Şili Tarih

Şili Tarih

Şili “Dünyanın bittiği yer” ya da “Aymara” yerlilerinin diline göre “denizin başladığı yer” dir.

Geçimini denizden kazananlar, ülkenin kıyılarında yaşıyorlar. Kuzeyde “changolar” vardı. Güneyde ise, güneyin soğuk sularının balıkçıları “chono, alacalufe” ve “yaganlar” bulunuyorlardı.

Tarımla uğraşan topluluklar “İnka imparatorluğu” ile yakınlıklarına bağlı olarak az ya da çok kalkınmışlardı. Tıpkı “Atacamenolar” ve “Diaultalar” da olduğu gibi, tarım tekniğinde “teras” sistemleri sayesinde, önemli gelişmeler elde etmişlerdi.

Orta ve Güney kesimlerde “Picunche, Hulliche ve Cuncolar”: hububat ve baklagiller elde etmek amacıyla toprağı işliyorlardı. Bu gurubun, en kalabalık ve en yayılmış ırkı “Mapucheler” di.

Mapuche kelimesinin anlamı: “toprağın insanı” demektir. Ayrıca “Mapucheler” de tıpkı bu kelimenin anlamına uygun olarak, yaşamlarını hayvancılık ve tarımla idame ettiren yerleşik bir toplumdu.

Diğer İspanyol dönemi öncesi toplumlar kadar ilerleme kaydetmemiş olmalarına rağmen, ayin ve inanışlarında bugüne kadar zengin bir çeşitlilik göstermişlerdir.

Bu yerlilerin savaşçı ruhu bazı şairlerde hayranlık yaratmış, nitekim İspanyol şairi !Alosso de Ercilla Zuniga!; 16’ncı yüzyılda yayınladığı “La Araucana” adlı epik şiirinde (destan) onların kahramanlıklarından, örf ve adetlerinden bahsetmiştir.

“And dağları”ndaki zorlu bir yolculuğun ardından: Peru’yu ilk fethedenler arasında bulunan “Diego de Almagro”; 1536 yılının Mart ayının son günlerinde; Şili-Copiapo vadisine ulaşır.

Oradan: Aconcagua ve Maipo vadilerine varana kadar, bölgeyi dolaşır. Her ne kadar “Almagro” Şili kaşifi olarak kabul edilse de Portekizli denizci “Hernando de Magallanes (Macellan)” 1520 yılında, adını verdiği Büyük Okyanus ile Atlas Okyanusu arasındaki geçidi bulmuştur. Aslında, o ülkenin en güneyinde yer alan, sonraları onun anısına “Macellan” adı verilmiş olan boğazı keşfetmiştir.

Başlangıçta “Pizarro” ve “Almagro” arasındaki uyuşmazlıklar; Yeni Toledo diye tanınan yeni toprakların iskanının Asilzade Pedro de Valdivia tarafından gerçekleştirilmesine imkan sağlamıştır. 12 Şubat 1541 tarihinde “Mapocho vadisi”nde, “Santiaga del Nuevo Extremo” adıyla şehri kurmuş ve o günden sonra, ülkenin bugünkü başkenti gelişerek adını korumuştur.

O yıllarda: bu topraklardaki İspanyolların ilerlemelerini güçleştiren birtakım engeller ortaya çıkmıştır. Çeşitli entrikalar, ilk yerli saldırıları, İspanyol nüfusun az olması, Peru’daki fatihler (İspanyol komutanlarına verilen ad) arasında çıkan iç çatışmaların uzun sürmesi, bunlardan en önemlileridir. Buna rağmen “Pedro de Valdivia” büyük bir azimle, ülkenin kuzey ve güneyine doğru, yavaş yavaş şehirler kurarak ilerlemiştir. 1544 ve 1553 yılları arasında: sonraları birçok bakımdan önemli şehirlerin çekirdeklerini oluşturacak en az 7 tane yerleşim yeri kurmuştur.

“Valdivia” başlattığı bu ilk hareket “Mapuche” halkının, İspanyol ve Criollo varlığına karşı sürekli bir direniş göstermesine rağmen, sonraki yüzyıllarda hatta 19’ncu yüzyıla girene dek halefleri tarafından büyük bir kararlılıkla devam ettirilmiştir. Aynı zamanda barış adına yapılan ortak çabaların bir sonucu olarak ilan edilen ateşkes dönemleri (Parlamentolar olarak bilinen) ilişkilerin dönüm noktaları olarak tarihe geçmiştir.

