Makedonya Manastır

Makedonya Manastır

Şehrin diğer isimleri: Bitola, Monastiri. Osmanlı döneminde, şehrin çevresinde “manastır” kalıntıları bulunduğu için, şehre “Manastır” ismi verilmiştir. Ülkenin 2’nci büyük şehridir. 

Makedonya Manastır

ULAŞIM

Şehir: Balkanlar ve Orta Avrupa arasındaki bir geçiş noktasındadır ve bu konumu nedeniyle önem kazanmaktadır.
Şehir: Başkent Üsküp şehrine 75 km. ve ülkenin turistik Ohri şehirlerine: 180 km. uzaklıktadır. Yunanistan sınırından ise, 15 km. uzaklıktadır.

TARİH

1382 yılında, Sultan I. Murat döneminde, Kara Timurtaş Bey tarafından fetih edilerek Türk topraklarına katılmıştır.

Manastır şehri: 1912 yılına kadar, Osmanlının 3’ncü Ordusunun üslendiği bir yer. Aynı zamanda, tüm Rumeli, bu şehirden yönetiliyormuş. Şehirde: o dönemde, 30-35 civarında yabancı elçilik bulunuyormuş.

Ama, aynı yıl, Balkan savaşı ve sonunda, şehir Osmanlının elinden çıkıyor. Aynı dönemde, şehirde: 900 dükkan, 70 mescit ve cami bulunduğu, 3000’e yakın konutta yaşayan binlerce insan olduğu resmi kayıtlarda yazılıdır. Osmanlı İmparatorluğunun beş asırlık hakimiyetinden geriye kalan en büyük miras: Osmanlı İslam mimarisi eserleridir. 

Atatürk’ün okuduğu, Manastır Askeri İdadisi de; aynı dönemde açıldı ve 1895 yılında, Atatürk, burada eğitim gördü.

Makedonya Manastır

GENEL

Denizden yüksekliği: çok fazla ve şehrin çevresi tamamen dağlarla çevrilidir. Zaten, şehir de, Baba dağı eteklerinde denizden 570 metre yüksekte kurulmuştur. Şehrin kıyısından, Dragor nehri geçiyor. Şehrin güneyinde ise, ülkenin tarım deposu, Pelegonia vadisi var.

Makedonya ülkesinin, güneybatısındaki, ikinci büyük şehri olarak öne çıkıyor. Yunanistan sınırına, yalnızca 15 km. uzaklıktadır. Ülkenin: ticari yönden en hareketli şehridir. Yani, ülkedeki şirketlerin büyük kısmı, buradadır. Özellikle: gıda üretimi ileri düzeydedir.

Makedonya Manastır

Atatürk’ün okuduğu: Askeri İdari yani Askeri Lise, bu şehirdedir. Ayrıca: Osmanlı dönemindeki tüm devrimci hareketlerin çıkış noktası ve liderliği, buradan yürütülmüştür. 33 yıl süresince Osmanlı devletini yöneten, Sultan II. Abdülhamit’e karşı yönetilen muhalefet hareketleri, burada şekillendirilmiştir. 1908 yılındaki II. Meşrutiyet hareketinin temelleri burada atılmıştır.

Makedonya Manastır

Ayrıca: Osmanlı döneminde, kameraman olarak çalışan “Aromanian Manakis” kardeşler, Manastırlıdır. Bunun sonucunda: 1903 yılında, Sultan V. Mehmet Reşat, burayı ziyaret ettiğinde, yine aynı kişiler tarafından, kısa bir sinema filmi çekilmiştir.

Son bir not: birçok ülkenin büyükelçilikleri bu şehirde bulunuyor. Bizim elçiliğimiz de buradadır.

Makedonya Manastır

PARA BİRİMİ

Şehirde, Makedonya Dinarı (den) kullanılmaktadır.

Makedonya Manastır

RESMİ TATİL GÜNLERİ

1 Ocak: Yeni yıl
7 Ocak: Noel
5 Nisan: Paskalya
1 Mayıs: İşçi Bayramı
2 Ağustos: Cumhuriyet Bayramı
8 Eylül: Bağımsızlık günü.
11 Ekim: Ulusal Devrim yıldönümü
23 Ekim: Makedon devrimci mücadele günü.
8 Aralık: St. Kliment günü.

Makedonya Manastır

 

MANAKİ KARDEŞLER

Şehrin en dikkat çeken bir özelliği; Sinematografi dünyasından gelir. 20’nci yüzyıl başlarında, Balkanlar’da film yapımının öncüleri olan Manaki Kardeşler Milton ve Yanaki burada yaşamıştır. 

Kendileri: 1903 yılında şehirde bir fotoğraf stüdyosu açarlar. 1905 yılında ilk film kamerasını Osmanlı imparatorluğuna getirirler. İlk filmleri olan kısa bir Etnografik belgesel çekilir ve daha sonra film Yeni Manaki Sinemasında gösterilmeye başlanır. Sinema, 1939 yılında bir yangın sonucu yanarak yok olur, yakın zaman önce ise restore edilmeye başlanmıştır. 

 

ULUSLARARASI GÖRÜNTÜ YÖNETMENLERİ FESTİVALİ

Şehirde, her yıl Eylül ayında bir festival düzenlenir ve festivalde, bağımsız yabancı filmler gösterilir. Böylece Manaki Kardeşler onurlandırılır. Festival ilk olarak 1979 yılında düzenlenir. Görüntü yönetmenleri: altın, gümüş ve bronz ödüller için yarışırlar. 

 

GEZİLECEK YERLER

Makedonya Manastır

MARSAL TİTO-SHİROK SOKAK

Magnolia meydanı ile şehir parkı arasında uzanan bir yaya caddesidir. Kelimenin anlamı “Geniş Sokak” tır. Uzunluğu yaklaşık 700-800 metredir.  Sokağın bir ucu: Manastır Askeri İdadisine, diğer ucu ise İshak Efendi camisine çıkar.

Şehirde, ilk konsolosluk, 1851 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından burada yani Şirok Sokakta kurulmuştur. Ardından burada birçok konsolosluk kurulmuş ve Manastır, bir konsolosluklar şehri olarak anılmıştır.

