İspanya Madrid

İspanya Madrid

İspanya Madrid;

Benim gözümden kaçan ve beğendiğiniz, ilgi çeken yerler varsa, lütfen yorum olarak bırakın, ben buraya ekleyeyim ve bizlerden sonra bu şehre giden ziyaretçiler, buraları da gezip görsünler. Hepinize Madrid şehrinde iyi geziler.

Madrid şehrini, yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz. Ancak, uzun yürüyüşler için kendinizi yeterli hissetmiyorsanız, özellikle size önerim, bir metro hattı haritası alın ve bu haritadaki renk ve istasyon kodlarını, kısa bir çalışma ile belleyin ve böylece, Madrid şehrinin  tüm bölgelerini, metro ve biraz da yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz.

Bu yürüyüşler için, yanınızda uygun bir ayakkabı bulundurmayı ihmal etmemelisiniz. Bunun yanında:  Madrid şehrine ayak bastığınızdan itibaren, mutlaka bir şehir haritası (otel lobisinden) ve metro hattı haritası (metro bilet satış yerlerinden) temin etmelisiniz.

İspanya Madrid

Şehir

İspanya Madrid;

Nispeten düzenli. İnsanlar yardımsever. Trafik düzenli. Şehirde birçok meydan var. Bu meydanlar, birbirlerine geniş caddeler ve sokaklar ile bağlanmış. Güvenlik pek sıkıntılı olmasa da, özellikle göçmenlerin yaşadıkları bölgeler ve park alanları, akşam belli bir saatten sonra sıkıntılı olabiliyor.

Gezilerinizde, bunu dikkate almanız şart. Yani: akşam belli bir saatten sonra: gerek göçmenlerin yaşadıkları bölgeler, gerek pek fazla dar ve loş sokaklar ve gerekse metro istasyonlarında yalnız başınıza bulunmamanızda yarar olduğunu düşünüyorum.

Bu şehrin bence en büyük özelliği: her cadde, meydan ve birçok yerde: ahşap bankların bulunması. Bu banklarda, gezileriniz sırasında, küçük molalar verebilirsiniz. Yanınıza oturan insanlar asla sizi rahatsız edici değil.

Bu banklar, gerçekten  tertemiz ve kesinlikle, uzun yürüyüşler sonucu yorulan gezginlerin kısa molaları için ideal. Bunun dışında: şehir gezinizde, bir önerim daha olabilir. Şehirde, umumi tuvalet yok. Birçok yerde, restoran ve kafeteryaların tuvaletlerini kullanmak zorunda kalınıyor.

Elbette, bunları kullanabilmek için, o mekanda oturmak ve küçük bir şeyler ısmarlamak yani para harcamak gerekiyor.

Siz, şunu unutmayın ki, şehirde bol miktarda: ismini vermiyorum ama elbette anlayacaksınız, bol miktarda bulunan Amerikan orjinli fast-foot restoranları var.

Bu fast-foot restoranlarının gerek tuvaletlerini ve gerekse oturma yerlerini, herhangi bir ücret ödemeden, tepenize bir garson dikilmeden rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Karışan yok. Bence, bu büyük bir imkan ve gerek tuvalet ihtiyacı ve gerekse küçük molalar için, bunların yerlerini belirleyin ve kullanmaktan çekinmeyin.

Şehir gezisi planı için, daha önceki yazılarımda olduğu gibi, yine size, bu şehirde kendi gezip gördüğüm ve sizlerin de mutlaka gezip görmenizi önereceğim yerleri, aşağıda ayrıntılı olarak anlatacağım.

Sizler, bu yazılanları okuduktan sonra ilginizi çeken yerleri: şehir haritası ve metro hattı haritası üzerinde işaretleyin ve kendinize şehirde kalma sürenize göre, güzel bir gezi planı çıkarın.

Evet, şehir 3 ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar

Eski Madrid bölümü

Burası, şehrin kalbidir. Büyük ölçüde: 16’ncı yüzyıldan kalma, eski bir mağribi yerleşimidir. Dolambaçlı ve dar sokaklarda gezinebilirsiniz.

Şehir merkezinin  doğusunda kalmaktadır. Burada: özellikle kraliyet sarayını mutlaka görmelisiniz. Ayrıca: buranın bir diğer dikkati çeken yeri de: Plaza Mayor meydanıdır.

Bourbonların Madrit’i

Burada sanat müzeleri bulunuyor. İspanyanın altın üçgeni olarak nitelendirilen 3 müzeyi gezebilirsiniz. Ayrıca: Prado müzesinin hemen arkasında bulunan, şehrin başlıca parkı, Paseo del Prado görülmeye değerdir.

Manzanares ırmağı, Alacio Real, Puerta Del Sol bölgeleri

Bu bölgede: tıka basa insan doludur. Gayet hareketli olan bu bölgede, rahatlıkla gezinebilir, yeni ve değişik güzellikteki yerleri keşfedebilirsiniz.

Lavais bölgesi

Burada, Malasana ve Salamanca semtleri var. Şehrin en cazip yerleşimleri, apartmanları ve moda evleri buradadır.

İspanya Madrid

Şimdi gelelim, şehirde mutlaka görmenizi önereceğim yerlere

  1. El Palacio Real (Kraliyet Sarayı)
  2. Museo Del Prado (Prado Müzesi)
  3. Paseo del Prado (Şehrin başlıca parkı)
  4. Puerta Del Sol (Sol Meydanı)
  5. Plaza Mayor (Tarihi bir meydan)
  6. Plaza Espana (Anıtlarıyla ilgi çeken bir meydan)
  7. Calle deLa Montera(Şehrin alışveriş caddesi)
  8. Gran Via (Şehrin hareketli caddesi)
  9. Atocha  (Burası bir tren istasyonu)
  10. El Rasrtor (Bit pazarı)
  11. Teleferik. (şehrin yüksekten manzarasını izlemek isteyenler için ideal)
  12. Ventas Arena (Burası, şehrin arenası, yanlızca dıştan görebiliyorsunuz)

 

MADRİT ŞEHİR DIŞINDA GÖRMENİZİ ÖNERECEĞİM YERLER

Madrid yakınlarında, hemen bir saatlik uzaklıkta, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmış, 3 şehir bulunuyor.

Bunlar: ilk 3 sırada olmak üzere, yakın çevrede gezilip görülebilecek yerler şunlardır:

Toledo

Bu şehir hakkında ayrıntılı bilgiyi, bu başlık altında sitede bulabilirsiniz. Mutlaka ve mutlaka gitmenizi ve görmenizi öneriyorum. Ama, tur organizasyonu ile mi, kendi başınıza trenle mi gidersiniz, buna siz karar vereceksiniz. Ama, mutlaka gitmelisiniz.

Segovio

Burası da, özellikle Roma dönemine ait birkaç eserin bulunduğu ve bu nedenle öne çıkan bir şehirdir. Ben gitmedim, çünkü ülkemizde yeteri kadar Roma dönemi eseri var ki, buradaki eserler, bizimkilerin yanında, biraz küçük kalıyor. Tercih sizin.

Avilla

Burası, özellikle Azize Teresa’nın doğum yeri olarak öne çıkıyor. Yani, daha çok dinsel bir ağırlığı ve önemi var. Merakı olanlar için gidilip görülebilir.

El Escorial

Burada, İspanya kralı II. Felibe tarafından yaptırılan: bir manastır, anıtmezar ve saray var. Turistlerin ilgisini çekiyor.

El Vale de Los Caidos

Burası şehitler vadisi olarak da isimlendiriliyor. Burada. General Franco’nun mezarı var. Binlerce kişinin gömülü bulunduğu yerde, ayrıca, muhteşem boyutlarda bir haç bulunuyor.

İspanya Madrid şehir merkezi

MADRİT ŞEHİR MERKEZİ

1.gün; GEZİLECEK YERLER

Evet, bence Madrid şehrindeki gezinize: Kraliyet sarayı ile başlamalısınız. Bulunduğunuz yerden, bir şekilde (metro olabilir) kraliyet sarayının bulunduğu yere gitmelisiniz.

İlk hedef noktası: Plaza de Oriente meydanı. Bulunduğunuz yerden, metro ile, “OPERA” durağına iniyorsunuz. Opera durağında indiğinizde, karşınıza, önce şehrin opera binası geliyor.

TEATRO REAL-OPERA BİNASI

Kraliyet sarayının hemen önündeki meydanın arkasındadır. Şehrin opera salonudur. Buranın enteresan bir geçmişi var. Burası ilk yapıldığında, Plaza de Oriente meydanında, saray çamaşırhanesinin bulunduğu yere inşa edilmiştir.

Açılışı ise: 1850 yılında, opera sever kraliçe II. İsabel’in doğum gününe denk getirilir. Açılış operası ise: Donizettinin “La Favorita” sıdır.

Bu açılış tarihinden, yaklaşık 75 yıl sonra, bir yer altı akıntısı, yapının temellerini etkiler ve çökme noktasına getirir. Daha sonra ise, iç savaş sırasında, burası barut deposu olarak kullanılır.

General Franco rejimi boyunca kapalı tutulan ve 1965 yılında yeniden hizmete açılan bina: son olarak, büyük paralar harcanarak restore edilir ve 1999 yılında yeniden hizmete açılır.

Opera binasının en büyük özelliklerinden biri de: içinde, özel bir havalandırma sistemi bulunuyor. İnsanların: içinde çalışırken veya bir şey izlerken, 21 derece sıcaklıktaki bir ortamda, beyinlerinin en verimli şekilde çalıştığı öğrenildiğinde, borular ile, bu Opera Binasının içindeki hava sıcaklığı da, sürekli 21 dereceye ayarlanmıştır.

Opera binasının arka tarafında, güzel bir restoran var. Arjantin restoranı. Buranın özellikle etlerinin çok güzel olduğu söyleniyor.

Opera binasını gördükten sonra: Plaza de Oriente meydanına doğru yürüyün ve burada kraliyet sarayını gezeceğiz.

İspanya Madrid Palacio Real de El Pardo

PALACİO REAL DE EL PARDO: KRALİYET SARAYI

Aslında, günümüzde, İspanya kralı Juan Carlos: burada yaşamıyor. Kralın yaşadığı saray, Madrid şehir merkezinden34 km. uzaklıkta, daha mütevazi bir saraydır.

Bu şehir merkezindeki saray ise, içinde 2000 oda bulunan, salonlarının bir kısmı turistik ziyaretlere açık bir yer olarak önem kazanıyor.

Bu saray: Kral Philip döneminde: yani 1406 yılında, av köşkü olarak yapılmıştır. 1547 yılında ise, Kral V. Charles tarafından saraya dönüştürülmüştür. 1604 yılında ise büyük bir yangında tahrip olmuştur. 1734 yılında aynı yerde İtalyan-Barok tarzında, günümüzde görülen yapı yapılmıştır.

Yapının mimarları: Juvara, Sabatini ve Sachetti. Yapının inşaatına: Kral V. Felibe zamanında başlanmış ve III. Charles döneminde bitirilmiştir. Böylece, sarayda ilk ikamet eden kral, III. Charles olmuştur.

Bir diğer ismi: Alcazar. Yani: hisar. İspanya tarihinde, Romalıların uzun süre, bu toprakları yönettiğini biliyoruz. Daha sonra, Hıristiyanlık bu topraklarda yayılıyor.

Ama, en etkin hale gelmesi, Roma İmparatorluğunun, 5’nci yüzyılda yıkılması yani bitmesi ve buraya yerleşen franklar ve Vizigotlar dönemindedir.

Buna, tarih olarak bakarsak, 811 yılı karşımıza çıkıyor. 811 yılı, Arap Müslümanların İber yarımadasına geldikleri tarihtir. Müslüman Araplar: 811 yılı başlarında, Tarık Bin Ziyad komutasında, Cebelitarık boğazını geçerek, İber yarımadasına geliyorlar.

Daha sonra, çeşitli komutanlar İspanya’nın kuzeyindeki birkaç şehir hariç, bütün İber yarımadasına hakim oluyorlar ve tam 400 yıl boyunca burayı yönetiyorlar. O dönemlerde, Müslüman kökenli bu devletler, aynı dönemde yaşayan Hıristiyan ve Yahudi ustalarla birlikte, bu şehirlere birçok yatırımlar yapıyorlar.

El sanatı olarak hem İslam, hem Yahudi ve hem de Hıristiyan özellikleri taşıyan, mimari stile: müdahar tarzı deniliyor.

İspanya Madrid

Evet, gelelim kraliyet sarayına.

Yapı: beyaz mermer ve  travertenden yapılmıştır. Aslında, burada daha önce bir Roma kalesi bulunuyormuş. Romalılar  burada iken, onların bir muhafız kalesi varmış. Ama, Araplar, geldiklerinde, önce Toledo şehrini ele geçirmişlerdir.

Fakat, daha sonra Toledo şehrini korumak için, Romalıların egemenliğindeki Madrid şehrini ele geçirmek istemişlerdir. Çünkü: kuzeyden gelecek saldırılara karşı, Toledo şehrini korumak için, Madrid şehrini de elde bulundurmak şarttır.

Araplar, Madrid şehrini ele geçirince, daha önce bir Roma kalesi bulunan buraya; bir hisar yani Alkazar yani bir Arap kalesi yapıyorlar. Hatta: İspanyollar, Arap Müslümanlara “Magribi” derler.

Yani: “pınar suyu” anlamına gelmektedir. Şehrin ismi, buradan dönüşerek, günümüze Madrid olarak gelmiştir.

Pınar suyu anlamı ise: sarayın hemen önünde bulunan “Manzaraz nehri” nden gelmektedir. Bu nehir medeniyle, sarayın ön tarafından muhteşem bir bahçe günümüzde de bulunmaktadır.

Yapı olarak, saray, Paris şehrindeki Versay sarayı hayal edilerek yapılmıştır. Sarayda: 870 pencere, 240 balkon, 110 kapı bulunuyor.

Sarayın tarihi süreç içindeki rolüne devam edelim.

11’nci yüzyıla gelindiğinde: kuzeyden gelen küçük devletler ve krallıklar: Arapları, İber yarımadasının güneyine doğru itiyorlar.

En son olarak Cordoba ve Granada krallıkları da, Arapların elinden alınınca: 1492 yılında, Endülüs Emevileri yani büyük İslam devleti sona eriyor.

Aynı  dönemde, Cristof Colomb: Amerika  topraklarına çıkıyor ve büyük altın çağ başlıyor. Ancak, Müslümanların hepsi İber yarımadasından silinmiyorlar. Evlenenler, askerliği bırakanlar var.

Günümüzde de, Endülüs bölgesine inildikçe, İspanyolların derilerinde değişiklik fark edilmektedir. Flamenko’nun doğduğu yer de, İber yarımadasının güneyidir.

Zaten: Flemenko, bir hayat tarzı, bir dünya görüşü, bir bakış açısıdır. Sadece, bir dans değildir. İnsanların yaşam stillerini anlatan ve içinde Yahudi, Arap, Hint müziği, çeşitli Latin müzikleriyle bezenmiş, ama içinde ağıttan, eğlenceye, mutluluktan daha birçok şeyi barındıran yaşam tarzının sahneye uygulanmış hali olarak düşünülebilir.

Araplardan sonra:

İspanyol krallığı gelince, İspanyol krallığı: özellikle Araplarla ilgili hiçbir eseri geride bırakmaz ve hepsini yok eder.

Özellikle: camiler yok edilir ve üzerlerine yeni inşaatlar yapılır. Çoğu, kiliseye çevrilir. Bazı Enstitüler ayakta bırakılır. Çünkü, onlardan  bilim adamları yetişmektedir.

Biz yine saraya gelelim. Saray, elbette ilk yapıldığı günlerde böyle değildi. Bugünkü halini, 1700’lü yıllarda almıştır.

Çünkü, yapıda birçok kez yangınlar çıkmıştır. İspanyol krallığı, Kraliçe İsabella birlikte, altın çağını yaşamaya başlayınca, onun oğlu kral I. Carlos, daha sonra kral V. Carl adını alarak, (bizde bilinen ismi ile Şarlken) kutsal Roma-Germen İmparatoru, yani bütün bu toprakları idare eden kral haline geliyor.

Saray:

Kral 13. Alfonso’ya kadar, yani bugünkü kralın dedesine kadar aktif olarak, kraliyet ailesi tarafından kullanılmıştır. Kral 13.Alfonso: 1936 yılındaki iç savaş sırasında, İspanyayı terk etmek zorunda kalır.

Tabii, 1975 yılına kadar da, İspanya, Avrupa ülkelerinden soyutlanmış bir halde kalır. Çünkü: ülkede, Franko denilen general tarafından yürütülen faşist rejim vardır.

General Franco: Madrid genel merkez olmak kaydıyla, kendi yöntemleri doğrultusunda “uyana evet, uymayana hayır” şeklinde, baskıcı bir rejim uygulamıştır.

Burada, hemen yine tarihi süreç içine girelim. Madrid ve Barselona şehirlerinin birbirlerine bu kadar zıt olmalarının temelinde, 1800’lü yıllardaki vesayet savaşları ve General Franco  dönemindeki baskıcı rejim vardır.

Hatta, o dönemde, Barselona’nın, sarı-kırmızı renklerde bir bayrağı vardır. General Franco, bayrak kullanmayı yasaklayınca, o dönemde Barselona Futbol Kulübünün bayrağı, devlet bayrağı olarak kullanılmış ve kulüp ayakta kalsın diye, bütün Barselonalılar, her türlü gayreti göstermişlerdir.

Kral 13.Alfonso:

Kraliyet bitip, sürgüne gönderiliyor. 1975 yılına kadar, saray kapalı kalıyor ve devlet konukevi olarak kullanılıyor. 1975 yılına gelindiğinde ise, bugünkü kral, İspanyaya geri dönüyor.

Burada: yani İspanya da, hem krallık var, hem de demokratik rejim hüküm sürüyor. Kral en büyük komutandır.

Ama, kral  tek başına karar alamaz. Kralın adına bir devlet bakanı atanır. Kral olmadığında, kral adına imzaları, o atar.

Devletle ilgili konular: Parlamento ve kral tarafından karar alınarak çözüme kavuşturulur. Yani, çok önemli konularda, birlikte çalışılır.

Kraliyet sarayı

turistik ziyaretlere açıktır. Sarayın içine giriş ücretli, ücret: 9 Eurodur. Pazartesi günleri hariç, ziyaret mümkündür.

Günümüzde, İspanyayı ziyaret eden yabancı  devlet adamları, burada  konaklıyorlar. Turistik ziyarete açık müze bölümünde görebilecekleriniz: uzun yıllar toplanan resimler, giysiler, antika mobilyalar ve porselenler.

Ayrıca: duvar halıları, freskler gibi sanat eserleri, Neoklasik mobilyalar da görülüyor.

Salon de los Halberdiers

çok iyi korunmuş, eski Flemenk ve İspanyol duvar halılarını görebiliyorsunuz.

Salon de Trono

burası taht salonudur. Sarayın güney cephesinin tam ortasındadır. Duvarlar: yaldızlı çerçeveler içindeki aynalar ve kırmızı kadifelerle kaplanmıştır.

Tavan ise, 17641 yılında Tiepolo tarafından boyanarak süslenmiştir. Yaldızlı bronz aslanlar, tahtı koruyorlar.

Burada, yukarıda belirttiğim gibi, III. Carlos tarafından yapıya eklenen “sohbet odası”: ünlü ressam Goya’nın dört tablosu ile süslenmiştir.

Salon de Gasparini

Olağanüstü güzellikteki bu salon, Napolili sanatçı Matias Gasparininin ismini almıştır. Tavan, taban ve duvarlarda: rokoko tarzının eşsiz örnekleri sergileniyor.

Taş ustaları, heykeltıraşlar, cam ustaları, saatçiler, gümüşçüler, mobilyacılar,  terziler: bunların hepsi, burada gerçekten muhteşem güzellikler yaratmışlar.

Sala de Porcelana

Burası, porselen odasıdır. Retiro bahçelerindeki porselen fabrikasından çıkan, 18’nci yüzyıla ait, 1000’den fazla porselen burada sergileniyor. Tam ve rakipsiz bir porselen koleksiyonu.

Camedor de Gala

Burası: törensel yemek salonudur. Son derece lüks. Burası ilk kez 1879 yılında, XII Alfonso ve eşi Maria Christina’nın evlilik töreni için hazırlanmıştır.

Bu törene: 145 kişi katılmış. Odada görebilecekleriniz şunlar: 15 avize, 10 kollu şamdan ve Brüksel duvar halılarıyla süslenmiş  duvarlar.

Ayrıca: 18’nci yüzyıl Çin yapımı porselen kaplar da ilgi çekiyor.

Sarayın bulunduğu park alanı ise

Avrupa Birliği tarafından “kuş yaşama alanı” olarak özel koruma altına alınmıştır. Bu park alanı: hemen sarayın girişinde, yemyeşil ve şekilli kesilmiş ağaçların bulunduğu “Jardines de Sabatini” yani “Sabatini’nin Bahçeleri” bölümüdür.

Burası, hemen saray binasının yan tarafındadır.

Saray yapısında diğer ziyaret edebileceğiniz ek yapıda, şunları görebilirsiniz:

BOTİCA REAL

Burası: kraliyet eczanesidir. 1594 yılında yapılmıştır. Yapının iki odası: kral IV. Carlos’un özel olarak sipariş verdiği, cam ve porselen ecza kavanozlarıyla dolu dolaplarla çevrilmiştir.

ARMERİA REAL

Burası ek yapının, diğer kısmında bulunan ve Kraliyet cephane yeri olarak geçen bir bölümdür. Burada: kılıçlı askerler, mızraklı atlılar, orijinal savaş bayrakları, ganimetler, silah ve kalkanlar sergileniyor.

Evet, kraliyet sarayının mutlaka içine girmeli ve sarayın içini gezmelisiniz.

Saray gezisi bittikten sonra: saray yapısının hemen yanında bulunan bir katedrali geziyoruz.

CATEDRAL DE LA ALMUDENA

İlginç bir yapı. Temeli atıldıktan sonra, tam 350 yıllık bir süreç sonunda bitirilmiştir. Yani: 1993 yılında tamamlanmış ve Papa II. John Paul tarafından takdis edilerek, ibadete açılmıştır.

Katedralin inşa edildiği yer: şehrin Müslüman mağribi bölgesidir. İlk yapıldığında, bir kilise iken, sonradan bir camiye dönüştürülmüş ve daha sonra yeniden katedral olmuştur.

Yapının uzunluğu:104 metre ve genişliği 76 metredir. Merkezdeki kubbenin çapı ise: 20 metredir.

Bu katedralin diğer öne çıkan bir özelliği: Kripta’da bulunan ve 16’ncı yüzyıldan kalma, şehrin koruyucu azizi Virgin Dela Almueda resmi.

Biraz önce söylediğim gibi: katedral, 1993 yılında, açılmış olmasına rağmen, şehir halkı tarafından yoğun olarak tercih edilen bir yer olamamıştır.

Yalnızca, kraliyet ailesinden Prens Felibe’nin düğünü burada yapılmıştır. Bunun dışında, kraliyet sarayına yakın olması nedeniyle, kral ve kraliçelerin ibadet yeri olarak kullanılmıştır.

Aynı zamanda, ölen kral ve kraliçelerin bir kısmı haricindekiler, buraya gömülmüşlerdir.

Plaza de Orient meydanının hemen yanında bir park var. Bu parkı da gezmelisiniz.

PLAZA DE ORİENTE

Burada: günümüze kadar görev yapmış, İspanyol kral ve kraliçelerinin heykelleri var.

Burada ilginç olan, İspanyollar, bu heykelleri Vizigot krallarından itibaren başlatmışlardır. Park içinde, toplam 44 tane heykel var.

Daha sonra, sarayın önündeki caddeden (Bailen caddesinden) kuzeye doğru gidiyoruz ve hemen sağımızda yine bir dini yapı var.

