Yunanistan Kalambaka Meteora

Geziyorum.Kalambaka resimleri.Genel
Yunanistan Kalambaka Meteora

Meteora, Kalambaka şehrinde bulunmaktadır. Şehir Atina şehrine 357 km uzaklıktadır. Tren veya otobüs bağlantısı vardır. Teselya ovasında, Pindos dağlarının hemen yamaçlarında kurulmuştur.

Atina şehrinden buraya ulaşmak isterseniz, uzunca bir karayolu yolculuğunu göze almanız gerekiyor ki, bir de yolculuk yapılan karayolu gayet çok virajlı ve inişli-çıkışlıdır.

Karayolu’nda ilerlerken yol kenarında, küçük küçük kilise-manastır maketleri göreceksiniz. Bu maketler: yolun o kısmında kazaya uğrayıp yakınlarını kaybedenler tarafından yerleştirilmektedir.

Bu maketlerin bulunduğu yerlerde, yolun tehlikeli olduğunu da işaret etmesi açısından önem kazanmaktadır.

Bir diğer başlangıçta sizlere sunmak istediğim husus: tur gurupları Meteora ekstra gezisi için ziyaretçilerden 35 Euro ücret alıyorlar.

Bu ücretin sadece 3 Euro’luk kısmı, Meteora manastırlarına giriş için kullanılıyor, yani kalan 32 Euro, tur tertip heyeti ve rehberlere veriliyor.

Karşılığında belki otobüs yani ulaşım ücreti denebilir ancak gittiğinizde göreceğiniz gibi, öyle ana yollardan ayrılıp saatlerce ayrı olarak gidilen yollar yok, zaten tur gurupları Meteora ekstra gezisini, şehirler arasında giderken yani örneğin: Selanik-Atina arası veya Atina-Kavala arasında giderken yapıyorlar, yani ana yollarından pek fazla uzaklaşma veya ayrılma söz konusu  değil.

Sanırım kar marjının bu kadar yüksek olmasını kişilerin vicdanına bırakmak lazım. Ben bunları yazınca, okurlar elbette kendi başımıza gidelim, nasıl gidebiliriz şeklinde düşüneceklerdir. Ben tur gurubu ile gittiğim için, Atina veya Selanik şehirlerinden buraya nasıl ulaşabileceğiniz hakkında yorum yapmak istemiyorum, ama gerçek şu ki, mutlaka yolu olsa gerek yani Atina ve Selanik şehirlerinden mutlaka buraya bir şekilde ulaşım vardır ki, daha ucuz olduğu kesin.

Kalambaka şehri

Meteora bölgesine turdan ekstra gezi olarak satın alırsanız, Kalambaka şehrine girmeden doğrudan Meteora bölgesine çıkacaksınız. Ancak ben yine de Kalambaka şehri hakkında sizlere kısa bilgi vermek istiyorum.

Kalambaka şehri, günümüzde turist ve hacı gurupları için birçok otel, konuk evleri taverna ve restoranlarla doludur. 12 bin nüfuslu şehirde: hediyelik eşya dükkanlarından el boyalı geleneksel dini simgeler, işlemeli kumaşlar ve deri sandaletler satılmaktadır.

Büyük olasılıkla, manastır gezisi sonunda, buradan ayrılmadan önce yemek molası olarak Kalambaka şehrinin dışındaki bir yol kenarı istasyonda mola verilecektir. Burada unutmayın ki: seçmeli yemek reyonunda yemek seçerken, yemeklerin üzerinde mutlaka fiyat etiketi olmasını kontrol edin, yoksa elinizde tepsiyle kasaya geldiğinizde, yüksekçe bir meblağ ödeme yaparak sürprizle karşılaşabilirsiniz ki, yemeklerin kötü olduğunu da belirtmek isterim.

Yunanistan Kalambaka Meteora

Meteora

Meteora’ya ulaşmak için, yollar gayet güzel ve asfalt, ancak biraz önce de söylediğim gibi viraj-iniş-çıkış gayet bol, yani zor bir yol. Bu yolun bitiminde yani Meteora bölgesine geldiğinizde ki, Kalambaka şehrine uğranılmıyor, araçlar belli bir yerde durmak zorunda kalıyor, çünkü aşırı kalabalık, tam bir araç kalabalığının içine giriliyor.

Özellikle tur otobüsleri, bu kalabalık içinde ilerleyemiyor ve belli bir yerde ziyaretçileri bırakıyor ve sizler, o noktadan itibaren (şansınız varsa 200-300 metre kala, yoksa şansınıza kalmış, 500-600 metre de olabiliyor) yokuş yukarı yürümek zorunda kalıyorsunuz ki, hava da sıcaksa bu yürüyüş gayet sıkıntılı oluyor.

Yani, manastırlara tırmanmadan önce bir yer yokuş yukarı yürüyüş sıkıntısı yaşamak gerekiyor. Ancak, bu arada şunu  söylemek istiyorum, manastırların bulunduğu kayalık tepeliklerin üstündeki görüntüsü gerçekten ilginç, yani bu manastırları uzaktan gördüğünüzde içine girip gezmenin verdiği heyecanla yürüyüş devam ediyor.

Yunanistan Kalambaka Meteora

Önemi

Burası Yunanistan ülkesinin gizli mücevherlerinden birisidir. Daha doğrusu Yunanlılar, burayı dünya çapında tanınır hale getirmek için her türlü reklamı kullanmaktadırlar.

Yunanistan’ın “taş ormanları” ve sarp kum taşları üzerinde yükselen, tünemiş manastırlar, her yıl binlerce ziyaretçi çeken, manevi vahalardır. Burayı gördüğünüzde, bu doğal ortamda, o manastır yapılarının nasıl yapıldığını hayretler içinde izleyeceksiniz.

2017.07.27.a.Meteora.19b
Yunanistan Kalambaka Meteora

Burada biraz manastırlardan söz etmek istiyorum. Ardından yine yürüyüşe devam edeceğiz. 

Meteora kelimesinin anlamı “havada asılı” demektir. Zaten milyonlarca yıl önce, buranın bir iç deniz olduğu ve doğa hareketleri sonucu deniz dibinin yer yüzüne çıktığı ve kayaların şekillendiği ve şimdiki halini aldığı söyleniyor.

Bu bölge, tarihi süreçte ilk olarak Ortodoks rahipler için dua yeri olarak 11’nci yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. 300 metre yükseklikteki kayaların tepesindeki mağaralarda yaşayan keşişler; zamanla tepelerin üstündeki düzlüklere manastırlar inşa etmeye başlamışlardır. Bu manastırların inşaatına 1356 yılında başlandığı söyleniyor.

Bölgede 24 tane manastır yapılmasına rağmen, bunlardan sadece 6 tanesi günümüze ulaşmıştır. Bunun sonucu olarak bölgede çok sayıda yıkık ve terk edilmiş manastır bulunmaktadır.

İlginç olan inşa edilen manastırların kaya bloğunun üstündeki düzlüklerle, birebir aynı olması yani kayanın dibinde bir karış bile boşluk bırakılmadan inşa edilmeleridir. Daha da ilginç olanı: bu yapıları inşa etmek için gereken malzemeleri, ipten yapılmış file asansörlerle tepelere çıkarmış olmalarıdır.

Gelelim manastırların gezilmesiyle ilgili bilmeniz gereken kurallara

1-Kesinlikle uzun ve yorucu tırmanışlara hazırlıklı olun. Bu manastırların 6 tanesini de gezmek mümkün olmuyor, bence en popüler olan iki tanesini gezin demek istiyorum ama tur gurubu ile giderseniz, zaman darlığı nedeniyle sadece bir tanesini gezmeniz mümkün oluyor. Belli bir yaş üstünde olan kişilerin, bu yorucu tırmanışlara kalkışmamasını öneririm.

2-Meteora bölgesini 3-4 saatte gezmek mümkün değildir. Gezi için yapılan parkurun toplam uzunluğu 15 km civarındadır, hava şartları, iniş ve çıkışları da düşünürseniz gerçekten yorulmaya hazırlıklı olmak gerekir.

Ancak genellikle tur guruplarında olduğu gibi, sadece tek bir manastır gezilecek ise, 3-4 saatlik süre yetmektedir.

Çünkü manastırın içinde saatlerce gezilecek bir ortam bulunmuyor ve zamanınızın büyük bölümü yol yani manastıra gitmek ve dönmek için geçiyor. Yunanistan gezinizde, bir şehirden başka şehre geçerken burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz, bilmelisiniz ki, o gününüz tamamen bitecektir.

3-Plastik tabanla ayakkabı (bayanlar için topuklu ayakkabı asla), su, güneş kremi, soğuk ve yağışlı havalar için rüzgarlık, ceket, şemsiye bulundurun.

4-Manastırların hangisinin açık olduğunu ve açılış ve kapanış saatlerini önceden mutlaka kontrol edin. Çünkü manastırlardan dönem dönem farklı olanlar ziyarete açıktır ve hepsi bir arada olmadığından gideceğimiz manastıra göre yolunuzu belirleyin. (tur gurupları için rehber bunu belirlediğinden seçenek olmuyor)

5-Giysileriniz mutlaka muhafazakar olmalıdır. Kısa kollu veya şort ve kısa etekli olmayın, hatta pantolonlu bile olmanız durumunda: manastır kapısında ücretsiz verilen şallara sarılmak zorunda kalıyorsunuz. Yani: yanınızda bulunmadığında manastır kapısında şal veriyorlar.

6-Manastır ziyaretine gitmek isteyenler için: gerek yaz aylarında havanın sıcak olması ve gerekse ziyaretçi yoğunluğu nedeniyle: sabahın erken saatlerinde gitmelerini öneririm. Yoksa: özellikle manastır çıkış ve iniş merdivenlerinde büyük sıkıntı yaşanıyor ve zaten çok büyük olmayan manastır içinde kalabalıktan sıkıntı yaşanıyor.