Makedonya Manastır

Yine, şehirde ilk ışıklandırma, 1924 yılında burada olmuştur.

Şehirde bağımsızlığın ardından, ilk olarak Fransız ve Türkiye konsoloslukları açılmıştır. Günümüzde bir zamanlar şehirdeki en güzel evler olan 12 konsolosluk evi, Shirok sokak tepesinde, yarım daire şeklinde dururlar.

Bunların hepsi romantik Avrupa mimarisinin en güzel örnekleridir. Özellikle en belirgin olanı Rus konsolosluk binasıdır. Küçük balkonları ve kemerli pencereleri olan dar bir yapıdır.

Makedonya Manastır

Evet, günümüzde şehrin en büyük sokağı, trafiğe kapalıdır.

Sağlı-sollu kafeler, mağazalar, market, büfe, bar, elçilikler, cumbalı evler, döviz büroları, bankalar ve küçük oteller vardır.

Sokağın sonunda ise, Atatürk’ün okulu bulunmaktadır.

Özellikle akşam saatlerinde aşırı kalabalık olur. Makedonya’nın en güzel kızlarının, en güzel kıyafetleriyle sokakta bir aşağı, bir yukarı yürüyüş yaptıkları söylenmektedir.

 

TİTO HEYKELİ

Yugoslavya devletini kuran ve uzun süre yöneten Titonun heykeli, kurduğu ülke toprakları içinde, yalnızca burada görülüyor. Kendisi, çok yakın zamanda ölmesine rağmen, insanlar hemen unutmuşlar.

Hatta, Yugoslavya ülkesi, bugün birçok farklı ülkeden oluşmasına rağmen, birçok yerden bırakın heykelini, ismini dahi göremeyeceksiniz.

Titonun heykeli, burada görülüyor. Hemen Askeri İdadinin biraz ilerisindeki meydandadır. Hatta: heykelin bulunduğu caddenin ismi “Tito caddesi” olarak düzenlenmesine rağmen, Manastır insanı, bu ismi kabul etmiyor ve burayı “Şirok” caddesi deniliyor.

Makedonya Manastır

PHİLİP II OF MACEDONİA STATUE

Shirok sokağın en sonunda Manoyla Meydanındadır. Manolya meydanı şehrin gururu ve neşesidir. Meydanda: atının tepesinde Makedonyalı II Philip’in bir heykeli bulunmaktadır.

 

 

Makedonya Manastır
Makedonya Manastır
Makedonya Manastır
Makedonya Manastır

 

MANASTIR BİTOLA MÜZESİ

Shirok caddesinin sonunda, şehir parkının kenarında, yumuşak sarı renkli bir binada bulunmaktadır. Giriş ücretlidir, giriş ücreti 120 dinardır. 

Yapı, 1983 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ü onurlandırmak için Müzeye dönüştürülmüştür. 

Müze: Eski Kışla binası içindedir. Bina, 1848 yılında “İdadiye Okul Binası” olarak inşa edilmiştir. 1900 yılında ise Osmanlı Askeri Akademisine dönüştürülmüştür. Bina, dikdörtgen şeklindedir, pek fazal büyük değildir, iki katlı ve ortasında avlu bulunur. 

Müze binasına girildiğinde, kapının üzerinde Arapça metinle yazılmış, renkli bir levha vardır. Bahçede: gül bahçeleri ve bir tank olmak üzere bazı askeri objeler bulunur. 

Makedonya Manastır

Müze 2 bölümden oluşur. 

Makedonya Manastır

1’nci Bölüm:

Müzede bulunan kalıcı sergide zengin arkeolojik ve etnografik objeler sergileniyor. Müzede, standart bir cam dolapta, çoğu MS 1’nci yüzyıldan 6’nci yüzyıla kadar olan tarihi sürece ait ve Heraclea kazılarında bulunan objeler sergileniyor. Bu bölümde, 20’nci yüzyıl başından kalma Bitola Şehir Evi görülmeye değerdir. 

Makedonya Manastır

2’ci Bölüm:

Yukarıda da söz ettiğim gibi, Atatürk buradaki Askeri Liseden mezundur. Kendisi, 1899 yılında buradan mezun olmuştur. Günümüzde “Atatürk’ü Anma Odasında” birçok resim, belge ve fotoğraf sergileniyor. Bunlar arasında, Manastırlı bir kızdan gelen hasret dolu aşk mektubu ilgi çekmektedir. Ayrıca: kitaplar, makaleler ve bir piyano bulunuyor. 

Hatta: bu bölümde, Atatürk’ün hayatını anlatan, Türkçe, cd izleme şansınız bile oluyor. Bu gösteriyi izlerken, sahip olduğumuz değerlerin iyice farkına varmak mümkün. Bu arada, bina girişinde asılı bir tabela gurumuzu okşuyor “Çağdaş Türkiye’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, 1898 yılında, Askeri İdadiyi bu binada bitirdi”

Müzenin bir başka bölümünde: Bitola şehri Yahudi tarihine ait objeler sergileniyor. Holokost döneminde, topluluk Naziler tarafından tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu bölümde, bunların çoğunun isimleri listelenmektedir.  

 

Makedonya Manastır

CHURCUH OF ST DEMETRİOS-AZİZ DEMETRİOS KİLİSESİ

Giriş ücretlidir, giriş ücreti 50 dinardır. Ayrıca, giriş için kıyafet zorunluluğu vardır, şort ve kolsuz giysilerle girilmez. 

Evet: Şehirde, ilginç bir kilise var. Niye ilginç, çünkü 1830 yılında bu kiliseyi yaptıran, bir Osmanlı paşası. Reşit isimli bir Osmanlı Paşası, bir gece rüyasında “Aya Dimitri” kilisesi başrahibini görür. Rahip ona der ki “benim adıma bir kilise yaptırırsan, görevinde başarıya ulaşacaksın”

Makedonya Manastır

Bunun üzerine: Reşit Paşa, bir kilise yaptırmak ister ama o dönemde malum kilise yaptırmak yasaktır. Paşa: herhangi bir izin almadan kilisenin inşaatına başlatır. Yapının dışı, normal bir bina iken, içi tamamen bir kilise görünümündedir. Ancak, ender güzellikte eserlerle süslenmiş ve bolca dekora edilmiştir.