Genel olarak 17’ncu yüzyıl keşifleri ve nüfusun yayılmasına imkan sağlamıştır. 18’nci yüzyılda ise ekonomik gelişmelerde önemli bir artış olmuştur. Bu yüzyıldaki ekonomik gelişmeler, 19’ncu yüzyılda ortaya çıkan ve oluşan politik sınıf ile tamamlanan süreç, geleceğin Şili’sinin, Cumhuriyet olarak doğuşunun temelini atmıştır.

19’ncu yüzyılın sonlarına doğru: tüm dünyada, yaklaşan yeni 1000 yılda belirgin olacak bir dizi olay meydana gelmiş, Şili toplumunun bir kesimi de, aydınlanma fikirlerinin etkilerine ya da Amerika Birleşik Devletlerinde, bağımsızlığın ilan edilişi gibi olaylara kayıtsız kalmamıştır. O dönemin tarihsel gerçekliği, gözle görülür değişimlere dayalı olduğundan; Şili’de bu durum, 18 Eylül 1810 yılında, Santiago’da, açık bir şehir meclisinde, ilk hükümet meclisinin kurulması şeklinde gerçekleşmiştir.

Bu olay: Hükümet Meclisi’nin üyelerinin “kanlarının son damlasına kadar bu krallığı savunacakları ve “Kral VII. Fernando adına bu krallığın muhafaza edilmesi gerektiğini beyan etmeleriyle” İspanyol Monarşisi’ni karşılarına almadan, ülkenin kendi hükümetini ilan etmesi anlamına geliyordu.

4 Temmuz 1811 tarihinde, ilk Millet Meclisi kurulmuştur. Bir süre sonra, bir dizi olaylar zinciri, bir asker olan “Jose Miguel Carrera” nın, iktidarın başına geçmesine ve 1811-1813 yılları arasında ülkeyi yönetmesine yol açacaktır. Bundan dolayı: Peru kral naibi Fernando de Abascal, Şili sömürge düzeninin dışına çıkılmış olmasından dolayı, Santiago üzerine 2000 askerden oluşan bir ordu yollanmasını emretmiştir. Bu olayla birlikte, savaşanlarla dolu ve “Reconquista” (Yeniden fetih) evresi olarak bilinen (1814-1817) bir dönem başlayacaktır.

1817 yılında: General Bernando O’Higgins’in, şehir Meclisinde yeniden “Üstün Milli Başkan” olarak seçilmesine kadar devam eden savaşlar, aslında eski düzenin yeniden oluşturulması çabalarının beraberinde getirdiği bir durumdu. 12 Şubat 1818 tarihinde, O’Higgins Şili’nin bağımsızlığını ilan etmiştir.

Sonraları; yeni Cumhuriyetin gelişimi her kurumun başlangıçtaki doğal dalgalanmaları ile devam eder, ancak ilk anlardan itibaren, ülkenin kültürel gelişimine öncelik verilmiştir. 1843 yılında: kurulan Şili Üniversitesi rektörlüğüne, Güney Amerika’nın o yıllardaki en önemli aydınlarından biri olan, Venezuella’lı Andres Bello getirilir. Daha sonra, 1888 yılında Şili Katolik Üniversitesi de kurulacaktır.

1828 ve 1833 Anayasalarının düzenlenmesiyle 19’ncu yüzyılın sonlarına doğru, Şili oturmuş bir Anayasal düzeni olan bir ülke olarak karşımıza çıkar.

20’nci yüzyılın başlarına gelindiğinde ise: dünyada gelişen bir takım olayların etkisiyle, Şili toplumu bir kez daha köklü değişimler yaşamıştır. Sanayinin gelişmesi, bir orta sınıfın ve işçi guruplarının ortaya çıkışı, ülkenin siyasi haritasını yeniden biçimlendirmiştir. 1920 yılında, “Arturo Alessandri”nin Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinden sonra, çeşitli politik guruplar arasında kutuplaşmalar ortaya çıkmasına rağmen “Alessandri” plebisit yoluyla Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesine imkan sağlayan bir anayasa hazırlamayı başarmıştır.