7-Manastıra giriş ücreti 3 Euro’dur. Manastır girişinde 5-6 metrelik bir tünel bulunuyor, bu konuda fobisi olanların manastır ziyaretinden vazgeçmelerini öneririm.

8-Otobüslerden veya araçlardan indikten sonra, tepeye doğru yürüyoruz ve tepede: manastırların giriş bölümünde, bir süre aşağıya doğru merdivenlerle iniyoruz, sonra manastırın bulunduğu kaya bloğuna geçiriyor ve burada tekrar merdivenlerden yukarı doğru tırmanışa geçiliyor.

9-Bu manastırlarda uzun süre ulaşım için iplerle yapılan asansörler kullanılmıştır. Günümüzde ise, bu ip asansörlerin yerini çelik halat kullanılan asansörler almıştır.

10-Geldik en son ve en önemli maddeye: sayın okurlar, burayı bir tur ekstrası olarak ziyaret ederseniz, rehberiniz “benim burada içeride rehberlik yapma yetkim yok” diyerek sizleri manastıra yollayacak ve sizler de manastır hakkında herhangi bir açıklayıcı bilgi olmadan, yanınızda rehber olmadan manastır içinde boş gözlerle çevreyi izleyerek gezinizi yapacaksınız.

Halbuki: rehberinizin yetkim yok diye geri çekilmesi bir anlamda doğru ancak tur rehberinizin, manastır içinde yardımcı olması için yerel rehber tutması gerekiyor. Burada yerel rehberler var ve (tahminen 150 Euro civarında)  ücret karşılığında (Türkçe rehberlik yapanlar da var) guruplara rehberlik yapıyorlar. Eğer bu da olmazsa, bu satırları hatırlayın ve manastır geziniz güzel geçsin.

Mantar müzesi-Natural History Museum Meteora

Müzede: memeliler, kuşlar ve mantarlar bölümü bulunuyor. Meteora çevresindeki iklim, mantar büyümesi için idealdir. Bu müzede: yenilebilir ve yenilemez ya da zehirli olup olmadığına göre kategorize edilen yerel mantarlar hakkında birçok bilgi bulunmaktadır.

Kilo başına binlerce dolar maliyetli beyaz ve siyah yer mantarlarının örnekleri görülüyor. Ayrıca yine müzenin satış bölümünde: mantarlı zeytin, mantar yağı, mantar sütlü çikolata, makarna bulup satın alabilirsiniz.

Yani hediyelik eşya satın almak için ilginç bir yerdir.

1-GRAND METEORON-KASTRAKİ MANASTIRI

Turlarla buraya gittiğinizde büyük olasılıkla bu manastırı ziyaret edeceksiniz. Bu manastır: 1988 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Zeminden 300 metre yükseklikte, deniz seviyesinden ise 615 metre yükseklikte, havada asılı gibi duran bu manastıra, başlangıçta sadece merdiven ve vinçle ulaşılıyormuş. Günümüzde ise modern yollar ve merdivenler yapılmış ve ziyaretçilerin daha kolay ulaşmaları sağlanmıştır.

Ama burada hala eski alışkanlık ürünü veya malzeme taşımak için kullanılan, manastır ile ana kara parçası arasında bir asansör misali ulaşım aracı duruyor, ben orada iken, bu araç manastırdan ana kara parçasına hareket etti, ana kara parçasında içinden bir insan çıktı, demek ki bunu günümüzde de ulaşım için kullanıyorlar.

Manastır, 1356 yılında, Athanasios tarafından Meteorite’de kurulmuş ve onun öğrencisi ve halefi Iosaph tarafından 14’ncü yüzyılın ikinci yarısında Kral Simeon döneminde büyütülmüştür. Manastırda: Athanasios ve Iosaph’ın mezarları, fresklerle bezenmiş bir kilisede durmaktadır.

2017.07.27.a.Meteora.27b
Yunanistan Kalambaka Meteora Grand Meteoron-Kastraki Manastırı
2017.07.27.a.Meteora.15f
Yunanistan Kalambaka Meteora Grand Meteoron-Kastraki Manastırı

Yukarıda belirttiğim gibi: otobüs veya araçlardan indikten sonra, tepe noktasında, merdivenlerle aşağıya iniliyor, karşıya kaya bloğuna geçiliyor ve sonra merdivenlerle yukarı manastırın girişine tırmanılıyor ve giriş bileti aldıktan sonra manastıra giriliyor.

Manastırın içindeki gölgeli avlu dinlenmek için idealdir. Dinlendikten sonra, aşağıda belirttiğim yerleri gezmenizi öneririm. Herhangi bir gezi planı veya rotası veya işareti yok, ama siz sağdan takip ederek manastırı geziniz.

2017.07.27.a.Meteora.50.Müze.6
Yunanistan Kalambaka Meteora Museum of Hıstory and Folklore
Müze-Museum of Hıstory And Folklore

Manastırda bir müze bulunuyor. Bu müzede fotoğraf ve video çekimi yasaktır. Müze pek zengin içerikli değil ama ücretsiz olduğu için girip gezmek ilginizi çekecek objeleri görmek gerekir. Özellikle: Türk  düşmanlığının sergilendiği büyük resimler mutlaka ilginizi çekecektir.

Özellikle dini yapılarda, dini yerlerde bu şekildeki düşmanlık körükleyen veya aşılayan resimlerin olması  düşündürücüdür. Müzede: çeşitli yöresel giysiler, ahşap oyma haç, nadir ricons, önemli dini el yazmaları, din adamlarının giysileri, silahlar ve resimler sergileniyor.

Hemen giriş kapısındaki görevli kesinlikle fotoğraf çekilmesini engelliyor, zaten bir taraftan müze, kameralar ile denetleniyor, bu yüzden fotoğraf çekimi yapmamanızı öneririm. Müzede: ilgimi çeken obje: girişte hemen solda bulunan bir resim, bu resimde Fener Rum Patriğinin Osmanlı döneminde asılması betimlenmiştir.

Elbette bu asılma olayının temeli bilindiğinde yani Patriğin alenen Türk düşmanlığı yaptığı ve düşmanlık konusunda Rus İmparatoru ile işbirliği yaptığı ve bu durumun bizzat Rus imparatoruna yazdığı bir mektupla kanıtlandığı ve bunun üzerine idama mahkum edildiği bilindiğinde, sanırım bu resimle yaratılmak istenilen Türk düşmanlığı onların yaratmayı arzuladığı şekilde olmayacaktır.

Çünkü olayın gerçek iç yüzünü bilmeyenler, sadece bu resmi gördüklerinde, Osmanlının sanki masum bir din adamını asarak öldürdüğünü yani cinayet işlediğini düşünüyorlar. Halbuki: Türk-Yunan çatışmalarında Yunan din adamları ve dini kurumları daima ön planda olmuşlardır.

Bu müzenin kapısının hemen dışında ise, yine duvarlarda iki bölüm halinde resimler sergileniyor. Aşağıda yazdıklarımı okursanız, bu resimleri gördüğünüzde ifade ettiklerini daha iyi anlayabilirsiniz.

Birinci bölümde: I. Dünya savaşı resimleri var. Bu resimlerde: yine Türk düşmanlığı ve Türklerin Yunanlılar karşısındaki ezilmişliği açık ve aleni şekilde vurgulanmıştır.

Bir duvar resminde: bir Türk subayının Yunanlı subaya kılıcını teslim edişi, beyaz elbiseler içinde Yunanistan’ı temsil eden bir genç kızın, subaylar tarafından himaye edilmesi, yerdeki Türk bayrağının, kılıç ve kesik kafaların gösterilişi, büyük bir taş blokla temsil edilen Türklerin, Yunanistan ile aralarındaki zincirlerin kırılışı tasvir ediliyor.

Yani: Türk esaretinden kurtulan Yunan halkı resmedilmiştir. Yine buradaki bazı fotoğraflarda: Yunanistan’ın bağımsızlığı kazanma sürecinde, önemli ve omuzlarında silahları ile militan din adamlarının resimleri görülmektedir.

Yunanistan Kalambaka Museum of Hıstory and Folklore Meteora

İkinci bölümde ise, bu kere, II. Dünya savaşında Yunanistan’ı işgal eden Nazi Almanya’sını aşağılayıcı resimler görülüyor.

2017.07.27.a.Meteora.45
Yunanistan Kalambaka Meteora Museum of Hıstory and Folklore

Yukarıdaki resim, manastırın duvarında bulunmaktadır. Bu resim: Yunanistan ülkesinde diğer birçok yerde görülen çift başlı kartal figürü, Roma-Bizans kültüründen gelmektedir.

Figürde bir kartalın başı, Roma şehrine, diğer kartalın başı ise İstanbul’a bakmaktadır ve Bizans simgesi bu figür, Bizans’ın ardından Fener Rum Patrikhanesi tarafından kullanılmış ve kullanılmaktadır.

2017.07.27.a.Meteora.19b
Yunanistan Kalambaka Meteora
Yunanistan Kalambaka Meteora
Manastırın diğer bölümlerine gelince
Platys Lithos

Buranın kurucusu olan Aziz Athanasios Meteorites’in kayaya oyulmuş, orijinal inziva manastırı: girişte, merdivenin solunda görülür.

Başkalaşım kilisesi

1388 yılında Aziz Iosaph tarafından inşa edilmiştir. 1544-1545 yıllarında bir nef ve narteks ilave edilmiştir. Özellikle bir Giriş okulu anonim sanatçısı tarafından 1552 yılında boyanan freskler iyi korunmuştur. Fresklerde: İsa’nın hayatı, Meryem, çeşitli askeri azizler, manastırın kurucuları sahneleri tasvir edilmiştir. Nef bölümünde dikkat çeken tasvirler vardır.

Beş sütunlu ve baş melekler Mikail ve Cebrail ile Meryem portreleriyle dekore edilmiş bir apsis ile desteklenen tonozlu bir çatısı vardır.