Avizeler, oyma bir piskopos tahtı, oyulmuş ikonalar görülüyor. Öte yandan: Osmanlı döneminde kilise yapılarının büyük olması istenmediğinden, yapının büyük bölümü toprak içine inşa edilmiştir. Çanların bulunduğu bölüm, daha sonra 1936 yılında eklenmiştir. 

Makedonya Manastır

Günümüzde, bu yapı da ziyaret edilebiliyor. Ancak, açık olduğu anı yakalamanız önemli. Bir de, bu şehirde gezerken, Yunanlı olmadığınızı şehirlilere anımsatmanız gerekiyor, çünkü: Yunanlı ve Bulgarlarla araları çok kötüdür. Kiliseye girerseniz, soldaki yan geçitte kapıyı çevreleyen harika bir tablo bulunmaktadır. 

Makedonya Manastır
Makedonya Manastır
Makedonya Manastır

 

THE BİTOLA CLOCK TOWER-SAAT KULESİ

Şehirde, Osmanlı döneminden günümüze ulaşan başlıca eserlerden biridir. Şehrin  tam merkezindedir. Şehrin sembolü ve aynı zamanda buluşma yeridir. Saat kulesinin bulunduğu park alanında, Noel öncesinde şehir halkı toplanır ve çimenler boyunca mumlar yakılır. 

Net olarak ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Muhtemelen 16’ncı yüzyılda yapılmıştır. Çünkü: 16’ncı yüzyıl yazılı kaynaklarında, saat kulesinden söz edilmektedir. Kulenin yanında bulunan Yeni Cami ile birlikte yapıldığı tahmin edilmektedir. 

Kulenin duvarlarının yapımında, yörenin çevre köylerinden getirilen 60.000 yumurta akının duvarları güçlendirmek için harç malzemesi olarak kullanıldığı söylenmektedir. Kulede bulunan orijinal saat, II Dünya savaşı sırasında Naziler tarafından değiştirilmiştir. 

Makedonya Manastır

Kule: dikdörtgen bir kaide üzerinde yükselir. 3 katlıdır ve girişi kuzeydendir. Yüksekliği: 33 metredir. Üst kısmında, demir çitli, dikdörtgen bir teras bulunuyor. Her yanda ise: saatleri aydınlatmak için lambalar bulunuyor.

Kulenin kuzey tarafında: saat kulesi içine giriş kısmında, büyük mermer bloklar bulunuyor. Yaklaşık 100 basamak merdiven ile, 30 metre yüksekliğindeki kuleye çıkılabiliyor. 32 metre yükseklikte ise, saatler var.

Kulenin terası: tepeye yakın bir yerdedir. Demir çitle çevrilidir. Çitin iki yanında ise, saati aydınlatan lambalar bulunur. Terasa çıkabilmek için, kulenin içinde spiral taş basamaklı merdiveni tırmanmak gerekir. Terastan, şehrin panoramik manzarası izlenir. 

Günümüzdeki saatlerin aksamları: 1927 yılında, Alman Şirketi “Konfage” tarafından yerleştirilmiştir. Saat ve saat mekanizmasına, saat başlarında çanlar çalacak şekilde, yeni bir düzen kurulmuştur. Bu çanlar: 15 tanedir.

1830 yılına gelindiğinde, saat kulesinin bulunduğu yapı “St. Dimitrija Kilisesi” olarak kullanılmaya başlanır.

1962 yılında ise, saat mekanizmaları yenilenir. Ama, özellikle 1970 yılında yapılan yenileme sırasında, çok değişik bir özellik önem kazanır. Çünkü: saat kulesi, bir tür mekanizma üzerine inşa edilir. Bu düzenin bulunduğu, dünyada 180 kuleden biri olarak, her 6 saatte bir ( saat: 06 ve 18’de) , müzik bestelerinden biri çalmaya başlar.

Makedonya Manastır

HAYDAR KADI MOSQUE-AJDAR-KADI CAMİİ

1560 yılında: yörenin Türk yargıcı yani kadısı tarafından yaptırılmıştır. Şehrin, en öne çıkan İslam mimari eserlerindendir. Yapının projesinin, 1562 yılında bizzat Mimar Sinan tarafından çizildiği söyleniyor. Ancak, yapı takip eden tarihi süreçte terk edilmiş ve kendi kaderine terk edilmesi nedeniyle, büyük hasar görmüştür. Son yıllarda restore edilen cami, orijinal görünümüne kavuşmuştur. Günümüzde namaz vakitlerinde açıktır. 

Makedonya Manastır

JENİ CAMİİ-YENİ CAMİİ

Şehrin merkezindedir. Yapılan arkeolojik kazılarda: caminin, eski bir kilise yapısı üstüne kurulduğu anlaşılmıştır. 1558-1559 yılları arasında yapıldığı biliniyor. Görünüş olarak, şehrin ve bölgenin en etkileyici binalarından birisidir. Minaresinin yüksekliği: 40 metredir. Yani saat kulesinden bile yüksektir. 

Tek kubbelidir. Özellikle: masif ahşap kapıları en önemli ve görülmesi gereken yerleridir.
Günümüzde: yapı, cami olarak kullanılmayıp, odalarında sergiler düzenlenmektedir.

Makedonya Manastır

İSHAK ÇELEBİ CAMİİ

İshak Çelebi tarafından 1506 yılında yatırılmıştır. Şehrin en iyi korunmuş eski camilerindendir. Caminin minaresi, 50 metre yüksekliktedir ve çevresindeki saat kulesi ve Bedesten yapısı arasından gökyüzüne sıyrılarak bölgeye hakim konumdadır. En büyük özelliği: her bölümüne yansıyan renk ve şekil oyunlarıdır.

Bunlar caminin renkli camlarıyla sağlanır. Günümüzde, yapının geniş bahçesinde çeşitli mezarlar, lahitler ve mezar taşları görülmekte ve ilgi çekmektedir. Caminin disk şeklinde altı kaplama levhası, Sultan V Reşat tarafından hediye edilmiştir. 

