Yunanistan Yunan adalarında alışveriş; Adalarda, bir çok eski kasabada bulunan dar sokaklarda, sanat ve heykel galerileri, mücevherciler, butikler ile elişleri ve koleksiyon malzemeleri sunan, sevimli dükkanlar var. Bu sokaklarda; saatlerce dolaşmaktan kendinizi alamayacaksınız.
ANTİKALAR
Ciddi koleksiyoncular için, Ege çapında hakiki antika satışı yapılmaktadır. 1821 yılından önce yapılan ya da üretilen her şey, resmi olarak antika sınırlarına girmektedir.
Bunlar: heykel, toprak kap ya da ikon şeklinde olabilir. Uygun akreditasyon ve bazı durumlarda da, eğer aldıklarınız ülkeden çıkarılacaksa, izin belgesi almanız gerekir.
Bu konuda, antika satıcılarından ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.
Bütçeleri ya da uzmanlıkları, orijinallerine yetmeyenler için, aynı eserlerin kopyaları da satılmaktadır. Kalite ve ücret değişebilir, dikkat etmekte yarar var.
GİYİM
Geleneksel Yunan giyimi, günlük hayatta, pek göze çarpmaz. Ama, adaların çoğunda, yaz mevsimi için ideal olan pamuklu ve keten pantolonların, bluzların ya da elbiselerin satıldığı dar sokaklardan alışveriş yapabilirsiniz. Ayrıca, her yerde rastlayabileceğiniz; çeşitli tişörtler, mayo ve ayakkabılar da ilgi çekicidir.
Özellikle: Santorini ve Mykkonos’ta: Avrupa ve İngiltere’den gelen marka giysi ve ayakkabılar bulabilirsiniz. Armani ve DKNY gibi, pek çok ünlü markanın özel, klimalı butikleri var.
Çağdaş butiklere yer açmak için hızla kapanan pazarlara rağmen, Mykonos’ta hala geleneksel kalın pamuklu süeter satılıyor.
Bir de, bu arada, satın aldığınız giyim eşyalarının etiketlerine iyi bakın, sonradan bunların “Made in Turkey” damgasını görürseniz, şaşırmayın, yalnızca kendinize yük etmiş olursunuz.
DERİ EŞYALAR
Ada sakinleri, Santorini ve Mykonos’taki butiklerde satılan İtalyan üretimi deri ürünlerinin kalitesiyle rekabet edemeseler de, çeşitli tarz ve modellerde, çanta, cüzdan, kemer ve ayakkabı yapmak için deri ürünlere ağırlık verirler. Yine de, biraz önce söylediğim gibi, bu ürünleri satın alırken de dikkat, üretim yeri?
Bunun dışında: Yunan adalarından hediyelik eşya olarak ne satın alabilirim, ne satın almam gerekir? diye düşünürseniz: Ege yolculuğunuzda, hangi adayı seçerseniz seçin, kaçınılmaz olarak, ilgi çekici hediyelik eşyalar göreceksiniz.
İşte adaların belli başlı el yapımı eşyaları ve bazı doğal ürünleri:
Kalymnos adasından: sünger, Karpathos adasından: nakış, dantel, tığ işi, Lesbos adasından: Zeytinyağı ve uzo içkisi, Mykonos adasından: Kalın pamuklu süeter. Naksos adasından: Limonlu likör Kitron. Sifnos adasından: Klasik temaların işlendiği zarif çömlekler. Thasos adasından: Bal ve meyve reçelleri. Tinos adasından: Pirgos’tan mermer, tütsü, adak mumları.
Anadolu ve Yunan ana karasına uzak, daha çok güney Ege veya Ege’nin Akdeniz ile birleştiği yerdeki ada blokları içinde. Buraya ulaşım için deniz yolundan başka alternatif yok. Burada: tarihi kalıntı yok. Burada: birkaç güzel koy ve harika eğlence mekanları var.
Evet: hiç şüphesiz, burası Ege’nin bir eğlence adasıdır. Barları ve kulüpleri: günün 24 saati son dans ritimleriyle yankılanır. Yoksul bir ada olan İos halkı: kendilerine zenginlik getiren bu yeni hayat tarzına memnuniyetle kucak açmış ve eski yaşam biçimi neredeyse tamamen yok olmuş.
Yunanca kelime anlamı mor menekşe.
