İspanya Marbella

İspanya Marbella

 

Evet, 1950-1960 yılları arasında, Avrupa jet sosyetesi için büyük bir mıknatıs haline gelen bu mekan: İspanya’nın Akdeniz kıyılarındaki en kaliteli tatil yeridir. Aynı zamanda, “Andalucia” özerk topluluğunun Malaga eyaletinin bir şehridir.

Şehir: Sierra Blanca dağının eteklerinde, Akdeniz kıyısında, Cebelitarık boğazındadır.

Aradan geçen yıllarda: gerek Marbella ve gerekse yakınındaki diğer tatil yerlerinde, gerilemeler görülmüştür. Çünkü: Kuzey Afrika’ya yakın olması, buradaki bütün suçluların Marbella yöresine doluşmalarına ve ardından bir dizi seri cinayet işlenmesine neden olmuştur.

Bunun sonucunda, elbette buranın çekiciliği azalmıştır. Ancak, günümüzde bölge eski cazibesinin bir kısmını geri kazanmıştır denilebilir.

Günümüz Marbella’sında belirgin izler bırakan iki adam vardır. Bunlar: 1950’li yılların başında: “Marbella Clup Hotel” i inşa ettiren, Avusturyalı Prens Alfonsso von Hohenlohe ve eski Belediye Başkanı, zengin işadamı ve Atletico Madrid futbol takımının başkanı Jesus Gil’ dir.

Evet, günümüzde buraya gidildiğinde: Kuzey Avrupalı (İrlanda, Almanya, İngiltere) ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Amerikalı turistleri görebilirsiniz. Hatta, bunların bir kısmının burada daimi mülkü bulunmaktadır.

Marbella: gezmek için inanılmaz derecede çekici bir yerdir. Sahilde, günümüzde restoranların sıralandığı şık bir yürüyüş yolu vardır ve yaşlı palmiye ağaçlarının gölgelendirdiği eski Alamedası, “Salvador Dali” bronz eserleriyle süslenmiş ileri teknoloji eseri “rambla” (bulvar) ya açılır.

Sahil kenti yarım ay şeklinde sahile uzanıyor. Sahilde ise, yeni liman ve limanda yatlar bulunuyor. Sahilde kafeler ve restoranlar sıralanmıştır. Markaların hakim olduğu butikler, turistlerin uğrak yerleridir.

Endülüs sahilleri, tüm dünyada olduğu gibi, tatil köyleri, oteller ve yazlık villalarla doludur. Ancak, bu tatil sitelerinin ve evlerin taşıdıkları dış çizgilere bakınca, bunların Araplara ait olduğunu anlamamak mümkün değildir. Araplar, kültürleriyle olmasa da, zenginlikleriyle, yeniden Endülüs’e dönmüşlerdir.

1272 yıl önce İspanya’ya İslam uygarlığını getiren Araplar, bugün dünyayı bir sel suyu gibi basan tüketim ekonomisinin oyununa gelerek, İspanya sahillerine petrolden sağladıkları gelirleri dökmüşlerdir.

ULAŞIM

Buraya ulaşmak için, Malaga havaalanını kullanabilirsiniz. Veya daha küçük uçakların inebildiği Cebelitarık havaalanını kullanabilirsiniz ki, havaalanından otomobil ile buraya ulaşmak, yaklaşık 1.5 saat sürmektedir.

Malaga havaalanından Marbella merkezine bir taksi ile gitmek isterseniz, muhtemelen 65-70 Euro ödemeniz gerekir.

TARİHÇE

Arkeolojik kazılarda, Marbella ve çevresindeki dağlarda, Paleolitik ve Neolitik dönemlerde insan yerleşmesinin bulunduğu anlaşılmıştır. MÖ.7’nci yüzyılda, Fenikeliler burada birkaç koloni kurmuşlardır.

Ancak, yine de Fenike dönemine ait herhangi bir buluntu ele geçirilememiştir. Fenika ve daha sonra Kartacalılar, bölgede yerleşirler. Ardından ise Romalılar gelir.

Şehirde “Old Town” olarak nitelendirilen “El Casco Antiguo” ve Murallas del Castillo (Mağribi kale duvarları): daha önceki dönemlere ait devşirme yapı malzemesi kullanılarak inşa edilmişlerdir.

Verde ve Guadalmina nehirleri boyunca, çeşitli Roma yerleşimleri kalıntıları görülür. Romalılar döneminde, şehre “Salduba” ismi verilmiştir.

Müslümanların bölgede bulunduğu yıllarda: 10’ncü yüzyılda, Malaga sahili güçlendirilmiş ve sahil boyunca çeşitli deniz feneri kuleleri inşa edilmiştir.

1485 yılında ise, şehir kan dökülmeden Kastilyalı Crown tarafından ele geçirilmiştir. 1554 yılında inşa edilen ana kapı, önünde bir köprü ve hendek bulunmaktadır. 1664 yılında, Marbella, şeker kamışı ile tanışır. Ardından, bölgede çok sayıda şeker fabrikaları yapılır.

Dünya savaşı sonunda, Marbella, 900 nüfuslu küçük bir yerdi. 1943 yılında ise, bölgede turizm gelişmeye başlamıştır. 1954 yılında “Marbella Club” ün kurulmasıyla, film yıldızları, işletme yöneticileri ve birçok soylu, tatil için bölgeye akın etmeye başlamışlardır.

İspanya Marbella

GEZİLECEK YERLER

İspanya Marbella

CASCO ANTİGUO (ESKİ KENT)

Antik şehir surları arasında, kuzey ve doğu yönlerinde ilerleyen “Barrio Nuevo” ve “Barrio Alto” denilen iki tarihi banliyöden oluşmaktadır.

Surlarla çevrili yerin içindeki bölüm, 16’ncı yüzyıldan kalma durumunu aynen muhafaza etmiştir. Ancak, yakın geçmişte, muhteşem bir şekilde yenilenmiştir.

Casco’nun bembeyaz sokakları ve meydanı: herhangi bir “Pueblos Blancos” kasabasına kafa tutacak düzeyde güzeldir. Caddeler: şık ve bakımlı binalar ve ilginç detaylarla doludur. Amaçsızca, bunların çevresinde dolaşmak bile ziyaretçilere keyif verir.

