Yunanistan Atina Şehirde mutlaka gezilmesi önerilen yerler

Yunanistan Atina Şehirde mutlaka gezilmesi önerilen yerler

AKROPOLİS VE AKROPOLİS MÜZESİ

Burası, antik Yunan dünyasının dini merkezidir. Burası hakkındaki ayrıntılı tanıtım ve gezi yazısını yine bu sitede bulabilirsiniz.

Yunanistan Atina Şehirde mutlaka gezilmesi önerilen yerler

DİONYSİOS TAPINAĞI

Thrassilou sokağındadır. Burası, antik Yunan dünyasının tiyatro merkezi ve tiyatro kültürünün ilk sergilendiği yer olarak önem kazanıyor. Giriş ücretli.

 

ZEUS OLYMPİAS TAPINAĞI

V.Olgas caddesindedir. Burası: antik Yunan tanrılarının kralı, babası için yapılmış, en büyük tapınak yapısıdır.

 

ROMA AGORASI

Pelepida Sokağındadır.  Roma imparatoru Augustus’un şehre bağışladığı anıtlar arasında Parthenon’un doğusuna yerleştirilen küçük dairesel bir tapınak olan ve İon düzeni kısa süre önce tadilat geçirmiş, Erekhtheion’dan kopya edilmiş Roma Tıpanğı ile eski yerleşik agoranın doğusuna inşa edilen revaklı, dikdörtgen biçimli Pazar Meydanı, Roma Agorasıydı. 

Burası, şehirde Roma egemenliğinin hüküm sürdüğü yıllarda, günlük hayatın merkezi olarak öne çıkmaktadır.

 

YUNAN AGORASI

MÖ 5’nci yüzyıl boyunca, kent merkezi Agora’daki yapım faaliyetleri, Akropolis’tekiler ile dönüşümlü olarak ilerledi. MÖ 479’dan yüzyıl ortalarına kadar Akropolis’in “Platai Yemini” yüzünden el değmeden durduğu bir dönemde, Agora’daki inşaat faaliyetleri yoğundu. Persler, Akropolis’in yanı sıra Agora’yı da tahrip etmişti, ama binaların çoğu seküler amaçlara hizmet ettiğinden, Yenini çiğnemeden tekrar inşa edilebilirlerdi. 

Evet daha geniş anlamıyla Agora, bir kentin merkezi Pazar yerini belirtir. Resmi olarak belirlenmiş kutsal, siyasal ve dini bölgelerin dışında, Atinalılar istedikleri her türlü hizmeti orada buluyorlardı. Bunlara ait kanıtlar, kazıların yanı sıra edebiyattan da gelir. 

Günümüzde Agora; Adrinou sokağındadır.

Şimdi bu bölümde, Agora’daki bazı antik dönem yapılarından söz edeceğim. 

Erken klasik dönem yapıları arasında, 1984’de Agora’nın kuzey ucunda keşfedilen “Boyalı Stoa” veya “Stoa Poikile” de vardır. Bu yapı, antik yazarlar tarafından övgüyle bahsedilen ahşap paneller üzerine, ünlü tablolar barındırıyordu. En ünlü sahnede, Atina’nın “Marathon” daki zaferi tasvir ediliyordu, ancak bunlardan hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. 

Yine erken klasik dönemden kalma, yuvarlak bir yapı olan Thohos, 500’ler konseyi Boule’nin içinden, kentin gündelik işlerini 35 veya 46 günlüğüne yürütmek için seçilen 50 kişilik Prytany’nin karargahı, yemekhanesi ve yatakhanesi olarak hizmet veriyordu. 

