Ankara Nallıhan

Ankara Nallıhan


Birçok kez gittim, çünkü abim, Çayırhan Termik Santralında çalışıyordu. Özellikle, yakın geçmişte, burası gibi Ankara’nın bir ilçesi olan “Beypazarı” turizmde büyük bir hamle yapmış ve bir turizm beldesi olmuş olmasına rağmen, Nallıhan sahip olduğu güzellikler ile turizmden bence, beklenen payı alamamıştır.

Elbette, bunun en büyük sebebi tanıtım. Yoksa, Nallıhan sınırları içinde, Avrupa Birliği tarafından koruma altına alınması öngörülen bir “Kuş Cenneti” nin bulunduğunu kaç kişi biliyor veya bu satırları okuyan siz, Nallıhan’da, muhteşem güzel bir kuş cenneti bulunduğunu daha önce biliyor muydunuz?

Büyük ihtimalle, bu soruya “hayır” diye cevap veriyorsunuz. Peki bunun nedeni? Tanıtım, kimse bilmediği bir güzelliği merak etmez, gidip görmeyi istemez.
Neyse, Nallıhan güzel bir yer, uygun bir zaman ayarladığınızda, buraya gidip, aşağıda sözünü edeceğim güzelliklerini görüp, güzel bir gün geçirebilirsiniz.

ULAŞIM


Ankara şehir merkezine 161 km uzaklıktadır. Nallıhan-İstanbul arasındaki uzaklık: 300 km. Nallıhan-Bolu arasındaki uzaklık: 100 km. Nallıhan-Eskişehir arasındaki uzaklık: 130 km. dir.

Ankara Nallıhan

TARİHİ

İlçe merkezi, 1599 yılında Vezir Nasuhpaşa tarafından buraya yaptırılan bir han ile oluşturulmuştur. Zaten, ilçe, adını da bu han’dan almıştır. Sultan I. Ahmet’in veziri; 1594 yılında, Halep-İstanbul arasındaki yolculuğu sırasında Nallıhan yöresinden geçer ve ilçenin bugün bulunduğu yerde: 1 han, 1 hamam ve 1 cami yaptırır. Bu yapıları, vakfeder. Takip eden dönemde yöre hızla gelişerek büyür.

Nallıhan: 16’ncı yüzyılda Bursa sancağına bağlı iken, 19’ncu yüzyılda Ankara sancağına bağlanmıştır. Yöreye “Nallıhan” ismini verilmesi konusunda benim ilgimi çeken bir söylenti var. Söylenenlere göre: “Halk kahramanı Köroğlu, bir gün buradan geçerken handa konaklar. Ertesi gün ayrıldığında ise, atının bir nalının, bahçede düştüğü görülür ve nal, hanın kapısına asılır ve böylece han: Nallıhan olarak anılmaya başlanır.

1864 yılında, Nallıhan yöresinin ilçe olduğu görülür.

Ankara Nallıhan

GENEL


İlçe, Ankara’nın batısındadır. Dört bir tarafı, dağ ve tepelerle çevrilidir. Dağlar, çam ormanları ve meşeliklerle kaplıdır. Özellikle, kuzey ve batı bölümlerinde orman örtüsü yoğunlaşır. Doğu ve güneydeki dağ ve tepeler ise çıplaktır.

İlçe genelinde, 150-1000 yaş aralığında, 80 civarında anıt ağacın bulunduğu söyleniyor. Bunlar arasında: 650 yaşında bir Ardıç ağacı, 550 yaşında bir Fındık ağacı, 1000 yaşında bir karaçam ve 400 yaşında Mor Dut ağacı görülebilmektedir.

Yörenin deniz seviyesinden yükseklik, 625 metredir.

Nallıhan çayı, ilçenin hemen yakınından geçmektedir. Bölgenin bütün dere ve çayları, Sakarya nehrine dökülmektedir. Özellikle dere boyları, sulu tarım için kullanılmaktadır.

Bölgede, Batı Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinin iklim özellikleri egemendir ve buna bağlı olarak, yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ise yağışlı geçer. Kış ayları, pek soğuk olmaz. Sakarya nehri vadisinde, deniz seviyesinden yükseklik 200-250 metreye kadar düştüğünden, iklim daha ılıman özellikler gösterir.

Bölge: önemli bir hayvancılık ve meyvecilik deposu özelliği taşımaktadır. Ayrıca, bölgenin mikro klima özellikli havası nedeniyle, muhteşem lezzetli “pirinç” yetiştirilmektedir.

ULUSLAR ARASI NALLIHAN TAPDUK EMRE VE İĞNE OYALARI KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ


Her yıl, Haziran ayının son haftasında yapılmaktadır. Bu törenlerde: Taptuk Emre ve öğrencisi Yunus Emre anılmaktadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR


Yörenin yöresel lezzetleri olarak şunlar sayılabilir: Nallıhan kapama pilavı, Nallıhan Gorçan kebabı, yaprak dolması, gözleme, höşmerim, kabak tatlısı.
Özellikle, Döğmeci köyünde yapılan kabak tatlısı mutlaka tadılmalıdır. İçine pekmez konulan ve saatlerce fırın ateşinde pişirilen kabak tatlısı, gerçekten muhteşem bir lezzet sunmaktadır.  Höşmerim de, tamamen koyun peynirinden yapılır ve büyük bir emek gerektirir.

Ankara Nallıhan

NE SATIN ALINIR


Bölgede üretilen Nallıhan oyaları, gerçekten ülke çapında ünlüdür. Bunlar, genellikle ipekten yapılır. Çünkü: bölge, İpek yolu üzerindedir. Küçük iğnelerle, düğümlenmek şeklinde ortaya çıkarılan oyalar, düğümleri sıklaştıkça örgü gözleri de küçülmektedir.

Beydilli ve Çamalan köyü el dokuma ürünleri ile Döğmeci köyü bölgesinde, çam ağacından yapılan “su fıçıları” yöreyi ziyaret edenler tarafından tercih edilerek satın alınmaktadır. Su fıçıları: kendine has görüntüsü ve yapım özellikleri nedeniyle, başka herhangi bir yerde görülmemektedir.

Ahşap olan ve çam ağacından yapılan bu su fıçılarının en önemli özelliği: ana gövdeye eklenen alt ek parçanın, çivi kullanılmadan birleştirilmesidir. Tabanından su sızdırmaması ise, yapan ustanın ustalığının işaretidir. Bölgede hayvancılığın gelişmiş olması nedeniyle, el dokuma ürünleri de gelişmiştir. Kadınlar tarafından, tek kişilik, küçük el tezgahlarında dokunan kilimler ve alaca dokumalar ilgi çekmektedir.

Ankara Nallıhan

GEZİLECEK YERLER

Ankara Nallıhan Evleri

NALLIHAN EVLERİ


Günümüzde, ilçede, tarihi süreç içinde, bir hayli gerilere kadar uzanan yapım tarihleriyle ilgi çeken evler var. Bu evler: ziyaretçilerin ilgisini çekiyor, sizler de bu evleri görmelisiniz.

Ankara Nallıhan Kocahan

KOCAHAN


Kocahan: Osmanlı veziri Nasuh Paşa tarafından, Osmanlı-İran antlaşmasının ardından, dönüş yolunda, 1599 yılında, buraya uğradığında yaptırılmıştır. Dış duvarları moloz taş, kireç harç ve kagirdir. Kapı: dairevi şekilde geniş ve uzun tonoz şeklindedir.

Kapı kemerinin dışarıya bakan yüzünde, 0.20 x 0.23 lük ve 18 delikli bir “nal” görülmüştür. Yapının içinde: 46 oda ve 46 baca yeri bulunmaktadır. Yapının kitabesi: 1944 yılındaki depremde, bulunduğu yerden düşmüş ve parçalanmıştır.

İlçe merkezinin ismini aldığı bu han, günümüzde çatısı yıkık olarak bulunmaktadır. Nallıhan için simgesel değeri olan bu “Kocahan” ın: özgün yapısı ne yazık ki günümüze kadar korunamamıştır. Biraz önce söz ettiğim gibi, günümüzde, girişindeki kemer dışında, halen duvarları mevcuttur. Pazartesi günleri, burada sebze pazarı kuruluyor.

Ankara Nallıhan Nasuh Paşa Camii

NASUH PAŞA CAMİSİ


Yine, aynı bölgede, Vezir Nasuhpaşa tarafından yaptırılan cami de, 20’nci yüzyılın başında yanmış ve 1911 yılında, yerine yenisi yapılmıştır. Cami, dikdörtgen planlı ve ahşap çatılıdır. Yapının, 9 adet sivri kemerli penceresi bulunmaktadır.

Batı duvarına bitişik minaresi: kesme taştan yapılmıştır. Külah, saç kaplıdır. Cami avlusunda, bir türbe görülüyor ve türbenin içinde, 4 kabir var ama bunların kime ait olduğu belli değil.

Tarihi hamamın kalıntıları ise, Ankara çevre yolu yapımı sırasında yok olup gitmiştir.
Evet, yazının tarih bölümünde söz ettiğim, bu 3 eserden, günümüze çok az kalıntı kalmıştır ki bu da tarihi eserlere olan ilgimizin en büyük kanıtı olarak burada görülmektedir.

Ankara Nallıhan Uluhan Camisi

ULUHAN CAMİSİ


İlçe merkezine bağlı, Uluhan köyünde, 17’nci yüzyılda: Vezir Nasuh paşa tarafından yapılmıştır. Günümüze, sadece minaresi kalmıştır. Çünkü, yapı deprem bölgesi üzerindedir ve yapılışından sonra, birkaç deprem sonucu yıkıldığı düşünülmektedir. Günümüze kalan minare ise, harap durumdadır. Minarenin kaide kısmında kesme taş kullanılmış olup, taşlar arasında tuğlalar görülmektedir.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti

NALLIHAN KUŞ CENNETİ-DAVUTOĞLAN KUŞ CENNETİ

Ankara’da yaşayanlar, hafta sonu günübirlik veya çadırlı kamp kurmak üzere, bir yerlere gitmeyi düşünenler, işte burası tam bir cennet, Ankara’ya yakın, bence burayı kesinlikle ziyaret edin.