Kilisenin kuzey tarafındaki yemekhane 1557 yılı yapımıdır. Bitişik mutfak, duman ile kararmış ekmek fırını ve özgün ocakla dikkat çeker. Şarap mahzeninde: ahşap şarap varilleri ve diğer tarım malzemeleri vardır.

2017.07.27.a.Meteora.44a
Yunanistan Kalambaka Meteora Başkalaşım Kilisesi
Sacristy

Birçok ziyaretçi için kilise dışında; en ilgi çeken bölüm: önceki sakinlerin kafatası ve kemiklerinin, düzgün raflarda dizildiği “Sacristy” kısmıdır. Bir kapıda, küçük bir pencereden burası görülebiliyor.

Sanırım: burada görevli kişiler öldüklerinde, bir süre toprağa gömülü kalıyorlar ve belli bir süre geçince kemikleri topraktan çıkarılıp burada depolanıyor ve yeni ölenler aynı yere gömülüyorlar, yani bir anlamda mezar yerinden tasarruf yapılıyor.

Sonuç

Evet, manastırı gezdikten sonra (herhangi bir rota, plan veya işaret olmadığından belki bazı yerleri atlayacaksınız, görmeyeceksiniz) son durak bahçe olabilir. Bahçenin bulunduğu yerde, muhteşem güzel çiçeklerin arasında bir süre oturup dinlenin ve çevrenin manzarasını izleyin, çünkü yine uzunca bir yol, merdiven inişleri ve çıkışları sizi bekliyor.

Hatta: eğer kalabalık guruplar geliyorsa merdivenin bazı yerlerinde aynı anda iki kişinin geçmesi bile sorun yaratabiliyor. Bahçede bir süre dinlenin ve bahçede bulunan ağaca her kez gibi siz de bir şeyler bağlayın, dilek tutun diyerek bu manastırı tanıtım yazımı bitiriyorum.

Geziyorum.Kalambaka resimleri.Agia Triada.3
Yunanistan Kalambaka Meteora Holy Trinity Manastırı-Agia Triada-James Bond Manastırı

2-HOLY TRİNİTY MANASTIRI-AGİA TRİADA-JAMES BOND MANASTIRI

Şimdi bölgedeki bir başka manastırdan söz etmek istiyorum. Genellikle yukarıda anlattığım manastır geziliyor ama yine de bir ihtimal, orası kapalı olursa, şimdi anlatacağım Holy Trinity Manastırı gezdiriliyor.

Burası, ulaşımın en zor olduğu manastırdır. Manastır, Osmanlıdan kaçan rahipler tarafından 1458-1476 yılları arasında kurulmuştur. 20’nci yüzyıla kadar, rahipler ve hacılar, sadece ip merdiven ve sepetler aracılığı ile buraya ulaşıyordu. Burada anlatılan bir hikayeyi belirtmek istiyorum.

Zamanın birinde, buradaki manastırların birine bir keşiş gelmiş, yukarı nasıl çıkacağım diye sormuş. Manastır görevlisi, bu ip asansörle çıkacaksın demiş. Keşiş peki siz bu ip asansörlerin iplerini ne zaman değiştiriyorsunuz. Manastır görevlisinin cevabı “kopunca değiştiriyoruz”

1925 yılında, kayaya oyma merdiven yapılır. Buraya ulaşmak için 140 basamaklı merdiveni tırmanmak gerekiyor. Manastırın bütün hazineleri: II. Dünya savaşında Almanlar tarafından yağmalanmıştır. 1476 yılı yapımı küçük kilise, tuğla ve kiremit bir cepheye sahiptir ve 1684 yılı yapımı büyük bir narteks yanındadır. Bu iki yapı, evrelerini yansıtan iki kubbeye sahiptir.

Kilise 17 ve 18’nci yüzyıllarda yapılmış fresklerle süslüdür. Ayrıca: 1539 yılında Venedik’te basılmış, gümüş kapaklı Gospel kitabı, kilisenin günümüze kadar gelebilen taşınabilir nadir hazinelerinden biridir. 1682 yılı yapımı, kaya içine oyulmuş, erken inziva yeri olarak kullanılan Chapel Baptist, yüzyıllar boyunca rahipler tarafından kopyalanan 120 dini el yazmasına ev sahipliği yapmaktadır.

1981 yılında James Bond “Your Eyes Only” isimli filmi, bu manastırda çekilmiştir. Filmde James Bond, halat merdivenle manastıra tırmanmaktadır ve bu yüzden manastırın adı “James Bond” manastırı olarak anılmaktadır.

Geziyorum.Kalambaka resimleri.Varlam manastırı.1
Yunanistan Kalambaka Meteora Varlaam Manastırı
Yunanistan Kalambaka Meteora Varlaam Manastırı
Geziyorum.Kalambaka resimleri.Varlam manastırı.4
Yunanistan Kalambaka Meteora Varlaam Manastırı

3-VARLAAM MANASTIRI

373 metrelik bir uçurumda bulunan manastıra çıkmak için 195 basamaklı bir merdiven çıkmak gerekiyor. Anayoldan dar bir köprü ile ulaşılıyor. Kartal figürlü bir kapıdan girilerek manastıra ulaşılıyor.

Bir keşiş, bu köprüde bazen oturur ve ziyaretçilerle sohbet eder. Hoş bir bahçe vardır. Burası: Meteoron’dan sonraki ikinci büyük manastırdır.

1350 yılında Varlaam adında bir münzevi keşiş, bu büyük kayaya tırmanır ve üst kısmında yerleşir. Kendisi burada bir kilise, bir hücre ve bir su tankı inşa eder. Ancak kimse kendisini takip etmez ve ölümünden sonra, site terk edilir. Binalar 1517 yılına kadar 200 yıl boyunca harabe haline gelir. 1541-1542 yıllarında, manastırın restorasyonu yapılır.

İpler, kasnaklar ve sepet kullanılarak, kayanın üstüne tüm yapı malzemesi taşınır ve bu faaliyet 22 yıl sürer. Malzeme taşındıktan sonra ise, restorasyon işlemi 20 günde tamamlanır. Manastır 16’ncı yüzyıl boyunca kullanılır ama 17’nci yüzyıl başlarında rahipler azalmaya başlar. Günümüzde burada sadece 7 rahip bulunduğu söyleniyor.

Manastırın içinde: freskler, 16’ncı yüzyıldan kalma bir kilise, eski yemekhane ve müze ziyaret edilmektedir. Ayrıca keşişlerin malzemeleri taşımak için kullandıkları eski halat sepet ki 1536 yılı yapımıdır görülebilir. Yemekhane, dini eserler müzesi haline getirilmiştir. Müzede: oyma ahşap haç, simgeler ve başkaca eserler görülür.

Ayrıca rahipler tarafından kopyalanan 300 dini el yazması kitap bulunur. Manastırın mutfağı, sekizgen kubbesi, tonozlu yapısı ve bacası ile dikkat çeker. Yağmur suyunun biriktiği, 12 ton su taşıyabilen orijinal su varili, bir depoda sergilenmektedir. Hatıra eşyaların satıldığı bir dükkan da bulunuyor. Çünkü burası dış dünyaya açılmış bir manastırdır ve ikonlar, tahtadan eşyalar ve benzeri birçok hediyelik ve hatıra eşya satılmaktadır.

Geziyorum.Kalambaka resimleri.Agios Stefanos.2
Yunanistan Kalambaka Meteora Agios Stefanos
Geziyorum.Kalambaka resimleri.Agios Stefanos
Yunanistan Kalambaka Meteora Agios Stefanos
Geziyorum.Kalambaka resimleri.Ayios Nicolas
Yunanistan Kalambaka Meteora Agios Stefanos

4-AGİOS STEFANOS

Meteora bölgesindeki, erişimin en rahat olduğu manastırdır ve herhangi bir tırmanmaya gerek kalmaz. Bir köprü vasıtasıyla ulaşılıyor. Diğer manastırlara göre daha az gösterişlidir. 18’nci yüzyılda 1798 yılında inşa edilen burası çevredeki tek kadın manastırıdır. Moni Aghiosu Stefanunun, Sırp hükümdarı Epirus Nicephorus II’nin oğlu olduğu düşünülmektedir.

Manastır, Aziz Antoninus Cantacuzenos tarafından kurulmuştur. Manastır 20’nci yüzyılda çok zarar görmüştür. II. Dünya savaşı sırasında Almanlar tarafından bombalanmış ve sonraki iç savaş sırasında talan edilmiştir.

İç savaş sırasında, manastırdaki fresklerin çoğu, Komünist isyancılar tarafından tahrip edilmiştir. Ardından, Aziz Stephen bir rahibe manastırı olmuştur ve 1961 yılında terk edilmiş, günümüzde manastırda Abbest Agathi Antoniou liderliğinde 28 rahibe yaşamaktadır.

Balkonundan, çevrenin muhteşem manzarası izlenir. Manastırda rahibeler, freskler ve altın detaylarla süslenmiş güzel bir şapel görülmektedir. Özellikle yemekhanesinde 15’nci yüzyıldan kalma freskler ilgi çekmektedir. Müzede ise, rahibeler tarafından yapılan el yapımı nakış ve diğer ıvır zıvır satılmaktadır.

Geziyorum.Kalambaka resimleri.Roussenau.1
Yunanistan Kalambaka Meteora Roussanou Manastırı
Geziyorum.Kalambaka resimleri.Roussenau
Yunanistan Kalambaka Meteora Roussanou Manastırı

5-ROUSSANOU MANASTIRI

Aziz Barbara adına adanmış bu manastır, bir kaya zirvesinin üstünde durmaktadır. Manastıra 1930 yılında yapılan bir ahşap köprüyle ulaşılmaktadır. Manastır Maximos ve Yanya Iosaph tarafından 1545 civarında kurulmuştur.

Manastırın adının anlamı bilinmemektedir. Manastır tüm kaya yüzeyini kaplar ve 3 seviyeden oluşmaktadır. Zemin katta kilise ve hücreler, iki üst katlarda misafir yerleri, resepsiyon salonları, sergi salonları ve yine hücre evleri vardır.