Aynı dönemde, Persler karşısında MÖ 476’DA Eion’daki zaferin anısına, Kimon, üç büyük herma adadı. Bir herma, tepesinde tanrı Hermes’in sakallı portre halinde başı ve ortasında erkek cinsel organı bulunan, dikdörtgen biçimli sade bir sütundu. Kimon’un bu hareketinin getirdiği itibar ile hermanın popülerliği arttı ve o zamandan sonra iyi şans, başarı ve koruma getirmesi için ev ve tapınakların girişleriyle, kamuya açık kavşaklarda yaygın olarak dikilmeye başlandı. Agora’nın kuzeybatı girişi yakınlarında çok sayıda olduklarından, semte adını verdiler. “Hermalar”

Perikles dönemi başlarında, çevredeki pek çok zanaatkarın yücelttiği demirci ocağının tanrısı Hephaistos ve burada sanat ve zanaatkarların tanrıçası suretinde olan Athena’ya adanmış etkileyici bir tapınak üzerinde çalışmalar başladı.

Büyük ölçüde, Hıristiyan kilisesi olarak tekrar kullanılmış olması nedeniyle mükemmel durumda olan Hephaisteion, batıdaki Kolonos Agoraios tepesindeki konumundan bölgeye hala hakimdir.

Gerçekten de bu tapınak önden, Agora’dan görülmek üzere yerleştirilmişti.

Ön cephe üzerine bir odaklanma, Yunan tapınakları iççinde sıra dışıydı, ama Roma tapınaklarının tipik özelliklerinden olacaktı.

Yaklaşık MÖ 450’de başlanan ama yaklaşık MÖ 420’ye kadar tamanlanamayan Hephaisteion, daha önceki bir tapınağın yerine yapılmayıp yeni tasarlanmıştı.

Bu tapınağın cephesi ve planı, geleneksel şekilde Dor tarzıdır.

Çağdaşı Parthenon için de geçerli olduğu gibi, bu tapınağın heykelli süslemeleri de bol ve masraflıydı.

Agora’ya bakan doğu cephede, daha ağırlıklı olan doğu ve batı alınlıklarda, kötü durumdaki heykelleri doğu tarafta ve buna hemen bitişik kuzey ve güney yanlardaki dört noktada yer alan Herakles ve büyük Atinalı kahraman Theseus’un yaptıklarını anlatan 18 metop, savaş sahnelerinin bulunduğu iki friz, biri promaosun üzerinde ve kolonadın kapladığı bölge boyunca, tapınağın en köşelerine kadar kuzey ve güneye uzanır.

İki tanrının Alkamenes’in eseri olan tunç kült heykeli, günümüze ulaşmamıştır.

Kazılar, Hephaisteion’un peyzaj amaçlı bitkilendirme ile çevrili olduğunu göstermiştir.

Geniş terakota saksıların bulunduğu dikim çukurlarının keşfi, tapınağın uzun kuzey ve güney yanlarında iki sıra, batıda ise üç sıra çalılığın uzandığını gösterir.

Metinler, ağaç, bitki ve suyun kutsal mekanların önemli bir öğesi olduğunu açıkça belirtir.

 

DEVLET HAPİSHANESİ:

Agora’daki MÖ 5’nci yüzyıl yapıları arasında, güneybatı köşesinin ilerisinde duran değişik devlet hapishanesi binası da bulunur.

Sıra dışı planıyla, iki yanında ufak odalar bulunan merkezi bir koridor arkadaki bir avluya çıkar.

MÖ 339’da baldıran zehiri içerek kendini öldürmeye zorlanan filozof Sokrates, son günlerini bu hapishanede geçirmiştir.

 

GÜNEY STOA:

Agoranın güney yanındaki Güney Stoa I, idari ofisler ve memurların Yunan adetlerine uygun olarak uzanıp yemek yedikleri odalar barındırırdı.

Bu binada keşfedilen çok sayıda sikke, kentin ticari yaşamındaki rolünü gösterir.

Yakınlarda iyi bir tunç sikke kaynağı olan Darphane yer alırdı.

MÖ 4’ncü yüzyıldan itibaren, popüler olan tunç sikkeler, Agora kazılarında bulunan sikkelerden çoğunluğunu meydana getirir.

Bunlar altın ve gümüş sikkelerin aksine, sıradan alışverişlerde kullanılırdı.