Bununla beraber, giderek artmakta olan gerginlik ve sonraki yıllarda zaman zaman da anarşik olaylar şeklinde tezahür eden sosyal çalkantılar eksik olmayacaktır. Alessandri’nin tekrar görevi devralması (1932-1938) ile günümüze kadar muhafaza edilen Cumhurbaşkanlığı sistemi sayesinde tekrar normal hukuk düzenini sağlamak mümkün olmuştur.

Kültürel dünyada; politik ve sosyal çatışmalardan uzak, 1920 ve 1938 yılları arasında ilk yapıtları yayınlanan yazarlardan, yeni bir kuşak oluşmuştur. Bunlar arasında: Pablo Neruda, Gabriela Mistral, Vicente Huidobro gibi şairler ve Eduardo Barrios, Gonzales Vera, Pedro Prado, Manuel Rojas ve Maria Luisa Bombai gibi romancıları saymak mümkündür.

1970’lerde: radikaller, komünistler, sosyalistler, MAPU ve sol Hıristiyan Partilerden oluşan Halk Cephesi (Unidad Popular), tarafından desteklenen sosyalist “Salvador Allende” Devlet Başkanı seçilir. Allende hükümetinin ülkede derin bir sosyal ve siyasi içerikli kutuplaşmaları beraberinde getirmesine rağmen, bakır madeninin kamulaştırılması, tarım reformunun genişletilmesi gibi önemli icraatlar gerçekleştirebilmiştir.

1973 yılında: Silahlı Kuvvetler anayasal ve politik kısıtlamalar getirip bir askeri cunta ile fiilen hükümete el koyar. Bu cunta sonraları General “Augusto Pinochet” in devlet başkanı olarak iktidara gelmesine yol açacaktır. O’nun, iktidarda olduğu dönemde neoliberal bir ekonomi politikası uygulanmıştır.

1980’li yıllarda: sonlara doğru, General Augusto Pinochet’nin 17 yıl süren hükümetinin son dönemlerinde, 1980 Anayasasına dayanarak, mevcut Pinochet hükümetine karşı “Hayır” cevabı ile çeşitli partilerin koalisyonunun galip çıkacağı bir halk oylaması yapılır.

Demokratik sistemin yeniden oturmasının ardından kurulan Patricio Aylwin Azocan’ın başkanlığındaki (PDC) ilk hükümet: sağlık ve eğitim hususlarında iyileştirme ve yoksulluk oranını düşürme konusunda önemli çalışmalar yapmıştır.

11 Mart 2006 tarihinde, Şili Cumhuriyetinde ilk defa bir bayan, Cumhurbaşkanlığı görevine getirilir. Doktor Michele Bachelet Jeria. İlk icraat olarak, ülkenin karşı karşıya kaldığı acil çözüm bekleyen sorunlar için 40 maddelik bir önlem paketi hazırlar.

Küba Matanzas Varadero

Küba Matanzas Varadero

Havana şehrinin doğusunda, Meksika körfezinin kıyısındadır.

Burada: çoğunlukla “şeker kamışı” tarlaları bulunmaktadır. 19’ncu yüzyılda, Küba’nın en önemli şeker üretim yeridir. Günümüzde ise, burada, bol miktarda turist çeken, Varadero bölgesi öne çıkmaktadır.

VARADERO:

Bölge: başkente yaklaşık 2 saatlik uzaklıkta, ülkenin en ünlü plaj bölgesidir. Bölgenin diğer ismi “Playa Azul” yani “Mavi plaj” dır. Matanzas iline bağlı bir kasabadır.

Bembeyaz kumsalları ve masmavi deniziyle gerek Kübalılar ve gerekse turistlerin yoğun ilgisini çeker. Hatta: devrim öncesinde, 1950’li yıllarda, burada, Amerikalıların muhteşem villaları bulunuyormuş ve günümüzde bu villalar, Kübalılar tarafından kullanılıyor. Hatta, yine bir zamanlar burada ünlü Mafia babası Al Capone tatil yapıyormuş. Günümüzde ise, buraya yılda yaklaşık 500-600 bin turist geliyormuş.

