Cadiz şehri, İspanya’nın güneybatısında, Endülüs otonom bölgesinde bulunmaktadır. Şehrin isimleri: Fenikece: Gadir, Yunanca: Gadeira, Latince: Gades, Arapça: Kadis’dir.
Şehir Fenikeliler tarafından kurulduğu için, şehrin “Gadir” isminin anlamı “surlar” veya “surlarla çevrili savunma mevkii” demektir.
Şehir: Avrupa’nın en eski şehirlerinden birisidir. Bu nedenle: eskiye dönük tarihe, kültüre ve yaşam tarzına sahiptir. Tarihi yerleri iyi korunmuştur. Bu nedenle, yörede turizm gelişmiştir.
Bir zamanlar: kötü bir liman kenti iken, tarihi süreç içinde gelişerek büyümüştür.
Atlantik Okyanusuna çıkıntı yapan bir burun üzerinde kurulmuştur.
Şehrin: eski kent merkezi: yıkık dökük yapıları ve anıtlarının bulunduğu sokakları, bir labirenti andırır. İspanya ülkesinin donanması, bu şehirde konuşlanmıştır.
Şehir merkezi boyunca kıvrılarak ilerleyen dar bir cadde: sahili çevreler ve birçok merkezi birbirine bağlar. Yani: şehir merkezini yürüyerek birkaç dakika içinde gezebilirsiniz.
Sonuç olarak, Atlantik kıyısındaki bu şehir, elbette, balık severlerin cennetidir. Efsanevi “El Fero” nun restoranı veya Tapas barını denemeden Cadiz şehrinden ayrılmamanızı öneririm.
İspanya Cadiz
ULAŞIM
Cadiz şehrinin, bölgenin diğer şehirlerinden olan uzaklığı: Cadiz-Madrit arasındaki uzaklık: 651 km. Cadiz-Sevilla arasındaki uzaklık: 125 km. Cadiz-Huelva arasındaki uzaklık: 219 km. dir.
HAVAALANI
Şehirdeki en yakın havaalanı: çoğu uçuşlar için uygun değildir. Jerez de la Fronte havaalanı, şehir merkezine araba veya taksi ile, yaklaşık 30 dakika uzaklıktadır. Taksi ile ulaşmak isterseniz. 45-50 Euro arasında ödemeniz gerekir.
Otobüs kullanmak isterseniz, yolculuk 1 saat sürer. Havaalanına, Madrid ve Barselona şehirlerinden yerel havayollarının uçuşları bulunmaktadır. Buraya en yakın, büyük havaalanı ise, Sevilla’dadır ve araba ile 1 saat, otobüs ile 2 saat uzaklıktadır. Malaga havaalanı ise, araba veya otobüs ile 2-3 saat uzaklıktadır.
TARİH
Fenikeliler, Gadir veya Gades’te (günümüzdeki ismiyle Cadiz), Cebelitarık boğazının hemen batısında önemli bir ticaret merkezi kurdu.
Amaçlanan: altın, gümüş, bakır ve demir gibi metallere erişim sağlamaktı.
Kalaya erişim de istenmiş olabilir, ancak bu metalin kaynakları Kuzeybatı İspanya’da Galicia bölgesindeydi.
Fenikeliler, ayrıca güneydoğu kıyısında, Cebelitarık’ın doğusunda, tarım için verimli, hayvancılık için avantajlı ve kereste kaynaklarına yakın bölgelerle bağlantılı olan mütevazi kasabalar kurdular.
“Gdr” Fenike dilinde “duvar” veya “müstahkem kale” anlamına gelir.
Bu yerleşim, Guadelete ırmağının ağzına yakın, kıyının hemen açığında Erytheia (yerleşim) ve Kotinoussa (mezarlıklar ve kent dışı tapınaklar) adlı iki küçük adada yer alıyordu. Bugün adalar birbirine bağlıdır.
Antik Gadir kenti, modern kentin tarihi merkezinin altında kaldığından, pek kazılamamış olmakla beraber, güneydeki mezarlıklar incelenmiştir.
Babillerin, MÖ 573 yılında Tyros’u fethiyle, Fenike anayurdundaki karmaşa sonucu Güney İspanya üzerindeki doğrudan Fenike egemenliği, MÖ 6’ncı yüzyılda bitti.
Bölge, daha sonra Kartaca tahakkümüne girdi.
İspanya Cadiz
KARNAVAL
Büyük Perhiz öncesindeki hafta, Endülüs bölgesinde nereye giderseniz gidin, küçüklü-büyüklü toplulukların Karnaval kutlamalarına tanık olursunuz.
Ancak: hiçbiri Cadiz’in coşkuna erişemez. Şehir, özellikle Şubat-Mart aylarında kutlanan “karnaval” şenlikleriyle tanınır. Bütün dünya tarafından tanınan bu karnaval hazırlıkları, provalar ve toplu gösteriler ile tüm yıl boyunca devam eder.
Cadiz karnavalının hem taşkın liman kenti kültüründen hem de devlet kontrolüne karşı geleneksel direnişinden gelen şanı Franco’nun, bir isyana sebep olur korkusuyla yasaklayamadığı tek karnaval oluşu nedeniyle daha da çok yankı uyandırmaktadır.
Karnaval büyük ölçüde halkın elinde olan, bir zamanlar İspanya’nın yoksulluk çeken bölgesindeki eğlence düşkünlerinin yüzyıllar içindeki patronlardan, politikacılardan ve küçümsenen latinfundista’ların nefret edilen cacique’lerinden (başkanlarından) en azından sembolik olarak öç alabilecekleri bir yol buldukları bir kutlamadır.
Bu dönemde: fırtınaya meyilli sahilde bile Şubat ayı, akşamları epey soğuk olsa da gündüzleri yumuşak ve güneşli olabilir.
Evet: genellikle zeki bir siyasi yapı ve sözcükler üzerine kurulu karnaval etkinliklerinde, komikliği sağlayan hiciv gurupları vardır. Tipik olarak bir şarkı eşliğinde 7-12 kişilik bir topluluk tarafından doğaçlama yapılır.
Müzik için ise gitar ve davul gibi aletler kullanılır.
Eğlenceyi seven çoğu kişi dumanı üstünde yiyecekler, alkol, sokaktaki kalabalık içerisindeki hareketlilik ve kat kat giyilen iç çamaşırları sayesinde ayakta kalmayı başarırlar.
Cadiz, Sevilla ve Granada’daki kutlamalara katılmak isteyen herkes, sonbaharda konaklamak için rezervasyon yaptırmış olmalıdırlar.
Cadiz’deki oteller Karnavaldan aylar önce dolmuş olabilir.
Alternatif olarak, Bahia de Cadiz in karşısındaki Puerto de Santa Maria da da kalabilirsiniz.
Buradan gündüzleri Cadiz in eski kent merkezine feribot bağlantıları vardır.
Daha uzaktaki Sevilla veya Jerez i tercih edebilirsiniz.
Gece geç ve sabah erken saatlerde, kendi karnavallarını da kutlayan her iki kente giden trenler genelde, Cadiz den evlerine dönen eğlence düşkünleriyle dolu olur.
Büyük şehirlerin hepsinde daha küçük yerel karnavallar hakkında bilgi edinebilirsiniz.
İspanya Cadiz
NE YENİR
Cadiz yöresine yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: Pestinos önerebilirim. Pestinos, popüler bir Noel pastasıdır. Çok kızarmış hamur parçalarının zeytinyağlı, bal ve şekerle yenilmesidir.
Bir diğer önerim: Garum olabilir. Garum bir tür balık sosudur ve antik Yunan, Roma ve Bizans mutfaklarında da kullanılmıştır.
Son bir öneri: Atun olarak isimlendirilen orkinos balığıdır. Bir tür, mavi yüzgeçli orkinos balığı olarak da isimlendirilir.
Önerebileceğim restoranlardan bazıları şunlardır:
La Sidreria de El Populo
San Antonio bölgesinde, tarihi El Populo semtindedir. Şehrin gözde şarap evidir. Hatta, güzel Endülüs yemekleri de tadabilirsiniz.
Casa Hidalgo
Plaza de la Catedral bölgesindedir. Burada özellikle tadı çok lezzetli olan Empanada de Atun denemelisiniz. Zaten, bu restoranda genellikle hamur işleri var. Şehir yerlileri, burayı çok tercih etmektedirler.
El Gaucho
Calle de Murquia bölgesindedir. Şehir içindeki en iyi et restoranıdır. Buradaki bir biftek menüsü, yaklaşık 15 Euro civarındadır.
İspanya Cadiz
ALIŞVERİŞ
Cadiz şehrinde alışveriş yapmak ve hediyelik bir şeyler satın almak isterseniz gitmeniz gereken yerler: Calle Pelota, Calle Compania, Calle San Francisco, Plaza de Candelaria.
Bu bölgelerde çeşitli hediyelik eşya satan dükkanlar bulunmaktadır.
İspanya Cadiz
GEZİLECEK YERLER
Cadiz şehrinin büyük bölümü: surların içindeki kalıntılar şeklindedir. Burası: Old Town olarak isimlendirilir. Eski dar ve dolambaçlı sokakları, büyük plazaları buraya bağlar. Şehirdeki yeni alanlar, genellikle geniş bulvar ve daha modern binalar şeklinde gelişmiştir.
Buna ilaveten; şehirde çok sayıda egzotik bitkiler bulunan park vardır. Hatta: bu parklarda bulunan dev ağaçların, Yeni Dünya’dan yani Amerika’dan getirilerek dikildiği söylenir.
PLAZA DE MİNA
Eski şehrin merkezindedir ve 19’ncu yüzyılda geliştirilmiştir.
Plaza bölgesindeki ilk ağaçlar: 1861 yılında dikilmeye başlamıştır ve 1838 yılında burası, mimar Benjumeda ve Daura tarafından plazaya dönüştürülmüştür.
Plaza’da bulunan heykellerden öne çıkanı: Jose Macpherson heykelidir.
Plaza meydanının karşısındaki evlerin birçoğu ise, neo-klasik mimari tarzı yansıtmaktadır.
Plaza’da bulunan bir diğer yer ise: Cadiz Museum’dur.
İspanya Cadiz
MUSEO DE CADİZ
Bu bölgesel arkeoloji müzesi, 1970 yılında kurulmuştur. Katedralin yakınındadır.
Müze: Arkeoloji bölümü ve güzel sanatlar bölümü olmak üzere, iki bölümden oluşmaktadır.
Müzenin en önemli eserlerinin başında: 1887 yılında bulunan Fenike lahdidir.
Lahit: Cadiz tersanesi bölgesinde bulunmuştur. Bunun bulunması ile, müzenin oluşturulmasına karar verilmiştir.
Müzenin ikinci katında bulunan “Güzel sanatlar” bölümünde ise: 16’ncı yüzyıldan 20’nci yüzyılın ikinci yarısına kadar olan süreçteki İspanyol resminin evrimi görülmektedir. Bu bölümde kendi içinde, Flaman etkisi, Sevillalı ressamlar ve Luis Morales ile Zurbaran olarak ayrılmıştır.
Yani: burada, Murillo, Rubens ve Zurbaran’ın eserlerini görebilirsiniz.
Son olarak, müze içinde küçük bir Etnoğrafya bölümü var. Burada özellikle kuklalar ilginizi çekebilir.
İspanya Cadiz
PLAZA DE SAN FRANCİSCO VE S AN FRANCİSCO KİLİSESİ-MANASTIRI
1566 yılında inşa edilen manastır, restorasyonlar sonucu son şekline, 17’nci yüzyılda ulaşmıştır. Yan kapı ve pandifleri, bir kubbe ile örtülmüştür. İtalyan asıllı mimar Francisco Badaraco tarafından yapılmıştır. Mermer sütunları ve kemerleri ilgi çekmektedir.
PLAZA SAN ANTONİO
18’nci yüzyılda inşa edilen plaza: 19’ncu yüzyılda, Cadiz şehrinin ana meydanı olarak, burası kabul edilmiştir. Kare meydanın çevresi: bir dizi konut ile çevrilmiştir. Bunların mimari özellikleri ise: Neo-klasik ve İsabelline gotik tarzdadır. Dolayısı ile şehrin üst sınıfı, bu konutlarda ikamet etmektedirler.
1669 yılında, San Antonio kilisesi, burada inşa edilmiştir.
1954 yılında, şehir belediyesi tarafından, meydan, SİT alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
PLAZA DE CANDELARİA
Bu meydan: 1873 yılında yıkılan “Candelaria Manastırı”na atfen bu ismi almıştır. Meydanın merkezinde bir heykel görülmektedir. Bu heykel: meydana bakan bir evde doğan, İspanyol Cumhuriyetinin başkanı Emilio Castelar’a aittir.
Meydana bakan bir diğer ev ise: Şili’de yaşamış maceraperest eski bir diktatör olan Bernardo Higiins’e aittir.
DE LA CATEDRAL NUEVA
Giriş ücretlidir. Yetişkinler için 5 Euro, öğrenciler için 3 Euro’dur.
Cadiz şehrinin en ünlü yerlerindendir. Roma Katolik kilisesidir.
Yapı: 1260 yılında tamamlanmıştır. Ancak: 1596 yılında yanmıştır. Bu eski ve yanan yapının yerine, 1722-1838 yılları arasında yeni katedral yapılmıştır. Eskinin yerine yapıldığı için “yeni” olarak adlandırılmıştır.
İlk başlangıç, mimar Çelik tarafından sağlanmış olsa da, işlerin sürekli duraklaması nedeniyle, farklı mimarlar tarafından inşaat sürdürülmüştür.
116 yıllık süreçte tamamlanan yapı: aslında barok olarak planlanmışsa da, içerdiği rokoko elemanlar yüzünden Neoklasik tarzı hakim kılmıştır. Şapel bölümünde, birçok resim bulunuyor. Burada ayrıca eski katedral ve manastırın kalıntıları bulunmaktadır.
Sarı turunculu çinilerle kaplı kubbesi ve kuleleri, şehrin neresinde olursanız olun görülür ve birer uyarı ışığı görevi görür.
Ünlü besteci Manuel de Falla ve şair ve oyun yazarı Jose Maria Peman, katedralde gömülüdür.
Katedrali ziyaret ederseniz, mutlaka “Batı Kulesi” ne çıkmalısınız. Burası, şehrin en yüksek noktasıdır ve panoramik şehir manzarasını izleyebilirsiniz. Kulenin yüksekliği 74 metredir. Her 30 dakikada bir, burada rehberli turlar düzenleniyor.
İspanya Cadiz
BELEDİYE BİNASI
Plaza de San Juan de Dios bölgesindedir. Cadiz şehrindeki mevcut belediye binası, 1861 yılında, Garcia del Alamo tarafından yapılmıştır. Yapının başlama tarihi ise, 1799 yılındadır.
Burayı ziyaret etmek isterseniz, giriş ücretsizdir.
İspanya Cadiz
PLAZA DE SAN JUAN DE DİOS VE OLD TOWN HALL
Bu plaza: denizden kazanılan topraklar üzerine, 15’nci yüzyılda yapılmıştır. Meydan, iki aşamalı olarak inşa edilmiştir. İlk aşama mimar Benjumeda öncülüğünde 1799 yılında tamamlanmıştır. İkinci aşama ise, mimar Alamo başkanlığında, 1861 yılında tamamlanmıştır.
1906 yılına gelindiğinde ise, şehir surlarının bir kısmının yıkılması ile, meydanın büyüklüğü artmıştır.
İspanya Cadiz
PLAZA DE ESPANA VE 1812 ANAYASA ANITI
Plaza Espana bölgesindedir.
Bölge: Cadiz tarihinin büyük bölümü, monarşi tarafından ezilmeden önce, 1810’larda, kısa bir süre için Cadiz’de kurulan İspanya’nın ilk liberal hükümetine atfen yapılan “Monumento a las Cortes Liberales” yani “1812 Anayasa Anıtının” bulunduğu meydandır. Hemen ilerisinde, Puerto Comercial sahili bulunmaktadır.
Eski şehir surlarının bir kısmının yıkılması sonucu açılan yerde : 1812 Anayasası anıtı ortaya çıkmıştır. 1812 yılında, liberal anayasanın yüzüncü yıldönümü nedeniyle, uygun bir anıt yeri sağlamak amacıyla, burası hazırlanmıştır. Heykeltıraş Modesto Lopez Otero tarafından yapılan çalışmalar, 1911 yılında başlamış ve 1929 yılında tamamlanmıştır.
Anıtın zemininde bir oda ve odada boş bir koltuk, Cumhurbaşkanlığını temsil eder. Üst katta ise, çeşitli yazıtlar bulunmaktadır. Anıtın genelinde ise, barış ve savaşı temsil eden bronz figürler görülür. Anıtın merkezinde, İspanya’yı temsil eden bir kadın figürü ve her iki tarafında ise, tarım ve vatandaşlık temsil eden gruplaşmalar görülmektedir.
İspanya Cadiz
PLAZA DE FALLA VE GRAN TEATRO FALLA
Burası, 1871 yılında mimar Garica del Alamo tarafından yapılmış ve daha sonra, 1881 yılında yangında yanmıştır. Yeni tiyatro, yanan bu eski tiyatro yapısı üzerine, 1884-1905 yılları arasında, mimar Adolfo Morales de los Rios tarafından yapılmıştır.