KERAMEİKOS

Ermou sokağındadır. Burası, antik  dönemde şehir duvarlarının bulunduğu bir yer. Ayrıca, şehir duvarlarındaki kutsal kapı da burada bulunuyor. Daha sonraki dönemde ise, kentin ana mezarlığı burada yapılmış. Günümüzdeki seramik kelimesinin çıkış kaynağı, burası.

 

PİLAKA MAHALLESİ

Burası: Akropolis tepesinin hemen altında bir yer. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde, Atina şehri, yalnız buradaki yerleşimden ibaretmiş. Bu güzel mahalle, araç trafiğine kapalı. Küçük, dar ve sevimli sokaklarında, beyaz badanalı evlerin arasında keyifle gezebilirsiniz.

Yunanistan Atina Şehirde mutlaka gezilmesi önerilen yerler

MÜZELER

ULUSAL ARKEOLOJİ MÜZESİ

Patission sokağındadır. İşte, gerçek bir müze. Dünyanın en tanınmış, antik Yunan heykel sanatı eserlerine ait koleksiyonlar burada sergileniyor.

 

BİZANS MÜZESİ

Sofias caddesindedir. Burada: erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemlerine ait, dinsel temalar ve eserlerden oluşan koleksiyonlar sergileniyor.

 

BENAKİ MÜZESİ

Koubaki sokağındadır. Bu müzede sergilenen eserler: Yunanistan ülkesinde, tarih öncesi  devirlerden, Osmanlı dönemine kadar olan tarihi kapsamaktadır.

 

KYKLAD SANATLAR MÜZESİ

Neoptou Douka sokağındadır. Bu müzede: Ege denizindeki araştırmalar sonucu bulunmuş olan ve MÖ.3000’li yıllardan kalan eserler sergileniyor. Bunların başında: mezar eşyalar var.

 

YUNAN HALK SANATLAR MÜZESİ

Kydathineon sokağındadır. Bu müzede sergilenenler: Yunan işlemeleri, seramik eserler ve ağaç işleri koleksiyonlarıdır.

Atina şehri genel özellikleri

Atina şehrinde gezilecek yerler.

Atina şehrinde gezilecek diğer yerler.

 

 

Roma Foro Romano (Roma Forumu)

Roma Foro Romano (Roma Forumu)

Venedik Meydanının hemen arkasındadır. Roma döneminde: burası şehrin merkezi konumundadır, saraylar, tapınaklar hep bu bölgede yapılmıştır.

 

PALATİUM TEPESİ-PALATİNO TEPESİ:

Bilinen ilk yerleşim, Palatium tepesindeydi.

Kulübe temelleriyle bu basit evlerin direklerinin girmesi için, taşta oyulmuş delikler keşfedilmiştir.

Evler basitti. Tek oda, dal örgü duvarlar ve sazdan bir çatıyı taşıyan dikey direklerden oluşuyorlardı. Demir çağında Yunanistan’daki evleri çağrıştırırlar ve Orta İtalya’daki diğer demir çağı köylerinden edinilen görüntüyle uyum içindedirler.

Bu evlerin görünümü hakkındaki varsayımların bir kısmı, kulübe urnalardan gelir.

Kulübe biçimli bu küçük çömlekler, yakılan cesetlerin küllerini barındırırdı.

Bu urnaların dik meyilli çatılarından dumanın çıkışı için bir delik gösterilmiş ve çatı maddesinin saman veya saz olduğu ima edilmiştir.

Daha sonraki yüzyıllarda Palatium’un yamaçlarında böyle bir kulübe dururdu.

MS 4’ncü yüzyıla kadar özenle bakımı yapılan ve sık sık restore edilen Casa Romuli (Romulus’un evi) kentin mütevazi kökenlerinin sürekli akılda kalmasını sağlardı.

Palatium Tepesinin kuzey eteklerindeki alan, ileride Roma Forum’unun yeri olacaktı.