Burada,

Birçok otel, restoran, bar, kafe ve market ile dükkanlar bulunmaktadır. Sahil boyunca dizilmiş, 5 yıldızlı oteller var. Bu oteller İspanyol kökenli ve her otelde, bir İspanyol ve bir Kübalı müdür bulunuyor. Bu otellerin toplamı, 60-65 kadarmış. Ancak, bu özellikleri nedeniyle, buraya gelen turistlerin yoğunluğu: burayı ziyaret ettiğinizde, sanki Küba’da olmadığınız hissine kapılmanıza neden oluyor. O kadar çok yabancı turist var ki, kendinizi daha çok batılı bir ülkede hissediyorsunuz. Öte yandan, yerliler yani Kübalılar, bu bölgeye, kontrol noktasından geçerek girebiliyorlar ve otellerin içine girmeleri kesinlikle yasak. İlginç bir durum. Hatta: Küba Genel bölümünde söz ettiğim gibi, otel odalarında uydu kanallı ve yüzlerce kanalı olan televizyonlar bulunuyor iken, otel lobilerinde ve görevlilerin yaşadığı yerlerde, yalnızca devlet televizyonu izlenen yani tek kanallı televizyonlar var.

Burada, yerel bir havaalanı var. Bu nedenle: Kanada ve Avrupa’nın birçok şehrinden buraya direkt uçuşlar yapılıyor. Buraya, havayolu ile gelirseniz, Juan Gualberto Gomez Havaalanına iniliyor. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki uzaklık, yaklaşık 10 km. dir ve taksi ile, 25-30 CUC arasında bir bedelle ulaşabilirsiniz. Hatta, pazarlık yaparak 20 CUC karşılığında da şehir merkezine ulaşabilirsiniz.

Evet,

Buranın başlıca özelliği, biraz önce de belirttiğim gibi, kumsallarıdır. Burada: 20 km. lik kumsal yani sahil şeridi bulunuyor. Deniz ise, sığ ve berraktır. Burada sıcaklık, hiçbir zaman 25 derecenin altına düşmez. Aslında, bu bölgenin her iki tarafında da deniz var ve anakaraya, bir köprüyle bağlanmaktadır. Yarımadada, özellikle bir bölümde, tahta bungalovlar içinde, yöre insanı yaşamaktadır. Sıcaklık 25 derecenin altına düşmez dedim, ama burada iklim yönünden sıkıntılı bir durum olarak değerlendirilecek yağmurlar yağıyor, bu yoğun ve muhteşem yağmurlar, bardaktan boşanırcasına yağıyor ve sonra aniden duruyor ve ardından hava günlük-güneşlik oluyor. Yani, buraya gitmeyi düşünürseniz, bence, Aralık-Nisan ayları arasındaki dönemi tercih etmelisiniz.

Ancak: bazen, kuzey rüzgarları yoğunlaştığında, burada dip akıntıları oluşmakta ve denize girmek tehlikeli hale gelmektedir. Yine de, Havana şehrindeki tatilinizde, fırsat bulursanız, buraya gitmenizi öneririm, çünkü muhteşem turizm potansiyeli olan bir yer.

Burada, bir şeyler içmek isterseniz: taze ezilmiş nane, limon suyu ve beyaz rom ile yapılan karışımı öneririm. Ayrıca: rom, kola ve limon karışımı da ilgi çekiyor.

Son bir not, buranın tüplü dalış merkezi olduğunu hatırlatmam gerek, meraklılarına duyurulur. Özellikle, tüplü dalış meraklıları, bölgede bulunan “Cayo Blanca” adasına gitmelidirler. Bununla birlikte, yörede 30 civarında dalış noktası bulunduğu bildiriliyor ki bu dalış noktalarında, deniz altının muhteşem güzelliği dillere destandır.

GEZİLECEK YERLER:

Parque Josone:

Şehrin ortasında bulunan parkta: kuşlar, satıcılar ve müzik gurupları bulunuyor. Özellikle: çocuklar için ilgi çekici bir yerdir. Buradaki yerel satıcılardan, hediyelik eşyalar da satın alabilirsiniz.

