İspanya Granada

İspanya Granada

İspanya Granada: Şehrin diğer ismi “Gırnata” ve “Grenada” dır.

Granada şehrinin İspanyolca da anlamı “Nar” demektir. Buranın coğrafi konumunu anlatmadan önce, turistik konumundan söz etmek istiyorum: Granada, 25 dakika uzaklıktaki Sierra Nevada dağında kayak yapılabilen, 30 dakika uzaklıktaki “Costa Tropical” adlı plaj bölgesinde denize girilebilen bir yer olarak önem kazanmaktadır.

Sonra ise, şehir merkezindeki tarihi özellikleri dikkat çeker.

Evet: İspanya ülkesinde, Andalucia özerk topluluğunun başkentidir. Ülkenin en büyük 13’ncü şehridir.

Şehir: Sierra Nevada dağlarının eteklerinde, üç nehrin birleştiği noktada kurulmuştur. Şehrin güneydoğu tarafında uzanan büyük düzlük alan: Granada ovasıdır (Vega ovası). O vadinin sonunda görülen dağlar ise “Granada Sultanlığı”nın topraklarının bittiği yer olduğu için: şehre saldıran Katolik güçleri, hep o taraftan gelmişlerdir.

Vega ovası: Genil ırmağı ve Vega ırmağı tarafından bolca sulandığı için, verimli tarımsal topraklara sahiptir.

Yüksek Dağlarla (Sierre Nevada) çevrili olması nedeniyle, rüzgardan korunan, ılıman bir iklime sahip olan bölge, bu özellikleri nedeniyle antik dönemden bu yana çeşitli toplulukların yerleşim yeri olmuştur.

Evet, şehir merkezinin deniz seviyesinden yükseklik: 738 metredir.

Şehir Akdeniz sahiline yalnızca 1 saat uzaklıktadır.

İspanya Granada; Bu şehre yolunuz düşer veya yakınlarından geçerseniz, bilmelisiniz ki: Magribi döneminden kalan “El Hamra Sarayı” kompleksi mutlaka gezmeniz gereken bir yer.

Muhteşem bir mimari güzellik, bir zamanlar bu güzelliği yaratan insanların gerek sabrı ve gerekse sanat anlayışının bu denli yüksek olmasını, bu denli büyük olmasını anlamak mümkün değil, ben anlayamadım, bu kadar ince bir sanat işçiliği nasıl yapılır, nasıl yaratılır, bu ne zevktir, bu ne kadar güzel bakış açısıdır, inanın gözlerinize inanamayacağınız güzelliklerle karşılaşacaksınız.

Yazının hemen başında şunu hatırlatmak istiyorum. Burada ve İspanya’nın diğer birçok yerinde, camilerin gerek yerine doğrudan ve gerekse yıkılarak katedral-kilise gibi yapıların yapılmasını tenkit etmemenizi öneririm, çünkü unutmamak gerekir ki, yıkıldığını veya yerine katedral-kilise yapıldığını düşündüğünüz o cami de, daha önce orada bulunan bir kilise-manastır veya tapınak üzerine yapılmıştır. Yani, tarih bir anlamda süreçtir ve bu süreç içinde yaşananlar, bugün olarak değil, o süreç içindeki durumu ile değerlendirilmelidir.

Yani, bir zamanlar burada yaşayan Romalar bir tapınak yapmışlar, pagan oldukları için taşlara-putlara tapmışlar. Hıristiyanlık gelmiş, Vizigotlar aynı Roma tapınağının üzerine kilise-manastır inşa etmişler, Müslümanlar gelmiş, aynı kilise-manastır üzerine cami yapmışlar, sonra yine Hıristiyanlar gelmiş, aynı cami üzerine, kilise-manastır yapmışlar.

Evet: Granada denilince, geniş bir alana yayılı bulunan “El Hamra” akla geliyor. Ama yine de, şehirde bunun dışında da birçok tarihi yapı var ve bunlar birbirlerine yürüyüş mesafesindedir. Sonuç olarak, Granada, yürüyüş sevenler için idealdir.

Şehir

İspanya Granada;  şehrinin üçte biri büyüklüktedir. Ancak, kültürel değerler açısından, Sevilla şehri ile aynı düzeyde olduğu söylenebilir.

Ancak: merkezin genel görünümünde, ağırlıklı olarak modern binalar görülmesine rağmen, kraliyet döneminden kalma pek çok kilise de göze çarpmaktadır. Ama, Müslümanlar döneminden kalma eserlerin bir elin parmaklarını geçmediğini görmek, burada 400 yıl hüküm süren Müslümanlar açısından ne yazık ki kötü bir durumdur.

Giriş için son bir not: Granada şehrini gezmek için tur şirketlerini tercih ederseniz, bunlar panoramik şehir turu adı altında “El Hamra” bölgesini dışarıdan göstermektedirler. Buraya girmek isterseniz, 65 Euro ödeyerek ilave ekstra tur satın almanızı isterler.

Unutmayın sayın okurlarım, bulunduğunuz yerin El Hamra’ya uzaklığını bilemem ama, bu ödeyeceğiniz 65 Euro içinde, yalnızca El Hamra ya girmek için ödemeniz gereken rakam: 13 Euro. Rehberlik mi, buyurun, bu yazının bir çıktısını alın, kendi rehberiniz kendiniz olun. Evet, Granada şehri hakkındaki gezip gördüklerimi anlatmaya ve yorumlara devam ediyorum.

 

İspanya Granada

ULAŞIM

İspanya Granada: Granada şehrine en yakın havaalanı “Federico Garcia Lorca Havaalanı” dır. Havaalanı, Granada şehir merkezinin 17 km. güneyindedir. Granadalı ünlü şairin ismi verilmiştir.

Bu havaalanı: Madrid, Barcelona, Palma ve Girona şehirleriyle bağlantı sunar. Başka bir seçenek olarak, Granada şehrinin 130 km. uzağında bulunan “Malaga” Costa del Sol uluslar arası havaalanı olabilir. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım da taksi kullanırsanız muhtemelen 28-30 Euro veya otobüs kullanırsanız 3 Euro ödemeniz gerekir. Yolculuk muhtemelen 50 dakika sürer.

Granada şehrine trenle ulaşmak isterseniz: şehrin tarihi merkezinin bir ucunda bulunan tren istasyonundan: Madrid ve Barselona şehirlerine ulaşan AVE hızlı trenlerini tercih edebilirsiniz. Ayrıca: Granada ile Almeria-Sevilla-Algeciras-Linares arasında bölgesel demiryolu hatları bulunmaktadır.

NE YENİR

İspanya Granada:  del Sol bölgesi yakın olduğundan, Granada bölgesinde geleneksel mutfağın derin Magribi kökleriyle, egzotik bir dokunuş hissedilir. Yöreye has yemeklerde, genellikle sebze ve deniz ürünleri ağırlıklıdır.

Katedral ve çevresindeki alanlarda: yüksek kaliteli restoranlar bulunur. Özellikle “Plaza del Campillo” bölgesinde bunları görebilirsiniz. En tipik yemeklerin bazıları: fasulye , migas ( bu bir tür et ve biber ile kızartılmış ekmek kırıntılarıdır), gazpacho, sacromonte tarzı omlet veya trevelez jambon, kuşkonmaz veya tropikal meyve gibi ürünlerdir. Ancak, jambon ve et ürünlerinde genellikle domuz eti kullanıldığını unutmamak gerekir.

Son bir not, bu şehirde manastırlarda güzel tatlılar yapılıyor. Örneğin: San Anton, Zafra, Las Tomamas ve La Encarnacion gibi manastırlarda.

Eğer manastırlarda rahibeler tarafından yapılan ürünlerden satın almak isterseniz: bunların en ünlüleri olan “Glorias ve Tocinillos” denemelisiniz.

Son olarak bu şehre yolunuz düşerse: bir kafeye girin ve “sıcak çikolata” ve “churros” yemelisiniz.

EĞLENCE-GECE HAYATI

Şehrin en ünlü tapas barları: “Calle Navas” bölgesindedir. Barların hepsi gayet güzeldir. Ancak, önerim: en kalabalık barları tercih edip, girmek ve mutlaka birer “caria” denemektir.

Özellikle: Eylül ayından sonraki dönemde, yani Üniversite açıldığında, şehirde, haftanın her günü farklı bir yerde, parti yapılıyor. Şehirdeki öne çıkan kulüplerden bazıları: Granada 10, El Caborio, Vogue, Sugar Pop.

Mae West, şehrin en büyük kulüplerindendir. Bu iki katlı mekana, giriş için kıyafet zorunluluğu oluyor, spor ayakkabı ile girilmiyor. Mae West ve Vogue oldukça kalabalıktır.

NE SATIN ALINIR

İspanya Granada: Granada şehrinde: seramik, gümüş ve kakma ahşap hediyelikler satın alabilirsiniz. Alışveriş merkezleri ve sokak pazarları, şehir sokaklarında her zaman bulunabilmektedir. Gümüş olarak: Alcaiceria ve hazırlanmış rakamlar, moda ayakkabı ve parfüm de satın almak mümkündür.

Alışveriş merkezleri: her gün saat 10.00 ile 22.00 arasında açıktır. Yerel dükkanlar ise: 10.00-13.30 arasında ve 17.00-20.30 arasında açıktır.

Kredi kartı ile ödeme yapmak isterseniz, pasaportunuzu görmek isteyebilirler. Avrupa Birliği dışındakiler yani bizler için, 90.15 Euro üzerindeki alımlarda, katma değer vergisi iadesi söz konusudur.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Granada şehrinde: taksiler ve ek olarak otobüsler bulabilirsiniz. Şehir içi otobüsler: Granada çevresinde gezmek için en iyi yoldur. Genellikle: 06.00-23.00 saatleri arasında çalışırlar. Cuma, Cumartesi ve resmi tatil günlerinde, gece yarısından sonra saat 06.00 ya kadar çalıştırılan gece servisleri bulunur.

Taksiler, her hangi bir zamanda ve her yerde bulunabilirler. Taksilerde, şehrin arması, bir yeşil hat ve yan tarafta beyaz kendi plaka numarası yazılıdır. Taksiler genellikle şehir merkezindeki taksi duraklarında bulunurlar.

Otobüsler için tek yönlü otobüs bileti almak isterseniz. 1.20 Euro ödemeniz gerekir. Gece otobüs için 1.30 Euro ödenir. Çoklu biniş için , 2 Euro depozit ödeyerek otobüs kartı satın alabilirsiniz. Bunlar: 5 binişlik 5 Euro, 10 binişlik 10 Euro ve 20 binişlik 20 Euro’dur. Bunlarla, 45 dakika içinde, otobüs hatları arasında ücretsiz geçişler yapabilirsiniz. Bu otobüs kartlarını, otobüs sürücülerinden satın alabilirsiniz.

İKLİM

Şehir oldukça ılıman bir iklime sahiptir. Buna bağlı olarak yazları sıcak ve kışları hafif yağışlı ve kısa soğuklar görülür. Nem bulunmadığından yaz sıcakları aşırı rahatsız etmez. Kasım-Nisan arasındaki kış döneminde ise, bir ceket veya sıcak tutacak giysiler kullanmanız gerekir. Yağmur sonbahar ve erken kış aylarında görülür. Kar çok nadirdir.

ERASMUS-LA MADRASA VE GRANADA ÜNİVERSİTESİ

Granada Üniversitesi: şehir içinde, altı kampüste eğitim faaliyetlerini sürdürmektedirler. Öğrenci topluluğu, yaklaşık 80 bin civarındadır.

Burada: dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var. Eski İslam Üniversitesi olan “La Madrasa” bölümünü de görmenizi önerim, çünkü özellikle “ön cephesi” gerçekten görülmeye değerdir. Üniversite, günümüzde modern bir binanın devamıdır. La Madrasa ile ilgili ayrıntılı bilgiyi, aşağıda bulabilirsiniz.

Bu arada: Granada şehrinin Avrupa’nın “Erasmus” başkenti olduğunu da belirtmek isterim. Yani, burayı ziyaretinizde, sokaklarda-caddelerde, rahatlıkla Türk öğrenciler ile karşılaşabilirsiniz. Ancak, yaz döneminde sokaklar boş iken, Eylül ayından sonra, şehirde yaklaşık 80 bin öğrenci görülmektedir.

İspanya Granada

TARİHÇE

MÖ.8’nci yüzyıl civarında, bölgede: Fenike, Yunan, Pön, Roma ve Vizigotların egemenlik kurdukları görülür. 711 yılında ise: Emeviler, bölgeyi ele geçirince: günümüzdeki şehir merkezinin 20 km. kuzeyinde “İlliberis” isimli yerde, Yahudi halkının “Garnata” olarak isimlendirdiği yerde ilk yerleşim kuruldu.

Günümüz Granada şehri ise, 11’nci yüzyılda kuruldu. Bu tarihte, iç savaş sonunda, Kuzey Afrikalı Ziri İbn Manad, kendisi için bağımsız bir krallık kurdu.

1238 yılına gelindiğinde, Nasrids hanedanı, Granada Emirliğini teslim aldı. 1350 yılında, ünlü gezgin ve tarihçi İbn-i Batuta: yaptığı gezide, Granada hakkında şunları yazar: “Kastilya krallığı ile çatışmalar içinde bulunulan karmaşık dönemde, şehir, kendi içinde güçlü ve kendine yeterli bir krallık olarak dikkati çekmektedir” Tabii burada hassas olan şu: Sevilla şehri Hıristiyanlar tarafından ele geçirildikten 200 yıl sonra Granada Hıristiyanların eline geçmiştir.

Hıristiyanlar, şehri işgal ettikten sonra, şehrin ova tarafına yani “La Plataforma” denilen engebesiz kısmına kendileri yerleşirler. Müslümanlar ise, resmi kontrolün daha kolay oluşu nedeniyle, “Albacin” ve “Alhamra” tepelerinde yaşamaya zorlanırlar.

Bu yüzden: özellikle “Albacin” yöresindeki evlerin, eski mimari tarzları koruduğu gözlenir. 2 veya 3 katlı, teraslı veya beyaz çatılı evler, dar sokaklar, yaz sıcağını gölgeleyen palmiye ağaçları ve üç renk (beyaz, yeşil, kiremit rengi) hakimdir. Evlerin içinde ise, küçük bir avlu bulunur.

2 Ocak 1492 yılında Hıristiyanlar, Sultan Muhammed XII şehirden sürgün ederler ve şehri ele geçirirler.

Aslında: yapılan “Elhamra Kararnamesi”nde: şehrin Müslüman sakinlerinin rahatsız edilmeden günlük yaşamlarına izin verilmesi söz konusudur. Yani: 47 maddelik anlaşma metninde: İslam inancı, cami, medrese ve kadılık gibi kurumların korunması ve İslam hukukunun uygulanması konusunda teminat verilir.

Bunun yanında: inanç özürlüğü ve ana dil/Arap dilini kullanma hakkını da garanti ederler. Çünkü: daha önce Hıristiyan güçlerinin eline geçen Toledo ve Zaragoza gibi şehirlerde: Müslümanlara kötü davranılmakla birlikte, inançlarını koruma izni verilmiştir.

Müdeccen olarak adlandırılan bu Müslümanlara, camileri, medreseleriyle birlikte cemaat halinde varlıklarını sürdürme hakkı tanınmıştır. Hatta onlar: “El Acemiyye” yani “Aljamiado” adı verilen, Arap alfabesiyle İspanyol dilinde bir “edebiyat” akımı geliştirmişlerdir.

Evet, biz yine Granada bölgesine gelelim. Granada Müslümanları, direnişleri çöktükten sonra Müdeccenler gibi muameleye tabii tutulacaklarını düşündüler.

Ancak, 1493 yılına gelindiğinde, Kardinal Francisco Jimenez de Cisneros: Hıristiyan olmayanların din değiştirmesi için baskılar başlatır. Müslüman ve Yahudiler için zorla vaftiz törenleri yapılır ve anlaşmanın koşulları ihlal edilir.

Bazı soylular da dahil, bir avuç Müslüman, Katolikliği seçer. Buna karşılık, Granada’nın büyük Müslüman kitleleri, yerlerinde kalıp inançlarını korumak için direnmeye karar verirler.

Böylece, özellikle “Alpujarras” kenti yöresinde Müslüman isyanı başlar.

1500 yılında, İbrahim Ümeyye liderliğinde, isyan bütün Alpujarras dağlarına yayılır. Ancak, isyan gaddarlıkla bastırılır ve isyana katılanlar yok edilir.

1501 yılında ise, Kastilyalılar, El Hamra kararnamesi anlaşmasının iptal edildiğini ve Granada şehrindeki Müslümanların ya din değiştirmesini ya da göç etmelerini ortaya koyan eylemlere girişirler. Bütün Müslümanlar zorla vaftiz edilmeye başlanırlar.

Önceki tahribattan geri kalan bütün camiler, 1501 yılında kiliseye çevrilir. Yayınlanan bir kraliyet kararnamesiyle; bütün Arapça kitapların yakılması emredilir.

Bunun üzerine, şehir ve kasabalardaki büyük meydanlarda toplanıp yığılan Arapça kitaplar, anlatılmaz bir barbarlıkla yakılarak yok edilirler. Daha sonra Arapça yasaklanır, Arapça konuşanlara ölüm cezası getirilir.

Bunun üzerine, Müslüman kesimin büyük çoğunluğu Kuzey Afrika’ya göç eder. Yahudi nüfusun çoğunluğu ise, Yahudi asıllı Katolik olurlar.

16’ncı yüzyıla gelindiğinde: şehir tamamen Katolik ve Kastilya karakterini alır. Camiler, Hıristiyan kiliselerine dönüştürülür veya yıkılırlar. Böylece: katedral ve kraliyet mahkemeleri gibi yeni yapılar, şehrin görünüşünü değiştirmeye başlar. Hatta: şehir içindeki Yahudi Mahallesi, yeni Katolik ve Kastilya kurumları ve yol yapımı için yıkılır.

İspanya Granada

GEZİLECEK YERLER

Granada şehri, yukarıda da belirttiğim gibi, büyük bölümü yürüyerek gezilebilecek durumdadır. Özellikle: tarihi şehir merkezi yani “El Hamra” bölgesini yürüyerek gezebilirsiniz. Aslında: zaten şehir merkezinde, gezilebilecek yerler, 3 konumda toplanmıştır.

Şehir dışında da gezilebilecek yerler hakkında, yazının en sonunda kısa bilgiler vereceğim, buradaki mevcut zamanınıza göre sizler kendinize bir gezi planı oluşturabilirsiniz.