Ankara şehir merkezinden yaklaşık 130 km uzaklıktadır. Ankara-Ayaş-Beypazarı-Çayırhan yolu takip edilerek buraya ulaşılıyor. Beypazarı ve Nallıhan ilçelerine olan uzaklık 30 km dir. Çayırhan Termik Santralini geçtikten sonra buraya ulaşılıyor. Çayırhan ile kuş cenneti arası 5 km dir.

Ne zaman gitmek uygundur

Eğer kuş cennetini ziyaret etmek istiyorsanız, öncelikle gitme zamanının iyi belirlemeniz gerekir. Şöyle ki, suların çekiliyor olması durumunda burada pek fazla kuş hatta çok çok az kuş kalıyor. Kuşlar, suların kenarındaki sazlıkların arasında yaşadıkları için sular çekildiğinde kuşlar da gidiyorlar.

Bu yüzden, burayı ziyaret etmek istiyorsanız ilkbahar ve sonbahar aylarını tercih etmenizi öneririm. Özellikle Nisan ayı veya Eylül sonu Ekim ayı olabilir. Yoksa boş bir araziyi veya arkadaki renkli dağları izleyip dönebilirsiniz. Kuş sesi bile duymak mümkün olmuyor.

Genel

Önce isminden söz etmek gerekir. Burası daha önce “Nallıhan Kuş Cenneti” olarak isimlendirilmesine rağmen, daha sonra ve günümüzde “Davutoğlan Milli Parkı” diye geçer. Çünkü kuş cennetinin bulunduğu yerin yakınında Davutoğlan köyü bulunmaktadır.

Kuş cenneti, 1959 yılında hizmete giren Sarıyar barajıyla Aladağ çayının birleştiği yerde oluşmuş, yapay bir sulak alandır.

Burası 1994 yılında koruma altına alınmış ve avcılık yasaklanmıştır.

Burada: bugüne kadar 191 kuş türü gözlenmiştir. Özellikle İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde, su havzasının dolu olması nedeniyle, burası göçmen kuşlar için iyi bir barınak alanı olarak kullanılıyor.

Ana yolun kıyısındaki kuş cennetinde, kuşların oto sesi ve korna sesinden etkilenmemesi için dağ yamacına 2 tane tünel açılıyor, yani karayolu buradan uzaklaştırılmaya çalışılıyor. İyi bir uygulama, çünkü bu karayolu oldukça kalabalık yani sürekli araba sesi var, ara sıra korna çalan düşüncesizler de var.

Ana yolun kıyısında, bazı araçlar duruyor ve kuş cennetinin bulunduğu vadinin ve karşıdaki dağların resimlerini çekiyor ve sonra yollarına devam ediyorlar. Bu boşluk alanın hemen sağında, kuş cennetinin giriş kapısı var. Giriş ücretsiz.

Giriş kapısından girerek, aracınızı hemen 100 metre aşağıdaki otoparka park edebiliyorsunuz. Zaten gezineceğiniz yer de orada.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti Merkezi Gözlem Tesisi

Merkezi gözlem tesisi

Burada bir tesis var. Hemen otoparkın önünde, yaklaşık 5 metre uzaklıktadır. Bu iki katlı binanın giriş katında, çok küçük bir alanda çeşitli kuş heykelleri ve fotoğrafları sergileniyor. Heykel denince, bunlar içi doldurulmuş kuşlar, ama bunların içinin doldurulması için öldürülmediği, sadece ölen kuşların içinin doldurularak burada sergilendiği söyleniyor.

Ayrıca bir sazlık kedisi ve Anadolu koyunu da sergileniyor, bunlar da öldükten sonra içleri doldurulmuştur.

Evet giriş katında hemen solda tuvalet var, oldukça kirli ve pis tuvaletler, umarım ilgili birileri okur da, bu tuvaletler için tedbir alır.

Neyse, devam edelim, zaten zemin katta, hemen sağ yanda bir defter var, buraya da düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Burada ön kısımda, masa ve sandalyeler var, sanırım guruplar geldiğinde burada toplu anlatım yapılıyor. Bu büyükçe salonunun hemen önünde ise teras kısmı var, buraya çıkıp kuş cennetinin bulunduğu alanın panoramik seyredebilirsiniz. Arkadaki renkli dağlar da oldukça değişik.

Binanın üst katına çıktığınızda ise, bu katta yapılan bir yarışma sonunda dereceye giren fotoğrafçıların çektikleri kuş fotoğrafları sergileniyor. Burada başkaca bir şey yok, unutmadan buranın pencerelerinin aşırı pis yani kirli olduğunu da yazmak gerek, sanırım ilgilenen yok. Çok yazık.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti

Evet buradan çıkıyoruz, binanın terasından da görülen ön kısımdaki ahşap köprüye gidiyoruz. Yaklaşık 15-20 metre uzaklıkta yürüyerek köprüye gidin, bu köprüyü eğer mevsimi dışında giderseniz, kuru bir arazide öylece  dururken göreceksiniz.

Aslında arazide sular biriktiğinde veya barajdan su salındığında, bu köprü ve çevresi tamamen suların üstünde yükseliyor.

Hatta köprünün hemen yanında, burada suya girmek kesinlikle yasaktır yazısı göreceksiniz, kurak mevsimde giderseniz anlamsız gibi gelen bu yazı, normal sezonda yani sular yükseldiğinde oldukça anlam kazanıyor.

Buradan ayrılıp yine sağ yönü yürüdüğünüzde “Çadırlı kamp alanı” tabelası göreceksiniz. Sezon dışında elbette çadır yok, ama sanırım sezonda insanlar buraya çadır kuruyor, kuş gözlemi yapıyorlar, sabah uyandığınızda kuş sesleri duymak ilginç olsa gerek.

Neyse buradan ileride yine ahşap bir kuş gözlem yeri var. Oraya gitmek istiyoruz ama ne mümkün kocaman bir tabela “Dikkat köpek var”, siz bu tabelayı okuyunca ne anlarsınız, “buraya gelme, buraya girme, köpek var, ısırır”

Aslında komedi gibi, insanlar burayı ziyaret etsin, bu güzelliği görsün diye ben ve benim gibi insanlar uğraşı verirken, buranın görevlileri kocaman bir “Köpek Var” tabelası asarak insanların buraya yaklaşmasını istemiyorlar.

Evet, bu tabelaya aldırmadım, yürümeye devam ettim, amacım o ahşap yüksek kuş gözlem yerine çıkmak, merdivenleri tırmanırken, oldukça büyük bir köpek, bir kayanın oyuğuna yatmış miskin miskin duruyor. Neyse ki, köpek var yazınca tehlikeli bir köpek bekledim ama dediğim gibi oldukça uyuşuk bir köpek çıktı, yine de köpektir, dikkatli olmanızı öneririm.

Tamamen ahşaptan yapılmış kuş gözlem yerine merdivenlerden tırmandım, çevre yine oldukça güzel bir manzara izlemek mümkün, bu arada, kuş cennetinde burada ön kısımda, tahtalardan yapılmış, kutu gibi birkaç kuş gözlem yeri daha gördüm, sanırım meraklıları buraya girip kuş gözlemliyorlar ve kuş resimleri çekiyorlar.

Yörede çok sayıda, kuşları tanıtan ve kuşların özelliklerinin yazılı bulunduğu tabelalar var, ilginç gördüklerimden birinin resmini paylaşıyorum.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti

Sonuç: kuş cenneti güzel bir yer sadece mevsiminde gidin. Son bir not: gerek ziyaretçiler ve gerekse çadırda kalanlar için ateş yapmak yasak, yani yanınızda içecek ve yiyecek olarak tedbirli gidin piknik düşünmeyin, piknik yapmak yasaktır.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti Dağlar

 Dağlar

Buranın bir diğer özelliği de, arka bölümde bulunan dağların renkleridir. Bu dağların jeolojik etkiler sonucu oluşan kahverengi, sarı ve kırmızı renkleriyle ilgi çekiyor. Söylenenlere göre, burası binlerce yıl önce bir iç denizmiş ve deniz çekilirken doğal erozyon sonucu bu renkler oluşmuş, her renk tabakası bir çağı gösteriyormuş.

Hemen karşıdaki sağ bölümde kalan renk damarları yükselen tepeye “kız tepesi” deniyor. İlginç, gerçekten gördüğünüzde şaşıracaksınız, dağlar şerit şerit ve ayrı renklerle dolu.

Ankara Nallıhan Ilıca-Uyuzsuyu Şelalesi

ILICA-UYUZSUYU ŞELALESİ


İlçe merkezine 30 km uzaklıktaki şelalenin bulunduğu yere gitmek için: Uluhan’a giderken, Karacasu bölgesinden saparak ulaşabilirsiniz.

Karacasu köyünde: Nallıhan Belediyesi tarafından öğrencisi olmadığı için kapalı bulunan bir okul binası: yöreyi ziyaret edenlere lokanta ve konaklama hizmeti vermek üzere düzenlenmiştir. Önceden Belediyeyi arayarak rezervasyon yaptırırsanız, bu odalarda konaklayabilirsiniz.

