir hayat sürmesini” söylemiştir.
Gorgo, Heredot tarafından anılan çok az sayıdaki kadın tarihi kişiliklerden biridir. Siyasi kişiliği ve bilgeliği dikkat çeker. Üç farklı Sparta kralının kızı, eşi ve annesi olan tek kişidir.
Finike Arykanda Hamam Kompleksi
Hamam Kompleksi:
Alt terasta, Stadion yanındadır.
Yamaç hamamı: Likya bölgesinin en büyük hamam kompleksidir. Geniş cephesi güneye bakar. MS 3’ncü yüzyıl ortalarına tarihlenir. Tarihi süreçte onarılarak uzun yıllar kullanılmıştır.
Hamamın hemen yanında Gymnasium vardır. Bu yüzden hamam Gymnasium görüntüsü verir. Gymnasium’dan günümüze kalanlar: çim sahada etkileyici bir mozaik zemin ve devasa bir giriş kapısı kalıntılarıdır.
Finike Arykanda Hamam Kompleksi
Kompleksin boyutları 75 x 25 metredir. Duvarlarının yüksekliği 7 metredir. Bu ölçülere bakılarak Arykanda şehrinin en görkemli yapısı olduğu anlaşılmaktadır. Yapı önce hamam olarak düzenlenmiş, MS 141 yılındaki depremden sonra ise, Hamam-Gymnasion olarak yeniden düzenlenmiştir.
Kompleks, MS 240 yılındaki depremden sonra yeniden onarım görmüştür.
Kemerler dizisi içinde tamamen sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Günümüzde sadece çatısı yoktur, yerden ısıtma sistemi, sıcak havuzlu salonu, en ince ayrıntısına kadar günümüze ulaşmıştır.
Batı Nekropolü:
Batı Nekropolde: bazı tipik Likya kaya mezarları bulunmaktadır. Bunlar, Finike’den Elmalı’ya giden yol boyunca görülebilir. Hamam kompleksinin hemen arkasındaki doğu Nekropolü, olağanüstü bir anıtsal mezar koleksiyonudur.
Burada: lahitler yanında, tapınak mezarları ve görkemli beşik tonozlu mezarlar görülür. Manzara muhteşem güzeldir, çünkü özellikle aşağıdaki hamamlara ve Gymnasium ve ayrıca altındaki vadi manzarası vardır.
DİĞER YAPILAR:
Su yolları:
Aykırıçay kaynağının bulunduğu yerdedir. Sarp kaya yüzeylerine oyulmuş, dört ayrı seviyedeki kanal, şehre su getiren sistemin ana hattıdır ve su mühendisliğinin muhteşem bir örneğidir. Su kaynağından elde edilen su, kayalara oyulan suyolları ile şehre ulaştırılmıştır. Şehirde: ana caddelerin bazılarının altında, titizlikle yapılmış temiz ve kirli su kanalları bulunmaktadır.
NAL TEPESİ:
Kentin yakınlarındadır. MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda otel yani konaklama için kullanılmıştır. Burada bir hamam, Şaraphane ve bazilika bulunmaktadır. Arykanda şehrinde, Agora içindeki bir odada yapılan kazılarda, çok sayıda nal çıkması nedeniyle, buraya Nal Tepesi ismi verilmiştir.
BONDA TEPESİ:
Finike’nin Boldağ köyündedir. Adının anlamı ve kaynağı bilinmez. Türkçe’de karşılığı olmayan bu kelime belki de bilinmeyen antik adıyla ilgilidir. Demre’nin yaklaşık 10 km kuzeydoğusunda Gülmez Dağı üzerindeki Kaklık Tepesinin 1 km güneyindedir.
Myra’dan Beymelek’e varan yol buradan da doğuya, tepeye doğru zikzaklar yaparak çıkar ve devamında Finike’ye Lymra’ya ulaşır. Myra ile Limyra arasında bugün de fazlaca virajlı olan yola neden olan sarp kayalıklar nedeniyle sahilden ulaşmak imkansız olduğundan, Bonda Tepesinden geçit verilmiştir. Kaldı ki kent arasında deniz taşımacılığı daha yoğun olarak kullanılmaktaydı. Bonda Tepesi, Limyra ve Myra egemenlik alanlarının doğal ayrımını oluşturur. Limyra’nın polis teritoryumuna dahil olduğu ele geçen yazıtlardan anlaşılmıştır.
Tepede Roma ve Bizans dönemlerinden kalıntılar vardır.