Ancak, elbette ki, bu şehre gelmenin en başlıca amacı “El Hamra”. El Hamra için muhtemelen 5-6 saat zaman ayırmanız şart ki, bu güzellikleri tada tada gezebileceksiniz.

Evet; şehirde görülmeye değer yerler, biraz önce de söylediğim gibi üç yerde yoğunlaşıyor.
1. El Hamra Tepesi
2. Albaicin Tepesi
3. Katedralin çevresindeki şehir merkezi.

İspanya Granada Elhamra

EL HAMRA TEPESİ

El Hamra: Sierra Nevada eteklerinde, şehrin güneydoğu sınırında küçük bir platodadır.
İsmini: Arapçadaki “Al Qual’a al-Hamra” dan almaktadır. Anlamı kızıl hisardır. Yani: ismini: en eski yapı olan “Alcazaba” yani “Hisar” bölümünün “kırmızı renkli” duvarlarından almaktadır.

Burası: 1984 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Çünkü: İspanya’nın en çok ziyaret edilen yapısıdır. Magribi şairler: çevrelerindeki ormanlık alanda saklanan binaların rengini sembolize etmek için şu cümleyi kullanırlar “zümrüt içinde bir inci”

İspanya Granada Elhamra
El Hamra’nın Hikayesi

Elhamra, 1238 yılında, Endülüs bölgesinin son Müslüman devleti olan Granada Emirliğinin kurucusu ve ilk Nasrid Emiri Muhammed I (İbn el-Ahmar) tarafından yapılmaya başlanır.

Hanedanın kurucusu Muhammed el-Ahmar, eski kalenin restorasyonuna başlar, burayı yeni bir konut ve kale olarak inşa ettirir. Bu sırada, kendisi başlangıçta Albacin tepesindeki Ziridlerin eski kalesinde ikamet etti.

İbn il-Ahmar döneminden günümüze kalan tek unsur, bazı sur duvarları ve özellikle de kompleksin batı ucundaki Alcazaba’dır.

Çünkü yeni bir saray inşa edecek vakti yoktu ve muhtemelen başlangıçta Alcazaba kulelerinden birinde yaşamış olabilir. Daha sonra mevcut sarayın bulunduğu yerde mütevazi bir eve  taşındı.

Çalışmaları halefi oğlu II Muhammed tarafından tamamlandı.

1302-1309 yılları arasında, III Muhammed döneminde, Elhamra’nın ana binası yanı sıra, bugün bir kısmı ayakta olan Partal Sarayını ve bugün mevcut Santa Maria de la Alhamra kilisesinin bulunduğu yerdeki Ulu cami inşa edildi.

Partal Sarayı, kompleksin kuzey duvarı boyunca inşa edilmiş en eski saraydır ve aşağıdaki şehrin muhteşem bir manzarasına hakimdir. Aynı zamanda bugün ayakta kalan en eski Nasrid Sarayıdır.

Yusuf I ;1333-1354 yılları arasında Büyükelçiler Salonunu ile mevcut Mexsuar çevresindeki diğer yerleri ve Comeros Sarayını yaptırdı. Ayrıca Elhamra’nın ana kapısı olan Puerta de la Justica’yı ve kuzey duvarları boyunca, zengin bir şekilde dekore edilmiş odalara sahip, birkaç küçük kuleden biri olan Torre de la Cautiva’yı inşa ettirdi.

V Muhammed döneminde (1354-1391), Comeros Sarayının doğusunda, daha önce bahçelerle dolu bir alanda, Aslanlar Sarayını inşa ettirdi. Ayrıca Mexuar’ı yeniden şekillendirdi. Patio del Cuarto Dorado’da süslü Comeros Cephesini yarattı.

V Muhammed’den sonra Elhamra’da nispeten daha az inşaat işi gerçekleşti.

Nasrid döneminde, Elhamra, aşağıdaki Granada şehrinin geri kalanından ayrı bir müstakil şehir oldu. Elhamra’da bir Cuma camisi, hamamlar, yollar, esnaf atölyeleri, bir tabakhane ve özel bir su temin sistemi vardı. Bir kraliyet şehri ve kalesi olarak Albacin mahallesi manzarasına hakim kuzey kenarı boyunca, en az 6 büyük saray bulunuyordu.

En iyi ve en iyi korunmuş olanlar: Mexuar, Comares Sarayı, Partal Sarayı ve Aslanlar Sarayıdır. 15’nci yüzyıl: birkaç önemli inşaat projesi dışında, herhangi bir etkinliğe sahip olmadı. Muhtemelen Nasrid hanedanının düşüş ve kargaşa içinde olduğu bir dönemdi.

KATOLİK HÜKÜMDARLAR DÖNEMİ

Ocak 1492 tarihinde, Katolik hükümdarlar Ferdinand ve İsabella tarafından Granada şehri fethedildi. Daha doğrusu 6 aylık bir kuşatmanın ardından, şehir teslim oldu ve Elhamra anlaşması yapıldı. Anlaşmaya göre, şehirde Hıristiyan ve Müslümanlar birlikte yaşayacaklardı. Nasrid hanedanında, Muhammed XII vardı.

Fetihten sonra Elhamra bir kraliyet sarayı ve İspanyol kraliyetinin mülkü oldu. Başlangıçta burada ikamet ettiler. Mayıs 1492 tarihine kadar birkaç ay Granada şehrinde kaldılar. Hatta, ünlü kaşif Kristof Colomb, keşif gezisi için kraliyet onayını burada Büyükelçiler Salonunda aldı ve 17 Nisan tarihinde Amerika seferine çıktı.

Yeni hükümdarlar, Elhamra Saray kompleksine eklemeler ve değişiklikler yapmaya başladılar. II Tendilla Kontu Lopez de Mendoza, Nasrid Sultanı Muhammet XII’den Elhamra anahtarlarını teslim aldığında, Elhamra’nın ilk İspanyol valisi oldu.

Nasrid Sarayı Palacio del Partal Alto (Partal Sarayı) aile konutu olarak Tendilla ailesine verildi.

Müslümanlar ve şehri fetheden Hıristiyanlar arasında yapılan, birlikte yaşamayı kabul eden Elhamra anlaşması bir süre sonra bozuldu ve ardından 2 Ocak 1492 tarihinde, Sultan Muhammed XII ve şehirdeki tüm Müslümanlar Hıristiyanlar tarafından sürgün edildiler. Müslüman kesimin büyük çoğunluğu Kuzey Afrika’ya göç ettiler.

Kral V Charles (1516-1556) ve eşi Portekizli Isabella, 1526 yılında Elhamra’yı ziyaret ettiler ve burayı kendi kullanımları için kraliyet konutuna dönüştürmeye karar verdiler. 1528-1537 yılları arasında Nasrid saraylarının bazı kısımları, kraliyet dairesi olarak hizmet verecek şekilde yeniden değiştirildi ve düzenlendi. Sarayın yolunu açmak için Comeros Sarayının bir bölümü yıkıldı.

Charles V Sarayı olarak bilinen saray (Palacio del Partal Alto) dönemin Rönesans tarzında tasarlandı ve 1527 yılında başlayan inşaat, 1637 yılında bitmeden yarım bırakıldı. Daha sonra 1730’lu yılların ardından, Elhamra bölgesi tamamen boşaltıldı ve yalnızlığa terk edildi, ıssız bir hale geldi.

Aradan boş yüzyıllar geçer.

1810-1812 yılları arasında Granada, Napolyon ordusu tarafından işgal edilir, Fransız birlikleri müstahkem bir mevki olarak Elhamra’yı işgal ettiler ve anıta önemli ölçüde zarar verdiler. Şehri boşaltırken, daha sonra tekrar kale olarak kullanılmasını önlemek için, tüm kompleksi dinamitle patlatmaya çalıştılar ve 8 kuleyi havaya uçurdular.

1821 yılındaki bir deprem de komplekse büyük hasar verdi. 19’ncu yüzyılda Avrupalı bilginler ve gezginler, Elhamra’yı tesadüfen keşfettiler. Sarayda restorasyon çalışmaları başladı ve şehir yeniden yaşanır hale getirildi.

Burada günümüzde: 3 gurup anıt bulunmaktadır. Bunlar:

1. Alcazaba
2. Casas Reales (Palacios’da buradadır)
3. Generalife bahçeleri.

İspanya Granada Elhamra

EL HAMRA BÖLGESİNE ULAŞIM VE GİRİŞ

El Hamra bölgesine: özel aracınız veya otobüsler ile ulaşmak mümkündür. Ormanlık “Cuesta de Gomerez” denilen bölgeyi geçerek buraya ulaşabilirsiniz. El Hamra girişinde, geniş bir otopark bulunmaktadır.

El Hamra’yı gezmek için 5-6 saat arasında zaman ayırmanız gerekir.

Giriş ücretlidir. Biletlerin % 70’ni internetten, % 30’nu ise kapıdan satıyorlar. İspanya ve hatta Granada şehrine gidiş tarihiniz belli ise, biletinizi önceden internet üzerinden kredi kartı ile satın alabilirsiniz. İşte internet adresi: http://granadainfo.com/ticketsalhambra.html. Biletinizi internetten aldı iseniz, gişeden rezervasyon çıktınızı göstererek biletinizi kestirebiliyorsunuz.

Bilet almak için bir süre kuyrukta beklemeniz gerekecektir. Eğer bu kuyrukta beklemek istemiyorsanız ki, bence beklemeyin, El Hamra biletinizi önceden almanızı öneririm. Şehirdeki bankamatiklerden, kredi kartı ile bileti satın alıp bastırabiliyorsunuz.

Zaten, normal bir zamanda, kuyruk beklemeye razıyım deyip gitseniz bile, günlük sınırlı sayıda bilet satılıyor. Böyle bir düşünceniz varsa sabah saat: 06.00 gibi gitmenizi öneririm ki, inanın bu saatte bile, sizden önce gelmiş kişileri görebilirsiniz.

Gişeler saat: 08.00 de açılıyor. Bu kuyruklara giren günlük ziyaretçi sayısı 1000-2000 arasında değişiyor, ama içerideki alan küçük olduğu için sınırlı sayıda ziyaretçi sokuyorlar.

Son bir uyarı:

İnternetten bilet alamadı iseniz: normal bilet gişesinin hemen yanında kredi kartı ile bilet satılan ayrı bir gişe var, orayı mutlaka deneyin. “La Alhamra” yazısının bulunduğu tabeladan başınızı sağa çevirin ve kredi kart gişesini görün.

Buraya giriş için, 2 tip bilet bulunuyor. “Jardine” bileti satın alırsanız, yalnızca “bahçe” bölümünü gezebilirsiniz. “Generalife” bileti alırsanız: bahçeler de dahil, tüm sarayı gezebiliyorsunuz.

Ayrıca, bilet için 2 zaman dilimi var. Bunlar: 08.30-1400 ve 14.00-18.00 arasıdır. Ayrıca: biletin sağ alt köşesine bakınız. Çünkü: burada bir saat yazılıdır ve siz bu saati kaçırırsanız, yani bir iki dakikalık bir gecikme durumunda bile: sarayın en güzel yerlerinden biri olan “Nazaries Nasri Sarayı” bölümüne giremezsiniz. Yani, yazılı saatte: Palacios Nazaries bölgesine girmeniz gerekiyor.

Bu uygulamanın amacı: sözünü ettiğim yerin, küçük olması, yürüyüş-gezi yollarının çok dar olmasıdır ve burada aşırı kalabalıkların toplanmasına ve izdiham oluşmasına izin vermemek adına, böyle bir uygulama yapıyorlar.

EVET GEZİMİZE BAŞLAYALIM.

Elhamra sarayı giriş biletini aldıktan sonra, uzunca bir yürüyüş yapmak gerekiyor. Surlar boyunca yapılan bu yürüyüşte önce yokuş yukarı çıkıyoruz, sonra surların içindeki bir boşluktan içeri giriyoruz.

Surlar boyunca ilk dikkati çeken, çeşitli kuleler, kare planlı kuleler Müslümanlar tarafından ve yuvarlak kuleler ise Hıristiyanlar tarafından sonradan yapılmıştır. Surların yapımında ise Elhamra harcı kullanılmıştır. Çünkü o dönemde malum çimento yoktu.

İlk karşımıza çıkan yer Alcazaba yani kale bölümü.

İspanya Granada Alcazaba

ALCAZABA (HİSAR-KALE) 

Burası, El Hamra’nın en eski parçasıdır ve 10’ncu yüzyıldan kalmadır. Biraz önce söz ettiğim gibi, kalenin ilk yapılmış bölümünden günümüze kalan parçası yalnızca buradadır. Çünkü, asıl hisarın büyük bölümü yıkılmıştır.

Hisar: şehre hakim bir tepe üzerindedir. 13 ve 14’ncü yüzyılda: kale ve saray bölümü: Nasrid sultanlarının, elit memurların ve aristokratların yaşadığı bir ikametgah bölgesi olarak yeniden düzenlenerek kullanılmıştır.

Buraya ulaşmak için: öncelikle Endülüs parkı ve ardından “Puerta de las Granadas” yani “Nar kapısı” kullanılıyor. 15’nci yüzyıldan kalma bu kapı üzerindeki Zafer takına dikkat etmenizi öneririm. Evet buradan sonra dik bir yokuştan ilerlediğinizde, El Hamra’nın ana girişine ulaşıyorsunuz. Burada, 1554 yılında dikilmiş bir çeşme var.

 Bu bölümde iki kule dikkat çeker:

İspanya Granada Elhamra Torre del Homenaje-Saygı Kulesi

Torre del Homenaje-Saygı Kulesi

Burası kompleksin kalesi ve askeri komuta yeridir. En yüksek kuledir. Yükseklik 26 metredir. Külliye inşa edilirken, İbn-ül Ahmar, Elhamra içinde muhtemelen burada yaşamıştır.

İspanya Granada Elhamra Torre de la Vela

Torre de la Vela

Batıdadır. Bir gözetleme kulesi olarak yapılmıştır. Yükseklik 25 metredir. Bir dönem de caminin minaresi olarak kullanılmıştır. Ayrıca bu kuleye bir çan eklenmiştir. Bu çan sulama sisteminin Granada Veva’yı suladığı veya tarım alanlarının sulandığı saatler öncesinde çalınıyordu.

Böylece sulama zamanı geldiğinde ve kanallara su verildiğinde, çan çalıyor ve yöredeki tarım işçileri, çalışanları bölgelerindeki tarla, bitki ve bahçeleri suluyorlardı.

2 Ocak 1492 tarihinde Ferdinand ve İsabel, Granada şehrini fethedince bayraklarını ilk olarak buraya dikmişlerdir. 18’nci yüzyılda, kuleye daha büyük bir çan eklenmiş ve sonradan yapılan katedralin çan kulesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

1843 yılında, kule, Granada şehrinin armasına girmiştir.

1881 yılında kuleye yıldırım çarpmış ve zarar görmüş, daha  sonra onarılmıştır.

İspanya Granada Elhamra El Banuelo

El Banuelo

Bu “Arap banyoları”: 11’nci yüzyılda yapılmıştır. Burası: El Hamra bölgesinin en güzel kısımları öncesinde karşınıza gelecektir. Bunların tonozlu iç mekanları, yıldız şeklinde tavan pencereleriyle aydınlatılmaktadır.

İspanya Granada Elhamra Planı
İspanya Granada Elhamra SANTA MARİA KİLİSESİ VE ELHAMRA CAMİİ

SANTA MARİA KİLİSESİ VE ELHAMRA CAMİİ

V Charles sarayının hemen doğusundadır.

Burası eski ulu cami. Elhamra ulu camisidir. Caminin bulunduğu yerde, günümüzde Santa Maria de la Alhamra kilisesi var. Hiristiyan fethinden sonra cami yıkılıp yerine bu kilise yapılmıştır.

Mimari olarak biraz Hıristiyan biraz İslami yapıdır. Kilise, 1581-1618 yılları arasında yapılmıştır. Alttaki zemin caminin zemini camiye ait başka bir şey kalmamıştır.

Cami döneminden kalma bir süslü bronz kandil, günümüzde Madrid müzesindedir. Üzerindeki yazıtta, caminin Muhammed III döneminde 1305 yılında yapıldığı yazılıdır.

İspanya Granada Elhamra V CHARLES SARAYI

V CHARLES SARAYI

Burası kıskançlık sarayıdır. Elhamra’nın ortasındaki bu sarayı Charles V yaptırmış.

Hatta büyükbabası ve büyükannesi yani Katolik hükümdarların, İslam’a karşı kazandıkları zaferin bir simgesi olarak yaptırdığı söyleniyor.

Buraya gelince Elhamra dan daha güzel bir yapı kurmayı ister.

Kral Carlos V, Portekizli İsabel ile evlendikten sonra kendi sarayını inşa ettirmeye başlar.

İnşaatın başlama tarihi 1527. Sarayın mimari tarzı, çağdaş Rönesans. Yani, Magribi mimarisi içinde oldukça sırıtan bir yapıdır.

Mimar Pedro Machua, Mikel Angelonun yanında çalışmış bir mimardır. Neyse, mimar Machua, 1550 yılında ölünce oğlu mimar Luis, sarayın cephelerini ve iç avlusunun inşasını bitirir.

1568 yılında ise Morisko yani bölgede oturan Müslümanların isyanı başlayınca sarayın inşası durur.

Zaten Charles V, burayı daha sonra, bir daha gelip görememiştir. Daha sonra farklı farklı amaçlarla kullanılmıştır. Bir dönem boğa güreşleri yapılmıştır.

Bir dönem Endülüs yönetim merkezi olmuştur. 1628 yılında, Kral Philip IV, burayı ziyaret ettiğinde inşaat hala bitmemiştir ve yapı, çatısız olarak yarım bırakılmıştır.

Son olarak 1923 yılında tamamlanır. Yapı günümüzde Magribi ve İspanyol eserlerinden oluşan güzel bir koleksiyonun sergilendiği Elhamra Müzesi olarak kullanılıyor.

İspanya Granada Elhamra V CHARLES SARAYI Dış cepheler
Dış cepheleri:

Cephenin diğer süsleme detaylarında, aslan ve kartal başları gibi temalar var. Halkalar: sadece dekoratif amaçlıdır.

İspanya Granada Elhamra V CHARLES SARAYI Bahçe bölümü
Bahçe bölümü:

Daire şeklindedir. Yanlarda sütunlar var. Bu sütunlardan alttakiler dor tarzı, üsttekiler ise iyon tarzıdır.

Yukarıda da belirttiğim gibi, burası bir zamanlar boğa güreşi arenası olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise, muhteşem güzel akustiği sayesinde burada konserler düzenleniyor.