Yapının dışı, kırmızı tuğla kaplıdır. Çatısı: Philip Abarzuza’nın resim çalışmalarıyla süslüdür. Mimari olarak: Neo-Mudejar ve Mağribi mimari özelliklerini taşımaktadır. 1920 yılında yapılan tadilat sonucunda, tiyatronun ismi, besteci Manuel Falla onuruna “Gran Teatro Falla” olarak değiştirilmiştir.
Daha sonraki süreçte bir süre terk edilen tiyatro yapısı, 1980’lerde yenileme çalışmalarına tabi tutulmuştur. Evet, zengin Mudejar süslemeleri olan burayı mutlaka görmelisiniz. Günümüzde burada: çeşitli kültürel etkinlikler yapılmaktadır.
İspanya Cadizİspanya Cadiz
TORRE TAVİRA- KULE
Marques del Real Tesoro bölgesindedir. Giriş ücretlidir, 5 euro.
18’nci yüzyılda, Cadiz şehrinde, gelen tüccarları gözlemlemek için 160 kule bulunuyordu. Bu kuleler, şehirdeki tüccarların evlerinin bir parçası şeklindeydi.
Ancak: 1778 yılında, şehrin en yüksek noktası olan Watchtower bölgesinde yapılan bu kule: ilk bekçisi Antonio Tavira’ya atfen Tavira kulesi olarak bilinmektedir. Kulede, bir sistem var.
Camera Obscura isimli bu sistem: beyaz bir ekran, bir ayna ve bir büyüteçten oluşuyor. Bununla, kulenin dışında, o anda neler olduğu; canlı ve hareketli görüntülerle ekrana yansıyor. Bu: Leonardo Vinci zamanında yaşanmış, nispeten basit bir optik ilkedir.
Günümüzde, kulede iki sergi salonu bulunuyor. Camera Obscura da halen faal ve ziyaretçiler tarafından görülebilmektedir.
İspanya Cadiz
FLAMENKO SANAT MERKEZİ-MERCEDE
Old Market, Plaza de la Merced bölgesindedir.
Merkez: Flamenko konserleri, sergileri ve bu konudaki çeşitli faaliyetlere ev sahipliği yapmaktadır. Toplam 740 metrekarelik bir alana sahiptir. Ana salon 200 koltukludur. Burada küçük guruplar halinde: gitar, şarkı ve dans eğitimleri verilmektedir.
İspanya Cadiz
AMİRAL EVİ
1690 yılında, Americas ticaret gelirleriyle “Casa del Almirante” yaptırılmıştır.
Plaza San Martin’e bitişik, bir saray tarzı evdir. İspanyol hazinesi filosunun büyük amiral ailesi tarafından inşa ettirilmiştir.
Dış cephede: nefis kırmızı ve beyaz Genoan mermerleri kullanılmıştır. Ana katta ise, kubbe altında, genel merdiven ve salonda büyük bir asalet ve güzellik göze çarpmaktadır.
ESKİ GÜMRÜK EVİ
Gümrük, kiralama ve Konsolosluk evi olarak kullanılan yapı: 1765 yılında, Cadiz şehrinin liman kanadında yapılmıştır.
İspanya Cadiz
PALACİO DE CONGRESOS – KONGRE MERKEZİ
Cadiz şehrinin bu eski “Tütün Fabrikası” yenilenerek, mükemmel bir uluslar arası konferans ve ticaret merkezi haline getirilmiştir. Hemen yanındaki tarihi merkezin hemen kalbinde, kentin en simgesel yapılarından birisidir.
Kongre merkezinin bulunduğu eski tütün fabrikası, aslında, antik dönemde kentin tahıl ambarı sitesinin bulunduğu yere yapılmıştır. 3 katlı Tütün fabrikası: 1741 yılında, kral Felibe V döneminde yapılmış ve 1870 yılında kapanmıştır. Yapının tuğla cephesi ve sırlı seramik kaplı bölümleri ilgi çeker.
İspanya Cadiz
CADİZ ŞARAP VE BOĞA MÜZESİ
Feduchi Steet bölgesindedir. Pazar günleri haricinde diğer günler gezilebilmektedir.
Şarap bölümü: Burada, binden fazla şarap koleksiyonu bulunmaktadır. 1893 yılında, Chicago Expo sergisinde, muhteşem Sherry koleksiyonu ödüllendirilmiştir. Burayı ziyaret ederseniz, şarap tatmayı unutmayın.
Bir boğa güreşi şehri olan Cadiz, geçmişte var olan arenalarda yapılan mücadeleleri, bazı fotoğraflar ile, işte burada görüntülemektedir. Yani, burada birçok fotoğraf, afiş-posterler görülmektedir.
ORATORİO DE SAN FELİPA NERİ
Bu barok tarzı kilise, Cadiz’in sembollerinden biridir.
Burası Cortes’in (Parlamento) bir araya gelip İspanya’nın tarihi 1812 Anayasasını oluşturduğu yerdir.
1755 yılında bir depremde yıkılan bina, 1764 yılında yeniden inşa edilmiştir.
Sunağın üzerinde Murillo’nun en iyi eserlerinden biri olarak kabul edilen Lekesiz Doğum tablosu asılıdır.
ROMA TİYATROSU
1980 yılında, bir yangın sonucu, bazı ortaçağ binaları ve eski depolar yanıp yok olunca, El Populo ilçesindeki bu Roma tiyatrosu ortaya çıkmıştır. Zaten, bu binaların temellerinin, antik taşlarla inşa edildiği görülmüştür. Daha sonraki dönemde, sistematik kazılar sonucu: Roma tiyatrosu ortaya çıkarılmıştır.
Tiyatronun, MÖ.1’nci yüzyılda, Lucius Cornelius Balbus tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Dünyanın ikinci büyük Roma tiyatrosudur.
Cavea bölümü 120 metre çapındadır ve 20 bin seyirci kapasitelidir. Bölgede yapılan kazılarda: tiyatro kalıntılarına ilaveten, Muvahhidlere ait ev kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.
MS.4’ncü yüzyılda tiyatro kullanım dışı kalmıştır. 13’ncü yüzyılda ise, kralın emriyle tiyatronun kalıntılarının üzerine, Alfonso Kastilya kalesi inşa edilmiştir.
PYLONS
Bu bir tür sıra dışı elektrik direğidir ve Cadiz körfezindeki büyük elektrik güç kablolarını desteklemek için kullanılmaktadır.
Kulenin uzunluğu: 158 metredir. Çelik izoletörlerden yapılmıştır. Yapımı: 1957-1960 yılları arasındaki üç yıllık süreçte gerçekleşmiştir.
İspanya Cadiz
JOSE LEON DE CARRANZA KÖPRÜSÜ
Cadiz şehri ve anakarayı birbirine bağlayan bir köprüdür. Köprü: Cadiz körfezi üzerindedir. Cadiz şehrinin iki girişinden biridir. Aynı zamanda, Avrupa’nın en uzun baskül köprülerinden birisidir.
Köprü: 1969 yılında yapılmıştır. Toplam uzunluğu: 1400 metre, ana açıklığı: 90 metre, genişlik: 13 metre ve yükseklik; 18 metredir.
LA PEPA KÖPRÜSÜ
Bu köprü: Cadiz körfezi ile Cadiz Puerto Real anakarasını bağlamak üzere yapılmıştır. Tamamlandığında, İspanya’nın en uzun köprüsü olacaktır.
Açılışı, 2013 yılına planlanmaktadır.
Köprü: 6 kulvarlıdır. Her yöne 2 şeritli karayolu ve 2 tramvay yolu bulunmaktadır. Toplam uzunluğu: 3092 metredir. En uzun açıklığı: 540 metredir. Genişlik ise 24 metredir.
İspanya Cadiz
PUERTAS DE TİERRA
Bu abidevi duvarlar, Endülüs ün dünya ticaret merkezi Rio Guadalquivir in balçıklanması sonucu Sevilla dan Cadiz e taşınınca, şehir 18 yüzyıldaki savunmalarının bir parçası olmuştur.
Sahilde, Puertas de Tierra yakınında eski hapishane Carcel Vieja bulunmaktadır.
İspanya Cadiz Şehir Kapıları
ŞEHİR KAPILARI
16’ncı yüzyılda: Las Puertas de Tierra ortaya çıkmıştır.
Duvar, birkaç tabakadan oluşur ve bu tabakalardan yalnızca bir tanesi günümüze kadar ulaşabilmiştir.
20’nci yüzyıla gelindiğinde ise; modern trafik düzenlemesine uygun olarak, Old City girişinde yapılan tadilat sonucu, duvara oyulmuş iki yan kemer, şehrin ana girişlerinden biri haline getirilmiştir.
1300 yıllarında inşa edilen “El Arco de los Blancos” kapısı, Populo semtinin kapısıdır. Bu kapı, ortaçağ döneminde şehrin ana kapısı olarak kullanılmıştır. Kapı üzerinde: Felipe Blanco ailesi tarafından yaptırılan bir şapel kalıntısı bulunmaktadır.
Katedral yanında, ortaçağ duvarlarına oyulmuş olarak görülen kapı ise “El Arco de la Rosa” ismiyle bilinir. Kapı ismini, 18’nci yüzyılda şehirde yaşamış kaptan Gaspar de la Rosa’dan almaktadır. Kapı; 1973 yılında yenilenmiştir.
SAN SEBASTİAN KALESİ
Kale yapısı, 1993 yılında “Bien de İnteres Kültür Mirası” olarak kabul edilerek koruma altına alınmıştır. Caleta plajına giden yolun sonundadır. 1706 yılında inşa edilmiştir. Bugün kale olarak kullanılmaktadır.
İspanya Cadiz
CASTİLLO DE SANTA CATALİNA
Giriş ücretsizdir.
Koyun güney ucunda, koyun karşısındaki Sebastian sahil bölümüne denk gelecek şekilde yapılmış, Caleta plajı sonundadır. Yani, Cadiz’in solundaki, en popüler plajlardan biri olan “Playa de la Caleta” ya bakar.
Sağda ise, Parque del Genoves’in zarifçe şekillendirilmiş, çalılarla süslü yürüyüş yollarından birisi vardır ve buranın görüntüsü, bir Chirico tablosu fonunu andırır.
1598 yılında kral Philip II döneminde yapılmıştır. Parkın: bir kafesi ve açık hava tiyatrosu bulunmaktadır.
Yakın zamanda yenilenmiş olan kale, günümüzde geçici sergiler ve konserler için kullanılmaktadır.
FORTES
Arazinin doğal bir yükseltisinden yararlanılarak, 1672 yılında surlar üzerine yapılan bir bölümdür. Günümüzde bir kültür merkezi olarak kullanılmaktadır. İleriki zamanda ise, kalıcı bir fuar alanı olarak kullanılması düşünülmektedir.
İspanya Cadiz
PLAJLAR
Cadiz şehrinin en beğenilen plajı: La Playe de la Caleta’dır. Buranın güzelliği ve Barrio bölgesine yakınlığı her zaman tercih edilmesinin nedeni olmuştur.
San Sebastian ve Santa Catalina arasındaki eski şehirde de bir plaj bulunuyor. Bu plaj, 400 metre uzunluğunda ve 30 metre genişliğindedir. Burada: gel-git yaşanıyor.
Şehrin yeni bölümünde: La Playa de la Victoria plajı bulunuyor. Burası, özellikle turistler ve şehir yerlileri tarafından yoğun olarak tercih edilmektedir.
Plaj: yaklaşık 3 km. uzunluğunda ve 50 metre genişliğindedir. Plaj bölümü bir cadde ile karadan ayrılır. Caddenin kara tarafından, birçok dükkan ve restoran bulunuyor.
İspanya Cadiz
PLAYA DE LA CALETA
Şehrin tarihi merkezinde bulunmaktadır. Fenikeliler, Kartacalılar ve Romalılar döneminde burası doğal bir liman olarak kullanılmıştır.
Plajın ana cazibesi: İsaac Albeniz, Jose Maria Peman, Paco Alba gibi müzisyenler ve şairlerin ilham almasından doğmuştur. Plajın hemen arkasında, Cadiz üniversitesinin bir fakültesi görülüyor.
Bu plaj bölgesinde: çeşitli filimler çekildiği söyleniyor. (007 James Bond. Die Another Day)
Evet, burası kentin sembol alanlarından birisidir. Özellikle, İspanya’da, en güzel gün batımının buradan seyredildiği söylenir ki, siz de bunu mutlaka izlemelisiniz.
PARQUE NACİONAL DONANA
İspanya’daki en büyük doğa koruma alanı ve Avrupa nın en büyüklerinden biri olan Donana, Sacular de Barrameda sahili boyunca Sevilla ya giden yolun yarısından kuzeyde El Rocio ve Costa de la Luz boyunca, Huelva ya giden yolun yarısına kadar uzanır.
Yerel vahşi yaşamın yanı sıra yaklaşık 6 milyon göçmen kuşun da yılda iki kez ilkbahar ve sonbaharda kat ettikleri kuzey ve güney rotaları üzerindeki mola noktasıdır.
Arazi
Parque Nacional de Donana, 1969 yılında, tarım ile kalkınmanın bu eşsiz sulak araziyi tehdit etmesi riskine karşı sit alanı ilan edilmiştir.
Aslında bilim insanları bölgenin insan eliyle yapıldığını savunmaktadırlar, zira yüzyıllardır süren tarım, balıkçılık, avcılık ve diğer aktiviteler arazinin şeklini ve flora ile faunayı değiştirmiştir.
Park Guadalquivir ve Guadiamar nehirlerinin bataklık bölgelerini de içine almaktadır.
Guadiamar nehri, kuzey Endülüs te yer alan kaynağı Sierra de Cazorla dan çıkıp 700 km. devam ettikten sonra Atlantik e akmaktadır.
Vahşi Yaşam
Kışın karideslerle beslenen flamingo sürülerinin de dahil olduğu göçmen ziyaretçilerinin yanı sıra park, alageyik, vaşak, yabandomuzu, kuyruksüren ve şah kartallarının da dahil olduğu birkaç nadir yırtıcının evidir.
Parkı Gezmek
Donana yı ziyaret edenlerin sayısı oldukça sınırlıdır.
Eğer çok meraklı değilseniz veya zamanınız kısıtlıysa, parkı az da olsa tanımanın en iyi yolu, yasak bölgenin sınırında yer alan beş ziyaretçi merkezinden birisine gitmektir.
Bunlardan en kolay ulaşabileceklerinizden ikisi El Rocio kasabasına yakın olan La Rocino ile Palacio del Acebron dur.
Ancak Donana nın vahşi yaşamına göz atmak isterseniz en ideali El Rocio dan sahile doğru güneye giderek ulaşabileceğiniz El Acebuche dir.
Donananın bütünüyle keyfini çıkarmak için zaman ayırmalı ve dört çeker bir araçla, rehberli tura katılmalısınız. Bu tur, dört saat sürer ve parkı oluşturan bütün ekosistemleri azar azar görebileceğiniz 70 km. lik bir alanı kapsar.
Donanayı gezmenin alternatif bir yolu ise (Sanlucar de Barrameda sınırındaki) Bajo de Guida da bulunan Fabrica Hielo ziyaretçi merkezinden bir tekneye binmektir.
Tabii tanık olacağınız veya olamayacağınız vahşi yaşam, biraz şansa biraz da yılın hangi zamanında gittiğinize göre değişecektir.
Memelileri görmek bilhassa zordur. Ancak kuşlar, özellikle de ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde daha görünür olurlar.
Evet, 1950-1960 yılları arasında, Avrupa jet sosyetesi için büyük bir mıknatıs haline gelen bu mekan: İspanya’nın Akdeniz kıyılarındaki en kaliteli tatil yeridir. Aynı zamanda, “Andalucia” özerk topluluğunun Malaga eyaletinin bir şehridir.
Şehir: Sierra Blanca dağının eteklerinde, Akdeniz kıyısında, Cebelitarık boğazındadır.
Aradan geçen yıllarda: gerek Marbella ve gerekse yakınındaki diğer tatil yerlerinde, gerilemeler görülmüştür. Çünkü: Kuzey Afrika’ya yakın olması, buradaki bütün suçluların Marbella yöresine doluşmalarına ve ardından bir dizi seri cinayet işlenmesine neden olmuştur.
Bunun sonucunda, elbette buranın çekiciliği azalmıştır. Ancak, günümüzde bölge eski cazibesinin bir kısmını geri kazanmıştır denilebilir.
Günümüz Marbella’sında belirgin izler bırakan iki adam vardır. Bunlar: 1950’li yılların başında: “Marbella Clup Hotel” i inşa ettiren, Avusturyalı Prens Alfonsso von Hohenlohe ve eski Belediye Başkanı, zengin işadamı ve Atletico Madrid futbol takımının başkanı Jesus Gil’ dir.