Kilisedeki freskler, ilgi çekmektedir. Manastır: II. Dünya savaşında Almanlar tarafından talan edilmiştir. 1940 yılından önce, 200 yıl boyunca bakıma muhtaç halde kalmıştır.

Daha sonra bölgesel arkeolojik hizmet birimi tarafından onarılmış ve 1988 yılından bu yana, 13 rahibelik küçük bir topluluk tarafından işgal edilmiştir. Güzel küçük bahçesinde, burada yaşayan rahibeler görülebilir.

Rahibeler, ziyaretçilere dostça yaklaşma eğilimindedir, avluda dinlenen ziyaretçilere şeker ikram ederler ve böylece kutuya küçük bir bağış koymanızı beklerler.

Yunanistan Kalambaka Meteora Agios Nikolaos Anapfsas Manastırı-St Nicholas

6-AGİOS NİKOLAOS ANAPFSAS MANASTIRI-ST NİCHOLAS

Buraya 1 km uzaklıktaki Kastraki köyüne yakın bu manastır, Aziz Nicholas adına, dik bir tepeye yapılmıştır. Mevcut manastır: Aziz Dionysius, Larisa Metropoliti ve Nikanoras tarafından 1510 yılında kurulmuştur. Manastır 1900’lü yıllarda terk edilmiş ve arkeolojik bölge hizmetleri tarafından 1960 yılında restore edilene kadar bakıma muhtaç harap halde kalmıştır.

1997 yılında Kalambaka rahipleri, her yaz turistlere manastırı açmaya başlamışlardır. Burada günümüzde bir  keşiş ve başrahip yaşamaktadır.

Manastır binaları, üç katlı yükselen, yukarı yerine dışa uzatılır şekilde yapılmıştır. Kubbesi yüzünden, üstüne inşa zemin pencere vardır ve kaya üzerinde sığdırmak için, düzensiz kat planı vardır.

Geniş bir narteks batı tarafında uzanır. Yapının içi, Giritli sanatçı Theophanes tarafından, 1527 yılında boyanmış fresklerle süslüdür.

Özellikle bu fresklerin görülmesi önerilir. Üçüncü kat: eski yemekhanedir ve fresklerle süslenmiştir, son zamanlarda resepsiyon salonu (kemiklerin depolanması için) kullanılan bir şapel içermektedir.

Yunanistan Atina Tarih

Yunanistan Atina Tarih
 
 

İsterseniz: Atina şehrinin tarihine, şehrin kuruluş öyküsü ile başlayalım. Her ne kadar “mit” yani bir efsane olsa da, bunun gerçekçiliği pek tartışılmıyor ve şehrin kuruluş efsanesi olarak kabul ediliyor.

Antik dönemde: Bilgelik Tanrıçası Athena ile Denizler Tanrısı Poseidon arasında, bir yarışma düzenlenir. Yarışmanın amacı: hangisinin ölümlülere yani insanlara, daha yararlı bir hediye verecektir.

Hakem: Atina şehrinin yarı insan- yarı yılan olan kralı: Kekrops. Yani: Kekrops, Atina şehrinin ilk kralıdır.

Şehre; önce Poseidon gelir ve Akropolis kayalıklarına, çatallı mızrağını vurur ve kayalıktan tuzlu su çıkmaya başlar. Daha sonra, Athena gelir. Athene, Akropolis kayalıklarına vurur ve kayalıktan “zeytin ağacı” çıkar. Hakem: zeytin ağacının, ölümlüler için daha değerli olduğuna karar verir ve Tanrıça Athena, şehrin özel koruyucusu olarak seçilir.

Zaten, günümüzde de, gerek Akropolis ve gerekse Atina’nın birçok yerinde, binlerce zeytin ağacı görülmektedir, hatta saçma-sapan yerlerde bile zeytin ağaçlarının çıktığı görülmektedir.

Bunun dışında

Yunanistan Atina Tarih; Şarap Tanrısı Dionysos tarafından, şehre “asma ağacı” hediye edilir. Böylece: şarap, ticaret ve yaşam, Atina şehrinin ayrılmaz bir parçası haline gelir.

Evet, antik kaynaklarda yazılı bu hikayeden sonra, Atina şehrinin yazılı kaynaklardaki tarihi geçmişine bakalım.

Atina şehri bölgesindeki ilk yerleşim: MÖ.3000 yıllarında, Mikenler tarafından yapılmıştır. Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarında, büyük bir uygarlık sürdüren Mikenler, bu dönemde, Akropolis üzerinde büyük bir saray yaparlar. Ancak: devam eden tarihi süreçte, 10 yıl süren Truva savaşları, Miken uygarlığının zayıflamasına neden olur.

MÖ.1100 yıllarına gelindiğinde, kuzeyden Yunanistan ülkesine giren Dor savaşçıları: demir mızrak ve kalkanlarıyla, Tunç çağı silahları kuşanmış ve zayıflamış olan Miken savaşçılarını yenerler ve bölgeyi ele geçirirler. Böylece, burada, karanlık çağ diye isimlendirilen ve MÖ.1100-750 yılları arasındaki dönemi kapsayan, karanlık çağ yaşanır. Bu dönem hakkında, herhangi bir bilgi yok. Ancak, bölgedeki  tüm saray ve büyük yapıların talan edildiği ve yıkıldığı biliniyor.

Takip eden süreçte: bölgede şehir devletlerinin kurulduğu görülür. Ancak, Atina şehir devleti, bu dönem de, çok ta önem kazanan bir değilmiş.

Attika yarımadasında

Yunanistan Atina Tarih: Doğal kaynak ve verimli alanlara sahip olan tüm bölgeyi kaplar. Bunların yanında: Lavrion bölgesindeki gümüş yatakları ve İmittos ve özellikle Pendelli dağlarındaki mermer yatakları, sonradan görüleceği üzere, bölgenin imarında büyük rol oynayan etkenler olarak öne çıkar.

Evet, Pire ve Porto Rafi bölgesindeki doğal limanlar da, Atina şehir devletinin, bölgede zamanla büyük bir güç olarak öne çıkmasının en büyük nedenlerinin başında gelir. Sanat ve ticaret hızla gelişir. Bölgede üretilen: şarap ve zeytinyağları, İtalya, Mısır ve Anadolu’ya ihraç edilir.

Özellikle, bölgede “Pers” tehdidi, şehir devletleri için ortak bir sorun haline gelince, Atinalılar bundan bir şekilde yararlanırlar. O dönemde, Atina şehrinin belediye başkanı Perikles.

Perikles: şehir devletlerinin ilgililerini toplar ve hazinelerinin saklanması için bölgedeki en güvenilir yerin, Akropolis olduğu konusunda onları ikna eder. Bunun üzerine, çevredeki şehir devletleri, hazinelerini Akropolise gönderirler.

Ancak, Perikles, bu altınları kullanarak, şehri güzelleştirmeye  başlar. Özellikle: Agora’yı yaptırır. Mimarlar ve sanatçılar şehre akın eder. Bu arada: Atina Okulu’nu kurarlar ve böylece, şehre bilginler de gelmeye başlarlar.

Böylece, ticari yönden gelişen şehir, dünyanın önemli bilim ve kültür merkezlerinden biri haline gelir. Çünkü: birçok hazine ve ayak işlerinde kullanılan köleler, şehrin önde gelenleri tarafından, sadece felsefe ve sanat la uğraşılmasına fırsat yaratır.

Ancak, yine de bu  dönemde ortaya çıktığı söylenen demokrasi olayında: Atina şehrinin kadınları, yabancılar ve köleler oy veremiyorlardı ve oy veren miktar, halkın yaklaşık % 20’ sini oluşturuyordu.

MÖ.5’nci yüzyıla gelindiğinde

Yunanistan Atina Tarih: Atina savaşçı güçleri, ülkeyi işgal etmeye gelen Pers ordusunu yenerek, bölgeden uzaklaştırır.

Daha sonra ise: İonya (Anadolu) sahilindeki Yunan şehirlerinde, Anadolu Pers egemenliğine karşı olan ayaklanmaları destekler.

MÖ.498 yılında: Yunan güçleriyle destekli İonya ordusu, Anadolu topraklarında Sardes isimli Pers kentini yakıp-yıkınca, Persler, Atina şehrinden intikam almak için, MÖ. 490 yılında: tekrar, Yunanistan topraklarına girerler.

Atina şehrinin 45 km. kuzey doğusundaki “Marathon” düzlüğünde yapılan savaş, yine Atinalılar tarafından kazanılır.

Bu savaşta, zafer haberini Atina şehrine bildirmek üzere, 45 km. koşan asker, şehre vardığında,  zafer haberini verir ve yorgunluktan ölür. Askerin bu başarısı ve gücü, günümüzde “Marathon” yarışlarının doğmasına neden olmuştur.

MÖ.480 yıllarında

Persler, bu kez, Darius’un oğlu Xerxes idaresinde, Atinalıları yenerler ve şehri işgal ederek, Akropolisi yakıp-yıkarlar. MÖ.479 yılında ise, Sparta şehir devleti, bölgede en büyük güç olarak öne çıkar, Persleri, bölgeden atar.

MÖ.432-404 yılları arasında ise, bu kez: Atina ve Sparta şehir devletleri, kendi aralarında, Peloponnesos savaşları yaparlar.

MÖ.146 yılında, Romalılar, ülkeyi ele geçirirler. Ancak, Atinalılar, MÖ. 86 yılında, Anadolu’da ayaklanan Pontos Kralı Mithradates’i destekleyince, buna kızan Romalılar, Atina şehrini yakarak yok ederler.

MS.110 yılında: Romalılar şehri yeniden inşa etme faaliyetlerine girişirler. Özellikle, Roma imparatoru Julius Caesar tarafından, Atina Agorasının doğusundaki Roma Agorası, Hadrian tarafından ise Hadrianus kitaplığı yaptırılır. Ancak, 267 yılında, bu kez, kuzeyden gelen Heruliler tarafından, Atina şehri yeniden yağmalanır ve yakılır-yıkılır.