Konutlar, çok sayıda lahit ve kilise görülen kalıntılardır. Yerleşim kanıtlarının güney batı köşesinde bulunan kilise, 3 nefli ve narthekslidir. Kilisenin kuzeyinde yaklaşık 15 bölümlü bir yapı gurubu bulunur. Bunların doğusuna doğru diğer yapı kalıntıları izlenir. Nekropol ise yerleşim tepesinin batı yamacındadır. Bu tür kırsal yerleşimlerde yaygın olduğu üzere burada da hem ana kayaya oyulan hem de inşa edilen zeytin ve üzüm işlikleri bulunur.
YALAKBAŞI:
Günümüzde Finike’den asfalt yolla kolayca ulaşılır. Yerleşim yapı taşlarının yoğun döküntüsü arasında gezilir. Alanda modern yerleşim olmaması şanstır. Sadece birkaç çoban yapısı ve keçiler yaşamaktadır. Bu nedenle de lahit teknelerinin ve bazı işlik havuzlarının su yalağı olarak kullanılmasıyla “Yalakbaşı” adı takılmıştır.
Bonda tepesinin 2.5 km kuzeyinde, 600 m yükseklikte, doğu-batı yönünde uzayan yayvan bir tepede bulunan Yalakbaşı kalıntıları içinde anıtsal bir yapı görülür.
Bu küçük yerleşimdeki en önemli kalıntı, üzerinde heykel ayakları için açılmış yuvalar bulunan profilli altlıklar ve aynı zamanda yine dağınık haldeki diğer yapı bloklarıdır.
Görünen yaygın kalıntılar büyük yoğunlukta Roma dönemine aittir.
Yerleşimde konutlar, işlikler en yoğun kalıntı gurubunu oluşturur.
Yapıların büyük kısmı, kayalık arazinin doğal sonucu olarak hibrit karakterdedir. Yerleşimin başlangıcında kümelenen yalın lahitlerin tamamı aynı teknikte inşa edilmiştir. Altta ana kaya, 1-2 basamaklı kesme taş altlık ve üstünde lahit teknesi bulunmaktadır. Bu alan dışında da yine tekil mezarlara rastlanır.
Yalakbaşı’ndaki en önemli keşif, Açık Hava Tapınağıdır. Yalakbaşının 700 m güneyinde, Finike’ye inen kestirme bir patika güzergah üzerindedir. Bu açık hava kült alanında, Sumendis adlı bir tanrıya tapınıldığı tespit edilmiştir. Alanda yapılan çalışmalarda, altlıklar, steller ve sunaklar bulunmaktadır. Ekizce’de keşfedilen Ares Kutsal Alanındaki gibi açık hava kült alanı ve tanrıya adanmış steller söz konusudur. Bulguların karakteri ve yazıt özelliklerine göre Roma dönemi açık hava kült yeridir.
ARES KUTSAL ALANI-EKİZCE/TAHTACI MEZARLIĞI
Hisarçandır köyü, Havuzönüdamı mevkiisinde, Ekizce’de, Tahtalı Mezarlığı adıyla anılan alandadır.
İlk kez, bir Ares yazıtıyla fark edilmiştir. Toplam 14 adet steli ve yazıtlı ve kabartmalı adak stelleri ile mimari kalıntılar, bölgeden insanların bu alana gelip tapındıklarını gösterir.
Üstelik Kitanaura’dan (Kitanauralı Osallas’ın Tanrı Ares’e adağı) ve hatta Myra gibi uzak kentlerden (Myralı Mosch……’un Tanrı Ares’e adağı) gelerek Ares’e (Epekoos Her şeyi duyan) adakta bulunmuş olmaları, önemli bir Ares kült yeri olduğunu gösterir.
Belli ki, savaş tanrısı, bu bölgede rağbet görmüştür. Eğimli sırttaki kalıntıların merkezi alanında bir yapı olduğuna dair izler varsa da oldukça zayıf olmaları alandaki Ares kült yapısına yönelik fikir sahibi olunmasını önler. Bölgede, yerleşim dışı kült yeri olarak Ovacık’taki Tanrı Meizoares’le birlikte, bilinen 2’nci örnektir. Ovacık’daki Irmağın Ares’idir.
FİNİKE-PHOİNİKS
Kent, muhtemelen adını, kurucusu Fenikeli tüccarlardan almıştır.
Dolayısıyla, Lykia ya muhtemelen Afrika dan taşınan hurma ağacının adı olan “phoenix” ile bağlantı kurulur.
Strabon: burası için “Olympos dağının diğer adıdır” der.
Evliya Çelebi:
Dönemin tek kaynağıdır.