Ancak, ilk zamanlarda bu alçak, bataklık arazi bir mezarlık işlevi görüyordu.

MÖ 8’nci yüzyılda ölüler yakılırdı.

Ölülerin külleri kulübe urnalara veya küçük çömleklere konurdu.

Bunlar da daha geniş bir çömleğe konur ve bu çömlek de toprakta kazılan dairesel bir çukura yerleştirilirdi.

Kentin maddi kültüründe değişimler, MÖ 6’ncı yüzyılda Etrüks egemenliği yüzyılında meydana geldi.

Suyla ilgili düzenlemelerdeki becerileriyle dikkat çeken Etrüksler, özellikle kentin merkezi olacak Forum Romanum bölgesindeki bataklıkları kuruttular ve onları besleyen derelerin yolunu değiştirdiler.

Yukarıda, Palatium’un yanındaki Capitolium Tepesinde kalelerini ve tanrı Jüpiter’e adanmaş ana tapınaklarını inşa ettiler.

Michalangelo’nun Capitolium Tepesinin iki zirvesi için tasarladığı Campidoglio Meydanının güneyindeki Rönesans’tan kalma Palazzo dei Conservatori ile bunun yanındaki Palazzo Caffarelli’nin altında bu eski Jüpiter Capitolinus veya Jüpiter Optimus Maximus Tapınağı’na ait olması muhtemel kalıntılar bulunmuştur.

Kalıntıların miktarı az olduğundan, tapınağın görünüşünü kesin olarak bilmek mümkün değildir.

Tipik Etrüks tarzında, ortada Jüpiter, iki yanında Iuno ve Minerva’ya ait üç cella’sı olduğu biliniyor.

Bu üçü, Roma devletinin ana tanrıları oldu.

Kibirli Tarquinus döneminde (MÖ 530-509) Etrükslü sanatçı Veiili Vulca’ya ayakta duran, kırmızıya boyanmış ve yıldırım tutan bir terakota Jüpiter heykeli ısmarlanmıştı.

Bu kült heykeli yok olmuştur ama Veii’deki Portonaccio Tapınak bölgesinde bulunan aşağı yukarı aynı dönemlerden terakota figürler, görünüşü hakkında bilgi verir.

Tapınak MÖ 83 ve MS 80’de iki kez yanacak, her seferinde orijinal plana sadık kalınarak muhteşem şekilde tekrar yapılacaktı.

Tarihte, Roma döneminin bütün önemli olayları burada yaşanmış, önemli kararlar burada alınmıştır. İmparatorluk forumu olarak isimlendirilen burada: günümüzde sağlı-sollu Roma imparatorlarının heykelleri görülüyor.

Heykellerinin arkasında ise, yaptırdıkları saraylar, tapınaklar ve anıtların kalıntıları görülüyor.

Roma Venüs ve Roma Tapınağı

VENÜS VE ROMA TAPINAĞI:

Venüs ve Roma tapınağı, pahalı malzemelerle muhteşem şekilde inşa edilmiştir.

Ancak günümüze sadece kat planı kalmıştır.

Pantheon’dan sonra 121’de başlanan ve muhtemelen 135’de adanan yapı, Antonius Pius döneminde tamamlanmıştır.

Bu yapının dikilebilmesi için, Hadrianus dev Sol (Güneş, daha önce Neron) heykelini Flavius amfitiyatrosunun (Colosseum) kuzeybatısına taşıtmıştı.

Bu büyük tapınak: (ölçüleri: 136 x 66 metre) 7 basamaklı, yüksek bir stilobat üzerinde, Forum Romana’nın doğu ucundaki geniş bir platormun (145 x 100 metre) merkezinde, müstakil halde duruyordu.

Platformun uzun yanları, Mısır gri granitinden sütunları olan bir kolonadla çevriliydi.

Bu alanın resmi girişi güneyden, kolonadın ortasındaki bir propiledendi.