330 yılına gelindiğinde: Roma imparatorluğu ikiye bölünür. Bu dönemde: İstanbul, Bizans imparatorluğunun başkenti olarak hızla gelişir. Atina ise, 200 yıllık bir süreç boyunca: eğitim ve kültür merkezi olarak, bölgede ayrı bir yere oturur.

530 yılında: dindir bir Hıristiyan olan Bizans İmparatoru İustinianos, Atina şehrindeki bütün felsefe okullarını kapattırır. Böylece, 1000 yıllık bir gelenek biter ve Atina, diğer sıradan şehirlerden farksız hale gelir.

1204 yılında

Hıristiyan Bizans topraklarına karşı  düzenlenen, haçlı seferleri görülür. 1311 yılına kadar, şehir, Fransız haçlıları tarafından yönetilir.

1456 yılında: bu kez, bölgede Osmanlılar görülür. Akropolis, bir Osmanlı kasabası haline gelir ve şehirde birçok cami yapılır. Ancak, bu dönemde inşa edilen dört büyük camiden, sadece “Roma Agorası” bölgesinde bulunan “Fethiye Camisi” günümüze kadar ayakta gelebilmiştir. Halbuki, Osmanlılar, yöredeki kiliselere asla dokunmamışlar, bu ibadet yerlerine saygı göstererek, yıkmamışlardır.

1687 yılında: Osmanlı-Venedik savaşları ve savaştan galip ayrılan Venedikliler, Atina şehrini işgal ederler. 1688 yılında ise, veba salgını nedeniyle, Venedikliler şehirden kaçarlar ve 5 ay süren salgın, Atinalıların şehri terk etmesine neden olur. Böylece, şehir 3 yıl süresince boş ve ıssız kalır.

1700 yılında, Osmanlılar

Yeniden şehri ele geçirirler. 1721 yılında, günümüze sadece kapısı sağlam olarak gelebilen “Medrese” yapılır. 1759 yılında ise, Monastiraki meydanındaki “Trizderaki” camisi inşa edilir.

1821 yılında: Peloponnesos bölgesindeki savaştan yenik ayrılan Osmanlılar, Atina şehrini terk ederler. Ancak, 1826 yılında, şehir, Osmanlılar tarafından yeniden ele geçirilir. Bunun üzerine, Atinalılar, Salamis adasına göç ederler ve Yunan bağımsızlık savaşı başlatılır.

1827 yılında: Osmanlı deniz güçleri, Navarin bölgesinde, İngiliz-Fransız-Rus birleşik donanmasına yenilince, 1930 yılında bu ülkelerle imzalanan anlaşma gereği, Osmanlılar yeniden bölgeden çekilirler ve Yunanistan, bağımsız bir ülke olarak siyaset sahnesine çıkar.

1833 yılında

Son Osmanlı birlikleri, Atina şehrini boşaltırlar. 1834 yılında, Atina, resmen Yunanistan ülkesinin başkenti olarak ilan edilir. Ancak, bu dönemde, Akropolis bölgesinin kuzeyindeki dağınık evlerde, sadece 4000 kişi yaşamaktadır ve şehir, bu haliyle köyden farksızdır.

Aynı dönemde: Almanya-Bavyera bölgesinden ülkeye kral olarak getirilen 18 yaşındaki Otto, kentte bulunan bir tane, iki katlı eve yerleşir ve uzun süre burada oturur.

Daha sonra ise, Alman mimarlara, bir saray yaptırır. Sarayın aşağı bölümü ise, geniş bir bahçe olarak (günümüzdeki Sintigma Meydanı) düzenletir. Bu dönemde, şehrin büyümesi hızlanır.

1863 yılında; Danimarkalı genç bir Prens olan I. George krallığa getirilir ve 1967 yılındaki askeri yönetime kadar, ülke, bu aile tarafından idare edilir.

1907 yılına gelindiğinde, şehrin nüfusu 200 000 civarında idi. Omania Meydanının açılması ve Atina-Pire demiryolunun yapılması ile, büyüme hızlandı.

1915 yılına gelindiğinde: Yunan siyasi tarihindeki en büyük hata olan, Anadolu’nun işgali hamlesi yapılır. Ama, Anadolu topraklarındaki Yunan macerası, daha önce de olduğu gibi, yine hüsranla sonuçlanır ve Anadolu topraklarında yarattıkları vahşeti geride bırakarak, Ege denizi sularına gömülürler.

1922-1923 yıllarına gelindiğinde, Anadolu topraklarında yaşadıkları macera sırasında yarattıkları vahşet, yıkım ve katliam nedeniyle; yüzlerce yıldır, birlikte, barış içinde yaşayan Türk-Rum toplumları, birbirinden kopar.

Anadolu topraklarındaki Rumlar Yunanistan ülkesine, Yunanistan ülkesindeki Türkler ise, Anadolu topraklarına, zorunlu göçe yani mübadeleye tabi tutulurlar. Ancak: Yunanistan ülkesine göçen Rumlar, özellikle Atina şehri çevresindeki varoşlara yerleşirler ve şehir nüfusu ve yapılaşması, dengesiz ve plansız şekilde, birden artar, yükselir.

1940-1941 yıllarında

2’nci Dünya Savaşı arifesinde; Yunan askeri güçleri, İtalyan ordusunun, ülke içinde ilerleyişini durdururlar. Bu başarı ve kahramanlık, her yıl “28 Ekim” tarihinde, Ulusal Bayram olarak kutlanır.

Ancak, Nisan 1941 tarihinde: Nazi Almanya’sı tarafından ülke işgal edilir. Almanlar, ülkenin birçok yerini ele geçirirler, bu arada, Atina şehri: Almanların müttefiki İtalyanlar tarafından işgal edilir.

1944 yılında, Almanlar ve İtalyanlar ülkeden geri çekilirler. Ancak, bu dönemde, Yunanistan tam bir yıkıla uğramıştır. Ülke: bağımsızlık hareketine katılanlar tarafından, çeşitli guruplara bölünmüştür. Böylece iç savaş çıkar. İç savaş; 1949 yılında, komünistlerin yenilgisiyle sonuçlanır. Ancak, siyasi istikrarsızlık sürmeye  devam eder.

1967 yılında; ülkede, askeri yönetim idareyi ele geçirir. Krallık rejimine son verilir. Kasım 1973 tarihinde ise, bu kez, askeri idare rejimi biter.

Ülke; 1981 yılında, Avrupa Birliğine katılır ve hızla gelişerek, günümüze gelir.

Atina şehri genel özellikleriyle ilgili yazım için.

Yunanistan gezi Planı

Yunanistan gezi Planı

Yunanistan gezi Planı; Otobüsle, Yunanistan gezisi hakkında gezdiklerin, gördüklerim ve yaşadıklarım aşağıdadır. Umarım: otobüs veya kendi aracı ile Yunanistan’a gezi yapmak isteyenler için yardımcı olur.

Yunanistan ülkesine otobüs turu ile gitmek isteyenler: turu satın alırken mutlaka: otobüsün kaç model olduğunu, otobüste mini televizyon ve priz bulunup bulunmadığını, tuvalet bulunup bulunmadığını sormalarını öneririm.

Çünkü: yapacağımız uzun yolculuklar süresince, rahatsız bir otobüs inanın canınızdan bezdirecek ve tatilinizi rezil edebilecektir. Her ne kadar otobüste çift şoför bulunması zorunlu olmasına ve çift şoför bulunmasına rağmen, otobüste ikram var diye yazılıyorsa, bu da sorunlu oluyor. Çünkü: otobüsler iki şoför dışında muavin almıyorlar ve bu yüzden, genellikle bavulların bagajdan indirilip çıkarılması ve çay-kahve gibi ikramlarda sorun çıkıyor.

Ayrıca: otobüsten yer satın alırken aslında “müracaat sırasına göre, koltuk tercihi yapılmasının” uygun olduğunu düşünüyorum. Aksi halde: otobüste, her seferinde tam bir yer kapmaca rezilliği oynanıyor.

Son bir not: tur satın alırken: özellikle Meteora ve Atina Akropol’de: yerel rehberler tutulup tutulmadığını öğrenin, yerel rehber (150 Euro) tutulmaz ise, kendi rehberiniz Meteora veya Akropol’de size rehberlik yapamıyor çünkü yasak ve siz: kalıntılar arasında sadece baka baka dolaşmak zorunda kalıyorsunuz.

Sınır geçişi

1-Yunanistan’a araçla (kendi aracı veya tur otobüsleriyle) çıkacak olanlar için, en önemli husus sınır geçişidir. Çünkü: sınır geçişleri bir hayli yoğun oluyor ve dolayısı ile uzunca bir süre beklemek gerekiyor.

Türkiye sınırından geçerken, önce pasaportlar ve güvenlik taraması ve ardından, gümrük kontrol yetkililerinin kontrolleri yapılıyor. Otobüs ile geçerken: otobüsten inerek pasaportlara çıkış damgası vurduruluyor. Daha sonra, gümrük elemanları, otobüslerin bagajlarında tesadüfi olarak birkaç bavul seçiyorlar ve bu bavulların sahipleri araçtan iniyor, bavullar açılıyor ve kontrol ediliyor.

Türkiye gümrük tarafından geçtikten sonra, hemen solda Türk Free Shop mağazası bulunuyor. Tek bir mağaza, ama aranan birçok şeyi bulmak mümkündür ve yolcular genellikle sigara almayı tercih ediyorlar.

Ardından: nehir üzerindeki ilginç köprü geçiliyor. Bu köprünün yarısı yani bizim tarafın korkuluk demirleri kırmızı-beyaz ve Yunan tarafı ise mavi-beyaz boyanmıştır. Tam orta noktada, Türk ve Yunan bayrakları ve askerleri görülüyor.

Yunanistan tarafında ise: girişte pek sorun yok. Sadece ve özellikle, sigara konusunda çok hassas oldukları gerek yazılı ve gerekse rehberler tarafından sözlü olarak uyarılar yapılıyor.