Makedonya Manastır

STARA CARSIJA-MANASTIR BEDESTENİ-ESKİ ÇARŞI

Osmanlı döneminden kalma yapı, şehrin en etkileyici yapılarından birisidir. 15’nci yüzyılda Kara Davut Paşa tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra soyulup yakılmasına rağmen, sağlam kalarak günümüze ulaşmıştır. Çünkü 15-19’ncu yüzyıllar arasında yeniden inşa edilmiştir. Çok sayıda kubbesi vardır. İçi sokakları ağaç dallarına benzer. 

Makedonya Manastır

Bedestende: 86 dükkan bulunmaktadır. Yapıya: 4 büyük demir kapıdan girilmektedir. Buradaki dükkanlarda, günümüzde: tekstil ve gıda ürünleri satılmaktadır. Ancak çarşının en büyük özelliği, büyük bir kumaş ticaretinin olmasıdır. Bir zamanlar, buradaki küçük odaların bazılarında, Rumeli Vilayetlerinden gelen hazineler saklanıyormuş. 

Günümüzde burayı ziyaret ettiğinizde, özellikle küçük dükkanlarda böreklerden tatmanızı öneririm. Ayrıca: yöreye ait hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz. En meşhur hediyelik eşyalar: el dokuması yün battaniyeler ve kilimlerdir.  

DEBOJ-TÜRK HAMAMI

Ne zaman yapıldığı net olarak bilinmemektedir. Ancak, zaman içinde kaderine terk e dilen bina, büyük hasar görmüştür. Yakın zamanda yapılan restorasyon ile, cephesi, orijinal görünümüne kavuşmuştur. Yapı: iki kubbelidir.

Makedonya Manastır

HERACLEA LYNCESTİS-ARKEOLOJİK SİT ALANI

Şehirden biraz uzaklaşmak ve arkeolojik sit alanı gezmek isterseniz, buraya gitmelisiniz. Şehir merkezinin 2 km güneyindedir. Balkanlar bölgesinde bulunan en iyi arkeolojik alanları arasındadır. Giriş ücretlidir, ücret 120 dinardır. 

Şehir: MÖ.4’ncü yüzyılda, Büyük İskender’in babası Makedonyalı Philip II tarafından kurulmuştur. Kurulduğu dönemde, önemli ticaret yollarının üzerinde bulunması nedeniyle, şehir kısa zamanda önem kazanmıştır.

Makedonya Manastır

Takip eden dönemde ise, Helen mimarisini takiben Roma mimarisi görülüyor. Ortaçağ başlarına kadar şehirde yerleşim görülür. Erken Hıristiyanlık döneminde ise Piskoposluk merkezi olur. 

Makedonya Manastır

Antik şehirde, günümüzde Roma hamamı, tiyatro, kent çeşmesi, piskoposluk rezidansı ve çok sayıda heykel ve başkaca antik döneme ait kalıntılar görülebilir. Duvarlar, sütunlar ve inanılmaz derecede iyi korunmuş zemin mozaikleri  oldukça güzeldir. Bu mozaikler, renk çeşitliliği açısından Pompei’de bulunanlardan sonra ikinci sıradadır.

Makedonya Manastır

Sanatçılar görüntülerini hayata geçirmek için en az 27 ton taş kullanmışlardır. Mozaiklerin çoğu döşendikleri gün kadar canlı ve güzeldir. 

Makedonya Manastır

Roma tiyatrosu 3000 seyirci kapasitelidir. Tiyatroda, ziyaretçilere Cavea’nın son sıralarına kadar çıkma izni verilmektedir. Buradan çevrenin oldukça güzel bir manzarasını izleyebilirsiniz. 

Makedonya Manastır

PELİSTERSKİ OCİ-PELİSTER MİLLİ PARKI

Araba ile, şehre sadece 10 dakika uzaklıktadır.

Burada el değmemiş buzul gölleri bulunmaktadır. 125 kilometre karelik büyüklüktedir.

Makedonya Manastır

Park alanında nadir bulunan Molika çamı ve Pelagonia alabalığı bulunur. Molika ağacı: 40 metreye kadar büyüyebilir ve 200 yıldan fazla yaşar.

Makedonya Manastır

Ayrıca: kurtlar, ayılar ve geyikler de vardır.

Makedonya Manastır

Park alanında, eski bir profesyonel futbolcu olan Pece Cvetkovski’ye ait kırsal konukevi olan “Villa Dihovu” vardır. Lonely Planet tarafından “Avrupa’nın Gizli Yerlerinden” biri olarak seçilen Villa Dihovu: 1920’lerin geleneksel Makedon konukevi stilindedir.

Buranın en büyük özelliği: misafirlerin yemek ve uyumak için ödedikleri kadarını seçmeleridir. Burada fiyatı sabit olan tek şey “alkol” dür.

Park alanında: yürüyüş, dağ bisikleti ve diğer aktiviteler yapılabilir. Mevsimine göre yüzme ve kayak da mümkündür.

Portekiz Lizbon Estoril

Portekiz Lizbon Estoril

Burası: Avrupa’nın en büyük kumarhanesi ve üst sınıfa hitap eden golf sahaları bulundurmasıyla tanınır ve bilinir.

Görkemli villalar, lüks oteller ve simge olmuş “Casino” su ile, bölge, Portekiz’in rivierası olarak da kabul edilmektedir.

Kasaba: Lizbon şehir merkezine, yalnızca 30 km. uzaklıktadır. Buraya ulaşmak için, Sintra üzerinden gelmeyi düşünebilirsiniz. Lizbon şehir merkezinden trenle Sintra ve Sintra tren istasyonunun önünden otobüsle Estorile ulaşabilirsiniz.

Tarihi süreç içinde: Estoril kasabası: özellikle II. Dünya savaşı sırasında, Portekiz’in tarafsız kalması nedeniyle, Alman ve İngiliz casuslarının merkezi haline geldi. Ayrıca: yine aynı dönemde, kraliyet ailesi, burada sürgünde bulunuyordu.