Tapınağın kendisi, kısa yanlarda 10, uzun yanlarda 20 Korint sütunlu, tipik Yunan peristiliyle çevrili bir dikdörtgen olarak dışarıdan Yunan görünümlüydü.

İçeride, batıda Roma Forumuna bakan tanrıça Roma’ya, doğuda Venüs’e adanmış iki cella vardı.

Tapınak üstü tuğla kaplanmış betondan yapılmıştı. Bunun üstü de Yunanistan’dan getirilen mermerle kaplanmıştı.

Mimari süslemelerin teknik ayrıntıları, işçilerin de Ege bölgesinden geldiklerini gösterir.

Önceki yüzyılın alışkanlıklarından saparak, yabancı malzeme ve işçi kullanılması çok seyahat eden Hadrianus’un geniş zevk yelpazesinin yanı sıra, başkent ve İtalya dışındaki kent ve bölgelerin artan önemine de işaret eder.

Traianus’un baş mimarı Apollodorus, bu yapıyı fazla alçak olmasıyla eleştirmişti. Daha yüksek bir platforma yerleştirilmiş olsaydı sıra dışı genişliği, görsel açıdan daha etkileyici olurdu. Böyle açık sözlü yorumlar, özellikle de daha eski aşağılama ifadelerinin ardından geldikleri için, Hadrianus’un hiç hoşuna gitmemişti.

Sonunda Hadrianus, Apollodorus’u idam ettirecekti.

Evet gezimize devam ediyoruz, Hemen sağ bölümde

Arkadaki tepe ise Roma şehrinin Romus ve Romulus tarafından ilk kurulduğu ve Vespa Tapınağının da bulunduğu Palatino Tepesidir.

Jul Sezar: Cumhuriyet döneminde, Senatör iken: ülkeyi ele geçirmiştir. O dönemde: Cumhuriyet idaresiyle yönetilen Roma’da, şehrin korunması için, 4 lejyon askeri birliği görev yapmaktadır.

Seferden dönen ordular, şehre girmeden, şehir yakınlarında dağıtılır ve askerler geldikleri şehirlere, köylere, kasabalara giderlerdi.

Jul Sezar: kafasındaki düşünceyi gerçekleştirmek için, bir sefer dönüşünde, beraberinde 11 lejyon askeri güç olmasını fırsat bilerek, ordusunu dağıtmaz ve şehri, herhangi bir çatışmaya girmeden ele geçirir. 3 arkadaşı ile birlikte, Sezar: ülkeyi  dörde bölerek yönetmeye başlarlar.

Zamanla: Sezar ve Antonius: diğer iki arkadaşlarını öldürerek, ülkeyi birlikte yönetmeye başlarlar ve daha sonra kendi aralarında da anlaşamazlar ve Antonius: ülkeyi terk ederek Mısır’a gider, hatta Kleopatra ile büyük bir aşk yaşar.

Sezar: daha sonra, Antonius’u da yener ve ülkeyi tek başına yönetmeye başlar.

Jul Sezar

Roma Foro Romano (Roma Forumu);

Gerek dünya tarihi ve gerekse Roma tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Takvimlerde, Temmuz (July) ayı: onun ismiyle anılır, Roma takviminde Temmuz ayı ilk aydır ve bu  nedenle, Jul Sezar, kendi ismini bu aya vermiştir, öte yandan, miladi takvimi kendisi düzenlemiştir. Çok zekidir, akıllıdır ve Roma imparatorluğunun büyümesinde, büyük katkısı bulunduğu söylenir.

Dünyaya gelişinin bile tarihe geçtiği söylenir ki günümüzde “keserek doğum” anlamına gelen “Sezeryan” ilk olarak Sezar’ın dünyaya gelişi sırasında uygulanmıştır denilmektedir.

Roma tarihinin en önemli insanının yaşadığı, kararlar aldığı ve sonunda bir suikast sonucu (“sende mi Brütus” deyimi hatırlanacaktır) öldüğü yer burası.