Seyahatnamesinde: “Finike’yi Ceneviz elinden Teke Bey oğlu Ahmet Bey in fethetmiş olduğunu, Orhan Gazi ye düğününde hediye ettiğini, Subaşısının olduğunu, serdarı, dizdarı, 70 kale neferi ve gümrük emanetinin bulunduğunu, Ayrıca kethüda, nakip ve şeyhülislamların Elmalı şehrinde oturduklarını, kalesinin d üzlük bir tepe üzerinde, beşgen şekilde olduğunu, içinde bir cami, dizdarı ve evleri ve ambarların yer aldığını, deniz içinde bir mendirek kulesinin bulunduğunu ve kale dibinde bir varoşunun var olduğunu anlatır.
Özellikle yaz aylarında 100 geminin demirlemesine uygun olan Finike limanına kadar uzandığı bilinen sur ve burçlara sahip Fenike Hisarının bugün sadece iç kaleden bazı kalıntılar kalabilmiş, etrafı ise binalarla çevrilmiştir.
Kaptan Beaufort, 1811 yılında Finike koyuna demirler ve gezi notlarına:
Birkaç ineğin gezindiği, bol sulak, ıssız bir yer olarak kaydeder.
Stark;
Myra-Finike arasını 5.5 saatte yürümüştür.
Nitelikli ahşap hammaddesi ve tahıl dışında, buğday unu gibi pek çok ürün de bölgeden toplanıp Finike den sevk ediliyordu.
Sualtı araştırmalarına göre, Gökliman geç antik dönemde de gemilere hizmet vermeye devam ediyordu.
Finike deki geç antik dönem manastırı, bu dönemin yaşanmışlığının karasal kalıntı açısından destekler.
Finike’nin batısında Gökliman ile Finike kalesi arasında dağdan bir yol vardır.
Bu yol üzerinde korunaklı çiftlik kalıntıları bulunmaktadır.
Derinliği ve sakin akışı ile teknelerin girişine uygun olan Aykırı çay ağzına İskele mahallesi denilmesi, burada eskiden beri bir iskele bulunmasından kaynaklanır.
Sprtt ve Forbes in 1842 yılındaki ziyaret notlarına göre:
Denizden bakıldığında kayalık yamaç üzerinde fark edilen kale, küçük kuleleriyle tam bir Orta çağ yapısıdır. Kalenin önünde kesme taşlardan örülü kare bir kule yükselir. Üzerinde Türk bayrağı, içinde de gümrük görevlisi durur. Kalenin yukarısındaki tepe araştırmalarında, Helenistik kule kalıntıları ve 5-6 adet lahit bulunmuştur.
Yazıtlardan biri Limyralı birine ait olduğunu gösterir.
Burası Limyra’nın limanı olmalıydı.
LİMANLAR
Finike de bir ticari liman ve Gökliman da askeri liman vardı.
ASKERİ LİMAN:
Phaselis i denizden kuşatacak kadar deniz gücü olan Perikle’nin gemilerinin sığındığı limandı.
Konumu nedeniyle de, her dönem de önemini korudu.
Akdeniz in doğu sahilleriyle İstanbul arasındaki deniz ulaşımında, Kıbrıs bağlantısıyla zinciri Gelidonya üzerinden tamamlayan Finike limanı, gelenleri batıya ulaştırıyordu.
Arykandos Acıçay, Limyros Tatlıçay olarak liman yakınlarına kadar gelip, birleşerek limandan denize dökülürdü.
SUR KALINTILARI:
Atatürk parkı yakınlarındaki kule, Devlet Hastanesi karşısındaki falezlerin kuzeyinde ve Eski Hapishane yanındaki kaya mezarı izlenebilen kalıntılarıdır.
En uçtaki kule, 1920 yılındaki araştırmalarda hala ayaktaydı.
Bugünkü limanın hemen arkasında Helenistik kaleden kalan son duvarlar izlenir.
Ön kesimde, birkaç kez revizyon-onarım gördüğü anlaşılan, üzerinde her dönemden izler taşıyan dış kale duvarlarının kalan kısımları görülür.
En altta birkaç sıra Helenistik duvar parçaları, üzerinde de Bizans ve Osmanlı onarımları görülür.
Yukarı iç kesimde, Helenistik sur ve kulelerin kalıntıları ile bazı lahit parçaları bulunur.
Hemen hepsinin üstünü, geleneksel evler veya yeni yapılmış yapılar kaplamıştır.
Limyra adına limanı kontrol eden Helenistik kale, limana egemen bir konumda inşa edilmiştir.
Kalıntılardan anlaşıldığı gibi, Hhoenikus/Phoiniks, hiçbir zaman bir kent olmamıştır.