Yunanistan’da görülebilecek en ucuz yer. Diğer çoğu adaya ve Atina’ya göre çok daha ucuz. Çok daha şirin, çok daha güzel bir yer. Sabaha kadar merkezdeki kalabalık hiç azalmıyor. Her taraf club dolu.
Alman Bild Gazetesinin bir yazı dizisinde, Akdeniz’in çılgın eğlence merkezleri olarak: İos adasında: Mylopotas sahilinde: Far Out Beach Club, şehir merkezinde ise: Slammer Bar ve Scorpion Club seçilmiş.
Genelde buraya tatil için gelenler: öğrenciler. Özellikle: Yunan-İtalyan okullarında okuyan çocuklar 8-10 kişilik guruplar halinde buraya geliyorlar. Yani: bu yaş gurubundakilerin bolca eğlenebilecekleri bir yer. Yani: adada oldukça genç bir eğlenen grubu var.
Adaya tekneyle gelinirken, neredeyse hiç insan eli değmemiş gibi görünen, bozulmamış, ağaçsız manzaranın etkileyici olduğunu göreceksiniz. Adanın, yalnızca, güneydoğu köşesinde, uygarlık izi görülüyor. Adanın tek kasabası olan güzel, dar sokaklarıyla Khora’dan komşu koyda, “Milopotamos”daki plaja kadar, 10 km. den daha az bir yolu var.
En önemli tatil bölgeleri: Croha, Milopotamos, Plakoto, Plakesve Tripiti.
Yunanistan İos adası
İskele kısmında pek bir şey yok. Liman gayet büyük olmasına rağmen popüler bir yer değil. Limanda Stavedo Restoranı önerebilirim. Sahipleri gerçekten çok misafirperver bir Rum ailesi. Limana; Ormos diyorlar. Yunanca koy demek. Ciddi bir feribot trafiği var.
Limanın yukarısında, Merkezdeki Croha yani bizim Bodrum’daki barlar sokağını andırır yer daha hareketli. Kilise’nin yan tarafındaki daracık sokaklarda, irili ufaklı birçok dükkan var. En iyi restoranlar: hemen soldaki koyda. Corali isimli burada, aynı adlı otelin altındaki pizzacı, yemek yiyebileceğiniz bir mekan.
Adanın güneyinde, kuzeyli rüzgarlara kapalı 2-3 tane çok hoş plaj var.
Milopotamos:
Ege’nin en işlek plajlarından biri. Bu nedenle: adanın tamamını ya yürüyerek ya da bir arazi aracıyla gezebilirsiniz. Gürültüyü-patırtıyı sevenler tercih edebilirler. Her yarım saatte bir buraya otobüs kalkıyor.
Manganari:
Buranın plajları, sakinliği sevenler için uygun. Buraya da merkezden otobüs kalkıyor, buraya tekne ile gitmekte mümkün.
İos adasında, her Pazar sabahı ve akşamı, ada halkından rasgele seçilmiş bir genç, adanın en yüksek noktasında kurulu çan kulesine çanları çalmaya gönderiliyor.
Homeros hakkında, İos adasının öyküsünde anlatılan şu dur: bir tanrı veya yabancı biri tarafından hamile bırakılan genç bir kızın, ailesi tarafından, utanç nedeniyle köle olarak Smyrna’ya satıldığı ve burada Homeros’u doğurduğu.
Homeros:
Atina ve çevresinden ayrılarak, İos adasına gelir. Gelişinden bir süre sonra hastalanır. Adanın sahiline yerleşir. Bir gün sahile iki balıkçı gelir. Ona bir bilmece sorarlar. “Dışarıda kalır yakaladığımız, ana yine de getiririz elimizden kaçanı”. Günlerce uğraşsa da bir türlü çözemez bilmeceyi.
Derler ki bu bulmacayı çözemediği için sinirinden ve kahrından ölür. İos adası halkı tarafından gömülür. Mezar taşına da “Tanrısal Homeros” diye yazılır. Söylenceye göre, koca Horemos’u kahrından öldüren bilmecenin yanıtı: bildiğimiz küçücük “bit”tir.
İos sakinleri, size, adanın kuzeyindeki antik mezarın: “Odysseia ve İlyada Destanları”nı yazan, Homeros’a ait olduğunu söyleyeceklerdir. Çünkü: Homeros’un annesi İos’ta doğmuştur. Ancak, ne yazık ki, bu iddiayı destekleyecek bir kanıt yok.