Yunanistan’a yanınızda sadece 2 paket sigara geçirme hakkınız var. Burada hassas olan, 2 paket yani 2 karton değil, eğer herhangi bir arama yapılır ve yanınızda 2 paketten fazla sigara bulunursa: para cezası ödemek zorunda kalıyorsunuz.

Ben geçerken arama yapılmadı ama elbette, arama yapılmaması, siz geçerken de arama yapılmayacağı anlamına gelmiyor, sonuçta arama konusu, görevli memurların tercihlerine göre değişebiliyor.

Bu konuda önlem almak isteyenler, aldıkları karton sigaraları, ikişer paket olarak, sigara almayanların çantalarına dağıtıyorlar. Bunun dışında, Yunanistan tarafında, polis giriş damgasını pasaportların rehber veya şoför tarafından toplanmasıyla, topluca basıyor ve ardından Yunan gümrük kontrolü ve ülkeye girişi sağlanıyor.

2-Yunanistan dönüşüne gelince: Yunan polisi, yine pasaportlara topluca çıkış damgası basıyor ve ardından gümrük ve ardından 2 tane Yunan Free Shop mağazası bulunuyor.

Dikkat çıkışta, Türk Free Shop mağazasına girilmiyor. Free Shop mağazasında alışverişin ardından, Türk gümrük görevlilerine geliniyor. Gümrük görevlisi: otobüse binerek kontrol yapıyor.

Çünkü: mevzuat gereği, 1 adet yüksek alkollü ve 1 adet düşük alkollü içecek alınması uygun kabul ediliyor. Gümrük görevlileri, özellikle otobüs içinde, görünür yerlerdeki Free Shop mağazası poşetlerini inceliyorlar. Aslında, bu inceleme, gümrük görevlisinin tercihine kalmış, yani ne inceleniyor ne de incelenmiyor demek mümkündür.

Ardından: Türk emniyet birimleri, pasaportları yine topluca alıyor ve topluca giriş damgası basılıyor ve ülkemize “Hoş geldiniz” levhası karşımızda, ülkemize giriyoruz.

3-Sınır geçişi hakkında dikkat edilmesi gereken husus: yukarıda sözünü ettiğim işlemler, sınır kapıları kalabalık olmadığında, yaklaşık 2 saat kadar sürüyor. Eğer sınır kapıları kalabalık yani yoğun ise, bu süre 3-4 saate kadar uzanıyor. Bu yüzden: önerim, eğer kendi aracınız ile gidecekseniz: sınır kapılarında geç saatlerde bulunmanızdır.

Özellikle: Yunanistan tarafına geçerken Cuma akşam saatleri ve Cumartesi ve Pazar günü erken saatleri tercih etmeyin. Türkiye tarafına geçerken ise: Pazar öğleden sonra ve akşam saatlerini tercih etmeyin, çünkü büyük bir yoğunlukla karşılaşır ve sınır kapısında uzun saatler beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Kendi aracı ile Yunanistan’a gitmek isteyenler

Araç kendi üstünüze kayıtlı değil ise: araç sahibinin vekaleti yanınızda bulunmalıdır. Ayrıca: araç için “Yeşil Sigorta” yaptırmanız ve poliçeyi girişte ibraz etmeniz gerekiyor. Bunun dışında, herhangi bir formalite bulunmuyor. Yunanistan ülkesinde benzinin litresi 1 Euro civarındadır.

Yollar

1-Yunanistan ülkesinde şehirlerarası yollar gerçekten muhteşemdir. Olimpiyatlar öncesinde büyük paralar harcanarak ülkenin bütün yolları yenilenmiş ve muhteşem güzel otoyollar yapılmıştır.

Otoyollar genellikle (taksiler için 2 Euro civarında) pahalı değildir ve önemli husus: tüm otoyollarda bizimki gibi HGS-OGS gibi durumlar yok, görevli memurlar var ve ücret ödeyerek otoyolları kullanabiliyorsunuz ve bu durum özellikle yabancılar için çok iyi, çünkü paranızı verip geçiyorsunuz.

2-Otoyollar gerçekten çok güzel, dikkat çeken husus: otoyollar üzerinde hiç görüntü kirliliği olmamasıdır. Gerek yolların kenarında herhangi bir reklam tabelası bulunmaması ve gerekse yolların kenarındaki yerleşim yerleri, hiç görüntü kirliliği yaratmıyor.

3-Kendi aracı ile gidecekler için: yol tabelaları gayet uygun ve anlaşılırdır. Tabelalarda: gerek Yunanca ve gerekse İngilizce şehir isimleri yazılıdır. Ancak dikkatimi çeken: sürekli yakın yerlerin isimleri ve uzaklıkları yazılı, uzak yerler pek yazılmıyor, yani gideceğiniz istikametteki en yakın iki yerin ismi ve uzaklığı yazılıyor.

4-Yol üzerinde uygun konaklama yerleri bulunuyor. Ancak bu konaklama yerlerinde yemek yemeği düşünürseniz, yemeklerin üstünde birçok yerde fiyatları yazılı değildir, dolayısı ile kasaya gittiğinizde ne ödeyeceğinizi bilmiyorsunuz ve yüksek bir bedelle karşılaşma olasılığı fazladır, yani bence sıraya girdiğinizde her yemeğin önüne gelince almadan önce fiyatın sorun.

Hırsızlık

Yunanistan gezisine turla katılırsanız, rehber büyük olasılıkla hırsızlık konusunda kırmızı alarm şeklinde bir uyarıda bulunacaktır. Ben Yunanistan’da kaldığım sürede herhangi bir hırsızlık olayı  duymadım. Ama elbette hırsızlık, bütün turistik ülke ve şehirlerde olduğu gibi burada da olabilecek bir konudur.

Yani: Yunanistan ülkesinde de, özellikle turistik yerlerde, insanlar çevrenin fotoğrafını deliler gibi fazlaca çekebilmek uğruna, çanta ve cüzdanlarını pek umursamıyorlar ve doğal sonuç olarak hırsızlık la karşılaşma olasılığı fazla oluyor. Yani, hırsızlık sadece Yunanistan’a has bir özellik değil, hırsızlık bütün gidilen yerlerde olabilir.

Çünkü turistler genellikle çevrenin güzellik ve özelliklerine dalıp çanta ve cüzdanlarını unutuyorlar. Sizler de: “kırmızı alarm” sözüne gerek kalmadan, bence her gittiğiniz yerde, çanta ve cüzdanlarınıza sahip olun ve özellikle: akşam saatlerinde tenha ve güvenli olmayan yerlere, sokaklara girmeyin.

Uyuşturucu

Yunanistan’da özellikle halka açık parklarda, alenen uyuşturucu satışı yapıldığını görebilirsiniz. Gerçekten bu işin çok aleni yapılması ilgimi çekti. Bizim açımızdan, yani gezginler açısından bunun önemi: parklarda, üstü başı perişan, değişik insan tiplerinden uzak durmakta yarar var.

Biraz önce söylediğim gibi: güvenli olduğuna inanmadığınız, garip tiplerin bulunduğu yerlere, sokaklara girmeyin.

Dil

Yunanlıların birçoğu İngilizce biliyor ve anlıyor. Hatta, bir kısım satıcılar Türkçe de biliyor ve anlaşmak sorun olmuyor.

Yunanlılar

Ülkeye giderken, doğal olarak yılların verdiği tarihi bilinç nedeniyle, bir çekingenlik olmaması mümkün değildir. Ancak, Yunanlılar kendi halinde insanlar, ben kaldığım süre içinde Türk düşmanı Yunanlı görmedim, duymadım.

Taksiler

Selanik şehrindeki taksiler “lacivert” ve Atina şehrindeki taksiler ise “Sarı” renklidir. Taksilerin üzerinde, ışıklı dolu-boş yazıları bulunuyor. Taksilerde taksimetre var ve taksiye bindiğinizde taksimetreyi hemen açıyorlar. Taksi sürücüleri genellikle sorun çıkarmıyor.

Sadece: aynı turda bulunan bir kişiye, taksi sürücüsünün sahte 5 Euro (bayağı gerçekçi bir fotokopi) verdiğini öğrendim.

Hatta, bu konu yani sahte para verme bayağı yoğun yaşanıyormuş diye de duydum ve siz okurlarımı bu konuda uyarma gereğini hissettim, lütfen özellikle taksi sürücülerinden aldığınız para üstünün sahte olup olmadığını kontrol edin, aksi halde: sahte para almakla kalmaz, o sahte parayı bilmeden bir yere verdiğinizde daha sıkıntılı durumlarla karşılaşabilirsiniz.

Yemekler

Yunanistan ülkesinde yemeklerin porsiyonları çok büyük geliyor, bilginiz olsun, çoğu zaman bu porsiyonlar bir kişi için fazla oluyor, yani iki kişi bir restorana gittiğinizde, açlık durumunuza göre 1 porsiyon yemek ısmarlamayı düşünebilirsiniz.

Tuvalet

Genellikle umumi yani genel tuvaletler ücretsizdir ve pek kirli olmadığını gördüm. Ücretsiz olmaları da ilginç, çünkü bizim ülkeye girdiğiniz andan itibaren, tüm durak yerlerindeki tuvaletlerin önlerinde hemen para isteyen birini görüyorsunuz.

Umumi tuvalet bulamadığınızda ise, çekinmeden restoran ve kafelerin tuvaletlerini kullanmayı düşünün, genelde sorun çıkmıyor. Zincir hamburger mağazalarının tuvaletleri ise şifrelidir, şifreyi bilmiyorsanız, kapıda bekleyin çıkan olursa kapı kapanmadan, girmeyi deneyin.

Siesta

Yunanistan ülkesinde insanların siesta yani öğleden sonra uykusu alışkanlıkları bulunuyor. Özellikle Atina şehrinde birçok dükkanın zaten ekonomik kriz nedeniyle kapalı olduğunu göreceksiniz. Bunun dışında: özellikle öğleden sonra 14.00’de kapanan dükkanlar (Sadece Salı-Çarşamba günleri), Pazar günleri hiç açılmayan dükkanlar görebilirsiniz.