Sarıçalı dağı zirvesinin kuzeybatı tarafındaki çayırlıkta, deniz seviyesinden 1200 metre yükseklikte, yerin altından 36 derece sıcaklıkta çıkan su: çayırlığı geçer ve gittikçe soğuyarak, 50-60 metre yükseklikten, dereye düşer.

Çayırlığın ortasında, muhteşem güzel çam ağaçları var. Burası, piknik yapmak için çok elverişlidir. Yerin altından çıkan sıcak su: özellikle cilt rahatsızlıklarına ve özellikle uyuza iyi geliyormuş. Belki de, bu yüzden “Uyuzsuyu” şelalesi ismi de kullanılıyor olabilir.

Son bir not: bu su, yani şelalenin aktığı su: her yıl, Eylül ayı sonunda kuruyor ve 21 Mart günü, yeniden akmaya başlıyormuş. Hatta, bir kısım kaynaklar: bu tarihlerin, aynen bir saat gibi işlediğini söylüyorlar.

Ankara Nallıhan Anıt Ağaç

ANIT AĞAÇ


İlçe merkezine bağlı, Hacılar köyü Esenler bölgesindeki bu anıt Ardıç ağacı : yaklaşık 750 yıllıktır. Ağacın boyu: 20 metre ve çapı: 2.8 metredir.
Bölgenin bu tabiat harikası anıtını, merak edenlerin görmesini öneririm.

Ankara Nallıhan Kuzuculak Köyü Kanyonu

KUZUCULAK KÖYÜ KANYONU


İlçe merkezine bağlı, 60 km. uzaklıktaki, Kuzucular köyünün hemen yakınındadır.
Kanyon bölgesindeki tepeler ve kayalıklar: ilginç görünümler sunmaktadır. Bu görünümler: adeta, bir yer altı şehrini anımsatmaktadır. İlginizi çekecektir diye düşünüyorum.

ÇAYIRHAN TERMİK SANTRALI


Bölgede bulunan Çayırhan kömür işletmesinin büyük rezervleri, Çayırhan termik santralında enerji üretiminde kullanılmaktadır.

1978 yılında hizmete açılan santral, ülkemizin en verimli santrallerinden biridir. Nallıhan ilçe merkezine, 37 km. ve Ankara’ya 120 km uzaklıktadır. Santral, 1996 yılında özel şirkete devredilerek özelleştirilmiş ve ülkemizde özelleştirilen ilk santral olma özelliğini kazanmıştır. Özellikle: santral yapısının uzaktan görüntüsü, sosyal tesisleri ve lojmanları ilgi çekicidir.

Santral tesislerinde çalışan yüzlerce görevli, yörede etkinlik yaratmaktadırlar. Bunların yanında, her ne kadar bacalarda filtre sistemi kullanılıyor olsa da, bu çevredeki doğal bitki örtüsünün tamamen yok olduğu görülmektedir. Bu bacalardan çıkan beyaz duman: görüldüğünde, korku ve tedirginlik yaratmaktadır. Yani, başka bir yerde; bir bacadan çıkabilecek daha yoğun bir duman göremezsiniz. Bunun sonucunda, Çayırhan bölgesinin ülkemizde erozyon riski en yüksek bölge olduğu söylenir.

Ankara Nallıhan Sarıyar Hasan Polatkan Barajı
Ankara Nallıhan Sarıyar Hasan Polatkan Barajı

 

SARIYAR HASAN POLATKAN BARAJI


Sarıyar barajı: 1956 yılında hizmete girmiştir. Elektrik üretimi amaçlıdır. Gövdesi beton ağırlıklıdır ve göl alanı, yaklaşık 83 km. karedir.

Sarıyar barajı bölgesinde: özellikle yöre insanının yoğun rağbet ettiği bir yüzme havuzu bulunuyor. Sarıyar Barajı, Ankara il merkezine oldukça yakındır. Baraj kıyısında piknik yapabilir, balık tutabilirsiniz. Burası zaten Ankara’nın denizi diye lanse ediliyor. Ankara’ya uzaklığı 130 km. dir.

Tekne gezileri

Sarıyar barajı üzerinde, uygun havalarda düzenleniyor. Kuşların doğal ortamdaki yaşamlarını görebilirsiniz. Nallıhan Çayırhan da iki tane iskele var. Tekne gezileri Fehmi Çakıraslan isimli bir kişi tarafından düzenleniyor. Bu geziler yolcuların isteğine göre 2 ile 4 saat arasında sürüyor. 4 saatlik turda, baraj gölünün bir çok yeri görülebiliyor, hatta sular altında kalan Güllüce köyü ve tarihi kalıntıların bir kısmını da görmek mümkündür.

Ankara Nallıhan Taptuk Emre Türbesi

TAPTUK EMRE TÜRBESİ


Yunus Emre’nin hocası olması ile önem kazanmaktadır.
Türbe: Emre sultan Köyünün 200 metre batısında, küçük bir tepe üzerinde, köy mezarlığının üstündedir.

Kare planlı, kubbeli, kagir büyük bir yapıdır. Yapımında, moloz t aş, tuğla ve devşirme taşlar kullanılmıştır. Güney cepheden, küçük dikdörtgen basık kemerli bir kapı ile girilen türbenin içi, beyaz sıva kaplıdır. Kubbeye tromplarla geçilmiştir.

Türbede bulunan;  6 adet sanduka, Tabduk Emre ve yakınlarına aittir. Türbenin yanında, dikdörtgen planlı, çatılı, kagir bir türbe daha vardır. Kırma çatısı alaturka kiremit kaplı, geniş saçaklı yapı moloz taşlardan yapılmıştır. Ahşap tavanlı yapıda 3 adet mezar bulunur. Okunamayan kitabesine göre, türbe 13’ncü yüzyılda yaşayan Tabtuk Emre için yapılmıştır.

Türbe. 1991 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş ve restorasyon yapılarak günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Türbenin orijinal ahşap kapıları, türbeden çıkarılarak Ankara Etnografya Müzesine gönderilmiştir.
Özellikle: yakın çevre insanı, türbeyi yoğun ziyaret etmektedirler.

Ankara Nallıhan Bacım Sultan Türbesi

BACIM SULTAN TÜRBESİ


Yunus Emre’nin hocası Taptuk Emre’nin kızı Bacım Sultana aittir. İlçe merkezine bağlı, 14 km. uzaklıktaki, Tekke köyündedir.
Türbenin bulunduğu tepenin hemen aşağısında bir kuyu bulunuyor. Bu kuyudan, kova ile su çekmek mümkün ancak çekilen kuyu suyu “tuzlu” dur.

Bu durum ilgi çekmektedir. Durumun izahı hakkındaki söylentiler ise şöyledir: “ Bacım Sultan, bir gün hamur yoğururken “Baban geliyor” denilmesi üzerine, sevinçle fırlayıp, tarlalara doğru koşar.

Ancak, bu sırada elinin hamurlu olduğunu unutur ve babasına saygısızlık olacağını düşünerek, birden, toprağa diz çöker ve Allah’a yalvarır ve bunun üzerine, bulunduğu yerden “su” çıkar ve Bacım Sultan ellerini yıkayarak temizlenir”

Buranın bir diğer özelliği: yakın çevreden buraya getirilen hastaların, türbede bırakılması ve su kuyusundan su içirilmeleri ve bu su ile banyo yaptırılmalarıdır. Bu uygulamalar sonucu, hastaların birçoğunun iyileştiği söylenmektedir.

CAFER SADIK TÜRBESİ


Cafer Sadık’da, Taptuk Emre’nin öğrencilerinden birisidir. Türbe: Nallıkozlu köyünde iken, köy, Gökçekaya barajı suları altında kalmadan önce, yine aynı köyün yaylasına nakledilir.
Cafer Sadık: yaşamında çok sert mizaçlı imiş.

Düğünde davul çalınmasından rahatsız olmuş ve davulu tuttuğu gibi, Sakarya nehrinin öbür yakasına atar. Bunun üzerine, yöredeki köylerde, düğünlerde günümüzde de davul çalınmaz. Ayrıca, yine Cafer Sadık’ın türbesinin çevresinden çalı-çırpı alınmaz, odun kesilmez.

Juliopolis

JULİOPOLİS ANTİK KENTİ

Yeri

Ankara’nın yaklaşık 122 km kuzeybatısında, Nallıhan ilçesi, Çayırhan Beldesi, Gülşehir mekiindedir. Antik kentin Skopos nehri (Aladağ çayı) nın geçtiği eski Sarılar köyü civarında olduğu ve bu köyün de 1950 li yıllarda inşa edilen Sarıyar Baraj gölünün suları altında kaldığı bilinmektedir. 

Ancak sular çekildiğinde veya kıyı şeridinde kalıntıları görmek mümkündür. Antik şehir, Sarıyar Baraj gölündeki bir yarımada ya da burun üzerindedir. 

Juliopolis

Şehrin Tarihi geçmişi:

Şehir, antik Bithynia Bölgesi ve Galatia Bölgesi sınırında, Bithynia’nın en doğudaki sınır şehridir. 

Juliopolis, Frig döneminden beri iskan görmüş bir köy durumundayken, Friglerin kurucu kralı Gordios’tan dolayı Gordioukome (Gordios’un köyü) olarak da isimlendirilmekteydi. Eğer bu öngörü doğruysa, MÖ 8 yüzyıldan itibaren Gordiokome köyünün varlığından bahsetmek mümkün olacaktır. 

Şehir, Helenistik dönemde küçük bir kasaba olarak varlığını sürdürmüştür. 

Ünlü gezgin Strabon “Coğrafya” adlı eserinde: “Kentin MÖ 1 yüzyılda, Olympos dağlarında korunaklı bir kale de (Kllydion) yaşayan Kleon isimli güçlü bir haydut lideri tarafından genişletilerek, bir kent haline getirildiğinden söz eder. 