Royal Bölgesi-Nasrid Sarayları Kompleksi

İspanya Granada Elhamra PARTAL SARAYI VE BAHÇELERİ

PARTAL SARAYI VE BAHÇELERİ

Charles V Sarayının hemen arkasında, Partal Sarayı ve bahçeleri var. Burası Elhamra’da günümüze ulaşan en eski saraydır. Nasrid Hükümdarı Muhammet III tarafından yaptırılmıştır. Güney revakta büyük bir havuz var.

YÜRÜMEYE DEVAM EDİYORUZ. SARAY BİNALARINA GİRECEĞİMİZ VE BİLETİMİZİ İLK GÖSTERECEĞİMİZ YER

Unutmayın, girişte bilet ile birlikte pasaport istiyorlar. Biletin üstünde yazılı saate de dikkat etmek gerekiyor. Biletinizin üstünde saat: 16.00 yazılı ise, saat tam 16.00’da içeri alıyorlar.

Bilet kontrolundan girdikten sonra ilk yer:

ALCABA YANİ KALE-HİSAR BÖLGESİ

İspanya Granada Elhamra Mexuar Palacios
Mexuar Palacios

Saray kompleksinin en batı bölümüdür.

“Strapwork Mexuar” yüzeyleri dekore etmek için kullanılır. Bu dekorasyon tarzında: tavan ve zemin: beyaz ve ahşaptır ve sıvalı duvarlar ile keskin bir tezat bulunur.

Buranın orijinal olarak nasıl inşa edildiğini bilmek zor, çünkü bugüne kadar birçok kere restorasyon yapılmıştır.

Özellikle 1590 yılında barut deposunun patlaması sonucu oluşan büyük hasarın ardından, burası çok değiştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

Evet, burası ilk olarak Nasrid Sultanı I İsmail döneminde yapılmaya başlanmıştır. Sarayın hazine, idari bölümleri ve genellikle kamusal işlevleri burada yürütülüyordu.

İspanya Granada Elhamra Mexuar Palacios

 

Buranın düzeni: birbirini takip eden iki avlu var ve sonra bir ana salon bulunuyor. Bu ana salon: DİVAN SALONU olarak biliniyor. Sultan burada oturur, vezirlerini dinler ve adaleti yönetirmiş. 1356 yılında, Sultan bu divan odasının hemen yanındaki avluda, halkından merhamet ve lütuf taleplerini dinlermiş.

Hatta bu işlemin her Perşembe günü saat: 12.00’de yapıldığı ve Sultanın dilekçe sahipleriyle birebir görüştüğü söylenir.

Orijinal salonun duvarlarında, İbn-ül Cetip yazıtları var. Bunlarda yazılı olanlar: hem Kurandan ayetler hem de Sultana övgülerdir. Alçı frizde şu yazı yer alır “Sahip olduğun her şey Allah’tandır” Salonun arka tarafında, Sultanın konsey ile toplantılar yapmak ve seyirci toplamak için kullandığı bir oda var.

Sultan sarayda yokken, yan salonda tüccarları bir yargıç karşılıyordu. Kapının üzerinde duvardaki çinilerden birinde “Girin, korkmayın, adalet isteyin, çünkü bulacaksınız” yazmaktadır.

Ayrıca buranın muhteşem bir ahşap ve renkli camdan yapılmış kubbesi varmış. Ama Hıristiyanlar şehri fethedince, burayı şapele dönüştürmüşler ve bir koro inşa etmişler, kubbe de yok olmuş.

Hatta şehir fethedilince, Katolik hükümdarlar Ferdinand ve İsabel, burayı bir süre yatak odası olarak da kullanmıştır.

Burada, altından yapılmış bir arma var. Habsburg hanedan arması.

Sonradan buraya ikinci bir kat eklenmiş. Muhtemelen şapele dönüştürülünce eklendiği düşünülüyor.

İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI

COMEROS SARAYI

Bu sarayın inşasına 13’ncü yüzyılda Sultan I İsmail tarafından başlanmış, sonra Sultan I Yusuf ve Sultan V Muhammed tarafından tamamlanmıştır.

Burası, Sultanların ve devletin resmi sarayıdır. Taht odası burada, misafirler ve ileri gelenler burada kabul edilirmiş. Saray, üç yöne bakan pencerelerle, sarayın duvarlarından çıkıntı yapar.

Saray boyunca, duvarlarda geometrik desenli, çok renkli çiniler (azulejos) ve sıra dışı şiirsel Arapça yazıtlar var. Bu yazıtlarda: Kur andan alıntılar ve Allaha övgüler bulunur. Yazıtlar: fildişi renkli alçı sıva ile kaplıdır.

 

Comeros Cephesi

Bu iç cephe, Mexuar Sarayının doğu ucundadır. Muhammet V tarafından yaptırılmıştır. Saraya erişim sağlayan cephenin iki simetrik kapısı vardır. Biri aslında içeriye erişim sağlar, diğeri sağlamaz.

Çünkü işgalcileri aldatmaya yöneliktir. Sultan, saraya gelenlerin gözlerinin kamaşmasını istemiş ve bu nedenle cephede dönemin en önemli malzemeleri olan mermer, ahşap ve seramik kullanmıştır.

Loz Arrayenes’in avlusunda Magribi Endülüs mimarisinin klasik örneği olan, su ve bitki örtüsüyle çevrelenmiş iç içe bakan bir binadır.

Evet, bu cephe muhtemelen bazı törensel işlevler için kullanılmıştır. Ortadaki bölümde “Ayetel Kürsü” var. Yan duvarlarda boş yerlerin de daha önce dolu olduğu düşünülüyor. Çünkü bir kısmı hala duruyor.

Evet cephede, kapıdan saray bölümüne giriyoruz.

 

PATİO DE OS ARRAYANES AVLUSU

Bu avlu sarayın merkezindedir. Burası Elçiler Salonunun hazırlık yeridir. Cennet bahçelerinden gelen elçiler burada oturtuluyordu.

Avlunun uzunluğu 36.5 metre, genişliği 23.5 metredir. Avlunun ortasındaki geniş bir yansıtma havuzu var. Havuz verandayı ikiye böler ve suyunu iki çeşmeden alır. Göletin her iki ucunda birer tane var.

Havuzun uzunluğu 34 metre, genişliği 7.10 metredir. Bu havuzun iki kenarındaki çitlerde mersin çalıları var. Avlunun iki yanındaki odalar, kısa kenarlarında isi iki süslü revak var.

Bu revaklar, oyma işi eşkenar dörtgenler ile süslenmiş, yedi yarım daireli kemerli ve Tanrıyı yücelten yazıtlarla süslenmiş, kübik başlıklı sütunlara dayanır.

Merkezi kemer, diğer altı kemerden daha büyüktür. Arkalarında başka salonlara ve odalara açılıyor.

Bu revakta bulunan odalar, Charles V Sarayını inşa etmek için kısmen yıkılmıştır. Bu kaybolan odaların varlıklarına dair bazı işaretler var. Yan bölümler, kadınların ikametgahıdır. Pencereler içeri bakar, çünkü buradan sonrası Haremdir.

Buradan binaya giriyoruz.

Burası Comares Kulesidir.

Kule 45 metre yüksekliktedir. Sultan Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Kule bir yandan Granada halkına iyi korundukları konusunda güvence verecek, diğer yandan Comeros sarayında büyükelçileri ve ziyaretçileri büyüleyecektir.

İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler Salonu

Kulenin içinde, sarayın kalbinde: Elçiler Salonu var.

Duvar süslemelerinin önü camla kapatılmıştır. Salonun asıl amacı etkilemekmiş. Mimarlar, hem çok pahalı hem de nispeten basit malzemelerin bir karışımını kullanarak, gözler için bir şölen yaratmışlardır. Basit, sıva, duvarın her santimini süslemek için oyulmuştur.

İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler Salonu

Gelelim salonun özelliklerine:

Salon kare şeklindedir. Kenarları 12 metredir. Kubbenin yüksekliği 23 metredir. Bugün kubbenin üstünde sonradan eklenen Katolik hükümdarların arması var. Burası Sultanların taht ve kabul odasıydı.

İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler salonu duvarları
Duvarlar:

Salonun duvarları 2.5 metre genişliktedir. Her bir duvar, üç küçük odaya açılan, üçer kemerle ve üstteki ikiz balkon ve pencerelere sahiptir. Duvarlarda geniş çini ve alçı süslemeler var. Duvarlarda yerden 1.2 metre yüksekliğe kadar fayans döşelidir.

Bu fayanslarda, aralıklarla yerleştirilen değişik renkte ve yuvarlak desenler hakimdir. Daha sonra çiçek ve yapraklar, iç içe oval madalyonlar var.

Fayanslardan sonra, üst bölümleri zengin alçı alçı işleri kaplıyor. Duvarlardaki sıva işlerinde: geometrik ve tekrarlanan şekilleri ve şiirleriyle Kurandan ayetler iç içe geçirdi. “Yalnızca Allah Galiptir” sözleri Elhamra’da 9000 kez tekrarlanır.

Yine salonun duvarlarındaki yazıtlardan birinde “Az söz söyle, huzur içinde gideceksin” yazılıdır. Bu Sultanın huzuruna çıkmak isteyenler için bir talimat olmalıdır.

Ancak o kadar hassas yazılmıştır ki, şekiller ve yazı arasındaki farkı anlamak için sık sık yakından bakmak gerekir. İslam’da insanları ve canlıların resimlerinin tasvir edilmesi kabul edilmediğinden, herhangi bir insan veya hayvan şekli yoktur.

İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler Salonu Tavan-Kubbe
Tavan-Kubbe:

Elçiler Salonunda görülen en pahalı malzemelerden bazıları: Sedir ağacı ve lapis lazulidir. Sedir ağacı: 8000 küçük sedir ağacı parçasının, zarif bir mozaik oluşturduğu salonun kubbe tavanına hakimdir.

Mozaik, yıldızların dağıldığı bir gece gökyüzünü hatırlatır. Sultan, İslam’ın yedi göğünü temsil etmeyi amaçlamıştır.

Lapis Lazuli: bugün Afganistan’da bulunan topraklardan ithal edilmiştir.

Fiyatı altına eşittir. Değerli bir kayadır. Çünkü öğütülerek boyama için pigment olarak kullanılan yoğun mavi bir toz haline getiriliyordu.

Günümüzde, Sultan Yusuf’un sarayındaki tavan sıvalarında canlı mavi lapis lazuli boyası görülmektedir.

Sonuç olarak: Sultan Yusuf, kendisi için inşa ettirdiği siyasi konum sayesinde, Granada’ya hakim olmayı başardı ve hükümdarlığı sırasında kimse Elhamra’ya saldırmaya cesaret edemedi.

Taht Odası:

Göksel ve dünyevi gücün buluştuğu bir yer olarak tasarlanmıştır.

İç kısmı, geniş kubbeli bir tavanla biter. Bu kafesli tavan, muhteşem güzelliktedir. Bu tavan, İslam sanatının bir şaheseridir.

Tavanda, çapraz düğümlere benzer motifler kullanılmıştır. Magribi inanışına göre, bu durum gökyüzünün yedi katını temsil eder. Birbirine bağlı, 8017 ahşap sedef kakması parçasından yapılmıştır.

Ahşap yapı, cennetin bir temsilidir. Dindarın ruhu, yedi kat göğün üstesinden gelmelidir. Tavanın köşeleri, cennet ağaçlarının köklerini temsil eder.

Yani ışık doğru şekilde içeriye gelince, güneşin doğuşuna ve batışına göre tavan pırıl pırıl parlıyordu. Sultan Yusuf, devlet işlerini bu göğün altında yürütüyordu. Burada Sultan evrenin ortasında gibi  düşünülmüştü.

Sultanın tahtı bu büyük resepsiyon odasında, salonun arka tarafında, girintili çift kemerli bir pencerenin önünde, girişin tam karşısında sultanın tahtı vardı. Sultan Muhammed 12, 1492 yılında şehrin teslim görüşmelerini burada yapmıştır.

Pencereler:

Salonda dokuz tane pencere vardır. Bunlar her cepheye üç pencere olacak şekilde yerleştirilmiştir.

Evet, Elçiler Salonundan çıkıyoruz.
İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı

ASLANLAR SARAYI

Burası Nasrid saraylarının merkezindedir. İslam mimarisinin en ünlü saraylarından birisidir. 14’ncü yüzyılda Sultan Muhammed V tarafından yaptırılmıştır.

ASLANLAR AVLUSU

Elhamra’nın en ünlü yeridir. Çünkü İslam sanatında canlı yaratıkların temsilleri, tipik olarak görülmediğinden bu çeşme alışılmadık bir durumdur.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Avlu
Evet avlu:

Burada karşımıza bir avlu çıkıyor. Avlu zemini dikdörtgen planlıdır ve mermerdir. Avlu: İslami cennet fikrinde geçen dört nehri simgeleyen, akan su kanalları ile dörde ayrılmıştır. Avlunun merkezinde “Aslanlar Çeşmesi” vardır.

Avlunun çevresinde ise dört salon vardır. Avlunun doğu tarafında iki iki tane süslü köşk vardır. Avluda 124 tane beyaz mermer sütun var.

Bu sütunlar üzerinde, çok sayıda halka, kübik başlık ve büyük abaküsle desteklenen, yazıtlar ve stilize bitkisel formlar var.

Bu mermer sütun sıraları, palmiye ağaçlarına benzer.

Çünkü karmaşık bir modelle düzenlenmiştir. Bu mermer sütunlar, İslam mimarisinin dekoratif bir tekniği olan Mocasabe kemerlerini destekliyor.

Bu kemerlerin üstünde, Sultan eşlerinin yaşadığı odalar var.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Aslanlar Çeşmesi

ASLANLAR ÇEŞMESİ

Avlunun merkezindedir. Çeşme, hepsi beyaz mermerden oyulmuş, 12 stilize aslan heykeliyle çevrilidir. Ancak aslanların hiçbiri, birbirine benzemiyor. Burada ortada bulunan aslan çeşmesi, bir vahanın çevresinde kurulmuş çadırları andırıyor.

Çeşme gücü ve egemenliği sembolize eder. Her saat, bir aslanın ağzından su akıyor. Ortadaki büyük leğen, yani kurna, bu 12 aslanın üzerinde duruyor.

Çeşmenin kurnası boyunca, İbn Zemrek tarafından yazılmış bir şiir kazınmıştır. Şiirde, bu pınarın güzelliğini ve aslanların gücü övülüyor. Ayrıca, hidrolik sistemlerin nasıl çalıştığı da anlatılıyor.

Salonlar:

Avlunun çevresinde dört tane salon var.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Abencerrajes Salonu
Abencerrajes Salonu

İki kız kardeş salonunun önündedir.

Elhamra’da kullanılan en etkileyici dekoratif öğelerden biri buradadır. Oda kare şeklindedir. Kubbeli ve kafesli pencereler vardır. Sütunlar, kemer formunda yapıyı destekliyor. Çatı: mavi, kahverengi, kırmızı ve altın renginde dekore edilmiştir.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Abencerrajes Salonu Kubbe
Kubbe:

Tüm Elhamra bölgesinin en etkileyici tavanıdır. Kubbe, göksel cenneti simgeleyen sekiz köşeli bir yıldız şeklinde, 16 kenarlı fener kubbedir. Bir söylentiye göre, bu tavanda görülen sıva desenleri, Pisagor’un dik üçgen özellikleriyle ilgili ünlü teorisinin temelini oluşturmuştur.

Bu salon ismini bir efsaneden alır. Nasrid hanedanının 20’nci Sultanı Sa’d ve kardeşi Muhammed 12: Granada soylularından soyadları Abencerraje olan önde gelen soylu bir ailenin artan siyasi gücünden endişe duyarlar.

Sultana, Abencerrajeslerin kendisine karşı komplo kurduğu söylenir.

Sultan, Abencerraje ailesinin önde gelen soylularını bir ziyafete davet eder. Ziyafet sırasında, 38 tane Abencerraje şövalyesini, beyaz mermer zemin üzerine, omuz omuza diz çöktürür ve hepsini kılıçla kafalarını kestirerek idam ettirir.

O zamandan beri, odanın lanetlendiğine ve öldürülen Abencerrajelerin seslerinin ve çığlıklarının duyulduğu söylenir. Bu hikaye sadece bir efsane olmasına rağmen, buraya gelen ziyaretçileri büyülemektedir.

Efsane, salonun ortasındaki mermer havuzda üzerindeki kırmızımsı kahverengi lekelerin, öldürülen 38 Abencerrane’nin kan izleri olduğu öne sürülerek devam ettirilir.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Krallar Salonu
KRALLAR SALONU

Merkezi kubbede bulunan ve daha sonra açıklanacak olan bir tablodan dolayı krallar salonu olarak anılmaktadır.

Bu salona, Aslanlı avludan girilir. Tablolar, elips biçimli üç ahşap kubbe üzerindedir ve üzeri deriyle kaplanmıştır.

Ortadaki resim: Nasrid hanedanının ilk on kralını temsil eder. (Gaspçılar I İsmail ve kızıl olan Muhammed IV hariç)

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Krallar Salonu

Yan tonozlarda şövalyelik sahneleri (özellikle av sahneleri) ve romantik sahneler var. Resimlerde önemli figürler minderlere oturmuş, hararetli bir tartışmaya katılıyorlar. Önlerinde halılar serili, kılıçlar kemerlerinden güvenli bir şekilde sarkıyor.

Bir resimde: bir Nasrid Sultanı ve diğer ileri gelenler, birlikte oturup tartışırken görülüyor. Diğer iki resim, spor, av ve saray hayatından sahneler içerir.

Figüratif tasvir, İslam sanatında oldukça sıra dışıdır. Ancak Nasriler, tüccardı. Genue, Pisi ve Venedik’ten gelen tüccarlarla yakın bağları vardı. Mesele sadece mal satmak değildi. Kültür alışverişi de yapılıyordu. Resimler, İtalyan veya Fransız sanatçılara ısmarlanmış olmalıdır.

Krallarla ilgili tablolar, elde edilen ipuçlarına göre Muhammet VII (1395-1410) yıllarına aittir.

İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı İki Kız Kardeş Salonu
İKİ KIZ KARDEŞ SALONU

Kaldırımın bir parçasını oluşturan odanın ortasındaki iki büyük mermer blok nedeniyle buraya bu isim verilmiştir. Arapça ismi: Büyük kubbe salonudur. 14’ncü yüzyılda Sultan Muhammed V emriyle yapılmıştır.

Kare şeklindedir. Döşemesi mermerdir. Fiskiyeli küçük bir havuz ve suyu aslanlar avlusuna taşıyan küçük bir kanal vardır.