MONASTERİO DE LA ENCARNACİON

Bu manastır: 1611 yılında, Margarita ve Austira tarafından yapılmıştır. Bu manastırda görmenizi önereceğim bir heykel var. İsa’nın çarmıha gerilişini tasvir eden, korkunç, ahşap bir heykel.

Ayrıca, bu heykelinde içinde bulunduğu sanat koleksiyonu da görülmeye değerdir. Ayrıca çeşitli azizlerin kemiklerinin içinde bulunduğu yaldızlı kabinler var.

Ancak bu yapının bir başka özelliği daha var. Hatta, bir aralar, televizyonda da bazı programlarda bu konu işlenmişti. Hatırlayanlarınız olabilir.

Her yıl 26 Temmuz tarihinde, öğleden sonra: San Pantaleon’un küçük bir şişede bulunan, pıhtılaşmış kanı, esrarengiz bir şekilde sıvılaşıyormuş.

Eğer sıvılaşmaz ise, bu durum, felaket olacağının habercisi imiş. Bu olayı izlemeye binlerce insan akın ediyor.

Evet, kiliseden çıktıktan sonra: hemen yakınlarda, yine bir dini yapı görülüyor.

MONASTERİO DE LAS DESCALZAS REALES (YALINAYAK KRALİYET FRANSİSKENLERİ)

Burası bir manastırdır. 1566 yılında, kral II. Felibe tarafından yaptırılan manastır: kralın kızını evlendirmeyerek buraya saklaması ile önem kazanıyor.

Takip eden yıllarda ise, buraya, birçok değerli metaller, resimler ve hatta dinsel emanetler gibi hazineler getiriliyor. Tüm bu mallar, zamanla burada kurulan vakfın zenginleşmesini sağlar.

Evet, manastır: birçok aziz tarafından desteklenmiştir. Ancak, buraya 18’nci yüzyıl başına kadar, yalnızca en yüksek soylular sınıfına girmiş rahibeler kabul edilmiştir.

Varlıklı rahibeler, manastıra kapanırken, beraberlerinde, muhteşem sanat eserlerini de getirmişlerdir. Günümüzde, manastırda, hala Fransisken rahibeler yaşıyor.

Bunların sayısı ise, 33 dür. Niye 33? Çünkü: İsa öldüğünde 33 yaşında idi. Bu rahibeler, manastır ve çevresinde yaşamlarını sürdürüyorlar.

Ancak, ziyaret saatlerinde gözlerden uzak bulunuyorlar. Ancak, yine de yalınayak gezinen rahibeler ve bahçede sebzelerle uğraşan rahibeler görebilirsiniz.

Aslına bakarsanız, 30 yıl öncesine kadar, manastır tamamen dünyaya kapalı imiş ve ziyaret yokmuş. Ancak, 1960 yılında, Papa’nın izniyle, müze olarak hizmet vermeye başlar.

Hatta, 1985 yılında Avrupa Konseyi, burayı “Yılın Müzesi” olarak seçer. Özellikle, günümüze kadar korunan ön cephesi çok güzel. Kırmızı tuğla ve granitten yapılmıştır.

Manastıra girerseniz, ilk gözünüze çarpacak olan: yerden tavana kadar, 17’nci yüzyıl freskleriyle bezenmiş, granit merdiven. Merdiven üstünde, IV. Felibe ve ailesinin tasvirleri bulunuyor.

İkinci katta: din ya da krallarla bağlantılı sanat eserleri görülüyor. Salonlardan biri: orijinal Rubens çizimlerini örnek alan, 17’nci yüzyıla ait duvar halılarıyla kaplıdır.

Ayrıca: Tziano, Brueghel ve Zurbaran gibi sanatçıların tablolarını görmek mümkün.

Aynı cadde üzerinde yürümeye devam ettiğimizde, bu kez karşımıza: şehrin ünlü meydanlarından biri çıkıyor.

PLAZA ESPANA-İSPANYA MEYDANI

Gran Via caddesini takip ettiğimizde, İspanya meydanına ulaşıyoruz.

Burada: Servantes Anıtı var. Zaten, hemen görülüyor. Servantes: 6 yıl, Cezayir’de, bir hapishanede, Osmanlının esiri olarak bulunur.

Zaten, Don Kişot kitabının büyük bölümünü de burada yazar. Savaş sırasında eli sakatlanır ve böylelikle kitabın büyük bölümünü arkadaşına yazdırıyor.

Serbest kalıp ülkesine dönünce, yazamaz durumda kalıyor. Çok daha düşük işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

Onun hayal kahramanı olan Don Kişot; kötülere karşı yani kötü olarak betimlenen yel değirmenlerine karşı, bitmek bilmeyen bir mücadele içindedir. Çevresindeki arkadaşları, kötülüklere karşı zafer kazanma şansının bulunmadığını, neden sürekli kötülüklerle ve kötülerle savaştığını söylerler.

Ancak, yine de, Servantes Don Kişot adlı eserinde, kahramanlarına: kötülüklerle savaşmayı ve cebelleşmeyi sürdürür.

Çünkü: o kendisine öyle bir dünya yaratmıştır ki; Don Kişot adlı eseri, dünya üzerinde herkesin başucu kitabı haline gelmiştir.

Hatta: Don Kişot adlı eseri, dünya üzerinde, İncil’den sonra: birçok lisana çevrilerek, en çok basılan eser olarak tescillenmiştir.

Evet, buradaki anıtta: üstte Servantes, oturmuş olarak betimlenmiştir. Altında ise, onun hayal kahramanları Don Kişot ve yardımcısının heykelleri görülüyor.

Hemen ön taraflarında, küçük bir havuz, arka tarafta ise yine bir havuz var. Anıtın bulunduğu yer ise, büyük ve eski ağaçların bulunduğu bir park.

Genellikle, birçok parkta, devlet adamlarının heykelleri bulunurken, bu parkta, Servantes ve hayal kahramanlarının heykelleri görülüyor ve şehrin ziyaretçileri tarafından ilgi çekiyor.

Anıtın hemen arkasında, benim bulunduğum döneme özgü olabilir, bir çadır kurulmuştu. Çadırın içinde, alışveriş tezgahları bulunuyordu.

İspanya Madrid Don Kişot

Meydanın bulunduğu parkta, gençler ve her yaştan insan, çimenlerin üzerine oturup, kitap okuyorlar veya dinleniyorlar.

Meydandaki gezimizi tamamladıktan sonra: Calle de Ferraz caddesini takip ederek, ilerliyoruz. Hedefimiz: bir Mısır tapınağı.

İspanya Madrid Templo de deboh

TEMPLO DE DEBOH-DEBOH ANITI

Anıt: çok güzel bir parkın içindedir. Ön ve arka cephesinde havuzlar bulunmakta olup, anıt bu havuzların ortasındaki bölüme kurulmuştur.

Her ne kadar şehrin yüksek bir yerinde bulunması ve şehir manzarasına hakim olması güzel olsa da, anıt benim için pek bir anlamlı gelmedi. Yani, bu anıtı görmek için büyük bir yolculuk ve emek vermeniz anlamsız olabilir.

Ben size yine de burası hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Evet, burası bir park. Ama en büyük özelliği: içinde bir Mısır tapınağının bulunması.

Bu tapınak: MÖ.4’ncü yüzyılda yapılmış ve Mısırda Nil Vadisinde, Assuwan şehrinin31 km. yakınlarında bulunuyormuş. Tanrı Amon ve Tanrıça İsis adına yaptırılmış.

Aradan binlerce yıl geçmiş ve bölgede, Assuwan barajı yapılmasına karar verildiğinde, bu  tapınağın baraj gölü suları altında kalması tehdidi gündeme gelmiş.

Bunun üzerine, Mısır hükümeti, Assuwan barajının yapımına katkıları nedeniyle, bu tapınağı İspanya hükümetine hediye etmiş.

İspanya Madrid Tıpanak

Tapınak

1969-1970 yılları arasında, taş-taş sökülerek gemilere yüklenmiş ve önce Valencia şehrine ve sonra da trenle Madrid şehrine getirilmiş ve burada, söküldüğü şekilde, taş-taş yeniden monte edilmiş.

Ortaya çıkan tapınak ise, 1972 yılında halkın ziyaretine açılmış. İşte, bu. Yani: öyle içine filan girilebilen bir tapınak değil. Yalnızca uzaktan izlemekle yetiniyorsunuz.

Ama, yukarıda da söz ettiğim gibi, bu tapınağın bulunduğu park, şehrin yüksek bir kesiminde. Buradan güneşin batışı ve şehrin yukarıdan izlenmesi mükemmel. Şehirde, güneşin batışının en güzel buradan izlendiği söyleniyor.

Tapınak ve park gezimiz bittikten sonra: yaklaşık 20-25 dakikalık bir yürüyüş sonunda, aynı cadde üzerinde ilerlediğimizde veya çevremizdekilere sorarak, Teleferiklerin hareket ettiği yere ulaşıyoruz.

İspanya Madrid Teleferico Casa De Campo

TELEFERİCO CASA DE CAMPO-TELEFERİK

Madrid şehrinde, merkeze pek yakın olmasa da, güzel bir teleferik var. Eğer şehri havadan izlemek isterseniz, teleferik bunun için ideal.

Ancak:  söylediğim gibi, merkeze bir hayli uzak. Hatta, metro ile gitmeye kalktığınızda bile, metro istasyonundan inince, uzunca bir süre (yarım saat kadar) yürümeniz gerekiyor.

Ancak, hemen hatırlatmakta yarar var, sakın ola: saat: 14.00-16.00 arasında, teleferik bölgesine gitmeyin, çünkü teleferik çalışanları “siesta” yapıyorlar ve saat: 16.00’ya kadar beklemek zorunda kalıyorsunuz.

Evet, 4 kişilik kabinlerdeki teleferik yolculuğu:  yaklaşık 20 dakika sürüyor ve gidiş-geliş bedeli: 6 Euro.

Günümüz burada noktalanıyor. Zaten büyük bir ihtimalle, muhteşem şekilde yoruldunuz. Ama unutmayın ki, özellikle yaz aylarında, bu şehirde, hava, saat: 22.00 de kararıyor. Yani, gezmek için bol zamanınız oluyor. Şehirde fazla zamanı olmayanlar, bu gezi  planından tercihlerine göre seçim yaparak, zamanı daha iyi değerlendirebilirler.

İspanya Madrid

MADRİT ŞEHİR MERKEZİ

2.gün; GEZİLECEK YERLER

İspanya Madrid

Bulunduğunuz yerden: Plaza de Colon, yani Kolon meydanına gitmelisiniz. Metro hattı ile, COLON istasyonunda inebilirsiniz. Bugünkü gezi planımızda, şehrin: RECOLETOS bölgesi var.

Colon meydanının kuzeyinde kalan bölge: lüks ve modern apartman bloklarının bulunması ile göze çarpıyor.

Ayrıca: birçok bankanın ve uluslararası şirketlerin merkezleri ve sanat galerileri bulunuyor. İspanyol hükümet merkezi, İçişleri ve Savunma Bakanlıkları da buradadır.

PLAZA DE COLON-KOLON MEYDANI

Buranın ismi: Cristof Colomb’dan akla geliyor. Madrid şehrinin en hareketli meydanlarından biridir. Meydanın hemen sol tarafından, köşede “Hard Rock Cafe” bulunuyor.

Bunlar: Amerikan yemek tarzı yiyeceklerin bulunduğu ve ayrıca, bir takım tekstil ürünlerinin satıldığı, meraklıları olan yerler.  Dünya üzerinde, 533 tane var.

Meydanın hemen ortasında, bir anıt var. Bu anıt: Cristof Colomba aittir. Heykel: 1885 yılında yapılmıştır. Amerika’nın keşfini betimlemektedir.

Sol  taraftaki bina ise, şehrin kütüphanesidir. Ama bu, bina aynı zamanda iki taraflı kullanılmaktadır. Bir tarafı kütüphane iken, diğer tarafı arkeoloji müzesi olarak kullanılıyor.

Kütüphanenin içinde, yaklaşık 12 binin üzerinde, eski kitap ve eser bulunuyor. Bu arada, yangın geçirilen dönemlerde, elden giden eserler de var.

Arkeoloji müzesinin önünden giden yol: Cibeles meydanına kadar gidiyor. Oradan, Sol meydanına gitmek mümkün.

Müzenin hemen yanından, Serrano istikametine giderseniz, bu kez, burada sağlı-sollu çok lüks mağazaları görebilirsiniz.

Santander bölgesi çok pahalı. Gezmek pek anlamlı  değil, çünkü alışveriş yapma imkanı yok. Müzenin önündeki yoldan Cibeles Meydanına ve oradan Sol meydanına geçmek en doğrusu.

Bu cadde üzerinde

hemen sağ tarafta: Gijon Cafe denilen bir yer var. Burası aynı zamanda tarihi özellikleri olan bir yer, Salvador Dali’den Hemingway’e kadar, bir kısım sanatçının bir  zamanlar gelip kahve içtikleri bir yer olarak önem kazanıyor. Sizde burada küçük bir kahve molası vermelisiniz.

Colon meydanını bulunduğu yerde: Serrano bölgesi yönünde ilerleyebilirsiniz. Serrano bölgesinin merkezini teşkil ettiği, SALAMANCA mahallesi, Madrid şehrinin ana mahallesidir ve şehrin en seçkin bölgelerinden biridir.

Geçmişte, uzun yıllar boyunca, zengin Madridli aileler burada yaşamışlardır. Buradaki “Calle de Serrano” caddesi: şehirdeki en ünlü markaların satıldığı mağaza ve dükkanlarla doludur.

Bu cadde üzerinde, İspanyanın en ünlü markaları yanında, Armani, Prada, Gucci gibi yabancı markaların satıldığı yerler de bulunuyor.

Ama, burada özellikle ayakkabılar ünlüdür. Yalnız, her ne kadar kaliteli olsa da, fiyatların çok yüksek olduğunu unutmamak gerekir.

200-300 metre ilerleyip yalnızca vitrinlere bakarak geri  dönmek mümkün.

Tekrar Colon meydanına döndüğünüzde: burada bir müze var.

MUSEO ARQUELOGİCO-ARKEOLOJİ MÜZESİ

Yukarıda kısaca söz ettiğim bu müzede sergilenen eserler arasında: MÖ.2’nci yüzyıl yapımı, küçük heykel ve mücevherler, mozaikler sergileniyor.

Ama, müzenin en değerli esere: 1897 yılında, Alicante bölgesinde bulunan ve 2500 yıllık olduğu tahmin edilen “İber kadını” büstüdür.

Bu büstte görülen elbise ve saç tarama yöntemi, özellikle geleneksel İspanyol elbise ve saç tarama biçimi için öncü olmuştur.

Evet, bu müzede, bunların yanında, daha çok dini sanat zenginlikleri görülüyor. Çoğu kilise ve manastırlarda bulunan kutsal eserler toplanarak, buraya getirilmiş ve sergileniyor. Güzel bir müze, girmelisiniz.

Müze gezimizde bittikten sonra: güneye doğru, Passeo de Recoletus caddesinden ilerliyoruz. Bu cadde: şehrin en işlek caddelerinden biridir. Bu ağaçlıklı caddede gezinmek keyiflidir.

Hedefimiz: Plaza de Cibeles. Ama, bu arada ilerlediğimiz yoldan biraz ayrılarak: tarihi bir yapı görebiliriz. Eğer: Cibeles kapısını görmek isterseniz, bu ana cadde üzerinden birazcık sapmanız gerekiyor.

İspanya Madrid Puerto De Alcala

PUERTO DE ALCALA-ALCALA KAPISI

Bu tarihi kapı: yapıldığında 3 gözlü imiş. Ancak, Napolyon’un başarılarından sonra, kapının sağ ve sol bölümlerine, birer kapı daha ilave edilmiştir.

CİBELES MEYDANI

Meydanın sol tarafında, eski postane, şimdiki Belediye binası var. Binanın restorasyonu yapılıyor, Belediye buraya taşınmıştır.

Evet, şehrin en hareketli ve bunun sonucunda elbette gürültülü meydanlarından biridir.

Meydanın ortasında ise, tanrıça Kibelesin heykeli bulunuyor. Kibeles, malum Eros’un annesi, bereket tanrıçasıdır.

Bu heykel: Madrid şehrinin en sevilen sembollerinden biridir. Heykelde: Bereket tanrıçası Kybele: iki aslan tarafından çekilen arabada otururken tasvir edilmiştir.

Meydanın hemen solundaki bina: İspanyanın paralarının bloke edildiği yer, yani Banco de Espana-İspanyol Merkez Bankasıdır.

Sağ tarafta görülen Yunan stilinde, sütunlu bina ise, Servantes Enstitüsüdür. Servantes, Don Kişot yazarı önemli bir yazar. Meydanda bulunan bir diğer bina: 1919 yılında yapılan, Madrid postanesidir.

Meydandaki gezimizden sonra: Calle de Alcala caddesi istikametinde yürüyoruz, hedefimiz Sol Meydanı. Karşımıza önce: bir kültür merkezi çıkıyor.

CİRCULA DE BELLAS ARTES-KÜLTÜR MERKEZİ

Cadede, meydanın hemen doğusundadır. Burası, muhteşem ve büyüleyici bir kültür merkezidir. 1927 yılında yapılmıştır.

Yapının merkezinde bir kafe var. Burada görmenizi önereceğim eser: Moses Huerta’nın; 1910 yılında yaptığı “nü” heykelidir. Bunun dışında, yapıda etkileyici avizeler, geniş pencereler göze çarpıyor.

Aynı cadde üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Bu kez karşımıza, hemen sağda, bir müze çıkıyor.

REAL ACADEMİA DE BELLAS ARTES DE SAN FERNANDO

Burası bir müzedir. Müzede: Valazquez, Murillo ve Rubens gibi sanatçıların eserleri sergileniyor. Ayrıca: muhteşem bur Zurbaran koleksiyonu var. Ama, burada en değerli eser: Goya’nın “Sardalyanın Gömülmesi” isimli tablosu ve genç yaşında yaptığı kendi portresidir.

Evet, aynı cadde üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Bu kez hedef: Sol meydanı.

İspanya Madrid Puerto Del Sol Meydanı

PUERTO DEL SOL MEYDANI

Meydanın isim kelime anlamı: “Doğuya yönelik kapı, yükselen güneş”. Burası ilk yapıldığında: yani 15’nci  yüzyılda, burada,  şehir surlarında bir kapı bulunuyormuş. Meydan ismini bu kapıdan almış.

Plaza Mayor meydanının sağ kenarından geçtikten sonra, Puerto del Sol meydanı karşımıza çıkıyor. İşte: Madrid şehrinin tüm etkinliklerinin yapıldığı, şehirdeki insanların buluşma noktası, yeni yıl kutlamaları mekanı bir yer.

Hatta: şehirdeki tüm direniş, protesto etkinlikleri de burada yapılmakta ve zaman zaman, yine burada sıkı polisiye tedbirleri alınmaktadır.

Evet, Madrid şehrinin kalbi burasıdır. Ayrıca, burada “Sıfır kilometre” taşı bulunmaktadır. Yani, ulusal karayolu ağının tam merkezidir. Kilometre taşı, 1768 yılında, meydanda, Fransızlar tarafından yapılmış Postane evinin hemen önünde bulunuyor. Küçük bir sütun şeklinde.

Metro ulaşımının bütün hatları bile, burada buluşmaktadır. Meydan aynı zamanda, Gran Via caddesine çok yakındır.

İspanya Madrid

Yeni yılda: herkes, burada toplanır. Çünkü: burada aynı zamanda bir saat kulesi vardır. Saat: yeni yılda, saat 00.00’a geldiğinde, bir çan aşağıya doğru iner ve 12 kez vurmaya başlar.

Bu arada, insanlar, çevrede satılan üzüm keseciklerinden satın alarak meydana gelirler. Çünkü: içinde 12 tane üzüm tanesi bulunan keseciklerdeki üzümler, çanın her vuruşunda, bir dilek tutulur ve bir üzüm tanesi yenilerek tüketilir.

Bu şekilde tutulan dileklerin, gerçekleşeceğine inanılır. Yani, bu işlem 12 kez devam eder. Ama, çanın bir sonraki vuruşuna kadar, dilek tutulmak ve üzüm yenilmek zorunda kalındığında, işlem biraz hızlı şekilde yapılmaktadır.

Meydandaki yapılara gelelim.

Sol tarafta binalar var. Bunlardan biri, El Corte İnglesias isimli, alışveriş mağazasıdır. Sağ tarafta, üzerinde saat kulesi bulunan bina, hükümet binasıdır.

Meydanın tam ortasında: Kral III. Charles’e ait: kare kaide üzerinde bir heykeli görülüyor. Meydanın ortasında ise, fıskiyeli bir havuz var.

Meydanın solunda yani kuzey tarafında : küçük bronz bir ayıcık heykeli var. Küçük bir ayı: Mandrose ağacından çilek yemeye çalışıyor.

Bu  Madrid şehrinin simgesidir. Çünkü: Madrid şehrinde: kraliyet sarayı sınırlarının dışındaki bütün yerler, hep avlanmaya müsait yeşil yerler olarak biliniyor. Ayı: aynı zamanda gücü temsil ediyor. Yani: kilisenin gücü ifade ediliyor.

İspanya Madrid

Sol meydanı: yalnız bunlarla değil, özellikle hafta sonunda yani tatil günlerinde, İspanyol müziği yapan müzik guruplarının sesli ve görüntülü şovlarıyla da ünlü.

Hafta sonu buraya gittiğinizde, mutlaka yerel kıyafetler giymiş, bu müzik guruplarıyla karşılaşabilirsiniz.

Ayrıca: meydanda, çok miktarda, değişik profiller çizen, değişik kıyafetler giymiş, canlı heykellerle de karşılaşmak mümkün.

Evet, günü burada, yani Sol Meydanında noktalıyoruz.

MADRİT ŞEHİR MERKEZİ

3.gün; GEZİLECEK YERLER

Bugünkü gezimize, Avrupa’nın en büyük 3’ncü müzesi ile başlıyoruz. Bulunduğunuz yerden, metro ile BANCO DE ESPANA istasyonuna gelin.

Burada metrodan indikten sonra, Peseo de Prado caddesinde, güneye doğru ilerlemeye başlayın. Bu büyük bulvar: toplam 5 km. uzunluğunda, güneye doğru uzanıyor.

Burada, iki yana sıralanmış ağaçlar ve binalar, güzel bir görüntü oluşturuyor. Ayrıca, yine burada, dünyanın en etkileyici sanat müzelerinden, üç tanesi bulunuyor.

Sanat dünyasının bu üçlüsünü, ziyaret etmenizi ve özellikle Prado müzesini mutlaka görmenizi öneriyorum.

İlk olarak, sağ yanda Banco Espana binası ve hemen karşısında, bir müze var. Museo Naal çıkıyor. Ben bu müzeye girmedim, çünkü herhangi bir güzellik ve önemli eser sergilendiği hakkında duyum almadım. Evet yürümeye devam ediyoruz.

Bu kez karşımıza bir meydan çıkıyor.

NEPTÜN MEYDANI

Burası,  denizler tanrısı Neptün için yapılmıştır. Meydanın ortasında bir havuz var ve havuzun içinde, Neptün heykeli bulunuyor.

Zaman zaman havuzda fıskiyeler ve gece ışıklandırma gösterileri yapılmaktadır. Meydanın hemen sol yanında bir müze var. Altın üçgen müzelerinin ikincisi.

MUSEO TYSSEN-BORNEMİSZA

Burası bir şahsa, yani Baron Tyssen denilen bir şahsa ait koleksiyonun sergilendiği bir müze. Müze yapısı: Villahemosa Sarayı olarak, 18’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

Daha sonra ise, İspanyol mimar Rafael Moneo tarafından tadil edilerek, müzeye dönüştürülmüştür.