Kleon: II Triumvirlik Döneminde (MÖ 43-33) önceleri Marcus Antonius ile birlikte hareket ederken, daha sonraları muhtemelen Actium Savaşının sonucunu da tahmin ederek, Octavianus (Augustus) ile hareket etme kararı alır. 

MÖ 27 yılında İmparatorluğunu ilan eden Augustus ile ilişki kuran Kleon, şehrin adını Julius Caesar adına ve Augustus ile başlayan Julio-Claudian’lar sülalesine atfen, Juliopolis (Julius’un şehri) olarak değiştirir. 

Böylece kent İmparator Augustus’tan itibaren Bithnia Bölgesinin önemli şehirleri arasına girer. Bu iyi ilişkiler, Kleon’a Mysia ve Pontus bölgelerinde de topraklar kazandırır ve Kleon adeta haydutluktan hükümdarlık seviyesine yükselmiştir. 

Kleon’un Zeus Abrettenos kültünün başrahibi sıfatını taşıdığı bilinmekle birlikte, ölümünden hemen önce Augustus’un kendisine Pontus Komana’nının da (Tokat-Gümenek) baş rahipliği görevini verdiği bilinmektedir. 

İmparator Trianus tarafından Bitynia Valiliğine getirilen Genç Plinus (MS 103) İmparatora yazdığı mektuplarda Juliopolis’den “İçinden geçenlerin çok, trafiğinin yoğun olduğu bir sınır kasabası” olarak bahseder. 

MS 1, 2 ve 3 yüzyıllar boyunca, Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşanan barış döneminde, İmparatorlukla beraber kent te zenginleşerek gelişmiştir.  Bu zenginlikle birlikte kentte Hıristiyanlık ta hızla yayılır. Ancak, kent en büyük önemini Erken Bizans döneminde yaşar. Çünkü bu dönemde, Konstantinopolis’den Nikaiya ve oradan da Ankyra üzerinde Judea (Kudüs) şehrine giden Hacıyolu buradan geçmektedir.

Roma imparatorlarından Traianus, Hadrianus, Caracalla ve Jovianus’un orduları bu yolu takip ederek Juliopolis şehrinde konaklamışlardır. Hatta İmparator Jovianus, Roma’ya dönüşünde MS 363 kışında, şehrin batısındaki Dadastana kentinde (günümüzde İslamalan köyü) ölmüştür. Daha sonra imparator Arcadius ve Honorius da, Doğu seferinde bu yolu kullanmışlardır.

Bu sayede, şehir MS 4 ile 9’ncu yüzyıllar arasında, bölgenin önemli bir ticaret merkezi olur. Kentin piskoposlarının isim ve imzaları, düzenli olarak Bizans Sinot yani Ruhani Meclisine gönderilir. Şehir, 9’ncu yüzyılda, İmparator I. Basil’e (MS 867-886) atfen isim değiştirir ve “Basilium” ismini alır. Bu isim 11’nci yüzyıla kadar kalır. Bu tarihten sonra kentin ismi, herhangi bir belgede veya eserde geçmez, muhtemelen kent önemini kaybetmiştir.

MS 11 yüzyılda, tarihin tozlu sayfalarına gömülen şehir, 1861 yılında bölgeyi ziyaret eden Fransız araştırmacı Perrot ve arkadaşları tarafından tekrar açığa çıkarılmıştır. Harita üzerinde kentin yerini işaretlemişlerdir. 

Juliopolis

SULAR ALTINDAKİ ŞEHİR

1950 lerde Sarıyar Barajı nın yapılmasıyla şehrin sivil yerleşim alanlarının (çarşı, forum, konutlar) büyük bir kısmı sular altında kalmıştır.

Baraj suları çekildiğinde sur duvarlarını ve bazı temel yapıları görmek mümkündür.

Juliopolis şehri, baraj gölü kıyısında olduğu için erozyon ve defineci tehdidi altındaydı.

Bu nedenle 2009 yılında başlatılan kurtarma kazılarıyla bu eserler güvenceye alındı.

Anadolu Medeniyetleri Müzesinin Ankara çevresi kazıları ve Roma dönemi seksiyonunda bu taçlar ve takılar sergilenmektedir.

 

Surları:

Surlar, antik kenti Sakarya nehri istikametinden gelecek saldırılara karşı koruyacak şekilde nehir kıyısı boyunca ve tepe yamaçlarına doğru uzanıyordu.

Savunma hattı boyunca belirli aralıklarla yerleştirilmiş gözetleme ve savunma kulelerinin temelleri su altındaki kalıntılar arasından tespit edilmiştir.

Juliopolis bir Roma ve Bizans kenti olduğu için savunmaya büyük önem veriliyordu.

Surlar genellikle devasa blok taşlar ve moloz taş dolgu tekniğiyle yapılmıştır.

Bazı kısımlarda Roma dönemine özgü tuğla kuşaklar görülür.

Surların bir kısmının nehirle bağlantılı bir iç limana veya rıhtıma açıldığı düşünülmektedir.

Bu da Juliopolis in sadece kara yolu değil, nehir taşımacılığı için de bir durak olduğunu kanıtlar.

Juliopolis Sikkeleri

Juliopolis Darphanesi;

2009 yılından bu yana, Nekropol de yapılan kazılar sonucu ele geçirilen Juliopolis darphanesinde basılmış çok sayıda sikke sayesinde, bu bölgenin Juliopolis kentinin Nekropolü olduğu kesinleşmiştir.

Evet Nekropolis bölgesindeki mezarlarda bulunan ölü hediyeleri içinde en önemli buluntular sikkelerdir. Roma İmparatorluk dönemine ait gümüş ve bronz sikkelerden, özellikle Juliopolis kentinin kendi adıyla darp etmiş olduğu sikkeler öne çıkmaktadır.

Şehir sikkeleri, şehirdeki mimari yapıları ve hangi inanışların olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Sağlık Tanrısı Asklepios sikkelerde en çok görülen figürdür. Kazılarda 354 gümüş ve bronz sikke bulunmuştur. 

Juliopolis Nekropolis

NEKROPOLİS:

Şehir: Anadolu’nun en büyük kazılmış nekropollerinden birine sahiptir. 

Nekropol alanı, antik şehrin bulunduğu alana 3-4 km uzaklıkta, baraj gölünün kuzey kıyısında, kalker kayalıklar üzerindedir. Nekropolün bulunduğu alan Aladağ Çayı tarafından ikiye bölünmüştür. 

Juliopolis Nekropolis

Nekropol alanı, MS 1 ile 3 yüzyıllar arasında bir düzen olmadan, karışık olarak kullanılmıştır. 

Arkeolojik kazılar sonucunda 434 mezar açığa çıkarılmıştır. Bu mezarlardan 70  tanesi oda biçimli kaya oygu mezar, 7 tanesi kırma çatılı sanduka mezar, 263 tanesi sanduka biçimli kaya oygu mezar, 84 tanesi basit toprak mezar, 7 tanesi lahit mezar, 1 tanesi urne mezar ve 2 tanesi tamamlanmamış mezardır. 

Juliopolis Nekropolis

Evet, burada kaya mezarları, lahitler ve oda mezarlar bir aradadır. 

Ancak bu 434 mezardan 37 tanesi antik dönem soyguncuları tarafından, 34 tanesi günümüz kaçakçıları tarafından soyulmuş ve tahrip edilmiştir. 

Juliopolis Nekropolis

363 mezar ise, Anadolu Medeniyetleri Müzesi görevlileri tarafından tespit edilerek kazısı tamamlanmıştır. 

Juliopolis Mezar Buluntuları

MEZARLARDA BULUNANLAR:

Altın Taçlar (diademler):

Bu kentin Roma döneminde zenginliğini ve sosyal tabakalaşmasını gösteren en görkemli buluntulardır. Roma geleneğinde toplumun üst tabakasını (soylular, yüksek rütbeli memurlar veya zengin tüccarlar) mensup kişiler, öldüğünde, başlarına altından yapılmış ince yapraklı taçlar yerleştirilirdi.

Bu taçlar genellikle çok ince altın levhalardan (folyo gibi) kesilerek yapılmış defne, zeytin veya meşe yaprağı motiflerinden oluşuyordu. Bu taçlar, hem kişinin dünyadaki statüsünü simgeler hem de öteki dünyada onurlandırılmasını amaçlardı. 

Sikkeler:

Ölen kişinin dilinin altına veya yanına, mitolojideki “Ölüler Sandalcısı Kharon a ödeme yapması için yerleştirilen” Kharon sikkeleri bulunmuştur.  

 

 

TIP ALETLERİ

Sanduka bir mezarda: toplu olarak çok sayıda tıp aleti bulunmuştur. Bunlar dönemin tıp aletlerinin çeşitliliğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu sanduka mezar, kentte yaşamış olan bir hekime ait olmalıdır. Bu tıp aletleri arasında: kulak kaşıkları, ilaç kutuları, iğneler, büstiriler, keskiler, kaşıklar, çengeller, karıştırıcı çubuklar, bir makas ve bir ilaç karıştırma tablası vardır.

Juliopolis Mezar Buluntuları
DİĞER BUluntular:

Altın küpeler, üzerinde mitolojik figürler kazınmış yüzük taşları (gemmalar) ve boncuk kolyelerdir. Roma döneminde cenaze töreninde kullanılan cam ve seramik koku şişeleri bulunmuştur. Ayrıca: pişmiş toprak kaplar, kandiller, kemik tıp aletleri de bulunmuştur. 

Buluntular arasında dikkat çekenler, MS 219 yılında İmparator Elagabalos ve karısı Julia Paula’nın karşılıklı portrelerinin bulunduğu taşlı altın kolye ucudur.