Alışveriş

Alışveriş için büyük marketler bulunuyor. Unutmayın, bu marketlerin gıda bölümleri genellikle alt katlarında açılmıştır. Buradan: her türlü gıdayı, meyveyi bulmak mümkündür. Hatta kızarmış tavuk ve balık da bulabilirsiniz, meyvenin her türlüsü, uygun fiyatla bulunuyor.

Küçük bir su: genellikle 0.5 Euro’ya satılıyor.

Alışverişte pek pazarlık kabul etmiyorlar. Ürünlerin birçoğunun üstünde fiyat etiketi bulunuyor. Vergi iadesi almak isteyenler için, sıkılmadan belge dolduruyorlar. Ben kredi kartı kullanmadım, genellikle peşin ödemeler yaptım ama kredi kartında da sorun çıktığını duymadım, yani ödemelerinizi peşin veya kredi kartı ile yapabilirsiniz.

Alışveriş için tercih edebileceğiniz yerlerin başında “Jumbo” marketler geliyor. Çok büyükler ve fiyatlar nispeten ucuzdur. Ayrıca: “Attica Mall” iyi bir alışveriş yeri tercihi olabilir.

İçki ve parfüm alışverişi yapmak isteyenlerin: Free Shop mağazasını düşünmektense, şehir içindeki marketleri tercih etmelerini düşünün.

Taverna

Turlarda genellikle Selanik ve Atina şehirlerinde, geceleri taverna ekstraları düzenleniyor. Tavernalar düşündüğünüz gibi: tabak kırmak, peçete atma gibi olayları çoktan kapatmışlar, birkaç çeşit meze, Yunan müzikleri ve sonuçta 45 Euro gibi inanılmaz fiyatları kabul edenler, gidebilirler. Ama unutmayın ki, bu fiyatlar fahiştir.

Yunanistan gezi Planı

Yunanistan gezi Planı

Selanik

İstanbul’dan yola çıktığınızda: ilk durak Selanik ise uzunca bir yolculuk sizi bekliyor.

Selanik şehrinde: bence ilk durak, sabahın erken saatlerinde nispeten boş yani ferah olan kaleye çıkmaktır. Çünkü, kalabalık olduğunda sıkıntı oluyor.

Kalenin hemen önünde, araç park edilir ve özellikle hemen park yerinin önündeki teras alanından, şehrin ve denizin muhteşem manzarası izlenebilir. Burada: ücretsiz tuvalet ve birkaç hediyelik eşya satış yeri ve kafe bulunuyor. Buradan, şehri ve denizi mutlaka izlemelisiniz.

Ardından: saat 10.00’da açılan, Türkiye Büyükelçiliğinin hemen avlusundaki “Atatürk’ün doğduğu ev” görülmelidir. Büyük önder, ülkemizin kurtarıcısı ve Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu evi görünce, ilk aklıma gelen: Büyükelçiliğin duvarlarının çok yüksek olması ve büyük koruma önlemlerinin alınması, ön ve arkada dolaşan Yunanlı polis ve askerlerdi.

Tabii ki akla gelen şu: bu kadar büyük koruma önlemleri alındığına göre, demek ki tehlike büyük, saldırılar olmuş ki, bu kadar büyük önlemler alınmış, sokaktaki Yunanlıları gördükçe, tanıdıkça, onların bu kadar büyük kin, nefret ve ardından saldırı yapabileceklerini pek aklım almıyor, ama sonuçta, gerçekten bayağı yoğun önlemler alındığını göreceksiniz.

Daha sonra: şehir merkezine geçilir, şehrin en ünlü kilisesi görülür ve ardından yine şehrin simgesi olan “Beyaz kule” gezilir.

Eğer şehirde zamanınız varsa: Beyaz kulenin hemen arkasından, tekne turlarına katılabilirsiniz. Yarım saatlik tekne turuna binerken ücret almıyorlar, tekne içinde bir şey içtiğinizde onun ücreti alınıyor. (alkollü veya alkolsüz içecekler genellikle en ucuz 5 Euro civarındadır) Bu tekne gezisini mutlaka yapmanızı öneririm, hatta ayrıntıya girelim, teknenin sol yanına oturmalısınız.

Kordon boyunda, denizin hemen yanında yürüyüş yapabilir (bir not: bu kordon boyunda, yaya yürüyüş yolunun yarısı bisiklet yolu olarak ayrılmış ve özellikle akşam üstü ve akşam saatlerinde yayalar, kendilerine ayrılan yürüyüş yoluna sığmıyorlar, bisiklet yolu biraz plansız gibi diye düşünüyorum) veya yine yürüyüş yolunun kıyısındaki kafelerde oturup bir şeyler içip zaman geçirebilirsiniz.

Dikkatimi çeken husus: deniz kıyısında hiç balık tutan olmamasıydı, bir de deniz kıyısındaki deniz kirliliği fazlaydı, mutlaka dikkatinizi çekecektir.

Şehirde gezilecek bir diğer yer: şehir merkezinde, Venizelos heykelinin bulunduğu alanın hemen önündeki caddeyi aşağıya yani denize doğru gezmektir. Bu caddenin sağ yanında, büyükçe bir Pazar var, buraya antika pazarı da diyorlar ama ne ararsanız bulunuyor, özellikle düşük fiyatlı tekstil ürünleri ve yine bir bölümde gıda maddeleri satılıyor.

Etlerin açıkta satılmasına şaşırdım. Tekstil ürünleri çok ucuz, ne ararsanız var. Buranın dış yanındaki caddede güzel bir restoran keşfettim, özellikle kebapları çok lezzetli, uğramanızı öneririm. Yine caddenin, deniz doğru giderken, denizdeki kordon boyu caddesine paralel bölümünde ise, tanınmış markaların satıldığı yani lüks mağazaların bulunduğu cadde var, fiyatlar aşırı yüksek değil ama aradığınız her şeyi, her markayı bulabiliyorsunuz.

Zaten, Selanik şehrindeki zamanınızın büyük bölümü, Venizelos heykelinin hemen önündeki alanda, denizle arada kalan cadde ve sokaklarda geçiyor.

İşte, Selanik gezi rotası bu şekilde olabilir. Selanik şehri ve gezilecek yerlerle ilgili ayrıntılı bilgiyi: yine bu sitede “Selanik” başlığı altında ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.

Yunanistan gezi Planı

Meteora

Önce, şunu bilmek gerekir, tur gurupları burayı görmek için katılımcılardan 35 euro ücret istemektedirler ve hatta 250 Euro verilerek katılınan tur programlarında Meteora gezisinin zorunlu olduğu yazılıdır. Ancak, unutmayın Meteora’ya giriş sadece 3 Euro’dur.

Yani 35 Euro ücret alıp, ana yoldan sapılarak gidilen yani pek te uzak olmayan Meteora denen yere gitmek için 35 Euro almak ne mantıktır ben anlamadım. Alınan 35 Euro’luk ücretin 3 Euro’su giriş ücreti ve kalan 32 Euro’su eğer yolculuk için ise, bunun mantıklı izahı mümkün değil.

Yani: tura ilk katıldığınızda, elbette bu durumu süslemek için, özellikle rehberiniz tarafından, Meteora’nın çok muhteşem olduğu, yeryüzünde tek olduğu gibi cümleler sıkça edilecektir. Tamam kabul, gerçekten Meteora ilginç bir yer, ülkemizdeki Sümela Manastırı gibi ilginç bir yer, dünyada benzerinin nadir bulunabileceği bir tabiat harikası, ancak bu fiyat gerçekten aşırı, bunu sorgulamak gerekir.

Meteora denen yere ana yoldan sapılıp, birçok viraj geçilerek ulaşılıyor, yani yol tam bir felaket, inişli-yokuşlu ve virajlı bir yoldur. Oraya vardığınızda: otobüsler yoğunluk yani kalabalık nedeniyle belli bir yerde park ediyor ve başlıyorsunuz yürümeye, asfalt yolda uzunca bir süre yürüyorsunuz, bir de güneş ve sıcak varsa, hani derler ya “vay halinize”

Sonrasında, bir süre merdivenlerle aşağıya iniş ve ardından, uzunca bir süre merdivenlerle yukarı çıkış, merdivenlerin birçok bölümünde iki kişi yan yana zor geçiyor. Ama parayı ödemişsiniz, uzaktan gerçekten ilginç görünen bu yapının, manastırın içine girmeyi istiyorsunuz. Ben yine de: yaşlılar ve yürüme problemi olanlar için kesinlikle burayı önermiyorum.

Neyse devam edelim.

Uzunca bir uğraştan sonra kapıya varıyorsunuz. 3 Euro giriş ücreti ödeniyor ve yaklaşık 10-12 metrelik bir karanlık ve dar tünelden geçip manastır bölgesine ulaşıyorsunuz. Elbette, çevrede muhteşem bir manzara görülüyor.

Ayrıntılı yazıyı, yine bu sitede “Meteora” başlığı altında görebilirsiniz. Özetle: ücretinin fazla olması, yorucu ve zahmetli olması mutlaka dikkate alınmalıdır. Yoksa, elbette doğa olarak güzel ve değişik bir yer, ortam enteresan.

Özellikle, biz Türkler olarak, içeri girdiğiniz de, müzenin hemen önünde, duvardaki resimlere iyi bakın: hani bizim ülkemizde “Türk-Yunan düşmanlığı bitsin” gibisinden uygulamalar yapılıyor ve gerçekten Yunan düşmanlığı bitti gibi görünüyorsa da, Meteora’da bulunan ve “Meteora” yazısında belirttiğim bazı resimler, gerçekten Yunanlı dostlarımıza yakışmıyor, bu Türk düşmanlığı resimleri umarım bir gün kaldırılır.