1992 yılında ziyarete açılan müzedeki koleksiyon: dünya üzerinde, kişisel koleksiyon olarak: İngiltere kraliçesi Elizabeth’in şahsi koleksiyonundan sonraki en zengin koleksiyon olma özelliğini taşıyor.

Baron Heinrich Tyyssen Bonemisza

1920 yılından itibaren toplamaya başladığı muhteşem koleksiyonunu, 1993 yılında, İspanyol hükümetine satıyor.

Müze binasında sergilenen eserler: 19 ve 20’nci yüzyıllar arasında üretilen eserlerdir. Bunların toplamı, yaklaşık: 800 civarındadır. Bunlardan başka, 1600 civarında: heykel, oyma, goblen ve diğer objelerde sergileniyor.

Müzede eserleri sergilenen ressamlardan öne çıkanlar: Rambrant, Tiziano, Rubens, Monet, Renoir, Van Gogh.

Bu müzenin içinde: bir restoran ve hediyelik eşya satış mağazası bulunuyor.

Tyssen müzesinden çıktıktan sonra, güneye doğru yürümeye devam ediyoruz ve bu kez karşımıza, altın üçgen müzelerinin birincisi, Avrupa’nın en büyük üçüncü müzesi çıkıyor.

İspanya Madrid Prado Müzesi

PRADO MÜZESİ

İspanya ve bu güzel ülkenin başkenti Madrid denildiğinde: elbette bir çok güzellik akla gelmektedir. Ancak: bu şehrin en öne çıkan özelliği: altın üçgen de denilen, üç muhteşem sanat müzesine ev sahipliği yapmasıdır. Prado Müzesi, bu altın üçgen olarak nitelenen müzelerin birincisidir.

İspanyolca “Prado” kelimesinin anlamı “çayır” demektir. Çünkü: müzenin bulunduğu alan, yemyeşil çayırlar tarafından kuşatılmıştır.

Müze binası: 1785 yılında, Kral III. Charles döneminde, Madrid Belediye Başkanı Carlos tarafından “Doğa Tarihi Müzesi” olarak yaptırılmıştır. Mimar: Juen de Villanueva.

Müzede: yaklaşık 7000 eser bulunuyor ve günümüzde, 120 odada, bunların 2000 kadarı sergileniyor. Ayrıca: 5000 çizim, 2000 baskı, 1000 sikke ve madalyon, 2000 dekoratif obje ve 700 heykel var.

Yani, bu rakamlar düşünüldüğünde, buranın dünyanın en büyük sanat depolarından birisi olduğunu söylemek mümkündür.

Çok sayıda eserin ortaya çıkardığı bu  dev koleksiyon: 12’nci yüzyıldan başlanılarak 19’ncu yüzyıla kadar olan süreçte, Habsburg ve Bourbon krallıkları, şehrin hamileri ve yurt içindeki çeşitli manastırlar tarafından toplanmıştır.

Gerçekten muhteşem bir sanat koleksiyonu ve yüzlerce eseri görebilmek bayağı  zaman alıyor. Bu nedenle, müzeye ayıracağınız zamanı iyi belirlemek gerekiyor. Zaten, içeride bir koşuşturmacadır gidiyor.

Bence, müzeyi ziyaret etmeyi düşündüğünüzde, yanlızca göze batan eserlere yoğunlaşmalısınız. Yazının son bölümlerinde, müzede mutlaka görmenizi önereceğim, müzenin öne çıkan eserlerinin listesini vereceğim.

Yine  de, siz, müzeyi gezebilmek için, en az 3 saat zaman ayırmalısınız.

Müze tarihinde ilginç bir olay

Napolyon’un şehri işgali sırasında, bina, İspanyol askerleri tarafından sığınak olarak kullanılmış ve büyük hasara uğramıştır.

Daha sonra ise, 1819 yılında, bu kez, sanat eserlerinin sergilenmesi için kullanılmasına karar verilmiştir. 1868 yılında ise “El Museo del Prado” ismini alarak, Kraliyet Koleksiyonu Resim Sergisi olarak ziyarete açılmıştır.

Müze: Pazartesi hariç, haftanın diğer günlerinde, saat: 09.00-20.00 arasında açıktır. Müze içinde bulunan: restoran, kafeterya ve hediyelik eşyaların satıldığı bölümler ise, yine aynı günlerde, saat: 09.00-19.30 arasında açık bulunduruluyor.

Müze binasına ulaştığımızda, binanın sol yanından arkasına dolaşarak, bilet satılan gişelere ulaşmak mümkün.

Bu sırada: bahçede bulunan “Goya” heykeli, yeşillikler ve oturma yerleri görülüyor.

Giriş biletinizi aldıktan sonra, binaya giriyorsunuz ve dedektörlerden kontrolden geçirilerek binaya alınıyorsunuz.

Bina: giriş yani zemin katı ve bunun üzerindeki bir kattan oluşmaktadır. Zemin katın altındaki bodrum bölümünde ise: özellikle sikke ve madalyonların sergilendiği bölüm var ki, çoğu ziyaretçi bu bölüme inmeyi unutuyor, ihmal ediyor veya bilmiyor.

Mutlaka inilmeli ve müzenin hazine bölümü olarak isimlendirilen bölümü gezmelisiniz.

Binaya girdiğinizde

hemen soldaki danışmadan müze planı alın. Bu plan-broşürde: müzede sergilenen eserlerin başlıcaları ve eserlerin sergilenme durumu gösteriliyor. Ancak, elbette yabancı dil bilginiz dahilinde bunu anlamak mümkün.

Yazılanları tam olarak anlamadığınız takdirde ise, tam bir karmaşa sizi bekliyor. Bu karmaşayı çözene kadar zaman geçiyor. Halbuki, ben isterdim ki, İspanyol yetkililer, müzenin gezi planını bu şekilde broşürler ile değil de, herkesin anlayabileceği şekilde (örneğin diğer bir kısım müzede olduğu gibi, yerlere çeşitli renklerde ok işaretleri çizerek) sağlamış olsalardı.

Müzede sergilenen eserler: oda-oda ve bazı yerlerde büyük salonlarda sergileniyor ve bunların birbirleriyle bağlantıları biraz karışık.

Siz zemin kattaki bölümden gezinize başlamalısınız. Biraz önce sözünü ettiğim gibi, bir yerleşim  planı alın ve hemen zemin katta, giriş bölümünden sağa dönerek gezinize başlayın.

Broşürde de görüleceği gibi, sergilemede izlenen yol: eserleri sergilenen ressamların hangi ülkeden oldukları (aynı ülke ressamlarının eserleri, bir arada sergileniyor) ve eserlerini hangi yıllarda verdikleri (aynı yıl aralıklarındaki eserler, aynı yerde sergileniyor) esas alınmıştır.

Örneğin: sağa dönüp ilerlediğinizde, 49’nolu salon ve sonra, 55B’nolu oda, 55’nolu oda, 55A’nolu oda, 56A’nolu oda, 57A’no lu oda, 58A’nolu oda ve bu odadan 58’nolu odaya, 57’nolu odaya, 56’nolu odaya geçiyorsunuz.

İlginç ayrıntı, buradan devam edebilmek için, biraz önce girdiğiniz 55’nolu odaya yeniden girmek, oradan 55B’nolu odaya yeniden girmek ve oradan daha önce girmediğiniz 56 B’nolu odaya girerek gezinize devam etmeniz gerekiyor.

Yani: daha önce girdiğiniz odaları yeniden görmek, hiçte hoş  değil, çünkü müze çok büyük, sergilenen eserler çok fazla, zaman kaybetmemek gerekiyor.

Üst kata çıkabilmek için

gerek merdivenleri ve gerekse asansörleri kullanabilirsiniz. Üst katında sergilenme planı aynı.

Bu arada: zemin katta: gezinizi bitirdikten sonra: restoran bölümünde bir şeyler yiyebilir, kafeterya bölümünde bir şeyler içebilirsiniz.

Ayrıca: müze ile ilgili hediyelik eşyaların satıldığı bir bölüm de var. Burayı da ziyaret edebilirsiniz.

Elbette, bu müzede yalnızca resimler sergilenmiyor. Bir miktar heykel de sergileniyor. Sergilenen heykellerin toplamı: 700 dür.

Ben burada son bir not olarak: müzede sergilenen binlerce eser arasından mutlaka görmenizi önereceğim eserlerden ve yerlerinden söz etmek istiyorum.

Bunları not ederseniz, kaçırmazsınız. Yoksa, müzeden çıktığınızda, müzenin en değerli eserlerini göremeden ayrılmak da mümkün.

ZEMİN KATTA

49’nolu odada:

Raphael’in The Cardinal ve Madonna of the fish:

55B’nolu odada:

Dürer’in Self Portrait ve Adam and Eve:

56’nolu odada:

Mor’un Queen Mary Tudor:

56A’nolu odada:

Bosch’un Table of the Seven Deadly Sins: Patınır’ın Crossing the Styx (Hieronymus Bosch: 1450-1516 yılları arasında yaşamıştır.

Sanatçının, en önemli eseri (Dünya Zevkleri Bahçesi) budur. Resimde, birbirine karışan, cüretkar erotik fantaziler ve kıyamet günü kabusları, Ortaçağ köylü zihniyetinin korkuları ve batıl inançlar betimlenmiştir.)

56B’nolu odada:

Fra Angelico’nun The Annuciation: Mantegna’nın The Death of the Virgin: Antonello Da Messina’nın The Dead Christ Supported by an Angel:

58’nolu odada:

Van Der Weyden’in Descent from the Cross;

64’nolu odada:

Goya’nın 3 Mayıs İnfazı (Bu resim, İspanyol vatanseverlerinin, 1808 yılındaki işgal yıllarında, Fransızlar tarafından kurşuna dizilmelerini resmediyor.

Sanatçı, bu trafik olayı yaşadığı yerden görür ve ardından, ay ışığı altında, kurbanların resimlerini yapmak için, olayın yaşandığı yere gider. )

67’nolu odada:

Goya’nın Saturn devouring his Child (Sanatçı, bu resmi yaptığında, bunalımda ve sağırdır. Korkunç bir resim, özellikle gözler muhteşem )

1.KATTA

8B’nolu odada:

El Greco’nun The Holy Trinity-Knight with his hand on his Chest (El Greko, 1541-1614 yılları arasında yaşamıştır. Girit’te doğmuş, uzun yıllar İtalya’da yaşamış olmasına rağmen, kusursuz bir İspanyol olarak bilinir.

Toledo şehrinde, 37 yıl boyunca büyük ve güçlü dini tuvaller üzerinde çalışmıştır.

Evet, bir kısım eleştirmenler, sanatçının eşsiz figürleri yaratmasındaki en büyük etkenin, gözlerinin astigmat olmasına bağlıyorlar.)

9’nolu odada:

Ribera’nın Jacobs Dream:

9A’nolu odada:

Velazguez’in The Surrender of Breda (Diego Velazguez: 1599-1660 yılları arasında yaşamış ve Kral IV. Felibe tarafından çalıştırılarak, saray ressamı ve altın çağın en büyük İspanyol sanatçısı olmuştur.

Bu eser, 1625 yılında, İspanyolların Hollandalılara karşı kazandıkları zafer anısına yapılmıştır.

Eserde: generalin kahramanlığı, kaybedenin tükenmişliği, tertipli biçimde yukarıya kaldırılmış mızraklar ve ateşler içindeki savaş alanı resmedilmiş)

10’nolu odada:

Velazguez’in The Drinkers

10A’nolu odada:

Zurbaran’ın Still Life with Four Vessel (Francisco de Zurbanan: 1598-1664 yılları arasında yaşamıştır. Işık ustası olarak bilinir. En büyük eserlerinde: mitolojik, dinsel ve tarihsel temaları işlemiştir. Bu eserinde: bir kadeh, iki vazo, siyah arka planda ise bir çömlek görülüyor)

12’nolu odada:

Velazguez’in Las Meninas (yukarıda ressam hakkında bilgi vermiştim. Altın çağın en ünlü İspanyol ressamının bu eseri muhteşem, mutlaka görün.

Bu eserde, başyapıtın solunda durarak kendini gerçek hayatta olduğu gibi, ailenin bir parçası gibi resmetmiştir. Özellikle, bu tablodaki ışık efektleri muhteşem)

16’nolu odada:

Murillo’nun The Patricians Dream:

16B’nolu odada:

Rembrant’ın Artemisa:

25’nolu odada:

Rubens’in The Three Graces (Peter Paul Rebers, 1577-1640 yılları arasında yaşamıştır. Muhteşem bir dinsel fantezi olan çıplak kadınların portresi budur)

26’nolu odada:

Rubens’in The Adoration of the Magi (Yukarıda sözünü ettiğim Rubens’in bir diğer önemli eseri: muhteşem bir dinsel fantezi olan Müneccim kralların tapınmasıdır.)

32’nolu odada:

Goya’nın The Family of Charles IV ( Fransisco de Goya: 1746-1828 yılları arasında yaşamıştır. 1763 yılında, Madrid’ten Zaragoza şehrine gider ve burada kralın baş ressamlığına kadar yükselir.

Bu eserde, sanatçı: kral IV. Carlos ve ailesini resmetmiş. Resmin özelliği: kişileri olduğundan güzel göstermemeye çalışması, dürüst biçimde aktarmasıdır. Resimde, yalnızca çocuklar çekici görünüyor)

36’nolu odada:

Goya’nın The Naked Maja ( Goya hakkında yukarıda bilgi vermiştim. Sanatçı bu eserinde: Alba düşesini resmetmiştir. Eser, İspanyanın ilk nü eserlerindendir.

Bu resim ilk yapıldığında: Goya ve Alba Düşesi arasında skandal bir ilişkiden söz edilmiş, dedikodular odak noktasına çıkmıştır.

Bunun üzerine, Goya, Düşesin aynı biçimde, giyinik yani elbiseli resmini yapmıştır. Evet, her iki resim yan yana duruyor)

Prado müzesini gezdikten sonra: hemen müzenin yanında, Attocha tren istasyonuna doğru olan bölümdeki bir parka uğramalısınız.

REAL JARDİN BOTANİCA

Burası, Kraliyet Botanik Bahçesi olarak biliniyor. Burada: dünyanın her yerinden gelen, yaklaşık 30.000 kadar ağaç ve bitki bunuluyor.

Bahçeler: Totany Üniversitesi için, kral Charles III. tarafından kurulmuştur. Parkın içinde, farklı bölümlerdeki ağaç ve bitkiler; Latince adları verilerek etiketlenmiştir.

Prado Müzesini ve Real Jardin Botanika parkını gezdikten sonra: aynı cadde üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Bu kez hedef yine bir müze.

CENTRO DE ARTE REİNA SOFİA-REİNA SOFİA MÜZESİ

Madrid şehrinde, Reina Sofia Müzesi, yalnızca Salı günleri kapalı kalıyor, yani dünya müzelerinin kapalı bulunduğu Pazartesi günü, bu müze açık tutuluyor.

Giriş ise, 8 Euro. Burası, altın üçgen olarak nitelenen müzelerden üçüncüsüdür.

Müze: Hospital de San Carlos isimli yapıda bulunuyor. Yapı: 18’nci yüzyılda, İtalyan Francesco Sabatini ve İspanyol Jose de Hermosilla isimli mimarlar tarafından tasarlanmıştır.

Daha sonra ise, 1992 yılında, Kraliçe Sofia tarafından müze olarak hizmete açılmıştır. 2005 yılında ise, genişletilerek günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur.

Müzede: 20’nci yüzyılın başlarından, günümüze kadar olan döneme ait bir kısım sanatçının eserleri sergileniyor. Bu eserler: 3500 ses kaydı, 1000 klip, 10 binden fazla kitap şeklindedir.

Ama müzenin en önemli eseri: Picasso’nun “Guernica” adlı tablosudur.

Picasso sevenler: müzede ünlü “Guernika” resmini mutlaka görmelidirler. 1937 yılında, Paris Dünya Fuarında sergilenmek üzere, Picasso’ya bir resim sipariş edilmiştir.

Bu sırada: İspanyada iç savaş sürmektedir. General Franco ile birlikte hareket eden Alman uçakları, İspanyanın Bask bölgesinde: Guernica kasabasında, sivilleri hedef alan bir katliam yapar.

Bunun üzerine,  Picasso: bu esrarengiz eseri yapar. Eser aynı zamanda: II. Dünya savaşı sonrasında, savaş karşıtı düşüncelerin de merkezi olur.

Bu arada, İspanya ülkesinde, Bask ayrılıkçı hareketinin de simgesi olur.

Sanırım bu eserin, bu tür siyasi düşüncelerin merkezinde bulunması nedeniyle, eseri, camlı bir bölmede muhafaza ediyorlar. Yani, çok sıkı güvenlik önlemleri alınmış.

1937 yılında, Paris Dünya Fuarında sergilendiğinde: sergiyi gezen Alman generallerden biri, Picasso’ya hitaben “Üstadım, müthiş bir şey, siz mi yaptınız?” diye sorar.

Bunun üzerine, Picasso “hayır ben yapmadım, siz yaptınız” der.  Evet, bu müzedeki en önemli eser bu. Resmin inanılmaz boyutları var. Dehşet büyük bir tablo, ebatları çok büyük.

Bu müzeden çıkınca: bu kez: bir meydana “Plaza Emperetor Carlos V” ulaşıyoruz. Bu meydanda: 2004 yılında, Attocha tren istasyonuna yapılan bombalı saldırıda ölenlerin anısına yapılan, büyük ve silindir şeklinde bir anıt hemen göze çarpıyor.

Bu anıtı gördükten sonraki hedefimiz tren istasyonu.

İspanya Madrid Atocha Tren İstasyonu

ATOCHA TREN İSTASYONU

11 Mart 2004 tarihinde, burada patlamalar olur ve 191 kişi ölür ve 1800 kişi ise yaralanır. Patlamaların hemen sonrasında, İspanya hükümetinde başta bulunan merkez sağ parti, herhangi bir araştırma yapılmamış olmasına rağmen,  patlamaların sorumluluğunu ETA örgütüne atar. Çünkü, 14 Mart tarihinde, ülkede genel seçimler yapılacaktır.

Ancak: ETA örgütü, 1970’li yıllarda, Barselona şehrinde, bir süpermarkete bomba yerleştirdiğinde, birçok insanın ölmesi üzerine, taktik değiştirmiştir.

Bu olaydan sonra, örgüt, bomba koyduğu yeri, polise ihbar etmekte ve bomba koyulan yerin boşaltılmasını ve dolayısı ile insanların ölmemesini sağlamaktadır.

Amaç, yalnızca eylem seviyesinde kalmaktadır. 2004 yılındaki bu patlamaların ardından, suç örgüte atılınca, ETA hemen bir açıklama yapar ve patlamaların, kesinlikle kendi tarzları olmadığını söylerler.

Daha sonra, kısa bir araştırma yapıldığında, patlamaların EL KAİDE isimli örgüt tarafından yapıldığı anlaşılır. Hatta: bu arada, tren istasyonunun bir sloganı bulunmaktadır.

Bu slogan gereği, hızlı trenleri kasten “Madrid’den gökyüzüne” olarak belirlenen bu slogan, hemen kaldırılır. İspanya ülkesi,1500 km. lik hızlı tren ağı ile donatılmıştır.

Hatta: 2020 yılına kadar, bu hızlı tren ağının,7000 km. ye ulaştırılması hedeflenmektedir.

Evet, İspanyollar, patlamaları takiben, 14 Mart tarihinde sandık başına gittiklerinde: patlamaların ardından ,herhangi bir araştırma yapılmadan acele açıklama ve suçlama yapan dönemin sağcı iktidar partisini, iktidardan düşürürler.

Bugünkü, Zapetero hükümeti, yani sol parti işbaşına gelir. Sonuçta, patlamalar, seçim sonuçlarını da etkilemiş olur.

Hiçbir araştırma yapmadan, olayın ETA örgütünün üzerine atılması: dönemin iktidar partisi ve başbakanının siyasi arenada güç kaybetmesine neden olmuştur.

İstasyonda:

içinde nilüfer çiçekleri yüzen, küçük bir havuz ve kafesler var. Buraya, daha doğru bir tanımla, tropik bahçe de denilebilir.

Bu botanik bahçede: güneş ışınlarını almadan, ağaçların, çiçeklerin nasıl bu kadar güzel bir görünüm aldığını anlamak mümkün değil.

Bahçenin ortasındaki havuzda ise, birçok irili-ufaklı kaplumbağa bulunuyor. İstasyonun bahçesinde, patlamalarda ölen 191 kişinin anısına, birer tane zeytin ağacı  dikili görülüyor.

Bu arada, biraz da, yapıdan söz etmekte sanırım yarar var. İstasyon: bir demir ve cam işçiliğinin başarılı örneğinin sergilendiği bir yerdir.

Şehrin güneyi ve Barselona ve Toledo gibi şehirlere sefer yapan trenler, buradan hareket ediyorlar. Yüksek hızlı trenlerin çıkış noktası da burasıdır.

Yapı; 1851 tarihinde, Paris şehrinde bulunan Eyfel kulesini yapan, Gustav Eyfel tarafından tasarlanmış ve yapılarak hizmete açılmıştır.

Ancak, daha sonraki tarihi süreçte büyük bir yangın geçirir ve restorasyon çalışmaları sonucu yenilenerek, 1892 yılında yeniden hizmete açılmıştır. Trenlerin bulunduğu bölümün üstündeki örtü platformunun uzunluğu 157 metre ve yüksekliği 27 metredir.

Evet, günümüz burada bitiyor.

İspanya Madrid

MADRİT ŞEHİR MERKEZİ

4.gün; GEZİLECEK YERLER

Bugünkü gezimize: Sol meydanından başlıyoruz. Bulunduğunuz yerden metro ile,  SANTO DOMİNGO metro istasyonuna gidin ve burada  metrodan inin.

İstasyondan çıkınca, istikametimiz Plaza Callao. Bu meydandan sonra, doğruca Gran Via caddesine giriyoruz ve bu keyifli cadde boyunca ilerliyoruz.

İspanya Madrid Gran Via Caddesi

GRAN VİA CADDESİ

Şehrin en  popüler caddelerinden olan Gran Via caddesine giriyorsunuz. Buranın bir diğer ismi de “büyük yol” olarak biliniyor.

Burası: sonradan: 3 bölüm halinde dizayn edilmiştir. Çünkü: İspanyol krallığından kopup ayrılan kolonilerden, zaman içinde, buraya dönüp gelenler var. Zaten, şehirde çok miktarda, bir kısmının gözleri çekik, göçmen görmeniz mümkün. İnsanlar buraya göçüp geldikçe, şehir büyümüş ve yeni yerleşim yerleri gerekmiş.

Dolayısıyla, şehrin çok daha zengin kesimi: gelip buraya yerleşmeye başlamışlar. Yani: 1910 yılında yapımına başlanan cadde, 1940 yılında tamamlanmıştır.

Caddeye baktığımızda:

bunun üzerinde: İspanyol Telekominikasyon binası, şık oteller, alışverişle ilgili pek çok mağaza, bunun dışında restoranlar, kafeler, sinemalar, tiyatrolar, müzikaller gibi bir takım faaliyetlerin yapıldığı bina ve tesisleri görmek mümkündür.

Yani: burası özel ve güzel bir caddedir ve şehrin bir çok bölgesine çok yakındır. Bir anlamda, şehrin merkezi gibidir. İspanyol Telekominikasyon binası: 1929 yılında, ilk inşa edildiğinde, 80 metre yüksekliğiyle, şehrin en yüksek binası imiş.

Zaten, bu noktadan sonra: caddenin ikinci bölümü başlıyor. Bu ikinci bölüm: Callao meydanına kadar uzanıyor. Burası da: şehrin gece hayatının merkezi. Burada: sinemalar, kitap ve müzik albümlerinin satıldığı büyük mağazalar var.

Özellikle: FNAC (Fransız kökenli mağazalar zinciri) mağazasına mutlaka uğramanızı öneririm. Çünkü: elektronik eşya, müzik ürünleri, kitap gibi birçok şeyi bulup satın alabilirsiniz.