Tropicana Matanzas:

Burası, Küba ülkesinin en ünlü kabaresidir. Burada: Küba dansı, müzik ve tarih birlikte sergilenmektedir. Gösteri: yaklaşık 5 saat sürüyor ve ücreti: 49 CUC.

Bellamar Mağaraları:

1860 yılından bu yana ziyarete açıktır. Küba’nın en eski turistik yeridir. Mağaralar geniş ve etkileyicidir. Mağaraların içi: hafif nemli ve ayrıca çok sıcaktır, girmek isterseniz, bunu göze almalısınız.

Villa du Pont:

Burası bir golf merkezidir. 18 delikli, Küba’nın en büyük golf merkezi olarak önem kazanmaktadır. Burası, 1950’li yıllarda Amerikalılar tarafından yapılmış villalardan birisidir. Burada, son derece lüks bir de restoran bulunuyor: Las Americas. Bu restoran bölümünden, deniz manzarası muhteşemdir.

Cayo Blanco Adası:

Buranın bir diğer adı, beyaz adadır. Varadero merkezine, yaklaşık yarım saat uzaklıktadır. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, burada, tüplü dalış noktaları var ve bu dalış noktalarında, deniz dibi, muhteşem güzelliğiyle dikkati çekiyor. Özellikle: deniz dibindeki deniz süngerleri ve mercanlar muhteşem bol ve güzel görüntü sunuyor. Hatta, adanın kıyısındaki deniz o kadar sığ ki, uzun süre denizin içinde ilerleseniz bile, derinlik boy seviyesine ulaşmıyor.
Burada: yunus balıkları ile birlikte yüzebilir ve delfino yunus gösterilerini izleyebilirsiniz. Günbatımında ise, parti var. Yunus gösterileri ve parti için ödemeniz gereken ücret: 75 CUC. Yunuslarla yüzmek ise: 85 CUC.

Küba Matanzas Varadero

MATANZAS:

Burası, ülkenin bir turizm ve sanayi şehridir. Şehir, 1693 yılında kurulmuştur. Bölgede: petrol ve doğalgaz üretiliyor. Şehre, üç nehir bulunması nedeniyle “köprüler şehri” denilmektedir. Bu yüzden, Küba ülkesinin “Venedik” i olarak bilinir. Şehrin nüfusu, 250 bin kişidir.

Ancak: Varadero ile karşılandığında, son derece yakın olmalarına rağmen, buranın ayrı bir dünya yani döküntü olduğu görülür. Kasaba: Varadero kasabasının 32 km. batısındadır. Havana şehrine olan uzaklık ise, 90 km. dir. Şehrin, 15 km. doğusunda, Juan Gualberto Gomez Havaalanı bulunmaktadır.

Yoğun ve kirli bir yerleşim yeri olarak öne çıkmaktadır. Ancak, bir zamanlar bölgenin şeker başkenti olmuştur.

Şehrin ana meydanında bir müze var. Museo Farmaceutico isimli müze: 1882 yılında kurulmuş ve günümüze kadar gayet iyi korunmuş bir eczanedir. Aslında, burası ülkedeki tek eczanedir. Çünkü; sağlık hizmetleri ücretsiz verildiği için, ilaçlar da sağlık merkezlerinden ücretsiz veriliyormuş. Yani, ülkede bunun dışında, başkaca bir eczane yok.

Küba Matanzas Varadero

Şehir merkezinin doğusunda ise,

Yine bir il müzesi olan “Palacio de Junco” ve tiyatro “Teatre Sauto” bulunmaktadır.
Müze: 1835-1838 yılları arasında, Matanzas ailesi için inşa edilmiş yapıda kurulmuş ve 1980 yılından bu yana, müze olarak ziyarete açıktır. Tiyatro: 1863 yılında yapılmış olması nedeniyle ilgi çekmektedir. Sonraki yıllarda, şehrin gururu olmuştur. Salonu 775 kişiliktir. Ahşap panellerle kaplıdır. Günümüzde tiyatroda, haftanın 5 günü gösteriler sunulmaktadır. Tiyatro yapısı, 1978 yılında, “Ulusal Anıt” olarak ilan edilmiş ve korumaya alınmıştır.