Eski şehrin merkezinde “Plaza de los Naranjos” yani “Portakal ağaçları meydanı” bulunmaktadır. Bu meydanda ise, yine antik döneme ait bazı yapılar görülür.

İspanya Marbella

17’nci yüzyıldan kalma “Ayuntamiento” binası, şehirdeki en pahalı barlara bakmaktadır. Yine burada bulunan “Town Hall”: Mudejar mimari tarzıdır ve iç duvar freskleri ve çatısı: gotik ve Rönesans unsurları taşımaktadır.

1568 yılında inşa edilen yapı, Belediye Başkanı evi olarak kullanılmaktadır. Yine, şehrin en eski dinsel yapısı olan, 15’nci yüzyılda yapılmış “Santiago Şapel” i de görebilirsiniz.

Bölgenin diğer gözde yapıları arasında ise: 16’ncı yüzyıldan kalma “İglesia de la Encarnacion” sevimli “Plaze de Altamirano” Rönesans dönemine ait “Palacia Baazan” ve eski Arap kalesinin surları sayılabilir.

Son olarak: burada “Emita del Santo Cristo de la Vera Cruz” isimli kuleyi görmenizi öneririm. Barrio Alto bölümündedir. Kare bir kuledir. 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Çatısının sırlı seramikleri ilgi çekmektedir.

MUSEO DEL GRABADO CONTEMPORANEO-ÇAĞDAŞ İSPANYOL GRAVÜR MÜZESİ

Müze: Magribi surlarına yakın, “İglesia de la Encarnacion” un arkasındaki bir sokakta saklanan “Modern Baskılar Müzesi”, hastane olarak inşa edilmiş bir Rönesans köşkünün içindedir. 1992 yılında müze ziyarete açılmıştır.

Mirasına ait büyük bir koleksiyona, Picasso’nun birkaç çalışmasına ve modern sanat sunumuna dair cesur bir politikaya sahiptir. Genel olarak gravür tekniklerinin öğretilmesi için adanmış bir müze denilebilmektedir.

Dört kattan oluşan binanın kendisi bile giriş ücretine değerdir. Ancak, Pazar günleri müze kapalıdır, giriş ücreti, yetişkinler 3 Euro, öğrenciler 1.5 Euro’dur.

BONSAİ MÜZESİ

1992 yılında açılan bu müzede: zeytin ağaçları ve yöreye özgü bitki türlerine ait geniş bir koleksiyon sergilenmektedir.

İspanya Marbella
İspanya Marbella
İspanya Marbella

PUERTO BANUS

Burası, Marbella’nın güneybatısındaki bir “marina” yani “yat limanı” alanıdır. Mayıs 1970 tarihinde inşa edilen marinada: lüks bir yat limanı ve alışveriş kompleksi bulunmaktadır. Aynı zamanda “Costa del Sol” bölgesinin en büyük eğlence merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Ancak, biraz önce de söylediğim gibi, burası daha ziyade üst gelir gurubuna hitap eden bir yer, yani pahalı alışveriş merkezleri ve restoranlar var.

Yine de burası, her yıl 5 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyormuş. Marina bölümünde, 920 yat kapasitesi var. Buraya: 8-50 metre uzunluğundaki tekneler bağlanabiliyor.

En önemli konuklarının ise, Suudi Arabistan kralı ve yine dünyanın çeşitli zenginleri olduğu söyleniyor.

Barlar, butikler ve gece kulüpleriyle dolu liman sokaklarında gezebilirsiniz. Marinanın her tarafında ise plajlar var. Buraya yolunuz düşer ve değişik bir şey görmek isterseniz, Dali tarafından yapılan 3.5 ton ağırlığındaki “gergedan” heykelini görmenizi öneririm.

Evet, bu ünlü marina, en çok da milyonerleri görmeyi umut eden ziyaretçilerin çekim alanıdır. Çünkü: tekneleri ve sahiplerini izlemek eğlencelidir. Üstelik, rıhtımda: bir sürü kaliteli ama pahalı balık restoranı ve Amerikan tarzı restoranlar da bulunuyor.

İspanya Marbella
İspanya Marbella

PLAJLAR

Marbelle sınırları içinde, 27 km. lik sahil alanında, 24 tane plaj bulunmaktadır. Sahil: genellikle kumluk olup, bazı yerlerde çakıl vardır. Özellikle yaz aylarında doluluk oranı orta yüksekliktedir. Bu plajlardan birkaç tanesi hakkında kısa bilgi vermek istiyorum.

El Alicate

Costa Mar bölgesindedir. Yakınlarında restoranlar ve golf sahası var. Kumsal: siyah volkanik kumdur. Deniz orta dalgalıdır. Plajın uzunluğu 1900 metre, genişliği 15 metredir.

El Cable

Balıkçı limanı yakınındadır. Sahilin uzunluğu 800 metre , genişliği 50 metredir. Burada deniz sakin ve dalgasızdır.
Ancak, kumsalın bir kısmı çakıllıdır.

Lindavista

Okaliptüs ağaçlarının yoğun bulunduğu plaj bölgesinin uzunluğu 1000 metre, genişliği 40 metredir. Bu plaj bölümünde, çeşitli su sporları yapılabiliyor, yani çocuklu aileler için idealdir. Kumsal: beyaz kum, deniz ise sakin yani dalgasızdır.

Playa de la Bajadilla

Marbella balıkçı limanına ulaşmadan önce, Venüs Beach devamındadır. Plajın uzunluğu 800 metre, genişliği 20 metredir. Kumsa.: siyah volkanik kum, deniz ise dalgasız, yani sakindir.

Playa de la Fontanilla

Şehrin en güzel plajlarından birisidir. Bir şehir plajından beklenen tüm imkanlara sahiptir. Çünkü aynı zamanda, şehre yakınlığı ile yoğun tercih edilmektedir ki, bende size burayı önereceğim.

Burada, bol şezlong ve şemsiye var. Ayrıca, plajın hemen arka bölümünde gezinti yapılan yerlerde, restoranlar ve dükkanlar var. Sahilin uzunluğu 900 metre, genişliği 30 metredir. Kumsal: altın sarısı kum, deniz ise orta dalgalıdır.