Sadece limana yönelik bir kontrol kalesi ve liman hizmetlerinin görüldüğü yapıları içeren bir yerleşim işleviyle yaşamıştır.
KARASU tarafında 2 kaya mezarı, batısındaki ÜÇTEPE çevresinde de lahitler ve yapı kalıntıları bulunur.
Göklimana bakan tarafta ise, gözetleme kulesi ve çiftlik kalıntıları vardır.
Karasu boyunca, kuzeye doğru Eski İskele tarafında geleneksel ahşap evler vardır.
Gümrük yapısı da muhtemelen buradadır.
FİNİKE SURLARINDA EN ETKİLEYİCİ HİKAYE, 655 YILINDA YAŞANIR.
İslam ve Bizans deniz güçleri, Finike Denizinde karşılaşır.
Mısır ve Suriye donanmaları birleşmiş ve güçlü bir Arap ordusunu oluşturmuşlardır.
Mısır güçlerinin başında Abdullah Bin Sad, Suriye güçlerinin başında ise Abul Avar vardı.
O tarihlerde Finike’de, veba ve istilalar gibi birçok felaket yaşanmış ve bölgedeki Bizans gücünün direnecek pek hali kalmamıştır.
Arap donanması ise onarımlarını ve yeni teknelerini yapacak yeterince nitelikli ağaç ve yaşanacak alan bulmuştu.
Tarihi kaynaklar akıl almaz sayıda geminin limanda buluştuğunu aktarır.
Mısır dan 200, Suriye’den 100 gemi gelmiştir.
Yaklaşık 30 bin kişilik ordunun beslenme kaynakları da Finike den sağlanmaktaydı.
Bu büyük güç, Bizans için önceden yolu kesilmesi gereken büyük bir tehditti.
Ve nihayet, Finike önlerinde donanlalar çarpışmaya başlar.
Bir yandan çanlar, diğer yandan ezanlar psikolojik savaşın silahları olur.
Arap savaşçıları gemileri yanaştırıp karadaymış gibi savaşarak kazanmayı bilir.
Finike koyu gemi mezarlığına döner.
Savaşı kaybeden Bizans imparatoru hızlı bir gemiyle İstanbul a kaçar.
Baş komutanlarının bu onursuz kaçışı Bizans savaşçılarına başkaldırtır.
Oysa savaşta onurlu aşıklar da vardır.
Bizans gemisinin kancayla sürüklediği Arap gemisinde Sad ın karısı ve onun aşığı olan veznedar Alkanah Bursayah da vardır.
Alkanah cesurca, iki geminin arasındaki kancayı çıkartarak hem komutanını hem de sevgilisini kurtarır.
FİNİKE SULARINDA BİR İŞGAL TARİHİ DE 1606 YILIDIR.
Baskına uğrayan Türkler intiharı seçer.
Aziz Stephanos Şövalyeleri asal görevlerini yapıyorlardı.
Osmanlı’nın Akdeniz Limanlarını ve gemilerini etkisiz hale getirmek ve Akdeniz de terör estirmekti.
Bu seferin tek iyi yanı, Fulvin Fontana nın Şövalyelerinin etkinliklerini resimli bir kitapta anlaşmış olmasıydı.
Bugüne kalan kalıntılar, bu çizimdeki resmi tamamlamaya elbette yetmez.
Fontana: “Şövalyelerin Finike işgalini detaylı bir resim yanında, metinde de şöyle aktarır.
“Finike ve Namur başarıyla ele geçirilmiş, her ikisi de 1.5 günden kısa süre içinde birliklerimiz tarafından yağmalanmıştır. Antalya Vilayetinin deniz kıyısında bulunan Finike kalesi de aynı başarıyla ele geçirildi. Aynı yılın 4 Haziran gecesi, kentin 3 mil yakınına gelindi.
Petardelerle havaya uçurulan kale girişinden içeri giren askerler karşısında Türkler şaşkın ve çaresiz biçimde kala kaldılar. Karşı koymaya o kadar kararlıydılar ki, teslim olmaktansa intihar etmeyi seçtiler. Erkeklerin ölümünden sonra kadınlar ve çocuklar ganimet olarak elimize geçti. Aralarında Ağa nın karısı ve kızı da vardı. Kent ateşe verildikten sonra kadırgalara bindirilerek Livonno ya getirildiler.