Roma Basilika Nova

BASİLİCA NOVA-YENİ BAZİLİKA:

Velia Tepesi civarında, Foruma yakın ama tam anlamıyla Forum sınırları içinde sayılmayan bir alanda bulunmaktadır.

Bu çok büyük yapı, 306-310 yılları arasında Maxentuus tarafından başlatılmış ve 313’ten sonra Constantinus tarafından bitirilmiştir. Çünkü Maxentius, 312’de Constantinus ile savaşı kaybetmesi üzerine, yapı tamamlanma aşamasında İmparator Constantinus tarafından sahiplenip tamamlanmıştır.

Forum Romanum’un kuzey tarafına yapılmıştır. İsminin yeni olmasının sebebi, eski Vetus bazilika ile ayırt etmek amacıylaydı.

Bu bazilika, Roma Forumun en büyük binalarından biri olmuş, ayrıca şehir içinde inşa edilen “son büyük bazilika” niteliğini taşımaktadır.

Evet bu bazilika, sivil bir bazilikaydı. Yani kilise değil, mahkeme, kamu toplantıları, resmi işlerin yürütüldüğü mekan olarak kullanılıyordu. Amaç: kamunun gücünü ve imparatorun kudretini göstermekti.

Bina 100 x 65 metrelik beton bir platform üzerinde durur.

Nefi 80 metre uzunluğunda ve 25 metre genişliğindedir. Kuzey tarafta kalan nef günüme pek fazla kalıntı bırakmamıştır ve orada tonozlarla süslenmiş kemerli yapılar görülebilir.

En yüksek yerinde nefin yüksekliği 38 metredir.

Kuzeydeki üç girinti, günümüze ulaşmamıştır.

Nefin tepesinde bir tür asma pencere olarak kemerli pencereler, tavanında beton çapraz tonozlar vardır ve iç duvarlar kırmızı tuğla ile kaplanmıştır. Bu tonozlar yaklaşık 39 metre yükseklikten dört büyük payeye oturuyor. Tonoz yüzeylerinde coffer (kafesli gömme cep pencereleri) tarzında süslemeler kullanılmıştır. Bu hem ağırlığı hafifletmek hem de estetik katmak amacıyla yapılmıştır.

Bazilikanın dışı, mermer taş işçiliğini andıran beyaz yalanlı mermerle kaplıydı.

Orijinal halde, doğu-batı ekseninde duran bu plan, Constantinus’un kuzeye bir apsis ve güneye foruma çıkan basamaklar yerleştirmesiyle değişmişti.

 

Heykel:

Batı apsiste, dev bir kaide üzerinde Constantinus’un oturur halde, 324-330’da yapılmış dev bir heykeli yer alıyordu.

1486’da heykelin parçaları bulunmuştur.

Yakındoğu’daki uygulamalara kadar geri giden bir geleneğe uygun olarak, heykel farklı malzemelerden yapılmıştı.

Tuğladan çekirdek, gövde ahşap üzerine tunç kaplama, baş ve kollar Pentelikos mermerindendi.

Baş 2.6 metre yükseklikte ve 8-9 ton ağırlığındaydı.

Boyna alçı ile tutturulmuştu.

İmparator gözleri hafifçe yukarı dönüktü.

Baş kesinlikle Yunan-Roma tarzında olmasına rağmen, sabit bakış ve gözlerin yukarı dönük olması, sıradan insanlarla Tanrı arasında aracı kabul edilen Hıristiyan imparatorun, optik açıdan gerçekçi olmayan bir biçimde tasvir edildiği Ortaçağ’ın habercisi gibidir.

Gelelim günümüze;

Günümüzde bazilikanın büyük kısmı yıkılmış durumdadır. Kalan kalıntılar arasında özellikle kuzey kenarındaki tonozlu kısım, payeler, kemer yapı elemanları ve tavan detayları öne çıkar.

Bazı taş bloklar, sütun parçaları ve yapı elemanları, çevrede korunmaktadır.