Callo meydanından sonra, Espana meydanına kadar olan bölüm ise, üçüncü bölüm olarak biniliyor. Burada da, modern sinemalar ve oteller bulunuyor.

Cadde üzerindeki binaların mimari tarzı: 17-18-19’ncu yüzyıl mimari stillerini gösterirler. Madrid, zaten ağırlığı olan bir şehirdir.

Her şeyden evvel, kraliyet şehridir. Bunun dışında: siyaset, politika ve turizmin de kalbinin attığı şehir olarak öne çıkmaktadır.

Tabii politik ve siyasi bir çehre içinde olmanın ve kraliyetin burada olmasının, Madrid şehrini, Barselona şehrine göre, biraz daha ağırlığını ortaya koyuyor ve zaten siz bu ağırlığı hissediyorsunuz.

Cadde üzerinde,

köşede “Pizza Marzano” isimli restoran var. Pizza Marzano, İspanyanın her yerinde şubesi olan bir restoran zinciridir. İçinde, pizza dışında yemekler de bulunuyor.

Bunun yanında, yine bu cadde üzerinde, Santo Domingo metro istasyonunun hemen yanında, muhteşem bir dondurmacı var. Buraya yolunuz düşerse, mutlaka bu dondurmadan tatmalısınız.

İspanya Madrid

Bu cadde ile ilgili son bir not: Gran Via caddesinden, Purta del Sol meydanına iner sokaklardan bir tanesi olan: Celle dela Monterasokağı: günümüzde şehrin hayat kadınlarının ve seks marketlerinin bulunduğu bir yer olarak öne çıkıyor.

Buradan gündüz dahi geçseniz: yaşlarının bir hayli küçük olduğunu ama fizik olarak mükemmel olduklarını göreceğiniz hayat kadınlarını görmeniz mümkün.

Ayrıca: seks marketleri de bulunuyor. Bu sokağın hemen Gran Via ile birleştiği köşe başında ise, ünlü bir fast-foot zincirinin restoranı bulunuyor.

Bu arada: sakın bu hayat kadınlarının resimlerini çekmeye kalkmayın, çünkü aşırı tepki veriyorlar.

İspanya Madrid Gran Via Caddesi
Gran Via caddesinde yürürken,

Circula de Bellas Artes meydanına geldikten sonra: bu kez Calle de Alcala caddesine dönün ve istikamet Sol Meydanı. Sol meydanından sonra, yine aynı caddenin uzantısını takip ederek, şehrin yine ün ünlü yerlerinden birine ulaşıyoruz.

İspanya Madrid Alcala Caddesi

ALCALA CADDESİ

Bu cadde: çok uzun bir caddedir. Şehir içinde, yaklaşık 9-10 km. ilerlemektedir. Yani, Madrid şehrini bir baştan bir başa kesmektedir.

Birçok semt, bu Alcala caddesi üzerinde veya çevresinde sıralanır. Özellikle: 18’nci yüzyıldan kalma apartmanlar ilgi çekiyor.

Şehrin lüks semtlerinden biri olması nedeniyle, bu cadde üzerindeki kiralar da yüksek.

Ayrıca, yine bu cadde üzerinde, 100 civarında bankanın merkez binası ve şubeleri bulunuyor. Bunun dışında: sigorta şirketleri, Maliye Bakanlığı ve Borsa Binası var.

İspanya Madrid Palaza Mayor

PLAZA MAYOR

Burası ile ilgili sözlerime başlamadan önce, bilmelisiniz ki, Madrid şehrinde mutlaka görmeniz gereken bir yer.

Burası:  tam şehir merkezinde, dört tarafı kapalı,  tam bir kibrit kutusu gibi bir meydandır. 17’nci yüzyılda: mimar Juan de Herrera tarafından planlanmış olup, sivri kuleler, simetri ve çatılar  dikkati çekiyor.

Birkaç giriş kapısı bulunuyor. Bu kapıların üstleri kemerli. Alanın uzunluğu200 metre ve genişliği 100 metredir.

Zemin: Arnavut kaldırımı taşlarla döşenmiştir. Alanın çevresinde ise tarihi yapılar var ve bunların alt katlarında: hediyelik eşya satan dükkanlar ve  restoranlar bulunuyor.

Eski Yunan mitolojisinde: Agoralara benzeyen ya da o mantıkla yapılan bir yer. Agoralar: daha çok halkın toplandığı, çeşitli faaliyetlerin yapıldığı, yöneticilerin insanlara seslendiği yer olarak biliniyor.

Burada: tarihi süreç içinde, birçok etkinlikler düzenlenmiştir. Zaman zaman kraliçeler partiler, davetler vermiş, eğlenceler ve şenlikler yapılmıştır.

Ayrıca, zaman zaman,  siyasi direnişler olmuş, ama ortaçağ dönemine bakıldığında ise, daha kötü faaliyetler yani engizisyon mahkemeleri sonucu giyotin veya yakılarak öldürülme şeklinde idamlar yapılmıştır.

Yani, meydanın ünlü ve hareketli bir geçmişi bulunuyor.

Meydanın çevresindeki binalarda:400’e yakın daire bulunduğu söyleniyor. Bunların bir kısmı konut, bir kısmı ise ofis olarak kullanılıyor.

Bir zamanlar, bu konutların balkonlarından, alandaki etkinlikler seyrediliyor ve hatta konut sahipleri bu etkinliklerin izlenmesi için bilet satıyorlarmış.

Gerek gündüz ve gerekse gece, meydan bayağı hareketlidir.

Özellikle: geceleri buraya gittiğinizde, mevcut restoranlarda yer bulunmadığını ve insanların, uzun kuyruklar oluşturduğunu görebilirsiniz.

Pazar günleri ise, burada: ikinci el pazarı, yani bit pazarı kuruluyor. İnsanlar, evlerinde kullanmadıkları eşyalarını, antika ve pul, para gibi koleksiyon objelerini, bu meydanda kurulan derma-çatma tezgahlarda satışa sunuyorlar.

Ancak, meraklısına  dikkat, bu tezgahlar, sabah kurulup, saat 14.00’de kaldırılıyor. Özellikle: antika para ve pul kolleksiyonerlerinin mutlaka gitmesini öneririm.

Meydanda, ayrıca öğrencilerin kaldıkları hosteller var. Meydanın tam ortasında ise: meydanın yapılmasını emreden, kral III. Felibenin bir heykeli görülüyor.

Evet, günümüzü burada, geceleri de çok hareketli olan bu meydanda ve çevresindeki ara sokaklardaki gezilerimizle bitiriyoruz.

İspanya Madrid

MADRİT ŞEHİR MERKEZİ

GEZİLECEK DİĞER YERLER

İspanya Madrid Santiago Bernabeu

SANTİAGO BERNABEU-STADYUM

Madrid şehrinin en kuzey bölgesinde bulunuyor. Buraya ulaşmak için, metro hattında SANTIAGO BERNABEU istasyonunu hedeflemeniz yeterli.

Burası, şehrin batı yakasında, bir stadyumdur. 14 Aralık 1947 tarihinde açılmıştır. 82 bin seyirci kapasitelidir. Yer yüzeyinden 4 metre aşağıdadır.

Normalde, Latin ülkelerinin stadyumları böyle değildir.

Daha yayvan ve geniştir. Bu daha çok kuzey ülkelerinin stadyum sitilinde yapılmıştır. Daha  dik. Yani: köşelerden ve gerilerden maçı izlemek için, dürbün gerekiyor.

İspanya Madrid

Stadın ismi: Madrid Futbol Kulübünün: El Bernabeu isimli, eski başkanlarının onuruna, stadyuma verilmiştir.

Dünyanın en ünlü ve prestijli futbol yerlerindendir. Ancak, burayı ziyaret ettiğinizde, resim çekmekte zorlanabilirsiniz.

Çünkü: yakınına gittiğinizde, devasa bir yapı görüyorsunuz ve belli yerlerinin resmini çekmek mümkün oluyor.

İspanya da, gerek Madrit ve gerekse Barselona da, futbol çok konuşuluyor.

Bu stadyum, onlar için bir mabettir. İki büyük takımları var. Real Madrid ve Atletico Madrid. Real Madrid, en başarılı takımlarıdır.

Evet: Barnebeu Stadyumu: çok güzel yapılmış bir statıdır. İçinde: özel locaları, restoranları, barı, pabı, saunası, özel oturma ve toplantı salonları ile pek çok fonksiyonel bölge barındırmaktadır.

Ayrıca, bir diğer öne çıkan özelliği: stadın, 15-20 dakikalık bir süre içinde, tamamen boşaltılabilmesidir.

O kadar düzenli bir sistem yapılmış ki, inanılmaz. Metro sistemi, stadın içine kadar giriyor.

Genellikle, maçlara kimse arabaları ile gelmiyormuş. Metro veya yürüyerek gelmeyi tercih ediyorlarmış.

Evet, burayı ziyaret etmeyi düşünenler mutlaka olacaktır. Ancak, burada görebileceğiniz çok fazla bir şey yok. Yalnızca, böyle muhteşem bir stadyumun yanında bulunmaktan keyif alabilirsiniz. Tercih sizin.

İspanya Madrid Toros De Las Ventas

TOROS DE LAS VENTAS-ARENA 

Burası, şehir merkezine yakın değil. Ancak, elbette, buraya metro hatları ile ulaşım mümkün. Bulunduğunuz yerden, metroya binip “VENTAS” istasyonunu hedeflediğinizde, buraya rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Peki, burada ne görebiliyorsunuz. Öncelikle arenanın mimari yapısı güzel, ayrıca dışında hediyelik eşya satılan yerler ve bir matador anıtı var. Bunun dışında, bir şey yok.

Burası: şehrin doğusunda, bir arenadır. 17 Haziran 1931 tarihinde açılmış olup, 25 bin seyirci kapasitelidir.

Arenanın ortasındaki bölüm: yaklaşık 65 metrelik çapı ile,  dünyanın en geniş halkalarından biridir.

Ventas arenası: çok önemli bir arenadır. Çünkü, buradaki bir boğa, çıkıp şovunu yapıyor ve bir matador ile karşılaşıyor ise, o en üst  düzeyde boğadır.

Matador da, Ventas arenada şova çıkıyorsa, onun da en üst düzey bir matador olduğu düşünülür.

Yapı stili olarak bakıldığında ise, buranın: Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman ustaların stillerinin karışımı ile yapılmış olduğu görülür ki buna “müdahar tarzı” deniliyor.

Madrid şehrinin birçok yerinde bu tarzı görmek mümkündür. Özellikle, pencere şeklinde olan kısımlar, daha çok Arap sitilindedir.

Madridliler, boğa güreşlerinin yapıldığı arenaları seviyorlar. Ama, Barselona’da, yani Katalan bölgesinde, boğa güreşleri yaygın değil. Onlar, bunun artık bir spor olmadığını, bir eğlenceden ziyade, bir vahşete dönüştüğünü kabul ediyorlar.

Ama Madridliler, normal bir futbol maçına gider gibi, hafta sonları boğa güreşlerine gidiyorlar. Hatta, bir çoğu, boğa güreşlerini seyredebilmek için, kombine şeklinde biletler alıyorlar.

İspanya Madrid

Arenanın 5 farklı kapısı var. Bir kollezyuma benziyor. Başarılı matadorlar, büyük kapıdan içeri giriyorlar. Buraya: yani büyük kapıya “Madrid kapı”  deniliyor.

İspanya Madrid El Rastro

EL RASTRO

Pazar günleri, Calle de Toledo caddesinde ve çevresindeki sokaklarda: El Rastro denilen, bit pazarı kuruluyor.

Bu pazarda: antika eşyadan, kitap, giysi, evcil hayvan hayvan gibi pek çok şey bulup satın almak mümkündür. Yani, hayal edebileceğiniz her şeyi bulmak mümkündür.

Plaza del Coscorro meydanından başlayan Pazar yeri, Celle de Toledo caddesini ve ara sokakları da içine alarak, yaklaşık2 km. karelik bir alana yayılıyor.

Ama, buraya sabah saatlerinde, örneğin: saat: 09.30 gibi gitmelisiniz.

Çünkü, gerek kalabalığa yakalanmamak ve gerekse İspanyolların siesta saatine yakalanmamak gerekiyor. Ancak, yine burada özellikle yankesicilere dikkat etmenizi şiddetle öneriyorum.

PARAQUE DEL BUEN RETİRO

Burası: Prado Müzesinin iki sokak arkasında, Madrid şehrinin en büyük ve en güzel parkıdır.

Aynı zamanda, şehrin en popüler mekanıdır. Bir asfalt denizinin ortasında, yeşilliklerle kaplı, 130 hektarlık bir ormanlık alan. Bu ormanlık alanda;: 15.000’den fazla ağaç bulunuyor.

Buraya: metro ile ulaşım gayet kolay. Herhangi bir metro hattına binip, RETİRO metro istasyonuna kadar, çeşitli aktarmalar yaparak ulaşabilirsiniz, istasyonun  hemen yanında ise park bulunuyor.

Park: 17’nci yüzyılda, kral IV. Felibe tarafından yaptırılmıştır. İlk yapıldığında: İspanyol hükümdarları ve misafirleri için, bir oyun ve av sahası olarak kullanılmıştır.

Hatta: 1632 yılında, burada bir kraliyet sarayı da varmış. Ancak, Fransız işgalinde, Napolyon’un askerleri tarafından yıkılarak yok edilmiştir.

Park içinde: bir kısım anıtlar da görülüyor. Ormanlık alanda, 11 Mart 2004 tarihinde, tren istasyonundaki bombalı saldırıda ölen 191 kişinin anısına yapılan bir anıt var.

Parkın ortasında ise, kuzey girişine yakın yerde, bir büyük ve yapay göl bulunuyor. Bu gölde, zaman zaman deniz savaşlarının canlandırıldığı mini eğlenceler düzenleniyor. Gölde, ayrıca sandallı geziler yapmakta mümkün.

Ayrıca, gölün hemen yanında: Kral Alfonsonun, at üzerinde betimlenen bir heykeli var. Heykel: 1922 yılında yaptırılmıştır.

Burada, yine bir heykel var. Bu heykel: “El Angel Caido” yani “Düşmüş Melek” heykelidir. Heykel: Departed tarafından yapılmış ve kamu alanında, şeytanın simgelendiği ilk ve tek heykel olarak öne çıkmaktadır.

Parkın içinde, 2 bina var. Bunlar: güney uçta bulunan ve Londra şehrindeki kristal saraydan etkilenilerek yapılan “Palacio de Cristal” ve “Palacio de Velazques” binalarıdır.

Palacio de Cristal yapısı: 1887 yılında, Ricardo Valezquez tarafından tasarlanmış bir köşk. Bu yapılarda, zaman zaman çeşitli sergiler düzenleniyor.

Park içinde gezinmeye devam ederseniz, Rosaleda denilen gül bahçesini de görmeyi ihmal etmeyin. Bu gül bahçesiyle birlikte görülen botanik bahçesi, 18’nci yüzyılda kurulmuş ve burada, 104 civarında ağaç ve 3000’den fazla bitki türü bulunuyor.

Evet, Madrid şehrinde zamanınız varsa, bu bahçeye mutlaka zaman ayırın.

CASA DE CAMPO

Burası da bir park. Manzaneras nehrinin sağ kıyısındadır. 4000 dönümlük bir alanda kurulmuştur. Buraya ulaşmak için: metro hattını kullanabilirsiniz. Metro hattında CASA DE CAMPO istasyonunda inmeniz gerekiyor. Parka ulaşmanın bir diğer yolu  da, teleferik. Teleferik ile gidebilirsiniz.

Parkın yapılış tarihi: 1559 ve yapıldığı tarihte, kraliyet ailesi için av sahası olarak yapılmış. Çok büyük bir ormanlık alan içindeki apartmanlar, doğal ve yeşil görüntüyü bozmuyorlar.

Park içinde: gölet var. Bu gölette, sandal gezintisi yapmak mümkün.

Ayrıca: park içinde, muhteşem güzel bir lunapark ve şehrin hayvanat bahçesi bulunuyor.

Lunapark, aynen Amerika’daki benzerleri gibi, muhteşem güzel ve heyecan dolu araçlarla dolu. İlginizi çekebilir, gitmenizi öneririm.

Yalnız, bu park, özellikle hava karardıktan sonra, yani belli bir saatten sonra güvenli değil.

Bunu İspanyollar kendileri söylüyorlar, park sahası içinde geç saatlerde ve kuytu yerlerde bulunmamanız önerilir.

İspanya Barselona

İspanya Barselona

İspanya Barselona/Barcelona; evet yeni gezimizin durağı, İspanya’nın Katalonya bölgesinin bu güzel şehri. Barselona’da; nereye gidelim, nereyi gezelim, nereyi görelim, hepsi bu yazı dizimizde.

Özellikle: paskalya tatili arifesinde, ülkemizdeki seyahat severlerin büyük bölümü, dini vecibelerini yerine getirmek üzere İspanya’dan geleceklerin uçakları ile, çok uygun ekonomik şartlarda; bu ülkeye ve özellikle Barselona şehrine gitme fırsatı yakalanıyor.

Evet: Barselona; İspanya’da, MadriD’Den sonra, ikinci önemli şehir.

Özerk; Katalonya bölgesinin başkenti. Katalonyanın simgesi var mı? Evet, Madrid’in simgesi boğa olduğu gibi, Katalonya’nın da simgesi var: eşek. Evet.

1980’lerin sonundan bu yana; şehir, büyük değişim göstermiş. Havaalanı, demiryolu ve metro sistemi yenilenmiş. 1992 yılında ise; Olimpiyat oyunları düzenlenmiş ve şehir baştan başa güzelleştirilmiş.

Avrupa’nın en hareketli yerlerinden biri. Dinamik, yoğun nüfuslu ve modern bir metropol. Yani; buradaki yaşamda, yalnızca tarih düşünmeyin. Çok hareketli ve her aradığınızı bulabileceğiniz bir şehir.

Tarih, alışveriş, deniz, güneş, sanat hepsi birada. Madrid şehrine göre, daha küçük. Nüfus daha az. Bunlar, yani Katalanlar,  daha Akdenizli, sıcak kanlılar, hareketliler, eğlenmeyi seviyorlar, müziğe-dansı seviyorlar.

Şehirde: 1.6 milyon insan yaşıyor. Turizm potansiyeli çok yüksek. Yürüyerek dolaşmak için ideal bir yer. Sadece Montjuac tepesine yürüyerek çıkamazsınız.

Bunun dışında: bu şehirde uzun yürüyüşler yapabilir ve yorulduğunuzda, şehrin birçok yerinde bulunan ahşap banklarda, dinlenebilirsiniz.

Denizle ve üç yandan tepelerle çevrili şehir, kolay bir yer.

Hafif bir eğimle, sahile uzanabiliyorsunuz. Şehirdeki yüksek binaların sayısı çok az. Ağaçlıklı ve geniş caddeler, kafelerle dolu meydanlara açılıyor.

Her türlü konforu sağlamış olmalarına rağmen, bazı mecburi ihtiyaçlar unutulmuş gibi.

Örneğin; şehir suyunu asla içmeyi denemeyin, tadı berbat. Ayrıca: pek fazla genel tuvalet yok. Genel tuvaletler, sahilde, hemen plajın gerisinde; sert plastikten yapılmış, telefon kulübesi gibi bir düzene yerleştirilmişler.

Kullanımları ücretsiz, hani genel tuvalet deniliyor, ama inanın öyle aşırı kirli değiller, nasıl temiz tutuluyor, nasıl temizleniyor inanılır gibi değil.

Evet, genel tuvalet az, özellikle şehir merkezinde, restoran, kafe ve barların tuvaletlerini kullanmak zorunda kalıyorsunuz.

Tabii, tuvaletini kullandığınız yerde, biraz oturmak ve bir şeyler ısmarlamak şart. Ama, size bir ipucu: dünyaca meşhur, Amerikalı fast-food zincirlerinin restoranlarının tuvaletlerini rahatlıkla kullanabilir, masalarında kısa molalar verebilirsiniz.

Kimse, gelip tepenize dikilip, menü uzatmıyor, tuvaletlerin kapılarında ise, bazılarında olduğu gibi, kilit veya şifreli anahtar sistemi yok.

İspanya Barselona: tipik bir Akdeniz kenti. Aslında; İstanbul ile aynı enlemde. Havası, suyu, iklimi; tıpkı İstanbul gibi. Ama, en büyük fark: bu kentin, Akdeniz’de kıyısı bulunması. Aslında; İstanbul’da deniz kıyısı kenti.

Ama; Barselonalılar, Akdeniz’i o kadar yaşamlarına sokmuşlar ki, inanamazsınız.

İstanbul’a da çok inanıyorlar. Örneğin: burada “balığı, en iyi Barselonalılar ve İstanbullular yer “şeklinde bir deyiş var.

ULAŞIM:

İstanbul-İspanya Barselona arası havayolu ulaşımı, yaklaşık 3 saat, 20 dakika sürüyor. Yani: İstanbul-Madrid arasındaki uçuş süresinden, 1 saat daha kısa uçuş yapılıyor. İspanya seyahatinizin dönüşünü, Barselona üzerinden yapacaksanız, 1 saat daha az uçmanız gerekecek.

Elbette, bu sürenin hepsi havada geçmiyor, ama bilmelisiniz ki, uçağa bindiğiniz andan itibaren, yaklaşık 3 saat 20 dakika sonra, Barselona havaalanına iniyorsunuz. Uçak yolculuğunuz sırasında, yolculara bir form dağıtılıyor.

İnce-uzun ve iki parçalı olan bu formu doldurmanız gerekiyor Formdaki doldurulması gereken sorular: adınız, soyadınız, pasaport numaranız, Barselona şehrinde kalacağınız otel adı, uçuş numaranız, uçuş tarihiniz gibi hususları kapsıyor.

Unutmayın ki, bu formu Barselona havaalanına indiğinizde, pasaport kontrolünde, yani ülkeye giriş yaparken, görevliye teslim etmek zorundasınız, görevli formun ikinci suretini size geri veriyor.

Bu ikinci sureti, ülkeyi terk ederken, geri vermek zorundasınız, kaybetmeyin.

Evet, bu formu tekrar hatırlatıyorum, uçakta doldurun, havaalanına indiğinizde pasaport, bavul, bagajlar derken, bu formla uğraşmayın.

İspanya Barselona da havaalanı; “El Prat de Llobregat”, şehre 12 km. uzaklıkta. Uçuşlar, üç farklı terminalden yapılıyor. Özellikle; dönüşünüzde, uçağınızın hangi terminalden kalkacağını, mutlaka iyi kontrol edin ve ona göre hareket edin.

Havaalanından, kendi imkanlarınız ile, şehre ulaşmanız gerekirse, tren kullanabilirsiniz. Tren, 20 dakikada şehre ulaşıyor, 3 Euro. Ayrıca; otobüste var. Terminalin dışında bekleyen taksiler ise, şehre, yaklaşık 20 Euro ya gidiyorlar. Binmeden önce, pazarlık yapın.

TARİHİ SÜREÇ:

Romalılar, 2000 yıl önce, İber yarımadasını fetih etmek için yola çıkarlar. Akdeniz kıyısında bir yerleşim kurarlar. Buranın çevresini; surlarla çevirip, “Barcino” adını verirler.

MÖ.197 yılında, Kartaca’lıları yenerek, 600 yıl boyunca, tüm İspanya’ya hakim olurlar ve bölgeye; hukuk sistemlerini, dil ve kültürlerini yerleştirirler.
476 yılında; Vizigotlar tarafından bölge işgal edilir ve Barcino şehri, Vizigotlar tarafından başkent yapılır.

713 yılındaki, Magribi işgaliyle, Katalonya, kısa bir süre, Kuzey Afrika’dan gelen, bu halk tarafından yönetilmeye başlanır.