Ayrıca: yine Avrupalı birçok ünlü burada gerek kendi konutlarında ve gerekse otellerde konakladılar. Bunlar arasında sayılanlar: ünlü oyuncu Orson Wells: bir zamanlar burada Hotel Palacio’da kalmıştır. İtalya kralı Umberto II, Romanya kralı Carol II da: Estoril’de konaklayan ünlü konuklar arasındadırlar.

Ama en ünlü konuk: James Bond yazarı Ian Fleming olmuştur. Kendisi, çift taraflı ajanları gözlemlemek için burayı mesken tutmuş ve ilk James Bond romanı olan “Casino Royal” daki Casino deneyimini burada yaşamıştır.

Portekiz Lizbon Estoril

Evet, takip eden süreçte, II. Dünya savaşından sonra, Estoril, çok statü kaybetmiş olmasına rağmen, yine de günümüzde Avrupa’nın en büyük kumarhanesi, tenis kortları ve Avrupa’nın yine en iyi golf sahaları buradadır.

Formula Grand Prix yarışlarının düzenlendiği otomobil yarış pisti, şık bir kozmopolit oyun alanı ve çekici kumlu plajlar, günümüzde de Estoril’in cazibesini sürdürme nedenleridir.

Estoril kasabasında: dünyaca ünlü mimarlar tarafından tasarlanmış, yedi adet, uluslar arası düzeyde, yüksek kaliteli golf sahası bulunmaktadır.

Portekiz Lizbon Estoril

 

Tamariz denilen plaj bölgesi; Estoril merkezine 3 km. uzaklıktadır; deniz ve kumlu plajları yanında, ilaveten bar ve restoranları ile ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Buraya bakan tepe üzerindeki kale benzeri konut: Monako kraliyet ailesi üyelerine aittir.

Plajlardaki Haziran-Eylül dönemindeki ortalama deniz suyu sıcaklıkları 17-21 derece arasında değişmektedir. Deniz durumu bayraklarla belirlenir. Deniz kıyısında, sürekli cankurtaranlar bulunur.

Yeşil bayrak: deniz sakin anlamına gelir. Bu durumda yüzmek ve dalış yapmak güvenlidir.
Sarı bayrak: ziyaretçilerin uyanık ve tedbirli olmalarını gerektirir.
Kırmızı bayrak: tehlike anlamına gelmektedir.

Portekiz Lizbon Estoril

Portekiz Lizbon Estoril

 

Gelelim, Avrupa’nın en büyük kumarhanesine: arkasında uzun boylu palmiye ağaçları bulunan çekici bir bahçe içindeki kumarhane: Avrupa’nın en büyük kumarhanesi olma yanında, aynı zamanda üst düzey, uluslar arası şovlar sunmaktadır. Burası, aynı zamanda James Bond filmlerine de ilham kaynağı ve çekim yeri olarak kullanılmıştır.

Portekiz Lizbon Estoril

Estorel’in sahil kesimindeki plajları da ilgi çekmektedir. Cascais’e kadar olan yol boyunca, birçok plaj bulunmaktadır.

Yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: bölgenin yemek kültüründe, balık ve kabuklu deniz ürünleri yaygındır. Bölgenin en popüler yemekleri arasında “Stripped Bass, Sargo ve Cascais Sole” bulunmaktadır. Bunları hazırlarken genellikle: karides, yengeç, ıstakoz kullanıyorlar.

Avusturya Viyana Seegrotte

DSC06381
Avusturya Viyana Seegrotte

Avusturya Viyana şehrine yaklaşık 2 saatlik uzaklıkta bir maden, daha doğrusu eski bir maden, bu madenden alçı taşı çıkarılıyor ve inşaatlarda kullanılıyormuş, günümüzde burayı gayet iyi pazarlıyorlar, maden olarak kullanımı bitmiş ama gayet iyi pazarladıkları için gayet iyi kazanmaya devam ediyorlar.

Alçı taşı, günümüzde bu taşın çok fazla yeri kalmadığı için inşaat sektöründe kullanılan bir malzeme değildir. Bu yüzden, birçok maden kapatılmış, bazılarının üzerinde çökmeler yaşanmış, ama burası sahip olduğu gölden dolayı sürekli bakım halinde tutuluyormuş.

Zaten madendeki gezi, güvenlik şeridi oluşturulmuş bölgede yaptırılıyor. Aslında: genel anlamda düşünüldüğünde madencilik dünyanın en zor ve tehlikeli işlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Özellikle ülkemizdeki madenler ve maden kazaları ve ölen insanlar düşünüldüğünde, bu maden gördüğünüzde hak vereceksiniz, bir lunapark gibi karşımıza çıkacaktır. Yani: tehlikesi olmayan, patlama riski olmayan bir yer.

Aslında ilginç bir yer, zaten pazarlamanın ilk kuralı da insanları malum ilginçliklere yöneltmek, dünya üzerinde böyle bir başkaca yer bulunmadığını söylüyorlar ki, haklılar, gerçekten dünya üzerinde ben şahsen böyle başkaca bir yer duymadım ve rastlamadım ama gitmeye, görmeye değer mi, gidin veya gitmeyin şeklindeki yorumlarımı yazının sonuna saklayıp, Seegrote denen bu yeri tanıtmaya başlıyorum.

Viyana şehrinden, yaklaşık 2 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra buraya varılıyor. Bir tepenin eteklerinde, giriş kapısının daha doğrusu giriş biletlerinin satıldığı bir yer, hemen yanında içerideki bölümleri tanıtan bir pano, biraz ileride hediyelik eşya satan küçük bir dükkan ve hemen ilerisinde tuvaletler, bu boşluk alanda banklar da var, sanırım girmeyenlerin oturup beklemesi için konulmuş.