Evet, günümüzde buraya gidildiğinde: Kuzey Avrupalı (İrlanda, Almanya, İngiltere) ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Amerikalı turistleri görebilirsiniz. Hatta, bunların bir kısmının burada daimi mülkü bulunmaktadır.
Marbella: gezmek için inanılmaz derecede çekici bir yerdir. Sahilde, günümüzde restoranların sıralandığı şık bir yürüyüş yolu vardır ve yaşlı palmiye ağaçlarının gölgelendirdiği eski Alamedası, “Salvador Dali” bronz eserleriyle süslenmiş ileri teknoloji eseri “rambla” (bulvar) ya açılır.
Sahil kenti yarım ay şeklinde sahile uzanıyor. Sahilde ise, yeni liman ve limanda yatlar bulunuyor. Sahilde kafeler ve restoranlar sıralanmıştır. Markaların hakim olduğu butikler, turistlerin uğrak yerleridir.
Endülüs sahilleri, tüm dünyada olduğu gibi, tatil köyleri, oteller ve yazlık villalarla doludur. Ancak, bu tatil sitelerinin ve evlerin taşıdıkları dış çizgilere bakınca, bunların Araplara ait olduğunu anlamamak mümkün değildir. Araplar, kültürleriyle olmasa da, zenginlikleriyle, yeniden Endülüs’e dönmüşlerdir.
1272 yıl önce İspanya’ya İslam uygarlığını getiren Araplar, bugün dünyayı bir sel suyu gibi basan tüketim ekonomisinin oyununa gelerek, İspanya sahillerine petrolden sağladıkları gelirleri dökmüşlerdir.
ULAŞIM
Buraya ulaşmak için, Malaga havaalanını kullanabilirsiniz. Veya daha küçük uçakların inebildiği Cebelitarık havaalanını kullanabilirsiniz ki, havaalanından otomobil ile buraya ulaşmak, yaklaşık 1.5 saat sürmektedir.
Malaga havaalanından Marbella merkezine bir taksi ile gitmek isterseniz, muhtemelen 65-70 Euro ödemeniz gerekir.
TARİHÇE
Arkeolojik kazılarda, Marbella ve çevresindeki dağlarda, Paleolitik ve Neolitik dönemlerde insan yerleşmesinin bulunduğu anlaşılmıştır. MÖ.7’nci yüzyılda, Fenikeliler burada birkaç koloni kurmuşlardır.
Ancak, yine de Fenike dönemine ait herhangi bir buluntu ele geçirilememiştir. Fenika ve daha sonra Kartacalılar, bölgede yerleşirler. Ardından ise Romalılar gelir.
Şehirde “Old Town” olarak nitelendirilen “El Casco Antiguo” ve Murallas del Castillo (Mağribi kale duvarları): daha önceki dönemlere ait devşirme yapı malzemesi kullanılarak inşa edilmişlerdir.
Verde ve Guadalmina nehirleri boyunca, çeşitli Roma yerleşimleri kalıntıları görülür. Romalılar döneminde, şehre “Salduba” ismi verilmiştir.
Müslümanların bölgede bulunduğu yıllarda: 10’ncü yüzyılda, Malaga sahili güçlendirilmiş ve sahil boyunca çeşitli deniz feneri kuleleri inşa edilmiştir.
1485 yılında ise, şehir kan dökülmeden Kastilyalı Crown tarafından ele geçirilmiştir. 1554 yılında inşa edilen ana kapı, önünde bir köprü ve hendek bulunmaktadır. 1664 yılında, Marbella, şeker kamışı ile tanışır. Ardından, bölgede çok sayıda şeker fabrikaları yapılır.
Dünya savaşı sonunda, Marbella, 900 nüfuslu küçük bir yerdi. 1943 yılında ise, bölgede turizm gelişmeye başlamıştır. 1954 yılında “Marbella Club” ün kurulmasıyla, film yıldızları, işletme yöneticileri ve birçok soylu, tatil için bölgeye akın etmeye başlamışlardır.
İspanya Marbella
GEZİLECEK YERLER
İspanya Marbella
CASCO ANTİGUO (ESKİ KENT)
Antik şehir surları arasında, kuzey ve doğu yönlerinde ilerleyen “Barrio Nuevo” ve “Barrio Alto” denilen iki tarihi banliyöden oluşmaktadır.
Surlarla çevrili yerin içindeki bölüm, 16’ncı yüzyıldan kalma durumunu aynen muhafaza etmiştir. Ancak, yakın geçmişte, muhteşem bir şekilde yenilenmiştir.
Casco’nun bembeyaz sokakları ve meydanı: herhangi bir “Pueblos Blancos” kasabasına kafa tutacak düzeyde güzeldir. Caddeler: şık ve bakımlı binalar ve ilginç detaylarla doludur. Amaçsızca, bunların çevresinde dolaşmak bile ziyaretçilere keyif verir.
Eski şehrin merkezinde “Plaza de los Naranjos” yani “Portakal ağaçları meydanı” bulunmaktadır. Bu meydanda ise, yine antik döneme ait bazı yapılar görülür.
İspanya Marbella
17’nci yüzyıldan kalma “Ayuntamiento” binası, şehirdeki en pahalı barlara bakmaktadır. Yine burada bulunan “Town Hall”: Mudejar mimari tarzıdır ve iç duvar freskleri ve çatısı: gotik ve Rönesans unsurları taşımaktadır.
1568 yılında inşa edilen yapı, Belediye Başkanı evi olarak kullanılmaktadır. Yine, şehrin en eski dinsel yapısı olan, 15’nci yüzyılda yapılmış “Santiago Şapel” i de görebilirsiniz.
Bölgenin diğer gözde yapıları arasında ise: 16’ncı yüzyıldan kalma “İglesia de la Encarnacion” sevimli “Plaze de Altamirano” Rönesans dönemine ait “Palacia Baazan” ve eski Arap kalesinin surları sayılabilir.
Son olarak: burada “Emita del Santo Cristo de la Vera Cruz” isimli kuleyi görmenizi öneririm. Barrio Alto bölümündedir. Kare bir kuledir. 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Çatısının sırlı seramikleri ilgi çekmektedir.
MUSEO DEL GRABADO CONTEMPORANEO-ÇAĞDAŞ İSPANYOL GRAVÜR MÜZESİ
Müze: Magribi surlarına yakın, “İglesia de la Encarnacion” un arkasındaki bir sokakta saklanan “Modern Baskılar Müzesi”, hastane olarak inşa edilmiş bir Rönesans köşkünün içindedir. 1992 yılında müze ziyarete açılmıştır.
Mirasına ait büyük bir koleksiyona, Picasso’nun birkaç çalışmasına ve modern sanat sunumuna dair cesur bir politikaya sahiptir. Genel olarak gravür tekniklerinin öğretilmesi için adanmış bir müze denilebilmektedir.
Dört kattan oluşan binanın kendisi bile giriş ücretine değerdir. Ancak, Pazar günleri müze kapalıdır, giriş ücreti, yetişkinler 3 Euro, öğrenciler 1.5 Euro’dur.
BONSAİ MÜZESİ
1992 yılında açılan bu müzede: zeytin ağaçları ve yöreye özgü bitki türlerine ait geniş bir koleksiyon sergilenmektedir.
İspanya Marbellaİspanya Marbellaİspanya Marbella
PUERTO BANUS
Burası, Marbella’nın güneybatısındaki bir “marina” yani “yat limanı” alanıdır. Mayıs 1970 tarihinde inşa edilen marinada: lüks bir yat limanı ve alışveriş kompleksi bulunmaktadır. Aynı zamanda “Costa del Sol” bölgesinin en büyük eğlence merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Ancak, biraz önce de söylediğim gibi, burası daha ziyade üst gelir gurubuna hitap eden bir yer, yani pahalı alışveriş merkezleri ve restoranlar var.
Yine de burası, her yıl 5 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyormuş. Marina bölümünde, 920 yat kapasitesi var. Buraya: 8-50 metre uzunluğundaki tekneler bağlanabiliyor.
En önemli konuklarının ise, Suudi Arabistan kralı ve yine dünyanın çeşitli zenginleri olduğu söyleniyor.
Barlar, butikler ve gece kulüpleriyle dolu liman sokaklarında gezebilirsiniz. Marinanın her tarafında ise plajlar var. Buraya yolunuz düşer ve değişik bir şey görmek isterseniz, Dali tarafından yapılan 3.5 ton ağırlığındaki “gergedan” heykelini görmenizi öneririm.
Evet, bu ünlü marina, en çok da milyonerleri görmeyi umut eden ziyaretçilerin çekim alanıdır. Çünkü: tekneleri ve sahiplerini izlemek eğlencelidir. Üstelik, rıhtımda: bir sürü kaliteli ama pahalı balık restoranı ve Amerikan tarzı restoranlar da bulunuyor.
İspanya Marbellaİspanya Marbella
PLAJLAR
Marbelle sınırları içinde, 27 km. lik sahil alanında, 24 tane plaj bulunmaktadır. Sahil: genellikle kumluk olup, bazı yerlerde çakıl vardır. Özellikle yaz aylarında doluluk oranı orta yüksekliktedir. Bu plajlardan birkaç tanesi hakkında kısa bilgi vermek istiyorum.
El Alicate
Costa Mar bölgesindedir. Yakınlarında restoranlar ve golf sahası var. Kumsal: siyah volkanik kumdur. Deniz orta dalgalıdır. Plajın uzunluğu 1900 metre, genişliği 15 metredir.
El Cable
Balıkçı limanı yakınındadır. Sahilin uzunluğu 800 metre , genişliği 50 metredir. Burada deniz sakin ve dalgasızdır.
Ancak, kumsalın bir kısmı çakıllıdır.
Lindavista
Okaliptüs ağaçlarının yoğun bulunduğu plaj bölgesinin uzunluğu 1000 metre, genişliği 40 metredir. Bu plaj bölümünde, çeşitli su sporları yapılabiliyor, yani çocuklu aileler için idealdir. Kumsal: beyaz kum, deniz ise sakin yani dalgasızdır.
Playa de la Bajadilla
Marbella balıkçı limanına ulaşmadan önce, Venüs Beach devamındadır. Plajın uzunluğu 800 metre, genişliği 20 metredir. Kumsa.: siyah volkanik kum, deniz ise dalgasız, yani sakindir.
Playa de la Fontanilla
Şehrin en güzel plajlarından birisidir. Bir şehir plajından beklenen tüm imkanlara sahiptir. Çünkü aynı zamanda, şehre yakınlığı ile yoğun tercih edilmektedir ki, bende size burayı önereceğim.
Burada, bol şezlong ve şemsiye var. Ayrıca, plajın hemen arka bölümünde gezinti yapılan yerlerde, restoranlar ve dükkanlar var. Sahilin uzunluğu 900 metre, genişliği 30 metredir. Kumsal: altın sarısı kum, deniz ise orta dalgalıdır.
İspanya Marbella
ŞEHİR MERKEZİ YAKINLARINDA GEZİLECEK DİĞER YERLER
LAS CHAPAS İLÇESİ
İlçe, belediyenin doğu kısmında aynı adı taşıyan nehrin ağzına yakın bir yarımada üzerindedir. Geçmişi 8’nci yüzyıla kadar uzanır. Çünkü, burada bazı eski demir madenleri bulunmaktadır ki bunların Fenikeliler zamanında kullanıldığı ve buraya bir yerleşim yeri kurulduğu tahmin edilmektedir.
Ayrıca, burada yapılan kazılarda: tabaklar, çanaklar, lambalar ve seramikler bulunmuştur. Burada, ayrıca iki tane antik gözetleme kulesi kalıntısı vardır. Günümüzde, yine burada önemli oteller bulunur.
MİJAS
Sahilde yer alan “Fuengirola” bir paket tatil mekanı ve daha çok tren istasyonuna yarayan bir servis merkezidir. Birkaç kilometre gerisindeki “Mijas pueblo” ise ayrı bir yerdir.
Yabancıların istilasına uğramamış olan bu sevimli ve eski kasaba, plaj, apartman ve trafikten kaçıp şöyle bir gezinmek veya bir yerde oturup yemek yemek için keyifli bir yerdir.
REFUGİO DE JUANAR
Eğer sahilden bir parça uzaklaşmaya ihtiyacınız varsa, burası gidilebilecek tek yerdir.
Marbella ile Puerto Banus’un arkasındaki tepelerde bir güzellik abidesi.
Buraya ulaşmak için Marbella’dan Ojeen’e giden yola girip çam ağaçlarının arasından tabelaları takip ederek yolun sonundaki bir restorana ulaşmanız gerekir.
Buradan işaretli yedi yürüyüş yolu çevreye yayılır. En kısa olanı 2.4 km. sonra sizi geride bıraktığınız sahile bakan bir manzara noktasına götürür.
SAN PETRO DE ALCANTARA
Marbella’ya giderken sahilden 1 km. uzakta kalan bu yer, trafiğe kapalı caddeleriyle ve şık Plaze de la İglesias’ı ile insanların gezindiği keyifli küçük bir İspanyol kasabasıdır.
Kasaba yakınındaki artmakta olan sitelere yönelik birçok dilde ürünü bulabileceğiniz kitapçılar ve gazete bayileri, restoranlar ve mağazalar bulabilirsiniz.
TORREMOLİNOS
Bugünlerde bir bira ve tatil mekanı olarak edindiği ünü unutturmaya çalışmaktadır. Yetkililerde yeşillendirilen meydanlar ve trafiğe kapalı alanlarla bölgeyi nezihleştirme konusunda Marbella’yı kendilerine örnek almışlardır. Yine de Torremolinos, halen gece hayatının son derece canlı olduğu bir yerdir.
MARBELLA CLUB HOTEL
Otel: Costa del Sol yanındaki: Puerto Banus bölgesinde “Golden Mine” sahilindedir. 1954 yılında: Prens Alfonso tarafından kendi özel konutu olarak yaptırılmıştır. 1980’lerin ikinci yarısına gelindiğinde ise, kapsamlı olarak yenilenmiş ve genişletilmiştir.
Otelin 121 suit odası ve plajı bulunmaktadır. Ayrıca, 42 bin metrekarelik bölgesinde, Endülüs tipi bahçeler içinde, villalar bulunmaktadır. Son yıllarda, otelde, ziyaretçiler için “golf” tesisleri kurulmuştur.
Otelin ünlü konukları arasında: Ava Gardner, Audrey Hepburn, Gary Grand sayılabilir.
İspanya Granada: Şehrin diğer ismi “Gırnata” ve “Grenada” dır.
Granada şehrinin İspanyolca da anlamı “Nar” demektir. Buranın coğrafi konumunu anlatmadan önce, turistik konumundan söz etmek istiyorum: Granada, 25 dakika uzaklıktaki Sierra Nevada dağında kayak yapılabilen, 30 dakika uzaklıktaki “Costa Tropical” adlı plaj bölgesinde denize girilebilen bir yer olarak önem kazanmaktadır.
Sonra ise, şehir merkezindeki tarihi özellikleri dikkat çeker.
Evet: İspanya ülkesinde, Andalucia özerk topluluğunun başkentidir. Ülkenin en büyük 13’ncü şehridir.
Şehir: Sierra Nevada dağlarının eteklerinde, üç nehrin birleştiği noktada kurulmuştur. Şehrin güneydoğu tarafında uzanan büyük düzlük alan: Granada ovasıdır (Vega ovası). O vadinin sonunda görülen dağlar ise “Granada Sultanlığı”nın topraklarının bittiği yer olduğu için: şehre saldıran Katolik güçleri, hep o taraftan gelmişlerdir.
Vega ovası: Genil ırmağı ve Vega ırmağı tarafından bolca sulandığı için, verimli tarımsal topraklara sahiptir.
Yüksek Dağlarla (Sierre Nevada) çevrili olması nedeniyle, rüzgardan korunan, ılıman bir iklime sahip olan bölge, bu özellikleri nedeniyle antik dönemden bu yana çeşitli toplulukların yerleşim yeri olmuştur.
Evet, şehir merkezinin deniz seviyesinden yükseklik: 738 metredir.
Şehir Akdeniz sahiline yalnızca 1 saat uzaklıktadır.
İspanya Granada; Bu şehre yolunuz düşer veya yakınlarından geçerseniz, bilmelisiniz ki: Magribi döneminden kalan “El Hamra Sarayı” kompleksi mutlaka gezmeniz gereken bir yer.
Muhteşem bir mimari güzellik, bir zamanlar bu güzelliği yaratan insanların gerek sabrı ve gerekse sanat anlayışının bu denli yüksek olmasını, bu denli büyük olmasını anlamak mümkün değil, ben anlayamadım, bu kadar ince bir sanat işçiliği nasıl yapılır, nasıl yaratılır, bu ne zevktir, bu ne kadar güzel bakış açısıdır, inanın gözlerinize inanamayacağınız güzelliklerle karşılaşacaksınız.
Yazının hemen başında şunu hatırlatmak istiyorum. Burada ve İspanya’nın diğer birçok yerinde, camilerin gerek yerine doğrudan ve gerekse yıkılarak katedral-kilise gibi yapıların yapılmasını tenkit etmemenizi öneririm, çünkü unutmamak gerekir ki, yıkıldığını veya yerine katedral-kilise yapıldığını düşündüğünüz o cami de, daha önce orada bulunan bir kilise-manastır veya tapınak üzerine yapılmıştır. Yani, tarih bir anlamda süreçtir ve bu süreç içinde yaşananlar, bugün olarak değil, o süreç içindeki durumu ile değerlendirilmelidir.