Londra (Londinium Augusta) Roma öncesi bir yerleşim yeri üzerine kurulmamıştır. Bu alan elverişli konumu yüzünden tercih edilmiştir.
Thames Nehri ağzına bir köprünün yapılabileceği en yakın noktaydı.
Bir kavşakta bulunan kent, ticari bir merkez olarak gelişti.
Kuruluş tarihi belli değildir.
Roma imparatoru Caesar, imparatorluk topraklarını genişletmek için, İngiltere’ye iki kere gelir, (MÖ 56 ve 55 yıllarında) Ama yerleşime dair herhangi bir iz bırakmadan geri döner. Ada, MS 43 yılında, İmparator Claudius tarafından ele geçirilir.
İmparator Thames nehri üzerine, ilk köprüyü kurarak, Londinium adlı ticaret limanının temellerini atar. Yani, dünyanın en eski kentlerinden biridir. İsminin kökeninin “akan nehir” olduğu düşünülmektedir.
Romalı mühendisler, bugün “City” olarak bilinen bölgeye, bir bazilika, bir meydan, tapınaklar ve yaklaşık 50.000 kişilik nüfusun yaşayabileceği büyüklükte malikaneler yaparlar. Bugün St Pauls Cathedral’ın bulunduğu tepeye, Romalılar döneminde Tanrıça Diana adına adanmış bir tapınak ve çeşitli ibadet yerleri yapılır.
MS 60’da Boudicca’nın Roma’ya karşı ayaklanması sırasında yıkılan Londra, kısa süre sonra tekrar inşa edilmiştir.
Roma’nın Britanya’daki varlığının başlarında önemli kentlerinden biri olmayan Londra (kuzeydoğuda Camulodumun, bugünkü adı Colchester ilk Roma başkentiydi) mali önemi arttıkça, zamanla gerçek bir kente dönüştü ve imparatorluğun son dönemlerinde en önemli kentlerden biri haline geldi.
Roma Londra’sının kalıntıları, parçalı halde orada burada bugünkü metropolün merkezinin altında bulunur.
Londra’nın bu erken dönemdeki mimarisine ulaşmadaki bir başka güçlük de inşaatlarda tercih edilen malzemenin pek dayanıklı olmayan ahşap olmasıydı.
Bu zorluklara rağmen, kentin temel planı bilinmektedir. Dikdörtgen biçimli kent, Thames’e bağlanan Walbrook deresiyle iki kısma ayrılıyordu. İlk yerleşimler doğu yarıdaydı. Doğu yarıda, kuzey ucunda çok büyük bir bazilika bulunan geniş bir Forum inşa edilmişti.
Kent yönetimi burada bulunuyordu.
Kent ızgara planına sahip gibi görünür. Ne var ki, modern Londra’nın son derece düzensiz planında bu birbirine dik sokaklar korunamamıştır.
Bir noktada, muhtemelen zenginlik ve nüfusun sert şekilde düşüşe geçtiği ve hakkında fazla bilgi bulunmayan 5 ve 6’ncı yüzyıllarda, kentin refah ve kentsel dokusu ciddi kesintiye uğramıştır.
İkinci yüzyıl yapıları arasında, nehir kenarında yönetim ofisleri, kuzeybatı uçta yaklaşık 5 hektar alanı kaplayan, geniş bir kale ve kale yakınlarında bir amfi tiyatro vardı.
Yapılan kazılarda güneybatı, nehir yakınlarında ve güneydoğudaki özel bir evde, hamamlar ortaya çıkarılmıştır.
Nihayet 3’ncü yüzyıl başlarında, nehir kıyısı da dahil, kentin çevresini kuşatan bir duvar yapılmıştır. Bu surların kalıntıları, günümüzde “Barbican” bölgesinde görülebilir.
Kuzeybatıdaki kalenin iki cephesi, bu savunma sistemine dahil edilmiştir.
Kuşatılan alan, 132 hektar kadar olup, Londra’yı Roma Britanyasındaki en büyük kent kılıyordu. Ek kulelerle desteklenen bu tahkimat, orta çağlara kadar hizmet verecekti.
Mitra Tapınağı:
Londra’da Roma döneminden kalma en önemli buluntulardan biri, 1953-54’te, Walbrook’un doğu kıyısı boyunca yapılan kazılarda ortaya çıkarılan “Mitra Tapınağı” idi.