Kapıda pek fazla kalabalık yok. Aslında rehberler yıllık ziyaretçi sayısının 400-500 bin kişi olduğunu söylüyorlar ama şahsen biz gittiğimizde, bizden başka gurup yoktu yani bu rakam gerçek mi anlamak pek mümkün değil, daha doğrusu burası sadece rehberli turlarda ziyaret edilen bir yer olarak önem kazanıyor. Yani, Viyana şehrini ziyaret eden veya buralara yolu düşenlerin yolunu değiştirip te hadi burayı da göreyim dedikleri bir yer değil, yani her şeye rağmen yoğun ziyaretçi alan bir yer olduğunu sanmıyorum.

DSC06374
Avusturya Viyana Seegrotte

DSC06380
Avusturya Viyana Seegrotte

DSC06376
Avusturya Viyana Seegrotte

 

Hemen kapının yanındaki tanıtım panosu önünde, önce içerideki gezi ile ilgili bilgiler veriliyor. Burada fotoğraflar var, uçakla ilgili fotoğraflar, tarihi anlamda siyah beyaz fotoğraflar görülüyor.

Sonra biletler satın alınıyor. (Giriş bilet ücreti 10 euro) ve ardından bilet satış yerinin arkasındaki bölümden içeriye giriliyor. Öncelikle burayı ziyaret edecekler için şunu önermekte yarar var.

Buranın başlıca özelliklerinden birisi, içeride hava sıcaklığının sıcaklığının standart sürekli 9 derece olması, bu yüzden içerde üşümek mümkün, bu yüzden burayı ziyaret edeceklerin giysi olarak tedbirli olmaları şart. Aksi halde, hemen girişte 0.5 cent yani yarım Euro ödeyerek emanet battaniye türü bir şey kiralıyorlar.

Bunu kullanabilirsiniz.  Bir diğer öneri: burası bir maden ve tünellerden yürüyeceksiniz, eğer kapalı yer fobiniz varsa veya kapalı yerlere girmek sizi sıkıyorsa, sakın girmeyin, burası size göre değil. İçerideki tur yaklaşık 40-45 dakika sürüyor.

Battaniyemi de aldıktan sonra içeri giriyorum. Malum burası bir maden ve hemen bir tünelle karşılaşıyoruz. Tünellerde yürümeye devam ediyoruz, öncelikle karşılaştığımız tüneller, pek fazla geniş ve büyük değil.

DSC06387
Avusturya Viyana Seegrotte

İlerlerken bir kapıdan geçiyoruz. Buraya “İngiliz kapısı” deniyor. Aslında madencilik dilinde, bu tarz kapılara İngiliz Kapısı deniyormuş. Çünkü, işçiler kendi aralarında “Neredesin” diye konuşurken “İngiliz kapısındayım” tarzında, bulundukları yeri belirten deyimler kullanıyorlarmış.

Ardından galerilerden geçmeye devam ediyoruz.

Galerilerde: bütün madenlerde olduğu gibi, vagon sistemi var ve bu vagonların hareket etmesi için yerlere ince demirler şeklinde raylar döşenmiş. Taşların taşındığı vagonlar bu rayların üzerinde hareket ediyormuş.

Kenarlarda yani tünelin duvarlarında oyuklar var. Büyük oyuklar, vagonlar geldiğinde raylardan kaçmak isteyen işçilerin sığındığı yerlermiş. Küçük oyuklar ise, aydınlatma için kullanılan gaz lambalarının yani ışıkların konulduğu yerlermiş.

Bütün maden bölümü içinde sıcaklık standart 9 derece olmasına rağmen, sadece bu odanın bulunduğu yerde, sıcaklık 14 derecedir. Bu yüzden, işçiler bu odada toplanır, yemek molası verirlermiş.

Yürümeye devam ettiğimizde, Fast Sall denen bir salon bölümüne geliyoruz. Her yıl 4 Aralık tarihi “Dünya Madenciler Günü” olarak kutlanır. Ama eskiden, Aralık ayının ilk Pazar günü yani dini ayin yapılan gün, bu kutlama yapılır, buranın sahibi olan kişi, o gün işçilere izin verir ve burada, küçük bir ziyafet tertip edilirmiş. Burada yemek yenir, içki içilir, kutlama yapılırmış.

DSC06391
Avusturya Viyana Seegrotte

Galerilerde yürümeye devam ettiğimizde, daha büyük ve geniş galerilerin bulunduğu yerlere ulaşıyoruz. Burada ilk karşımıza çıkan yer atların tutulduğu alandır. Hemen girişteki panoda siyah beyaz resimlerde de görüldüğü üzere, burada madende çalışan atlar tutuluyormuş. Bu atlar “dolap beygiri” sistemiyle çalışıyormuş.

Katana cinsi Macar atları, gayet güçlü olan bu atlara çok iyi bakılıyormuş. Çünkü hayvanlar maden için çok önemli, ama bu atlar için zamanla büyük bir sorun ortaya çıkıyor. Bu atlar, dolap beygiri olarak çalıştırılırken gözleri bağlanıyor, arkasından hayvanlar karanlık yerde sabaha kadar tutuluyor ve hayvanların ışıkla olan göz teması minimum düzeye iniyor ve bir süre sonra, gözleri yetisini kaybetmeye başlıyor.

Hayvanlar neredeyse kör olacak hale geliyorlar. Ama dediğim gibi atlar madenlerin çıkarılması için çok önemli, hayvanlara çok iyi bakıyorlar. Burası atların dinlendirildiği bölümdür.

20160804_092758
Avusturya Viyana Seegrotte

“3 Silahşörler” filmleri birçok bölüm halinde çekilmiş ve sinema severlerin beğenisine sunulmuştur. Bunlardan bir tanesi de, bu madenin galerilerinde çekilmiştir. 1993 yılında, 3 Silahşörler Zegrotta denen filmde bir kral kurtarma sahnesi vardır. Gelirler ve buradan kralı kurtarırlar, arkasından aşağıdaki göle inerler, ejderha kafası olan tekne ile beraber yer altı gölünden okyanusa, açık denize çıkarlar, filmin belli bölümleri burada çekilmiştir.

Galerilerin sonunda, göle ulaşmadan hemen önce, merdivenlerden indiğinizde, merdivenlerin sonunda, hemen sol duvarda büyük bir çerçeve görülüyor, bunun içinde filmin afişi ve fotoğrafları var. Oyuncuların isimlerini not alırsanız, filmi bulup seyrettiğinizde, burada görmüş olduklarınızı filmde görme şansı yakalarsınız.