Yani, bir zamanlar burada yaşayan Romalar bir tapınak yapmışlar, pagan oldukları için taşlara-putlara tapmışlar. Hıristiyanlık gelmiş, Vizigotlar aynı Roma tapınağının üzerine kilise-manastır inşa etmişler, Müslümanlar gelmiş, aynı kilise-manastır üzerine cami yapmışlar, sonra yine Hıristiyanlar gelmiş, aynı cami üzerine, kilise-manastır yapmışlar.
Evet: Granada denilince, geniş bir alana yayılı bulunan “El Hamra” akla geliyor. Ama yine de, şehirde bunun dışında da birçok tarihi yapı var ve bunlar birbirlerine yürüyüş mesafesindedir. Sonuç olarak, Granada, yürüyüş sevenler için idealdir.
Şehir
İspanya Granada; şehrinin üçte biri büyüklüktedir. Ancak, kültürel değerler açısından, Sevilla şehri ile aynı düzeyde olduğu söylenebilir.
Ancak: merkezin genel görünümünde, ağırlıklı olarak modern binalar görülmesine rağmen, kraliyet döneminden kalma pek çok kilise de göze çarpmaktadır. Ama, Müslümanlar döneminden kalma eserlerin bir elin parmaklarını geçmediğini görmek, burada 400 yıl hüküm süren Müslümanlar açısından ne yazık ki kötü bir durumdur.
Giriş için son bir not: Granada şehrini gezmek için tur şirketlerini tercih ederseniz, bunlar panoramik şehir turu adı altında “El Hamra” bölgesini dışarıdan göstermektedirler. Buraya girmek isterseniz, 65 Euro ödeyerek ilave ekstra tur satın almanızı isterler.
Unutmayın sayın okurlarım, bulunduğunuz yerin El Hamra’ya uzaklığını bilemem ama, bu ödeyeceğiniz 65 Euro içinde, yalnızca El Hamra ya girmek için ödemeniz gereken rakam: 13 Euro. Rehberlik mi, buyurun, bu yazının bir çıktısını alın, kendi rehberiniz kendiniz olun. Evet, Granada şehri hakkındaki gezip gördüklerimi anlatmaya ve yorumlara devam ediyorum.
İspanya Granada
ULAŞIM
İspanya Granada: Granada şehrine en yakın havaalanı “Federico Garcia Lorca Havaalanı” dır. Havaalanı, Granada şehir merkezinin 17 km. güneyindedir. Granadalı ünlü şairin ismi verilmiştir.
Bu havaalanı: Madrid, Barcelona, Palma ve Girona şehirleriyle bağlantı sunar. Başka bir seçenek olarak, Granada şehrinin 130 km. uzağında bulunan “Malaga” Costa del Sol uluslar arası havaalanı olabilir. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım da taksi kullanırsanız muhtemelen 28-30 Euro veya otobüs kullanırsanız 3 Euro ödemeniz gerekir. Yolculuk muhtemelen 50 dakika sürer.
Granada şehrine trenle ulaşmak isterseniz: şehrin tarihi merkezinin bir ucunda bulunan tren istasyonundan: Madrid ve Barselona şehirlerine ulaşan AVE hızlı trenlerini tercih edebilirsiniz. Ayrıca: Granada ile Almeria-Sevilla-Algeciras-Linares arasında bölgesel demiryolu hatları bulunmaktadır.
NE YENİR
İspanya Granada: del Sol bölgesi yakın olduğundan, Granada bölgesinde geleneksel mutfağın derin Magribi kökleriyle, egzotik bir dokunuş hissedilir. Yöreye has yemeklerde, genellikle sebze ve deniz ürünleri ağırlıklıdır.
Katedral ve çevresindeki alanlarda: yüksek kaliteli restoranlar bulunur. Özellikle “Plaza del Campillo” bölgesinde bunları görebilirsiniz. En tipik yemeklerin bazıları: fasulye , migas ( bu bir tür et ve biber ile kızartılmış ekmek kırıntılarıdır), gazpacho, sacromonte tarzı omlet veya trevelez jambon, kuşkonmaz veya tropikal meyve gibi ürünlerdir. Ancak, jambon ve et ürünlerinde genellikle domuz eti kullanıldığını unutmamak gerekir.
Son bir not, bu şehirde manastırlarda güzel tatlılar yapılıyor. Örneğin: San Anton, Zafra, Las Tomamas ve La Encarnacion gibi manastırlarda.
Eğer manastırlarda rahibeler tarafından yapılan ürünlerden satın almak isterseniz: bunların en ünlüleri olan “Glorias ve Tocinillos” denemelisiniz.
Son olarak bu şehre yolunuz düşerse: bir kafeye girin ve “sıcak çikolata” ve “churros” yemelisiniz.
EĞLENCE-GECE HAYATI
Şehrin en ünlü tapas barları: “Calle Navas” bölgesindedir. Barların hepsi gayet güzeldir. Ancak, önerim: en kalabalık barları tercih edip, girmek ve mutlaka birer “caria” denemektir.
Özellikle: Eylül ayından sonraki dönemde, yani Üniversite açıldığında, şehirde, haftanın her günü farklı bir yerde, parti yapılıyor. Şehirdeki öne çıkan kulüplerden bazıları: Granada 10, El Caborio, Vogue, Sugar Pop.
Mae West, şehrin en büyük kulüplerindendir. Bu iki katlı mekana, giriş için kıyafet zorunluluğu oluyor, spor ayakkabı ile girilmiyor. Mae West ve Vogue oldukça kalabalıktır.
NE SATIN ALINIR
İspanya Granada: Granada şehrinde: seramik, gümüş ve kakma ahşap hediyelikler satın alabilirsiniz. Alışveriş merkezleri ve sokak pazarları, şehir sokaklarında her zaman bulunabilmektedir. Gümüş olarak: Alcaiceria ve hazırlanmış rakamlar, moda ayakkabı ve parfüm de satın almak mümkündür.
Alışveriş merkezleri: her gün saat 10.00 ile 22.00 arasında açıktır. Yerel dükkanlar ise: 10.00-13.30 arasında ve 17.00-20.30 arasında açıktır.
Kredi kartı ile ödeme yapmak isterseniz, pasaportunuzu görmek isteyebilirler. Avrupa Birliği dışındakiler yani bizler için, 90.15 Euro üzerindeki alımlarda, katma değer vergisi iadesi söz konusudur.
ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI
Granada şehrinde: taksiler ve ek olarak otobüsler bulabilirsiniz. Şehir içi otobüsler: Granada çevresinde gezmek için en iyi yoldur. Genellikle: 06.00-23.00 saatleri arasında çalışırlar. Cuma, Cumartesi ve resmi tatil günlerinde, gece yarısından sonra saat 06.00 ya kadar çalıştırılan gece servisleri bulunur.
Taksiler, her hangi bir zamanda ve her yerde bulunabilirler. Taksilerde, şehrin arması, bir yeşil hat ve yan tarafta beyaz kendi plaka numarası yazılıdır. Taksiler genellikle şehir merkezindeki taksi duraklarında bulunurlar.
Otobüsler için tek yönlü otobüs bileti almak isterseniz. 1.20 Euro ödemeniz gerekir. Gece otobüs için 1.30 Euro ödenir. Çoklu biniş için , 2 Euro depozit ödeyerek otobüs kartı satın alabilirsiniz. Bunlar: 5 binişlik 5 Euro, 10 binişlik 10 Euro ve 20 binişlik 20 Euro’dur. Bunlarla, 45 dakika içinde, otobüs hatları arasında ücretsiz geçişler yapabilirsiniz. Bu otobüs kartlarını, otobüs sürücülerinden satın alabilirsiniz.
İKLİM
Şehir oldukça ılıman bir iklime sahiptir. Buna bağlı olarak yazları sıcak ve kışları hafif yağışlı ve kısa soğuklar görülür. Nem bulunmadığından yaz sıcakları aşırı rahatsız etmez. Kasım-Nisan arasındaki kış döneminde ise, bir ceket veya sıcak tutacak giysiler kullanmanız gerekir. Yağmur sonbahar ve erken kış aylarında görülür. Kar çok nadirdir.
ERASMUS-LA MADRASA VE GRANADA ÜNİVERSİTESİ
Granada Üniversitesi: şehir içinde, altı kampüste eğitim faaliyetlerini sürdürmektedirler. Öğrenci topluluğu, yaklaşık 80 bin civarındadır.
Burada: dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var. Eski İslam Üniversitesi olan “La Madrasa” bölümünü de görmenizi önerim, çünkü özellikle “ön cephesi” gerçekten görülmeye değerdir. Üniversite, günümüzde modern bir binanın devamıdır. La Madrasa ile ilgili ayrıntılı bilgiyi, aşağıda bulabilirsiniz.
Bu arada: Granada şehrinin Avrupa’nın “Erasmus” başkenti olduğunu da belirtmek isterim. Yani, burayı ziyaretinizde, sokaklarda-caddelerde, rahatlıkla Türk öğrenciler ile karşılaşabilirsiniz. Ancak, yaz döneminde sokaklar boş iken, Eylül ayından sonra, şehirde yaklaşık 80 bin öğrenci görülmektedir.
İspanya Granada
TARİHÇE
MÖ.8’nci yüzyıl civarında, bölgede: Fenike, Yunan, Pön, Roma ve Vizigotların egemenlik kurdukları görülür. 711 yılında ise: Emeviler, bölgeyi ele geçirince: günümüzdeki şehir merkezinin 20 km. kuzeyinde “İlliberis” isimli yerde, Yahudi halkının “Garnata” olarak isimlendirdiği yerde ilk yerleşim kuruldu.
Günümüz Granada şehri ise, 11’nci yüzyılda kuruldu. Bu tarihte, iç savaş sonunda, Kuzey Afrikalı Ziri İbn Manad, kendisi için bağımsız bir krallık kurdu.
1238 yılına gelindiğinde, Nasrids hanedanı, Granada Emirliğini teslim aldı. 1350 yılında, ünlü gezgin ve tarihçi İbn-i Batuta: yaptığı gezide, Granada hakkında şunları yazar: “Kastilya krallığı ile çatışmalar içinde bulunulan karmaşık dönemde, şehir, kendi içinde güçlü ve kendine yeterli bir krallık olarak dikkati çekmektedir” Tabii burada hassas olan şu: Sevilla şehri Hıristiyanlar tarafından ele geçirildikten 200 yıl sonra Granada Hıristiyanların eline geçmiştir.
Hıristiyanlar, şehri işgal ettikten sonra, şehrin ova tarafına yani “La Plataforma” denilen engebesiz kısmına kendileri yerleşirler. Müslümanlar ise, resmi kontrolün daha kolay oluşu nedeniyle, “Albacin” ve “Alhamra” tepelerinde yaşamaya zorlanırlar.
Bu yüzden: özellikle “Albacin” yöresindeki evlerin, eski mimari tarzları koruduğu gözlenir. 2 veya 3 katlı, teraslı veya beyaz çatılı evler, dar sokaklar, yaz sıcağını gölgeleyen palmiye ağaçları ve üç renk (beyaz, yeşil, kiremit rengi) hakimdir. Evlerin içinde ise, küçük bir avlu bulunur.
2 Ocak 1492 yılında Hıristiyanlar, Sultan Muhammed XII şehirden sürgün ederler ve şehri ele geçirirler.
Aslında: yapılan “Elhamra Kararnamesi”nde: şehrin Müslüman sakinlerinin rahatsız edilmeden günlük yaşamlarına izin verilmesi söz konusudur. Yani: 47 maddelik anlaşma metninde: İslam inancı, cami, medrese ve kadılık gibi kurumların korunması ve İslam hukukunun uygulanması konusunda teminat verilir.
Bunun yanında: inanç özürlüğü ve ana dil/Arap dilini kullanma hakkını da garanti ederler. Çünkü: daha önce Hıristiyan güçlerinin eline geçen Toledo ve Zaragoza gibi şehirlerde: Müslümanlara kötü davranılmakla birlikte, inançlarını koruma izni verilmiştir.
Müdeccen olarak adlandırılan bu Müslümanlara, camileri, medreseleriyle birlikte cemaat halinde varlıklarını sürdürme hakkı tanınmıştır. Hatta onlar: “El Acemiyye” yani “Aljamiado” adı verilen, Arap alfabesiyle İspanyol dilinde bir “edebiyat” akımı geliştirmişlerdir.
Evet, biz yine Granada bölgesine gelelim. Granada Müslümanları, direnişleri çöktükten sonra Müdeccenler gibi muameleye tabii tutulacaklarını düşündüler.
Ancak, 1493 yılına gelindiğinde, Kardinal Francisco Jimenez de Cisneros: Hıristiyan olmayanların din değiştirmesi için baskılar başlatır. Müslüman ve Yahudiler için zorla vaftiz törenleri yapılır ve anlaşmanın koşulları ihlal edilir.
Bazı soylular da dahil, bir avuç Müslüman, Katolikliği seçer. Buna karşılık, Granada’nın büyük Müslüman kitleleri, yerlerinde kalıp inançlarını korumak için direnmeye karar verirler.
Böylece, özellikle “Alpujarras” kenti yöresinde Müslüman isyanı başlar.
1500 yılında, İbrahim Ümeyye liderliğinde, isyan bütün Alpujarras dağlarına yayılır. Ancak, isyan gaddarlıkla bastırılır ve isyana katılanlar yok edilir.
1501 yılında ise, Kastilyalılar, El Hamra kararnamesi anlaşmasının iptal edildiğini ve Granada şehrindeki Müslümanların ya din değiştirmesini ya da göç etmelerini ortaya koyan eylemlere girişirler. Bütün Müslümanlar zorla vaftiz edilmeye başlanırlar.
Önceki tahribattan geri kalan bütün camiler, 1501 yılında kiliseye çevrilir. Yayınlanan bir kraliyet kararnamesiyle; bütün Arapça kitapların yakılması emredilir.
Bunun üzerine, şehir ve kasabalardaki büyük meydanlarda toplanıp yığılan Arapça kitaplar, anlatılmaz bir barbarlıkla yakılarak yok edilirler. Daha sonra Arapça yasaklanır, Arapça konuşanlara ölüm cezası getirilir.
Bunun üzerine, Müslüman kesimin büyük çoğunluğu Kuzey Afrika’ya göç eder. Yahudi nüfusun çoğunluğu ise, Yahudi asıllı Katolik olurlar.
16’ncı yüzyıla gelindiğinde: şehir tamamen Katolik ve Kastilya karakterini alır. Camiler, Hıristiyan kiliselerine dönüştürülür veya yıkılırlar. Böylece: katedral ve kraliyet mahkemeleri gibi yeni yapılar, şehrin görünüşünü değiştirmeye başlar. Hatta: şehir içindeki Yahudi Mahallesi, yeni Katolik ve Kastilya kurumları ve yol yapımı için yıkılır.
İspanya Granada
GEZİLECEK YERLER
Granada şehri, yukarıda da belirttiğim gibi, büyük bölümü yürüyerek gezilebilecek durumdadır. Özellikle: tarihi şehir merkezi yani “El Hamra” bölgesini yürüyerek gezebilirsiniz. Aslında: zaten şehir merkezinde, gezilebilecek yerler, 3 konumda toplanmıştır.
Şehir dışında da gezilebilecek yerler hakkında, yazının en sonunda kısa bilgiler vereceğim, buradaki mevcut zamanınıza göre sizler kendinize bir gezi planı oluşturabilirsiniz.
Ancak, elbette ki, bu şehre gelmenin en başlıca amacı “El Hamra”. El Hamra için muhtemelen 5-6 saat zaman ayırmanız şart ki, bu güzellikleri tada tada gezebileceksiniz.
Evet; şehirde görülmeye değer yerler, biraz önce de söylediğim gibi üç yerde yoğunlaşıyor.
1. El Hamra Tepesi
2. Albaicin Tepesi
3. Katedralin çevresindeki şehir merkezi.
İspanya Granada Elhamra
EL HAMRA TEPESİ
El Hamra: Sierra Nevada eteklerinde, şehrin güneydoğu sınırında küçük bir platodadır.
İsmini: Arapçadaki “Al Qual’a al-Hamra” dan almaktadır. Anlamı kızıl hisardır. Yani: ismini: en eski yapı olan “Alcazaba” yani “Hisar” bölümünün “kırmızı renkli” duvarlarından almaktadır.
Burası: 1984 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Çünkü: İspanya’nın en çok ziyaret edilen yapısıdır. Magribi şairler: çevrelerindeki ormanlık alanda saklanan binaların rengini sembolize etmek için şu cümleyi kullanırlar “zümrüt içinde bir inci”
İspanya Granada Elhamra
El Hamra’nın Hikayesi
Elhamra, 1238 yılında, Endülüs bölgesinin son Müslüman devleti olan Granada Emirliğinin kurucusu ve ilk Nasrid Emiri Muhammed I (İbn el-Ahmar) tarafından yapılmaya başlanır.