Nasrid Sultanlarının kabul odası olarak kullanılmıştır. Boabdil’in (Muhammed 12’ye İspanyollar tarafından verilen isim) annesi Muley Hacen tarafından reddedilince, çocuklarıyla birlikte burada yaşamıştır.

Odanın zengin dekorasyonu, Nasrid zanaatkarlarının beceri ve zevkini gösteren grift geometrik ve kaligrafik desenleri içerir.

Duvarlar:

Salonun duvarları, aralarında klasik Nasrid ottosu “Yalnızca Tanrı Galiptir” ve örneğin bir çift kapalı el gibi farklı temalar üzerine, son derece ince sıvalarla kaplıdır.

 

Kubbesi:

Salonun kubbesi çok güzeldir. Bal peteğini hatırlatır. Gökyüzünü simgeleyen lacivert zemin üzerine, altın yaldızla süslenmiş büyüleyici bir kubbe vardır. Merkezi zirveden, pencerelerin hemen üzerinde 16 minyatür kubbe açılır.

Gün boyunca güneş hareket ederken, odanın pencerelerinden giren ışık, odanın dekorasyonunda büyülü ve değişik bir etki yaratır.

İslam sanatının en dikkat çekici mukarnas kubbelerinden biridir. Mukarnas, tepede görülen oyuklar demektir.

Mukarnas pozisyonu, 5000 prizmatik parçadan oluşur. İbn Zemrek: bu kubbe hakkında bir şiir yazmıştır ve bazı ayetleri metalik yanardöner bir çini süpergelik üzerine yazılmıştır.

 

DARAXA BAHÇESİ

Portakal ağaçları bahçesi ve mermerler bahçesi olarak adlandırılır. 1526-1538 yılları arasında İmparator odaları ile aynı zamanda, kale ve surlar arasında zaten var olan bahçede inşa edilmiştir.

Veranda, güneyde Daraxa’nın Mirador’u ve iki kız kardeş salonu, kuzeyde İmparatorun odaları ve İmparator tarafından inşa edilen galeriler tarafından sınırlanır.

Bahçede: selvi, akasya, portakal ağaçları ve büyük merkezi mermer çeşmeyi çevreleyen kutu çalılar var.

Çeşmenin bordürü, Aslanlar avlusunun çeşmesi gibi bir şiirle süslenmiş ve 1626 yılında Yaldızlı Oda avlusundaki büyük kurna ile yapılmıştır.

CENNET BAHÇELERİNE DOĞRU GİDİYORUZ

Torre de Los Picos-Zirveler Kulesi

Adını üst kattaki konsollar şeklinde bazı çıkıntılı unsurlara borçludur. 13’ncü yüzyıl sonu veya 14’ncü yüzyıl başına tarihlenir.

Generalife ile iletişim kuran, kale girişlerinden birini savunmak için yapılmıştır. Bu giriş: Puerta del Arrabal’dır. Kulenin içi üç bölümden oluşur.

İspanya Granada Elhamra TORRE DE LA CAUTIVA
TORRE DE LA CAUTIVA

Diğer ismi Tutsak kadın kulesidir. Efsaneye göre: İsabel de Solis, Sultanın karısı olmadan ve adını Soraya olarak değiştirmeden önce burada tutsak tutulmuştur. 14’ncü yüzyılda küçük bir saray konutuna dönüştürülen kulelerden biridir.

Kulenin içindeki Arapça yazıtlar, kuleden kule sarayı veya mesken olarak kullanılan askeri kule anlamında “kulahurra” olarak söz eder. Sultan I Yusuf (1333-1354) hükümdarlığı döneminde yapılmıştır.

İç kısmı, diğer kulelere göre en zengin şekilde dekore edilmiştir. Evet kule kapalı olduğu için içine girmek mümkün değil.

 

CENNET BAHÇELERİ

Hem Elhamra sarayına hem de Generalife kısmına su, bugün de büyük kısmı ayakta olan Acekuia del Sultan denen sistem tarafından sağlanmaktaydı.

Su, Elhamra’ya yaklaşık 6.1 km doğusunda, Sierre Nevada eteklerindeki Darro nehrinden gelir. Mevcut iki kanal da yüzey boyunca ilerliyor. Ancak bazı kısımlar, ana kayaya oyulmuş tünellerden geçiyor.

İspanya Granada Elhamra PALACİO DE GENERALİFE

PALACİO DE GENERALİFE

Elhamra’nın doğusunda duvarlar dışındadır. İsminin Arapça anlamı “Mimarın Bahçesi” dir. Yapımına, ilk olarak Muhammed II döneminde (1302-1309) başlanmış ve daha sonraki Nasrid hükümdarları tarafından tamamlanmıştır.

İspanya Granada Elhamra PALACİO DE GENERALİFE

 

1313-1324 yılları arasında Ebu Velid İsmail döneminde yeniden dekore edilmiştir. Burası Müslüman hükümdarların, sarayın resmi yaşamından kaçmak için kullandıkları bir alandır.

Dikdörtgen bir bahçe var. Bahçeler, su kanallarıyla bir labirent haline getirilmiştir. 20’nci yüzyılın son bölümünde, bahçenin bir bölümü, oditoryum inşa etmek için tahrip edilmiştir.

Bunun üzerine UNESCO 1984 yılında burayı Dünya Kültür Mirası Listesine dahil ederek koruma altına almıştır.

Evet, Sultan Muhammet V, burada iken kendisine bir isyan patlak vermiştir. Saray: şehrin ve Darro nehrinin tam bir manzarasına hakimdir. Comeros Sarayından önce yapılmıştır.

İspanya Granada Elhamra

SONUÇ:

Efsaneye göre, Nasrid hanedanının 22’nci son Padişahı Boabdil olarak da bilinen Muhammet 12, maiyetiyle birlikte şehirden ayrılırken, dağ geçidinde geriye, kaybettiği şeyin güzelliğine baktı ve ağladı. İspanyollar, buraya “Ağlayan Arap” diye bir anıt dikmişler.

 

 

İspanya Granada Elhamra Albacin Tepesi

 

ALBAİCİN TEPESİ

Hemen başta bir şey söylemek istiyorum. Burası gerçekten yokuşlu bir yer ve buraya çıkmayı düşünüyorsanız, yanınızda mutlaka spor ayakkabınız olmalıdır.

Burası İspanya kültür mirası listesinde ve koruma altındadır.

Şehrin içinden geçen Darro nehrinin kuzey tarafında, bir tepe üzerinde yerleşiktir.

Granada şehrinin ilk yerleşimcileri olan Vizigotlar ve Romalılar, Vega ovasının topraklarını gören ve bölgeye hakim bir tepe üstüne kurulu olan “Albaicin” tepesine yerleşmişlerdir.

Müslüman ordularının öncüleri de, kısa sürede buraya ulaşarak, aynı tepeyi merkez edinmişler ve zamanla tepenin çevresi surlarla/duvarlarla çevrilmiştir.

8-10’ncu yüzyıllar arasında, Albacin bölgesi, çoğunluğu Yahudi olan küçük bir yerleşim yeri olarak biliniyordu. 11’nci yüzyılda ise buraya Kuzey Afrikalı Berberi bir toplum olan Ziridler yerleştiler.

1009 yılında Cordoba Halifeliği çökünce, Zirid Lideri Zawi ben Ziri, kendisi için burada bağımsız bir krallık olan Granada Taifa’yı kurdu. Böylece, kasaba kısa bir süre de olsa, Endülüs’ün en önemli şehirlerinden biri haline geldi.

Şehrin ve konutların ihtiyacı olan su, yeraltı sarnıçları ve borulardan oluşan bir sistemle sağlandı. Günümüzde hala mahallede bilinen 20 su sarnıcı bulunmaktadır. Zirid kralının sarayı da, en büyük su sarnıcının yakınındadır.

13’ncü yüzyılda: I Muhammed, İber yarımadasında hüküm süren ve en uzun Müslüman hanedanı kurdu. Nasriler, Granada Emirliğini yönetiyordu.

Ancak I Muhammed, şehre yerleştiğinde kraliyet sarayını Albacini tepesindeki eski Zirid kalesinden daha güneydeki Sabika tepesine taşıdı ve günümüzdeki Elhamra sarayının inşasına başladı.

Ancak, yine de halkın yaşadığı Albaicin bölgesindeki surlar, düşman saldırılarına karşı sürekli onarım görmüş ve sağlam tutulmuştur.

Hatta, ikinci bir sıra sur bile yapılmıştır. Çünkü: düşünülünce, El Hamra bölgesinin girişinin, Albaicin semtinden olduğu da bu tür ek güvenlik önlemlerinin alınması için önem kazanmıştır.

Evet: El Hamra’nın hemen karşısındaki bu tepe:

Endülüs bölgesindeki en iyi korunmuş “Magribi Mahallesi” olarak dikkati çeker. Ancak arkeolojik bulgular, buranın antik dönemlerden bu yana, iskan edildiğini göstermektedir.

Burası gerçekten bayağı dik yokuşlu bir yer. Labirent benzeri sokakları, çiçekli beyaz badanalı evleri ile görüntü güzel. Amaç: tepenin en yüksek yerinde bulunan “Mirador San Nicolas” bölümüne ulaşmaktır.

Evet, gelelim, bölge hakkında kısa bilgiler vermeye:

1013 yılında Zirid hanedanı döneminde, bölge, savunma duvarları ile çevrilmiştir. Müslüman döneminde ise, bu mahalle, halifelik karşı isyanların merkezi olmuştur. Çünkü o dönemde, burada: sanayiciler, esnaflar ve aristokratlar otururlarmış.

Kastilya ve Aragon tarafından yeni fetih edilen yerlerdeki Müslüman mültecilerin buraya gelmesiyle, küçük şehirde yoğun bir nüfus artışı olur.  Granada şehri genişler ve Albaicin çevresinde yeni mahalleler oluşur.

1365-1367 yılları arasında Albaicin’de Maristan (hastane) ve Ulu Cami yapılır.

1492 yılında Granada İspanyol hükümdarlar Ferdinand ve Isabella’nın kontrolü altına girince, başlangıçta bölgedeki Müslümanlara teslimiyet şartlarına uygun olarak yaşama imkanı verildi. Ancak bu haklar, kısa bir süre sonra kaldırıldı.

1499 yılında Albaicinde yerleşik Müslüman nüfus, zorla Hıristiyan yapılmak istendi, buna karşı gelen Moriskolar isyan edince, 1568 yılında Morisko isyanı bahane edilerek, Müslümanlar şehirden topluca sürüldüler ve mahallenin çoğu terk edildi.

Morisko mülkleri, geri kalan Hıristiyan sakinler tarafından alındı.

Evet Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmelerinin ardından, bölge önemini kaybetmiştir. Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmesinin ardından, bu bölgede ibadet edilen cami ve mescitlerin tamamı yıkılmış veya kiliseye çevrilmiştir.

Sırf bu şekilde, bu bölgede 17-18 kilise bulunmaktadır. Bu camilerin bazılarının minareleri korunarak çan kulesine çevrilmiştir.

Hatta: bu kader, yalnızca dini yapılar için değil bazı evler için de geçerli olmuştur.
Sultan Ebu Hasan Ali, boşandığı eşi Ayşe için, Albaicin bölgesinde bir köşk yaptırır.

“Dar al-Horra” isimli bu köşk de, Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmelerinin ardından yıkılır ve bahçesine, Kraliçe İsabel’in isteği üzerine “Convento de Santa İsabel de Catolica” isimli bir manastır yaptırılır ve köşkün önemli bir kısmı da, bu inşaat sırasında yıktırılır.

1994 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınan değerler şunlardır: Ziri duvarları, Alcazaba Cadima, Nasrid Duvarları, Alcazaba kuleleri, El Salvador (eski ana kilise-cami), San Cristobal, San Miguel Alto ve Real Chancilleria.

Günümüzde burayı gezerseniz, 13-15’ncı yüzyıllar arasında Nasrid dönemine kadar uzanan Ortaçağ sokak planı ilgi çeker. Ayrıca mahallede korunarak günümüze ulaşmış en eski ve önemli evler Nasrid döneminden kalan Casa de Zafra ve Dar al-Horra’dır.

Casa de Zafra: 14-15’nci yüzyıllarda inşa edilmiş ve adını Ferdinand ve Isabella’nın sekreteri Hernando de Zafra’dan almıştır. Dar al-Horra: 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

Her iki evde de, geniş dikdörtgen avlular bulunur. Evlerin ana odaları, avlunun kuzey ve güney tarafında revaklar arasındadır. Kuzey odaları daha büyüktür ve kuzey rüzgarlarından ve öğle güneşinden yararlanılır.

Burayı gezmek için 1-2 saat arasında zaman ayırmanız gerekir.

Buradaki caddelerin çoğu: dar ve basamaklıdır. Burası, turistler tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir. Yani, büyük kalabalıklarla karşılaşacaksınız.

Plaza Nueva

Tepe için bölgedeki yürüyüşümüze buradan başlıyoruz.
Bu meydanın en güzel yapısı: 1530 yılında tamamlanan “Real Chancilleria” yani “Kraliyet Yargıtayı” dır. Diego de Siloe tarafından tasarlanmıştır.

Placeta de San Miguel Bajo

Yargıtay binasının solundaki “Carcel Alta” caddesine giriyoruz. Tepeden sola dönüp, sağa yönelince: Arnavut kaldırımlı “Plaza Sa Gregorio” meydanına çıkarsınız.

Sola dönerek meydandan çıkın ve “Calle San Jose” isimli dik yokuşu tırmanın. Önünüzde: 10’ncu yüzyıldan kalma “San Jose” minaresi görülecektir.

Minarenin bulunduğu yerde bir de kilise var. “İglesia de San Jose” isimli kilise: Granada şehrinin en eski kiliselerinden birisidir ve eski bir Magribi camisi üzerine yapılmıştır. Caminin minaresi, kilisenin çan kulesine dönüştürülmüştür.

Bunun altından: mahalledeki klasik bir Magribi evi olan ve yüksek duvarlar arkasına gizlenmiş “Carmen San Luis” in kapı aralığından geçerek yokuşu tırmanmaya devam edin.

Sonra, bembeyaz bir kilisenin bulunduğu “Placeta de San Miguel Bajo” ya ulaşırsınız. Meydanın köşesinde, 13’ncü yüzyıldan kalma “Magribi sarnıcı” nı görün.

San Nicolas Viewpoint-Mirador de San Nicolas

Burası bir gözlem yeridir.

Evet, 16-17’nci yüzyıldan kalma manastırı geçiyoruz. Sonraki ulaşılacak hedef: “San Nicolas” kilise kulesine doğru “Santa İsabel la Real” yolunu takip etmeniz gerekiyor.

Yolu, yokuş aşağıya inmeye başladığınız yerden, sola ve sonra sağa dönerek “Mirador de San Nicolas” olarak bilinen “Darro Vadisi” nin karşısındaki muhteşem El Hamra manzarasının seyredildiği bu meydana varırsınız.

Buradan El Hamra ve dağların muhteşem manzarasının yanı sıra, Granada şehri ve Rio Darro kanyonunun mükemmel manzarasını görebilirsiniz. Yalnız burası çok kalabalık, çünkü insanlar özellikle gün batımını seyretmek için buraya geliyorlar ve çevrede bolca yankesici bulunduğu söyleniyor.

Evet, aşağıya inerken, yine muhteşem El Hamra manzarasını görebileceksiniz.

İspanya Granada Elhamra Albacin Tepesi Rio Dara

Rio Dara

Meydanın hemen aşağısından, az basamaklı ve dik “Cuesta de las Cabras” yolunu takip edin ve meydanı terk edin.

Yolda: solunuza, Granada camisinin önünden geçin ve sağda keskin bir virajla karşılaşacaksınız. “Placeta del Comino” dan geçerek aşağı inmeye devam edin.

Solunuzda: 15’nci yüzyıldan kalma “Carmen de Aben Humeya” yı göreceksiniz.
Bu yol: 14’ncü yüzyıla ait bir sarnıcın adını taşıyan bir meydana “Placeta del Aljibe de Trillo” ya çıkan merdivenlere dönüşüyor.

Meydanın sonunda, sola dönün ve “Azacayuela de San Perdo” ya çıkın, birkaç basamak merdivenden inin ve keskin bir köşeyi dönün.

Bir sonraki kesişim noktasından sağa dönüp, yokuş boyunca “Plaza Escuelas” a kadar devam edin. Burada: “İglesia de San Juan de los Reyes” var.

Karşıya geçip “Calle Zafra” ya girmelisiniz. Bu düz yolu takip ederseniz: “Casa de Castril” deki “Museo Arqueologico y Etnologico” nun yanında ve kilisenin karşısında yer alan “Darro” nun yanında ilerleyen yola çıkın.

Nehir Boyunca yol

Albaicin tepesi ile El Hamra arasında “Darro” nehri geçmektedir.

Sağa dönün ve sonra görünmez rahibelerin döner tablalarda pasta sattığı: 16’ncı yüzyıldan kalma “Convento de Santa Catalina de Zafra” nın açık kapısından girin.

Soldaki nehir üzerinde: Magribi dönemine ait, asılı duran bir yarım kemer göreceksiniz. Kısa bir süre sonra: 11’nci yüzyıl Arap banyoları “El Banelo” yu geçin ve başlangıç noktanız olan “Plaza Nueva” karşınıza çıkacaktır.

Ancak, burada dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var. Darro nehri kıyısında “El Banuelo” olarak adlandırılan yerde, bir “hamam” var. Hıristiyanlar, şehre girdikten sonra şehirdeki bütün hamamları yıktırırlar.

Çünkü: zorla Hıristiyanlaştırdıkları Müslümanların, gusül abdesti almalarını önlemek istemektedirler. Ancak, burası özel mülkler yani evler arasında kaldığı için gözden kaçmış, buraya dokunmamışlardır.

Mezquita Mayor de Granada

Evet bölgedeki son görebileceğiniz yapı, yine bir cami, ama yakın geçmişte yapılan bir camidir. Tepede bulunuyor. Yani, gözetleme yerinin yakınında, Mirador de San Nicolas kilisesinin kuzeyindedir.
Burası: Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmelerinin ardından, İslam’ın İspanya’da sürülmesinden sonra, 2003 yılında Müslümanlar için inşa edilen bir camidir. Camiye her an girilebilmektedir, mimari tarzı oldukça mütevazidir.

İspanya Granada Sacromonte Tepesi

Sacromonte Tepesi

Albaicin tepesinin kuzeydoğu yönündeki bu tepe: “gitanos” yani “Çingene” tepesi olarak tanınır ve bilinir. Valparaiso tepesindedir.