20160804_091213
Avusturya Viyana Seegrotte

Gezimizin bu bölümünde, üst taraftaki galerilerde kalmış tek su birikintisi gölle karşılaşıyoruz. Burada bir göl göreceksiniz. Buna “mavi göl” deniyor. Küçük bir alan olarak kalmış, aslında bir havuz gibi. Aşağıdaki gölde yapılan tekne turunda, bu gölün altında dolaşılıyor. Madendeki taşın özelliği nedeniyle yani taşın suyu sızdırmaması nedeniyle, bu göl burada kalmış ve aşağıdaki göle karışmamıştır.

DSC06409
Avusturya Viyana Seegrotte

DSC06397
Avusturya Viyana Seegrotte

 

Ardından, madenin biraz daha büyük ve geniş alanlarına girmeye başlıyoruz. Burada karşımıza küçük bir şapel çıkıyor. Bu görülen şapel, 1868 yılında yani maden açıldıktan 20 sene sonra yapılmıştır.

Yapılma amacı: işçiler işe başlamadan önce ve işlerini bitirdikleri zaman, dua etmeleri içindir. İşçiler, buraya gelirler, kazasız belasız bir gün geçirelim diye dua ederlermiş.

Burada ve madenin diğer bazı bölümlerinde 2 harf dikkatinizi çekecektir. Bunlar: G ve A harfleri. Bunlar Almanca bir kelimenin ilk harfleri olarak dikkat çeker ve “İyi Şanslar” anlamına gelir.

Çünkü bu insanların şansa ihtiyaçları var ve birbirleriyle selamlaşırken, böyle selamlaşırlarmış. Madenlerin giriş ve çıkışlarında ve diğer bazı yerlerinde de bu kelime veya bu harfler sıkça görülür.

Şapelde: bir resim var, bu resim Azize Barbara resmidir. Azize Barbara: madencilerin azizi olarak geçer. Kendisi bir madenci kasabasında doğmuş ve kendini tamamen bu insanlara yani madencilere yardıma ve dine adamış bir kadındır.

İlginç bir özellik: Meryem Ana dışında hiçbir kadın karakterin ismi, katedrallere verilmezken, Azize Barbara’nın ismi bazı katedrallere verilmiştir. Çünkü çok büyük maden şehirlerinde yapılan katedraller, madenlerden gelen paralarla yapıldığı için, bu katedrallere madencilerin azizesi olan Barbara Katedrali ismi verildiği olmuştur.

20160804_092021
Avusturya Viyana Seegrotte

DSC06376
Avusturya Viyana Seegrotte

 

Yürümeye devam ettiğimizde, daha büyük galerilere ulaşıyoruz. Burada: II. Dünya Savaşında Naziler tarafından yapılmaya çalışılan jet uçağının parçaları görülmektedir. Buraya, II. Dünya savaşı sırasında 2 bin civarında insan çalışmak üzere getirilmiş.

Bu insanları seçerken öncelikle teknik bilgisi olanları yani elektrik, uçak, motor mühendisleri ve teknisyenlerini seçmişler, ardından yine binlerce insan, çalıştırılmak üzere buraya getirilmiştir.

Bu insanlar buradaki malzemelerin çıkarılması, buranın temizlenmesi gibi işlerde ve 9 derece sıcaklıkta yani soğuk ortamda zor şartlarda çalıştırılmışlardır.

Burada bir yazı ile karşılaşıyoruz. “Nazi diktatörlüğü altında toplama kamplarından buraya getirilip 1944-1945 yılları arasında çalışmaya zorlanan insanlar anısına”

Ardından burada yapılmaya çalışılan uçak parçalarının bulunduğu bölüm görülüyor. Bunlar yanmış ve kırılmış uçak parçalarıdır. II. Dünya savaşı sırasında, 1944 yılı itibarı ile ortaya çıkarılmaya çalışılan jet uçağının parçaları ve modeli görülüyor.

Model incelendiğinde günümüzdeki jet uçaklarına benzerliği fark ediliyor. O zaman savaş dönemine bakılırsa, hakim uçaklar bombardıman ve avcı uçaklarıdır. Çok daha hızlı hareket eden ve bomba taşıyan uçak planlamışlar.

Bu plan, ilk Nazi Almanya’sının oluşmaya başladığı yani kendilerini savaşa hazırladıkları dönemde ortaya çıkmış ama her zaman öncelikli farklı amaçlara yönelmişler, tanklar yapılmış, savunma alanları yapılmış, bombardıman uçakları yapılmıştır.

Ama bakıyorlar ki 1944 yılında cephe kaybediyorlar, bu sefer aktif bir uçağa ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar, arkasından en doğru yer olarak burayı buluyorlar, çok büyük alanlar, tam bir fabrika gibi ama yerin altında ve gizli.

Gövde bir yerde, kanatlar bir yerde, kokpit bir yerde, elektrik aksamı bir yerde, motor en aşağıda, günümüzdeki gölün bulunduğu ama o zamanlar kuru olan alanda üretiliyor. Amaç, hepsini dışarıda birleştirmek ve uçakları bir şekilde havalandırmaktır.

Amerikalılar, bir şekilde savaşın son döneminde, burayı tespit ediyorlar ve bombalamaya başlıyorlar. Naziler, en hazır uçağı birleştirip tepedeki piste çıkarıp havalandırıyorlar, bu uçak birkaç uçağa zarar veriyor ama sonrasında düşüyor.

Amerikalılar burayı öğrenince, Naziler, ellerindeki tüm kalıntıları ve dökümanları yakıyorlar. Yine de, söylentilere göre: Amerikalılar, burayı ele geçirdiklerinde Nazilerin “Salamander” ismini verdikleri bu uçağa ait birçok bilgiye ulaşıyorlar ve “Sparrov” adını verdikleri ilk jet uçağını üretiyorlar.

Öte yandan, bu projede çalışan bazı kişilerin de, savaş sonrası Amerikaya sığınmış olmaları, uçağın Amerika da gelişimini sağladığı söylenir.