Hanedanın kurucusu Muhammed el-Ahmar, eski kalenin restorasyonuna başlar, burayı yeni bir konut ve kale olarak inşa ettirir. Bu sırada, kendisi başlangıçta Albacin tepesindeki Ziridlerin eski kalesinde ikamet etti.
İbn il-Ahmar döneminden günümüze kalan tek unsur, bazı sur duvarları ve özellikle de kompleksin batı ucundaki Alcazaba’dır.
Çünkü yeni bir saray inşa edecek vakti yoktu ve muhtemelen başlangıçta Alcazaba kulelerinden birinde yaşamış olabilir. Daha sonra mevcut sarayın bulunduğu yerde mütevazi bir eve taşındı.
Çalışmaları halefi oğlu II Muhammed tarafından tamamlandı.
1302-1309 yılları arasında, III Muhammed döneminde, Elhamra’nın ana binası yanı sıra, bugün bir kısmı ayakta olan Partal Sarayını ve bugün mevcut Santa Maria de la Alhamra kilisesinin bulunduğu yerdeki Ulu cami inşa edildi.
Partal Sarayı, kompleksin kuzey duvarı boyunca inşa edilmiş en eski saraydır ve aşağıdaki şehrin muhteşem bir manzarasına hakimdir. Aynı zamanda bugün ayakta kalan en eski Nasrid Sarayıdır.
Yusuf I ;1333-1354 yılları arasında Büyükelçiler Salonunu ile mevcut Mexsuar çevresindeki diğer yerleri ve Comeros Sarayını yaptırdı. Ayrıca Elhamra’nın ana kapısı olan Puerta de la Justica’yı ve kuzey duvarları boyunca, zengin bir şekilde dekore edilmiş odalara sahip, birkaç küçük kuleden biri olan Torre de la Cautiva’yı inşa ettirdi.
V Muhammed döneminde (1354-1391), Comeros Sarayının doğusunda, daha önce bahçelerle dolu bir alanda, Aslanlar Sarayını inşa ettirdi. Ayrıca Mexuar’ı yeniden şekillendirdi. Patio del Cuarto Dorado’da süslü Comeros Cephesini yarattı.
V Muhammed’den sonra Elhamra’da nispeten daha az inşaat işi gerçekleşti.
Nasrid döneminde, Elhamra, aşağıdaki Granada şehrinin geri kalanından ayrı bir müstakil şehir oldu. Elhamra’da bir Cuma camisi, hamamlar, yollar, esnaf atölyeleri, bir tabakhane ve özel bir su temin sistemi vardı. Bir kraliyet şehri ve kalesi olarak Albacin mahallesi manzarasına hakim kuzey kenarı boyunca, en az 6 büyük saray bulunuyordu.
En iyi ve en iyi korunmuş olanlar: Mexuar, Comares Sarayı, Partal Sarayı ve Aslanlar Sarayıdır. 15’nci yüzyıl: birkaç önemli inşaat projesi dışında, herhangi bir etkinliğe sahip olmadı. Muhtemelen Nasrid hanedanının düşüş ve kargaşa içinde olduğu bir dönemdi.
KATOLİK HÜKÜMDARLAR DÖNEMİ
Ocak 1492 tarihinde, Katolik hükümdarlar Ferdinand ve İsabella tarafından Granada şehri fethedildi. Daha doğrusu 6 aylık bir kuşatmanın ardından, şehir teslim oldu ve Elhamra anlaşması yapıldı. Anlaşmaya göre, şehirde Hıristiyan ve Müslümanlar birlikte yaşayacaklardı. Nasrid hanedanında, Muhammed XII vardı.
Fetihten sonra Elhamra bir kraliyet sarayı ve İspanyol kraliyetinin mülkü oldu. Başlangıçta burada ikamet ettiler. Mayıs 1492 tarihine kadar birkaç ay Granada şehrinde kaldılar. Hatta, ünlü kaşif Kristof Colomb, keşif gezisi için kraliyet onayını burada Büyükelçiler Salonunda aldı ve 17 Nisan tarihinde Amerika seferine çıktı.
Yeni hükümdarlar, Elhamra Saray kompleksine eklemeler ve değişiklikler yapmaya başladılar. II Tendilla Kontu Lopez de Mendoza, Nasrid Sultanı Muhammet XII’den Elhamra anahtarlarını teslim aldığında, Elhamra’nın ilk İspanyol valisi oldu.
Nasrid Sarayı Palacio del Partal Alto (Partal Sarayı) aile konutu olarak Tendilla ailesine verildi.
Müslümanlar ve şehri fetheden Hıristiyanlar arasında yapılan, birlikte yaşamayı kabul eden Elhamra anlaşması bir süre sonra bozuldu ve ardından 2 Ocak 1492 tarihinde, Sultan Muhammed XII ve şehirdeki tüm Müslümanlar Hıristiyanlar tarafından sürgün edildiler. Müslüman kesimin büyük çoğunluğu Kuzey Afrika’ya göç ettiler.
Kral V Charles (1516-1556) ve eşi Portekizli Isabella, 1526 yılında Elhamra’yı ziyaret ettiler ve burayı kendi kullanımları için kraliyet konutuna dönüştürmeye karar verdiler. 1528-1537 yılları arasında Nasrid saraylarının bazı kısımları, kraliyet dairesi olarak hizmet verecek şekilde yeniden değiştirildi ve düzenlendi. Sarayın yolunu açmak için Comeros Sarayının bir bölümü yıkıldı.
Charles V Sarayı olarak bilinen saray (Palacio del Partal Alto) dönemin Rönesans tarzında tasarlandı ve 1527 yılında başlayan inşaat, 1637 yılında bitmeden yarım bırakıldı. Daha sonra 1730’lu yılların ardından, Elhamra bölgesi tamamen boşaltıldı ve yalnızlığa terk edildi, ıssız bir hale geldi.
Aradan boş yüzyıllar geçer.
1810-1812 yılları arasında Granada, Napolyon ordusu tarafından işgal edilir, Fransız birlikleri müstahkem bir mevki olarak Elhamra’yı işgal ettiler ve anıta önemli ölçüde zarar verdiler. Şehri boşaltırken, daha sonra tekrar kale olarak kullanılmasını önlemek için, tüm kompleksi dinamitle patlatmaya çalıştılar ve 8 kuleyi havaya uçurdular.
1821 yılındaki bir deprem de komplekse büyük hasar verdi. 19’ncu yüzyılda Avrupalı bilginler ve gezginler, Elhamra’yı tesadüfen keşfettiler. Sarayda restorasyon çalışmaları başladı ve şehir yeniden yaşanır hale getirildi.
Burada günümüzde: 3 gurup anıt bulunmaktadır. Bunlar:
El Hamra bölgesine: özel aracınız veya otobüsler ile ulaşmak mümkündür. Ormanlık “Cuesta de Gomerez” denilen bölgeyi geçerek buraya ulaşabilirsiniz. El Hamra girişinde, geniş bir otopark bulunmaktadır.
El Hamra’yı gezmek için 5-6 saat arasında zaman ayırmanız gerekir.
Giriş ücretlidir. Biletlerin % 70’ni internetten, % 30’nu ise kapıdan satıyorlar. İspanya ve hatta Granada şehrine gidiş tarihiniz belli ise, biletinizi önceden internet üzerinden kredi kartı ile satın alabilirsiniz. İşte internet adresi: http://granadainfo.com/ticketsalhambra.html. Biletinizi internetten aldı iseniz, gişeden rezervasyon çıktınızı göstererek biletinizi kestirebiliyorsunuz.
Bilet almak için bir süre kuyrukta beklemeniz gerekecektir. Eğer bu kuyrukta beklemek istemiyorsanız ki, bence beklemeyin, El Hamra biletinizi önceden almanızı öneririm. Şehirdeki bankamatiklerden, kredi kartı ile bileti satın alıp bastırabiliyorsunuz.
Zaten, normal bir zamanda, kuyruk beklemeye razıyım deyip gitseniz bile, günlük sınırlı sayıda bilet satılıyor. Böyle bir düşünceniz varsa sabah saat: 06.00 gibi gitmenizi öneririm ki, inanın bu saatte bile, sizden önce gelmiş kişileri görebilirsiniz.
Gişeler saat: 08.00 de açılıyor. Bu kuyruklara giren günlük ziyaretçi sayısı 1000-2000 arasında değişiyor, ama içerideki alan küçük olduğu için sınırlı sayıda ziyaretçi sokuyorlar.
Son bir uyarı:
İnternetten bilet alamadı iseniz: normal bilet gişesinin hemen yanında kredi kartı ile bilet satılan ayrı bir gişe var, orayı mutlaka deneyin. “La Alhamra” yazısının bulunduğu tabeladan başınızı sağa çevirin ve kredi kart gişesini görün.
Buraya giriş için, 2 tip bilet bulunuyor. “Jardine” bileti satın alırsanız, yalnızca “bahçe” bölümünü gezebilirsiniz. “Generalife” bileti alırsanız: bahçeler de dahil, tüm sarayı gezebiliyorsunuz.
Ayrıca, bilet için 2 zaman dilimi var. Bunlar: 08.30-1400 ve 14.00-18.00 arasıdır. Ayrıca: biletin sağ alt köşesine bakınız. Çünkü: burada bir saat yazılıdır ve siz bu saati kaçırırsanız, yani bir iki dakikalık bir gecikme durumunda bile: sarayın en güzel yerlerinden biri olan “Nazaries Nasri Sarayı” bölümüne giremezsiniz. Yani, yazılı saatte: Palacios Nazaries bölgesine girmeniz gerekiyor.
Bu uygulamanın amacı: sözünü ettiğim yerin, küçük olması, yürüyüş-gezi yollarının çok dar olmasıdır ve burada aşırı kalabalıkların toplanmasına ve izdiham oluşmasına izin vermemek adına, böyle bir uygulama yapıyorlar.
EVET GEZİMİZE BAŞLAYALIM.
Elhamra sarayı giriş biletini aldıktan sonra, uzunca bir yürüyüş yapmak gerekiyor. Surlar boyunca yapılan bu yürüyüşte önce yokuş yukarı çıkıyoruz, sonra surların içindeki bir boşluktan içeri giriyoruz.
Surlar boyunca ilk dikkati çeken, çeşitli kuleler, kare planlı kuleler Müslümanlar tarafından ve yuvarlak kuleler ise Hıristiyanlar tarafından sonradan yapılmıştır. Surların yapımında ise Elhamra harcı kullanılmıştır. Çünkü o dönemde malum çimento yoktu.
İlk karşımıza çıkan yer Alcazaba yani kale bölümü.
İspanya Granada Alcazaba
ALCAZABA (HİSAR-KALE)
Burası, El Hamra’nın en eski parçasıdır ve 10’ncu yüzyıldan kalmadır. Biraz önce söz ettiğim gibi, kalenin ilk yapılmış bölümünden günümüze kalan parçası yalnızca buradadır. Çünkü, asıl hisarın büyük bölümü yıkılmıştır.
Hisar: şehre hakim bir tepe üzerindedir. 13 ve 14’ncü yüzyılda: kale ve saray bölümü: Nasrid sultanlarının, elit memurların ve aristokratların yaşadığı bir ikametgah bölgesi olarak yeniden düzenlenerek kullanılmıştır.
Buraya ulaşmak için: öncelikle Endülüs parkı ve ardından “Puerta de las Granadas” yani “Nar kapısı” kullanılıyor. 15’nci yüzyıldan kalma bu kapı üzerindeki Zafer takına dikkat etmenizi öneririm. Evet buradan sonra dik bir yokuştan ilerlediğinizde, El Hamra’nın ana girişine ulaşıyorsunuz. Burada, 1554 yılında dikilmiş bir çeşme var.
Bu bölümde iki kule dikkat çeker:
İspanya Granada Elhamra Torre del Homenaje-Saygı Kulesi
Torre del Homenaje-Saygı Kulesi
Burası kompleksin kalesi ve askeri komuta yeridir. En yüksek kuledir. Yükseklik 26 metredir. Külliye inşa edilirken, İbn-ül Ahmar, Elhamra içinde muhtemelen burada yaşamıştır.
İspanya Granada Elhamra Torre de la Vela
Torre de la Vela
Batıdadır. Bir gözetleme kulesi olarak yapılmıştır. Yükseklik 25 metredir. Bir dönem de caminin minaresi olarak kullanılmıştır. Ayrıca bu kuleye bir çan eklenmiştir. Bu çan sulama sisteminin Granada Veva’yı suladığı veya tarım alanlarının sulandığı saatler öncesinde çalınıyordu.
Böylece sulama zamanı geldiğinde ve kanallara su verildiğinde, çan çalıyor ve yöredeki tarım işçileri, çalışanları bölgelerindeki tarla, bitki ve bahçeleri suluyorlardı.
2 Ocak 1492 tarihinde Ferdinand ve İsabel, Granada şehrini fethedince bayraklarını ilk olarak buraya dikmişlerdir. 18’nci yüzyılda, kuleye daha büyük bir çan eklenmiş ve sonradan yapılan katedralin çan kulesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
1843 yılında, kule, Granada şehrinin armasına girmiştir.
1881 yılında kuleye yıldırım çarpmış ve zarar görmüş, daha sonra onarılmıştır.
İspanya Granada Elhamra El Banuelo
El Banuelo
Bu “Arap banyoları”: 11’nci yüzyılda yapılmıştır. Burası: El Hamra bölgesinin en güzel kısımları öncesinde karşınıza gelecektir. Bunların tonozlu iç mekanları, yıldız şeklinde tavan pencereleriyle aydınlatılmaktadır.
İspanya Granada Elhamra Planıİspanya Granada Elhamra SANTA MARİA KİLİSESİ VE ELHAMRA CAMİİ
SANTA MARİA KİLİSESİ VE ELHAMRA CAMİİ
V Charles sarayının hemen doğusundadır.
Burası eski ulu cami. Elhamra ulu camisidir. Caminin bulunduğu yerde, günümüzde Santa Maria de la Alhamra kilisesi var. Hiristiyan fethinden sonra cami yıkılıp yerine bu kilise yapılmıştır.
Mimari olarak biraz Hıristiyan biraz İslami yapıdır. Kilise, 1581-1618 yılları arasında yapılmıştır. Alttaki zemin caminin zemini camiye ait başka bir şey kalmamıştır.
Cami döneminden kalma bir süslü bronz kandil, günümüzde Madrid müzesindedir. Üzerindeki yazıtta, caminin Muhammed III döneminde 1305 yılında yapıldığı yazılıdır.
İspanya Granada Elhamra V CHARLES SARAYI
V CHARLES SARAYI
Burası kıskançlık sarayıdır. Elhamra’nın ortasındaki bu sarayı Charles V yaptırmış.
Hatta büyükbabası ve büyükannesi yani Katolik hükümdarların, İslam’a karşı kazandıkları zaferin bir simgesi olarak yaptırdığı söyleniyor.
Buraya gelince Elhamra dan daha güzel bir yapı kurmayı ister.
Kral Carlos V, Portekizli İsabel ile evlendikten sonra kendi sarayını inşa ettirmeye başlar.
İnşaatın başlama tarihi 1527. Sarayın mimari tarzı, çağdaş Rönesans. Yani, Magribi mimarisi içinde oldukça sırıtan bir yapıdır.
Mimar Pedro Machua, Mikel Angelonun yanında çalışmış bir mimardır. Neyse, mimar Machua, 1550 yılında ölünce oğlu mimar Luis, sarayın cephelerini ve iç avlusunun inşasını bitirir.
1568 yılında ise Morisko yani bölgede oturan Müslümanların isyanı başlayınca sarayın inşası durur.
Zaten Charles V, burayı daha sonra, bir daha gelip görememiştir. Daha sonra farklı farklı amaçlarla kullanılmıştır. Bir dönem boğa güreşleri yapılmıştır.
Bir dönem Endülüs yönetim merkezi olmuştur. 1628 yılında, Kral Philip IV, burayı ziyaret ettiğinde inşaat hala bitmemiştir ve yapı, çatısız olarak yarım bırakılmıştır.
Son olarak 1923 yılında tamamlanır. Yapı günümüzde Magribi ve İspanyol eserlerinden oluşan güzel bir koleksiyonun sergilendiği Elhamra Müzesi olarak kullanılıyor.
İspanya Granada Elhamra V CHARLES SARAYI Dış cepheler
Dış cepheleri:
Cephenin diğer süsleme detaylarında, aslan ve kartal başları gibi temalar var. Halkalar: sadece dekoratif amaçlıdır.
İspanya Granada Elhamra V CHARLES SARAYI Bahçe bölümü
Bahçe bölümü:
Daire şeklindedir. Yanlarda sütunlar var. Bu sütunlardan alttakiler dor tarzı, üsttekiler ise iyon tarzıdır.
Yukarıda da belirttiğim gibi, burası bir zamanlar boğa güreşi arenası olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise, muhteşem güzel akustiği sayesinde burada konserler düzenleniyor.