2’nci yüzyıl sonlarına tarihlenen bu tapınak, muhtemelen İran kökenli olan tanrı Mitra’ya adanmıştı. Kült gizliydi. Erkeklerle kısıtlıydı ve üyelik ritüelinden geçmesi gerekiyordu. Özellikle imparatorluk sınırları boyunca konumlandırılmış ordu içinde, ama aynı zamanda Roma ve limanı Ostia’da popülerdi.
4’ncü yüzyıldan sonra popülerliği hızla söndü. Metra inancı, tam olarak anlaşılamamıştır. Metinlerden çok bilgi elde edilemediğinden, anlayış tasvirlere ve bina kalıntılarının yorumlanmasına dayanır. Mitra tapınakları, mağaraları andıracak şekilde inşa ve dekore edilirdi. Hatta, Londra’daki kısmen yeraltındaydı.
Bu dindeki kilit olay olan Mitra’nın bir kutsal boğayı öldürüşü, düzenli olarak tapınaklarda tasvir edilmiştir. Ayrıca sıkça gösterilen bir tasvirde de Mitra ile güneş tanrısı Sol’ün öldürülmüş boğanın yanında paylaştıkları ziyafettir.
Çoğunluk tarafından kozmik öneme sahip bir kurban eylemi olarak görülse de bu olayların anlamı bilinmemektedir.
Roma imparatorluğunun duraklaması ve düşüşe geçmesi üzerine, MS 410 yılında, Londra’daki Roma orduları geri çağırılır. Bu dönem, karanlık çağın başlangıcıdır. Londinium, bataklık haline gelerek, bir hayalet kasabaya dönüşür.
İngiltere Londra Tarih
Bu dönemde
Saksonlar, Kuzey Denizini aşarak, adaya ayak basarlar. Londra ise: bölgede bulunan son Romalıların tohumlarını attıkları Hıristiyanlığın etkisi altına girer. Aziz Aethelbert, ilk Hıristiyan kral olarak: ahşap bir kilise yaptırır ve Aziz Paulus’a adar. Bu kilise, gelişen tarihi süreçte, dört kez yıkılır ve yeniden inşa edilir.
Saksonlar ve Vikingler ve Danlar arasındaki çatışmalar sonucu: Dan’lar galip çıkarlar ve 1016 yılında, Londra, Winchester’in başkenti olur. 1040 yıllarında: dindar kral Aziz Edward: Westminster Abbey’i yaptırır. Ancak: William, 1066 yılında, Edward’ı yener ve “Abbey”de taç giyer. Bu gelenek, devam eden yüzyıllar boyunca aynı şekilde sürer.
William: Londra’nın zenginliğini ve ticari potansiyelini fark ederek kilise ile olan ilişkilerini geliştirir. Günümüzün anıtsal kulesi: “Tower of London” ın yapımını başlatır. Başlangıçta: yalnızca, çamur ve ahşaptan basit bir kale olan bu yapı; kralın gücünün simgesi olarak, White Tower ile birlikte, muhteşem bir saray-kaleye dönüşür.
1136 yılındaki yangında: ahşap binaların yanmasından sonra; şehirde düzenli sokaklar açıldı, taş ve tuğla binalar inşa edildi. Diğer yandan ise, yabancı tüccarların kurduğu koloniler de gelişti.
İngiltere Londra Tarih
Kral Aslan Yürekli Richard döneminde
Londra Belediye Başkanı seçimle belirlenir. 1215 yılında ise, John tarafından: “Magna Carta” imzalanır. Bu anlaşma: Londra şehrine, özerklik sağlar. Palace of Westminster, hükümetin merkezi olur.
1340 yılında, şehrin nüfusu: 50.000’dir. 1348 yılında ise, kara ölüm denilen veba salgını sonucu, Avrupa’nın diğer birçok yerinde olduğu gibi, bu şehirde de, halkın yarısı ölür.
VIII. Henry’in, 1547 yılında ölümü üzerine, kızı I. Elizabeth dönemi başlar. Elizabeth’in 45 yıllık iktidarında: İngiltere, daha önce görmediği kadar zengin ve güçlü bir ülke haline gelir. 1588 yılında, İspanyol donanması, İngiliz deniz gücü tarafından yok edilir ve İngiliz denizcileri, bundan sonra, yeni zenginlikler bulmak amacı ile denizlere açılırlar ve sömürgecilik dönemi başlar.