DSC06408
Avusturya Viyana Seegrotte

Ardından: madende çalışan işçilerin günlük faaliyetlerinde kullandıkları eşyalar ve cihazların bulunduğu bölüm görülüyor. Burada: su içtikleri testiler, aydınlatma için kullandıkları fenerler, kazmalar, kürekler, çanlar görülüyor.

Eskiden telefon bulunmadan önce, çanlarla haberleşiyorlarmış. Sonrasında telefon sistemi kurulmuştur. Gün içinde ihtiyaç duyulan ve kullanılan malzemeler burada sergileniyor.

DSC06399
Avusturya Viyana Seegrotte

DSC06398
Avusturya Viyana Seegrotte

 

Daha sonra, tören alanına ulaşıyoruz. Burası geniş bir sahadır. Burada, sol tarafta madenin kurulmasını sağlayan ilk kişinin isminin yazılı olduğu bir pano var. Az önce sözü edilen Azize Barbara figürü de burada görülüyor.

Burada mumlar var. En kalabalık törende, burada 1500 kişinin toplandığı söyleniyor. Bu tür törenlerde: kilise korosu, din adamları, Madencilik Derneğinden gelenler, madende çalışanlar yani birçok kişi bir araya gelirmiş.

Yani, bir anlamda küçük bir kilise gibi düşünülebilir. 4 Aralık Dünya Madencilik günü törenleri burada yapılıyormuş.

20160804_092927
Avusturya Viyana Seegrotte

Yürümeye devam ettiğimizde, madenin en ilgi çeken bölümüne ulaşılıyor. 45 derece eğimli merdivenlerden (120 basamak kadar) aşağıya iniliyor. Sağ ve sol yanda merdivenler var. Sol yandakiler iniş, sağ yandakiler çıkış içindir.

Merdivenler ıslak olabilir ve kayma riskine karşı dikkat edin. Sol yandaki merdivenlerden aşağıya indiğinizde, sonda, duvarda 3 Silahşörler filminin afişi görülüyor. Hemen karşıda ise, ilginç bir ejder başlı tekne var.

Bu tekne filmde kullanılmış ve ekip tarafından buraya hediye olarak bırakılmıştır. Daha sonra: hemen kıyıda, 26 kişi kapasiteli bir tekneye biniliyor. Basit bir tekne, karşılıklı oturma yerleri var, arkasında bir sürücü bulunuyor.

Tekne hareket ederken, altı düz olduğu için, kişilerin oturdukları yerden kalkmaması gerekiyor çünkü teknenin dengesi bozuluyormuş. Bir de tekneyi süren kişinin yüzüne doğru flash patlatarak fotoğraf çekilmesi istenmiyor çünkü sürücü dar galerilerde, gölün üzerinde tekneyi sürerken dikkatli olması gerekiyor.

Göl: daha önce söylendiği gibi, maden burada faaliyette iken, bir bölümden su çıkması nedeniyle oluşmuş ama o kadar büyük miktar su çıkmış ki maden kapatılmış ve bu göl ortaya çıkmış. Gölün suyu, doğal kaynak suyu olduğu için dışarı çıkarken topladığı minerallerden dolayı oksijen içermiyor ve içinde canlı yaşamıyor.

Gölün derinliği 1 veya 1.2 metredir. Yani, çok derin bir göl beklemeyin. Sadece bir yerde, bir kuyu gibi yerde derinliğin 14 metre olduğu söyleniyor. Gölün derinliği ve gizemi, ışık oyunlarıyla etkileniyor.

Bir anlamda, gölün altındaki alçı taşlarını da görmek mümkündür. Ama bazı yerlerde ışık oyunları, sanki gölün gayet derin olduğu izlenimi yaratıyor. Hatta, gölün suyu o kadar berrak ki, ayna gibi yukarıdaki görüntüyü aynen yansıtıyor.

Zaten gölün bir bölümü, bu yansıtma nedeniyle “Ayna göl” olarak isimlendirilmiştir. Hatta “Küçük Alpler” denen bölümde, burada bir şekilde ışık oyunları ile “Alp dağları” silüeti, gölün yüzeyine yansıtılmış ve göle bakarken, sanki Alp dağlarını gördüğünüzü sanıyorsunuz.

Suyun halen çıkmaya devam ettiği ve basıncı dengelemek ve sistemi ayakta tutmak için suların bir şekilde pompalarla dışarı atıldığı söyleniyor. Tekneye biniyoruz ve gayet yavaşça hareket eden tekne, (tekne yolculuğu 4 dakika sürüyor) galerilerden hareket ederken, suyun altındaki ışıklar açılıyor.

Bu arada, madende suyun ilk patladığı ve ardından çelik ve betonla duvar örülerek kapatılan yer görülüyor. Evet, başlangıçta pazarlama taktiği olarak gayet havalı şekilde anlatılan bu tekne turu: yaklaşık 4 dakika sürüyor ve ardından, tekneden inmeden önce rehber tarafından şu sözleri duyuyorsunuz “Tekneci arkadaş, bizi kazasız belasız dolaştırdığın için teşekkür ederiz” derken bir alkış kopuyor ama daha bitmedi, tekneden inerken, avucunu açan tekneci arkadaşa, bozukluk vermeyi unutmayın şeklinde yine bir uyarı ile karşılaşıyorsunuz.

Ardından, hani içerde üşüyeceğimizi düşünmüştük ya, dik merdivenlerden ter içinde çıkıyor ve kendimizi dışarı atıyoruz.

Gelelim değerlendirmeye: Avrupa’nın en büyük yer altı gölü, galerilerinde Naziler uçak yapmışlar, göl de tekne gezintisi yapılıyor. Pazarlamanın en muhteşem ve can alıcı noktaları bunlar.

Ama burayı ziyaret etmek isterseniz çok şey ummayın, yani hani derler ya gitmezsen çok fazla şey kaybetmezsin. Tercih sizin. 40-45 dakika süren bu tur ilginç olabilir, ama bu yazdıklarımı önceden bilseydim ben şahsen gitmezdim.