Royal Bölgesi-Nasrid Sarayları Kompleksi
İspanya Granada Elhamra PARTAL SARAYI VE BAHÇELERİ
PARTAL SARAYI VE BAHÇELERİ
Charles V Sarayının hemen arkasında, Partal Sarayı ve bahçeleri var. Burası Elhamra’da günümüze ulaşan en eski saraydır. Nasrid Hükümdarı Muhammet III tarafından yaptırılmıştır. Güney revakta büyük bir havuz var.
YÜRÜMEYE DEVAM EDİYORUZ. SARAY BİNALARINA GİRECEĞİMİZ VE BİLETİMİZİ İLK GÖSTERECEĞİMİZ YER
Unutmayın, girişte bilet ile birlikte pasaport istiyorlar. Biletin üstünde yazılı saate de dikkat etmek gerekiyor. Biletinizin üstünde saat: 16.00 yazılı ise, saat tam 16.00’da içeri alıyorlar.
Bilet kontrolundan girdikten sonra ilk yer:
ALCABA YANİ KALE-HİSAR BÖLGESİ
İspanya Granada Elhamra Mexuar Palacios
Mexuar Palacios
Saray kompleksinin en batı bölümüdür.
“Strapwork Mexuar” yüzeyleri dekore etmek için kullanılır. Bu dekorasyon tarzında: tavan ve zemin: beyaz ve ahşaptır ve sıvalı duvarlar ile keskin bir tezat bulunur.
Buranın orijinal olarak nasıl inşa edildiğini bilmek zor, çünkü bugüne kadar birçok kere restorasyon yapılmıştır.
Özellikle 1590 yılında barut deposunun patlaması sonucu oluşan büyük hasarın ardından, burası çok değiştirilerek yeniden düzenlenmiştir.
Evet, burası ilk olarak Nasrid Sultanı I İsmail döneminde yapılmaya başlanmıştır. Sarayın hazine, idari bölümleri ve genellikle kamusal işlevleri burada yürütülüyordu.
İspanya Granada Elhamra Mexuar Palacios
Buranın düzeni: birbirini takip eden iki avlu var ve sonra bir ana salon bulunuyor. Bu ana salon: DİVAN SALONU olarak biliniyor. Sultan burada oturur, vezirlerini dinler ve adaleti yönetirmiş. 1356 yılında, Sultan bu divan odasının hemen yanındaki avluda, halkından merhamet ve lütuf taleplerini dinlermiş.
Hatta bu işlemin her Perşembe günü saat: 12.00’de yapıldığı ve Sultanın dilekçe sahipleriyle birebir görüştüğü söylenir.
Orijinal salonun duvarlarında, İbn-ül Cetip yazıtları var. Bunlarda yazılı olanlar: hem Kurandan ayetler hem de Sultana övgülerdir. Alçı frizde şu yazı yer alır “Sahip olduğun her şey Allah’tandır” Salonun arka tarafında, Sultanın konsey ile toplantılar yapmak ve seyirci toplamak için kullandığı bir oda var.
Sultan sarayda yokken, yan salonda tüccarları bir yargıç karşılıyordu. Kapının üzerinde duvardaki çinilerden birinde “Girin, korkmayın, adalet isteyin, çünkü bulacaksınız” yazmaktadır.
Ayrıca buranın muhteşem bir ahşap ve renkli camdan yapılmış kubbesi varmış. Ama Hıristiyanlar şehri fethedince, burayı şapele dönüştürmüşler ve bir koro inşa etmişler, kubbe de yok olmuş.
Hatta şehir fethedilince, Katolik hükümdarlar Ferdinand ve İsabel, burayı bir süre yatak odası olarak da kullanmıştır.
Burada, altından yapılmış bir arma var. Habsburg hanedan arması.
Sonradan buraya ikinci bir kat eklenmiş. Muhtemelen şapele dönüştürülünce eklendiği düşünülüyor.
İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI
COMEROS SARAYI
Bu sarayın inşasına 13’ncü yüzyılda Sultan I İsmail tarafından başlanmış, sonra Sultan I Yusuf ve Sultan V Muhammed tarafından tamamlanmıştır.
Burası, Sultanların ve devletin resmi sarayıdır. Taht odası burada, misafirler ve ileri gelenler burada kabul edilirmiş. Saray, üç yöne bakan pencerelerle, sarayın duvarlarından çıkıntı yapar.
Saray boyunca, duvarlarda geometrik desenli, çok renkli çiniler (azulejos) ve sıra dışı şiirsel Arapça yazıtlar var. Bu yazıtlarda: Kur andan alıntılar ve Allaha övgüler bulunur. Yazıtlar: fildişi renkli alçı sıva ile kaplıdır.
Comeros Cephesi
Bu iç cephe, Mexuar Sarayının doğu ucundadır. Muhammet V tarafından yaptırılmıştır. Saraya erişim sağlayan cephenin iki simetrik kapısı vardır. Biri aslında içeriye erişim sağlar, diğeri sağlamaz.
Çünkü işgalcileri aldatmaya yöneliktir. Sultan, saraya gelenlerin gözlerinin kamaşmasını istemiş ve bu nedenle cephede dönemin en önemli malzemeleri olan mermer, ahşap ve seramik kullanmıştır.
Loz Arrayenes’in avlusunda Magribi Endülüs mimarisinin klasik örneği olan, su ve bitki örtüsüyle çevrelenmiş iç içe bakan bir binadır.
Evet, bu cephe muhtemelen bazı törensel işlevler için kullanılmıştır. Ortadaki bölümde “Ayetel Kürsü” var. Yan duvarlarda boş yerlerin de daha önce dolu olduğu düşünülüyor. Çünkü bir kısmı hala duruyor.
Evet cephede, kapıdan saray bölümüne giriyoruz.
PATİO DE OS ARRAYANES AVLUSU
Bu avlu sarayın merkezindedir. Burası Elçiler Salonunun hazırlık yeridir. Cennet bahçelerinden gelen elçiler burada oturtuluyordu.
Avlunun uzunluğu 36.5 metre, genişliği 23.5 metredir. Avlunun ortasındaki geniş bir yansıtma havuzu var. Havuz verandayı ikiye böler ve suyunu iki çeşmeden alır. Göletin her iki ucunda birer tane var.
Havuzun uzunluğu 34 metre, genişliği 7.10 metredir. Bu havuzun iki kenarındaki çitlerde mersin çalıları var. Avlunun iki yanındaki odalar, kısa kenarlarında isi iki süslü revak var.
Bu revaklar, oyma işi eşkenar dörtgenler ile süslenmiş, yedi yarım daireli kemerli ve Tanrıyı yücelten yazıtlarla süslenmiş, kübik başlıklı sütunlara dayanır.
Merkezi kemer, diğer altı kemerden daha büyüktür. Arkalarında başka salonlara ve odalara açılıyor.
Bu revakta bulunan odalar, Charles V Sarayını inşa etmek için kısmen yıkılmıştır. Bu kaybolan odaların varlıklarına dair bazı işaretler var. Yan bölümler, kadınların ikametgahıdır. Pencereler içeri bakar, çünkü buradan sonrası Haremdir.
Buradan binaya giriyoruz.
Burası Comares Kulesidir.
Kule 45 metre yüksekliktedir. Sultan Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Kule bir yandan Granada halkına iyi korundukları konusunda güvence verecek, diğer yandan Comeros sarayında büyükelçileri ve ziyaretçileri büyüleyecektir.
İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler Salonu
Kulenin içinde, sarayın kalbinde: Elçiler Salonu var.
Duvar süslemelerinin önü camla kapatılmıştır. Salonun asıl amacı etkilemekmiş. Mimarlar, hem çok pahalı hem de nispeten basit malzemelerin bir karışımını kullanarak, gözler için bir şölen yaratmışlardır. Basit, sıva, duvarın her santimini süslemek için oyulmuştur.
İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler Salonu
Gelelim salonun özelliklerine:
Salon kare şeklindedir. Kenarları 12 metredir. Kubbenin yüksekliği 23 metredir. Bugün kubbenin üstünde sonradan eklenen Katolik hükümdarların arması var. Burası Sultanların taht ve kabul odasıydı.
İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler salonu duvarları
Duvarlar:
Salonun duvarları 2.5 metre genişliktedir. Her bir duvar, üç küçük odaya açılan, üçer kemerle ve üstteki ikiz balkon ve pencerelere sahiptir. Duvarlarda geniş çini ve alçı süslemeler var. Duvarlarda yerden 1.2 metre yüksekliğe kadar fayans döşelidir.
Bu fayanslarda, aralıklarla yerleştirilen değişik renkte ve yuvarlak desenler hakimdir. Daha sonra çiçek ve yapraklar, iç içe oval madalyonlar var.
Fayanslardan sonra, üst bölümleri zengin alçı alçı işleri kaplıyor. Duvarlardaki sıva işlerinde: geometrik ve tekrarlanan şekilleri ve şiirleriyle Kurandan ayetler iç içe geçirdi. “Yalnızca Allah Galiptir” sözleri Elhamra’da 9000 kez tekrarlanır.
Yine salonun duvarlarındaki yazıtlardan birinde “Az söz söyle, huzur içinde gideceksin” yazılıdır. Bu Sultanın huzuruna çıkmak isteyenler için bir talimat olmalıdır.
Ancak o kadar hassas yazılmıştır ki, şekiller ve yazı arasındaki farkı anlamak için sık sık yakından bakmak gerekir. İslam’da insanları ve canlıların resimlerinin tasvir edilmesi kabul edilmediğinden, herhangi bir insan veya hayvan şekli yoktur.
İspanya Granada Elhamra COMEROS SARAYI Elçiler Salonu Tavan-Kubbe
Tavan-Kubbe:
Elçiler Salonunda görülen en pahalı malzemelerden bazıları: Sedir ağacı ve lapis lazulidir. Sedir ağacı: 8000 küçük sedir ağacı parçasının, zarif bir mozaik oluşturduğu salonun kubbe tavanına hakimdir.
Mozaik, yıldızların dağıldığı bir gece gökyüzünü hatırlatır. Sultan, İslam’ın yedi göğünü temsil etmeyi amaçlamıştır.
Lapis Lazuli: bugün Afganistan’da bulunan topraklardan ithal edilmiştir.
Fiyatı altına eşittir. Değerli bir kayadır. Çünkü öğütülerek boyama için pigment olarak kullanılan yoğun mavi bir toz haline getiriliyordu.
Günümüzde, Sultan Yusuf’un sarayındaki tavan sıvalarında canlı mavi lapis lazuli boyası görülmektedir.
Sonuç olarak: Sultan Yusuf, kendisi için inşa ettirdiği siyasi konum sayesinde, Granada’ya hakim olmayı başardı ve hükümdarlığı sırasında kimse Elhamra’ya saldırmaya cesaret edemedi.
Taht Odası:
Göksel ve dünyevi gücün buluştuğu bir yer olarak tasarlanmıştır.
İç kısmı, geniş kubbeli bir tavanla biter. Bu kafesli tavan, muhteşem güzelliktedir. Bu tavan, İslam sanatının bir şaheseridir.
Tavanda, çapraz düğümlere benzer motifler kullanılmıştır. Magribi inanışına göre, bu durum gökyüzünün yedi katını temsil eder. Birbirine bağlı, 8017 ahşap sedef kakması parçasından yapılmıştır.
Ahşap yapı, cennetin bir temsilidir. Dindarın ruhu, yedi kat göğün üstesinden gelmelidir. Tavanın köşeleri, cennet ağaçlarının köklerini temsil eder.
Yani ışık doğru şekilde içeriye gelince, güneşin doğuşuna ve batışına göre tavan pırıl pırıl parlıyordu. Sultan Yusuf, devlet işlerini bu göğün altında yürütüyordu. Burada Sultan evrenin ortasında gibi düşünülmüştü.
Sultanın tahtı bu büyük resepsiyon odasında, salonun arka tarafında, girintili çift kemerli bir pencerenin önünde, girişin tam karşısında sultanın tahtı vardı. Sultan Muhammed 12, 1492 yılında şehrin teslim görüşmelerini burada yapmıştır.
Pencereler:
Salonda dokuz tane pencere vardır. Bunlar her cepheye üç pencere olacak şekilde yerleştirilmiştir.
Evet, Elçiler Salonundan çıkıyoruz.
İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı
ASLANLAR SARAYI
Burası Nasrid saraylarının merkezindedir. İslam mimarisinin en ünlü saraylarından birisidir. 14’ncü yüzyılda Sultan Muhammed V tarafından yaptırılmıştır.
ASLANLAR AVLUSU
Elhamra’nın en ünlü yeridir. Çünkü İslam sanatında canlı yaratıkların temsilleri, tipik olarak görülmediğinden bu çeşme alışılmadık bir durumdur.
İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Avlu
Evet avlu:
Burada karşımıza bir avlu çıkıyor. Avlu zemini dikdörtgen planlıdır ve mermerdir. Avlu: İslami cennet fikrinde geçen dört nehri simgeleyen, akan su kanalları ile dörde ayrılmıştır. Avlunun merkezinde “Aslanlar Çeşmesi” vardır.
Avlunun çevresinde ise dört salon vardır. Avlunun doğu tarafında iki iki tane süslü köşk vardır. Avluda 124 tane beyaz mermer sütun var.
Bu sütunlar üzerinde, çok sayıda halka, kübik başlık ve büyük abaküsle desteklenen, yazıtlar ve stilize bitkisel formlar var.
Bu mermer sütun sıraları, palmiye ağaçlarına benzer.
Çünkü karmaşık bir modelle düzenlenmiştir. Bu mermer sütunlar, İslam mimarisinin dekoratif bir tekniği olan Mocasabe kemerlerini destekliyor.
Bu kemerlerin üstünde, Sultan eşlerinin yaşadığı odalar var.
İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Aslanlar Çeşmesi
ASLANLAR ÇEŞMESİ
Avlunun merkezindedir. Çeşme, hepsi beyaz mermerden oyulmuş, 12 stilize aslan heykeliyle çevrilidir. Ancak aslanların hiçbiri, birbirine benzemiyor. Burada ortada bulunan aslan çeşmesi, bir vahanın çevresinde kurulmuş çadırları andırıyor.
Çeşme gücü ve egemenliği sembolize eder. Her saat, bir aslanın ağzından su akıyor. Ortadaki büyük leğen, yani kurna, bu 12 aslanın üzerinde duruyor.
Çeşmenin kurnası boyunca, İbn Zemrek tarafından yazılmış bir şiir kazınmıştır. Şiirde, bu pınarın güzelliğini ve aslanların gücü övülüyor. Ayrıca, hidrolik sistemlerin nasıl çalıştığı da anlatılıyor.
Salonlar:
Avlunun çevresinde dört tane salon var.
İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Abencerrajes Salonu
Abencerrajes Salonu
İki kız kardeş salonunun önündedir.
Elhamra’da kullanılan en etkileyici dekoratif öğelerden biri buradadır. Oda kare şeklindedir. Kubbeli ve kafesli pencereler vardır. Sütunlar, kemer formunda yapıyı destekliyor. Çatı: mavi, kahverengi, kırmızı ve altın renginde dekore edilmiştir.
İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Abencerrajes Salonu Kubbe
Kubbe:
Tüm Elhamra bölgesinin en etkileyici tavanıdır. Kubbe, göksel cenneti simgeleyen sekiz köşeli bir yıldız şeklinde, 16 kenarlı fener kubbedir. Bir söylentiye göre, bu tavanda görülen sıva desenleri, Pisagor’un dik üçgen özellikleriyle ilgili ünlü teorisinin temelini oluşturmuştur.
Bu salon ismini bir efsaneden alır. Nasrid hanedanının 20’nci Sultanı Sa’d ve kardeşi Muhammed 12: Granada soylularından soyadları Abencerraje olan önde gelen soylu bir ailenin artan siyasi gücünden endişe duyarlar.
Sultana, Abencerrajeslerin kendisine karşı komplo kurduğu söylenir.
Sultan, Abencerraje ailesinin önde gelen soylularını bir ziyafete davet eder. Ziyafet sırasında, 38 tane Abencerraje şövalyesini, beyaz mermer zemin üzerine, omuz omuza diz çöktürür ve hepsini kılıçla kafalarını kestirerek idam ettirir.
O zamandan beri, odanın lanetlendiğine ve öldürülen Abencerrajelerin seslerinin ve çığlıklarının duyulduğu söylenir. Bu hikaye sadece bir efsane olmasına rağmen, buraya gelen ziyaretçileri büyülemektedir.
Efsane, salonun ortasındaki mermer havuzda üzerindeki kırmızımsı kahverengi lekelerin, öldürülen 38 Abencerrane’nin kan izleri olduğu öne sürülerek devam ettirilir.
İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Krallar Salonu
KRALLAR SALONU
Merkezi kubbede bulunan ve daha sonra açıklanacak olan bir tablodan dolayı krallar salonu olarak anılmaktadır.
Bu salona, Aslanlı avludan girilir. Tablolar, elips biçimli üç ahşap kubbe üzerindedir ve üzeri deriyle kaplanmıştır.