İspanya Marbella

ŞEHİR MERKEZİ YAKINLARINDA GEZİLECEK DİĞER YERLER

LAS CHAPAS İLÇESİ

İlçe, belediyenin doğu kısmında aynı adı taşıyan nehrin ağzına yakın bir yarımada üzerindedir. Geçmişi 8’nci yüzyıla kadar uzanır. Çünkü, burada bazı eski demir madenleri bulunmaktadır ki bunların Fenikeliler zamanında kullanıldığı ve buraya bir yerleşim yeri kurulduğu tahmin edilmektedir.

Ayrıca, burada yapılan kazılarda: tabaklar, çanaklar, lambalar ve seramikler bulunmuştur. Burada, ayrıca iki tane antik gözetleme kulesi kalıntısı vardır. Günümüzde, yine burada önemli oteller bulunur.

MİJAS

Sahilde yer alan “Fuengirola” bir paket tatil mekanı ve daha çok tren istasyonuna yarayan bir servis merkezidir. Birkaç kilometre gerisindeki “Mijas pueblo” ise ayrı bir yerdir.

Yabancıların istilasına uğramamış olan bu sevimli ve eski kasaba, plaj, apartman ve trafikten kaçıp şöyle bir gezinmek veya bir yerde oturup yemek yemek için keyifli bir yerdir.

REFUGİO DE JUANAR

Eğer sahilden bir parça uzaklaşmaya ihtiyacınız varsa, burası gidilebilecek tek yerdir.
Marbella ile Puerto Banus’un arkasındaki tepelerde bir güzellik abidesi.

Buraya ulaşmak için Marbella’dan Ojeen’e giden yola girip çam ağaçlarının arasından tabelaları takip ederek yolun sonundaki bir restorana ulaşmanız gerekir.

Buradan işaretli yedi yürüyüş yolu çevreye yayılır. En kısa olanı 2.4 km. sonra sizi geride bıraktığınız sahile bakan bir manzara noktasına götürür.

SAN PETRO DE ALCANTARA

Marbella’ya giderken sahilden 1 km. uzakta kalan bu yer, trafiğe kapalı caddeleriyle ve şık Plaze de la İglesias’ı ile insanların gezindiği keyifli küçük bir İspanyol kasabasıdır.

Kasaba yakınındaki artmakta olan sitelere yönelik birçok dilde ürünü bulabileceğiniz kitapçılar ve gazete bayileri, restoranlar ve mağazalar bulabilirsiniz.

TORREMOLİNOS

Bugünlerde bir bira ve tatil mekanı olarak edindiği ünü unutturmaya çalışmaktadır. Yetkililerde yeşillendirilen meydanlar ve trafiğe kapalı alanlarla bölgeyi nezihleştirme konusunda Marbella’yı kendilerine örnek almışlardır. Yine de Torremolinos, halen gece hayatının son derece canlı olduğu bir yerdir.

MARBELLA CLUB HOTEL

Otel: Costa del Sol yanındaki: Puerto Banus bölgesinde “Golden Mine” sahilindedir. 1954 yılında: Prens Alfonso tarafından kendi özel konutu olarak yaptırılmıştır. 1980’lerin ikinci yarısına gelindiğinde ise, kapsamlı olarak yenilenmiş ve genişletilmiştir.

Otelin 121 suit odası ve plajı bulunmaktadır. Ayrıca, 42 bin metrekarelik bölgesinde, Endülüs tipi bahçeler içinde, villalar bulunmaktadır. Son yıllarda, otelde, ziyaretçiler için “golf” tesisleri kurulmuştur.

Otelin ünlü konukları arasında: Ava Gardner, Audrey Hepburn, Gary Grand sayılabilir.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler; Tuna nehri; Almanya’nın güneyinden doğuyor ve Karadeniz’e  dökülüyor.

Uzunluğu: 2779 km. Toplam: 10 ülkenin sınırları içinden geçiyor.

Nehir taşımacılığına çok uygundur. Hollanda’dan Ren nehrinden başlayan seyahat kanalları geçişleri ile, Tuna üzerinden Karadeniz’e kadar seyahat ediliyor.

Yazın buharlaşma ve kuraklık arttığında, suları azalır. Kışın ve ilkbaharda ise suyu fazlalaşır. Nehir yatağından çevreye yayılır.

Bu durumda, bir deniz görüntüsü alır. Nehrin ortalama genişliği: 400-500 metre olmasına rağmen, bazı yerlerde, 1200 metreye ulaşır.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler

Tuna nehri üzerinde: Budapeşte şehrinde, üç tane ada bulunuyor. Bunlar: Tuna nehrinin en büyük adası: Csepel-sziget (Csepel adası), Hajoyari-sziget ve Lupa-sziget adalarıdır.

Tuna nehri konusunda burada size bazı bilgiler vermek istiyorum. Hani, bir türkü var, “Tuna nehri akmam diyor” şeklinde dizeleri olan. Burada elbette Tuna nehri akıyor, ama uzaktan baktığınızda, nehrin aktığını fark edemiyorsunuz, Tuna’nın bu güzel şehri terk etmek istemediğini düşünüyorsunuz bir an.

Diğer konu

Mavi Tuna. Evet, Tuna nehrine baktığınızda, mavi renk görmek mümkün değil, alenen kahverengimsi bir rengi var. Bunu Macarlara sorduğunuzda, çok ilginç bir yanıt veriyorlar. Macarlar diyorlar ki “Tuna nehri, yalnızca aşık olanlara mavi görünür”

Yanınızda, eşiniz, sevgiliniz varsa, buyurun bu cevabı değerlendirin, siz Tuna nehrini mavi görmüyorsanız, demek ki aşık değilsiniz, yanınızdakine bunu nasıl izah edeceksiniz.

İşte böyle, Tuna nehri. Bu nehir üzerinde, 9 tane köprü var. Bunlardan: 7 tanesi trafiğe açık. Diğer 2 tanesi ise kapalı.