Küba Matanzas Varadero

San Carlos De Borromeo Katedrali: 1693 yılında, bu bölgede bulunan kilisenin yapımına başlanmıştır. Orijinal kilise yapısı, bir fırtınada tahrip olunca, kısa bir süre sonra, 1750 yılında, başka bir kilise yapılmıştır. Yapının büyük kubbesi, duvarları, tavanı ve freskleri ilgi çekmektedir.

Küba Matanzas Varadero

Biraz daha doğuda: Las Cuevar de Bellemar isimli turistik bir alan var. Burada muhteşem güzel mağaralar bulunuyor. 1861 yılında bulunan mağaralara günübirlik geziler ile gidebilirsiniz. Aslında, buralar bir mağaradan öte, doğal ve büyük yeraltı alanlarıdır.

Küba Tirinidad

Küba Tirinidad

Şehir, bir zamanlar: kaçakçılar, köleler ve şeker ticareti sayesinde zengin olmuştur. Ama, aynı zamanda, adanın en sevimli şehridir. 23 Aralık 1514 tarihinde kurulmuştur. Şehrin bir yanında Escambray dağları, diğer yanında Karayip kıyıları bulunmaktadır.

Zamanla, Karayipler’de en iyi korunmuş şehirlerden biri olarak günümüze ulaşmıştır. Yani, şehir tam bir müze gibidir ve 500 yaşındaki şehri ziyaret edenler, İspanyol sömürge mimarisinin tüm özelliklerini görebilirler. İspanyol işgalci Cortez, Meksika’nın keşfi için, buradan hareket etmiştir.

Küba Tirinidad

Ancak, sokaklarındaki parke taşları düzensizdir ve bu yüzden, bu şehri ziyaret etmek isteyenler, topuksuz, spor ayakkabısı giymelidirler. Ayrıca şehirdeki sık elektrik kesintilerine karşı hazırlıklı olmalısınız. (mum bulundurun) Ve yine, özellikle Ağustos ayında gitti iseniz, mutlaka güneş koruyucusu bulundurmalısınız. Çünkü, şehir deniz kenarında olmasa da, bir taksi ile, 15 dakikada ve 4 dolar ücret ödeyerek, deniz kenarına inebiliyorsunuz.

Clenfuegos ve Tirinidad şehirleri arasındaki yolun uzunluğu: 80 km. dir.

Havana-Tirinidad arasındaki uzaklık: 335 km. Tirinidad-Santa Clara şehirleri arasındaki uzaklık: 106 km. Tirinidad-Varedero arasındaki uzaklık; 262 km.dir.

Küba Tirinidad

Şehir:

İspanyol sömürgesi döneminin muhteşem güzel örneklerine sahip olduğu için, 1988 yılından bu yana, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır. Özellikle: şeker fabrikaları vadisi, dünya mirası ilan edilmiştir.

Valley de los İngenios isimli vadide bulunan Palacio Brunet ve Palacio Cantero gibi 18 ve 19’ncu yüzyıla ait binalar, şeker ticaretinin refah günlerinde inşa edilmiştir. Bunun dışında, bölgede 75 tane harap şeker fabrikası, yaz konakları, kışlalar ve diğer tesisler bulunuyor. Yani, şeker sektöründe canlı bir müzedir.

Küba Tirinidad

1816 yılında inşa edilen ünlü Manaca-Iznaga kulesi, 7 katlı kule, 45 metre yüksekliğindedir ve bir zamanlar şeker çalışma yerlerinde, mesai saatleri başlangıç ve sonunu işaret etmek üzere kullanılmıştır. Şeker kamışı tarlalarının her tarafından görülebilmektedir. Kendinize güvenirseniz çan kulesine tırmanabilir ve çevrenin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz.

Küba Tirinidad

Evet,

Bölgenin bahçesi, beyaz boyalı, dökme demir çitlerle ayrılmış, dört küçük bahçeden oluşur. Ayrıca, iki bronz heykel, dik yürüyüş yolları, çeşmeler göreceksiniz. Evet, 1790 yılında, burada 56 şeker fabrikası çalışıyormuş ve bu fabrikalarda 12 bin köle bulunuyormuş. Köleler, Afrikalı gelenekleri, şarkıları, dansları ve dinlerini de beraberlerinde getirmişler ve Küba’nın kültürüne zengin katkıda bulunmuşlardır. 19’ncu yüzyılın başında ise, isyan etmişler ve bu kez Fransız yetiştiriciler, buradan kaçmışlar.