Ortadaki resim: Nasrid hanedanının ilk on kralını temsil eder. (Gaspçılar I İsmail ve kızıl olan Muhammed IV hariç)
İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı Krallar Salonu
Yan tonozlarda şövalyelik sahneleri (özellikle av sahneleri) ve romantik sahneler var. Resimlerde önemli figürler minderlere oturmuş, hararetli bir tartışmaya katılıyorlar. Önlerinde halılar serili, kılıçlar kemerlerinden güvenli bir şekilde sarkıyor.
Bir resimde: bir Nasrid Sultanı ve diğer ileri gelenler, birlikte oturup tartışırken görülüyor. Diğer iki resim, spor, av ve saray hayatından sahneler içerir.
Figüratif tasvir, İslam sanatında oldukça sıra dışıdır. Ancak Nasriler, tüccardı. Genue, Pisi ve Venedik’ten gelen tüccarlarla yakın bağları vardı. Mesele sadece mal satmak değildi. Kültür alışverişi de yapılıyordu. Resimler, İtalyan veya Fransız sanatçılara ısmarlanmış olmalıdır.
Krallarla ilgili tablolar, elde edilen ipuçlarına göre Muhammet VII (1395-1410) yıllarına aittir.
İspanya Granada Elhamra Aslanlar Sarayı İki Kız Kardeş Salonu
İKİ KIZ KARDEŞ SALONU
Kaldırımın bir parçasını oluşturan odanın ortasındaki iki büyük mermer blok nedeniyle buraya bu isim verilmiştir. Arapça ismi: Büyük kubbe salonudur. 14’ncü yüzyılda Sultan Muhammed V emriyle yapılmıştır.
Kare şeklindedir. Döşemesi mermerdir. Fiskiyeli küçük bir havuz ve suyu aslanlar avlusuna taşıyan küçük bir kanal vardır.
Nasrid Sultanlarının kabul odası olarak kullanılmıştır. Boabdil’in (Muhammed 12’ye İspanyollar tarafından verilen isim) annesi Muley Hacen tarafından reddedilince, çocuklarıyla birlikte burada yaşamıştır.
Odanın zengin dekorasyonu, Nasrid zanaatkarlarının beceri ve zevkini gösteren grift geometrik ve kaligrafik desenleri içerir.
Duvarlar:
Salonun duvarları, aralarında klasik Nasrid ottosu “Yalnızca Tanrı Galiptir” ve örneğin bir çift kapalı el gibi farklı temalar üzerine, son derece ince sıvalarla kaplıdır.
Kubbesi:
Salonun kubbesi çok güzeldir. Bal peteğini hatırlatır. Gökyüzünü simgeleyen lacivert zemin üzerine, altın yaldızla süslenmiş büyüleyici bir kubbe vardır. Merkezi zirveden, pencerelerin hemen üzerinde 16 minyatür kubbe açılır.
Gün boyunca güneş hareket ederken, odanın pencerelerinden giren ışık, odanın dekorasyonunda büyülü ve değişik bir etki yaratır.
İslam sanatının en dikkat çekici mukarnas kubbelerinden biridir. Mukarnas, tepede görülen oyuklar demektir.
Mukarnas pozisyonu, 5000 prizmatik parçadan oluşur. İbn Zemrek: bu kubbe hakkında bir şiir yazmıştır ve bazı ayetleri metalik yanardöner bir çini süpergelik üzerine yazılmıştır.
DARAXA BAHÇESİ
Portakal ağaçları bahçesi ve mermerler bahçesi olarak adlandırılır. 1526-1538 yılları arasında İmparator odaları ile aynı zamanda, kale ve surlar arasında zaten var olan bahçede inşa edilmiştir.
Veranda, güneyde Daraxa’nın Mirador’u ve iki kız kardeş salonu, kuzeyde İmparatorun odaları ve İmparator tarafından inşa edilen galeriler tarafından sınırlanır.
Bahçede: selvi, akasya, portakal ağaçları ve büyük merkezi mermer çeşmeyi çevreleyen kutu çalılar var.
Çeşmenin bordürü, Aslanlar avlusunun çeşmesi gibi bir şiirle süslenmiş ve 1626 yılında Yaldızlı Oda avlusundaki büyük kurna ile yapılmıştır.
CENNET BAHÇELERİNE DOĞRU GİDİYORUZ
Torre de Los Picos-Zirveler Kulesi
Adını üst kattaki konsollar şeklinde bazı çıkıntılı unsurlara borçludur. 13’ncü yüzyıl sonu veya 14’ncü yüzyıl başına tarihlenir.
Generalife ile iletişim kuran, kale girişlerinden birini savunmak için yapılmıştır. Bu giriş: Puerta del Arrabal’dır. Kulenin içi üç bölümden oluşur.
İspanya Granada Elhamra TORRE DE LA CAUTIVA
TORRE DE LA CAUTIVA
Diğer ismi Tutsak kadın kulesidir. Efsaneye göre: İsabel de Solis, Sultanın karısı olmadan ve adını Soraya olarak değiştirmeden önce burada tutsak tutulmuştur. 14’ncü yüzyılda küçük bir saray konutuna dönüştürülen kulelerden biridir.
Kulenin içindeki Arapça yazıtlar, kuleden kule sarayı veya mesken olarak kullanılan askeri kule anlamında “kulahurra” olarak söz eder. Sultan I Yusuf (1333-1354) hükümdarlığı döneminde yapılmıştır.
İç kısmı, diğer kulelere göre en zengin şekilde dekore edilmiştir. Evet kule kapalı olduğu için içine girmek mümkün değil.
CENNET BAHÇELERİ
Hem Elhamra sarayına hem de Generalife kısmına su, bugün de büyük kısmı ayakta olan Acekuia del Sultan denen sistem tarafından sağlanmaktaydı.
Su, Elhamra’ya yaklaşık 6.1 km doğusunda, Sierre Nevada eteklerindeki Darro nehrinden gelir. Mevcut iki kanal da yüzey boyunca ilerliyor. Ancak bazı kısımlar, ana kayaya oyulmuş tünellerden geçiyor.
İspanya Granada Elhamra PALACİO DE GENERALİFE
PALACİO DE GENERALİFE
Elhamra’nın doğusunda duvarlar dışındadır. İsminin Arapça anlamı “Mimarın Bahçesi” dir. Yapımına, ilk olarak Muhammed II döneminde (1302-1309) başlanmış ve daha sonraki Nasrid hükümdarları tarafından tamamlanmıştır.
İspanya Granada Elhamra PALACİO DE GENERALİFE
1313-1324 yılları arasında Ebu Velid İsmail döneminde yeniden dekore edilmiştir. Burası Müslüman hükümdarların, sarayın resmi yaşamından kaçmak için kullandıkları bir alandır.
Dikdörtgen bir bahçe var. Bahçeler, su kanallarıyla bir labirent haline getirilmiştir. 20’nci yüzyılın son bölümünde, bahçenin bir bölümü, oditoryum inşa etmek için tahrip edilmiştir.
Bunun üzerine UNESCO 1984 yılında burayı Dünya Kültür Mirası Listesine dahil ederek koruma altına almıştır.
Evet, Sultan Muhammet V, burada iken kendisine bir isyan patlak vermiştir. Saray: şehrin ve Darro nehrinin tam bir manzarasına hakimdir. Comeros Sarayından önce yapılmıştır.
İspanya Granada Elhamra
SONUÇ:
Efsaneye göre, Nasrid hanedanının 22’nci son Padişahı Boabdil olarak da bilinen Muhammet 12, maiyetiyle birlikte şehirden ayrılırken, dağ geçidinde geriye, kaybettiği şeyin güzelliğine baktı ve ağladı. İspanyollar, buraya “Ağlayan Arap” diye bir anıt dikmişler.
İspanya Granada Elhamra Albacin Tepesi
ALBAİCİN TEPESİ
Hemen başta bir şey söylemek istiyorum. Burası gerçekten yokuşlu bir yer ve buraya çıkmayı düşünüyorsanız, yanınızda mutlaka spor ayakkabınız olmalıdır.
Burası İspanya kültür mirası listesinde ve koruma altındadır.
Şehrin içinden geçen Darro nehrinin kuzey tarafında, bir tepe üzerinde yerleşiktir.
Granada şehrinin ilk yerleşimcileri olan Vizigotlar ve Romalılar, Vega ovasının topraklarını gören ve bölgeye hakim bir tepe üstüne kurulu olan “Albaicin” tepesine yerleşmişlerdir.
Müslüman ordularının öncüleri de, kısa sürede buraya ulaşarak, aynı tepeyi merkez edinmişler ve zamanla tepenin çevresi surlarla/duvarlarla çevrilmiştir.
8-10’ncu yüzyıllar arasında, Albacin bölgesi, çoğunluğu Yahudi olan küçük bir yerleşim yeri olarak biliniyordu. 11’nci yüzyılda ise buraya Kuzey Afrikalı Berberi bir toplum olan Ziridler yerleştiler.
1009 yılında Cordoba Halifeliği çökünce, Zirid Lideri Zawi ben Ziri, kendisi için burada bağımsız bir krallık olan Granada Taifa’yı kurdu. Böylece, kasaba kısa bir süre de olsa, Endülüs’ün en önemli şehirlerinden biri haline geldi.
Şehrin ve konutların ihtiyacı olan su, yeraltı sarnıçları ve borulardan oluşan bir sistemle sağlandı. Günümüzde hala mahallede bilinen 20 su sarnıcı bulunmaktadır. Zirid kralının sarayı da, en büyük su sarnıcının yakınındadır.
13’ncü yüzyılda: I Muhammed, İber yarımadasında hüküm süren ve en uzun Müslüman hanedanı kurdu. Nasriler, Granada Emirliğini yönetiyordu.
Ancak I Muhammed, şehre yerleştiğinde kraliyet sarayını Albacini tepesindeki eski Zirid kalesinden daha güneydeki Sabika tepesine taşıdı ve günümüzdeki Elhamra sarayının inşasına başladı.
Ancak, yine de halkın yaşadığı Albaicin bölgesindeki surlar, düşman saldırılarına karşı sürekli onarım görmüş ve sağlam tutulmuştur.
Hatta, ikinci bir sıra sur bile yapılmıştır. Çünkü: düşünülünce, El Hamra bölgesinin girişinin, Albaicin semtinden olduğu da bu tür ek güvenlik önlemlerinin alınması için önem kazanmıştır.
Evet: El Hamra’nın hemen karşısındaki bu tepe:
Endülüs bölgesindeki en iyi korunmuş “Magribi Mahallesi” olarak dikkati çeker. Ancak arkeolojik bulgular, buranın antik dönemlerden bu yana, iskan edildiğini göstermektedir.
Burası gerçekten bayağı dik yokuşlu bir yer. Labirent benzeri sokakları, çiçekli beyaz badanalı evleri ile görüntü güzel. Amaç: tepenin en yüksek yerinde bulunan “Mirador San Nicolas” bölümüne ulaşmaktır.
Evet, gelelim, bölge hakkında kısa bilgiler vermeye:
1013 yılında Zirid hanedanı döneminde, bölge, savunma duvarları ile çevrilmiştir. Müslüman döneminde ise, bu mahalle, halifelik karşı isyanların merkezi olmuştur. Çünkü o dönemde, burada: sanayiciler, esnaflar ve aristokratlar otururlarmış.
Kastilya ve Aragon tarafından yeni fetih edilen yerlerdeki Müslüman mültecilerin buraya gelmesiyle, küçük şehirde yoğun bir nüfus artışı olur. Granada şehri genişler ve Albaicin çevresinde yeni mahalleler oluşur.
1365-1367 yılları arasında Albaicin’de Maristan (hastane) ve Ulu Cami yapılır.
1492 yılında Granada İspanyol hükümdarlar Ferdinand ve Isabella’nın kontrolü altına girince, başlangıçta bölgedeki Müslümanlara teslimiyet şartlarına uygun olarak yaşama imkanı verildi. Ancak bu haklar, kısa bir süre sonra kaldırıldı.
1499 yılında Albaicinde yerleşik Müslüman nüfus, zorla Hıristiyan yapılmak istendi, buna karşı gelen Moriskolar isyan edince, 1568 yılında Morisko isyanı bahane edilerek, Müslümanlar şehirden topluca sürüldüler ve mahallenin çoğu terk edildi.
Morisko mülkleri, geri kalan Hıristiyan sakinler tarafından alındı.
Evet Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmelerinin ardından, bölge önemini kaybetmiştir. Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmesinin ardından, bu bölgede ibadet edilen cami ve mescitlerin tamamı yıkılmış veya kiliseye çevrilmiştir.
Sırf bu şekilde, bu bölgede 17-18 kilise bulunmaktadır. Bu camilerin bazılarının minareleri korunarak çan kulesine çevrilmiştir.
Hatta: bu kader, yalnızca dini yapılar için değil bazı evler için de geçerli olmuştur.
Sultan Ebu Hasan Ali, boşandığı eşi Ayşe için, Albaicin bölgesinde bir köşk yaptırır.
“Dar al-Horra” isimli bu köşk de, Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmelerinin ardından yıkılır ve bahçesine, Kraliçe İsabel’in isteği üzerine “Convento de Santa İsabel de Catolica” isimli bir manastır yaptırılır ve köşkün önemli bir kısmı da, bu inşaat sırasında yıktırılır.
1994 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınan değerler şunlardır: Ziri duvarları, Alcazaba Cadima, Nasrid Duvarları, Alcazaba kuleleri, El Salvador (eski ana kilise-cami), San Cristobal, San Miguel Alto ve Real Chancilleria.
Günümüzde burayı gezerseniz, 13-15’ncı yüzyıllar arasında Nasrid dönemine kadar uzanan Ortaçağ sokak planı ilgi çeker. Ayrıca mahallede korunarak günümüze ulaşmış en eski ve önemli evler Nasrid döneminden kalan Casa de Zafra ve Dar al-Horra’dır.
Casa de Zafra: 14-15’nci yüzyıllarda inşa edilmiş ve adını Ferdinand ve Isabella’nın sekreteri Hernando de Zafra’dan almıştır. Dar al-Horra: 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir.
Her iki evde de, geniş dikdörtgen avlular bulunur. Evlerin ana odaları, avlunun kuzey ve güney tarafında revaklar arasındadır. Kuzey odaları daha büyüktür ve kuzey rüzgarlarından ve öğle güneşinden yararlanılır.
Burayı gezmek için 1-2 saat arasında zaman ayırmanız gerekir.
Buradaki caddelerin çoğu: dar ve basamaklıdır. Burası, turistler tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir. Yani, büyük kalabalıklarla karşılaşacaksınız.
Plaza Nueva
Tepe için bölgedeki yürüyüşümüze buradan başlıyoruz.
Bu meydanın en güzel yapısı: 1530 yılında tamamlanan “Real Chancilleria” yani “Kraliyet Yargıtayı” dır. Diego de Siloe tarafından tasarlanmıştır.
Placeta de San Miguel Bajo
Yargıtay binasının solundaki “Carcel Alta” caddesine giriyoruz. Tepeden sola dönüp, sağa yönelince: Arnavut kaldırımlı “Plaza Sa Gregorio” meydanına çıkarsınız.
Sola dönerek meydandan çıkın ve “Calle San Jose” isimli dik yokuşu tırmanın. Önünüzde: 10’ncu yüzyıldan kalma “San Jose” minaresi görülecektir.
Minarenin bulunduğu yerde bir de kilise var. “İglesia de San Jose” isimli kilise: Granada şehrinin en eski kiliselerinden birisidir ve eski bir Magribi camisi üzerine yapılmıştır. Caminin minaresi, kilisenin çan kulesine dönüştürülmüştür.
Bunun altından: mahalledeki klasik bir Magribi evi olan ve yüksek duvarlar arkasına gizlenmiş “Carmen San Luis” in kapı aralığından geçerek yokuşu tırmanmaya devam edin.
Sonra, bembeyaz bir kilisenin bulunduğu “Placeta de San Miguel Bajo” ya ulaşırsınız. Meydanın köşesinde, 13’ncü yüzyıldan kalma “Magribi sarnıcı” nı görün.
San Nicolas Viewpoint-Mirador de San Nicolas
Burası bir gözlem yeridir.
Evet, 16-17’nci yüzyıldan kalma manastırı geçiyoruz. Sonraki ulaşılacak hedef: “San Nicolas” kilise kulesine doğru “Santa İsabel la Real” yolunu takip etmeniz gerekiyor.
Yolu, yokuş aşağıya inmeye başladığınız yerden, sola ve sonra sağa dönerek “Mirador de San Nicolas” olarak bilinen “Darro Vadisi” nin karşısındaki muhteşem El Hamra manzarasının seyredildiği bu meydana varırsınız.
Buradan El Hamra ve dağların muhteşem manzarasının yanı sıra, Granada şehri ve Rio Darro kanyonunun mükemmel manzarasını görebilirsiniz. Yalnız burası çok kalabalık, çünkü insanlar özellikle gün batımını seyretmek için buraya geliyorlar ve çevrede bolca yankesici bulunduğu söyleniyor.
Evet, aşağıya inerken, yine muhteşem El Hamra manzarasını görebileceksiniz.