ŞEHİRDEKİ ROMA DÖNEMİ TAPINAKLARI:
Şehirde dinsel amaçlı 7 yapı tespit edilmişse de bunlardan sadece 4 tanesinin hangi tanrıya ait olduğu anlaşılmıştır. Mesela “Eutykheos’un oğlu Zosimos Ponponios Athena tapınağının mimarı ve rahibi” yazıtı bir Athena tapınağının varlığını gösterir ama bunun hangi tapınak olduğu hala bilinmez. Pindaros, kentte bir Sozon tapınağından bahseder. Atının yanında, başlıksız ve sakalsız olarak kısa tüniğiyle resimlenen tanrı Zeus gibi baba tanrı formundadır. Sozon’un güneş ve ışıkla ilgisi, Apollon benzerliğini hatırlatır. Ancak Arykanda da bir de Helios vardır ki o da ışıkla ilgilidir. Sozon’un Helios’un prototipi olduğu söylenir. Arykanda da en açık görülen ve kimliği belli olan kült yeri Helios’a aittir. Kente ait olan bazı altarlara bakıldığında, Akamenidlerle Lykia’ya giden Zerdüst dinine ait oldukları bellidir. Arykanda da Mısır tanrılarına ait bir tapınak olmamakla birlikte, İsis ve Serapis’e ait heykelcikler bulunmuştur. Kentte Dioskurlar ve Oniki Tanrılar kültünün varlığı da bulgularla kanıtlanmıştır. Kentte: Asklepios, Hygeia, Aphrodite ve Hermes’in tapınım gördüğü yine heykel parçaları ve küçük bulgulardan anlaşılmaktadır. Apollon’un varlığı benzer ışık tanrıları Sozon ve Helios ile karşılanabilse ya da Artemis heykelcikleri Tanrıça’ya inanıldığını gösterse bile kentte şaşırtıcı olan Lykia’nın asal tanrıları olan Leto, Apollon ve Artemis’e ait bir tapınak olmayışıdır.
Doğu-batı doğrultulu bu yapının güney duvarının Geç Antikçağ ikinci kullanım evresinde, devşirme olarak kullanılmış bir heykel torso’su bulunmuştur. Kent içindeki konumu nedeniyle, bu yapının Athena Tapınağı olabileceği düşünülmektedir.
Finike Arykanda Podyumlu Tapınak
Podyumlu Tapınak ve Büyük Bazilika:
Bunlar, Akropolis’in güneydoğusunda ve alt kodlarda yer alır. Hangi İmparator veya tanrıya adandığı henüz saptanamamıştır.
Her iki yapı, mimari elemanlarından yola çıkılarak, Antoninuslar dönemine tarihlenir. Antoninuslar sülalesinden bir imparatora veya tanrıça Athena’ya adanmış olduğu düşünülür.
Özellikle, her iki tapınağın mimari elemanlarındaki benzemeler, mimar Zosimos Pomponios dönemine uymaktadır. Doğu-Batı doğrultusundaki Büyük Bazilikanın, konumundan dolayı Apollon veya Artemis’e adandığı düşünülmektedir.
PodyumluTapınak: Temenos’daki kurban bağlama ve kan akıtma havuzundan yola çıkılarak Ana Tanrıça kültü özellikleri gösterdiği ve Demeter’e adandığı tahmin edilmektedir. Ancak bu düşünce de güçlü kanıtlara dayalı değildir.
Antalya’nın 25 km. batısında. “Olympos Beydağları Sahil Milli Park” ı içinde. 4000 dönümlük, ince uzun bir ova üzerinde. Yüz elli yıl öncesine kadar, buralar, tamamen meşe ormanları ile kaplı imiş.
Beldibi denince, aslında buraya varmadan, hemen yolun solunda, yol ile deniz arasında kalan güzel bir plaj bölgesi ve hemen kının karşısında yöre halkının “sıçan adası” olarak isimlendirdikleri bir ada göreceksiniz.
Topçam plajı: Antalya’nın en çok ilgi gören, çam ormanları içinde bir plajı. Dalış yapmak isteyen amatör dalgıçlar için, bu sahil ideal bir yer.
Topçam plajının hemen karşısındadır. Zaman içinde değişen isimleriyle bilinir. “Lyrnas Adası” anlamındaki adını, karşı kıyıdaki Lyrnas’tan aldığı anlatılmaktadır.
Pseudo Skylas: “Lyrnateia” olarak söz eder. Roma dönemindeki adı “Çekirge Adası” anlamındaki “Attelebusa” dır. İtalyan denizcilere yol gösteren bahriyenamelerde Renathia, Aratia gibi isimlerle geçer. Piri Reis 1522 tarihli eserinde Güvercin adası demiştir. 18-19’ncu yüzyıl kaynaklarında rasat olarak geçmesi nedeniyle, burada köle satışının yapıldığı düşünülmüştür.