Bu köprülerden en ünlüsü: Lanc Hid yani Zincirli köprüdür. Bir diğer adı: Aslanlı köprü. Bu köprüde bazen, özellikle Cumartesi akşamları, trafiğe kapatılıyor.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler Szecsenyi Lanchid

SZECSENYİ LANCHİD (ZİNCİRLİ KÖPRÜ)

Köprü: şehrin ilk köprüsü. Aslanlı köprü de deniliyor. Zincir köprü ismini ise: birer gerdanlığı andıran asma zincirlerinden alıyor. Uzunluğu: 380 metre. Genişliği ise; 16 metre.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler

1839-1849 yılları arasında yapılmıştır. Ancak: Tuna nehri üzerindeki tüm köprüler gibi, bu köprü de,  II. Dünya Savaşı sonrasında yıkılmış, ancak 1949 yılında, eski planlarına sadık bir şekilde tekrar inşa edilmiştir.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler

Buda tarafına geçen, en eski ve en ünlü köprü, zincirli köprüdür. Buda kalesinin üzerinde bulunduğu tepenin (Varhegy) altında biter. Köprü, yaz döneminde hafta sonlarında trafiğe kapatılır ve çevresinde etkinlikler düzenlenir.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler

İki başında da, her bir ayağın üzerinde, aslan heykelleri var. Peşte yakasında: günümüzde “Four Seasons Hotel” olarak hizmet veren “Gresham Sarayı”na, Buda yakasında da, tepeden aşağı mağrur bakan “Kraliyet Sarayı”na açılıyor.

Gündüz hantal bir görüntü verse de, gece karanlık olup ta ışıklandırıldığında muhteşem bir manzara ortaya çıkıyor. Bu yüzden: şehri tanıdan tüm broşürlerde, bu köprünün gece ışıklandırılmış görüntüsünün resmi kullanılıyor.

Köprü ilk yapıldığında

Mimarı İngiliz William Clark : eğer köprü bittiğinde bir hata olursa, kendini öldüreceğini söyler. Bu sözünün ağırlığı ile, köprüyü hatasız yapmaya gayret eder. Gün gelir, köprü biter ve tüm halk tarafından incelendiğinde, köprüde hiçbir mimari ve statik hata bulunmaz.

Ancak, bir çocuk, en büyük hatayı, daha doğrusu eksikliği görür ve kendi üslubu ile söyler. Aslan heykellerini yapan bir heykeltıraş, aslanların dillerini yapmayı unutmuş. Köprüyü süsleyen aslanların dili yoktur.

Çocuk, aslanların dillerini yutup yutmadıklarını sorar. Bunun üzerine, aslan heykellerinin dillerinin bulunmadığı görülür ve bunun üzerine, köprüyü yapan mimarın sözlerini hatırlayan heykeltıraş, Tuna nehrine atlayarak, intihar eder.

Bu köprü: bazen, araç trafiğine kapatılıyor. (benim zamanımda, Cumartesi günü akşamı idi) Bu akşamlarda, köprünün üzeri panayır yeri gibi oluyor. Köprünün iki tarafından konserler, köprü üzerinde yiyecek-içecek ve hediyelik eşya satıcıları doluşuyor. Caddenin kenarına konulan masalara oturup bir şeyler yiyip içebiliyorsunuz. Bu da size yorgunluğunuzu unutturacaktır.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler Liberty Bridge

 LİBERTY BRİDGE

1894 yılında inşa edilmiştir. 1896 yılında, İmparator Franz Joseph tarafından açılmıştır. Köprünün inşaatı: çelik bir kemer kombinasyonudur. Asma köprü gibi görünür.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler Petöfi Köprüsü

PETÖFİ KÖPRÜSÜ

Köprü: ismini: ünlü Macar Şairi ve İhtilalcisi Sandor Petöfi’den almıştır. 1933 yılında yapımına başlanan köprü 1937 tarihinde bitirilmiştir. Ancak, şehirdeki diğer köprüler gibi, bu köprüde, II. Dünya Savaşı sonunda, Alman askerleri tarafından, geri çekilirken bombalanarak imha edildi.

Bunun üzerine, Sovyet ordusu, buraya geçici bir köprü kurdu. Daha sonra ise, 1950-1952 yılları arasında, köprü yeniden inşa edildi. Köprünün yeni açılışı: 1952 yılına rastlar.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler

Köprünün Buda tarafındaki ayağına kurulmuş “Zöld”: Avrupa’nın önde gelen açık hava diskolarındandır. Burada: her gece canlı pop, rock ve elektronik müzik dinleyebilirsiniz. Ancak, yaz aylarında açık.

Burada, 2 katlı bir dans pisti de var. Köprünün yine Buda tarafında, Cafe Del Rio isimli bir eğlence mekanı var. Burası da, genç ve kalabalık ziyaretçileri buraya çeker. Dans, içki, yemek sunuluyor. Her gece, binlerce insan kulübe geliyor.

Buranın müşterilerinin çoğu üniversite öğrencileridir. Çünkü: köprünün Goldman György ter denilen ayağında: Budapeşte Teknoloji ve Ekonomi Üniversitesi kampüsü var. Uzunluğu: 514 metre ve genişliği ise: 25.6 metredir.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler Elizabet Köprüsü

 ELIZABET KÖPRÜSÜ

1897-1903 yılları arasında yapılmış. Tamamlandığında, dünyanın en uzun asma köprüsü imiş. Adını: İmparator Franz Joseph’in eşi Macaristan’ın kraliçesi Elizabeth’den almış. Çok sevilen bu kraliçe, trajik şekilde suikaste kurban gitmiş. Köprünün, Buda tarafındaki küçük bir bahçenin ortasında kraliçenin bronz heykeli bulunuyor.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler

II. Dünya Savaşında, diğer köprüler gibi yıkılmış ve 1964 yılında yeniden inşa edilmiş. Sonuçta: Budapeşte’nin en yeni ve en zarif köprüsü olarak öne çıkıyor.

Tuna nehrinin en dar kısmında yapılmış.

Uzunluğu: 290 metre. Bu köprünün özel aydınlatması: ünlü Japon aydınlatma tasarımcısı Motoko İshii tarafından yapılmış, maliyetler ise Japonya tarafından karşılanmıştır.

Kar beyaz rengi nedeniyle, Budapeşte’nin en zarif köprüsü olarak biliniyor.