801 yılında; Franklar tarafından yenilgiye uğratılan Magribi’ler, güneye çekilirler ve bir daha Katalonya’ya dönmezler. Bu dönemde; Pelos adındaki bir derebeyi, Barselona kontu olur ve 878 yılında: yaklaşık 500 yıl sürecek, bir hanedanlık kurar.

Bu hanedanlık, Katalon ulusunun temelini teşkil eder. Bunlar: bayrak olarak; altın renkli zemin üzerine, dört yatay kırmızı çizgiden oluşan bayrağı kullanırlar.

Çünkü; Frank kralı, bu çizgileri, kendisi adına savaşırken yaralanan Guifren’in kanına sürdüğü parmaklarıyla, onun kalkanının önüne çizmiş. Bu arada; farklılığı bayraklarda da yaşıyorlar, çünkü İspanyol bayrağının üzerinde, yanlızca iki kırmızı bölüm var.

Evet, İspanya kralı V.Louis; devam eden;Magribi akınlarına karşı yardım göndermeyi kabul etmez.

Bunun üzerine, İspanya Barselona kontları, 988 yılında, bağımsızlıklarını ilan ederler. Bu tarih; Katalon ulus devletinin, doğuşu olarak kabul edilir.

Katalon toprakları; askeri başarılar ve evlilikler yolu ile, kısa zamanda genişler.

Şehir’de; 13 ncü yüzyıl sonundan, 15 nci yüzyıl başına kadar; büyük imar çalışmaları görülür. Katedral, gotik saraylar ve anıtların çoğu, bu dönemde inşa edilir. Aynı zamanda, bilim ve sanatta filizlenmeye başlar.

Bunların en büyük destekcileriyse, aralarında Yahudilerinde bulunduğu, bankerler ve tüccarlardır.

HALK VE YAŞAM :

İspanya’da: 17 özerk yönetim var. Bunların başlıcaları: Bask, Katalonya ve Galisya. En milliyetçileri ise, Katalunya özerk yönetimi. İspanyol devleti ile arasından olan özerklik statüsünde değişiklikler yaptı ve hakları arttırıldı.

Yani; aynen bir devlete, bir millete verilen haklar gibi. Örneğin: Katalonya millet olarak tanınacak, daha fazla vergi geliri elde edecek, ekonomik kaynakların kullanılması konusunda, daha fazla yetki sahibi olacak gibi.

Bunları niye yazıyorum? Çünkü: tüm bunlara rağmen, yani siyasi otorite karışıklıklarına rağmen, Barselona’daki yaşamda, bunları hissetmiyorsunuz. Turizme gereken önemi ve değeri veriyorlar. Tam bir turizm cenneti. Evet devam ediyoruz.

Ülke nüfusunun; yüzde 15’i katalon.

Bunların: 1.6 milyonu ise, İspanya Barselona’da yaşıyor. Şaşırtıcı derecede: muhafazakar ve yaratıcılar. Barselona’nın yalnızca bir şehir değil, ülke olduğuna inanıyorlar. Kentte; “Katalonya, İspanya değildir” yazılı tişörtlere rastlamanız mümkün.

Özellikle: Diktatör Franco döneminde, kendi dillerini konuşmaları yasaklanmış, o kadar milliyetçi olmuşlar ki, asla “biz ispanyol’uz” demiyorlar.

Tabii,ben bunları söyleyince, mutlaka ” peki bu ayrılıkçı yani İspanyalı ve İspanyol olduğunu kabul etmeyen halkın yaşadığı bir şehirde; terör eylemi olmuyor mu?” diye düşünmüşsünüzdür.

Hayır. Olmuyor, çünkü, burası özerk bir bölge. Yani; içişlerinde kendi kendini yöneten bir yer. Zaten: şehirde gezerken, sık polis görüyorsunuz. Özellikle: akşam ve gece saatlerinde, bu polis sayısında belirgin bir artış var.

Yani, ben kaldığım sürece, herhangi bir güvenlik sıkıntısı hissetmedim. Tek sıkıntı, sıkça yaşanan hırsızlık. Bunun için de, siz tedbir almak zorundasınız. Yani, akşam saatlerinde, şehrin dar ve karanlık sokaklarına ve parklara girmemeli, yalnız başınıza dolaşmamalısınız.

Şöyle bir örnek verebilirim.

Katalonya bölgesinde ve doğal olarak İspanya Barselona da, Katalonca dili konuşuluyor. Bunun sonucunda; yeni yetişen nesil, İspanyolca değil Katalonca öğreniyor. İspanya merkezi hükümeti; karar alıyor ve Katalonyada, ilköğretimde, haftada en az 3 saat İspanyolca dil dersi verilmesini istiyor, hayır, Katalonya hükümeti bunu kabul etmiyor.

Artık, gerisini siz düşünün. Ama; bu zıtlık, hiçbir zaman terör olaylarını tetiklemiyor, bölge gayet sakin. Terör; özellikle Bask bölgesinde, yani daha kuzeydeki bölgelerde; terör örgütü ETA tarafından yürütülüyor.

Ancak, bu örgütünde, günümüzdeki  terör eylemleri, her ne kadar terör dense de, insan ölümleri veya yaralanmaları üzerine kurulu değil. Bunlar, söylenenlere göre, bir yere bomba koyduklarında, bomba patlamadan önce: emniyet birimlerine telefon ederek, bombanın yerini ve patlayacağı saati bildirerek, oranın boşaltılmasını ve dolayısı ile, insan canına zarar gelmesini önlüyorlarmış.

Eylemlerde, bu şekilde hareket etmelerinin amacı: insan canına zarar vererek, insanların antipatisini kazanmak değil, sadece örgüt olarak varlıklarını ortaya koymakmış.

Katalonca dili konusu, aslında turistleri etkilemiyor değil.

İspanya Barselona da her ortamda; Katalonca konuşulduğunu duyacaksınız. Hoş, İspanyolca bileniniz belki az; ama istiyorsunuz ki, İngilizce konuşulsun. Unutmayın, özellikle restoranlarda, İngilizce menü getirmelerini isteyin, getiriyorlar.

Yoksa, kendilerinden başkasının Katalonca bilmesinin mümkün olmadığı kesin. Birçoğu da İngilizce bilmiyor. Onlar belki bir anlamda haklılar, bugün dünya üzerinde 27 ülke İspanyolca konuşuyor.

Bu arada, Katalanlar, yalnızca Katalanca konuşur dedim ama birçoğu İspanyolca da biliyor, yalnız konuşmak istemiyorlar, sadece karşısındaki İspanyolca konuşursa o zaman İspanyolca konuşmayı tercih ediyorlar.

Barselona halkı: özellikle, kentin mimarisi ve tasarımı ile övünür.

İspanya Barselona, kentte; muhteşem mimari tasarımlar göreceksiniz. Özellikle; kentteki eserlerin birçoğunun mimarı; Antoni Gaudi. Gaudi’nin eserlerinin etkileyiciliği, hala sürmekte.

Hatta: Gaudi’nin tarzı, günümüz mimarisinde de, “Gaudi tarzı” olarak kullanılmaktadır. Temel yaklaşımı:  doğadaki her türlü nesnenin kullanılması, dik ve keskin olmayan, yuvarlak hatlar.

Barselona’da hayat sabahın geç saatlerinde başlıyor. Öğlen; saat 14.00 olunca, hayat birden yavaşlıyor, hatta birçok insan için duruyor.

Dükkanlar; öğlen saat 13.30 ile 16.00 arasında kapanıyor, insanlar, sokaklardan çekiliyor. Bu arada, şehirdeki alışveriş isteyenler: yalnızca çok katlı-büyük alışveriş merkezlerinin açık olduğunu görebilirler.

Evet, siesta saatlerinde; evlerine gitmeyenler, lokantaları dolduruyor.

Mütevazi, ama; 14.30-15.00 saatleri arasında, mutlaka çok uzun öğle yemekleri yeniliyor. Eve gidenler ise, yemek ile dinlenmeyi birleştiriyorlar. Katalanlar, buna “siesta” diyorlar. Turist olarak, bu durum elbette sizleri etkiliyor.

Çünkü; dükkanlar kapanıyor. Evet, kapalı dükkanlar, saat 17.00 de açılıyor ve gece saat 20.00 kadar açık kalıyor. Saat 20.00 de, dükkanlar kapatılıyor ve tüm şehir halkı sokaklara dökülüyor. Saat 21.00 de ise, akşam yemeği başlıyor.

Şehir geceleri de hareketli. Yerli halk; akşam iş çıkışı, geceye: tapas yiyerek ve birkaç kadeh içki içerek başlıyor.

Asıl akşam yemeğini ise; yaygın olarak, saat 22.00 gibi yiyorlar. Bu saatler dışında restoranlara giderseniz, kesinlikle yalnız başınıza veya birkaç turist ile birlikte yemek yersiniz.

Çünkü: restoranlar boştur. Pek çok restoranda; öğle yemeğinde, sabit fiyatlı günlük yemek menüleri var.

Bu menü içinde; üç çeşit yemek, ekmek ve su dahil. Bu çeşit menünün fiyatı da çok uygun, zaten pek çok Barselonalı, bu menüyü tercih etmekte imiş.

Bu konuya yemek başlığı altında daha ayrıntılı değineceğim.

Evet; Canlı müzik yapılan yerler ve diskolar, saat: 02.00 den sonra hareketleniyor.

Özellikle: Flemenko gösterilerinin yapıldığı yerler, turistlerin ilgisini çekiyor. Ancak: Flemenko gösterisi izlemek isteyenler için önerim: tur organizasyonu ile 50 Euro vermekten se, La Rambra caddesindeki Flemenko gösterileri yapılan yerlere gitmeleri ve pazarlık yaparak: 25-35 Euro arasında, muhteşem bir ortama, güzel Flemenko gösterileri izleyebilecekleridir.

Evet, bu şehirde, genel olarak, dükkanlar; pazar günleri kapalı.

Küçük dükkanların geneli ise, cumartesi öğleden sonra kapanıyor. Pazar günleri, çok katlı alışveriş merkezleri de kapalı.

Pazar günleri, yalnızca şehir merkezinde ve özellikle La Rambra caddesindeki hediyelik eşya dükkanlarını açık bulabilirsiniz.

Bunlar  da, genellikle “Hintliler” tarafından işletiliyor ve pazarlık yapmadan sakın alışveriş yapmayın.

Barselona denince, akla mutlaka futbol da geliyor. Öyle ki, Barselona futbol takımının formasını kutsal kabul edip, reklam almıyorlarmış. Formalarında: UNİCES yazısı bulunuyor. Nou Camp Stadyumu, taraftarlar için tam bir mabet imiş.

100 bin seyirci kapasiteli. Söylenenlere göre: General Franco’nun baskıcı rejimi sırasında: diğer yerlerde olduğu gibi, burada da bayrak ve yerel dil kullanımı yasaklanır, okullar kapatılır.

Bunun üzerine: Barselona Futbol Takımı tarafından kullanılan, takım bayrağı; ulusal bayrak olarak kabullenilir ve tüm Katalanlar, Barselona futbol takımının ayakta kalabilmesi, başarılı olabilmesi ve bayraklarının dalgalanması için, tüm var güçleriyle çaba sarf ederler, maddi olarak kulübü  desteklerler ve tüm maçlar, tam bir festival havası içinde geçer.

Madrid ve Barselona Futbol Takımları arasındaki bu çekişmenin günümüzde de sürdürdüğünü görebiliyorsunuz.

YEME-İÇME KÜLTÜRÜ:

Evet, İspanya Barselona ya gelince, buraya has, buraya özgü ne yenir, ne içilir. Önce, genel bir kural olarak: şunu söylemeliyim.

Barselona şehrinde: restoran ve kafeteryalarda, mekanın içinde oturursanız ayrı, mekanın dışında yani bahçesinde oturursanız ayrı, yani biraz daha yüksek hesap ödemek zorundasınız.

Böyle bir uygulama var. Diğer bir genel kural ise: oturduğunuzda, mutlaka “İngilizce” menü isteyin. Hatta: birçok yerde, yemek resimleri ve fiyatları bulunan, menüler-afişler var.

Bunları da inceleyebilirsiniz ki, bence inceleyin. Özellikle: tapaslar o kadar çok çeşitli ki, mutlaka görerek sipariş vermek durumundasınız.

Özellikle, akşam yemeğinde; en çok yenen şey.

“Tapas” adını verdikleri bir yiyecek türü. Porsiyonları küçük, genellikle tadımlık. Barselona’da ne yenir sorusunun en güzel yanıtı, burada karşımıza çıkıyor.

Evet, tapasın mutlaka tadına bakın. Yöresel bir yiyecek türü.

Aslında; çoğu kez,  tabakta servis yapılırken, bazı yerlerde küçük ekmek dilimleri üzerine sürülerek servis yapılıyor. Bizim mezelere benziyor.

Küçük sandviç, bunlar. Fiyatları da çok uygun. Yaklaşık; 3 Euor civarında. Mutlaka tadın. Yemekle birlikte ise; tercih ederseniz, yörenin meşhur şaraplarını (Özellikle; Sagrilla önerebilirim) tadabilirsiniz.

Birkaç çeşit: “Tapas” markalı şarapları var. Bira severler ise, yine buraya özgü bir tür Katalan birası (üzerinde, kırmızı zemin üzerinde sarı yıldız olan bir kutusu-şişesi var) var.

Tapasların ve içkilerin fiyatları makul, pek pahalı değil. Evet; akşam yemeği, bu şekilde, gece yarılarına kadar uzuyor.

Genelde, Katalan mutfağı, bol zeytinyağlı yemeklerden oluşuyor.

Birçok yerde ve özellikle liman bölgesinde, balık restoranları var. Ancak; deniz manzaralı bir restoranda yemek isterseniz, fiyatlar yüksek, dikkat.

Limanın karşısındaki ara sokaklardaki küçük ve sevimli balık restoranlarını tercih edin.

Buraya özgü bir başka yemek: Paella. Tavuk, pirinç, safran, kalamar, midye gibi birçok deniz ürününün çeşitli karışımlarından elde edilen bir yemek cinsi.

Bu şehri ziyaretinizde, mutlaka ve mutlaka paella yemenizi öneriyorum. Muhteşem bir lezzet. Ama, bu lezzeti, bizzat kendi tattığım ve iki gün üst üste gittiğim bir restoranda tatmanızı öneririm. Mqus De L Argentera, 13 adresinde bulunan “TASCA I VINS” isimli bu restoranda, gerek uygun fiyatlar ve gerekse gerçek yerel lezzetleri tadabilirsiniz.

Ama, burada öncelikle, Barselona mutfak kültürünün başta gelen yemeklerinden biri olan “Paella” yemenizi öneriyorum.

Paella: gerek deniz ürünleri ve gerekse tavuk etli olarak veya karışık olarak hazırlanarak, arzunuza göre, size sunuluyor. Ben, deniz ürünleri olanını tercih ettim, çünkü burası malum deniz kıyısı ülkesi.

İçinde: midye, kalamar ve ıstakoz gibi deniz ürünleri bulunan, safran ile hazırlanmış bu pirinç pilavı, gerçekten muhteşem bir lezzet.

Yemeği ısmarladığınızda, yemek öncesi müessese, konuklarına “martini” ikram ediyor.

Yemeğin masanıza sunulması ise, yaklaşık 30-40 dakika alıyor. Bu arada, ekmek isterseniz, büyük ekmek dilimleri getiriyorlar, yanında gelen salçalı-sarımsaklı-zeytin yağlı sosu, ekmeğin üzerine sürerek yiyebiliyorsunuz.

Sonuçta bu muhteşem lezzetin fiyatı: 8.50 Euro. Yanında, bir kutu kola isterseniz, bunun içinde 1.39 Euro ödeminiz gerekiyor.

Hepsi bu, fiyatları bilmelisiniz ki, farklı fiyatlarla karşılaştığınızda, yorumlayın.

Ayrıca: patatesli omlet de deneyin.

Güzel yapılıyor, değişik bir lezzet. Özellikle: patatesli omleti, sabah kahvaltısında alıyorlar ve bence lezzeti güzel, yani bizim damak tadımıza uygun, deneyebilirsiniz.

Zaten otellerdeki kahvaltılarda da, açık büfede bunu bulmak mümkün. Barselonalıların kahvaltı kültürü yok.

Onlar için, kahvaltı yalnızca kahve ile geçiştirilen bir olay. Ama, otellerde, turistler için açık büfe kahvaltı sunuluyor.

Bu açık büfe kahvaltıda: beyaz peynir, kaşar peyniri, haşlanmış katı yumurta, meyveli yoğurt, çeşitli meyveler, meyve salatası, domates, kek çeşitleri, bildiğiniz normal ekmek, baget ekmeği bulunuyor. Yani, otellerin kahvaltıları bizim damak tadımıza nispeten uygun, doyurucu.

Bunların yanında: meyve suyu, kahve, çay, süt bulunuyor. Elbette, domuz ürünleri bulunan bol miktarda salam da var, ama; bunları sorarak ayırt etmeniz mümkün.

ALIŞVERİŞ:

İspanya Barselona da ki alışveriş yerlerini, bölgeleri, semt ve caddeleri anlatırken belirteceğim. Alışverişin bolca yapılabileceği bir yer.

Geçerli para birimi: Euro. Sanırım; hesaplamaları yani çevrimleri yaparken, pek sıkıntı ile karşılaşmayacaksınız. Ama özellikle unutmayın ki, yüksek değerli alışverişlerinizde, satıcıdan mutlaka gümrük belgesi alın.

Bu belgeyi, fatura/fiş ile birlikte, havaalanında, ülkeyi terk ederken, gümrük bürosuna verdiğinizde, ödediğiniz vergi, nakit olarak iade ediliyor.

Yalnız burada hassas bir durum var. Her türlü alışveriş fişini saklayıp, böyle bir olayın olmasını isteyemiyorsunuz. Vergi iadesi alabilmeniz için, aynı gün içinde, aynı yerden, aynı fiş içinde, en az 90 Euro’luk alışveriş yapmanız gerekiyor.

Yani, 90 Euro  ve üzerindeki tutarlı fiş-faturalarınıza pasaport numarasınız yazdırın, bunları ülkeden ayrılırken, havaalanında, gümrük görevlisine onaylatıyorsunuz ( bu sırada, gümrük görevlisi, büyük ihtimalle, faturada  yazılı malı görmek istiyor, bu yüzden bavulunuza koymayın, yanınızda bulundurun), onaydan sonra yine havaalanında bulunan bir merkezden, bu malın satın alırken ödediğiniz % 16’lık bedeli, geri alabiliyorsunuz.

Yalnız, bu işlemler, havaalanında zaman alıyor, yani uçak kalkış saatinden önce, havaalanında bu işlemler için zaman ayırmanız gerektiğini unutmayın.

Barselona’da; birçok alışveriş ve hediyelik eşya cinsi bulacaksınız. Özellikle; çok değişik cins ve çeşitteki yelpazeleri, hediyelik olarak alabilirsiniz.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI:

Daha öncede söylediğim gibi, bu şehri gezmenin en iyi yolu: yürümek. Ama; bir kısım yerlere ve özellikle, Mantjuic Tepesine yürümeniz elbette mümkün değil. Ama, mümkün olduğunca yürüyün. Otelinizin resepsiyonundan veya bir turizm bürosundan, mutlaka bir şehir haritası edinin ve öncelikle kaldığınız yeri işaretleyin, sonra ise, sizlere belirttiğim yerler içinden ilginizi çeken, gezmeyi düşündüğünüz yerleri işaretleyerek, kendinize güzel bir gezi planı yapabilirsiniz. Bu arada, metro istasyonlarında bilet gişelerinden bir de metro hat haritası edinin.

İnanın, metronun kullanımı basit ve çoğu yere ulaşmak için, metro yeterli oluyor. Önemli olan: siz bir metro haritası edinin ve bunun üzerinde, hatların renkleri, nereye gittikleri, istasyonlar konusunda, en fazla 15 dakika çalışmanız, haritayı öğrenmeniz ve etkin kullanmanız için yeterli oluyor.

Bu arada unutmayın ki, renkli hatlar arasında, bazı yerlere giderken aktarma yapmanız gerekiyor, aktarmalar da sorun değil, çünkü istasyonlardaki koridorların yanlarında, oradan geçen hattın renkleriyle boyanmış şeritler var.

Örneğin: mavi hatlı metroya gitmek isterseniz, yapmanız gereken şey: mavi boyalı şerit bulunan koridoru takip etmek, buradaki tek sorun ise: mavi hattın, hangi istikametine gideceksiniz?

Malum: her hattın, iki tane son istasyonu var, yani gitmek istediğiniz istasyon, hattın hangi ucuna giden yolda?  Bunu iyi bellemeniz gerekiyor. Bellemenin  tek yolu da, metro hat haritasını iyi kontrol etmek.

Evet; şehirde, çok sayıda bisiklet ve motosiklet var.

Yerel halk, bisiklet ve motosiklet kullanmayı seviyor. Bazı yerlerde, bunlardan kiralayabiliyorsunuz, özellikle: kiralık bisiklet çok yaygın.

Taksiler: sarı-siyah renkli. Fiyatları, pek pahalı sayılmaz. Rahatlıkla taksi bulabiliyorsunuz. Gün içinde, trafiğin yoğun olduğu saatlerde, taksi tercih ederseniz, perişan olmanız içten bile değil. Zamanınızı harcarsınız.

Daha önce söylediğim gibi; özellikle taksi şöförlerine otel adresi anlatmanız zor olacağından (Katalanca dili), otelinizden mutlaka, birkaç otel adres kartı almayı sakın unutmayın.

Evet, devam ediyoruz. Yoldan taksi çevirebilir veya taksilerin beklediği kuyruktan, taksilerden birine binebilirsiniz. Yeşil ışık, taksinin boş olduğunu gösterir. Ancak: taksiye bindiğinizde, mutlaka sürücünün taksimetreyi açmasını isteyin, bozuk-arızalı der ise, taksiye binmeyin.

Evet; şehirde, toplu ulaşımda yeterli ve güzel.

Otobüsler, birçok farklı güzergahlarda çalışıyorlar. Metro istasyonlarından; otobüs ve metro istasyonlarında çoklu kart veya bileti alabilirsiniz. Bir binişlik bilet, 1 Euro. Toplu taşım araçları ile seyahat etmek; gerek çok yer görmek ve gerekse ucuz olması açısından, tercih edilmeli.

Metro; modern, temiz ve kusursuzdur. Beş hattı var. Anonslar, üç farklı dilde yapılıyor. Diğer toplu taşım araçları için alacağınız çoklu kartlar, metroda da geçiyor. Kartları makinalardan alabiliyorsunuz.

Yalnız: dikkat edin, metro hatları biraz karışık gibi. Harita edinmenizde yarar var.

Yoksa: bineceğiniz metro hattını karıştırabilir, ineceğiniz metro istasyonunu kaçırabilirsiniz. Metro hatlarına ait harita sizi yönlendirir, edinin. Son bir uyarı: akşam saatlerinde, sakin yerlerde metro istasyonlarında dikkatli olmanızda yarar var, çünkü çok miktarda hırsızlık-gasp olayı olduğu söyleniyor.

SARDANA DANSI:

Cumartesi akşamları ve pazar sabahları: Katedralin önünde, Pazar akşamları da; Placa Sant Jaume Meydanında, geleneksel olarak yapılan bir dans göreceksiniz.

Bu; adeta kutsal bir olay gibidir. Bir gurup erkek, kadın ve çocuk; el ele tutuşup çember oluştururlar. Görünüşte basit olan, ama aslında disiplin isteyen bu dansı yaparlar.

Telli, nefesli çalgılar ve davuldan oluşan müzik gurubu; ritmik ezgiler çalar ve dansa katılanların sayısı hızla artar. Böylece; yeni çemberler oluşuyor ve bütün alan, dans edenlerle doluyor.

Almanya Düsseldorf

Almanya Düsseldorf

Almanya’nın tam bir ticaret kentidir, özellikle bu şehirde düzenlenen fuarlar, şehre milyonlarca ziyaretçi çekmektedir.