Vadi: 70 yıldan daha uzun zamandır, şeker fabrikalarıyla, şekerin önemini ve Küba ekonomisine etkisini hissettirmektedir.

Küba Tirinidad

Ayrıca: sömürge dönemi yapıları, bu şehirde, günümüze kadar korunarak gelebilmiştir. Bir zamanların zenginlerinin konakları, günümüzde müze, sanat galerileri, dükkanlar ve restoranlar olarak kullanılmaktadır. Şehir gezinizi, yürüyerek veya at arabası ile yapabilirsiniz.

Eski şehir, genellikle Plaza Mayor meydanı çevresinde yoğunlaşmaktadır.

Küba Tirinidad

PLAZA MAYOR MEYDANI

Burada: sömürge döneminden kalma binalar görülüyor. Ayrıca: bir kilise var. Bunun hemen yanında: Museo Romantico bulunuyor. Şehrin merkezi olan burası, 1988 yılında, UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.

Bu bölgedeki evler: kırmızı, pişmiş toprakla yapılmış, ahşap kirişlerle duvarları dışına desteklenen kiremitli çatıları bulunmaktadır. Evlerin dış cepheleri, pastel renkli boyalarla boyanmış, alçı detaylar yapılmıştır.

MUSEO ROMANTİCO VE MUSEO DE ARQUEOLOGİA

Yine, bir müze: Museo de Arqueologia görülüyor. Bu müzede: daha çok, bu bölgede sömürge dönemlerinde yaşamış kabile toplumları ve kölelerin kemikleri ve doldurulmuş hayvanlar sergileniyor. Ayrıca: dekoratif mobilya, porselen, cam ve resimler sergileniyor. Müze binası, 1830 yılında inşa edilmiştir. Conde de Brunet ailesine aittir.

MUSEO DE ARQUİTECTURA-COLONİAL MİMARLİK MÜZESİ

Yine meydanda bulunan Museo de Arquitectura Colonial müzesinde ise: sömürge döneminde, buradaki evlerde kalanların kullandıkları çeşitli eşyalar sergileniyor. Müzede: mimari dekorasyon koleksiyonları var. Bunlar arasında görebilecekleriniz: kilitler, pencereler, ızgaralar, kapı kolları, kapılar. Müze binası: 18’nci yüzyılda yapılmıştır ve Sanchez Iznaga adlı kişinin ikametgahı olarak düzenlenmiştir.

Plaza Mayor meydanının hemen kuzeyindeki bölümde yine bir müze var.

Küba Tirinidad
Küba Tirinidad

IGLESİA CONVENTO DE SAN FRANCİSCO-MUSEO NACİONAL DE LUCHA CONTRA BANDİDOS

Burası: Museo Nacional de Lucha Contra Bandidos müzesidir. Müze: eski bir manastır yapısındadır. Manastır yapısı: 1813 yılında, Fransisken rahipler tarafından inşa edilmiş ve 1895 yılında İspanyol askerleri için, bir garnizon yapılmıştır. Kilisenin yalnızca çan kulesi ayakta kalmış, kalan kısmı büyük hasar görerek, 1920 yılında yıkılmıştır.
1961-1969 yılları arasında, dağlarda saklanan Amerikan destekli karşı devrimcilere karşı yapılan mücadelenin fotoğrafları sergileniyor. Manastırın kulesinden, şehrin görüntüsü muhteşem, çıkabilirsiniz.

Plaza Mayor meydanının güneyinde ise: Calle Simon Bolivar bölgesi üzerinde, Palacio Centero yapısı görülmektedir.

Küba Tirinidad

 

PALACİO CENTERO-BELEDİYE MÜZESİ

Simon Bolivar caddesi üzerindedir. Şehir merkezindeki en etkileyici evdir.
Yapı: 1831 yılında: Don Pedro Jose Iznaga Borrel adlı zengin işadamının ikametgahı olarak yapılmıştır. Borrel ailesine ait iken, Cantero tarafından satın alınmıştır.
Şehrin en ilginç müzesidir. 1980 yılından bu yana, müze salonlarında bölgenin olağanüstü tarih koleksiyonları sergilenmektedir. Bunlar arasında görebilecekleriniz: yerli kültürleri, mobilya, köle ticareti dönemi objeleri, sanat eserleri, silahlar, bağımsızlık savaşı dönemleri objeleri, arkeolojik eserler.