Antalya limanının hemen batısında, kıyıdan 700 m açıkta, küçük, kayalık bir adadır.
Bir yanı dik, ulaşılmaz bir kayalık, diğer yanı denizden itibaren dik yamaçlanan kayalık yapıdadır.
Sahile bakan tarafında su kotuna yakın paralel bir koruma duvarı uzanır. İşçiliği Bizans dönemine işaret eder. Osmanlı döneminde de kullanılmıştır. Asıl erken kalıntılar tam tepededir. Kuş pisliklerinin kapladığı yoğun cangıl içinden sürünerek zorla çıkılır. Ve, adının neden güvercin/kuş adası olduğu da böylece anlaşılır.
Tepede kule bulunmaktadır ve işçiliği Helenistik dönemdendir. Kule, Antalya tarafında ve tüm Akdeniz’e bakmaktadır. Kulenin sahil tarafındaki yamaçta yoğun bitkiler arasında birkaç yapı bulunur. Bunlardan ikisi, iyi yalıtılmış sarnıçtır. Bunların da işçiliği tepedeki kuleyle aynıdır. Anlaşılan burada bir deniz garnizonu konumlanmıştır. Bugün ise hemen dibinde Balıkçı Barınağı bulunuyor.
Söylentiye göre: Harrunnür Reşit zamanında, bu ada Arap donanması için bir süre donanma üssü olarak kullanılmış ve adaya bu nedenle, bu isim verilmiş. Ancak yerli halk, daha öncede söylediğim gibi, adanın kıyıdan görünümü sıçana benzediğinden, adaya sıçan adası ismini takmış.
Ada, görüldüğünde sanki kıyıya yakın gibi duruyor ve buna güvenip veya aldanıp demek sanırım daha doğru olur, adaya kadar yüzmeyi deneyenler oluyormuş. Başarıp ta adaya yüzebilenler ise, adanın çevresindeki muhteşem akıntıya kapılıp gidiyorlarmış, yani “böyle bir denemeyi aklınıza bile getirmeyin “demekte yarar var.
Evet; Beldibi, 1994 yılında belde olmuş.
Doğası, narenciye ürünleri, yürüyüş yolları, günübirlik piknik alanları, turistik tesisleri ve çevresindeki alışveriş merkezleriyle, bugün önemli turizm merkezlerinden biri haline gelmiş.
Buranın en büyük özelliklerinin başında: çok miktarda ve ülke turizmine büyük hizmet veren; tatil köyleri ve otellerin bulunması.
Ayrıca: mağaraları ile ünlü. Sarıçınar, Hayıtlıgöl, Belbaşı, Haçlı ve Beldibi Mağaraları var. Bu mağaralar yol üzerinde değil. Mağara gezilmesi yönündeki tercihinizin olması ve de ana yoldan sapmanız gerekiyor.
Bu nedenle; ayrıntıya girmiyorum. Yalnızca, yol üzerindeki bir mağaradan kısaca söz edilebilir. İlginizi çekerse, kısa bir mola verip, ana yoldan fazla ayrılmadan, bu mağarayı görebilirsiniz. Evet, bu mağara, Beldibi (Kumbucağı ) Mağarası. Sınığak biçiminde. Beldibi plajının yakınında.
Denizde 50 metre uzakta ve 25 metre yükseklikte. Çamdağ Tüneli, mağarayı bulmanıza yardımcı olabilir. Şöyle ki, tünel girişinin yanında, mağaraya gelen ziyaretçiler için otopark var. Tel örgü ile çevrili olan mağaranın ön kısmında, Antalya Müzesi tarafından konulan bir tanıtım levhasını görebilirsiniz.
Mağarada yapılan araştırmalardaki buluntular, buradaki yaşamın, neolitik çağlara yani MÖ.10 binlere kadar gittiğini ve devamlı olarak iskan yeri olarak kullanıldığını belirliyor. Buluntular arasında; çakıl taşına boyama ve kazma yolu ile işlenmiş veya heykel şekline getirilmiş sanatsal nitelikte eserler yer almakta. Bunlar; Antalya Müzesinde.
Günümüzde, mağarayı, dar bir kumsalın denizden ayırdığı mağara içinde neler görülebilir? Arka duvarlarında bulunan resimler dikkati çekiyor.
Çok eski devirlerden kalan bu resimlerin benzerlerine, ne Anadolu’nun başka diyarlarında ne de dünyanın başka bölgelerinde rastlamanın mümkün olmadığı sanılıyor, yani çok ender bulunabilecek orijinli, ilginç 15 tane resim var.