Macaristan Budapeşte Tuna nehri ve köprüler Margitsziget Adası

MARGİTSZİGET ADASI (MAGRİT ADASI)

Peşte yakasından, Magrit köprüsü ile karaya bağlanan bir ada konumunda. Magrit ve Arpad köprüleri arasında kalıyor. Yürüyerek, 20 dakikada gitmek mümkün. Tuna nehrinin kenarındadır.

Günümüzde, burada, bir spor tesisi, ilköğretim okulu, olimpik yüzme havuzu, bol sinek üremesine neden olan nilüfer çiçekleri ile bezeli Japon bahçesi ve otel bulunuyor. Bu otel: Grand Danibius Oteli. Bütçesi uygun olanların kalması için, şiddetle tavsiye ederim.

Tüm bunların yanında: bir de yüksek su kulesi var. Bu kule: 1911 yılında yapılmış ve UNESCO tarafından koruma altına alınmış.

Adanın bir bölümünde: gezinmek için ilginç bir araç var. Carriage, bringo coach denilen Açıkhava, araba modeli bir tür bisiklet. Newyork, Central Park’daki gezinti bisikletleri gibi.

Halka açık bir ada. Uzunluğu: 2.5 km. Ada boyunca: bisiklet kiralayıp, bir gezinti yapabilirsiniz. Bu adada: bol ağaçlı bir park var. Yeşillikler içinde bir yer. Burada: hafta sonları piknik yapılabiliyor.

Macar halkı spor yapmaya düşkün. Özellikle parklarda, koşu yapan insanlar göreceksiniz. Magrit adasının koşu parkutu: 5 km. uzunluğunda.

Budapeşte’de bulunduğunuz dönem

Yaz mevsimi ise: adanın ortasındaki devasa havuza girebilirsiniz. Şehir halkı, burada havuz kenarında güneşleniyor. Sere serpe çimlere uzanıyorlar, güneşleniyorlar.

Hatta:  sonbahar mevsiminde ; adada, meşhur Sziget Müzik Festivaline gidebilirsiniz. Evet, bu adada, her yıl, Doğu Avrupa’nın en büyük rock-elektronik müzik festivallerinden biri düzenleniyormuş.

Ada hakkında bir söylenti var. “ Kral IV.Bela, ülkesinin işgal edilmesinden usanmış ve işgal biterse, ilk doğan çocuğunu, bu adada bir manastır yaptırarak din işlerine adayacağına dair, kendi kendine söz verir.

Ülkesi işgalden kurtulduğunda, kralın, Margit isimli bir kızı olur. Ve söz verdiği gibi, manastır yaptırıp, kızını buraya kapatır.

Ancak: Margit, çok genç yaşta, bu manastırda ölür. O günden sonra: adanın ismi Margit adası olarak anılmaya başlanır. Sonraki yıllarda: Osmanlı işgali sırasında, buradaki manastır yıkılır.

Macaristan Gezilecek yerler

Macaristan Gezilecek yerler BALATON GÖLÜ

BALATON GÖLÜ

Macaristan Gezilecek yerler; Budapeşte’ye 15 dakika uzaklıkta. Kelime anlamı: çamurlu göl. Macaristan denize kıyısı bulunmayan bir ülke olduğu için, göl, bazen Macar Denizi olarak da adlandırılıyor. Her şeyi ile, minyatür bir Akdeniz. Ayrıca: Avrupa’nın en geniş gölü unvanına da sahip. Uçtan uca uzunluğu: 77 km. Genişliği ise: 4 ile 14 km. arasında değişmektedir. Deniz seviyesinden yüksekliği: 104 metre.

Macarlar tarafından, yaz aylarında tercih edilen bir yer. Tatil bölgesi. Gölün Siofok ile Fonyod arasındaki güney sahili: şık otel ve tatil merkezleriyle dolu. Suyunun sıcaklığı, yüzmeye elverişli. Yaz aylarında, göl suyu: 25 derece. Bu özellikleri nedeniyle, göl çok fazla sayıda turist çekiyor. Gölde, yüzmenin yanında, balıkçılık, yelkencilik ve diğer bazı su sporları da yapılıyor.

Kuzey bölümü ise, tarihi eser ve doğal güzellikleriyle dikkati çekiyor. Özellikle, Tıhany yarımadası, tarihi öneme sahip bir alan.

Kışın ise, göl buz tutuyor. Buz kalınlığı: 15 cm. kadar ulaşabiliyor. Bu dönemde de; buz tutmuş göl yüzeyinde, buz pateni ve kızak kayma etkinlikleri yapılabiliyor.

Gölün hemen yanında: Sarmellek Havaalanı var. Birçok ülkeden, bu havaalanına doğrudan uçuşlar düzenleniyor.

Macaristan Gezilecek yerler Baja

BAJA

Burası, günümüzde tatil ve spor merkezi olarak biliniyor. Petöfi ve nagy Pandur adalarındaki kumsallar: yüzmek için çok güzel yerler. Burada: görülecek yerler arasında: ıstvan Türr Müzesi, Istvan Nagy Galerisi, Bunyevac Köy Evi var.

Macaristan Gezilecek yerler Sopron

SOPRON

Burası: kırmızı şaraplarıyla ünlü bir şehir. Avusturya sınırında bulunan şehir: 1920’li yıllarda yapılan referandum ile, Macaristan sınırlarına katılmış. Şehir: II. Dünya Savaşında tamamen yıkılmış. Yeniden kurulması, yaklaşık 50 yıl sürmüş.

Meydanları: gotik yapılarla çevrilmiş olan bu ortaçağ şehrinde, Liszt Ferenc Müzesi oldukça zengin. Macarlar yerleşmeden önce, buraya yerleşen Romalılar, yaklaşık 400 yıl kalmışlar. Macarlar: özgün Roma surlarını güçlendirerek, kale inşa etmişler. Dolayısı ile: kalenin içindeki iç şehir: çok sayıda kapı ile korunmuştur. Buradaki yangın kulesi (FO ter) kentin bir sembolü durumundadır. Kule: Roma kapısı üzerine, 16.yüzyılda yapılmıştır. 61 metre yüksekliğindedir. Gözcü olarak hizmet vermektedir. Bugün müze olarak kullanılan: The Old Synagog: Avrupa’nın en büyük Yahudi anıtları arasında yer alıyor.

Budapeşte’den tren ve otobüs seferleri ile gidilebiliyor.