15’nci yüzyılda büyük bir Roman gurubu ve Gitanos olarak isimlendirilen İspanyol çingeneleri, buraya yerleştiler ve burada kayadan yontulmuş mağara evlerde yaşayan Çingeneler, günümüzde artık beyaz badanalı, küçük evlerde yaşıyorlar.

Bölge gündüzleri oldukça ıssızdır. Hava karardığında, müzik ve dans ile ziyaretçileri Granada şehrinin tepelerine çeker. Yamaçlardaki badanalı mağaraların içinde bulunan mekanlarda, etkileyici flamenko gösterileri yapılır.

Sacromonte’nin en renkli simalarından biri, 19’ncu yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Chorrojumo Mariano Fernandez Santiago’dur.

Kendini “Çingene Kralı” ilan eder. Elhamra çevresinde, turistlere eşlik eder ve onları şanlı geçmişinin hikayeleriyle eğlendirerek geçimini sağlardı.

İspanya Granada Çingeneler-Flamenko Dansı

Çingeneler: yöreye özgü Flamenko dansı ve müziğinin en iyi örneklerini sunmaları açısından önem kazanıyorlar.

Burada yapılan Flamenko dansı, Gitanos denen İspanyol çingeneleri, tipik İspanyol dansı ve müziği olan Flamenko ile uzun süredir devam eden bir geleneğe sahiptir.

Yaşadıkları zorluk ve dezavantajlar karşısında, meydan okuyan, duydu ile dolu bir dans yapıyorlar. Burada çeşitli mekanlar var.

Örneğin: benim de gittiğim “La Cueva De La Rocio” denen bir mağara gösteri mekanı. Bu mekan, Sacromonte’nin ilk çingene mağaralarından biridir.

1950’li yılların başında kurulmuştur. Halen Flamenko dünyasının en önemli isimlerinden olan Maya ailesi tarafından yönetiliyor.

Son yıllarda, birçok siyaset ve sanat dünyası ünlüsü burayı ziyaret etmiştir. Burada yaptıkları dansın ismi “Zambra” dır. Gitanos, geleneksel İspanyol Flamenkosunu, Arap oryantal dansıyla karıştırmıştır.

Çünkü, dansın kökenleri, daha önceki Magribi danslarına dayanır. Zambra, Sacromonte’nin çingene düğünlerinin törensel anlarını temsil eder. Eskiden bu oyun, çıplak ayakla, belden bağlanan gömlekler ve kloş eteklerle oynanırdı.

16’ncı yüzyılda, Engizisyon tarafından bu tür dans yasaklandı. Çünkü uygunsuz bir dans olarak görüldü. Buna rağmen geleneği yaşatarak, Sacromonte mağaralarında gizlice yapmaya devam ettiler. La Zambra, günümüzde parti, şenlik ve kutlamayla eş anlamlıdır.

Katılımcılar, mağaranın kenarında sıralar halinde düzenlenmiş uzun kuyruklu sandalyelere oturdukları için, çok karakteristik bir gösteri türüdür.

Katılımcılardan sadece birkaç santimetre uzakta, Zambra’ya katılan herkesin ön plana katılması sağlanır. Çingene Zambrası, en eski ve saf Flamenko danslarından biridir. Gösteri yaklaşık 45 dakika sürüyor.

Evet, turistlerin odağı olmuş bu gösteriyi bence mutlaka izleyin.

KATEDRAL VE ÇEVRESİNDEKİ ŞEHİR MERKEZİ

Katedral

Granada şehir katedrali: şehir merkezindeki “Gırnata ulu camisi” yani “Cami el-kebir” Kraliçe İsabel’in emriyle yıkılarak onun yerine yapılmıştır. İnşaat 16’ncı yüzyılda başlamış ve 181 yıllık bir sürecin ardından, 18’nci yüzyılda tamamlanmıştır.

Mimar: Dieo de Siloe’dir. Aslında, önce 1504-1521 yılları arasında kullanılan kraliyet kilisesi (Capilla Real) ve sonrada büyük şehir katedrali (Capilla Mayor) yapılmıştır. Katedralin yapımına: 1523 yılında başlanmıştır.

İnşaat 1704 yılında tamamlandığından, arada geçen sürede, ibadet yeri olarak: katedralin güneydoğusundaki “El Sagrario” kilisesi kullanılmıştır.

Mimari olarak: Toledo şehrindeki katedral yapısının planı esas alınmıştır. Büyüklüğüne rağmen, iç mekanları mütevazidir. Tavanı: 27 metre yüksekliktedir. Bu yüzden aydınlık ve havadardır. Kulelerinin yüksekliği ise 81 metredir. İç mekan büyüklüğü: 115 x 67 metredir. Kubbesinin yüksekliği: 45 metredir.

Yapının çeşitli şapellerinde: “Alonso Cano” tarafından yapılan heykeller ve “El Greco” tarafından yapılan “Aziz Francis” (şehrin azizidir) tablosu görülmeye değerdir.

Katedralin içinde bir mezarlık bulunuyor.

İspanya Granada Capilla Real-Royal Chapel

Capilla Real-Royal Chapel

Burası: 13 Eylül 1504 tarihinde, kraliyet kararnamesiyle, kraliyet mezar yeri olarak seçilmiştir. Bunun üzerine: Granada kraliyet bireyleri, kraliyet şapeli içinde gömülmeye başlanmışlardır.

Günümüzde burada mezarı bulunan kraliyet fertleri: İsabel ve Fernando ve kızları Juana ve kocası Felibe. Ancak, İsabel ve Fernando’nun mezarları daha önce başka yerde iken, sonradan buraya nakledilmişlerdir.

Nakledilme aşaması öncesinde ise, mezarlarının tahrip edildiği görülmüştür, yani buradaki kalıntıların, İsabel ve Fernando’ya ait olup olmadığı kesin değildir.
Bu şapel içinde, ayrıca: kraliyet ailesine ait: taç, kılıç, asa, sancak, ayna, çanak-çömlek gibi bazı eşyalar da sergileniyor.

Evet, katedralden çıktıktan sonra, çevredeki tarihi ve özelliği olan yerleri gezmeye başlıyoruz.

Madrasa

Katedralin doğu kısmındadır. 2 katlı ve sıra sıra balkonlu ince uzun bir binadır. Burası: Müslümanlar zamanında kullanılmış bir medresedir. 14’ncü yüzyılda, Sultan Yusuf I tarafından yaptırılmıştır.

Şehrin Hıristiyanlar tarafından ele geçirilmesinin ardından, bina: bir süre “Casa de Cabildos” yani “Şehir kulübü” olarak kullanılmış ve daha sonra ise kuşatma sırasında kahramanlık gösteren, 25 şövalyenin hizmetine tahsis edilmiştir.

18’nci yüzyıla gelindiğinde ise, binanın dış görünümü tamamen değiştirilerek, barok desenlerle süslenmiştir. Ancak, binanın içinde halen Endülüs tarzı sütun ve kemerler, ahşap işlemeli tavanlar, kapı kemerlerinde “besmele” ve “ayet” hatları görülebilmektedir.

Medresenin mescit kısmı ise, süslemelerinin güzelliği ve dekor zenginliğiyle dikkat çekmektedir.

Alcaiseria

Katedralin hemen yanındaki küçük binalar, Müslümanlar zamanından kalma çarşının dükkanlarıdır. Bu çarşının özel giriş kapısı bulunmaktadır. Çarşı: dar sokakları, küçük dükkanları ile klasik şark usulü bir çarşı görümündedir.

Çarşının ismi: Romalılar zamanından kalmadır. Roma imparatoru yani “Kayzer” Justinian: Arap tüccarlara, ülkesindeki pazarlarda ipek satma izni verdiği zaman, bu tür pazarlara da “El-Kayzerriyye” yani “Kayzerin Makamı” ismi verilmiştir. Bu isim zaman içinde İspanyolcaya çevrilirken “Alcaiseria” olarak gelmiştir.

Evet, bu pazarın büyük kısmı, 19’ncu yüzyıldaki bir yangında yanarak yok olmuş ve onarım sırasında pazarın dış görünümünde bir kısım değişiklikler yapılmıştır.

Corral de Carbon

Burası eski bir Arap kervansarayı iken, Hıristiyan askerleri tarafından tiyatroya çevrilmiş ve kullanılmıştır.

Yani, bir anlamda, İspanya ülkesinde yıkılmadan günümüze ulaşan tek kervansaray yapısıdır. Burada: özellikle Kuzey Afrika’dan buraya mal satmaya veya almaya gelen tüccarların kaldıkları sanılmaktadır.

Biraz önce söylediğim gibi, sonradan burası tiyatro olarak kullanılmıştır. 16 ve 17’nci yüzyılda: tiyatro olarak kullanılan yapı, günümüzde “Turizm Enformasyon” binası olarak kullanılmakta, avlusunda yaz gecelerinde Flamenko gösterileri yapılmaktadır.

Plaza Bib-Rambla

Burası: Granada şehrinin merkezidir. Bu sevimli meydanda: birçok bar ve restoran bulunmaktadır. Katedralden sonra buraya ulaşım kolaydır yani katedrale yakındır.

Plaza Nueva

Burası: geniş bir meydandır. Meydanda, dikkati çeken yapılar, 16’ncı yüzyılda yapılmış “Real Chancilleria” ve “İglesia de Santa” dır.

Plaza Nueva ve hemen yakınlarındaki “Albacin” çevresinde, yine son derece uygun restoranlar ve barlar bulunmaktadır. Ayrıca: yine bu bölgede, şehirdeki üniversiteli öğrenci kalabalıklarını görebilirsiniz.

Mueso Parque de las Ciencias de Granada- Granada Science Park Müzesi

Avenida de la Ciencia bölgesindedir

Giriş ücretlidir. Büyükler 6.5 Euro, öğrenciler 5.5 Euro’dur.

Müzede: 70 bin metrekarelik alanda: atalet, yer çekimi ve Arşimed prensipleri gibi çevresel olayların anlaşılabilmesi için interaktif özellikler sergilenmektedir.

7 daimi sergi salonu ve birkaç geçici sergilerin düzenlendiği alanların toplamı, 5 bin metrekaredir.

Bunun dışında: kütüphaneler, sinemalar, oditoryum, planetarium, kültür galerisi gibi bölümler bulunmaktadır. Aynı zamanda, 27 bin metre karelik bölümde, bir de astronomi bahçesi vardır.

Burayı ziyaret ederseniz özellikle “Endülüs bölümünü” gezmenizi öneririm. Çünkü: Endülüs düşünürlerinin, bilim adamlarının eserlerini görebilirsiniz. Tabii başka bölümler de var. Örneğin: medikal bölümü var. Antartika bölümü var. Eğlenceli bir ortam sizi bekliyor, mutlaka ziyaret edin.

İspanya Granada

ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

LAS ALPUJARRAS

1492 yılında, Granada Hıristiyanların eline geçince, Magribi sultan XII. Muhammed’e burası, derebeylik olarak verilmiştir. Sultan, düşen krallına son kez bakmak için durduğu yer olarak söylenen, Granada’nın güneyindeki geçit “Puerto del Suspiro del Moro” anlam olarak “Magribinin iç çektiği kapı” olarak bilinmektedir. Ancak, Sultan, bundan bir yıl sonra, Kuzey Afrika’ya sürgün olarak gönderilmiştir.

Alpujarras bölgesinde: Magribi kader mahkumlarının çıkardığı son bir ayaklanmanın ardından, bunlar da, ülkeden kovulmuş ya da din değiştirmeye zorlanmışlardır. Her köyde, yalnızca iki Magribi aile, tarım sisteminin korunması için tutulmuştur.

Onun dışında, tüm bölge, Kuzey İspanya’dan gelen Hıristiyanlar tarafından mesken olarak kullanılmıştır.

Evet: Alpujarras bölgesinin en büyük özelliği: Kuzey Afrika’nın Berberi binalarını yansıtan temel mimarisidir. Evler, taştandır ve uzun, şapkalı bacası olan üstü çakıl, altı beton, düz çatılara sahiptirler.

Köyler, aralarından geçen düzensiz, dar, basamaklı ve konik caddelerle, birbirlerine bağlanan bu tarzda evlerin oluşturduğu karmaşık kümelerdir.

Günümüzde, burası sakinliğiyle, özellikle Kuzey Avrupalılar tarafından iskan amacıyla kullanılmaktadır. Böylece, bölgedeki dağ köyleri, Endülüs bölgesinin diğer birçok yerinde olduğu gibi terk edilmekten kurtulmuştur.

Yeni gelenlerin en ünlüleri, genellikle “Orgiva” kasabası ve çevresinde yerleşmektedirler.

Granada şehir merkezinden, Alpujarras’ın dağ köylerine otobüs seferleri bulunmaktadır. Hatta, burada bir dizi konforlu otel de bulmak mümkündür. Biraz önce söylediğim gibi, huzurlu ve temiz hava almak isteyenler, burayı tercih ediyorlar ve yerleşiyorlar.

MONTEFRİO

Şehir merkezine 52 km. uzaklıktadır.
Dik bir yokuşta yer alan ve zeytin ağaçlarıyla çevrelenmiş bu kasabanın ilginç 2 kilisesi bulunmaktadır. Bunlardan “Iglesia de la Encarnacion” mükemmel dairesel konumu ile dikkat çeker.

Diğer kilise ise “İğlesia de la Villa” dır. Bu ikinci kilise içinde bir de müze bulunuyor. “Centro de İnterpretacion la Centinela” müzesi içinde, Magribiler ile Hıristiyanların çatışmalarını araştıran eserler bulunmaktadır.

ALHAMA DE GRANADA

Bu kasaba, bir boğazın ağzındadır. Ancak, buraya ulaşmak için şehir merkezinden uzak bir yolculuk yapmanız gerekir.

Kasabanın hemen altındaki otel ilgi çekmektedir. Bu otelde: 12’nci yüzyıldan kalma, Magribi banyoları kullanılmaktadır.

İspanya Malaga

İspanya Malaga


Malaga denilince insanların ilk aklına gelenler: Costa del Sol denilen yerde bulunan muhteşem plajlardır. Genelde insanlar bu plajlardan yararlanmak ve denize girmek için bölgeye gelirler. Ancak, bu sırada, şehir merkezindeki birkaç tarihi kalıntıyı ve anıtı ziyaret ederler.

İspanya Malaga

ULAŞIM


Malaga şehrinde “Malaga Costa Del Sol” havaalanı bulunmaktadır. İspanya’nın en işlek dördüncü havaalanıdır. Yani, birçok yer ile bağlantılıdır. THY, Malaga şehrine doğrudan uçuşlar düzenlemektedir.

Çarşamba, Cuma ve Pazar günü düzenlenen seferler, İspanya’daki dördüncü varış noktası olarak, 2011 yılında başlamıştır. Yolculuk yaklaşık 4 saat sürmektedir.

Malaga şehrinde tren bağlantıları “Malaga-Maria Zambrano Tren İstasyonu” ile karşılanmaktadır. Buradan “AVE” yüksek hızlı tren sistemi hareket etmektedir. Bu hızlı tren sistemi, İspanya’da mevcut 18 şehir ile bağlantılıdır.

Malaga şehrine otobüs ile ulaşmak isterseniz: bu kez şehir merkezine on dakika uzaklıktaki “Malaga Otobüs İstasyonu” kullanılır. Buradan, toplu taşım otobüsü ile, şehir merkezine ulaşmak mümkündür.

İspanya Malaga

GENEL

Yarım milyondan fazla nüfusu ile, Endülüs bölgesinde Sevilla şehrinden sonra, ikinci en büyük şehirdir. İspanya’nın ise en kalabalık altıncı büyük şehridir.

Malaga, ziyaretçilerin ana giriş kapısıdır.

Şehrin kültürel yapısının en büyük şahsiyetleri: Uluslar arası üne sahip ressam ve heykeltıraş “Pablo Picasso” ve aktör “Antonio Banderas” ın bu şehirde doğmuş olmasıdır. Öte yandan: Kübalı besteci Ernesto Lecuona, başyapıtı olan “Malaguena” adlı yapısının ismi, bu bölgeden alınmıştır.

Birçok resmi kurumun idari merkezidir ve yurt dışı konsolosluklarını veya onların temsilciliklerini bulabileceğiniz yerdir. Malaga limanı, İspanya’nın en önemli limanıdır.
Birçok kişi, Costa del Sol de tatil yapmak için Malaga ya uçup şehrin kendisini gezmeye tenezzül etmese de Malaga en azından yarım günlük bir keşif hak eder.

Evet, Malaga şehrinin en büyük özelliği: Akdeniz sahilinde “Costa del Sol” yani “Güneş Sahili” üzerinde olmasıdır. Costa del Sol sahilinde nispeten dar bir şerit içinde şehirleşme görülür. Malaga şehirleşmiş bölgesini: birbirine bitişik olan, sahildeki: Rincon de la Victoria, Torremolinos, Benalmadena, Fuengirola, Alhuirin de la Torre, Mijas, Marbella ve San Pedro Ancantara adlı şehirler oluşturur. Malaga şehir merkezinden, bu yerleşimlerin en yakın yeri 20 dakika, en uzak yeri 45 dakika uzaklıktadır.

Malaga-Cebelitarık boğazı arasındaki uzaklık: 100 km. ve şehrin Kuzey Afrika sahillerine olan uzaklığı ise, 130 km. dir.

İKLİM

Şehirde, Subtropikal Akdeniz iklimi hakimdir. Buna bağlı olarak: kışlar ılıman ve yazlar sıcak geçer. Malaga şehrinde güneş yılın 300 günü görülmektedir. Yağış ise, yalnızca 50 gün sürer. Burayı ziyaret etmek isterseniz, aşırı sıcak Temmuz-Ağustos ayları dışında ziyaret edebilirsiniz. Ancak: yoğun yağmur dönemiyle karlışabilirsiniz. Özellikle kışın buraya gitmeyi düşünürseniz, yanınıza yağmurluk almanız şart.

 

TARİHİ

Malaga’nın tarihi, şehri Akdeniz in ana limanı olarak kuran Fenikelilere kadar uzanır. Yani, dünyanın en eski şehirlerinden birisidir. Fenikelilerin burada yerleşim yeri kurmalarının en büyük nedeni, yakınlardaki “tuz” yataklarıdır ve bu tuz, balık tuzu olarak kullanılmıştır.

Bu rol Magribiler ve Hıristiyanların dönemini de geçerek bugünlere kadar devam etmiştir.
Fenikeliler aynı zamanda şehrin tatlı ve sertleştirilmiş şaraplarıyla büyüyüp gelişen bağcılık kültürünü de ortaya koymuştur.