İspanya Granada Elhamra Albacin Tepesi Rio Dara
Rio Dara
Meydanın hemen aşağısından, az basamaklı ve dik “Cuesta de las Cabras” yolunu takip edin ve meydanı terk edin.
Yolda: solunuza, Granada camisinin önünden geçin ve sağda keskin bir virajla karşılaşacaksınız. “Placeta del Comino” dan geçerek aşağı inmeye devam edin.
Solunuzda: 15’nci yüzyıldan kalma “Carmen de Aben Humeya” yı göreceksiniz.
Bu yol: 14’ncü yüzyıla ait bir sarnıcın adını taşıyan bir meydana “Placeta del Aljibe de Trillo” ya çıkan merdivenlere dönüşüyor.
Meydanın sonunda, sola dönün ve “Azacayuela de San Perdo” ya çıkın, birkaç basamak merdivenden inin ve keskin bir köşeyi dönün.
Bir sonraki kesişim noktasından sağa dönüp, yokuş boyunca “Plaza Escuelas” a kadar devam edin. Burada: “İglesia de San Juan de los Reyes” var.
Karşıya geçip “Calle Zafra” ya girmelisiniz. Bu düz yolu takip ederseniz: “Casa de Castril” deki “Museo Arqueologico y Etnologico” nun yanında ve kilisenin karşısında yer alan “Darro” nun yanında ilerleyen yola çıkın.
Nehir Boyunca yol
Albaicin tepesi ile El Hamra arasında “Darro” nehri geçmektedir.
Sağa dönün ve sonra görünmez rahibelerin döner tablalarda pasta sattığı: 16’ncı yüzyıldan kalma “Convento de Santa Catalina de Zafra” nın açık kapısından girin.
Soldaki nehir üzerinde: Magribi dönemine ait, asılı duran bir yarım kemer göreceksiniz. Kısa bir süre sonra: 11’nci yüzyıl Arap banyoları “El Banelo” yu geçin ve başlangıç noktanız olan “Plaza Nueva” karşınıza çıkacaktır.
Ancak, burada dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var. Darro nehri kıyısında “El Banuelo” olarak adlandırılan yerde, bir “hamam” var. Hıristiyanlar, şehre girdikten sonra şehirdeki bütün hamamları yıktırırlar.
Çünkü: zorla Hıristiyanlaştırdıkları Müslümanların, gusül abdesti almalarını önlemek istemektedirler. Ancak, burası özel mülkler yani evler arasında kaldığı için gözden kaçmış, buraya dokunmamışlardır.
Mezquita Mayor de Granada
Evet bölgedeki son görebileceğiniz yapı, yine bir cami, ama yakın geçmişte yapılan bir camidir. Tepede bulunuyor. Yani, gözetleme yerinin yakınında, Mirador de San Nicolas kilisesinin kuzeyindedir.
Burası: Hıristiyanların bölgeyi ele geçirmelerinin ardından, İslam’ın İspanya’da sürülmesinden sonra, 2003 yılında Müslümanlar için inşa edilen bir camidir. Camiye her an girilebilmektedir, mimari tarzı oldukça mütevazidir.
İspanya Granada Sacromonte Tepesi
Sacromonte Tepesi
Albaicin tepesinin kuzeydoğu yönündeki bu tepe: “gitanos” yani “Çingene” tepesi olarak tanınır ve bilinir. Valparaiso tepesindedir.
15’nci yüzyılda büyük bir Roman gurubu ve Gitanos olarak isimlendirilen İspanyol çingeneleri, buraya yerleştiler ve burada kayadan yontulmuş mağara evlerde yaşayan Çingeneler, günümüzde artık beyaz badanalı, küçük evlerde yaşıyorlar.
Bölge gündüzleri oldukça ıssızdır. Hava karardığında, müzik ve dans ile ziyaretçileri Granada şehrinin tepelerine çeker. Yamaçlardaki badanalı mağaraların içinde bulunan mekanlarda, etkileyici flamenko gösterileri yapılır.
Sacromonte’nin en renkli simalarından biri, 19’ncu yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Chorrojumo Mariano Fernandez Santiago’dur.
Kendini “Çingene Kralı” ilan eder. Elhamra çevresinde, turistlere eşlik eder ve onları şanlı geçmişinin hikayeleriyle eğlendirerek geçimini sağlardı.
İspanya Granada Çingeneler-Flamenko Dansı
Çingeneler: yöreye özgü Flamenko dansı ve müziğinin en iyi örneklerini sunmaları açısından önem kazanıyorlar.
Burada yapılan Flamenko dansı, Gitanos denen İspanyol çingeneleri, tipik İspanyol dansı ve müziği olan Flamenko ile uzun süredir devam eden bir geleneğe sahiptir.
Yaşadıkları zorluk ve dezavantajlar karşısında, meydan okuyan, duydu ile dolu bir dans yapıyorlar. Burada çeşitli mekanlar var.
Örneğin: benim de gittiğim “La Cueva De La Rocio” denen bir mağara gösteri mekanı. Bu mekan, Sacromonte’nin ilk çingene mağaralarından biridir.
1950’li yılların başında kurulmuştur. Halen Flamenko dünyasının en önemli isimlerinden olan Maya ailesi tarafından yönetiliyor.
Son yıllarda, birçok siyaset ve sanat dünyası ünlüsü burayı ziyaret etmiştir. Burada yaptıkları dansın ismi “Zambra” dır. Gitanos, geleneksel İspanyol Flamenkosunu, Arap oryantal dansıyla karıştırmıştır.
Çünkü, dansın kökenleri, daha önceki Magribi danslarına dayanır. Zambra, Sacromonte’nin çingene düğünlerinin törensel anlarını temsil eder. Eskiden bu oyun, çıplak ayakla, belden bağlanan gömlekler ve kloş eteklerle oynanırdı.
16’ncı yüzyılda, Engizisyon tarafından bu tür dans yasaklandı. Çünkü uygunsuz bir dans olarak görüldü. Buna rağmen geleneği yaşatarak, Sacromonte mağaralarında gizlice yapmaya devam ettiler. La Zambra, günümüzde parti, şenlik ve kutlamayla eş anlamlıdır.
Katılımcılar, mağaranın kenarında sıralar halinde düzenlenmiş uzun kuyruklu sandalyelere oturdukları için, çok karakteristik bir gösteri türüdür.
Katılımcılardan sadece birkaç santimetre uzakta, Zambra’ya katılan herkesin ön plana katılması sağlanır. Çingene Zambrası, en eski ve saf Flamenko danslarından biridir. Gösteri yaklaşık 45 dakika sürüyor.
Evet, turistlerin odağı olmuş bu gösteriyi bence mutlaka izleyin.
KATEDRAL VE ÇEVRESİNDEKİ ŞEHİR MERKEZİ
Katedral
Granada şehir katedrali: şehir merkezindeki “Gırnata ulu camisi” yani “Cami el-kebir” Kraliçe İsabel’in emriyle yıkılarak onun yerine yapılmıştır. İnşaat 16’ncı yüzyılda başlamış ve 181 yıllık bir sürecin ardından, 18’nci yüzyılda tamamlanmıştır.
Mimar: Dieo de Siloe’dir. Aslında, önce 1504-1521 yılları arasında kullanılan kraliyet kilisesi (Capilla Real) ve sonrada büyük şehir katedrali (Capilla Mayor) yapılmıştır. Katedralin yapımına: 1523 yılında başlanmıştır.
İnşaat 1704 yılında tamamlandığından, arada geçen sürede, ibadet yeri olarak: katedralin güneydoğusundaki “El Sagrario” kilisesi kullanılmıştır.
Mimari olarak: Toledo şehrindeki katedral yapısının planı esas alınmıştır. Büyüklüğüne rağmen, iç mekanları mütevazidir. Tavanı: 27 metre yüksekliktedir. Bu yüzden aydınlık ve havadardır. Kulelerinin yüksekliği ise 81 metredir. İç mekan büyüklüğü: 115 x 67 metredir. Kubbesinin yüksekliği: 45 metredir.
Yapının çeşitli şapellerinde: “Alonso Cano” tarafından yapılan heykeller ve “El Greco” tarafından yapılan “Aziz Francis” (şehrin azizidir) tablosu görülmeye değerdir.
Katedralin içinde bir mezarlık bulunuyor.
İspanya Granada Capilla Real-Royal Chapel
Capilla Real-Royal Chapel
Burası: 13 Eylül 1504 tarihinde, kraliyet kararnamesiyle, kraliyet mezar yeri olarak seçilmiştir. Bunun üzerine: Granada kraliyet bireyleri, kraliyet şapeli içinde gömülmeye başlanmışlardır.
Günümüzde burada mezarı bulunan kraliyet fertleri: İsabel ve Fernando ve kızları Juana ve kocası Felibe. Ancak, İsabel ve Fernando’nun mezarları daha önce başka yerde iken, sonradan buraya nakledilmişlerdir.
Nakledilme aşaması öncesinde ise, mezarlarının tahrip edildiği görülmüştür, yani buradaki kalıntıların, İsabel ve Fernando’ya ait olup olmadığı kesin değildir.
Bu şapel içinde, ayrıca: kraliyet ailesine ait: taç, kılıç, asa, sancak, ayna, çanak-çömlek gibi bazı eşyalar da sergileniyor.
Evet, katedralden çıktıktan sonra, çevredeki tarihi ve özelliği olan yerleri gezmeye başlıyoruz.
Madrasa
Katedralin doğu kısmındadır. 2 katlı ve sıra sıra balkonlu ince uzun bir binadır. Burası: Müslümanlar zamanında kullanılmış bir medresedir. 14’ncü yüzyılda, Sultan Yusuf I tarafından yaptırılmıştır.
Şehrin Hıristiyanlar tarafından ele geçirilmesinin ardından, bina: bir süre “Casa de Cabildos” yani “Şehir kulübü” olarak kullanılmış ve daha sonra ise kuşatma sırasında kahramanlık gösteren, 25 şövalyenin hizmetine tahsis edilmiştir.
18’nci yüzyıla gelindiğinde ise, binanın dış görünümü tamamen değiştirilerek, barok desenlerle süslenmiştir. Ancak, binanın içinde halen Endülüs tarzı sütun ve kemerler, ahşap işlemeli tavanlar, kapı kemerlerinde “besmele” ve “ayet” hatları görülebilmektedir.
Medresenin mescit kısmı ise, süslemelerinin güzelliği ve dekor zenginliğiyle dikkat çekmektedir.
Alcaiseria
Katedralin hemen yanındaki küçük binalar, Müslümanlar zamanından kalma çarşının dükkanlarıdır. Bu çarşının özel giriş kapısı bulunmaktadır. Çarşı: dar sokakları, küçük dükkanları ile klasik şark usulü bir çarşı görümündedir.
Çarşının ismi: Romalılar zamanından kalmadır. Roma imparatoru yani “Kayzer” Justinian: Arap tüccarlara, ülkesindeki pazarlarda ipek satma izni verdiği zaman, bu tür pazarlara da “El-Kayzerriyye” yani “Kayzerin Makamı” ismi verilmiştir. Bu isim zaman içinde İspanyolcaya çevrilirken “Alcaiseria” olarak gelmiştir.
Evet, bu pazarın büyük kısmı, 19’ncu yüzyıldaki bir yangında yanarak yok olmuş ve onarım sırasında pazarın dış görünümünde bir kısım değişiklikler yapılmıştır.
Corral de Carbon
Burası eski bir Arap kervansarayı iken, Hıristiyan askerleri tarafından tiyatroya çevrilmiş ve kullanılmıştır.
Yani, bir anlamda, İspanya ülkesinde yıkılmadan günümüze ulaşan tek kervansaray yapısıdır. Burada: özellikle Kuzey Afrika’dan buraya mal satmaya veya almaya gelen tüccarların kaldıkları sanılmaktadır.
Biraz önce söylediğim gibi, sonradan burası tiyatro olarak kullanılmıştır. 16 ve 17’nci yüzyılda: tiyatro olarak kullanılan yapı, günümüzde “Turizm Enformasyon” binası olarak kullanılmakta, avlusunda yaz gecelerinde Flamenko gösterileri yapılmaktadır.
Plaza Bib-Rambla
Burası: Granada şehrinin merkezidir. Bu sevimli meydanda: birçok bar ve restoran bulunmaktadır. Katedralden sonra buraya ulaşım kolaydır yani katedrale yakındır.
Plaza Nueva
Burası: geniş bir meydandır. Meydanda, dikkati çeken yapılar, 16’ncı yüzyılda yapılmış “Real Chancilleria” ve “İglesia de Santa” dır.
Plaza Nueva ve hemen yakınlarındaki “Albacin” çevresinde, yine son derece uygun restoranlar ve barlar bulunmaktadır. Ayrıca: yine bu bölgede, şehirdeki üniversiteli öğrenci kalabalıklarını görebilirsiniz.
Mueso Parque de las Ciencias de Granada- Granada Science Park Müzesi
Avenida de la Ciencia bölgesindedir
Giriş ücretlidir. Büyükler 6.5 Euro, öğrenciler 5.5 Euro’dur.
Müzede: 70 bin metrekarelik alanda: atalet, yer çekimi ve Arşimed prensipleri gibi çevresel olayların anlaşılabilmesi için interaktif özellikler sergilenmektedir.
7 daimi sergi salonu ve birkaç geçici sergilerin düzenlendiği alanların toplamı, 5 bin metrekaredir.
Bunun dışında: kütüphaneler, sinemalar, oditoryum, planetarium, kültür galerisi gibi bölümler bulunmaktadır. Aynı zamanda, 27 bin metre karelik bölümde, bir de astronomi bahçesi vardır.
Burayı ziyaret ederseniz özellikle “Endülüs bölümünü” gezmenizi öneririm. Çünkü: Endülüs düşünürlerinin, bilim adamlarının eserlerini görebilirsiniz. Tabii başka bölümler de var. Örneğin: medikal bölümü var. Antartika bölümü var. Eğlenceli bir ortam sizi bekliyor, mutlaka ziyaret edin.
İspanya Granada
ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER
LAS ALPUJARRAS
1492 yılında, Granada Hıristiyanların eline geçince, Magribi sultan XII. Muhammed’e burası, derebeylik olarak verilmiştir. Sultan, düşen krallına son kez bakmak için durduğu yer olarak söylenen, Granada’nın güneyindeki geçit “Puerto del Suspiro del Moro” anlam olarak “Magribinin iç çektiği kapı” olarak bilinmektedir. Ancak, Sultan, bundan bir yıl sonra, Kuzey Afrika’ya sürgün olarak gönderilmiştir.
Alpujarras bölgesinde: Magribi kader mahkumlarının çıkardığı son bir ayaklanmanın ardından, bunlar da, ülkeden kovulmuş ya da din değiştirmeye zorlanmışlardır. Her köyde, yalnızca iki Magribi aile, tarım sisteminin korunması için tutulmuştur.
Onun dışında, tüm bölge, Kuzey İspanya’dan gelen Hıristiyanlar tarafından mesken olarak kullanılmıştır.
Evet: Alpujarras bölgesinin en büyük özelliği: Kuzey Afrika’nın Berberi binalarını yansıtan temel mimarisidir. Evler, taştandır ve uzun, şapkalı bacası olan üstü çakıl, altı beton, düz çatılara sahiptirler.
Köyler, aralarından geçen düzensiz, dar, basamaklı ve konik caddelerle, birbirlerine bağlanan bu tarzda evlerin oluşturduğu karmaşık kümelerdir.
Günümüzde, burası sakinliğiyle, özellikle Kuzey Avrupalılar tarafından iskan amacıyla kullanılmaktadır. Böylece, bölgedeki dağ köyleri, Endülüs bölgesinin diğer birçok yerinde olduğu gibi terk edilmekten kurtulmuştur.
Yeni gelenlerin en ünlüleri, genellikle “Orgiva” kasabası ve çevresinde yerleşmektedirler.
Granada şehir merkezinden, Alpujarras’ın dağ köylerine otobüs seferleri bulunmaktadır. Hatta, burada bir dizi konforlu otel de bulmak mümkündür. Biraz önce söylediğim gibi, huzurlu ve temiz hava almak isteyenler, burayı tercih ediyorlar ve yerleşiyorlar.
MONTEFRİO
Şehir merkezine 52 km. uzaklıktadır.
Dik bir yokuşta yer alan ve zeytin ağaçlarıyla çevrelenmiş bu kasabanın ilginç 2 kilisesi bulunmaktadır. Bunlardan “Iglesia de la Encarnacion” mükemmel dairesel konumu ile dikkat çeker.
Diğer kilise ise “İğlesia de la Villa” dır. Bu ikinci kilise içinde bir de müze bulunuyor. “Centro de İnterpretacion la Centinela” müzesi içinde, Magribiler ile Hıristiyanların çatışmalarını araştıran eserler bulunmaktadır.
ALHAMA DE GRANADA
Bu kasaba, bir boğazın ağzındadır. Ancak, buraya ulaşmak için şehir merkezinden uzak bir yolculuk yapmanız gerekir.
Kasabanın hemen altındaki otel ilgi çekmektedir. Bu otelde: 12’nci yüzyıldan kalma, Magribi banyoları kullanılmaktadır.