Ayrıca, İmparatoriçe II Faustina betimli taşlı altın yüzük ve İmparatoriçe Julia Paula betimli altın kolye sarkıcı da dikkat çekicidir.

Küpeler içinde en dikkat çekici örnek, çelenk tasvirli ve üzerinde tokalaşma tasviri olan değişik taşlardan yapılmış altın küpelerdir.

Ayrıca altın levhalara yazılmış muskalar (antik dönemdeki ismi lamella) bulunmuştur. Bunlar antik dönemde, insanların genellikle korunma, iyileşme gibi dileklerinin yerine gelmesi için üzerlerinde taşıdıkları muskalardır.

Bu muskalar, rulo halde sarılarak vücudun değişik yerlerinde taşınıyordu. Bu muskaların mezara konulması sebebi ise, ölen kişinin ruhunun öldükten sonra bir takım kötülüklerden korunma ihtiyacıdır.

Nekropolde bulunan aynalar, yatay kulplara sahip disk şeklindedir, bronz ve gümüşten yapılmıştır.

 

İskeletler:

Nekropoldeki en uzun süre kullanımda olduğu anlaşılan, en kalabalık oda mezar üzerinde yapılan incelemede, her iki cinsten de ve tüm yaş guruplarından olmak üzere, en az 57 bireye ait kemik ve diş kalıntıları bulunmuştur.

Evet, kazılarda bulunan iskeletler de incelenmiştir. Bu incelemeler sayesinde, Juliopolis halkının ne yediği, hangi hastalıklardan öldüğü ve ortalama yaşam süreleri gibi verilere ulaşılmıştır

 

BULUNTULAR NEREDE SERGİLENİYOR:

Sonuç olarak, Nekropolden çıkarılan 800 parça eser, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde “Juliopolis Kenti Eserleri” adı altında sergileniyor. 

Çayırhan Belediyesi Sarıyar Baraj gölü gezi teknesi

ZİYARET

Eğer Çayırhan a gidersen, göl kıyısındaki Gülşehir Mevkiine uğramak gerekir.

Suların az olduğu dönemde gidilirse, kıyıdan içeri doğru uzanan taş dizilerini fark edeceksiniz. İşte onlar Juliopolis in binlerce yıllık savunma hattının kalıntılarıdır.

Surların hemen arkasındaki yamaçlarda ise su seviyesinden etkilenmeyen o meşhur Nekropol (Mezarlık) alanı başlar.

Yani şehir sular altında, mezarlık ise suyun hemen kıyısındaki yamaçtadır.

Ayrıca Çayırhan Belediyesi tarafından işletilen ve sahilden kalkan teknelere binebilirsiniz. Bu tekneler sular altındaki eski yerleşim bölgelerini de geziyor.

 

 

DADASTANA

Dadastana antik kenti, Ankara Nallıhan ilçesindedir. Nallıhan-Ankara karayolunda Cendere köyü sapağını takip ederek buraya ulaşabilirsiniz.

İlçe merkezine bağlı Cendere ve Karahisar köyleri yakınlarındadır.

Kentin nekropol ve yerleşim kalıntıları, bu civarda tepeliklerde ve köylerin çevresinde yayılmıştır.

 

 

ÖNEMİ:

Antik Bitinya bölgesinin bir parçası olan bu kent, özellikle Geç Roma ve Bizans dönemlerinde “Hacı Yolu” (Pilgrim’s Road) üzerinde bulunan önemli bir merkez olarak bilinir.

Antik kaynaklarda (özellikle Tabula Peutingeriana adlı Roma yol haritasında) Dadastana, Niceea (İznik) ile Juliopolis (Çayırhan yakınlarında) arasındaki ana yol üzerinde gösterilir.

Şehir, Roma İmparatoru Jovianus’un MS 364 yılı kışında kentte konakladığı bir gece 32 yaşında öldüğü yer olarak tarihi kaynaklarda geçmektedir.

Evet tarih 17 Şubat 364. Pers seferinden dönen imparator, Başkent Konstantinopolis’e giderken, kış şartları nedeniyle, Dadastana da mola verir. Tarihçi Ammianus Marcellinus, imparatorun gece uyurken odasındaki kömür mangalından sızan gazdan zehirlendiğini veya yeni boyanmış/sıvanmış odanın neminden dolayı öldüğünü kaydeder. Bazı söylentiler ise mantar zehirlenmesine işaret eder. İmparatorun mezarı burada değildir, naaşı İstanbul a götürülmüştür. Jovianus un mezarı, günümüzde İstanbul daki Havariyum Kilisesi (bugünkü Fatih Camiinin bulunduğu yerde eski büyük kilise) bahçesindeki İmparatorluk mozolesine defnedilmiştir. Mezarı yok ama muhtemelen ona atfedilmiş bir anıt yapı bulunması ihtimali yüksektir.

Ayrıca bölge, Bitinya ve Galatya sınırlarının kesiştiği bir piskoposluk merkezidir.

Evet, Roma döneminde her 30-40 km de bir “Mansio” denilen, İmparatorluk postacıları ve önemli yolcuların konakladığı, at değiştirdiği istasyonlar bulunurdu. Dadastana tam olarak böyle bir istasyon şehridir. Bu yüzden şehir, devasa tapınaklardan ziyade konaklama yapıları ve askeri karakollar üzerine kuruludur.

 

 

GÜNÜMÜZ-KALINTILAR:

Bölgede profesyonel kazılar yapılmamıştır, sadece yüzey araştırmaları yapılmıştır.

 

Nekropol-Mezarlık Alanı:

Karahisar ve İslamalan civarındaki kayalık yamaçlarda çok sayıda kaya mezarı ve nişler bulunmaktadır. Bu mezarların çoğu Roma ve Erken Bizans dönemine tarihlendirilir.

 

Hacı Yolu-Pilgrim’s Road:

Kudüs e giden Hıristiyan hacıların kullandığı rota üzerinde olduğu için, kentte piskoposluk düzeyinde dini yapılar ve konaklama tesisleri bulunduğu bilinmektedir.

Son bir not: Eğer burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz, özellikle Karahisar köyü yakınlarındaki kayalık yamaçlardaki mezar yapılarını görebilirsiniz.

 

 

 

Ankara Beypazarı tanıtımı ve gezi yazısı için.

 

Ankara Bala

Ankara Bala

Bala, Ankara’nın kuzeyinde, nispeten Ankara’ya yakın bir yer. Ankara’da özellikle, birçok taksi esnafı, Balalı. Bu yüzden, herhangi bir taksiye bindiğinizde, Bala muhabbeti yapabilirsiniz. Bunun yanında, aslında, Ankaralıların birçoğunun bildiği ve gittiği “Beynam Ormanları”, bağlantı olarak, Bala ilçesine bağlı.

Ankara Bala

ULAŞIM

Bala-Ankara arası uzaklık: 80 km. Ankara-Etlik eski garajlarından, Bala’ya Belediye otobüsü ile gitmeniz mümkün, ücreti mi: 4.5 TL. Süresi ise, yaklaşık 1 saat.

Bala-Keskin arası uzaklık: 62 km. Bala-Kaman arası uzaklık: 153 km. Bala-Kırıkkale arası uzaklık; 65 km.

 

TARİH

Bala kelimesinin anlamı: Türkmen dilinde “yüksek” demektir. Öz Türkçe’de ise; “çocuk, evlat” demek.

14.yüzyılda: burada, iki yerleşim vardı. Bunlar: Kasaba-i Bala ve Kasaba-i Sufla. Kasaba-i Bala’da: günümüzde Keskin merkezi olarak yerleşim devam etmektedir.

Bala’nın bugünkü bir kısım köyleri, o zamanlar, buraya bağlı imiş. 1765 yılında, Kasab-i Bala: günümüzdeki yerleşimin merkezini oluşturmaktadır. 1850 yılında, Erzurum-Pasinler yöresinden buraya: başlarında Mir Osman Bey olmak üzere, bir kısım Bozulus Türkmen gelir. 

Evet: buraya, tarihi süreç içinde verilen isimler: Kasaba-i Bala, Bozulus, Tabanlı.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda, Osmanlı ordularının çekilmesi ve Kafkasların Rusların eline geçmesiyle, Kafkas dağlarında yaşayan Türkler göç ederek Anadolu’ya gelirler ve yerleşim yeri olarak Anadolu’nun yüksek yerlerini tercih ederler. Bir gurup Kafkas göçmeni de, şimdi Bala olarak bilinen ilçeye gelerek burada Kartal dağına yerleşirler ve buraya “Kartaltepe” ismini verirler. 

İlk kurulduğu yıllarda Kartaltepe adını alan Bala ilçesi, d aha sonraları “Hamidiye” ismini alır. Bu isim, o yıllarda Osmanlı devletinin başında bulunan “Padişah Abdülhamit’e” istinaden verilmiştir.

Daha sonraları, çevreden gelenlerle nüfusu çoğalan Hamideye bucak merkezi olur. Bala ilçesi önceleri merkez olan Karaali’ye bağlı iken 1887 yılında merkez Karaali’den alınıp Bala’ya verilmiştir.

Ankara’nın en eski ilçelerinden biri olan Bala’nın yüzyıllık geçmişi vardır. Bu tarihlerde çok geniş bir araziye sahip olan Bala, Hasanoğlan, Elmadağ gibi yerleşim yerlerinde kendi sınırları içinde bulunuyordu. 

1850 yılına ait Osmanlı Arşiv Belgelerinden edinilen bilgiye göre, Bala halkının kökeni Türkmenistan kökenli olup Erzurum’dan gelmedir. Bala’yı 1690-1691 yılında dönemin aşiret reisi (İmirzalıoğlu) Şeyh Ali Mirza kurmuştur. Bala ilçesi, tarih boyunca “Kasama-i Bala, Bozulus Sancağı, Tabanlı Kazası” olarak adlandırılmıştır. 