LYRNAS-BELDİBİ-HAYITLIGÖL
Evet Beldibi günümüzde her ne kadar tatil köyleri ve otellerin yoğun olduğu bir yer olsa da bir zamanlar yani antik dönemdeki Beldibi nasıldı? Şimdi ondan söz edeceğim.
Miletli Hekataios: “Lyrnas’ın Pamphylia’da bir polis olduğunu” söyler. Helenistik dönemde ise bir kasaba olarak söz edilmektedir.
Thebe ile aralarında 7.5 km mesafe vardır.
Lyrnas, Homer’de “Lyrnessus” olarak Thebe ile birlikte anılır. Beldibi’nin 3 km kuzeydoğusunda, Hayıtlıgöl’dedir.
Küçük bir kayalık üzerinde kurulu kentten 30-40 civarında Helenistik ve Roma yapısı günümüze kalmıştır. Bizans dönemine ait bir yapı gurubu da gözlenmiştir. Yapıların kaya kesimleri görünür. Helenistik bir yazıtta “Tenedos ile Phaselis arasında bir anlaşma yapıldığı” öğrenilir. Yalın lahitler, basit kiremit mezarlar ve khamosorion mezarların varlığı görülür. Arapsuyu’nda yapılan bir kazıda Lyrnas’taki gibi kiremit mezarlar bulunmuştur.
Stadiasmus Maris Magni’den yola çıkılarak Konyaaltından Beldibine kadar Tenedos, Thebe ve Lyrnas’ın lokalizasyonu bilinmektedir. Ancak bu küçük yerleşimlerin sahil kolonileri olduğu düşünülür.
BELDİBİ MAĞARASI:
Beldibi çevresindeki dağlarda çok sayıda mağara bulunmaktadır. Bunların bir kısmının prehistorik adam tarafından kaya sığınağı olarak kullanılmış olduğu saptanmıştır.
Kumbucağı, Hayıtlıgöl, Sarıçınar ve Haçlı mağara, duvarlarında kaya resimleriyle 15-20 bin yıl önceye, Üst Paleolitiğe tarihlenir. Demir oksitten elde edilmiş kırmızı boya ile çizilmişlerdir. Çok basit çizgisel şekillerden oluşan kaya resimlerinin konusu belirsizse de haç biçimindeki çizimlerin insanı temsil ettiği öngörülmektedir. Bunlar, muhtemelen o mağarada yaşayanların resimleridir. Yani ilk Beldibi sakinlerinin fotoğraflarıdır. Beldibinde 6 tane Paleolitik sığınak olduğu belirtilir. Bu kültürler topluluğu, Beldibi prehistorik kazılarını yürüten uzmanlar tarafından “Beldibiyen, Kemeriyen, Belbaşıyen” olarak adlandırılmış ve bölge prehistoryası, yerel isimlerle simgelenmiştir.
Beldibi-Kumbucağı sığınağının 2.5 km kuzeybatısında Belbaşı sığınağı bulunur. Burası Beldibinden daha sonra iskan görmüş ve aynı zamanlarda terkedilmiştir. Çok sayıda kemik aletler, mikrolitikler genellikle avlanmak ve deri işçiliği gibi işlerle ilgilidir.
Avlayıp besledikleri hayvanların çoğunluğunun geyik, dağ keçisi ve domuz olduğu, ele geçen yanmış hayvan kemiklerinden anlaşılmıştır. Asıl ilginç olan ise, bir genç kıza ait yanmış kemiklerin bulunmasıdır. Kemik üzerindeki çentiklerin, içteki iliğin çıkarılması amacıyla yapıldığının kesin olduğu, dolayısıyla sığınakta insan da yenmiş olabileceği düşünülür.
Hisarçandır’da bulunan Karain sığınağı, bölgede dönemler boyunca kullanılmış daha pek çok sığınak olabileceğini gösterir. Karain sığınağı duvarlarında insanlar, geyik ve dağ keçileri resmedilmiştir.
Yazısız zamanların ardından, 3 binden itibaren yerli Solymlerin yaşadığı bölgeye dahildir. Pamphylia denizinin batısında sahili perdeleyen Bey Dağlarının batısına Lykia Bölgesi halkları ve doğu kesimine de Greklerin gelmesiyle asıl yerli halk, topraklarından olmuş, merkez Termessos’a, Mnara’ya ve dağlara doğru geri çekilmiştir.