Zaten: bende bu şehrin ismini ilk olarak burada düzenlenen fuarlara katılan bir arkadaşım sayesinde duydum ve bu fuar etkinliğine birlikte gittik.

Bir keresinde de, bu şehre yakın bir Belçika şehrinde yaşayan bir akrabamızı ziyarete gittiğimizde, uçaktan burada indik ve bu sırada, şehri bir süre gezme imkanı buldum.

Evet, küçük ve düzenli bir Alman şehri, gezilip görülmesi için, en fazla 2 gün yeterlidir.

HAVAALANI

Duesseldorf uluslararası havaalanı: Flughafen Duesseldorf International olarak anılır ve Kuzey Ren-Vesfalya bölgesinin en büyük havaalanıdır. Almanya ülkesinin ise, üçüncü büyük havaalanı olarak bilinir. Yıllık yolcu kapasitesi: 20 milyondur.

Bu havaalanında, en büyük yabancı şirket havayolu, THY dır. 3 Terminal bulunmaktadır ve THY, C Terminalini kullanmaktadır.

Buranın en büyük özelliği: ulaşımının kolay olmasıdır. Avrupa’nın birçok yerine, bu havaalanında, gayet ucuz ve her an uçak bulabilecek şekilde uçabilirsiniz.

Havaalanı, şehir merkezine, 10 dakika uzaklıktadır. Yani, yaklaşık uzaklık 7 km. dir. Essen şehri ise, havaalanına, 20 km. uzaklıktadır.

Taksi ile, havaalanından, şehir merkezine gitmek isterseniz, 16 Euro ücret ödemeniz gerekir. Havaalanı, Ticaret Fuar merkezi arasındaki uzaklık için ise, bir taksiye 11 Euro ödemeniz gerekir.

Bu arada, şehrin, ülkenin diğer şehirleriyle olan mesafesi değerlendirilirse, Köln şehri, buraya tren ile 25 dakika uzaklıktadır. Duesseldorf şehrinde, merkezi tren istasyonu şehir merkezinde değildir ama merkeze, yürüyerek 10 dakika uzaklıktadır.

Almanya Düsseldorf

Sky Train

Sky Train: Havaalanı terminali ile, şehir merkezindeki tren istasyonunu birbirine bağlamaktadır. Terminal ve istasyon arasında, hızlı ve konforlu bir ulaşım sağlamaktadır. Değişik bir deneyim isteyenlere öneririm, havadan gidiliyor.

Almanya Düsseldorf

GENEL

Almanya ülkesinin yedinci en kalabalık nüfusuna sahip şehridir. Kentsel nüfus, 1.5 milyon civarındadır. Mercer Dergisinin, 2009 yılında yaptığı bir araştırmada, kentsel yaşam kalitesi açısından, dünya üzerinde en yaşanılabilir, 6’ncı kent seçilmiştir.

Bu nüfus içinde dikkati çekenler, 11 bin Japon toplumudur. Ayrıca: azınlık olarak, Türkler (15 bin civarındadır), Yunanlılar ve İtalyanlar bulunmaktadır.

Ama, bu kadar yabancı bulunmasına rağmen, Almanya’nın diğer şehirlerinin bazılarında görülebilen ırkçılık burada görülmemektedir. Yani, şehir çok uluslu bir şehir olarak tanınmaktadır.

II. Dünya savaşında, şehirdeki yapıların % 40’lık bölümü yıkılmış ve kalanların ise, yine büyük kısmı hasar görmüştür. Daha sonra ise, bu binaların hepsi, aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir. Hatta, devlet, eski binaların restorasyonu için, içinde oturanlara belli oranlarda maddi yardım yapmış ve bu binaların restorasyonunu sağlamıştır.

Şehir: Ren nehri üzerinde, nehrin iki kıyısında kurulmuştur. Ama, yalnızca görsel anlamda değil, nehir, taşımacılık alanında da, büyük imkanlar sunmaktadır.

Zaten, bu şehri ziyaret ederseniz, nehir üzerindeki inanılmaz trafiği, nehir gemilerini görebileceksiniz.

Ren nehri: dünyanın en önemli limanlarından “Rotterdam” ve “Antwerp” limanlarına çok yakındır. Meşhur “Ruhr” bölgesinin madenleri ve bunlardan elde edilen ağır metaller, Ren nehri üzerinden, dünyanın birçok yerine kolayca aktarılmaktadır.

Yani: sonuçta, Ren nehri üzerinde yapılan bu taşımacılık, karayolu taşımacılığına oranla, % 70 daha ucuza mal oluyormuş.

Şehir: uluslararası: fuarcılık, medya ve ticaret merkezidir.

İklim: şehirde, yıllık sıcaklık ortalaması: 12 derecedir. Yazlar sıcak, kışlar soğuk geçer. En yüksek sıcaklık, Temmuz ayında görülür ve 23 derecedir.

En düşük sıcaklık ise, Aralık-Ocak-Şubat aylarında görülür ve 4 ile 5 derece arasında değişir. Sonuç olarak, Temmuz ayında bile, gayet serin ve yağışlıdır.

Gitmeden önce, mutlaka hava durumunu kontrol etmeniz gerekir veya tedbirli olmak ve uygun kıyafetler almak yeterlidir.

Şehirde: 26 müze ve 100’den fazla sanat galerisi bulunmaktadır.

Ulaşım ağı: inanılmaz kaliteli ve yaygındır. İnanın, şehrin en dar sokaklarına kadar tramvay girmektedir.

Almanya Düsseldorf

GECE HAYATI-EĞLENCE

Altstadt, genellikle Alman ve yabancı turistler tarafından tercih edilmektedir. Bolker strabe caddesi üzerinde, Ratinger Strabe ve Kurze Strabe caddeleri üzerinde ilginç barlar bulunmaktadır. Hafen denilen yer: tam bir eğlence merkezidir.

Burada güzel barlar ve diskolar bulunur ve bunlara genellikle elit kesim gider. Özellikle, bu bölümde, şehrin en ünlü barı “3001” bulunmaktadır.

Şehirdeki eğlence sektörünün en öne çıkan yeri: Kom ödchen denilen kabare sahnesidir. 1947 yılında kurulan tiyatro: 1967 yılında günümüzdeki yerine taşınmıştır. Burada, tanınmış guruplar tarafından gösteriler düzenlenmektedir.

Evet, şehir Almanya’da partilerin merkezidir. Cuma ve cumartesi geceleri, bütün kafeler, diskolar tıklım tıklım doludur.

DÜSSELDORF WELCOME CARD

Bu bir tür: Almanya’nın şehirlerinde olduğu gibi, limitsiz kullanımlı, çeşitli müzelere, turistik ve eğlence yerlerine ücretsiz giriş imkanları veren bir karttır. Ayrıca: tramvay ve otobüslere de küçük bir ücret ödeyerek, bu kart ile birlikte binebiliyorsunuz.

24 saatlik kart: bireysel: 9 Euro, aile: 18 Euro’dur. 48 saatlik kart: bireysel: 14 Euro, aile: 28 Euro’dur. 72 saatlik kart: bireysel:19 Euro, aile: 38 Euro’dur. Aile: 2 yetişkin, 2 çocuktan oluşmaktadır.

Almanya Düsseldorf MESSE DÜSELDORF

MESSE DÜSELDORF

Burası bir fuar merkezidir ve 40 yıllık bir geçmişe sahiptir. Toplam sergi alanı: 285 bin m. karedir. Burada: 23 sektörde, fuarlar düzenlenmektedir.

Dünyanın en büyük fuar alanıdır. Yılın her bölümünde, burada düzenlenen fuarlar nedeniyle, şehirdeki otel fiyatları ve doluluk oranları hep etkilenmektedir.

Burası tam bir fuar alanı, yani ticaretin kalbi burada atıyor ve zaten, bu şehre gelen yabancıların büyük bölümü, hatta % 90 kadarı, yalnızca bu tür fuarlar için geliyorlar ve bu sırada şehrin tarihi ve turistik yerlerini de geziyorlar. Büyük olasılıkla, bu satırları okuyan siz de, fuar için bu şehre gideceksiniz.

Almanya Düsseldorf Karnaval

KARNAVAL

Şehirdeki karnaval, her yıl, Şubat ayının sonuna doğru ve 11 Kasım tarihinde düzenlenmektedir. Parti: 11 Kasım tarihinde, saat 11.11 de başlamaktadır. Karnaval insanları, izleyicileri, dansları ve kıyafetleriyle güldürmektedirler.

Almanya Düsseldorf Lunapark

LUNAPARK

Şehir merkezinden, yalnızca 6 dakika uzaklıktaki, Lueg platz meydanındadır.
Burada, Avrupa’nın en büyük eğlence fuarı, her yıl, Temmuz ayının üçüncü haftasında kurulur ve milyonlarca ziyaretçi çeker.

Lunaparka girmek için, 11 Euro ücret ödemek gerekiyor. Özellikle çocuklu ailelerin ve lunapark merakı olanların gitmesini öneririm, birçok oyuncak var.

Old Town ile lunapark arasında, Ren nehrinde bir feribot çalışıyor ve bence bu 10 dakikalık keyifli yolculuğu mutlaka yaşayın.

Almanya Düsseldorf

HEİNRİCH-HEİNE ÜNİVERSİTESİ

Bu üniversite, dünya çapında ünlüdür ve birçok genci, kendisine çekmektedir. Özellikle, Hukuk ve Eczacılık alanlarında başarılı bir üniversitedir.

Almanya Düsseldorf yemekleri
Almanya Düsseldorfi içkileri

 

NE YENİR-NE İÇİLİR

Şehirde, yerel lezzet tatmak isteyenler için önerebileceğim başlıca yemek: bezelye çorbasıdır. Burada: Ahzetupp olarak bilinir. Geleneksel bir yiyecektir. Bunun dışında, şehirliler, kendi kültürleri gereği, domuz etinin tüm spesiyallerini yani özel ürünlerini severek yemektedirler.

Sauerbraten: sığır etinin kızartılması, sirke ve baharatlarla soslanması ile yapılan bir yemek türüdür. Reibekuchen: kızarmış patates, elma sosu ile servis edilen bir tür gözlemedir. Kendi lezzetlerimizden tatmak isterseniz, yine, bu şehirde birçok Türk restoranı bulabilirsiniz.

Graf-adolf street üzerindeki İş bankasının bulunduğu caddede, “Schwarzes meer restoran” isimli, Türk lokantası bulunuyor. Ayrıca: merkez tren istasyonunun hemen ilerisinde, yine, ev yemeklerimizi yapan bir Türk lokantası var.

İspanyol ve Latin Amerika yemek kültürü lezzetlerini tatmak isterseniz: Schneider-Wibbel-Gasse denilen bölgede: Bolker strasse ve Flinger strasse caddelerini birbirine bağlayan, eski şehir içindeki küçük sokağı deneyebilirsiniz.

Buradaki restoranlar çok ünlüdür. Yiyecek konusunda son bir not: merkezi tren istasyonundan yani “Hauptbahnhof” denilen yerde “Brezel Bub” olarak isimlendirilen ve tanesi 50 Cente satılan simitlerden tatmalısınız. Bu bir tür tuzlu simit, sıcak sıcak gayet güzel gidiyor.

Ne içilir derseniz,

Elbette Almanya’nın diğer şehirlerinde olduğu gibi “bira” denilebilir. Zaten: Old Town bölgesinde, dünyanın en uzun barı bulunmaktadır.

Zaten, Old Town bölgesi, biranın en iyi tadının bulunduğu yerdir. Burada, çok hassas ve önemli bir konudan söz etmek istiyorum. Duesseldorf ve Köln şehirleri arasında bir rekabet bulunmaktadır.

Bu yüzden; Duesseldorf şehrinde, asla “Kölsch” denilen marka bira siparişi vermeyin. Bunu yaparsanız, size kötü kötü bakan insanlar göreceksiniz. Buna dikkat etmenizi öneririm. Burada, buraya has, geleneksel bira “Uerige” tatmalısınız.

Almanya Düsseldorf alışveriş

ALIŞVERİŞ

Şehirdeki Königsallee bölgesi, yaklaşık 50 yıldır, büyük bir moda ve alışveriş merkezi olarak önem kazanmaktadır. Bu seçkin alışveriş merkezi, şehrin kalbindedir.

Hatta, Avrupa’nın bile en önemli, güzel ve muhteşem alışveriş merkezi denilebilir.

Bunun dışında, alışveriş düşünülebilecek yerler: Old Town ve Schadow strasse düşünülebilir.

Erkek ve bayan moda mağazaları, kuyumcular, antika dükkanları, kitap mağazalarıdır.

Schadow strabe

Almanya’nın en fazla alışveriş yapılan yerlerinin başında gelmektedir. Burada, çok sayıdaki sokaklarda, bir sürü mağaza bulunmaktadır.

Carlstadt

Şehrin en huzurlu bölgelerinden birisidir. Burada: 18-19’ncu yüzyıllardan kalma, barok binalar görülebilmektedir. Özellikle: sebze ve meyve pazarı tezgahları görülebilmektedir.

Japon Mahallesi

Şehirde, Paris ve Londra’dan sonra, Avrupa’da bulunan en büyük üçüncü Japon topluluğu vardır. Bunların kendi kültürlerinin ürünlerinin satıldığı süpermarketler, kitap mağazaları ve restoranları, burada bulabilirsiniz.

Tüm bunların yanında, bu şehirde, çok meşhur bir tür “hardal” satılmaktadır. Löwensent isimli bu Alman hardalı: özel bir hardal olarak önem kazanmaktadır. Şehirde, bazı fantezi hardal (çilek hardalı gibi) bulup satın alabilirsiniz.

Almanya Düsseldorf

GEZİLECEK YERLER

Ren nehri kıyısındaki alanlar, trafiğe kapalı yürüyüş alanlarıdır. Bu bölgede, nehre paralel sıralanmış, birçok restoran, kafeterya ve yeşil alan görebilirsiniz. Araç trafiği: yerin altında yapılan tünellerden ilerlemektedir.

Şehirde başlıca gezilecek yerler, şu başlıklar altında toplanabilir:

1. Old Town-Altstadt
2. MediHarbour
3. Königsallee
4. Ren mesire
5. Benrath Sarayı-Schloss Benrath
6. Kaiserswerth
7. Ren nehri tekne gezileri,

NEHİR TEKNE GEZİNTİLERİ

Ren nehri kıyısındaki gezinti tekneleriyle, yaklaşık 1 saat süren, güzel bir gezinti yapabilirsiniz. Bu gezinti: genellikle, fuar alanından, şehrin en modern binalarının bulunduğu Medienhafen bölgesine, yani Basın Limanına kadar uzanmaktadır. Yani, şehri nehirden görmek gerçekten büyük keyif, Duesseldorf şehrinde, mutlaka nehir tekne gezisine katılmalısınız.

Almanya Düsseldorf

DÜSSELDORF GEZİ PROGRAMI

Bulunduğunuz yerden, bir şekilde, ana tren istasyonunun bulunduğu yere, yani “Hauptbahnhof” denilen yere gelmelisiniz. Gezimizin başlangıç noktası, buranın hemen önündeki bir meydanlık alan.

Almanya Düsseldorf KONRAD ADENAUER MEYDANI

Tren istasyonunu hemen önünde: “Konrad Adenauer Meydanı” var.

KONRAD ADENAUER MEYDANI

Burası, şehre trenle gelenlerin ilk gördükleri yer olması nedeniyle ilginçtir, çünkü: meydanda, çok sayıda Türk restoranı, kebapçısı görülüyor. Hatta, yalnızca restoren veya kebapçı değil, yine Türklere ait birçok dükkan ve mağaza bulmak mümkün.

Buradan sonra: Graf-Adolf caddesi boyunca: batıya, Ren nehri istikametinde yürümeye başlıyoruz. Bu cadde, Ren nehrine kadar uzanıyor, ancak bizim hedefimiz, Almanların kısaca “Kö” dedikleri, Almanya’nın en meşhur caddelerinden birini görmektir.

Dolayısı ile, cadde üzerinde ilerlerken, bir süre sonra yani 2 meydan geçtikten sonra, caddenin solunda, çok büyük “GAP 15” binasını gördüğümüzde, hemen binaya varmadan, sola döneceğiz.

Almanya Düsseldorf KÖNİGSALLEE
Almanya Düsseldorf KÖNİGSALLEE

 

KÖNİGSALLEE

Caddenin ilk temelleri: 1848 yılında, Kral Friedrich Wilhelm zamanında atılmıştır.
1 km. uzunluğundaki bulvarın ortasında: 585 metre uzunluğunda ve 33 metre genişliğinde ve 5 metre derinliğinde olan bir kanal bulunuyor.

Bu kanal: Ren nehrinin bir kolu olan ve şehrin ismini aldığı Düssel nehrinin suyunu barındırmaktadır. Kanalın içinde: kuğular, ördekler var ve hoş bir görüntü yaratıyorlar.

Kanalın çevresinde ise, dev kestane ağaçları sıralanıyor ve bu ağaçların içinde de, özellikle yaz döneminde kuşlar ve ortam tamamen kuş sesleriyle canlanıyor. Bu kestane ağaçlarının büyük kısmı: buranın ilk oluşturulduğu dönemden, yani 1850 yılından kalmadır.

Zaten, daha önce buranın ismi “kestane bulvarı” imiş. Bulvar yapıldıktan sonra, Prusya kralı Wilhelm buradan geçiyor ve bundan sonra caddenin ismi, bu olayın anısına “kral caddesi” yani “königsallee” olarak değiştiriliyor.

Günümüzde ise, şehirliler buraya kısaca “kö” diyorlar.

Evet, bu kanalın üzerinde

Yayaların ve araçların geçebildiği köprüler var. Bulvarın her iki yakası arasındaki geçişi sağlamak için, özellikle, yayaların geçmesi için çok sayıda küçük köprü yapılmıştır. Bu köprülerden, bulvarın her iki yanını gezinmek mümkündür.

Bulvar üzerinde, oturup dinlenmek için banklar yerleştirilmiştir. Banklar, genellikle kanala bakıyor, yani banklara oturduğunuzda, kanalı izleyebiliyorsunuz. Bulvarın iki yanında ise, lüks mağazalar sıralanıyor.

Bu lüks mağazalarda mevcut markalardan bazıları: Yves Saint Laurent, Cerruti, Escada, Chanel, Burberry, Armani, Kenzo gibidir. Tabii bunun sonucu olarak, gerek Almanya’nın ve gerekse Avrupa’nın birçok ünlüsü, buraya gelip alışveriş yapıyorlar, yani gezinirken, bir anda, bir ünlü ile karşılaşma olasılığı çok fazladır.

Yalnızca kanalın bulunduğu yerdeki bulvar mı? Hayır, burada, kapalı alışveriş mekanları da bulunuyor. Özellikle: “Sevens” isimli, 7 katlı alışveriş merkezi, muhteşemdir. Burada: marketler, kafeler, restoranlar bulabilirsiniz.

Zaten bulvar üzerinde de, kafe sahipleri, özellikle güzel havalarda, masa ve sandalyelerini, bulvar üzerine yani açık havaya çıkarıyorlar. Zaten, güzel havalarda, bu kafelerde oturmak için masa bulmak bir hayli zor, yani belli bir süre beklemeniz gerekiyor.

Cadde üzerindeki “Kaufhof” binası ise, Almanya’nın ilk Department Store olarak önem kazanmaktadır.

Alışveriş mekanları yanında, şehrin en lüks otelleri de buradadır. Bulvarın köşesinde “Slim Matilda” saati var ve burası, şehirliler için başlıca buluşma yeridir.

Evet, Kö bulvarında alışveriş yapmak istemezseniz ki, fiyatlar aşırı pahalıdır, bu güzel ortamı mutlaka gezin, teneffüs edin diyorum.

Cadde üzerinde, kanalın üzerinde, iki güzel köprü var. Bunlardan en öne çıkanı: Triton çeşmesinin hemen yanındaki “Girardet köprüsü” dür.

Almanya Düsseldorf TRİTONENBRUNNEN ÇEŞMESİ

TRİTONENBRUNNEN ÇEŞMESİ

Burası, caddenin ortasında, nehir havası verilmiş suni gölün kuzey kısmında tarihi bir çeşmedir. Anıt: denizi temsil eden bir deniz savaşçısı bulunduruyor.

Evet, cadde üzerinde bulunan lüks dükkanların önünden ilerleyerek, yürümeye devam ediyoruz. Kanalın bittiği yerde, doğaya yani Ren nehrinin ters istikametine dönüyoruz.

Theodor-Körner caddesinde, Ansons denilen yere varınca, yani yol ikiye ayrılınca, Blumen strabe caddesinde, sağdan ilerleyerek, Martin Luther Meydanına doğru yürüyoruz.

Martin Luther Meydanının ortasında, Almanya’nın ilk Başbakanı Bismark’ın bronz bir heykeli var. Bunun hemen yanında ise, yine şehrin ünlü bir anıtı bulunuyor. Her iki anıtta, yeşillikler içine yerleştirilmiştir.
Meydanın hemen yanında ise, bir kilise görülüyor.

Almanya Düsseldorf BİSMARCK ANITI

BİSMARCK ANITI

Şehir merkezinde, Martin Luther Place bölgesindedir.

1899 yılında, Johann Röttger tarafından, granit temel üzerine bronz olarak yapılmıştır. Otto Von Bismark: 19’ncu yüzyılın, en önde gelen Avrupalı aristokrat ve devlet adamlarından birisidir. 1890 yılında Prusya Başbakanlığı yani Şansölyeliği yapmıştır.

Kendisi: Alman konfederasyonunun kurulması için büyük bir savaş yaşamıştır ve Almanya’nın birleşmesinde büyük katkıları olmuştur.

Almanya Düsseldorf KAİSER-WILHELM ANITI

KAİSER-WILHELM ANITI

Stadtmitte bölgesinde, Martin Luther Platz meydanındadır.

1896 yılında, bronz ve granit olmak üzere, Karl Jansen tarafından yapılmıştır. Ülkede, yurtseverliğin güçlendirilmesi için inşa edilmiştir. Ancak, 70 yıl sonra, 1961 yılında kaldırılır ve 1964 yılında yeniden yerleştirilir.

Ancak, metro inşaatı nedeniyle, 1983 yılında yeniden, bulunduğu yerden kaldırılan anıt: bugünkü yerine, 1987-1988 yılları arasında yeniden yerleştirilir.

Anıtta: Wilhelm: üniforması ve başında kaskı ile güçlü bir at üzerinde görülmektedir. Hemen yanındaki kanatlı zafer tanrıçası, sağ elinde defne dalı ile görülür.

Almanya Düsseldorf JOHANNES KİRCHE-KLAGENFURT
Almanya Düsseldorf JOHANNES KİRCHE-KLAGENFURT

 

JOHANNES KİRCHE-KLAGENFURT

1881 yılında Gotik tarzda yapılmıştır. 4950 kişilik bir Protestan topluluğu olan kilisedir. Hatta, şehirdeki ilk Protestan kilisesidir. 1875-1881 yılları arasında mimar Kyllman und Heyden tarafından yapılmıştır. Şehirde, açık alanda yapılmasına izin verilen ilk Protestan kilisesidir.

Yuvarlak kemer tarzı, kırmızı tuğla görünümlüdür. Sade bir görünüm sunar. Erken dönem İtalyan Rönesans mimari etkileri görülmektedir.

Kilise, dini ibadet yanında, kültürel ve sosyal programların icrası için de kullanılır. Özellikle konserler ilgi çekmektedir. Çünkü: 1989 yılında, org yapımcısı Gerhard Schmid tarafından burada büyük bir org yapılmıştır.

Böylece, bu org; ibadet ve müzik konserlerinin merkezi müzik aracı olmuştur ve diğer araçlar ve koro ile birlikte kullanılmaktadır.