PEYÇ

Tuna ve Drava nehirleri yakınlarındaki Meçek Dağı eteklerinde kurulu, 2000 yıllık bir kent. Budapeştenin 200 km. güneyinde. Akdeniz iklimi ve ünlü bir üniversite kenti. Macaristan’ın ilk üniversitesi: 1367 yılında, burada kurulmuş. Akdeniz ikliminden dolayı Peyç’de: orkide, kayısı, erik, armut, şeftali, ceviz, badem, incir ve en önemlisi üzüm yetiştiriliyor. Evliya Çelebinin anlatımlarına bakılırsa: “Peyç armudunun 170 türü yetiştiriliyormuş. Kendisi Peyç’de bir beyin konuğu iken, 42 değişik armut yemiş.” Bölgede, ünlü “Kadarka” şarabının adı, Üsküdar’dan (Skadar) geliyor.

Peyç: 1543-1686 yılları arasında, Osmanlı egemenliğinde kalmış. Pecuy olarak anılıyor. Osmanlı tarihinde, biraz da, burada doğmuş olan tarihçi İbrahim Peçevi (1574-1650) ile ünlenmiş. Bir ara, Macaristan’ın eski başkenti Szekesfehevar’da valilik yapan İbrahim Peçevi’nin eseri “Peçevi Tarihi”, Osmanlıların 1520-1640 yılları arasındaki dönemini kapsıyor.

Osmanlılar egemenliğinde kent, Ortadoğu havalı bir ticaret merkezine dönüşmüş.

Osmanlılar, kenti aldıktan bir süre sonra, ana meydanına: Aziz Bartolomeo Kilisesi’ni yıkarak, Gazi Kasım Paşa Camisini yapmışlar. Ancak, kenti terk ettiklerinde ise, cami yine kiliseye çevrilmiş. Ancak: mimari özellikleri tamamen yok edilir.

Ancak: 1950 yılında yapılan restorasyonda: Macarlar geçmişlerine saygı yaklaşımı içinde, binadaki Barok ekleri kaldırırlar ve binaya yeniden Osmanlı kimliğini kazandırırlar. Şu anda: Peyç kentinin ana meydanına damgasını vuran; Osmanlı kubbeli yapının üzerinde, hilal ve haç bulunuyor. Barışsever dünya halkları için, önemli bir görüntü.

Evet, üniversite kenti olması nedeniyle, Peyç kentinin genç bir nüfusu var. Geç Barok, Neo-Rönesans, Neo-klasik yapılar tüm kenti sarmış. Eski kentin surları ile burçları hala ayakta. Kentteki, 100 metrelik Kaptalan Sokağında, 5 tane müze bulunuyor. Bu müzelerin hemen yakınında da: ünlü Çontvari Müzesi bulunuyor.

Bu müze hakkında bir söylenti var. Şöyle ki: Çontvari’nin ölümünden sonra, Paris’te açılan sergisini gezen Picasso: içeride bir saat yalnız bırakılmasını istemiş ve sonra sergiden çıkarken “Yüzyılımızda, benim kadar büyük bir ressam olduğunu bilmiyordum” demiş. Yani: bu Müze, sanatseverler için mutlaka çok hoşa gidecek eserleri barındırıyor.

Peyç şehrine damgasını vuran yapı malzemesi: seramik. Çatılar: seramikle kaplı, heykeller, çeşmeler seramikten. Kentte; 1868 yılında açılan fabrika, Peyç Jolnay Seramiği ile çok ünlenmiş. Seramik üretiminden dolayı, Peyç ile Kütahya kardeş kent olmuşlar.

Kanuni Sultan Süleyman

ZİGETVAR

Peç şehrinin, 33 km. batısındadır. (25-30 dakika uzaklıkta) 1566 yılında, Türklerin yaptırdığı Sultan Süleyman Camisi, daha sonradan Ortodoks kilisesine çevrilen Ali Paşa Camisi, 1960 yıllarında restore edilen Zigetvar Kalesi ve Tarih Müzesi; Zigetvar şehrinin tarihi zenginlikleri olarak öne çıkıyor.

Evet, burada, Osmanlı İmparatorluğu tarihinin en görkemli sultanı, Kanuni Sultan Süleyman’ın mezarı bulunuyor.

Macaristan ZİGETVAR

Kanuni, 1566 yılının, 6 Eylül günü, 72 yaşında, küçük Macar kenti, Zigetvar’daki çetin savaşlar sırasında öldü. Ancak; kalenin düşmesinden iki gün önce ölmüş. Askerler arasında moral bozukluğu yaratmaması için, ölüm haberi gizlenmiş. Cesedi bozulmasın diye, iç organları çıkarılarak ilaçlanmış ve iç organları otağının bulunduğu yere gömülmüş.

Bedeni ise, fetihten sonra, İstanbul’a getirilerek, Süleymaniye Camisinin avlusundaki, bugünkü yerine gönülmüş. İç organlarının gömüldüğü yere, “Süleyman’ın kalbinin gömülü olduğu türbe” anlamına gelen “Türbek” deniliyor. Daha sonra, oğlu II. Selim, buraya türbe ve çevresine de müştemilat yaptırdı.

Ancak: 150 yıl sonra, bu yapılar kayboldu. Zivetgar kalesini ele geçiren Harburg Hanedanı, bu yerin üzerine bir kilise diker. Kilisenin adı: Türbek kilisesi. Kiliseyi ziyaret edenlerin, papazlara en çok sorduğu soru ise, hep aynı olmuş. “Süleyman’ın kalbi nerede gömülü?”

Macaristan Zivetgar

Savaş, Türklerin zaferiyle sonuçlandı ve bu bölgede, 23 yıl sürecek olan Osmanlı hakimiyeti başladı. Kale alındıktan sonra: Osmanlılar, kale içinde, hemen Sultan Süleyman Camisini inşa etmişler. Caminin özgün mihrabı, hala duruyor. Mihrap üzerinde: damla pencere oldukça ilginç. Caminin minaresi:  doğal tahribata dayanamamış, boyunun üçte ikisini yitirmiş.

Macaristan Zivetgar

Zivetgar kalesinin mazgalları; Osmanlılar tarafından eklenmiş.