Ancak, bu sanayi 19. yüzyıldaki asma biti salgını nedeniyle yıkıma uğramıştır. Larios ailesi, bugün halen anonim sınavlarda İngiliz markalarına fark atan damıtılmış Malaga cini ile daha iyi iş çıkarmıştır.

Şehir İspanya’nın ve hatta 20. yüzyılın en ünlü ressamı Picosso’nun da doğum yeridir ve iç savaş döneminde Barselona dan sonra en çok kavga sebebi olan cumhuriyetçi istihkamıdır.

Alameda Principal nehir yatağı ve Carreteria ile Alamos yollarının sınır oluşturduğu şehir merkezi, cadde ve sokaklardan oluşan kalabalık bir yerdir.

Malaga aynı zamanda bir bahçe şehridir ve en büyük bahçesi Paseo del Parque dir.

FERİA DE AGOSTO-MALAGA FUARI

“Feria de Agosto” yani “Ağustos Fuarı” her yıl, Malaga şehrinde, Ağustos ayında yapılır. Kutlamaların temelinde: Katolik hükümdarlar (İsabella ve Ferdinand) tarafından, 18 Ağustos 1487 tarihinde, Malaga şehrinin ele geçirilmesi bulunmaktadır.

İlk kutlamalar: Ağustos 1491 tarihinde gerçekleşir. Ertesi yıl ise, 18 Ağustos günü kutlamalar yapılır. 17’nci yüzyılda, kutlamalarda havai fişekler ve roketler kullanılmaya başlandı. 1887 yılından sonra ise, fuar şehrin çeşitli yerlerinde kutlanmaktadır.

Başlangıçta: su bulunan “Muelle de Heredia” yakınlarında iken sonradan “Parque de Malaga” bölümü kullanılmaya başlanmıştır.
Günümüzdeki kutlamalar: Cuma günü gece yarısından hemen sonra b aşlar ve Pazar gecesi biter. Toplam: 10 gece ve 9 gün kutlamalar sürer.

Kutlamalarda çeşitli eğlenceler düzenlenir. Şehrin tarihi merkezinde “Feria de dia” yani “Day Fuarı” açılır. Akşamları ise “Feria de la Noche” yani “Night Fuarı” düzenlenir. Fuar sırasında: şehir merkezindeki sokaklar: çiçek görünümlü kağıt fenerlerle bezenir.

Çocuklar ve yetişkinler, müzik ve dans coşkusunu yaşarlar. Her yerde, Flamenko müzik sesleri duyulur. Her öğleden sonra: “La Malagueta” da, boğa güreşleri düzenlenir.

Fuar süresince, kentin toplu taşıma düzeni yeniden planlanır ve fuar süresince taşımada hiçbir aksaklık yaşanmaz.

 

MALAGA KUTSAL HAFTA KUTLAMALARI

Bu kutlamalar, 500 yıl boyunca sürdürülmektedir. Kutlamalar: Paskalya Pazar gününden bir hafta önceki Pazar günü başlar ve Paskalya Pazar gününe kadar sürer. Bu kutlamalara katılan “Tronos” olarak isimlendirilen kişiler: sivri şapkaları, uzun mor elbiseleri, taşıdıkları siyah mumlarla dikkat çekerler. Müzik olarak: davul ve trompet çalınır.

İspanya Malaga

MALAGA ŞEHRİNDEKİ GECE-EĞLENCE HAYATI

Malaga şehrinde: gerek sabaha kadar eylenebileceğiniz mekanlar ve gerekse sakin bir yerde dinlenme şansınız bulunmaktadır. Şehirdeki bazı gece kulüpleri hakkında kısa bilgi vermek istiyorum.

Plaza de Uncibay

Granada ve Beates caddeleri arasındadır. Çoğu kişi, gece burada eylenmeyi tercih ederler.

La Malagueta

Arenanın güneyinde, şehrin en modern yeridir ve burada gençler için çeşitli eğlence mekanları bulunmaktadır. Kaliteli barlar, publar ve diskolar vardır. Ayrıca, burada yine geleneksel Endülüs yemeklerini tadabileceğiniz restoranlar bulunuyor.

El Palo

Burada bulunan barlarda, çeşitli ülkelerden gelen öğrencilerle, özellikle Erasmus öğrencileriyle karşılaşabilirsiniz. Dolayısı ile farklı bir hava hissedeceksiniz. Burada: lezzetli tapaslar tadabilir, biranızı içebilirsiniz.

İspanya Malaga

MALAGA-DENİZ KEYFİ

Malaga şehrini ziyaret eder ve denize de girmeyi düşünürseniz: tek öneri “Costa del Sol” yani Güneş Sahilidir.

Burası: çok sayıda ziyaretçi çeker. Çünkü, eşsiz kumsalı ve tertemiz denizi, yörenin en iyilerindendir. Hatta, batı sahilinde gizli koyları ve kayalıkları da keşfedebilirsiniz.

Buradaki plajlar: 35-40 metre genişliktedir, uzunlukları ise 15 km. bulur. Batıdan doğuya bilmek isterseniz, bölgedeki plajlar şunlardır: El Candado, Las Acacias, Barons del Carmen, La Malagueta, San Andres, Misericordia, Guadalhorca. Guadalmar bölgesindeki plajda: çıplaklar için özel bir bölüm bulunmaktadır.

İspanya Malaga

MALAGA ŞEHRİNDE GEZİLECEK YERLER

İspanya Malaga

MALAGA ESKİ TARİHİ MERKEZİ

Burası, güneyde limana ve kuzeyde ise yüksek tepelere doğru uzanır. Her iki tarafından: Akdeniz’e ulaşan “Guadalmedina” ve “Guadalhorce” ırmakları bulunmaktadır.

İspanya Malaga

TEATRO ROMANO-ROMA AMFİTİYATRO

Alcazaba bölgesindeki bu yapı, antik Roma dönemine aittir.

MÖ 27’den MS 14’teki ölümüne kadar Roma İmparatorluğunun 1’nci İmparatoru olarak kabul edilen Augustus’un ilk günlerine aittir. Roma tiyatrosu tamamen kaybolmuş bir halde iken, 1951 yılından itibaren kazılarla büyük kısmı ortaya çıkarılmıştır.

Kazılar sırasında, sahne, orkestra kalıntıları, senatörler ve savea için ayrılan yer, 31 metre yarıçaplı, 16 metre yükseklikte, 13 ayaklı stantlar ortaya çıkarılmıştır. Evet, tiyatro, Alcazaba altındadır. Tiyatroya girip gezebilir ve taş basamaklarda oturabilirsiniz. Giriş ücretsizdir.

GIBRALFARAO KALESİ

Gibralfaro dağı ve çevresinde bir tepede bulunan kale, 1340 yılında Nasıra kralı I Yusuf tarafından, tepeye adını veren bir deniz fenerinin de bulunduğu, Fenike kökenli eski bir çitin üstüne yapılmıştır. Yani, Araplardan kalma bir kaledir. 

Kale deniz seviyesinden 130 metre yüksektedir. Malaga şehrine ve Akdeniz’e bakmaktadır. 

Kale, 1487 yılında Katolik hükümdarlar tarafından kuşatıldı ve Fernando del Catolico, zaferden sonra burayı geçici ikametgahı yaptı. Ayrıca kaleyi şehrin armasının bir parçası olarak belirledi.

Bir süre, İber yarımadasının en zapt edilemez kalesi olarak kabul edildi. İki sıra duvarı ve 8 kulesi vardı. Dış duvarlar, kaleyi Alcazaba ile birleştiren zikzak şeklinde düzenlenmişti.

Kalenin geçmiş dönemdeki en büyük önemi, Katolik krallığına karşı, Malagalı yerli Müslümanların isyanına tanıklık etmiş olmasıdır. Bu isyan üç ay sürmüş ve Kral Ferdinand’ın karısı İsabel’i alıp, şehrin kulesine gitmesiyle bitmiştir. Bu hikaye, yörede uzun zamandır bilinip kulaktan kulağa anlatılmaktadır. 

Gibralfaro dağı eteğinde, Müslümanlık döneminden kalma görkemli bir sur olan Alcazaba ve Alcazaba yokuşunun kuzey yamacında ise Roma Tiyatrosu var. 

Evet, kale günümüzde Malaga şehrinin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir. Günümüzde kalede, devlet tarafından işletilen Paardor otel bulunmaktadır. 

2005 yılında, kalenin bulunduğu tepelik alana: çam ve okaliptus ağaçları dikilmiştir.

           

LA ALCAZABA

Burası, Endülüs döneminden kalma, önemli bir kale ve hükümdar konutudur.

Yapı: şehre hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kuruluş amacı: şehrin korsanlardan korunmasıdır.

11’nci yüzyıla gelindiğinde ise, genişletilerek daha büyük olarak yeniden yapılmıştır. Buranın girişinin bitişiğinde, MÖ.2’nci yüzyılda yapılmış bir “Roma tiyatrosu” nun kalıntıları bulunmaktadır. Hatta: Roma dönemine ait bu yapının malzemeleri: Alcazaba’nın bir kısmının yapımında kullanılmıştır.

Kale: denizden yükselen bir tepenin doğu bölümündedir. Çevresinde: palmiye ve çam ağaçlarından oluşan koruluk bölümler bulunmaktadır.

Yapının planı: genel olarak dikdörtkendir. Ancak, meyilli arazide kurulduğu için, araziye uyarak tam kare veya dikdörtgen şekil almaz. Kalın dış ve iç duvarlar vardır. Bu iki duvar arasında ise, üzeri kapalı yollar bulunur.

Bu yollar: kalenin değişik kısımları arasında, korunaklı ulaşım sağlamak için yapılmıştır. Zaten: Alcazaba ve Gıbralfarao kalelerinin arasında da, her iki kaleyi birleştiren, korunaklı yol bulunmaktadır.

Duvarlarda, yer yer dörtgen kuleler görülür.

Kompleksin girişinde: diğerlerinden daha büyük bir kule bulunur. Bu kule altından, kaleye giriş: zikzaklı ve kapılı bir yolla olur. Kalenin dış giriş kapısı olan “Puerta de la Boveda” yani “Kasa kapısı” kaleye girmek isteyen düşman güçlerinin zorlanması için, geriye doğru iki katlıdır, günümüzde burası bir asansör ile aşılmaktadır.

Hıristiyanlar şehri ele geçirince, zaferlerini bu kale kapısında kutlamışlardır. Buradan eşsiz dağ manzarasını izleyebilirsiniz.

Kalenin iç bölümünün giriş kapısı ise: “Puerta de la Boveda” yani “Kasa kapısı” olarak isimlendirilir.

Bu yol üzerinde, birkaç kapıdan geçtikten sonra: güzel bahçeli avlulara gelinir. Bu avlulardaki bahçelerde: güzel kokulu çam, okaliptus ağaçları ile yasemin ve sümbüller bulunmaktadır.

“Puerto da Granada” olarak isimlendirilen iç surlarda da geçtikten sonra: 11 ve 14’ncü yüzyıllar arasında kullanılan “vali sarayı” bölümüne gelinir.

Vali sarayı: bir avlu çevresinde kurulmuştur. Bu avlunun, üç kemerli kenarları vardır ve güney bölümü açıktır, bir yandan bahçeler ve öte yandan deniz manzarası görülür. Sarayın içindeki odalardan bazıları, Hıristiyanların işgalinin ardından sağlam kalarak günümüze ulaşabilmiştir.

Vali sarayının kuzeyinde, bir su değirmeni görülür. Ayrıca: dönerek inilen bir merdivenli, 40 metre derinlikte bir kuyu, bir hamam, çeşitli atölye odaları ve kalenin en kuzey kısmında ise: “Puerta de la Torre del Homonaje” isimli süslü anıtsal bir kapı bulunur.

Buraya ulaşmak için: “Plaza de Aduana” dan kısa bir yürüyüş yapmanız gerekir.

İspanya Malaga
İspanya Malaga

MALAGA PİCASSO MÜZESİ

Giriş ücretlidir. Giriş ücreti: 8 Euro’dur.
Müze: Palacio de Buenavista bölgesinde; “Palacio de los Condes de Buenavista” sarayındadır.

Yapı: 16’ncı yüzyılda inşa edilmiştir. Daha önce burada bir Nasrid dönemi yapısı olduğu tahmin edilmektedir. Çünkü: bu döneme ait bazı kalıntılar görülmektedir. Bu yüzden, yapı: “Ulusal Anıt” olarak ilan edilerek, koruma altına alınmıştır.

Pablo Ruiz Picasso: Malaga şehrinde doğmuş ve 10 yaşında iken Malaga şehrinden ayrılmıştır. Ancak, bu durum, onu olumsuz etkilememiş ve yaşamı boyunca bu doğduğu şehre karşı ilgisi devam etmiştir.

Müze: 2003 yılında açılmıştır. Müzede: Picasso ailesinin üyeleri (üvey kızı Christine ve torunu Bernard) tarafından bağışlanan 285 eser sergilenmektedir. Christina ve Bernard: bu eserlerden 204 tanesini bağışlamışlardır.

Bu eserler: sanatçının gençliğinden ölümüne kadar hayatındaki tüm dönemleri kapsamakta ve yansıtmaktadır. Müzede: Picasso’nun eserlerinin yanı sıra: şehrin kültürel hayatını ifade eden eserler de sergilenmektedir.

Son bir not: Müzenin bodrum katında: şehirdeki en eski kalıntılar olan, Fenikeliler döneminde yapılan sur kalıntılarını görebilirsiniz.

İspanya Malaga

FUNDACİON PİCASSO-PİCASSO DOĞUM YERİ MÜZESİ

2009 yılında, Picasso’nun doğduğu ev: “Museo Casa Natal” olarak ziyarete açılmıştır.

Müze: “Plaza de la Merced” üzerindeki bir evdedir. Picasso’nun doğduğu ve kısa bir süre yaşadığı bu ev yani “Casa Natal” Picasso’nun eserleriyle ilgili sergiler için bir sanat galerisine dönüştürülmüştür.

Eğer sanatçı ve sanatına ilgi duyuyorsanız burayı ziyaret etmenizi öneririm.
Giriş ücretlidir. Giriş ücreti: 1 Euro’dur.

 

MUSEO CARMEN THYSSEN- MÜZESİ

Müze: “Palacio de Villaon da Carmen” sarayındadır. 2011 yılında açılan müzede: 19 ve 20’nci yüzyıl İspanyol ressamlarına ait muhteşem bir koleksiyon sergilenmektedir. Giriş ücretlidir, giriş ücreti 8 Euro’dur.

İspanya Malaga

MUSEO DE MALAGA-GÜZEL SANATLAR VE ARKEOLOJİ MÜZESİ

Müze: La Alcazaba bölgesinde “Palacio de la Aduana” sarayındadır.
Müze: daha önce kurulan iki müzenin birleştirilmesiyle, 2010 yılında kurulmuştur. Güzel sanatlar bölümünde 15 bin civarında ve arkeoloji bölümünde ise 2 bin civarında eser bulunmaktadır.

Müzenin güzel sanatlar bölümü: 1913 yılında, kraliyet kararnamesiyle kurulmuştur. Müzede çalışmaları bulunan bazı sanatçılar şunlardır: Esteban Murillo, Luis de Morales, Luca Giordano, Velazquez, Francisco de Goya, Leon Bonnat, Pablo Picasso.

Müzenin arkeoloji bölümünde: 1930 yılından bu yana, Eyalette yapılan kazılarda bulunan eserler sergilenmektedir. Bunların başlıcaları: Fars dönemine ait ve Fenikelilerden kalmadır.

 

PLAZA DE TOROS D E LA MALAGUETA- BOĞA GÜREŞİ ARENASI

Paseo de Reding bölgesindedir. Malaga şehrindeki boğa güreşleri burada yapılmaktadır. Yapı: 1874 yılında inşa edilmiştir. 1876 yılında, efsanevi boğa güreşçisi Rafael Molina Lagartijo’nun diğerleriyle birlikte mücadele ettiği bir boğa güreşi ile açılmıştır. 

Arena: 9032 seyirci kapasitelidir. Yapının çapı: 52 metredir. Yapıda: 10 ağıl, ahır, atların test odası ve boğa güreşçileri için revir bulunmaktadır. Her yıl Ağustos ayında, burada harika bir boğa güreşi programı bulmak mümkündür.

Çünkü yıllık büyük Boğa Güreşi Fuarı düzenlenmektedir. Günümüzde burada Boğa Güreşi Müzesi var.

İspanya Malaga

MALAGA KATEDRALİ VE MÜZESİ 

Endülüs bölgesinin en değerli Rönesans eserlerinden biridir.

1487 yılında Katolik hükümdarlar İsabel ve Fernando, şehri ele geçirince, şehirde Aljama camiinin bulunduğu yere bir Hıristiyan tapınağı dikilmesini emrederler.

Katedralin yapımına 1525 yılında başlanır ve eksik de olsa 1782 yılında sona erer. 18’nci yüzyıl başında, katedralin yapımı yaklaşık 100 yıl durur.

Çünkü bağımsızlıklarını kazanmak için İngiltere’ye karşı ayaklanan Amerikalılara yardım gönderildiği söyleniyor. (Bunun bir efsane olduğu da iddia edilir, çünkü bu paranın gerçekten de acil bayındırlık işlerini finanse etmek için kullanıldığı kanıtlanmıştır.)

Böylece katedralin yapımı yarım kalır. Bir kule (Güney kule) inşa edilemez. Ayrıca ana cephesi de yarım kalır. 

Kulelerden birinin eksikliği nedeniyle, yapıya “La Manquita” (Tek silahlı kadın) lakabı verilir. 

2012 yılına kadar Endülüs bölgesindeki en yüksek binadır. Ancak Giralda tarafından geçilmiş ve 2’nci en yüksek bina olmuştur. 

Katedralin kendine ait bahçeleri ve eski camiyi hatırlatan portakal ağaçlarıyla bezeli güzel bir varendası vardır.

Katedralin üzeri: değişik biçimde dekore edilmiş kubbelerle kapatılmıştır.

Kapılar:

Yapının dışındaki mermer kapılar farklı renklerde yapılmıştır. 

Sadece bazıları madalyon taşırlar. 

Ortadaki kapı: diğerlerine göre daha geniştir. 

Ana Cephe Kapısı: Yaklaşık 1510 yılında Gotik tarzda yapılmıştır. Süleyman sütunlarıyla örülmüştür. Kapıların üstünde madalyonlar bulunur. Kapı, günümüzde bahçelere açılan kutsal kapıdır.

 

Kuzey Kulesi:

Ana cephenin solundadır. 84 metre yüksekliktedir. Kulede, 8 çan ve usta Venero tarafından 1784 yılında dökülen 14 çan vardır.