 

 

 

İtalya Roma Pantheon Kilisesi

Roma Pantheon Kilisesi

 

Roma şehrinde birçok kilise-manastır gibi dini yapılar bulunmasına rağmen, özellikle burayı görmenizi şiddetle öneriyorum.

Çünkü: burası gerçekten tarihi süreç içinde önem kazanan bir yer.

Önem kazanmasının temel sebebi: kilisenin MS 27’de, İmparator Augustus’un yakın dostlarından Marcu Agrippa tarafından, “Venüs ve Mars Tapınağı” olarak inşa edilmiş olmasından kaynaklanır. 

MS 80’de yangında hasar gören tapınak, Domitianus tarafından restore ettirilir. 

Tapınak, Roma imparatoru Hadrianus döneminde ise, MS 2’nci yüzyıl başlarında yeniden inşa ettirilmiş ve tüm tanrılara adanmıştır. 

Ancak, Hadrianus versiyonu, tamamen baştan inşa edilmiştir. Bu benzersiz tasarımın mimarı bilinmiyor. Ama Hadrianus’un kendisinin bu inşaatta büyük bir ilgi gösterdiği kesindir. Eski planın tüm izleri silinmiş, ama ilginç bir şekilde, Agrippa’nın adama yazısı korunmuştur. 

Hadrianıs’un binasında birkaç uyarlama ile bir Hıristiyan kilisesine dönüştürülen yapı, son derece iyi korunmuştur. 

Ancak günümüzde ortam farklıdır. Çevredeki toprak zemin, antik çağlardakinden çok daha yüksektir ve orijinal olarak tapınağın önünde bulunan ve  dikkati tapınağın girişine yönlendiren revaklı, dikdörtgen avlunun yerini, günümüzde her yöne sokakların uzandığı bir meydan almıştır. 

Hadrianus’un Pantheonun yapımı yaklaşık MS 117’de başladı ve tuğlalarındaki damgalara göre: 126-128’de tamamlandı. Tuğla damgaları, imparatorluk Roma’sının arkeolojik kayıtlarının kendine özgü bir öğesini meydana getirir. Augustus zamanından başlayarak, pişmiş tuğla; yapım malzemesi olarak kullanılmış, Neron’dan Hadrianus’a kadarki dönemde, çok popüler olmuştur.

Roma ve civarında yapılan tuğlalar, Augustus’tan Caracalla döneminin sonuna kadar ve daha sonra yine Diocletianus (284-306) döneminden başlayarak farklı tür bilgilerle damgalanırdı.

Bu bilgiler arasında, ürünün türü, kilin kaynağı veya tuğla imalathanesinin adı, k il kaynağının sahibi, tuğlayı yapanın veya tuğlanın yapıldığı dönemde görev başında olan consul’lerin adları bulunurdu. Bu sonuncu bilgi: MS 110-164 arasında consul’lerin damgalarda belirtildiği dönemdeki tarihlendirme çalışmaları açısından özellikle yararlıdır. Çünkü edebi kaynaklardan gayet iyi bir şekilde bilindiği üzere, görev süreleri bir yıldı.

 

TASARIM:

Pantheon’un sıra dışı tasarımı, geleneksel Etrüks (Toskana) ve Yunan mimari öğeleri yeniliklerle birleştiriyordu.

Tapınak iki kısımdan oluşur.

Kolonadlı geniş bir avludan, yaklaşılan bir Toskana-Yunan tarzı sundurma ve onun ardında yarım küre biçiminde bir kubbe ile örtülü dairesel bir cella.

Bu ikisi; nişli bir geçiş bölgesiyle eğreti olarak birbirine iliştirilmiş gibidir.

Tümü de Toskana tarzı olan sadece önünde geniş basamaklar bulunan ve bir podyum üzerinde yükseltilmiş derin sundurmanın üstü, Mısır granitinden ve Korent başlıklı yekpare taştan sütunlarla taşınan bir alınlık ve beşik çatı ile örtülmüştür.