İlçe ve köylerinin halkı çoğunlukla Bozulus Türkmenleridir. Başta Bala olmak üzere, Bala’da 29 köy kurulmuştur. Bozulus Türkmenlerinin en büyük oymaklarından biri olan Tabanlı aşiretine mensupturlar. Daha önce Erzurum (Pasinler, Horasan) ve Aydın (Söke, Koçarlı) bölgesinde bulunan Tabanlı aşiretinin o dönem aşiret reisi olan Bala’nın yapılanmasını sağlayan, 1860 yılındaki aşiret reisi Mir Osman Bey (İmirzalıoğlu) olmuştur. 

Tabanlı aşireti, Erzurum Pasinler ve Horasan’dan göç ederek bugünkü Bala ilçesi topraklarına gelmişlerdir. Bala ve köylere yerleştirilene kadar da Bala ile Erzurum arasında konar-göçer olarak yaşamışlardır. Böylece, Bozulus Türkmenleri, Tabanlı aşiretinin Bala’ya yerleşip kurmaları, 1690 yılında gerçekleşir. 

İlçeye Bala ismi verilirken, Bozulus aşireti isminden esinlenilmiştir. Bozulus Türkmenlerinin yerleşim yerleri, Bala ve Keskin ilçeleri olur. Keskin ilçesi, Bozulus Türkmenlerinin Cerid, Karaca, Arablu aşiretine mensupturlar.

1877-1878 Osmanlı Rus savaşında, Osmanlı orduları yenilip Kafkaslar Rusların eline geçince Anadolu’ya göç etmek zorunda kalan bir gurup Çerkez, ilçeye gelerek yerleşmeye karar verdikten kısa süre sonra, ilçe nüfusunun büyük kısmı, burayı terk ederler. 

Bala sözcüğü Fransızcadır. “Yüce, yüksek, yukarı ve boy” demektir.

Kesinliği henüz kanıtlanamamış bir şey duydum, umarım resmi makamlar bu konuya bir açıklık getirirler: Mustafa Kemal , ilk TBMM açıldığında, Bala milletvekili olarak meclise katılmış.

Bu yörede yaşayan insanlar: genellikle her şeyin başına, söylerken “i” harfi getirmeleriyle biliniyorlar. Hatta, sinema sanatçısı “Kenan İmirzalıoğlu”, soyadının başındaki “i”nin bu alışkanlıktan kaynaklandığı söylenir.

Ankara Bala

GENEL

Yörenin iklim durumu incelendiğinde: yazlar sıcak ve kışları soğuk ve bol kar yağışlı bir iklim olduğu görülür. İlçenin denizden yüksekliği, yani rakımı: 1310 Metre olup, Ankara ilinin en yüksek ilçesidir ve bu yüzden, sıcaklık değerleri, diğer yakın yörelere göre daha düşüktür.

Yörenin bitki örtüsü değerlendirildiğinde: aslında, bir zamanlar muhteşem karaçam ormanlarının bulunduğu söylense de, bu ormanların yüzyıllardır insanlar tarafından tahrip edilmesi sonucu, günümüzde orman varlığından geriye pek bir şey kalmamış ve yörede, bozkır alanları hakim olmuştur. İlçenin en önemli ormanlık alanı: Beynam Ormanlarıdır.

Yöredeki ekonomik faaliyetlerin temelinde: sanayi ve ticaret gelmektedir. Tarımsal ürünlerin başında: buğday, mercimek, nohut, fasulye, kavun ve karpuz var.

Bala yöresinde: ilgi çeken bir diğer oluşum “Kızılırmak” nehri üzerine kurulu bulunan Kesikköprü Barajıdır.

 

NE YENİR

Bala yöresinde yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, önereceklerim: Kömbe, İncir uyutması, Topalak ve Besmet.

 

GEZİLECEK YERLER

 

BEYNAM ORMANLARI

Beynam ormanları hakkındaki, ayrıntılı yazımı, yine bu sitede, “Beyram Ormanları” adı altında bulabilirsiniz.

Beynam ormanları tanıtım ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

Ankara Bala Aliasos

ALİASOS

İlçe merkezine 14 km. uzaklıktaki, Afşar beldesindedir.

Burası, tarihi süreçte, Galatlar tarafından yörede kurulmuş en önemli şehirdir.

Aynı zamanda: Roma döneminde de, tarihi “Hac Yolu” buradan geçiyormuş ve bu nedenle, burada bir “mil taşı” bulunuyor.

Ankara Bala Kesikköprü ve Kesikköprü Barajı

KESİKKÖPRÜ VE KESİKKÖPRÜ BARAJI

Kesikköprü: ilçe merkezine bağlı Kesikköprü  köyündedir. Köprü, Kızılırmak üzerinde olup, Selçuklular döneminde 1251 yılında yapılmıştır. Birbirine yakın, sivri kemerli, 13 gözden oluşmaktadır. Her iki yanında korkuluklar var.

Uzunluğu: 320 metre, genişliği ise, 5 metredir. Ancak, daha sonra yenilenmiştir. Yeni köprü, günümüzde: Niğde-Adana-Konya ulaşımını sağlamaktadır.

Ankara Bala Kesikköprü ve Kesikköprü Barajı

Kesikköprü barajı: Ankara il merkezine, yaklaşık 120 km. uzaklıktadır. Anayoldan; yaklaşık 20 km. içeride kalıyor. Yani: Ankara-Konya yolu-Gölbaşı-Bala sapağına gireceksiniz ve sonra, Beynam ormanları tabelasına döneceksiniz. Orman yolu, sizi baraj gölüne götürüyor.

Ankara Bala Kesikköprü ve Kesikköprü Barajı

Kızılırmak nehri üzerinde, 1966 yılında yapılmıştır. Gölde: yüzmek mümkün (yazın suyun sıcaklığı 18 derece) , ayrıca su sporları da yapılabiliyor. Derinlik: 29 metreye kadar ulaşabiliyor. Göl alanı: yaklaşık 6.5 km. karedir. Akarsu yatağından yüksekliği: 49 metredir.

Ancak, 1992 yılında, baraj bölgesine, Belediye tarafından “Dinlenme Kampı” açılmıştır. Toplam 250 yataklı olan, bu kamp tesisinde: yaz aylarında, öğrenciler kamp yapıyor.

Baraj bölgesi: olta balıkçılığı ve günü birlik piknik ve kamp yapmak için çok uygun.  Ancak, pek fazla ağaçlık alan yok. Sadece, bir bölümde ağaçlık var. Bu yüzden, sıcak yaz günlerinde, açık alanda kalırsanız pek tat vermiyor.  

 

KİNNA-CİNNA

Ankara Bala ilçesine bağlı Karahamzalı köyü sınırları içinde olduğu düşünülen bu antik kent, bugün tamamen bu köyün altındadır. 

Evet: Ankara-Konya yolunun 90 km deki yol ayrımından devam eden Sofular köyü yolunun sağ tarafında yer almaktadır.

 

TARİHSEL ÖNEMİ:

Kinna, kayıp bir antik kenttir. Antik Galatya bölgesinde yer alan önemli bir Roma ve Bizans yerleşimidir. Hititler döneminde ise Zallara olarak biliniyordu.

Kinna, başlangıçta yerel bir Galat yerleşimi iken, Roma döneminde (özellikle MS 2 ve 3 yüzyıllarda) bir şehir kimliği kazanmıştır.

Arkeolojik araştırmalar ve tarihi haritalar, bu antik kentin yerini bugün Ankara-Konya yolu üzerinde bulunan Karahamzalı köyü ve çevresine lokalize etmektedir.

Halen tarla olarak kullanılan alandan toplanan seramiklerden Geç Roma ve Erken Bizans dönemi düz yerleşimi olduğu anlaşılmaktadır.

Farklı bir tez olarak: Kinna şehrinin Konya ilinin Cihanbeyli veya Kulu ilçeleri mevkilerinde de olabileceği düşünülmektedir.

 

PİSKOPOSLUK MERKEZİ-İZNİK KONSİLİ KAYITLARI:

Kinna, Geç Roma ve Erken Bizans dönemlerinde Hıristiyanlık için önemli bir merkezdi.

Hatta MS 325 yılında toplanan meşhur İznik Konsili ne Kinna yı temsilen Philumenes adında bir piskoposun katıldığı biliniyor.

İznik Konsili listesinde, Kinna nın bir piskoposluk merkezi olarak geçmesi, buranın o dönemde sadece bir köy değil, binlerce kişinin yaşadığı bir şehir olduğunu kanıtlar.

 

STRATEJİK KONUM:

Antik dönemde de ticaret yolları üzerinde bulunan şehir, Osmanlı döneminde ise Karahamzalı-ı Kebir adıyla anılmaya devam etmiştir.

 

ROMA YOL ŞEBEKESİNDEKİ YERİ

Kinna, antik dönemin en önemli ulaşım hatlarından biri olan Ancyra (Ankara)-Archelais (Aksaray)-Tyana (Niğde) güzergahı üzerindeki kritik bir istasyon konumundaydı.

Itinerarium Antonini: Bu antik Roma yol rehberinde, Kinna, Ancra’dan yaklaşık 30-40 mil güneyde bir durak olarak kaydedilmiştir.

Ticari Kontrol: Şehir, Tuz gölünden gelen tuz ticareti ve İç Anadolu’nun tahıl sevkiyatını denetleyen bir gümrük noktası işlevi görmüş olabilir.

 

III GORDİANUS BAĞLANTISI

Roma İmparatoru III Gordianus un Sasani seferi sırasında kazandığı zafer sonrası, Kinna halkının ona olan minnettarlığını göstermek için şehre heykelini diktiği tarihi kayıtlarda yer almaktadır.