Günümüzde: orada bir park var. Zivetgar kentine, yaklaşık 2 km. uzaklıkta açıldı. Török-Magyar Baratsag Park. Yani: “Türk-Macar Dostluk Parkı.” Bu parkta: Kanuni Sultan Süleyman ve Miklos Zrinyi adına dikilmiş bir anıt bulunuyor.

Zivetgar kentinde: bir de Osmanlı biçemli pencerelere sahip, bir Barok Kilise var. Yapının aslı, 1596 yılında inşa edilen “Ali Paşa Camisi”. Cami, daha sonra kiliseye çevrilmiş ve bir çan kulesi eklenmiş.

Ardından, Macarlar restorasyonda, değişik Barok eklerini kaldırınca, yapının Osmanlı kimliği öne çıkmış. Kilisenin kubbesinde ise, ilginç bir fresko var. Kanuni Sultan Süleyman, hasta yatağında ölümü beklerken; 2400 askeriyle kaleyi savunan Macar Komutan Mikloş Jrinyi ise ölüme gidiyor.

Kasabadaki savaş müzesini, o silahları ve illustrasyonları mutlaka görün. Diğer gezilecek yerler: Fransisken ve Barok kiliseleridir. Ayrıca, şehirde bir Türk Evi bulunuyor. Şehirdeki tarihi mekanlar ise: Andrassy Sarayı ve Zrinyi Miklos Müzesi’dir.

Macaristan Gezilecek yerler Szentendrei Ezstergom

SZENTENDREİ-EZSTERGOM

Evet, büyük olasılıkla, buraya tur ile gitmeniz yönünde taleplerle karşılaşacaksınız. Turlar, bu geziyi, size: kişi başına: 50 Euro ücret verecekler. Ancak: siz, yerel olanakları kullanarak, buraya gitmeye kalkarsanız: kişi başına, yemek dahil, en fazla: 25 Euro ödersiniz.

ULAŞIM

Szentendrei şehrine, kendi imkanlarınızla gitmek isterseniz: Metronun kırmızı hattı üzerinde bulunan: Batthyany Ter istasyonuna ulaşmanız gerekiyor. Oradan ise: HEV yani banliyö trenine binerek, 40 dakikalık bir yolculuk yapmanız şart.

Ancak: bu yolculuk sırasında: Budapeşte’den satın aldığınız bilet geçmiyor, yeni bilet almanız gerekiyor. Lütfen buna dikkat edin, trende elinde ceza makbuzu ile dolaşan ve özellikle turistlere ceza yazmak için can attığı her halinden belli olan, görevliye fırsat vermeyin, mutlaka banliyö trenine binmeden önce, yeni bilet alın.

Evet: 40 dakikalık bu tren yolculuğundan sonra: Szentendrei şehrine varıyorsunuz ve 10 dakikalık bir yürüyüşten sonra, şehir merkezine ulaşıyorsunuz.

Eğer, tren değil, otobüs ile gitmek isterseniz: öncelikle metro ile “Arpad Hid”e gidin. Burada: Estergon ve Szentendre otobüslerinin kalktığı, ilk durak var. Kişi başı: 5 Euro ödeyerek, 1 saatlik yolculuk sonucunda, şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Bu arada: insanların köpekleri ile, belediye otobüslerine rahatça bineceklerini göreceksiniz.

Burası

Budapeşte şehrinin kuzeyinde ve yaklaşık 20 km. uzaklıkta. Şehirde: 2 katlı, sevimli evler var, özellikle: elişi ürünler ve hediyelik eşyalar satılıyor. Yollar: parke taşlı ve dar sokaklar, sanki bir Akdeniz kasabası havasını yansıtıyor.

Zaten: şehir merkezinde dolaşan kızların üzerinde, bikini gördüğünüzde, gerçekten deniz kıyısında bir yerde miyim diye mutlaka düşüneceksiniz, ama sokak aralarında dolaşırken, birden karşınıza Tuna nehri çıkıyor.

Evet: bu şehirden sonra, önünüzde iki seçenek var. Ya: Visegrad’a gitmek, ya da Estergon’a gitmek. Estergon’a gitmenizi öneriyorum. Sonuçta: tarihi geçmişimizde, Estergon’un özel bir yeri var. Estergon’a gitmek için: Tren istasyonunun yanından kalkan otobüslere binmeniz gerek. Otobüs yolculuğu, yaklaşık: 1 saat sürüyor.

Macaristan Gezilecek yerler

Estergon’a varıyoruz.

Burası: Macaristan’ın ilk başkenti. Bu nedenle: tarihi özellikleri öne çıkıyor. Burada, kalenin içinde bulunan bazilika ise, yine önemli bir kilise.

Bunun yanında: daha önce Budapeşte gezileriniz için, eğer buraya gelecekseniz, oradan herhangi bir şey almamanızı, çünkü burada her şeyin çok ucuz olduğunu söylemiştim.

Kesinlikle: burada bulunduğunuz zamanın bir kısmını: alışveriş yapmak için mutlaka ayırın. Hatta ve hatta: belki de bir kısım tekstil veya ayakkabı, bot, çizme gibi ürünü, çok uygun fiyata aldığınızda, üretim yerine bakın, büyük olasılıkla “Made in Turkey” cümlesini görebilirsiniz.

Macaristan Estergon Kalesi

ESTERGON KALESİ

Kale: uzun yıllar, Osmanlı imparatorluğuna aitmiş. Kale: Osmanlı tarihinde büyük önem taşımaktadır. Kale: 3 Ağustos 1543 tarihinde, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Osmanlılar tarafından 30 günlük bir kuşatma sonucu ele geçirilmiştir.

Kalenin bulunduğu bölge: bir sancakbeyliği haline getirilerek, Budin Beylerbeyliğine bağlanır.

Ancak: 1594 yılında, kale: Alman, Leh ve Venediklilerden oluşan 80 bin kişilik büyük bir ordu tarafından kuşatılır. Kuşatan orduya göre, çok daha küçük bir ordu ile (1400 kişi) savunulan Estergon kalesi, o sırada kalede bulunan Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Anadolu Beylerbeyi Sokulluzade Lala Mehmet Paşa’nın komutasında, kahramanca savunulur.