 

Koro Tezgahları:

Katedralin en değerli bölümüdür. Koro bölümündeki 42 koltuğun oyma dekorasyonu Barok marangozluğunun bir başyapıtıdır. Heykeltıraş Pedro de Mena tarafından yapılmıştır. 

 

Hazine Odası:

Tapınakta birkaç parça sanat eseri bulunmaktadır. Ana şapelde İtalyan ressam Arbasian’ın tabloları görülmeye değerdir. 

Evet, katedral yapısı günümüzde Piskoposluk sarayı olarak kullanılmaktadır. 

Mimari detayları zayıf olan yapı, son derece heybetli görüntü verir. Yani küçük bir dağ büyüklüğündedir. 

 
Son bir not: Katedral içinde, bir de müze bulunuyor. Müzede: resimler, heykeller ve el yazması metinler bulunuyor.

MARTİRES KİLİSESİ


Kilise yapısı, 1847 yılında yapılmıştır. Mimari stil: Mudejat özellikleri yani Arap-İspanyol mimari özelliklerini gösterir. Kilise yapısı içinde: Francisco Ortiz’in heykelini görmelisiniz.

IGLESİA DE SANTİAGO APOSTOL-SANTİAGO KİLİSESİ

Katedralin bitişiğindedir. 15’nci  yüzyılda daha önce burada bulunan caminin yerine inşa edilmiştir. 

İspanya Müslümanlardan alındıktan sonra ortaya çıkan mimari akım olan “Mudejar” stiline uygun olarak yapılmıştır. Kilisenin Gotik portalı, 1714 yılında yeniden inşa edilen orijinal yapıdan geriye kalan tek parçadır. 

1490 yılında inşa edilmiştir. İçinde Mudejar stili kuleleri ve değişik tarzdaki şapeli ilgi çeker. Pablo Picasso’nun “Vaftiz töreni” isimli eseri, burada sergilenmektedir. İç mekan zengin bir şekilde dekore edilmiştir ve 16’ncı yüzyıl yapımı ana sunak, özellikle muhteşem güzelliktedir. 

 

İGLESİA DEL SAGRARİO


Hıristiyanların bölgeyi almalarının ardından, bu cami kiliseye çevrilmiştir. Gotik mimari tarzdaki ön cephesinin süslemeleri görülmeye değerdir.

İspanya Malaga

MALAGA ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

ANTEQUERA

Tarihi Antequera kasabası, kayıtlı tarihin öncesinden beri Endülüs için önemli olmuştur.
Kasaba bugün Sevilla, Granada, Malaga ve Cordoba yı birbirine bağlayan ve otoyolların kesişme noktasında yer almakta ve her yerden kolayca ulaşılabilmektedir.

Antequera’yı kronolojik olarak gezmek istiyorsanız, kasabanın dışında yer alan hem boyutsal hem de yapısal anlamda gerçek ten etkileyici tarih öncesi dolmenden başlayabilirsiniz.

Dolmen de Menga (en eskisi MÖ.2500 civarında inşa edilmiştir) ve Dolmen de Viera bir petrol istasyonu yanındaki bir alanda birlikte yer almaktadırlar.

Dolmen de Romeral daha uzakta kalır, ancak görülmeye değerdir. Çünkü ustaca yapılmış kubbeli bir odanın çevresinde inşa edilmiştir.

Nispeten daha güncel anıtlardan oluşan büyük yığın, turizm danışma ofisinin yanındaki bir yoldan ulaşabileceğiniz kasaba merkezinde yer alır.

16. yüzyıldan kalma Arco de los Gigantes (Devlerin kemeri) sizi, Rönesans dönemine ait bir kilisenin bulunduğu bir meydana çıkarır. Burada Magribi kalesi Alcazaba ya geçiş vardır.

 

EL TORCAL

Antequera nın yukarısındaki tepelerde yer alan bir gurup kaya rüzgar ve su erozyonları sonucu doğal heykellere dönüşmüşlerdir.

Renklerle işaretlenmiş iki yoldan birini kullanarak El Torcal a yürüyebilirsiniz. Bugün bir doğa koruma alanıdır.

Yeşil yol: ruta verde (1.5 km. yaklaşık 45 dakika) ve sarı yol: ruta amarillo (3 km. yaklaşık 2 saat)

 

FUENTA DE PİEDRA

Antequera nın kuzeyindeki ovalar bir parça sıkıcıdır. Ama otoyoldan çıkıp kısa bir süre Sevilla istikametinde ilerlediğinizde, Endülüs ün en büyük doğal gölüne rastlarsınız.

Bu göl, mevsiminde flamingo sürülerine ev sahipliği yapar. Gölün yanında bir ziyaretçi merkezi vardır. İyi bir dürbüne ihtiyaç duyabilirsiniz.

BENALMADENA

Sea Life ve Tivoli Parque tematico (eğlence parkı) gibi Torremolinos un daha sakin turistik yerleri, bu uydu kentte yer alır.

Kasabanın tepelere giden bir teleferiği vardır. Alışılmadık bir şekilde Benalmadena aynı zamanda Avrupa’nın en büyük Budist stupa sının (tapınak) da bulunduğu yerdir. Tapınak sahile bakan muhteşem bir manzaraya sahiptir.

 

ESTEPONA

Büyük bir gurbetçi topluluğunu barındıran oldukça sade bir tatil yeridir.
Ancak yine de faal bir İspanyol kasabasıdır.

Kalabalık sahilden uzakta yer alan, iki keyifli meydanın (Plaza las Flores ve Plaza Arces) arasından geçen yan bulvarlar ve Arnavut kaldırımlı caddelerin olduğu merkezin büyük bölümü trafiğe kapalıdır.

Kasabanın yenilikçi kalabalık meydanı Plaza de Toros, arada sırada İspanya’yı turlayan uluslar arası sanatçıların verdiği konserlere ev sahipliği yapar.

Meydanın aşağısında, deniz fenerinin yanındaki marinanın bar ve restoranları Puerto Banüs tekilerden daha salaştır. Casares ve yakındaki Pueblos Blancos kısa bir sürüş veya araba yolculuğu mesafesinde kuzeyde kalmaktadır.

 

İspanya Cordoba

İspanya Cordoba

Şehrin eski adı “Corduba” dır. Şehir: “Guadalquvir” nehrinin kıyısında, vadinin ortasında kurulmuştur.

Endülüs bölgesinde Cordoba eyaletinin başkentidir.

Şehrin tarihi merkezi, 1984 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Çünkü: 10 ve 11’nci yüzyıllarda: Cordoba şehrinin, dünyanın en kalabalık şehri olduğu biliniyor.

Şehirde, UNESCO tarafından onaylanmış dört kültür mirası bulunmaktadır.
Günümüzde ise, Sevilla ve Granada şehirleriyle birlikte, Endülüs bölgesinin en büyük üçüncü şehridir.

İspanya Cordoba

ULAŞIM

Cordoba havaalanı şehir merkezine 6 km. uzaklıktadır. Şehrin diğer bazı şehirlere olan uzaklıkları ise şöyledir: Cordoba-Almeria: 310 km.
Cordoba-Barselona: 880 km.
Cordoba-Granada: 232 km.
Cordoba-Malaga: 162 km.
Cordoba-Sevilla: 143 km.

İKLİM

Şehirde, Subtropikal-Akdeniz iklimi egemendir ve buna bağlı olarak, yaz döneminde ortalama günlük sıcaklıklar yüksektir. Hatta, Avrupa’nın en sıcak şehirlerinin başında geldiği söylenmektedir.

TURİZM

Şehrin en büyük özelliği: tarihi ve mimari özellikler taşıyan bir cami üzerine yoğunlaşılır. Yani, çoğu ziyaretçinin buraya gelme nedeni bu camidir. Ancak, şehirde bu cami dışında: kale, saraylar ve birkaç müze de bulunmaktadır. Burayı ziyaret ederseniz: ortaçağdan kalan caddeler ve sokaklarda dolaşabilir, kalabalık mahallelerde, ağaçlıklı avlularda ilginç yerler keşfedebilirsiniz.

Son bir not: şehir Avrupa’nın ikinci büyük “Old Town” yani “Tarihi şehir” bölgesine sahiptir.

Los Patios Festivali:

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmiştir. Mayıs ayının 2 ve 3’ncü haftasında kutlanır.

Tarihi merkezdeki birçok ev, özel varendalarını çiçeklerle süsleyerek bir yarışmaya katılırlar. En güzel süslemeyi yapan yarışmayı kazanır. Ancak festival döneminde, şehirde kalacak yer bulmak oldukça zor ve fiyatlar son derece pahalı, bilmekte yarar var.

 

TARİHİ

MÖ.2’nci yüzyılda Roma döneminde, şehir önemli bir merkez haline gelmiştir.

MÖ.150 yılında, bölgedeki Roma Eyaletinin başkenti olmuştur. Takip eden dönemde, şehir: tarım ve madencilikle kalkınmıştır. Roma döneminde şehrin ismi “Corduba” dır.

Roma etkisinin azalması sonucu: burası da, İber yarımadasındaki Vizigot ve Vandal ayaklanmalarından etkilenmiştir. Şehir Vizigotlar tarafından ele geçirilir.

711-712 yıllarına gelindiğinde ise, şehrin Magribiler tarafından ele geçirildiği görülür.

756 yılında, şehir: kendini “Al-Andalus Emiri” (Cordoba Emevi Halifesi) olarak ilan eden Emevi Hanedanlığının başı I. Abdurrahman yönetimde bir başkent ilan edilmiştir. Şehrin yeni ismi “Qurtubah” olur.

Abdurrahman; 785-787 yılları arasındaki dönemde “cami” nin inşaatını yönetmiştir. Daha sonra gelen hükümdarlar ise, camiyi büyütüp genişletmişlerdir.

929 yılında: III Abdurrahman döneminde, şehir, Avrupa’nın en büyük şehri olmuştur. Hatta: bilgi, kültür ve gücün yoğunlaştığı şehir, Batı Dünyasının merkezi haline gelmiştir. Şehirde 80’den fazla kütüphane ve öğretim kurumu vardır.

Tıp, matematik, astronomi ve botanik bilgisi, o dönemde Avrupa’nın geri kalanından çok üstündü. Şehrin ulaştığı bu zirve noktası: dönemin ünlü düşünürlerinin şehirden yetişmesine neden olmuştur.

Burada: Averroes (İslam filozofu), İbn Hazm (İslam ilahiyatçısı ve hukukçusu) ve Al-Zahrawi (İslami cerrah ve hekim) gibi kişiler yetişir.

11’nci yüzyıla gelindiğinde ise, bölgedeki Emevi hükümdarlığı, kuzeyden gelen Hıristiyan orduları tarafından parçalanmıştır.

1236 yılında, şehirde Hıristiyanlar egemenlik kurarlar. Cami, Meryem Ana’ya adanmış bir Katolik katedraline dönüştürülür. Ancak, aynı tarihten sonra, şehir büyük bir ekonomik çöküş içine girer.

GEZİLECEK YERLER

ALCAZAR DE LOS REYES CRİSTİANOS

Giriş ücreti kişi başı 5 Eurodur.

Alcazar, devasa kale ve kraliyet sarayından oluşan bir yapı kompleksidir. Kalenin tamamı, 4 kuleli devasa duvarlarla/surlarla çevrilidir. Kuleler: Aslan kulesi, Nehir kulesi, Homoneja kulesi ve Vela kulesidir.

Yapılar ve bahçeler kompleksi, ilk olarak 8’nci yüzyılda Hilafet konutu olarak inşa edilmiştir.

Daha sonra burası Hıristiyan hükümdarların kalesi olmuştur. Katolik hükümdar Ferdinand ve Isabella, burada 8 yıl ikamet etmiştir. Böylece, Ortaçağ döneminde burası önem kazanmıştır.

1328 yılında, Alfonso XI tarafından, saray binaları günümüzdeki şekline dönüştürülmüştür. Daha sonra Alcazar hükümdarların 160 yıl boyunca sarayda bulundukları bir yer olmuştur.

Hatta, Ferdinand ve Isabella, Hindistan’a batıya giden bir deniz yolu bulmayı planlayan Kristof Kolomb’u burada karşılamışlardır. Daha sonra engizisyon döneminde kale sivil ve askeri bir hapishane olur.

1931 yılında ise, Belediye kaleyi “ulusal anıt” olarak ilan eder ve 1984 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Evet kalede bugün neler var?

Kalenin salonlarında, 3’ncü yüzyıldan kalma, Roma lahitleri ve 2’nci yüzyıldan kalma mozaikler var. Ancak buranın en büyük özelliği muhteşem arka bahçeleridir. Burada güzel havuzlar, iyi kesilmiş çitler görülür.

 

MEDİNA AZAHARA

III Abdurrahman, kendini “Halife” ilan ettikten sonra, şehrin 7 km. batısında yeni bir başkent yaptırmıştır. Hatta: hükümdarlığın zirvede olduğu dönemde, Medina Azahara şehri, iddialı bir konuma gelmiştir.

30 yıl boyunca: burası, yıkımına kadar, halife III Abdurrahman’ın gelirinin büyük bölümünü: tuhaf zevklerine harcamıştır. Bu tuhaf zevkler hakkında, birkaç örnek şunlar olabilir:

Büyük salonların birinde: kristallerin yardımıyla gökkuşakları oluşturulmaktadır.
Bir diğer salonda: halife, ziyaretçilerini etkilemek için: bir kölenin çevirdiği, geniş bir civa tavası ile “şimşek” etkisi yaratılmıştır.

Evet, Medina Azahara: III Abdurrahman ve kendisini yıkmaya çalışan veziri El Mansur arasındaki çatışmalar sonucunda, Berberi paralı askerleri tarafından, yerle bir edilmiş ve ancak 20’nci yüzyılın başında yeniden keşfedilmiştir. Günümüzde, bu alanın yalnızca küçük bir kısmı kazılarak ortaya çıkarılmıştır.

İspanya Cordoba

İspanya Cordoba

İspanya Cordoba

LA MEZQUİTA-CAMİ

Burayı her yıl 1.5 milyon kişinin ziyaret ettiği söyleniyor.

Giriş ücreti kişi başı 13 Eurodur. Bakın burada ilginç bir durum var, yerel sakinler yani İspanyollar buraya ücretsiz girebiliyorlar, yani sadece turistlere ücretlidir. Malum ülkemizde böyle bir uygulama yok, giren her kez aynı ücreti ödüyor.

Caminin bilet gişesi, 14’ncü yüzyıldan kalma Mudejar kemeri olan Puerta del Perdon’dur.

Önemi:

Yapı, 1984 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Evet, buraya Araplar “Cordoba Camii” ve İspanyollar ise “Mezquita” ismini vermişlerdir.

Yapı. 10’ncu yüzyıldan kalma bir Magribi ibadethanesidir.

Batı İslam sanatının en etkileyici yapılarından biridir.

Tüm dünyadaki, en büyük camidir. Aynı zamanda, dünyanın en büyük tapınağıdır. İçinde aynı anda 40 bin kişi ibadet edebilmektedir.

 

Yapım Aşamaları:

Emevi ailesinin Suriye Şam’da Abbasiler tarafından devrilmesinin ardından, Emevi Prens Abd al-Rahman I, İspanya’nın güneyine kaçtı. Hızla İber yarımadasının neredeyse tamamı üzerinde kontrol sağladı ve yeni başkenti Cordoba’da, Şam ihtişamını yeniden yaratmaya çalıştı.

784 yılında, şehirde Müslüman nüfus arttı ve Vizigotlar dönemi Christian Saint Vincent bazilikası, onun emriyle satın alındı, kilise yıkıldı ve Cordoba şehrindeki büyük cami inşaatı başladı. Caminin mimarı: Sidi ben Ayub’dur.

(Bu konuda anlatılan efsaneler var. Abdurrahman, meleksel bir vizyon gördükten sonra camiyi inşa ettirmeye karar vermiştir.

Melek efsanesine göre, el-Rusafa sarayında uyurken, bir meleğin göründüğünü ve kendisine aldıklarının karşılığında Allah için ne yaptığını sorduğunu gördü. Bu nedenle, Allah için camiyi yapmaya karar verdi.)

Yapım da, dış duvar da dahil olmak üzere, eski Vizigot kilisesinin malzemeleri kullanılmıştır.

Ve caminin yapımına, 785 yılında yaklaşık 200 yıl süren inşaata başlandı ve 990 yılında tamamlandı. I Abd al-Rahman, rakip bir siyasi hanedan tarafından katledildi.

833-852 yılları arasında II Abd al-Rahman döneminde camide ilk büyük genişleme gerçekleşti. Bunda şehirde meydana gelen demografik gelişme etkili oldu.

960 yılında II El Hakim tarafından, süslü “mihrap” eklendi.

961-966 yılları arasında III Abd al-Rahman döneminde cami yine genişletildi ve yeni bir minare eklendi. Camide daha önceki dönemde, I Hişam tarafından yaptırılan orijinal bir minarenin varlığına dair bazı kanıtlar olmasına rağmen, bu dönemde yapılan minare, kare planlı ve farklı yüksekliklerde iki bölümden oluşmuştur.

987 yılında, Al-Mansur tarafından cami doğu yönünde genişletilmiştir. Yapının günümüzde görülen “dikdörtgen” şekli bu dönemde yapılmıştır. Al-Mansur’un yapıdaki en büyük katkısı: namaz kılınan alanın, granit, yeşim taşı ve mermerden oluşan bir yer haline getirilmesidir.

Evet, cami nehir nedeniyle, güneye doğru genişleyememiştir.

 

Caminin Katedrale Dönüştürülmesi-Catedral de Nuestra Senora de la Asuncion:

1236 yılında, Kral III Ferdinand, şehri ele geçirince, cami, şehrin katedrali olarak kutsandı. Ancak, yaklaşık 300 yıl boyunca büyük değişikliğe uğramadan aynen kaldı.

Çünkü şehirliler yani Cordobalılar bu konuda ısrarcı olmuşlardır.

16’ncı yüzyıl başlarında, Katedralin Piskoposu yeni bir katedral inşasını ve inşa etmek için de caminin yakılmasını önerdi. Ancak, bu yıkıma, şehir halkı karşı çıktı.

Bunun üzerine, Kral I Carlos, caminin merkezine, yeni bir ana sunak alanı ve koro inşa etmeleri için, Katedral yetkililerine izin verdi.

Ardından, 1523 yılında, caminin tam merkezinde, Piskopos Alonso Marniwue tarafından bir Rönesans stili katedral inşa edilmeye başlandı. Bu sırada, sütunlu salonun bazı bölümleri yıkıldı.