 

KARAHAMZALI KÖYÜNDE BUGÜN

Karahamzalı köyü, binlerce yıl önce, binlerce insanın yaşadığı, dini ve siyasi önemi olan Kinna Antik Kenti nin mirası üzerine kurulmuş tarihi bir yerleşimdir.

Köy ismini bölgeye yerleştirilen Karahamzalı (veya Karahamzalı-ı Kebir) aşiretinden alır.

Bu aşiret, Osmanlının iskan politikaları çerçevesinde bölgeye getirilmiş ve antik kentin yıkıntıları üzerine yerleşimi kurmuştur.

Osmanlı döneminde bu bölge, İstanbul dan Hacca giden kervanların ve ordunun geçtiği Sağ Kol (Anadolu Sağ Kolu) üzerinde önemli bir duraklama noktasıydı.

Ancak maalesef bölgede henüz kapsamlı bir kazı yapılmamıştır.

Yüzey araştırmaları, toprağın hemen altında büyük bir şehir planının yattığını göstermektedir.

 

DEVŞİRME TAŞLAR

Köy içerisindeki eski çeşmelerde, cami duvarlarında veya bahçe duvarlarında antik döneme ait işlenmiş mermer bloklar ve sütun parçaları kullanılmıştır.

 

NEKROPOL ALANLARI

Köyün etrafındaki yamaçlarda, antik döneme ait kaya mezarları ve basit mezar stelleri tespit edilmiştir.

Bu stellerin bir kısmı Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi envanterinde yer almaktadır.

 

SU SİSTEMLERİ

Antik kentin su ihtiyacını karşılayan kanalların ve sarnıçların kalıntıları, tarım arazilerinin altında yer yer görülmektedir.

 

YAZITLAR

Bulunan bir yazıtta, şehir meclisinin (Boule) Roma İmparatorluğuna bağlılık yemini ettiği ve ona onursal bir unvan verdiği yazar.

Bu, Kinna nın Roma nın resmi şehir statüsüne sahip olduğunu kanıtlar.

 

ADALET VE TİCARET

Bazı mezar stellerinde ölen kişinin mesleği (tüccar, asker, yerel yönetici) belirtilmiştir.

Bu da Kinna nın tarımdan ziyade, Ankara ve Konya arasındaki ticaret kervanlarından beslenen zengin bir şehir olduğunu gösterir.

 

ESERBEYLİ DÜZ YERLEŞİMİ-ASAR MEVKİİ

Köyün hemen yakınındaki Eserbeyli mevkii, aslında Kinna şehrinin asıl Akropolü yani Yukarı şehirdir. Köyün yakınlarındaki tarlalarda yapılan incelemelerde Geç Roma ve Erken Bizans dönemine ait çok sayıda seramik parçasına rastlanmaktadır.

Burada yapılan yüzey araştırmalarında devasa bloklar, mermer sütun kaideleri ve sur duvarları kalıntıları bulunmuştur.

Ayrıca Roma devrine ait “terra sigillata” (mühürlü kırmızı seramikler) ve Geç Antik Çağ cam kalıntıları yoğun olarak görülmektedir. Bu da kentin refah seviyesinin yüksek olduğunu işaret eder.

Karahamzalı köylüleri yüzyıllar boyu bu alandan çıkan taşları modern evlerinin ve ahırlarının inşasında kullanmışlardır.

HAZİNE ÖYKÜSÜ

Bala çevresinde, özellikle Karahamzalı ve çevresindeki höyüklerde Roma dönemine ait altın sikkeler ve bronz heykelcikler bulunduğu sıkça anlatılır.

Ancak bilimsel açıdan en büyük hazine, toprağın altında hala bozulmadan duran şehir planıdır.

 

 

Ankara Kalesi

 

Ankara Kalesi

Ankara kalesine son olarak Temmuz 2023 tarihinde gittim, kalenin video çekimlerini görmek isterseniz: Youtube “Orhan Meral” ismiyle mevcut sitemde bulabilirsiniz. En altta ise bağlantı var.

Dik yamaçlar üzerine, bir kartal yuvası gibi inşa edilmiş. Şüphesiz ki: başkentin görülmeye değecek yerleri arasında ilk sırada. Zamanında: Ankara, 3 önemli akarsu (Hatip, Çubuk, İncesu) nun birleştiği noktada, hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur.

Burada: tarih süreci içinde: Galatlar Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Haçlılar ve sonra yine Selçuklular ve ardından Osmanlılar hakimiyeti ele geçirmişlerdir. Ancak: ilk yapılışının: Galatlar döneminde olduğu sanılıyor.

Galatlar: daha önce birkaç yazımda sözünü etmiştim, Ankara şehrinin ilk yerleşimcileri, kurucusu olarak tanınıyorlar. Hatta, Ankara yöresine “Galatia” denilmektedir.

Kısaca söz etmek gerekirse

Galatlar, Balkanlar-Avrupa yöresinden gelmişler ve İstanbul’da bir süre yaşamışlar. Hatta: İstanbul’daki Galata kulesinin, bunlar tarafından yapıldığı söyleniyor. Bunlar, zamanla İstanbul boğazını geçerler ve Anadolu içlerinde ilerlerken: Karadeniz kıyısında, Pontus kralına, Mısır  donanması ile yapılan savaşta yardımcı olurlar ve Mısırlılar yenilir. Bunun üzerine, Pontus kralı, Galatlara, ne istediklerini sorar.

Galatlar: kraldan, yerleşim yeri isterler ve bunun üzerine, Ankara ve çevresindeki bir kısım arazi: kendilerine verilir. Bunun üzerine, Galatlar, Ankara yöresine yerleşirler ve buradaki ilk yerleşimci olarak isimleri tarih sahnesine yazılır. Hatta: yenilgiye uğrattıkları bir Mısır gemisinden ele geçirdikleri, büyük bir çıpayı; yanlarında getirirler ve yeni kurdukları şehrin (Ankara) tam orta yerine koyarlar.

Evet: Ankaralılar ve Ankara’yı ziyaret edenler, günümüzde hemen Ankara kalesi kapısının önünde ve “Armada” Alışveriş Merkezi önündeki büyük “çıpa” nın, denizi olmayan Ankara şehrinde ne anlama geldiğini belki düşündüler. İşte, anlamı bu, yani, ilk kuruluş aşamasında Ankara şehrinin simgesi, bir çıpa.

Evet, biz yine kaleye gelelim. Dediğim gibi, kale, muhteşem bir yerde. Yani, konum olarak, tam bir kartal yuvası gibi. İlk yerleşimciler, buraya kale kurarlar ve tepenin eteklerinde yerleşirler. Daha sonra: Frigler görülüyor.

Hatta: Frigya kralı Midas, bir gün bir rüya görür. Rüyasında: bir gemi çıpasının bulunduğu yere şehir kurması söylenir. Bunun üzerine, araya-araya gemi çıpasını bulurlar ve buraya, yani Ankara’ya yerleşirler. Evet, Galatlardan sonraki karanlık dönemi takiben, burada bir sürede Frig yerleşimi olduğu söyleniyor.

Hatta: bu döneme ait şehirde bir kalıntı bile söz konusu. Günümüzde: Ulus-Hacıbayram Camisine bitişik, Augustus Tapınağının bulunduğu yerde, daha önce, pagan döneminde, bir Frig tapınağı bulunduğu söyleniyor.

Kale: her ne kadar ilk kez Galatlar döneminde yapılmış olsa da, bugünkü görünümü: Roma-Bizans ve Selçuklu dönemlerinden kalma. 110 metre yükseklikteki tepe üzerine: iç ve dış kale olmak üzere, iki bölümlü yapılmış. Dış kale surları, zamanla yıkılmış, günümüzde ise iç kale surlarının bir kısmı görülüyor.

Özellikle: hemen giriş kapısının bulunduğu yerdeki surların taşları arasında görülen, devşirme taşlar, kalenin yapımında, çevredeki: heykel, lahit ve sütun başlıklarından da yararlanıldığını gösteriyor.

Roma imparatoru Caracaila, 217 yılında, kalenin surlarını onattırmıştır. 222-260 yılları arasında ise, İmparator Severus Alexander, Perslere yenilince kale kısmen tahrip olur. Ancak, 7’nci yüzyılın ikinci yarısında, Romalılar, kaleyi yeniden onarırlar.

Roma imparatoru Konstantinos, 688 yılına gelindiğinde, dış kaleyi yaptırır. İmparator IV. Leon ise, 740 yılında, kale duvarlarını onarttırır ve bu sırada, iç kale surlarını da yükselttirir. İmparator Nikephoros ve İmparator Basileios ise, 9’ncu yüzyılda, kaleyi yine onartırırlar.

Evet, dediğim gibi, iç surlar günümüze ulaşmış. Bu surlar: MS. 630 yılında, Roma imparatoru Heraklius döneminde yapılmıştır. Ancak: özellikle günümüzde görülmeyen dış surların: o dönemdeki Arap saldırılarını engellemek için, MS. 859 yılında, Bizans İmparatoru III. Mikhael tarafından onarıldığı biliniyor.

O dönemdeki dış surların uzunluğunun: 350 metre ve iç surların uzunluğunun ise: 180 metre olduğu biliniyor. İç kale: dikdörtgen planlıdır ve yöresel Ankara taşından, yani bazalt taşından yapılmıştır. Özellikle: bent deresi yönünde , yani bölgenin en korunaklı bölümünde, 110 metre yükseklikte “Ak burç” bulunuyor.