Ancak, uzun süreli kuşatma sonucu, kalede gerek yiyecek ve gerekse su stokları tükenir ve 28 gün sonra teslim olmak zorunda kalırlar. Yapılan anlaşmaya göre: herkes, malı ve silahı ile birlikte gidecekti. Düşman: kendi gemileri ile, gazileri Visegrad kalesine taşıdı. Ancak: Estergon’un kaybı, büyük acı ve üzüntüye neden oldu.

Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevi: bu muhteşem savunmanın “Estergon Kalesi” türküsü ile, Türk belleklerine yerleşmesine sebep olur.

1605 yılında: Osmanlılar tekrar kaleyi kuşatırlar. Sadrazam Sokulluzade Lala Mehmet Paşa: 30 günlük bir kuşatmanın ardından, 29 Eylül 1605 tarihinde, kaleyi ele geçirir. Evet, kale bu tarihten sonra, 78 yıl boyunca Osmanlıların elinde kalır. 1683 yılında; Osmanlıların, II. Viyana Kuşatmasındaki başarısızlıklarının ardından, Avrupa devletleri tarafından oluşturulan kutsal ittifak; diğer tüm yerlerde olduğu gibi, Estergon kalesinde de kendini gösterir ve kale, elden gider.

Kale hakkında, o dönemlerde

Evliya Çelebinin notlarından bir kısmı şöyle: Kalede, 200 adet bir ve iki katlı ev var. Ama, bahçe yok. Kalenin suyu: Tuna nehrinden, at koşulu dolaplarla geliyor ve kaledeki sarnıçlara dolduruluyor. Kalenin büyük dış kapısı önünde, asma demir zincirli bir köprüsü var. Her gece, bekçiler kapıyı kaldırıp, siper ederler. Kalede: on basamak taş merdivenle çıkılan kiliseden bozma, Kızılelma camisi var. Bu caminin mağfel ve minberi: Mimar Sinan tarafından yapılmış.

Bu cami içinde bulunan, altın sıvanmış bir dolap kapısı üzerinde: Evliya Çelebi’nin babası Dergah-ı Ali Kuyumcubaşı Derviş Mehmet Zilli Baba: tarafından kaleme alınmış bir beyit yazılı imiş. Kalenin: 50 tane topu varmış. Kale Beyi, Dizdarağaları ve Yeniçeriler, Macarlar gibi giyinirler ve gören onları Macar zannederdi. Macarcayı da çok güzel konuşurlarmış. Kalede, üç tane mehter takımı bulunuyormuş.

Evet, büyük seyyahın Estergon için yazdıkları, 16 sayfadan oluşmaktadır. Yazdıklarına göre: Estergon varoşları: 12 mahalle ve 2900 haneden oluşmaktadır. Her ne kadar çarşısı, pazarı mükemmel olsa da, Estergon’da o zamanlar “Han” bulunmuyormuş.

Çünkü: Estegonlular “Türk memleketinde, han ayıptır” der ve bütün yolcuları kendi evlerinde ağırlarlarmış. En büyük camisi: “Mahkeme Camisi” imiş. Bu cami: Türkler çekildikten sonra, Avusturyalılar tarafından yıktırılmış ve 1850 yılında, yerine büyük bir kilise inşa edilmiştir. Macarlar: “Bu kilisenin kubbesi, Roma’daki Sen Piyer Kilisesi kubbesinden sonra, en büyük kubbedir” diye övünürler.

Evet, belki de, bu yazdıklarım biraz uzun oldu ve sıkıldınız. Ama, amacım: bu kalenin bizim tarihi geçmişimizdeki gerçekten büyük olan önemini vurgulamak. Gezerken: bu duygular ile gezin. Surlar üzerinde dolaşırken, Tuna’yı izlerken, o devirlerdeki bir nöbetçinin yaşadığı duyguyu hissetmeye çalışın.

Evet, kale, günümüzde yani şu anda müzeye çevrilmiş. Maalesef kaleden geriye kalan çok küçük bir parça. Üstüne çıkıldığında: Ağustos ayında bile, dondurucu soğuklara ev sahipliği yapabilen bir kale. Ancak: tepeye çıkıldığında görünen Tuna nehri manzarası, Osmanlının buralara neden gelmiş olduğunu bir kez daha hatırlatır. Kalenin içinde: Macaristan’ın en büyük kilisesi var.

MacaristanEstergon Bazilikası

ESTERGON BAZİLİKASI

Ülkenin en büyük kilisesi. İçine girip gezmenizi tavsiye ederim.

Bu kilisenin yerinde: buradaki Osmanlı hakimiyeti döneminde, bir cami varmış. Ancak: takip eden tarihi süreçte, burada Avusturyalılar hüküm sürerken: bu camiyi yıkmışlar ve yerine bu kiliseyi inşa etmişler.

Kilisenin avlusundan, Tuna’nın ayırdığı, Slovakya kıyılarını görebilirsiniz. Bulunduğunuz yer, Macaristan toprakları, nehrin karşı kıyısı ise, Slovakya toprakları. İki ülke: aralarında bir köprü ile birbirine bağlanmış.

Yükseklik korkunuz yoksa: yuvarlar merdivenlerinden tırmanarak, kilisenin çan kulesine tırmanabilir ve buradan çevreyi seyredebilirsiniz. Ayrıca: çan kulesinin içinde bir eko sistem bulunduğunu hissedebilirsiniz. Bunu hissetmek için: birkaç kelime konuşmanız, belki de bir şarkı söylemeniz yeterli gelecek.

Kilisenin içinde: Hıristiyan dinine ait semboller dolu. Bodrum katında ise, birçok kardinal seviyesinde, din adamlarının mezarları var.

ESKİ SANATLAR MÜZESİ

Kale yakınlarında: Eski Sanatlar Müzesi denen bir galeri var. Burada bir tablo var. Tabloda, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi anı resmedilmiş. Ama ilginç olan, İsa’yı çarmıha gerenlerin, öz be öz, bizim yeniçeri vatandaşlarımız, Osmanlı Türkleri olması.

Evet, tablo böyle resmedilmiş. Bu Avrupalının bize karşı duyduğu kini anlamak için, küçük bir örnek. Bu resimleri gören büyük-küçük insanlar; düşünün, bize yani Türklere karşı nasıl sempati duyabilirler, mümkün değil.