Bunları gördükten sonra, bu kez hedefimiz; şehrin en popüler yeri olan: Altstadt bölgesidir.

Almanya Düsseldorf OLD TOWN-ALSTADT
Almanya Düsseldorf OLD TOWN-ALSTADT
Almanya Düsseldorf OLD TOWN-ALSTADT
Almanya Düsseldorf OLD TOWN-ALSTADT

OLD TOWN-ALSTADT

Kentin bu bölümü: II. Dünya savaşı sonunda, tamamen yıkılmış ve takip eden dönemde, temel duvarları esas alınarak yeniden inşa edilmiştir.

Burada, çok sayıda restoran, genellikle hava güzel olduğunda, cadde ve sokaklara kadar taşan bir insan kalabalığını barındırıyor. Bu kalabalık: garsonlara “köbesse” denilen bira ve elbette kendi kültürlerine uygun olarak “domuz etinin değişik lezzetlerini” tadıyorlar. Zaten, dünyanın “en uzun barı” burada bulunuyor.

Siz, şehir ziyaretinizde, bu bölgeye gittiğinizde, şehrin sakin bölgesinin huzurunu yaşamak için kısa molalar verip, bu restoranlara veya kafeteryalara oturup, gelip-geçeni seyredebilirsiniz.

Burada: ayrıca, sanat ve kültür etkinliklerinin yapıldığı mekanlar da bulunuyor. Bunlar arasında öne çıkanlar:

Geldiğimiz yere, yani Kö caddesinin ucuna geri dönüyoruz. Buradan, doğru, Ren nehri istikametine yürüyerek, Heinrich-Heine Alle denilen yere yöneliyoruz. Bu uzun, güzel ve ağaçlıklı cadde üzerinde ilerlerken, bir süre sonra solumuzda bir müze var. Bunlar, aynı binada, yan yana bulunan: K-20 ve K-21 Müzeleridir.

Almanya Düsseldorf Grabbenpltz-K-20 Sergi Binası

Grabbenpltz-K-20 Sergi Binası

Bina, siyah granit cephesiyle dikkati çekmektedir ve 1986 yılında açılmıştır. Yapıda: 2 bin m. karelik kapalı alanda, iki galeride, Piet Mondrian, Pablo Picasso, Henri Matisse gibi ünlü sanatçıların tabloları ve çizim çalışmaları bulunuyor.

Özellikle, 12 bireysel sanatçının eserlerinin sergilendiği yerde, Pablo Picasso’nun hemen hemen tüm kariyerinin en önemli yaratıcılık aşamasının yaşandığı kübizm tarzındaki eserler görülmeye değerdir. Zaten, koleksiyonun en önemli parçalarını da bunlar oluşturmaktadır.

Yapının arka cephesinde: Amerikalı sanatçı Sarah Moris tarafından, mozaik ile yapılan, 27 metre uzunluğundaki duvar ilgi çekmektedir.

Almanya Düsseldorf Standehaus-K-21 Sergi Binası

Standehaus-K-21 Sergi Binası

Kunstsammlung koleksiyonunun sergilenmesi için, 2002 yılında, bu bina, ek bina olarak açılmıştır. Bina; daha önce, yani 1949-1988 yılları arasında “Kuzey Ren-Vestfalya Federal Eyalet Parlamentosu” olarak kullanılmıştır.

Daha sonra 14 yıl boş kalmıştır. Yapılan restorasyon sonucu: geniş bir plaza şeklinde, merkezi meydanın çevresinde, geçitler içeren dört kanat şeklinde yapılandırılmıştır.

Cam kubbeli çatı dikkati çekmektedir. Dış cephe korunmuş, ama içerideki tüm demirbaşlar çıkarılmıştır. Binada, çok sayıda sanatçı odaları bulunmaktadır.

Müzenin hemen önünde, değişik bir anıt var. Anıt: 1897 yılında, bronz ve granitten, Carl Janssen tarafından yapılmıştır.

Bu iki müzenin hemen ilerisinde, sağ bölümde: Maximilian Weyne Alle bölgesinde, caddenin hemen köşe başında, karşılıklı duran iki tarihi yapı var.

Almanya Düsseldorf RATİNGER KAPISI

RATİNGER KAPISI

Pempelfort bölgesinde, Maximilian Weyne Allee’dedir.

1811-1815 yılları arasında, mimar Adolph von Vagades tarafından, Kılasizm tarzında yapılmıştır. Yapıda: Dor sütunları dikkat çekmektedir.

Bu müzeleri gördükten sonra: hemen kuzeyindeki: Opera binası görülebilir.

Almanya Düsseldorf DÜSSELDORF DEUTSCHE OPERA M RHEİN (OPERA EVİ)

DÜSSELDORF DEUTSCHE OPERA M RHEİN (OPERA EVİ)

Yapı: şehrin dışında, cazip bir konumdadır. Tam yeri: Heinrich Heine Alle ve King caddesi arasındadır. Ancak, Ren nehri kıyısındaki merdivenlere, yürüme mesafesi uzaklıktadır.

Bu opera: Duesseldorf ve Duisburg kentleri arasında yapılan bir işbirliği sonucu doğmuştur. Ren nehrinin bağlantı sağladığına inanılır. Sanatçıların kostüm ve sahne gereçleri, her iki yapı arasında, kamyonlar ile taşınırmış.

1956 yılında kurulduğundan bu yana, burada bir tiyatro topluluğu da vardır. Çünkü, gerek burası ve gerekse Duisburg şehrindeki tiyatro binası: opera ve bale prodüksiyonlarının gösterilmesine uygun şartlar sağlıyormuş.

Theater Duisburg: Opera Merkez Meydanında, King street caddesi üzerinde, Duisburg şehrinin en önemli binalarından birisidir.

Ön cephesi, parlak beyaz, antik bir tapınağın girişini andırır. İlk olarak, mimar Martin Dulfer tarafından tasarlanmış ve 1912 yılında yapılmıştır. 4 katlıdır ve 1652 seyirci kapasitelidir.

Gelelim, Duesseldorf Opera Evine.

Opera evi

ilk olarak, 1875 yılında, mimar Ernst Giese tarafından tiyatro olarak yapılmıştır. İtalyan Rönesans stilindeki bina, Dresden şehrindeki “Semper Opera” binasına benzerlik göstermekte olup, 1260 seyirci kapasitelidir.

II. Dünya savaşı sırasında bombalama sonucu harap olan bina, kapsamlı bir yenileme çalışmasına tabi tutulmuştur. Basit olan ön cephe: 1950’li yıllarda günümüze gelen fuaye ve güze kavisli merdiven, yapının ilgi çeken aksesuarlarıdır.

Yapı: 2006-2007 yıllarında, büyük bir restorasyona tabii tutulur. 1955 yılından kalma, platform teknolojisi değiştirilir, iş ve güvenlik teknolojisi yenilenir, orkestra ve bale prova salonları yapılır.

Günümüzde, salon 1296 seyirci kapasitelidir. Bodrum bölümünde, 50 bin civarında kostüm koleksiyonu bulunmaktadır.

Burada 2 seçenek var. Birinci seçenek: Opera binasının hemen arkasında: Dreischeibenhaus isimli uzun kule binanın hemen yakınındaki şehrin tiyatro binasının görülmesidir. Diğer seçenek ise: müzeler esas alınarak geziye devam etmektir. Tercih sizin.

Almanya Düsseldorf DÜSSELDORF SCHAUSPİELHAUS (TİYATRO)

DÜSSELDORF SCHAUSPİELHAUS (TİYATRO)

Yapı: 1970 yılında, mimar Bernhard Pfau tarafından tasarlanarak yapılmıştır. Yapıldığında, 300 seyirci kapasiteliyken, günümüzde 760 seyirci kapasitelidir.

Cephe: kavisli ve beyaz metal kaplamadır. Ana binada ise: ana sahne ve sahne evi bulunmaktadır.

Burada, klasik yazarların yanı sıra, çağdaş yazarların oyunları da sergilenmektedir.

K-20 ve K-21 müzelerinin bulunduğu caddenin hemen karşısında, yine bir müze kompleksi var.

Almanya Düsseldorf KUNSTSAMMLUNG NORDRHEİN-WESTFALEN (VESFALEN SANAT KOLEKSİYONU)

KUNSTSAMMLUNG NORDRHEİN-WESTFALEN (VESFALEN SANAT KOLEKSİYONU)

Alman Federal Devletinin “Standehaus” isimli sanat koleksiyonu: bu şehirde, üç farklı binada; 10 bin m. karelik kapalı alanda sergilenmektedir. Bu sergi mekanları: K20, K21 ve Schmela Haus’dur ve graben pltz meydanındadır.

Standehaus isimli bu sanat koleksiyonu: 1961 yılından bu yana, satın almalar yolu ile genişletilerek, günümüze ulaşmıştır.

50 yıllık bu süreç boyunca: koleksiyonun sergilendiği “Kunstsammlung Nordrheid Westfalen” müzesi, önemi bir müze olarak, uluslararası ün kazanmıştır.

İlk açıldığında, koleksiyon, yaklaşık 2 haftalık sürede, 60 bin kişi tarafından gezilmiştir.

Schmela Haus Sergi Binası

Bu bina, 2009 yılında, binalar zincirine dahil edilmiştir. Bina ilk olarak, 1971 yılında, Hollandalı mimar Aldo van Eyck tarafından, sanat galerisi olarak; 5 katlı yapılmıştır ve daha sonra: bu bina, Federal Devlet tarafından satın alınmış ve yapılan restorasyonun ardından, 2011 yılında yeni hali ile yeniden açılmıştır.

Bu müzeleri de gördükten sonra, Graben Strabe caddesinde yürümeye devam ediyoruz. Hemen köşede yan yana iki kilise var. Bunlar: Andreas kirche ve Neander kirche kiliseleridir.

Mühlen strabe caddesi üzerinde yürümeye devam ediyoruz, hedef Ren nehri kıyısı. Ağaçlarla karşılaştığınızda, Ren nehri kıyısına ulaştığınızı anlayabilirsiniz. Karşımıza önce büyük bir meydan karşımıza çıkıyor. Burası: Burg Platz yani Kale Meydanıdır.

Almanya Düsseldorf BURG PLATZ-KALE MEYDANI
Almanya Düsseldorf BURG PLATZ-KALE MEYDANI

 

BURG PLATZ-KALE MEYDANI

Ren nehri kıyısında, çok keyifli bir meydandır.

Burada, eskiden barok bir saray yapısı bulunuyormuş ve 1872 yılında yanmış ve 1888 yılında ise tamamen yıkılmıştır. Daha sonraki çalışmalarda, bu eski kale yapısına ait bir kule ortaya çıkarılmıştır.

Bugün kule: Denizcilik müzesi olarak kullanılmaktadır. En üst katında ise bir kafeterya var ve Ren nehrinden geçen gemilerin görkemli görüntüsü sunuluyor.

Meydanın: 1995 yılında, burada restorasyon yapılmış ve savaş sonrası Almanya’nın en güzel meydanlarından biri olarak ödül kazanmıştır. Bu restorasyonda: meydan araç trafiğine kapatılmıştır.

Araç trafiği: Ren nehri kıyısına paralel, yeraltından gitmektedir. Meydanda ise, bisiklete binenler, yürüyenler veya yeşil alanlara kendilerini atarak güneşlenenler görebilirsiniz.

Ren nehri üzerinde tekne gezintisi düşünürseniz: meydanın kıyısındaki gezinti teknelerine binip, şehri kıyıdan görebilecek bir gezinti yapabilirsiniz. 2011 yılında, bu meydanda, gayet muhteşem bir “Türk Festivali” yapıldığı söyleniyor.

Evet, eskiden burada büyük bir kale yani “Duesseldorf kalesi” bulunuyormuş. 1260-1872 yılları arasında mevcut olan kale: 1260 yılında inşa edildikten sonra, 1845 yılından sonra kraliyet sarayı olarak kullanılmış ve daha sonra “Duesseldorf Sanat Akademisi” tarafından teslim alınmıştır.

1872 yılında ise, büyük bir yangın, yapıyı tamamen yok eder. Yalnızca: kale kulesi kalır. Yangından sonra, kule restore edilir. 1943 yılında ise, bir hava saldırısında, kule yeniden hasar görür. Daha sonra, yeniden restore edilir.

Eski kalenin kulesi (Schlossturm) : günümüzde, 1984 yılından bu yana, bir müzeye ev sahipliği yapmaktadır.

Almanya Düsseldorf SCHİFFAHRT MUSEUM-DENİZCİLİK MÜZESİ
Almanya Düsseldorf SCHİFFAHRT MUSEUM-DENİZCİLİK MÜZESİ

 

Almanya Düsseldorf SCHİFFAHRT MUSEUM-DENİZCİLİK MÜZESİ

SCHİFFAHRT MUSEUM-DENİZCİLİK MÜZESİ

Burgplatz meydanındadır.
Şehir eski sarayından, günümüze kalan tek yapı olan, Burgplatz Schlossturm kulesinde bulunmaktadır. Müzede: Ren denizcilik tarihiyle ilgili olarak, 1984 yılından günümüze, denizcilik ekipmanları sergilenmektedir. Etkileyici giriş bölümünde, ücret ödeyerek müzeye giriliyor.

Önce, kulenin bodrum katında sergilenen eserler görülür. Burada, Ren nehri hakkında ayrıntılı bilgi verilmektedir. Ren nehrinde ilk kullanılan gemilerin modelleri sergilenmektedir. Bir döner merdiven ile, kulenin üst bölümlerine çıkılabilmektedir.

Yelken, römork veya buhar gücüyle çalışan her türlü gemi örnekleri görülebilmektedir. Ayrıca, ekranlardan, görüntülü açıklamalar da yapılmaktadır.

Burgplatz bölgesinde, bir de “Şehir Anıtı” bulunuyor. Anıt sembollerle doludur.

Almanya Düsseldorf Mark Platz

Burada, önce: güneydeki “Mark Platz” meydanına gidiyoruz. Bu meydanda bulunan, anıt ve yapılar şunlardır.

Almanya Düsseldorf RATHAUS-BELEDİYE BİNASI

RATHAUS-BELEDİYE BİNASI

Altsdadt bölgesinde, Mark platz meydanındadır.

Yapı: 1570-1573 yılları arasında mimar H. Tussman tarafından yapılmış, 1749 yılında yeniden tasarlanmış, 1958-1961 yılları arasında ise yeniden yapılandırılmıştır. Yapı: birbirinden farklı dönemleri ifade eden, 3 binadan oluşmaktadır.

İlk bina: Old Town Hall, ikinci bina: New Town Hall ve eski Grupellohaus, üçüncü bina: yönetim bölümüdür. Her Çarşamba, saat: 15.00’de, ücretsiz rehberli turlar düzenlenmektedir.

Meclis salonunda: Domenico Zanetti ve Johannes Spilberg tarafından yapılan çatı resimleri ilgi çekmektedir. Dünyanın bu en eski ofis binasını gezmelisiniz.

Belediye binası önünde: Prens Johann Wilhelm II. Anıtı bulunuyor. Bu şahıs: 1679-1716 yılları arasında yaşamıştır.

Almanya Düsseldorf JOHANN WİLHELM II-OCA WELLEM ANITI

JOHANN WİLHELM II-OCA WELLEM ANITI

Belediye binası önünde, Markplatz meydanındadır. Şehirliler, sevgileri nedeniyle, kendisine: Oca Wellem demektedirler.
1711 yılında, Gabriel de Grupello tarafından, bronzdan yapılmıştır. İmparator ise, 1716 yılında ölmüştür.
Anıtın simgelediği Oca Wellem: 1658-1716 yılları arasında yaşamıştır. Alplerin kuzeyinde, en güzel binicilik heykellerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Almanya Düsseldorf MARY SÜTUNU

MARY SÜTUNU

Karlstadt bölgesinde, Markplatz meydanındadır. 1872-1873 yılları arasında, Renn isimli sanatçı tarafından, kutsal Maria adına, dini özellikler ön planda tutularak yapılmıştır.

Bunları gezdikten sonra, yeniden kale meydanına geri dönüyoruz ve gezimize devam ediyoruz.

Meydanın hemen arkasında, Ren nehrine bakan cephesiyle görülen bir kilise yapısı var.

Almanya Düsseldorf ST LAMBERTUS KİRCHE

ST LAMBERTUS KİRCHE

Şehrin ana Katolik kilisesidir.

İlk olarak, 1394 yılında: Gotik tarzda inşa edilmiştir. Katolik kilisesidir. Büklümlü ve sivri bazilikası: şehrin silüetine etkilidir. Kulenin burgulu olması ilginçtir.

1634 yılında: kilisenin hemen yanındaki bir mühimmat deposu patladı ve çıkan yangın kiliseyi de etkileyerek, özellikle gotik iç bölümün büyük ölçüde tahrip olmasını sağladı. Yalnızca koro yeri ve bazı küçük bölümler, alevlerden kurtarıldı.

Takip eden dönemde, Prens Oca Wellen döneminde (kendisinin meydanda atlı bir heykeli bulunmaktadır) şehir hiç olmadığı kadar popüler oldu ve aynı dönemde kilise yeniden inşa edildi.

Ancak, bu kez: 11 Ocak 1815 tarihinde, kiliseye yıldırım çarptı ve çan kulesi ile kilise ve bitişikteki evler etkilendi. Kule: Josef Wimmer denilen bir usta tarafından kurtarıldı. Yalnız kulenin restorasyonunda, taze yani yaş ahşap kullanılmış ve ahşap kuruyunca, bükülmüştür.

Bu bükülme nedeniyle, kulede değişik bir görünüm ortaya çıkar ve şehrin simgesi haline gelir. İnanışa göre: bakire Lambertuskirche, evlendiğinde, kulenin bu çarpıklığı düzelecekmiş.

Kilisenin bazilikasındaki sunak bölümünde, şehrin koruyucu azizi, St. Apollinaris’in mezarı ve kutsal emanetleri bulunmaktadır. St. Lambert: 705 yılında şehit edilmiştir.

Ancak, kalıntıları, 1665 yılından bu yana, kilise sunağında bulunmaktadır. Kendisi, 1394 yılından bu yana, şehrin koruyucu azizi olarak bilinmektedir. Her yıl 23 Temmuz tarihinde anma günü düzenlenmektedir.

Kiliseyi ziyaret ederseniz, özellikle, hazine odasındaki altın ve gümüş kalıntıları görmenizi öneririm.

Bu kilisenin hemen arkasındaki sokakta yine bir kilise görülüyor.

Almanya Düsseldorf KREUZHERREN KİRCHE (HAÇ ŞÖVALYELERİ KİLİSESİ)

KREUZHERREN KİRCHE (HAÇ ŞÖVALYELERİ KİLİSESİ)

1445 yılında inşa edilmiştir. İlk yapıldığında, birinci kat kilise ve manastır, zemin kat ise hastane olarak kullanılmıştır. 1549 yılında, yapı, manastıra dönüştürülmüştür.

Günümüzde de ibadet yeri olarak kullanılmaktadır. Şehrin ilk inşa edildiği yıllardaki resimlerde, bir mihenk taşı gibi göründüğü söyleniyor.

Günümüzde ise, özellikle, Johann Friedrich Sichelbein tarafından yapılan barok alçı tavan dikkat çekmektedir.

Buradan sonra, kuzeye, yani Ren nehri kıyısından yürümeye devam ederseniz, karşınıza önce, bir konser salonu ve sonra yine birkaç müze çıkıyor. Evet, B1 karayolunu yani Ren nehrine paralel uzanan karayolunu takip edersek, hemen sağımızda büyük bir yapı var.

Almanya Düsseldorf TONHALLE (KONSER SALONU)

TONHALLE (KONSER SALONU)

Burası, şehirdeki bir konser salonudur. Wilhelm Kreis isimli bir mimar tarafından 1926 yılında inşa edilmiştir.

Aslında başka amaç için yapılmış olmasına rağmen, 1970 yılında konser salonu haline getirilmiştir.

2005 yılında ise, tamamen modern bir ortam yaratılmıştır. Özellikle, akustik ve aydınlatma sistemi muhteşemdir. Çünkü: gece, gökyüzünün altında konser veriliyor izlenimi yaratılmıştır.

Burada, yılda 450 konser düzenlenmekte ve yaklaşık 300 bin izleyiciye ulaşılmaktadır. Almanya’nın bu en güzel konser salonunu, mutlaka görmelisiniz ve özellikle, klasik müziğe merakınız varsa, burada mutlaka bir konser izlemelisiniz. Sanki yıldızların altında, konser izliyorsunuz gibi hissedeceksiniz.

Salonda: 130 müzisyenden oluşan, Duesseldorf Senfoni Orkestrası eserlerini sergilemektedirler. Bu orkestra, yaklaşık 400 yıl önce bir belediye orkestrası olarak kurulmuştur. Gerek burada ve gerekse konuk olarak başka yerlerde verdikleri konserlerle, haklı bir üne sahiptirler.

Tonhalle binasının hemen arkasında, şehrin en güzel parklarından biri bulunuyor. Bu parka biraz zaman ayırıp, sonra yeniden gezimize kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Almanya Düsseldorf HOFGARTEN

HOFGARTEN

Burası, mimar Nicolas de Pigage tarafından planlanan ve uygulanan, Almanya ülkesinde, halka açık ilk park alanıdır.
Park alanında: bir müze var. Goethe Müzesi olarak kullanılan Jagerhof sarayı. Ayrıca, Hofgarten evleri ve ünlü bazı sanatçıların heykelleri görülebilmektedir.

Yürümeye devam ettiğimizde, hemen sağda, yine başka bir bina var.

Almanya Düsseldorf NRW-FORUM KÜLTÜR UND WİRTSHCHAFT (Vestfalen KÜLTÜR VE İŞ FORMU)

NRW-FORUM KÜLTÜR UND WİRTSHCHAFT (Vestfalen KÜLTÜR VE İŞ FORMU)

Ehrenhof bölgesindedir.
1998 yılında açılmış ve o günden bu yana, sergiler ve çeşitli: estetik, sosyal ve ekonomik etkinlikler ile, kendisini tanıtan bir isim olmuştur. Aynı zamanda: yüksek ve popüler sanat eserlerinin: toplanması, restorasyonu ve dağıtımında ev sahipliği yapmaktadır.

Aynı cadde üzerinde yürümeye devam ettiğimizde, bu kez, yine sağ bölümde: Kunst Palast müzesi karşımıza çıkıyor.

Almanya Düsseldorf KUNST PALAST (MÜZE VE SANAT SARAYI)
Almanya Düsseldorf KUNST PALAST (MÜZE VE SANAT SARAYI)

 

KUNST PALAST (MÜZE VE SANAT SARAYI)

Old Town’un kuzeyindedir.

Şehrin en eski sergi binasıdır. Serginin bulunduğu bina, Eylül 2001 tarihinde yeniden açılmıştır.
Koleksiyonda, 18’nci yüzyıldan bu yana toplanan: resim, heykel, çizimler, grafikler, el sanatları, fotoğraflardan ve cam eserlerden oluşan, yaklaşık 100 bin eser bulunmaktadır.

Cam koleksiyonunda, Roma döneminden günümüze kadar cam sanatının gelişiminin öyküsünü izleyebilir ve görebilirsiniz.

Burada, Avrupa’nın en kapsamlı cam koleksiyonu var.

Gerek müzenin yönetimi ve gerekse eserlerin kontrolü, kurulan bir vakıf tarafından yürütülmektedir. Cam eserler, ayrı bir yerde sergileniyor.

Serginin resim bölümünde: Anna Maria Luisa de Medici ve Johann Wilhelm von der Pfalz’ın, Rönesans ve Barok döneme ait önemli eserleri bulunmaktadır.

Ren sanat fotoğrafları arşivinde ise, yaklaşık 6000 fotoğraf bulunmaktadır. Ayrıca, müzede özel ve geçici koleksiyonlar da sergilenmektedir. Müzede, Robert Schumann salonunda ise, oda müziği programları sunulmaktadır.