Unutmadan: dönüş yolunda da yine dik ve uzun merdivenler, hatta yolun bir hayli aşağısında park etmiş otobüs için almanız gereken uzun yol ve sonucunda yorgunluğu unutmamak gerekir.

Yunanistan gezi Planı

Yunanistan gezi Planı

Atina

Atina’da şehir içi ulaşımı: burada troleybüs denen ve elektrikle işleyen toplu taşım otobüslerini görünce şaşıracaksınız. Çocukluğumda, yıllar önce, Ankara’da çalışan ve uzun süre önce kullanımdan kalkan bu tür araçlar gerçekten şehirde tam bir nostalji yaratıyor, tabii öte yandan bunların elektrik kabloları, caddelerin üstünde yoğun bir kirlilik oluşturuyor.

Atina’da gezi olarak: Yunanistan’da ilk akla gelen “Akropol” olacaktır. Ancak, Akropol’e kesinlikle sabah saatlerinde, sabahın erken saatlerinde gitmek şarttır, çünkü yukarı doğru tırmanıldığından ve açık alan olduğundan ve yerler mermer olduğundan ve güneşi yansıttığından, muhteşem bir sıcaklıkla karşılaşmak ve öte yandan aşırı kalabalık turist guruplarıyla karşılaşmak söz konusu oluyor. Bu yüzden, sabahın erken saatlerinde gitmelisiniz.

Ayrıntılı bilgiyi yine bu sitede “Yunanistan-Atina-Akropol” başlığı altında anlatıyorum. Burada, size kısa bilgiler vereceğim. Akropol: hemen önünde büyükçe bir otopark bulunuyor.

Otoparkın hemen yanında ise, kafeler vardır. Yani, Akropol’e çıkmak istemeyenler, bu kafelerde oturabiliyorlar. (ancak dikkat kafelerde fiyatlar yüksek ve oturduğumuzda bir şey içmeden durmak mümkün olmuyor, garson tepenizde dikiliyor)

Akropol’e çıkmak istediğinizde: önce bir bilet alma kuyruğuna giriyorsunuz (Bilet 20 Euro) ve ardından biletinizde birlikte başka bir kuyruk ve bileti gösterip içeriye giriyorsunuz. Başlıyorsunuz merdivenlerden yukarı doğru tırmanmaya, ancak fazla basamak yok, tahminim ce 60-70 basamak kadar merdiven tırmanılıyor, yani çok çok yorucu değil.

Ama, yukarıda belirttiğim gibi, güneş, sıcaklık ve kalabalık olmadan, sabahın erken saatleri olmak şartı ile. Ardından, yani merdivenler bittiğinde, tepeye ulaşıyorsunuz, çevrenizde muhteşem bir Atina şehir manzarası, uzaklarda deniz manzarası ve karşınızda, yıkıntılar.

Bizim gibi, ülkesinde birçok antik eser bulunanlar için (özellikle Efes, hatta Kütahya Aizonai şehrindeki Apollo Tapınağı gibi) burası pek ilginç gelmiyor.

Çünkü: Akropol’deki yapılar sitedeki ayrıntılı yazımda anlattığım üzere, bir zamanlar yıkılmış ve bu yapıları tek tek yeniden toparlamaya çalışıyorlar ki, duyduğuma göre bu toparlama 20-30 yıl sürecekmiş, yani görüntüde öyle çok muhteşem tarihi yapılar görmeyi hayal etmeyin.

Yunanlılar, burayı iyi satıyorlar, gerçekten muhteşem bir kalabalık, ama bence çok da muhteşem tarihi kalıntılar görmek mümkün olmuyor. Ama, işte Yunanistan, Atina denilince akla gelen ilk yer Akropol.

Akropol’ün bir diğer özelliği de: yanınızdaki rehberler, burada guruba bilgi veremiyor. Yani, burada, girişte 150 Euro ödeyerek yerel rehber kiralamanız gerekiyor. Bu yerel rehber kiralanmadığında, sizin rehberiniz de burayı anlatmadığında, içeride sadece taşları izlemek, şehrin ve denizin büyüleyici manzarasını görmekle kalıyorsunuz.

Turla gidiyorsanız, mutlaka gerek Meteora ve gerekse Akropol’de yerel rehber kiralanmasını isteyiniz. Aksi halde, yerel rehber kiralamış, Türk guruplarının arasına karışıp, rehberin anlattıklarını uzaktan da olsa duymaya çalışınız.

Akropol’den sonra: Atina şehir merkezi gezilmelidir. Plaka denen mahalle (Akropol tepesinin hemen yamaçlarında kurulu, dar sokakları ve tavernaları olan mahalle) gezilir. Devamında: Monastiraki semti, en ünlü cadde Ermou ve ardından Parlamento meydanı ve ardından Kolonaki semti gezilmelidir.

Parlamento meydanında, saat başlarında, askerlerin nöbet değişim töreni izlenmelidir. Meydanın önündeki park dinlenmek için uygundur. Ermou caddesinde, her türlü markanın satıldığı mağazalar görülebilir. Monastiraki semtinde ise, ara sokaklara dalın, alışveriş mekanları ve yemek yerleri göreceksiniz.

Eğer “Pire” ye gitmek isterseniz: Monastiraki denen yerden, tramvaya binebilirsiniz. Gayet rahat bir yolculuktan sonra Pire’ye ulaşır, Pire’de denize girebilir ve yemek yiyebilirsiniz.

Yunanistan gezi Planı

Yunanistan gezi Planı

Kavala

Kavala denince ilk akla gelen “Kavala kurabiyesi” olacaktır. Aman dikkat, Kavala kurabiyesi almak için sizi götürecekleri, şehir dışındaki yerleri kullanmayın, fiyatlar yüksek, kalite düşük, bunlar anlaşmalı yerler. Şehir içinde, çok güzel Kavala kurabiyesi satılan yerler (örnek: Marmela) vardır ve fiyatları daha uygundur, bence Kavala kurabiyesi almak için şehir içindeki yerleri deneyin.

İkinci konu: Kavala şehrinde yemek isterseniz, hemen meydandaki restoranları tercih edebilirsiniz, ama bence rehberin önerdiği yerleri değil, halkın veya turistlerin en yoğun olarak oturduğu ve yemek yediği yerleri tercih edin.

Son bir not: hesabı öderken, fişi iyi inceleyin diyeceğim ama Yunanca yazıyor, bir şey anlayamazsınız, menüyü görüp siparişi verirken, ödeyeceğiniz hesabı da belirleyin, çünkü hesapta yemedikleriniz de siz farkına varmadan ekleniyor.

Yoksa, yemek ücretleri aşırı yüksek değil, sadece yemediklerinizi ödemeyin. Ne yenir: bence kalamar ızgara, midyeli pilav, kabak kızartması, salata düşünebilirsiniz.

Gelelim, şehirle ilgili bilgi vermeye: Kesinlikle, Selanik ve Atina şehirlerinden sonra, buranın bir güzelliği, esprisi yok diye düşünürken, karşınıza muhteşem güzel ve denizle iç içe gezmiş bir şehir çıkıyor. Kavala, deniz kıyısında, denizle iç içe yerleşmiş, gerçekten güzel bir şehirdir.

Mutlaka uğramanızı öneririm. Ancak, şehrin en belirgin yerinde bulunan bir tabelada Kıbrıs haritası var, üst kısmı yani KKTC olduğu yer kırmızı-kan rengi boyanmış ve “Dont Remember” yani “Unutma” yazısı yine dostluğa hiç sığmıyor, umarım Yunanlılar, bir süre sonra bu tabelayı da dostluk adına kaldırırlar. Çünkü sokaktaki insan, böyle şeylerin peşinde değil, umurunda değil, onların her hangi bir düşmanlığını görmek mümkün değil.

Burada: önce şehrin en tepe noktası olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa evi ve anıtının bulunduğu yere çıkmalısınız. Burada, Kavala kalesi de bulunuyor ve 2 Euro ücret ödeyerek giriliyor ama bence kale gereksiz, zamanınız varsa çıkın derim.

Mehmet Ali Paşa heykelinin bulunduğu yeri gezin, arkadan denizi seyredin, kiliseyi gezin ve aşağıya yürüyerek inin, inişte günümüzde Otel olarak kullanılan Osmanlı yapısı İmaret binasını dıştan görebilirsiniz.

Hediyelik eşya satıcıları bulunuyor. Aşağıya indiniz, kıyı boyunda yürüyün, alışveriş yapmak isteseniz, kıyıya paralel caddeye girin, ama elbette bir Pazar günü buraya giderseniz her yerin kapalı olduğunu göreceksiniz.

Yani, burası pek alışveriş imkanları olan yer değil, genel olarak deniz kıyısında yürüyüp, kafelerde bir şeyler içebilirsiniz. Özellikle akşam saatleri de hareketli, ancak otelde yatarken, saat 03 ve hatta 04’e kadar, açık alanda yapılan ve çevreye yayılan müzik sesi uyumayı engelliyor, bunu göze almak gerekiyor.

Evet, Kavala hakkındaki ayrıntılı gezi yazılı, “Kavala” başlığı altında, yine bu sitede bulup okuyabilirsiniz.

Sonuç

Yunanistan gezi Planı; Temmuz 2023 tarihinde bulunduğum Yunanistan, mutlaka gezilip görülmesi gereken bir yer. Unutmamak gerekir ki, benim yaşadıklarım ve yazdıklarım; mutlaka herkes için yaşanacak standartlar değildir.

Sizler, Yunanistan’da gezip gördüğünüz yerler hakkında, benim yazdıklarımdan farklı şeyler gördüğümüzde, yorum olarak bunları mutlaka yazınız, bu satırları okuyan ve bizden sonra oralara gidecek olanlar yorumlardan yararlansınlar.

Ayrıntılı bilgiyi: yine bu sitede ilgili yazılar başlığı altında bulabilirsiniz. Burada: sizlere önemli ipuçları, açıklayıcı kısa hususlardan söz etmek istedim. Hepinize iyi geziler, iyi tatiller diliyorum.