Yine bu yapılanma sırasında, namaz kılınan alan, duvarla çevrilmiştir. Böylece, aydınlık ve havadar bir yer olan ibadethane karanlık ve kasvetli bir alan haline gelmiştir.

Ancak, efsaneye göre: Kral sonucu görünce, dehşete kapılmış ve inşaatçılara “Dünyada benzeri olmayan bir şeyi yok ettiklerini” haykırmıştır.

Katedralin tamamlanması, yaklaşık 250 yıl sürdü. (1523-1766)

CAMİNİN GEZİLMESİ:

Giriş Bölümü:

Caminin girişinde: eskiden burada hurma ağaçları varmış. Çünkü Sultan memleketinden gelirken yanında bir hurma ağacı çekirdeği getirmiş ve memleket (Şam) hasretini gidermek için buraya hurma ağacı diktirmiş.

Günümüzde ise, burada: portakal, palmiye ve selvi ağaçları ve havuzların bulunduğu güzel bir avlu var. Burası, camide namazdan önce abdest alma yeri olarak düzenlenmiştir ve Portakal ağaçlarının altında büyük bir sarnıç bulunmaktadır.

Buraya 13’ncü yüzyılda Palmiye ağaçları dikilmiş ve 15’nci yüzyıldan beri Portakal ağaçlarının varlığı bilinmektedir.

Bu Portakal ağaçları, Emevi sürgününün bir hatırlatıcısıdır. (Bu konudaki ayrıntı aşağıda) 18’nci yüzyılda ise zeytin ve selvi ağaçları dikilmiştir.

Sayısal Bilgiler:

Cami binası, 24 bin metre karelik bir alanı kapsar.

Kompleksin toplum boyutları, 180 metreye 130 metredir.

 

Mimari Özellikleri:

Orijinal cami, Kudüs, Şam ve El-Aksa camilerinden esinlenilerek yapılmıştır.

Orijinal basit İslami ibadet yeri: genellikle bir çöl evinin açık avlusu gibi, yatay ve basit olarak tasarlanmıştır.

İlk ibadethane: bugünkü ziyaretçi giriş yerinin hemen karşısındaki alanda, kırmızı tuğla ve beyaz taştan, çizgili kemer sıralarıyla, kıble duvarına dik olarak, 11 nefe bölünmüştür.

Katedral bölümü ise, 16 ve 17’nci yüzyıl mimari stillerini yansıtmaktadır.

Duvarlar:

Kireçtaşı kesme taşlarla örülmüştür.

Orijinal Zemin:

Sıkıştırılmış toprak üzerine, kalın bir harç tabakasından oluşur. Kompakt, kırmızımsı sönmüş kireç ve kumdan yapılmış olan argamasa üzerinde, yan yana dua edilmektedir.

Çatı:

Çatının iç kısmı, oyma süslemeli ahşap kirişlerden yapılmıştır.

Düz çatı, altın ve rengarenk motiflerle süslenmiştir.

Kemerler ve Sütunlar:

Kırmızı-beyaz dev çizgili, üst üste bindirilmiş kemerler, bir hurma ağaç ormanını andırır.

Cami ilk yapıldığında 1293 tane kemer vardır.

Kemerler: mermer, granit, jasper ve diğer kaliteli malzemeden yapılmış sütunlara dayanıyordu.

Kemerlerin bu sütunları: bölgedeki eski kiliselerden ve Cordoba’nın Roma yapılarından toplanan malzemelerin bir karışımıdır.

Ancak bu sütunlardan günümüze sadece 856 tanesi kalmıştır. (Cami katedrale dönüştürülürken sütunların bir kısmı sökülmüştür.)

Yapıda kısa ve uzun sütunlar kullanılarak, tavanda bir açıklık hissi yaratılmış, üst üste yerleştirilen iki katmanlı bir yapı fikri ortaya atılmıştır.

Kapılar:

Caminin kuzey tarafında, içeriyi ışıkla dolduran ve bir açıklık hissi veren 19 kapı varmış. Ancak daha sonra bu kapıların tamamı kapatılmış, kırmızı-beyaz çift kemerlerin canlı etkisi azaltılmıştır.

Bizans Mozaiği:

Yapının güney kesiminde, övgü dolu yazıtlara sahip bir Bizans mozaiği vardır.

Sunak:

Burada yine bir efsaneden söz edilmektedir.

Öküz efsanesine göre, Ana Sunak’ın minberinin yanında bulunan öküz heykelinin, son sütunları taşıyana kadar canına sımsıkı tutunan, beyaz bir öküzün anısına yapıldığı söylenir. Böylece caminin inşasında kilit rol oynamıştır.

Mihrap:

Camilerde mihrap, Kabe’nin yönünü gösteren kıbleyi işaret eden bir niştir. Yani, camide önemli bir odak noktasıdır. Mihrapların hat süslemeleri genellikle “Kur-an” dan alıntıdır.

Mihrabın bulunduğu duvar, kıble duvarıdır.

Evet, Kurtuba camiindeki mihrap oldukça süslüdür. Niş yerine, bütün odayı kaplamaktadır. Bu yüzden, diğer mihraplardan farklıdır. Bir camide ibadethane veya mihrap güneydoğu yani Mekke yönüne bakması gerekirken, Kurtuba camiinin mihrabı, Şam camii gibi, güneye bakmaktadır.

960 yıllarında, Al-Hakim II tarafından, ibadethanenin nefleri uzatılmış, güney ucunda yeni bir kıble duvarı yani mihrap yaratılmıştır.

Al-Hakim, portalın dekorasyonu için, Bizans İmparatoru II Nicephoras Phocas’tan, kendisine 8’nci yüzyıldan kalma büyük Suriye Emevi yapılarından biri olan Şam Ulu camiinin muhteşem mozaiklerini taklit edebilecek bir mozaik ustası göndermesini ister.

Hıristiyan İmparator, Müslüman Halifeye, sadece bir mozaik ustası değil, aynı zamanda 1600 kg altın mozaik küp hediye gönderir. Kur-an’dan çiçek motifleri ve yazılarla şekillendirilen bu altın, mihrap portalına büyülü bir parıltı verir.

Mozaikler: geometrik ve bitki temelli tasarımlarla kemerler boyunca uzanır. Ayrıca: Kur-an’dan ayetlerin kaydedildiği yazıtlar bulunur. Ayrıca: at nalı kemer, oyma sıva ve cam mozaikler de kullanılmıştır.

Mihrap içinde, Kur-an sembolü olan deniz tarağı kabuğu şeklinde yontulmuş, tek bir beyaz mermer blok: cami boyunca imamın sesini yükselten kubbeyi oluşturur.

Güzelliği ve yaldızlı tasarımıyla, ziyaretçilerin hayranlığını kazanan mihrap, camide bir toplanma yeridir.

Maksura:

Mihrabın hemen önündeki bölge ve buranın her iki tarafındaki bölmeler, halifelerin ve saray mensuplarının dua edecekleri bölümdür ve Maksura olarak isimlendirilir.

Maksura’nın kemerleri, caminin en güzel kemerleridir. İç içe geçmiş, at nalı şekillerinden dolayı, bir orman görüntüsü yansıtır.

Maksura’nın kubbeleri: Yıldız desenli taş tonozlarla dekore edilmiş, gökyüzü ışıklı kubbeleri gibidir.

Her bir kubbe: 10’ncu yüzyıl Avrupa’sı için, oldukça gelişmiş bir teknik olarak, birbirine kenetlenen, dört çift paralel nervür tarafından desteklenir.

 

Hazine Odası:

Burada, 15 ve 16’ncı yüzyıllardan kalma, önemli dini eserler bulunmaktadır. Odanın en görkemli eseri: Alman kuyumcu Heinrich von Arfe tarafından 1510-1516 yılları arasında yapılmış “canavar” dır.

Evet son bir not:

2010 yılında, burada bir olay olduğunu duydum ve kısaca bilgi vermek istiyorum. Avrupalı genç Müslümanlardan oluşan 120 kişilik bir gurup, ziyaret amacıyla yapıya girerler ve bir anda, aynı yerde diz çökerek dua etmeye başlarlar.

Bunun üzerine, güvenlik görevlileri, devreye girerler ve kendilerini yapının dışına davet ederler. Bunun üzerine, guruptan iki kişi, güvenlik görevlilerine saldırır, güvenlik görevlilerinden biri ağır yaralanır ve saldırganlar göz altına alınır.

İspanya Cordoba

BEL TOWER-SAN JUAN MİNARESİ-ÇAN KULESİ:

Mezquita çan kulesi, ziyarete açıktır. Giriş kişi başı 3 Eurodur.

Abdurrahman III tarafından, 930 yılında yaptırılmıştır. Kemerli pencereler, çift at nalı şeklindedir. Kule, 1236 yılında, Hıristiyanlar şehri ele geçirince, çan kulesine dönüştürülmüştür.

Kulenin yüksekliği 40 metredir. Kulenin üstünde Cordoba şehri ve çevresinin güzel bir manzarasını izlemek mümkündür.

ROMA SURLARI

Büyük eski kenti çevreleyen Roma dönemi yapımı surlar bulunmaktadır. Bu surlarda, ilk yapıldığında mevcut 13 kapıdan, sadece 3 tanesi günümüze ulaşmıştır.

 

İspanya Cordoba

CORDOBA ROMA KÖPRÜSÜ

20’nci yüzyıl ortalarında, San Rafael köprüsü yapılana kadar, 2000 yıl boyunca, şehrin tek köprüsü olarak kalmıştır.

Köprü ilk olarak MÖ 1’nci yüzyıl başlarında Roma İmparatoru Augustus döneminde yapılmıştır. Çünkü bu köprü, bir zamanlar önemli bir Roma ticari ve askeri yolunun bir parçasıydı.

Ancak sonraki dönemlerde yeniden inşa edilmiştir. Günümüzde görülen köprü, MS 8’nci yüzyılda Araplar tarafından (Emevi hanedanının Müslüman valisi Al-Samb İbn Malik al-Khawlani tarafından) yeniden inşa edilen köprüdür.

Uzunluğu 250 metre, genişliği 9 metredir. Yarı silindir payandalara sahip sağlam mahmuzlarla desteklenen 16 kemeri vardır.

Köprünün kuzey ve güney uçlarında, kuleler var.

Köprünün ortasında, Cordoba’nın hamisi San Rafael’in bir heykeli bulunuyor. Heykel 1651 yılında buraya konulmuştur. Heykeli yapan Bernabe Gomez del Rio isimli bir sanatçıdır. Birçok Cordobalı burada dua etmek ve mum yakmak için kısa mola verirler.

Köprü 2004 yılında yayalaştırılmıştır.

Torre de la Calahorra-Calahorra Kulesi

Giriş ücreti 4.5 Eurodur. Köprünün güney ucundadır. Şehirdeki en eski savunma yapısıdır. Orijinal yapı: Almohad dönemine aittir. Şehrin saldırıya uğramasını önlemek için, Moors tarafından dikilmiştir.

1369 yılında ise, II Henry tarafından büyük çaplı bir yenileme ve güçlendirme çalışması yapılmıştır.

Kuleyi bir kale haline dönüştürmek için, üçüncü bir kule eklenmiştir. Çünkü Henry, kardeşi Peter I’e (Zalim Peter) karşı bir savunma aracı olarak kullanmıştır.

Günümüzde burada 8 odadan oluşan bir müze var. Müzede, yüzyıllar boyunca Yahudilerin, Müslümanların ve Hıristiyanların barış içinde bir arada yaşamalarını anlatan, zengin Cordoba tarihinin eserleri ve belgeleri sergileniyor. Ayrıca Mezquita camisinin orijinal haliyle bir maketi, bir dizi belge ve resim var.

 

CORDOBA ROMA TAPINAĞI

Tapınak, şehrin genişletilmesi çalışmaları sırasında, 1950 yılında tesadüfen bulunmuştur. Yapı 32 metre uzunluğunda ve 16 metre genişliğindedir.

Korint düzeninde yapılmıştır. Yapımına ise, İmparator Claudius (MS.41-54) döneminde başlanmış ve İmparator Domitian (MS.81-96) döneminde, yani yaklaşık 40 yıllık bir sürecin ardından tamamlanmıştır.

Günümüzde tapınak alanında, tüm mimari elemanlar bulunmuştur. Bir podyum üzerinde bulunan yapıda, ön cephesinde 6 sütun bulunur. Diğer yanlarında ise 10 sütun bulunmaktadır.

Yani, merdiven-sunak-sütunlar ve diğer bazı mimari elemanlar görülüyor. Tapınağın bazı önemli parçaları, Cordoba Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

İspanya Cordoba

CORDOBA ROMA MOZOLESİ

Bu silindir şeklinde bir tür mezar anıtıdır. MS.1’nci yüzyılda inşa edilmiştir. 1993 yılında yapılan bir çalışma sırasında tesadüfen bulunmuştur.

Yapıda: mezar odası ve bodrum, kornişler ve mazgallı parapet bölümü görülmektedir. Varlıklı bir aileye ait olduğu düşünülmektedir.

İspanya Cordoba

ALCAZAR DE LOS REYES CHİSTİANOS

Burası: Guadalquvir nehri ve Büyük camiye yakın bölümdeki bahçedir.

İspanya Cordoba

TORRE DE LA MALMUERTA

Kule, kralın emriyle, 1406-1410 yılları arasındaki süreçte yapılmıştır. Önceleri bir savunma kulesi olarak yapılan yapı, daha sonra soylular için hapishane olarak kullanılmıştır. Sekizgen planlı kule de, bir de kemer bulunmaktadır.

Kulenin isminin bir anlamı var: İspanyolca da “Ölü kadın kulesi” anlamına gelen kulenin ismi: söylenenlere göre, zina suçu nedeniyle kocası tarafından öldürülen bir kadının adına hitaben verilmiştir.

MUSEO ARQUEOLOGİCO

Müze: şehrin Roma ve Magribi geçmişine ait birçok kalıntıyı barındırmaktadır. Müze yapısı: 16’ncı yüzyıldan kalma Casa Paez Köşkündedir. Burada, köşkün yenileme çalışmaları sırasında ortaya çıkan, bir Roma mozaiği de görülmektedir.

Zemin katı, tamamen mozaikler, heykeller ve Roma arkeolojisine adanmıştır. Birinci katta: yakındaki antik kentin (Medina Azahara) birçok Magribi eseri sergilenmektedir.
Giriş, 50 cent’tir.

MUSEO DE BELLAS ARTES VE PALACİO DE VİANA

Şehrin güzel sanatlar müzesi: birçok tablosunu Madrid şehrindeki Prado Müzesine kaptırmış olsa da, günümüzde burada da halen “Murillo, Leal ve Zurbaran” gibi sanatçıların eserlerini görebilirsiniz.

Palacio de Viana: sarayının yapımına 14’ncü yüzyılda başlanmış ve 1980’lerda yapı, Viyanalı bir aileye satılmıştır ve bu yüzden ismi değiştirilmiştir.
Sarayın ondan fazla avlusu var ve gezilmeye değerdir.

PLAZAS

Şehrin geçmişi ve bugünü, meydanlarında rahatlıkla görülebilmektedir. Plaza del Porto, bir zamanlar bir hayvan pazarı olarak kullanılmıştır. Yenilenen bölge: günümüzde “Posade del Porto” nun evi ve bir sanat galerisi olarak kullanılmaktadır.

Plaza de las Tendilas ise: modern şehrin merkezidir. Ancak, aynı zamanda, şehrin birçok tarihi kilisesi, burada bulunmaktadır.

 

YAHUDİ MAHALLESİ-JURERİA:

Katedralin yakınındadır. 1984 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Mahalle, özellikle III Abd al-Rahman döneminde, tüm bölgenin entellektüel ve kültürel merkezi olmuştur.

Şehrin Ortaçağ görünümünü koruyan, düzensiz sokaklardan oluşur. Magribi mimarisinin hazinelerini barındırır. Burada, güzel beyaz badanalı evler, muhteşem balkonlar ve rengarenk çiçeklerle dolup taşan avlular bulunur. Ayrıca, 1315 yılı yapımı bir Sinegog bulunuyor. Bu sinegog, İspanya’da günümüzde var olan üç sinegogdan biridir.

ŞEHİR ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER

Şehrin çevresi: güneyde: geniş zeytinliklerle, kuzeyde Sierra Morena bölgesinin ıssız yamaçlarına kadar uzanmaktadır. Bu bölgede gezilebilecek birkaç yer hakkında bilgi vermek istiyorum.

ALMODOVAR DEL RİO

Şehir merkezinin 17 km. güneyinde, ilk olarak 760 yılında Araplar tarafından yapılan bu yapı: daha sonra Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmesiyle büyük ölçüde yeniden inşa edilmiş, muhteşem büyük bir şatodur. Burada, tam bir ortaçağ dönemi havası teneffüs edebilirsiniz.

MONTİLLA

Burası, Cordoba şehri yöresinde, şarapları ile ünlenen bir yerdir. Lezzetli şarapları bulunmaktadır. Şarap üreticilerinin tesislerinde küçük bir tur atabilirsiniz.

Montilla’nın, güneyinde kısa bir mesafede bulunan “Agular de la Frontera”: 19’ncu yüzyıldan kalma, sekizgen, büyük bir meydanı ile ilgi çekmektedir.

Yine kuzeyde: 1780’lerde inşa edilmiş “Fernan Nunez” sarayı görülebilir. Sarayın teraslı arka bahçesi ilgi çekmektedir.

PRİEGO DE CORDOBA

Cordoba eyaletinin en güzel kasabasıdır. Kasaba: 17 ve 18’nci yüzyıllarda, ipek ve tekstil endüstrisinin merkezi konumuna gelmiştir. Bu döneme ait barok yapılarla kaplıdır. Burada, görmenizi önereceğim yer: “La Fuente del Rey” çeşmesidir.

Çeşme: 139 fıskiye bulunan üç havuzun yanındadır. Burada, bir de “Barrio de la Villa” isimli Magribi mahallesi bulunuyor.

SİERRA SUBBETİCA

Burada, kendine özgü manzaralar ve ilginç köyler görebilirsiniz. Zuheros denilen yer: bir şatonun altında, parlak beyaz evler bulunan ve kıvrılarak inen caddesiyle ilgi çeken kasabadır.

Kasabanın altında: taş devri resimleriyle dekore edilmiş ve 700 basamaklı ve 2 km. uzunluğundaki “Cuevo de los Murcielagos” bulunmaktadır ve görülmelidir.

Yine bu bölgedeki “Baena” kasabası: üstün kaliteli zeytinlikleriyle ünlüdür. Ayrıca, birkaç eski kilise ve aristokrat bir köşke sahiptir.