Yine, bu bölgede yani güneyde: çeşitli el sanatlarını satan şehirlilerin bulunduğu, iki sokak var ve burayı da ziyaret etmenizi öneririm. Özellikle: sofra örtüleri ve nevresimler bulup satın alabilirsiniz.

Canlı müzik dinlemek isterseniz, Casa de la Musica denilen yere gitmeniz gerekiyor.

CASAS DE LA MUSİCA

Burada, açık havada, küçük bir platform üzerinde, guruplar, özellikle geceleri müzik ziyafeti çekiyorlar. Genellikle: salsa müziği ve müziğin diğer tüm ritimlerini, burada hissedebilirsiniz. Küba’nın en işlek dans pistlerinden biridir.

Evet, Tirinidad şehri, gerçekten muhteşem sömürge dönemi yapıları barındıran bir şehir. Bu şehirde, sokak ve caddelere girip, kaybolabilirsiniz ve bu arada, gerçekten muhteşem güzel ve ilginizi çekebilecek yapılar görebilirsiniz.

Son olarak: şehrin harika bir görüntüsünü görmek isterseniz: arkadaki tepeye tırmanmalısınız. Tepeye ulaşmak için, Plaza Mayor bölümünün kuzeybatısından yürümeye devam edin ve yokuş yukarı yürürken, yoksul mahallelerden geçeceksiniz. Burada: yörenin çocukları tarafından, sizden çeşitli yardımlar ve özellikle para istenebilir. Gündüzleri buralar her ne kadar güvenli olsa da, akşam saatlerinde kesinlikle gitmemelisiniz. Tepenin üst kısmında, bir mağarada, bir diskotek bulunuyor. Şehrin gençleri, buraya gidiyor ve müzik ağırlıklı partilere katılıyorlar. Eğlenceler, özellikle, akşam saat: 11.00’de başlıyor. Giriş ücreti: 1 Amerikan doları.

Şehir çevresinde görmenizi önereceğim bir yer olarak:

Küba Tirinidad

PLAYA ANCON

Bu bölgede: güzel plajlar var. Kent merkezine, 8 km uzaklıktadır ve yaklaşık 5-10 dakika yolculuk gerekir, taksi ile veya minibüs ile gitmeniz gerekiyor. Ücret: 2 CUC. Taksi ile gitmek isterseniz, 19 CUC vermeniz gerekir.
Bu yarımadada, büyük bir plaj ve otel bulunuyor. Adanın, ender güzel yerlerinden biridir. Ancak, özellikle akşamları, muhteşem bir sivrisinek saldırısı oluyor ve gerçekten rahatsız edicidir.

Yarımadanın güneyinde, küçük bir balıkçı köyü var. Bu köyün sahilinde, çok sayıda kuş bulunuyor. Yarımada, genel olarak tüplü dalış ve şnolkerle dalış için muhteşem güzel imkanlar sunuyor.

Ayrıca: Escambray dağlarında yine muhteşem doğal güzellikler, ziyaretçileri bekliyor. Bunlar arasında: şelaleler, yürüyüş yolları görülüyor. Ayrıca: burada Şeker Fabrikaları vadisi de ilgi çekiyor.

TOPES DE COLLANTES

Burası, hemen şehir merkezinin dışında, şelaleleri ile öne çıkan bir doğal güzelliktir. Milli park statüsündedir. Şehir merkezine 5 km. uzaklıktadır.
Buraya günlük turlar ile ulaşabilirsiniz.

CASİLDA

Burası, şehrin koy bölümünde, özellikle şnolkerle dalış meraklılarını çeker.

ANCON BEACH

Beyaz kum plajı, 1959 yılındaki devrimden sonra geliştirilmiştir. Ancon yarımadası boyunca, üç otel bulunmaktadır.

CAYO İGUANA

Şehir kıyısından, 20 mil kuzeydedir. Muhteşem güzellikler sunmaktadır. Katamaran turu ile buraya gidebilirsiniz.