Müzenin hemen arkasında, yine ilginç mimarisiyle dikkati çeken “Hauptverwaltung” binası görülüyor.

Onun hemen arkasında, yine ilginç bir mimari yapısı ve yüksek kulesi ile, “Victoria-Hochhaus” binası görülüyor.

Müzenin hemen ilerisinde, Ren nehrinin kıyısında ise, bu bölgedeki son durağımız olan: “Rheinterrasen” denilen ve Ren nehrinin panoramik manzarasının izlenebildiği bir yer bulunuyor.

Buradan sonra, geldiğimiz yoldan; Schlosstrum kulesine kadar geri dönüyoruz. Daha güneye doğru devam ettiğimizde, Old Town bölgesinin güneyindeki birkaç yeri daha gezeceğiz. Bunların başında: Film müzesi bulunuyor.

Citadell strabe isimli caddede ilerlediğimizde, bu müze ile karşılaşıyoruz.

Almanya Düsseldorf FİLM MUSEUM-MÜZESİ

FİLM MUSEUM-MÜZESİ

Old Town bölgesinin merkezinde, 1993 yılında kurulmuştur.
Daimi sergi bölümünde : 2200 m. karelik bir alanda, sinema öncesi ve erken tarihlere ait teknik donanım sergileniyor.

Bunlar arasında: 1880’lerden kalma, film projeksiyon cihazı ve fotoğraf makinaları görülmektedir. Ayrıca, stüdyo ve animasyon teknikleri sergileniyor.

Bu daimi koleksiyon yanında: filmlerden oluşan geniş bir koleksiyon arşivi ve kütüphane ve bir ev sineması bulunuyor. Koleksiyonda: 500 bin fotoğraf, 25 bin civarında film posteri-afişi, gazete kupürleri ve 5500 adet film ve 12 bin adet video bulunuyor.

Koleksiyonun özel bir bölümü: gölge oyunları topluluğudur. Burada, 13.500 tane gölge oyunu kuklası bulunduğu söyleniyor. Ayrıca: gölge oyunu sahnesi, aksesuarları da var.

Ayrıca: müzede, ülkenin dört bir yanındaki okullardan ve diğer eğitim kurumlarından gelenler için: sinema ve medya eğitim programları, geziler, seminerler ve atölye çalışmaları yapılmaktadır.
Müzedeki kütüphane bölümünde ise, 27 bin kitap bulunmaktadır.

Burada: Film Müzesinin hemen arkasında, bir kilise var.

Almanya Düsseldorf BERGER KİRCHE

BERGER KİRCHE

Altstadt bölgesinde, Berger Strasse caddesindedir. 1683-1687 yılları arasında yapılmıştır.
Burası şehirde ilk açılan 31 Protestan kilisesinden biridir ve yapıldığı dönemde Protestan kiliselerinin cadde üzerinde yapılmasına izin verilmiyordu.

Bu yüzden kiliseye küçük bir iç avludan geçilerek ulaşılmaktadır. Yapı: barok iç Alman Rönesans tarzında, tuğla yüzlü duvar ile bir salon şeklinde inşa edilmiştir. II. Dünya savaşındaki bombardıman dönemine kadar, hiç değişmeden kalmıştır.

1960’ların başında, kilise, aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilmiştir. Ancak, Martin Luther Meydanındaki, St. John kilisesi tamamlanınca, buradaki düzenli ibadete son verilmiştir. Günümüzde, burada yalnızca, özel ayinler, düğün ve konserler düzenlenmektedir.

Kiliseyi gördükten sonra, Film müzesi önüne dönüyoruz ve aynı cadde üzerinde ilerlediğimizde, Berger Alle bölgesinde, Backer strabe caddesi üzerinde, bu kez: yine bir müze karşımıza çıkıyor.

Şehrin en eski müzelerinden birisidir. 1873 yılında, müze kurulmuştur. Müzenin 3 katında, farklı temaların yansıtıldığı koleksiyon sergilenmektedir.

Müzenin bulunduğu yerden ve hatta birçok yerden görülen büyük bir köprü var. Ren nehrinin her iki yakasını birbirine bağlayan bu büyük köprü:

Almanya Düsseldorf OBERKASSELER KÖPRÜSÜ

OBERKASSELER KÖPRÜSÜ

Oberkassaler, Ren nehrinin öte yakasıdır ve her iki yakayı birleştiren bu köprü ise, 1967-1969 yılları arasında, mimar Friedrich Tamms tarafından yapılmıştır.

Ancak, bu köprünün bulunduğu yerde, ilk olarak: 1896 yılında bir köprü bulunuyormuş ve bu köprü, II. Dünya savaşı sonundaki bombardıman sonucu imha edilince, yerine, uzun yıllar kullanılan, bir duba köprü yerleştirilmiştir.

1946 yılına gelindiğinde ise, kalıcı bir köprü yapılmıştır. Günümüzdeki köprü: 47.5 metre yüksekliktedir.

BÖLGEDE GEZİLECEK DİĞER YERLER

PEGELUHR

1990 yılında inşa edilen kule yapısı, Ren nehri kıyısında bulunan bir saattir. Ama, aynı zamanda, nehrin su seviyesini göstermektedir. Ren nehrinin su seviyesinin bilinmesinin önemi: nehir üzerinde hareket eden nakliye gemilerinin hareketini etkiler.

Su seviyesi, belli oranlara düştüğünde, nakliye geçici olarak durdurulur. Su seviyesi, nehrin geçtiği diğer şehirlerdeki seviye ile orantılanır.

Ayrıca, Ren nehrinin taşkın olasılığı, buradan takip edilir. Bu şehirde, Köln şehrindeki gibi büyük taşkınlar olmaz. Çünkü, burada, nehrin sol akış yönünde park ve büyük çayırlık alanlar bulunmaktadır.

Almanya Düsseldorf HABAKUK HEYKELİ

HABAKUK HEYKELİ

Old Town bölgesinde, Graben Platz meydanındadır. 1929 yılında, sanatçı Max Ernst tarafından, bronz olarak yapılmıştır. Max Ernst: 1891 yılında Almanya’da doğan bir heykeltıraştır.
Heykel: bronz kaide üzerine, 4 parça döküm şeklinde yapılmıştır.

Yüksekliği: 3.9 metredir. Ağırlık: 2200 kg. dır. Bu patlak gözlü, büyük gagalı, koyu renkli kuş: söylenenlere göre, sanatçının hayranlık duyduğu bir kuşun ölümünün kendisinde yarattığı etki sonucu ortaya çıkmıştır.

Habakuk: MÖ.620 yılında yaşamış bir kahindir. Aynı zamanda, sahte bir Yahudi peygamberi olduğu da söylenir.

Almanya Düsseldorf GÜZEL SANATLAR AKADEMİSİ

GÜZEL SANATLAR AKADEMİSİ

Old Town bölgesinde, Eiskeller strabe caddesindedir.

1972 yılında, Norbert Kricke tarafından kurulmuştur. Bugüne kadar Düsseldorf’lu sanatçılardan bir kısmı: ressam Jörg İmmendorff, heykeltıraş Thomas Schütte ve fotoğraf sanatçısı Andreas Gursky’dir.

Bu bölümdeki gezimizde: Ren dolgu bölgesi ve liman bölgesini geziyoruz. Önce: Ren nehri kıyısındaki, İspanyol merdivenlerini göreceğiz ve sonra, buradan limana yani güneye doğru yürüyerek ilerleyeceğiz.

Almanya Düsseldorf REN DOLGU BÖLGESİ
Almanya Düsseldorf REN DOLGU BÖLGESİ

 

REN DOLGU BÖLGESİ

1990-1997 yılları arasında, mimar Niklaus Fritschi tarafından yapılmıştır. Roma şehrini görenler için, “İspanyol Merdivenleri” benzetmesi yapılabilir.

Özellikle yaz aylarında, deniz havası yaşamak isteyen şehirliler tarafından yoğun olarak ziyaret edilen bir yerdir.
Şehrin, ana caddelerinden biri olarak kullanılan yere inşa edilmiş, basamaklar şeklindedir. Ren nehrinin dalgaları, bu basamak-kaldırımları etkilemektedir. Burada, araç trafiği yok, yani alan trafiğe kapalıdır. Araçlar, yerin altındaki tünellerden gidiyorlar.

Evet, burada, yani Ren kıyısındaki merdivenlerde, gece-gündüz-hafta sonunda inanılmaz hareketlilik yaşanıyor. Ama, en güzel olan nedir biliyor musunuz? ;

Siz burada otururken, sizi hiç kimsenin rahatsız etmiyor olmasıdır. Burada, sokak sanatçıları gelir gösteriler yaparlar ve o kadar insan içinde hiçbir huzursuzluk yaşanmaz. Yanınıza gelip bir şeyler satmak için uğraşanlar göremezsiniz, otururken tam karşınızda, televizyon kulesinin eşlik ettiği, muhteşem güzel bir şehir manzarası izleyebilirsiniz.

Almanya Düsseldorf MEDİA HARBOUR
Almanya Düsseldorf MEDİA HARBOUR

 

MEDİA HARBOUR

Ren merdivenlerinin güney bölümü sonundadır. Buraya: “Basın Limanı” da deniliyor.
Bu bölgede, eskiden şehrin limanı bulunuyormuş. Ancak, daha sonra, buradaki metruk yapılar, çeşitli mimarlar tarafından dekore ve restore edilerek, bambaşka bir ortam yaratılmıştır.

Yaratılan bu ortamdaki konutlara ise, genellikle Medya kuruluşları yerleşmiştir ki, bunların başında “WDR” ve “CNN” gelmektedir. Zaten, bu nedenle, değişen bölgenin ismi “Media Harbour” olmuştur.

Ancak, sadece medya kuruluşlarının ofisleri değil, limanda birçok restoran, kafeterya, bar, diskotek ve otel yapılmıştır.

Ancak: liman her ne kadar değişmişse de, bölge hala liman atmosferini korumaktadır. Çünkü: tarihi anıtlar, vinçler, rıhtım duvarları, merdivenler, dökme demir babalar, parmaklıklar ve demiryolu, aynen korunmuştur.

Buraya yolunuz düşerse: özellikle mevcut restoranlardan birkaçına girmeyi ve buraya has bir lezzet olan “köri soslu” yemeklerden tatmanızı öneririm.

Bu bölgede: ayrıca: Eyalet Parlamento binası ve şehrin en yüksek yapısı olan; Rheinturm yani TV kulesi bulunuyor.

Almanya Düsseldorf LANDTAG OF NORTH RHİNE-WESTPHALİAN-KUZEY REN-VESTFALYA EYALET PARLAMENTOSU

LANDTAG OF NORTH RHİNE-WESTPHALİAN-KUZEY REN-VESTFALYA EYALET PARLAMENTOSU

Liman bölgesinde, Rheinturm kulesinin hemen yanındadır.
1982-1988 yılları arasında mimarlar Eller, Maier ve Walter tarafından yapılmıştır.

Almanya Düsseldorf RHEİNTURM-REN KULESİ
Almanya Düsseldorf RHEİNTURM-REN KULESİ

 

RHEİNTURM-REN KULESİ

Kulenin yapımına: 1979 yılında başlanmış ve 1981 yılında tamamlanmıştır. Üzerinde, radyo, televizyon ve FM verici antenleri bulunmaktadır. Şehrin en yüksek yapısıdır. 22.5 bin ton ağırlığındadır.

Kule, toplamda 240.5 metre yüksekliktedir. 172’nci metrede, gözlem güvertesi ve panoramik bir restoran bulunmaktadır. Buradan, şehrin peyzajı ve nehir üzerinde, şehir silüetine güzel bir görüntü vermektedir.

Kuleye, asansör ile çıkmak mümkündür ve şehrin muhteşem bir panoramik manzarası ile karşılaşırsınız. Her gün, saat: 10.00 ile 23.30 arasında ziyarete açıktır. Kulenin üzerinde bir dijital saat var ve bu, dünyanın en büyük dijital saatidir.

Evet, 3.5 Euro ücret ödeyerek, bu kuleye mutlaka çıkmanızı öneririm. Restoran pahalı ama, bu şaşırtıcı görüntüyü görmek için bu yolculuğa değer.

Kulenin hemen yanında: Stadttor bulunmaktadır.

STADTTOR

Avrupa’nın en iyi ofis binası ödülünü almıştır. Yapı: cam, çelik, ahşap ve taş unsurlardan yapılmıştır. Temel olarak, şeffaflık esas alınmıştır. Yerden yükseklik: 73 metredir. Toplam 20 kat bulunmaktadır. 1992-1998 yılları arasında inşa edilmiştir.

Binada: ulusal ve uluslararası birçok firma, ofis kiralamıştır. Hatta: Kuzey Ren Vestfalya Başbakanı konutu da, yapının orta katlarındadır.

Bu bölümdeki gezimizde, şehir merkezinin güneyinde, güzel bir saray yapısı, içinde 2 müze ve önünde muhteşem bir park var. Şehirde zamanınız varsa, burayı görmenizi öneririm.

Almanya Düsseldorf SCHLOSS BENRATH SARAYI-PARKI
Almanya Düsseldorf SCHLOSS BENRATH SARAYI-PARKI
Almanya Düsseldorf SCHLOSS BENRATH SARAYI-PARKI

 

SCHLOSS BENRATH SARAYI-PARKI

Şehir merkezinin güneyinde, Benrather Schlossalee bölgesindedir. Şehir merkezinde, ana tren istasyonundan, 6 dakika uzaklıktadır. Saraya giriş ücreti, 4 Euro’dur. Pazartesi günleri kapalıdır.

Burada ilk yerleşimcilerin oluşturduğu köy, kaleye paralel olarak gelişmiştir. İlk Roma Katolik kilisesi ise, 13’ncü yüzyılda yapılmıştır. 1929 yılında, Benrath, şehrin bir parçası haline gelmiştir. Muhteşem bir saray yapısıdır. Ayrıca, bu güzel saray yapısının hemen önünde, yine büyük bir göl ve park bulunuyor.

Buradaki kale yapısı: 1756-1773 yılları arasında, mimar Nicolas de Pigage tarafından, rokoko-klasizm tarzında yapılmıştır. Yapılış amacı: Carl Theodor için bir av sarayıdır. Dışarıdan 2 katlı, içeriden 4 katlıdır.

Yapının bahçesi: Blossoming bahçeleri: gizli havuzları, kıvrımlı yolları ile, ziyaretçilere hoş zaman geçirme imkanları yaratmaktadır. Bu park içinde mutlaka bir yürüyüş yapmanızı öneririm. Günümüzde: bahçeleriyle birlikte toplam 60 hektar alana yapılan bu sanatsal binalar topluluğu içinde, Avrupa’nın en nadir toplama eserleri bulunan, 3 müze var.

Ana saray binası: resimler, mobilya ve porselenler ile dikkat çekiyor. Ayrıca: 18’nci yüzyılın ikinci yarısının yaşamına ait izler görülmektedir. Burada: ülkeye gelen önemli ziyaretçiler (1965 yılında Kraliçe Elizabeth, 1988 yılında Michail Gorbastchow gibi) konaklıyorlar.

MUSEUM FÜR EUROPAİSCHE GARTENKUNST-AVRUPA PEYZAJ SANAT MÜZESİ

Giriş ücretlidir. Yetişkin: 5 Euro, çocuklar ve gençler: 2 Euro’dur.

Nisan 2002 tarihinde, Benrath Sarayının doğu kanadında açılmıştır. Serginin kapalı alanı, yaklaşık 2000 m karedir. Müzede bulunan 7 odada sergilenenler: heykel, resim, baskı, porselen, kitap, modeller ve modern bahçe sanatı temalarıdır. Bunlar arasında: İngiliz peyzaj, İtalyan Rönesans stilleri bulunmaktadır.

MUSEUM FÜR NATURKUNDE-DOĞA BİLİMLERİ MÜZESİ

Benrath sarayının batı bölümündedir.

Bu müzede, özellikle Aşağı Ren Havzası doğal tarihi ve yeşil kırsalı ile ilgili objeler sergilenmektedir. Bölgenin: fauna ve florasına ait bitkiler ve ağaçlar görülmektedir.

Bu müzenin ziyaretçileri özellikle: sabah erkan saatlerde, hatta şafak vaktinde gelip, müzenin önündeki parktaki kuşları izliyorlar. Çünkü, kuşların sabahın ilk saatlerindeki sesleri, inanılmaz güzelmiş.

Bu kez, şehir merkezinin kuzey bölümünü geziyoruz. Burada: şehrin en eski tarihi kalıntısı, eski bir kale kalıntısı bulunuyor. Hedefimiz: Kaiserswerth bölgesidir.

Almanya Düsseldorf KAİSERSWERTH-BARBAROS-PFALZ
Almanya Düsseldorf KAİSERSWERTH-BARBAROS-PFALZ

       

KAİSERSWERTH-BARBAROS-PFALZ

Şehir merkezinin kuzey bölümünde: tarihi özellikleri ön plana çıkan bir yerdir. Şehir merkezine, otobüs ile 20 dakika uzaklıktadır. Yani, 8 km. uzaklıktadır.

Yılın her döneminde, ziyaretçilere güzel bir ortam sunar. Buranın merkezinde: Kaiserpfalz denilen cadde bulunmaktadır. Bölgede, bir tarihi kalıntı bölgesi, kafeler ve bira bahçeleri bulunmaktadır.

Almanya Düsseldorf Kaiserpfalz

Kaiserpfalz

Ülkenin efsanevi imparatoru Friedrich Barbarossa’nın; Ren nehri kıyısındaki; 10-12’nci yüzyıllar arasında yapıldığı düşünülen, Ortaçağ kraliyet sarayı kalıntılarının bulunduğu yer olarak önem kazanmaktadır.

Burası, bir zamanlar, Ren nehri üzerindeki en büyük ve etkileyici kale imiş. Burası daha sonra kraliyet sarayına dönüştürülmüştür. Bu eski imparatorluk sarayı kalıntıları, ücretli olarak (3 Euro) gezilebilmektedir.

Günümüze kadar yapılan arkeolojik kazılarda: yapının 1.5 ile 4 metre arasında kalınlığında; 50 metre uzunluğundaki etkileyici duvarları ortaya çıkarılmıştır.

İmparatorluk sarayı kalıntılarının hemen karşısındaki bahçeler içinde: bölgede yaşamış, 5 tarihe mal olmuş kişinin büstü bulunuyor. Bunlar arasında, benim dikkatimi çeken, ünlü bir hemşire olan ve İstanbul’da bir hastaneye adı verilmiş olan Florence Nightingale’dir.

Yanılmıyorsam, bu hemşire, Kırım savaşı sırasında, İstanbul’a gelerek, bir süre günümüzde “Kuleli Askeri Lisesi” binasında, o yıllarda kurulan hastanede görev yapmıştır. İmparator sarayı kalıntılarının hemen yanındaki alanda “Galeria Burghof” isimli bira bahçesini görmenizi öneririm.

Bu saray kalıntısının hemen arkasında, üç etkileyici bina var. Bunlar: Nordtrakt, Mitteltrakt, Foyer und Zweiter Teil ve Südtrakt binalarıdır. Bu binaların hemen arkasında, yine yüksek bir bina: Klstertrakt und Kapelle binası görülüyor.

Bölgede: “Değirmen kulesi” denilen bir sokak var. Bu sokak ta, çok sayıda tarihi bina barındırmaktadır. Sokakta, ayrıca 1852 yılında inşa edilen, uzun cephenin diğer tarafından bulunan, bir “kadın hastanesi” bulunmaktadır.

Yine burada, 11 ve 13’ncü yüzyıllar arasında inşa edilmiş “St. Suitbertus Basilica” sı bulunuyor. II. Dünya savaşındaki bombardımandan üst düzeyde etkilenen yapı, daha sonra kapsamlı restorasyona tabii tutulmuştur.

Clement köprüsü: yerleşim yeri ile, Ren nehri üzerindeki eski ada arasında: 1759 yılında yapılmış bir köprüdür. Köprü üzerinde bulunan “çift başlı kartal” eski imparatorluk simgesidir.

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER

Almanya Düsseldorf CARLSTADT

CARLSTADT

Şehrin merkezine yakın bir semttir. Kö caddesi ile Ren nehri arasında kalan bölümdür.
Buradaki evlerin çoğunda, Barok cepheler dikkat çeker ve aynı zamanda, yaklaşık 100 yıllıktırlar.

Ayrıca, bu evlerin çoğunda, çeşitli sanatçıların atölyeleri bulunmaktadır. Bunların yanında: çeşitli butikler, antika eşya satıcıları ve sanat atölyeleri bulunmaktadır. Bu bölümde, ara sokaklarda, sıkılmadan yürüyerek dolaşabilirsiniz.

Almanya Düsseldorf SCHLOSS MOYLAND MUSEUM-JOSEPH BEUYS KOLESKİYONU

SCHLOSS MOYLAND MUSEUM-JOSEPH BEUYS KOLESKİYONU

Burası: şehrin Kunsthalle denilen bölgesinde, eski bir sanat müzesidir. İsmini aldığı: Joseph Beuys: 1921-1986 yılları arasında yaşamış, bir Alman heykel ve grafik sanatçısıdır. 20’nci yüzyılın en etkili sanatçılarından birisi olarak kabul edilmektedir.

Kendisi: birçok yerel sanatçıya ait, 5000 eser toplamış ve büyük bir koleksiyon oluşturmuştur. Bu koleksiyon, 14’ncü yüzyılda, Schloss Moyland’ın konutu olarak yapılan sitede 1986 yılından itibaren sergilenmeye başlamıştır.

Müze binası, II. Dünya savaşındaki bombardımandan etkilenip hasar görmesine rağmen, yeniden restore edilmiş ve bu restorasyonda, özellikle, neo-gotik dış cephesi orijinalliğini korumuştur.
Müze yapısının birinci katında: odalarda, Beuys koleksiyonu sergilenmektedir.

Almanya Düsseldorf GOETHE MUSEUM

GOETHE MUSEUM

Schloss Jagerhof bögesindedir. Yani, Altstadt bölgesinin hemen doğusunda kalıyor, yani merkeze pek uzak değil, merakınız varsa, rahatlıkla ulaşıp gezebilirsiniz.

Goethe’nin hayatı, çalışmaları, ana teması ile ilgili, yaklaşık 1000 parça obje, burada bulunan 11 odada sergilenmektedir. Bu objeler arasında: ünlü şairin: bireysel çalışmalarının ilk sürümleri, taslak el yazmaları ve mektupları bulunmaktadır.

Almanya Düsseldorf EKO HOUSE-JAPON KÜLTÜR EVİ

EKO HOUSE-JAPON KÜLTÜR EVİ

Ren nehrinin karşı kıyısında, Niederkassel bölgesinde, Bruggener Weg alanındadır.
Japon kültür evi: 1993 yılında kurulmuştur. İçinde: bir kütüphane, uluslararası bir anaokulu ve Avrupa’nın tek Budist tapınağı bulunmaktadır.

Ayrıca: çay odası ve Japon bahçeleri de var.

Buranın en büyük özelliği: bir Japon vatandaşının kendi geleneklerine göre yaşayabilmesi ve yerel insanların yani Düsseldorfluların, Japon gelenekleri ve kültürünü görüp tanımalarının sağlanmasıdır.

Burada, düzenli olarak: konserler, müzik ve tiyatro gösterileri, bahçe partileri, çay törenleri, Budist bayram kutlamaları yapılmaktadır.

NEANDERTHAL ADAMI MÜZESİ

1856 yılında tesadüfen bulunan ve “Neandertal Adamı” olarak dünyaca ünlenen iskeletin bulunduğu bir müzedir. Burada: arkeolojik nesneler ve antik malzemeler bulunmaktadır. Bunlar, insanlık tarihinin gelişimini açıklamaktadırlar.

Yalnız, bu müze, şehir merkezine bayağı uzaktır. Neanderhöhe bölgesinde, şehrin kuzeydoğusundadır.