Yaygın olarak kullanılan mermer şık bir hava vermiştir.

Bunun tersine, cella büyük oranda betondan yapılmış olup, arada tuğla ve taş barındırır.

Yapıya inşa edenler, yenilikçi yapım teknikleri geliştirmiştir.

Ancak bunun büyük kısmı ziyaretçinin görebileceği yerlerde değildir.

Duvarların içi dolu değildir, birbiri üzerine bindirilmiş tonozlu boşluklardan meydana gelir.

Tuğladan tonozlar, aşağı doğru baskıyı dairedeki 8 iri sütuna yöneltir ve yapıya çeşitlilik ile dayanıklılık kazandırır.

 

KUBBE:

Kubbe; dev bir ahşap iskeletin üzerine dökülmüş betondan yapılmıştır. Betonun ağırlığı, aşağı duvarlarda kullanılan agregalar yerine, ponza kullanımı ile hafifletilmiştir.

Yarım küre kubbe, kubbenin yarıçapına eşit bir yükseklikte iç duvardan başlamasına rağmen, dış duvar bu başlangıç noktasından daha yükselir ve kubbenin aşağı kısımlarına fazladan payanda görevi görür.

Bu düzenleme yüzünden, dışarıdan kubbenin tüm biçimi görülemez. Bunun yerine, kubbe sığ ve sadece hafifçe eğri görünür.

İçeriden tüm yarım küre görünür. Kubbe kutularla, iç içe karelerle dekore edilmiştir. Orijinal olarak, her bir kutunun ortasında, tunç varaklı bir rozet vardı. Işık yansıdığı zaman rozetler yıldızlara benziyor olmalı.

Tepede göğe açılan bir oculus (dairesel boşluk)  vardır. İbadet edenler, göğe bakabilirler. Güneş, yağmur, hatta kar tapınağa girebilir. Gökte yol alan güneş, her dakika ayrı bir noktayı aydınlatırdı. Yerdeki giderler, su birikmesine izin vermezdi.

Pantheon’un kubbesi, antikçağ sonrası mimari üzerinde çok etkili olmuştur. Buna göre, 1632’de Papa VIII Urbanus’un Pantheon’un sundurmasının arka tarafına yerleştirdiği yazıtın ilk üç satırı şöyledir. “Pantheon, tüm dünyanın en ünlü yapısı”

Roma Pantheon Kilisesi
Gelelim günümüze:

Evet tapınağın ilk  dikkati çeken özelliği, devasa sütunlarıdır. Ayrıca, bronz kapısı 20 ton ağırlığındadır. Duvarların kalınlığı ise inanılmaz 6-8 metre arasında değişir. Tüm bunlar nedeniyle yapı, kasvetli bir görünüm verir. 

Ayrıca yukarıda ayrıntılı olarak anlattığı kubbe de ilgi çeker. Yukarıda belirtmedim ama kubbenin üst bölümündeki daire şeklindeki boşluk “tanrının gözü” olarak adlandırılıyor. Yağışlı havalarda buradan yapının içine akan yağmur suları, binanın zemininde sağlanan mükemmel ve aynı zamanda hissedilmeyen bir eğim sonucunda, asla bir ıslaklık görüntüsü vermeden akıp gidiyor, kayboluyor. 

Kubbenin bu üst boşluğunda, bir zamanlar dönemin ünlü astronomi bilgini Galile’nin çalışmalar yaptığı söyleniyor. Galile: dünyanın yuvarlak olduğunu tespit eden ve daha sonra engizisyon tarafından dayanılmaz işkenceler sonucu ölümle cezalandırılan gökbilimi araştırmacısı olarak tarihe geçmiştir. 

Pagan tapınağı olarak inşa edilen yapı, MS 7’nci yüzyılda Hıristiyanlığın kabulü ile kiliseye çevrilir. Ancak Hadrian dönemi özelliklerini korumaktadır. 

Kilisenin içinde: büyük sanatçı Raphaello’nun mezarı bulunuyor.