Beldibi, sarp kayaların sahile dik indiği zor bir arazi yapısına sahiptir. Bugün, sık sık tünellerle geçilmesi bundandır. Bu zorluğu, yolsuz zamanlarda, herkes gibi, İskender de yaşamıştır. Makedon kralı İskender’in, Klimaks (Merdiven) dağlarının aşılmaz kayalıkları karşısında sahilden, çoğu zaman deniz içinden ilerleyebilmiştir.
Bu durumu Strabon şöyle anlatır: “Pamphylia Denizi kenarında Klimax olarak adlandırılan ve sahil kenarında, durgun havalarda yolcuların ancak geçebileceği kadar meydana çıkan, deniz kabardığında ise dalgalar ile tamamen örtülmüş dar bir geçit noktası bırakan bir dağ bulunmaktadır. Dağ aşırı giden yol dolambaçlı ve dik olduğu için iyi havalarda sahil yolu kullanılır. İskender ise, kışa yakalanmasına rağmen şansına aşırı inanan biri olarak, dalgalar çekilmeden önce yola çıktı ve askerleri bütün gün göbeklerine kadar suya batarak yürüdüler”
Evet, Beldibi hakkındaki bu ana girişten sonra, Şimdi Beldibi Mağarası:
Beldibi Mağarası: Antalya-Kemer sahil yolunda Çamdağ tünelinin çıkışındadır. Denize 800 metre uzaklıktadır. Denizden 25 m yüksekliktedir.
Mağara Kemer merkeze 19 km uzaklıktadır. Giriş ücretsizdir.
Mağara: 1956 yılında keşfedilmiştir. Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Kemer Beldibi Mağarası
Mağaranın genişliği 5 metre, derinliği 4 metre ve yüksekliği 3.5 metredir. Sığınağın taban kodundan 12 metre yukarıdadır. Mağara: 12 metre kalınlığında dolgu toprağına sahiptir.
Mağarada yapılan kazılar sonucunda: mağarada 6 farklı katmanla karşılaşılmıştır. Eski dönemlerde mağarada yaşayan toplumların, avcı ve toplayıcı oldukları anlaşılmıştır.
Mağara içinde: Paleolitik, Metolitik ve Neolitik dönemlere ait buluntular vardır.
Ancak günümüzde mağaranın içinde bulunan dolgu tabakaları, yağmur suları ve rüzgarların oluşturduğu doğal tahribat nedeniyle yok olmuştur.
Mağarada yapılan arkeolojik araştırmalarda: toplam 6 tabaka teslim edilmiştir. Üst Paleolitik ve Mezolotik döneme ait çakmaktaşı aletler bulunmuştur.
Beldibi mağarası iki bölüme ayrılmaktadır.
Bu bölümler: Yukarı Beldibi ve Aşağı Beldibi bölümleridir.
Aşağı Beldibi Mağarası-Kaya Sığınağı:
Mağaranın altında: kayalığın yarım daire biçiminde, teras halinde denize uzanan kısmında, terasın genişlediği yerde 3 metre uzunluğunda cephesi olan, derinliği ise birkaç metreyi geçmeyen bir “Kaya Sığınağı” vardır.
Esas kazı yapılan yer burasıdır.
Burada: 6.20 metre derine inilerek kazılar yapılmıştır.
BULUNTULAR:
Bu sığınakta yapılan çalışmalarda çok sayıda bulgu elde edilmiştir. Üst Palaolitiğe ait olan bu bulguların en ilginci: üzerinde insan çiziminin bulunduğu bir çakıl taşıdır. En önemlilerinden biri de 16 cm uzunluğunda bir balık figürüdür. Gözü, ağzı ve hatta üstündeki pulları bile işlenmiş olan balık, Anadolu’da bilinen en eski heykelciktir.
B tabakasında çanak-çömlek bulgularla Neolitik katman tanımlanır. Artık tarım zamanıdır ve artık mağara terkedilmiştir. Bunun ardından Beldibin’de ilk köy kurulmuş olmalıdır.
Kaya sığınağının arka duvarında: 1956 yılında boyalı resimler keşfedilmiştir. Kaya altı sığınağı duvarlarında; şematize edilen insan, dağ keçisi ve geyik resimleri bulunmaktadır.
2014 yılında duvar resimleri levha ile kaplanarak koruma altına alındı. Ayrıca mağaranın girişi de define avcılarından korunması için, tel örgü ile çevrildi. Ancak günümüzde bu koruma şemsiyesinin de tahrip edildiği görülmektedir.
Ayrıca: burada çeşitli objeler bulunmuştur. Burada, çakmak taşından olta benzeri aletlerle birlikte çeşitli çakmak taşı aletler bulunmuştur. Bunlar: muhtemelen değişik bir ok ucu veya delici olarak işlev taşımaktadır.