Akkale

Selçuklu döneminde yapılmıştır. Sarp bir damaca dikilmiştir ve buranın surları, bölgenin en yüksek noktasındadır. Cumhuriyet tarihinin ilk müzesi olan Eti Müzesi, 1921 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle burada açılmış ve 1948 yılına kadar faaliyet göstermiştir.

Ancak, burası günümüzde ziyarete kapalı. Sanırım: üstünde görülen çok miktardaki telsiz-radyo-televizyon alıcı-vericisi nedeniyle ziyarete izin verilmiyor. Ama: çok uzaklardan görülen şanlı Türk Bayrağımız, burada dalgalanıyor.

1073 yılına gelindiğinde: kale, bu kez Selçuklular tarafından ele geçirilir. Bu dönemde, kaleye yeni ilaveler yapılır.

Ankara Kalesi

KALENİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Ankara kalesinde, yükseklikleri: 14-16 metre arasında değişen, beşgen şekilli 42 kule var. Dış surlar: kuzey-güney doğrultusunda ve yaklaşık 350 metre, doğu-batı doğrultusunda ise, yaklaşık 180 metredir. İç kalenin güney ve batı duvarları, dik açı oluşturur. Doğu duvarı, tepenin girinti ve çıkıntılarını izler.

Ankara Kalesi

KALE GEZİSİSaman pazarı yönünden çıkarak veya doğrudan Ulus semtinden-Atatürk Anıtının hemen yanındaki yolu, dümdüz takiben buraya ulaşabilirsiniz. Bayağı dik bir yokuş var. Buna hazırlıklı olmalı ve özellikle, ayaklarınız da lastik tabanlı ayakkabı giymelisiniz.

Ankara Kalesi Saat Kulesi

Saat Kulesi

Kale kapısına ulaştığınızda: hemen sol yanda, bir saat kulesi var. Bu kule: Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit zamanında, saltanatının 25’nci yılı anısına, her ile yaptırılan saat kulelerinden biridir. Kale, surlarına ilave edilerek yapılan saat kulesinin üstünde: halen faal bir saat var.

Ankara Kalesi Çukurhan

Çukurhan

Burada: dikkatinizi çekmek istediğim bir yapı daha var. Çukur han.

Burası: UNESCO tarafından, dünya üzerinde mutlaka kurtarılması gereken 100 anıttan biri olarak listeye dahil edilmiş, yani bu derece önemli bir yapı.

Çünkü: Çukur han: 16’ncı yüzyılda yapılmış. Yani, yaklaşık 500 yıllık bir yapı. Burası: Osmanlı döneminde cezaevi ve daha sonra ise kervansaray olarak kullanılmış.

Son bir-iki yıldır burada büyük bir restorasyon çalışması vardı, son gittiğimde bittiğini gördüm, gayet güzel yapılmış, ön cephesinden gördüğüm kadarı ile, güzel bir restorasyon geçirmiş.

Emeği geçenlere  teşekkürler. Ama bir yandan da, şunu düşünmemek elde değil. Bu tarihi yapı: Kültür Bakanlığı tarafından özel sektöre kiralanmış. Otel olarak kullanılacakmış. Bilmiyorum, sahip çıkabilirler mi, günün birinde, yandı diye haber alırsanız, şaşırmayın. Umarım, yeterli tedbirler alınmıştır.

Kale kapısından içeri giriyorsunuz: daracık yollar, sokaklar ve bu sokaklarda ilerlemeye çalışan araçlar. Egzoz kokuları ve araba kim geçecek öncelik kimde derken, bir şekilde ilerliyorsunuz ama elbette sıkıntılı.

Evet, devam edelim. Kale içi Sit alanı olarak kabul edildiğinden, çivi bile çakılmıyor. Restorasyon çalışmaları ise, özel izinle yapılıyor. Zaten, kale içindeki derme-çatma konutların çoğu, günümüzde, Ankara’nın pahalı eğlence mekanları, restoranları ve kafeleri olarak kullanılıyor. Bunun dışında ise, birçok ev.

Kale içinde, günümüzde 600 ev bulunduğu söyleniyor. Hatta, ilk yerleşim, söylenenlere göre, Osmanlı döneminde olmuş. Çünkü: daha önceki dönemlerde, aslen iç kale içlerinde yerleşime izin verilmez, halk kale dışında yerleşir ve tehlike halinde, iç kaleye girilirdi. Ama: şu an, burada yüzlerce ev var. İnanmak mümkün değil.

Sizler bu dar sokaklarda ilerlemeye çalışırken, hedefinizi “sur üstü” olarak belirleyin. Bulamazsanız, çevredeki çocuklardan yardım alabilirsiniz.

Sur üstüne geldiğinizde, 50-60 basamaklı bir merdivenden yukarı çıkıyorsunuz, çıkarken elbette birçok satıcı görüyorsunuz. Sur bölümüne geldiğinizde demir bir kapıdan geçtiğinizde, bir avlu ve bu avludan yine gayet tehlikeli bir merdivenle, yukarı çıkıyorsunuz.

Burada, özellikle belirtmek istiyorum, unutmayın ki: yanınızda özellikle çocuk varsa, yukarıda çok büyük tehlike bekliyor. Çünkü: sur bölümünde, kenarlarda herhangi bir koruma yok, yani kesinlikle  dikkatli olmanız, belki kendiniz için bile şart.

Sur bölümüne çıktığınızda, muhteşem bir Ankara manzarası sizi bekliyor. 360 derece, yani ne tarafa dönerseniz, Ankara’nın değişik bir yeriyle karşılaşıyorsunuz. Göz alabildiğine uzanan bir şehir ve gökyüzü. Gerçekten muhteşem bir manzara ve her Ankaralının bunu  tatmasını öneririm.

Özellikle: buradan, güneşin batışını mutlaka izleyin. Ayrıca: Ankara kalesi, Ankara’nın turizm potansiyelinde öne çıkarılmalı, çünkü, ben son gittiğimde (Temmuz 2022) burada, birçok çok az sayıda turist gördüm. Demek ki gerekli tanıtım yapılamıyor.

Evet: Ankara kalesi. Kalenin dar sokaklarında, gezinin ve bu sırada kale surları taşları arasındaki, önceki dönemlere ait devşirme heykel, lahit, sütun parçalarını görün. Biraz önce anlattığım gibi, sur bölümüne çıkın ve Ankara’nın muhteşem manzarasını ve özellikle güneşin batışını izleyin.

Bu gezinizi, kalenin hemen biraz altındaki, Anadolu Medeniyetleri Müzesi gezisiyle birleştirebilirsiniz. Müze hoşunuza gitmezse: kalenin kapısından çıktığınızda, sol bölüm istikametinde ilerlerseniz, Ankara’nın otantik ara sokaklarını gezebilirsiniz.

Ankara Kalesi Alaaddin Camii

Alaattin Camii

Bu arada: iç kalede bir de cami görülüyor. “Alaattin Camisi”, Evliya Çelebi’nin notlarına göre, eskiden kilise imiş. Evliya Çelebi, iç kalede: bağsız-bahçesiz 600 hane bulunduğunu belirtiyor.

Caminin “Alaattin Keykubat” tarafından yapıldığı kabul edilse de, minberindeki yazıt 1178 tarihini ve Musut I’in adını veriyor. Caminin: 1361 tarihinde, Orhan Gazi ve 1433 yılında Şerife Sünbül Hatun tarafından onarımı yaptırılmıştır.

Gündüz yaşanan bu güzelliği, arzu ederseniz, kaledeki restoranlardan birinde “akşam yemeği” yiyerek noktalayabilirsiniz.

ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER

Bir yetkili çıkıp ta, bu kalenin içine araç girmesini niye engelleyemez bilmiyorum. Gelişmiş ülkelerde, bu tür tarihi yapıların içine bırakın araç girmesine izin vermeyi, insan yaşamasına bile müsaade etmiyorlar.

Evet, araçlar o daracık sokaklara girince, o araçları kullananlar, topu topu, yürümek zorunda oldukları, 150-200 metrelik yoldan tasarruf ediyorlar, hayır, bırakın yürüsünler, kalenin içine araç girmemesi için lütfen tedbir alın.

Bunun dışında, yine gelişmiş ülkelerde, yapılan bir uygulama, bu tür tarihi yapıların içi kamulaştırılır, buralarda yaşayan insanlara, en harika konutlar tahsis edilir ve daha uygun yerlerde yaşamaları sağlanarak, tarihi yerler, tamamen ziyaretçilerin serbestçe-rahatça ziyaretlerine açılır.

Sonra: Ankara’da turizm gelişmiyor demenin bir anlamı yok.

THE ANKARA CİTADEL:

The citadel sits on a hilltop overlooking the modern city and has no generally accepted date of completion. İt is known, however, that its existence goes back as far as the second century BC and the Galatian period. Afterwards, it was restored by the Romans who upgraded the building and defences.

The citadel has outer and inner walls, the latter of which were probably built by the Byzantines. Worn down by continuous Arab assaults, the castle went through a comprehensive restoration in 900  AD at the hands of the Byzantines. It is not known when the outer wall was completed. Following the conquest of the castle by the Seljuk Turks in 1073, the citadel underwent further renovation during the Ottoman era. The early Republican period saw more refurbishment and a strengthening of the citadel walls.

The outher citadel contains 20 towers dotted along the walls, which are pierced by two main gates: the Outer Gate, facing west, and the Citadel Gate facing south. An old Persian inscription dating back to 1330, the era of İlhanlılar (a Turkish principality), can be seen engraved over the citadel gate.

The inner wall is built around a rectangular base and was completed partly with Ankara stone and other materials, 42 pentagonal towers, the heights of which vary from 14-16 meters, stand along the inner wall. Old houses and the Alaeddin Mosque, dating from the Ottoman period, are still found in good shape inside the citadel itself, and the area has a charming village-like atmosphere.