I. Elizabeth’den sonra:
Tahta çıkan Stuartlar, başarısızlıklarıyla hatırlanırlar. Kral I. James: 1605 yılında, Barut suikastına kurban gitmekten son anda kurtulur. 5 Kasım tarihinde, Guy Fawkes denilen bir adam, kralı havaya uçurması planlanan patlayıcıyı ateşlerken yakalanır. Bu tarih, her yıl, Guy Fawkes kuklaları yakılarak, havai fişek gösterileri eşliğinde hatırlanmaktadır.
Daha sonraki tarihlerde gelişen olaylar sonucu monarşiye son verilir. Britanya, kısa bir süre için cumhuriyetle yönetilir.
1665 yılında, yine bir veba salgını görülür. Muhtemelen, 110.000 insan ölür. Şehir tam vebadan kurtulurken, 1666 yılında, büyük bir yangın çıkar. City of London bölgesinin, yaklaşık yüzde 80′ lik bölümü zarar görür ve 100.000 kişi, evsiz kalır. Yangın sırasında, şehir kısa sürede boşaltılır, yalnızca 8 kişinin öldüğü kaydedilir.
Sir Cristopher Wren
Yeni şehrin yapımı ile ilgili komisyonun başkanı olur. Wren’in, büyük yangında ölenler için diktiği anıt: 311 basamaklı merdivenine tırmanan ziyaretçilere, muhteşem bir manzara sunmaktadır.
18. yüzyıl ile 19.yüzyılın başlarında: Londra, dinamik bir başkent haline gelir. British Museum halka açılır. Bu dönemde: nehrin güney yakası ile East End bölgesi: gecekondu mahalleleriyle doludur. Şehirli yoksullar, kendilerini alkole verirler. Cin tüketiminin yaygınlaşmasıyla, suç oranları yükselir.
Britanya ve Amerika kolonileri arasındaki vergi anlaşmazlığı sonucu, Amerika bağımsızlık savaşını kazanır. Ada: 18.yüzyılda, Fransız Napoleon’un istilası ile karşı karşıya kalır.
Amiral Nelson, 1805 yılında, Trafalgar savaşında, Fransız donanmasını yenince, bu istila olasılığı biter. 10 yıl sonra, Wellington Dükü, Waterloo Savaşında, Napoleon’un yine yener.
1801 yılında: Londra, bir milyonu aşan nüfusu ile, dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri haline gelir. Kolonilerin zenginlikleriyle yüklü gemiler, East End limanlarına, yeni insanlar ve kültürler getirirler.
Zenginler, imparatorluğun yağmalarından beslenerek iyice zenginleşirler. Yoksullar ise, içler acısı ortamlarda yaşamaya devam ederler.
Londra, hızla büyümektedir. 1855 yılında: Metropol İdaresi Kanunu çıkarıldıktan sonra: şehrin metropolleri gelişmeye başladı.
Zamanla gelişen ulaşım olanakları: şehrin, dış banliyölere doğru gelişmesinde önemli rol oynadı. 1861 yılında, nüfus, 3 milyonu aşar.
Toplu taşımanın gelişmesiyle, şehir sınırları, kırsal bölgelere kadar yayılır. Otobüsler, trenler ve 1863 yılında açılan, dünyanın ilk yer altı demiryolu, yepyeni bir Londralı tipini yaratır. Her gün evle-iş arasında gidip gelen banliyö trenli kesim.
Derken, 1915 yılında, Alman zeplinleri, şehre ilk bombaları bırakmaya başlarlar. I. Dünya savaşı sonucu, Londra’nın genç nesli tükenir. Şehir, tam 57 gece bombalanır.
Savaşın sonunda, şehirde, 30.000 kişi ölmüş, 3.5 milyon ev harap olmuştur. Bütün bunlara rağmen, Winston Churchill; Britanya’nın boyun eğmeyen önderi haline gelir.
1939 yılında, çevredeki yerleşmelerle birlikte, Londra metropoliten alanının nüfusu: 8 milyona yaklaştı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında: havadan gelen akınlarla, şehir ağır bir yıkıma uğradı, ancak sonraları yeniden inşa edildi.
Savaş sonrası: şehirde, molozların temizlenmesi ve tutumluluk dönemi başlar. 1951 yılında, Britanya Festivali, başkenti tekrar güzel sanatların merkezi haline getirir. 1960 yıllarında, şehre, rock yıldızları, sanatçılar ve moda tasarımcıları akın etmeye başlar.