Amerika Tarih

Amerika Tarih

Amerika Tarih:

Amerika tarihi denilince, ilk önce, elbette “yerliler” akla gelir. Çünkü, yerliler bu ülkede: 25 bin, beklide mamutlar ve bizonlar, günümüzde bataklık olan “Bering Boğazı” üzerinde, yeni otlaklar bulmak üzere “Sibirya” dan ayrıldığından beri, neredeyse 40 bin yıldır atalarının avcı ve balıkçı göçmen olarak günümüzdeki Alaska’dan tüm ülkenin içlerine yayıldıkları zamanlara kadar, buradalar.

Amerika kıtasına: ilk gelen ve yerlilerin ataları olan avcı ve balıkçı göçmenler; yüzyıllar süresinde, Pasifik kıyılarına ve kıtanın içlerine ilerlediler. MÖ.500 ve MS.500 yılları arasında: Hopiler ve Zunniler: New Meksiko ve Arizona bölgelerinde, kerpiç duvarlı evlerin bulunduğu köyler kurdular ve tarım yaptılar.

1500’lü yıllara gelindiğinde ise, Rock Mountains (Kayalık dağlar) ve Mississipi Nehri ormanları arasında dolaşan “ova yerlileri” görülür. Doğu bölgelerinde yaşayan yerliler: kabak, mısır, fasulye, tütün eken ve yetiştiren yetenekli çiftçiler olarak gündeme gelirler.

Evet: Amerika kıtasındaki bu yaşam tarzı devam ederken: kıtaya dışarıdan girenler olur. Tarihçilere göre: Grönland bölgesinde yaşayan Eskimolar: 1001-1015 yılları arasında kıtaya ayak basarlar ama iz bırakmadan tekrar kaybolurlar.

Diğer tarihi kayıtlara göre, kıtaya ilk gelen yabancı: 6’ncı yüzyılda yaşamış bir İrlandalı olan rahip St. Brendan’dır.

11 Ekim 1492 tarihinde, Cenovalı gemici Kristof Kolomb: Miami sahillerinden yalnızca 380 km. uzakta bulunan “Bahamalar” da bir adayı görür.

Evet, bundan tam 5 yıl sonra: bir başka Cenovalı denizci John Cabot: Kral VII Henry adına, yeni kıtaya ayak basar.

Ama: kıtanın ismi; üçüncü İtalyan kaşif olan “Americo Vespucci” den gelir.

1513 yılında

Amerika Tarih: İspanyol kaşif Juan Ponce de Leon: “Edebi Gençlik Çeşmesi” ni ararken, kıta ile Avrupa’nın ilk bağlantısını gerçekleştirir. Kendisi: Florida sahillerini bulmuştur.

1565 yılında: İspanyollar, Kuzey Amerika’daki ilk daimi yerleşim yeri olan “St Augustine” de bir kale yaparlar. İspanyollar, bu keşifleri sırasında: ülkenin diğer bazı yerlerine de ulaşırlar ki, buralar: New Meksixo, Texas, Missisipi Nehri’dir. Ancak: yine İspanyollar, yeni kıtaya: cesaret, vahşet ve medeniyetin karşı konulmaz bütünlüğünü getirirler.

Yerliler: bu keşifler sırasında, yeni gelen yabancılara yenilirler. Çünkü: yabancılar birliklerinde, Avrupa hastalıkları getirmişler ve silah üstünlüğü gücünü ortaya koymuşlardır. Ancak, yerlilerin, kendi aralarında birleşememeleri de yenilmelerinin en başlıca sebebidir.

Çünkü, her kabile, diğer kabileyi, potansiyel düşman olarak görüyordu. Avrupalılar: müttefikleri yerliler için “Tanrı tarafından gönderilenler” olarak görülüyorlardı.

Derken, 1607 yılında İngilizler, Amerika’yı kolonileştirirler. Jamestown; Virginia’da ilk yerleşim yerini kurar.

11 Kasım 1620 tarihinde: “Mayflower” bölgesindeki bir kısım ayrılıkçı: Massachusetts’e gelirler. Burada: kıtaya dışarıdan gelen göçmenler tarafından hazırlanmış önemli bir anlaşma, çoğunluk tarafından kabul edilir. Mayflower isimli bu anlaşma: kanunlara karşı herkesin uyması gerektiğini belirtmektedir ve Amerikan demokrasisinin ilk tohumları bu anlaşma ile atılır.

Göçmenler: Plymouth körfezinde: yerlilerden: balık avlamayı ve mısır yetiştirmeyi öğrenirler. Ancak, yörede yaşanan ilk sert kış mevsiminde: bu göçmenlerin yarısı ölür. Ancak, ardından Ekim dönemindeki verimli bir hasat: kalan göçmenler için umut kaynağı olur. Yerliler ve kalan göçmenler: yabani hindi ve su kuşundan oluşan, 3 gün süreli bir ziyafet vererek kutlamalarda bulunurlar. Bu kutlamalar: “İlk Şükran Günü” olarak bilinir.

1630-1646 yılları arasında

Amerika Tarih: Pek çok gurup: yeni şehir oluşturmak için, New England bölgesine giderler. Burada, yerel düzenlemeler kararlaştırılır ve toprak sahipleri, şehir toplantılarında memur olarak seçilirler.

Ancak, zamanla aralarında çatışmalar çıkar. Daha batıda: Rhode Island ve Connecticut bölgelerindeki yeni topluluk kurma girişimleri başarılı olur. Böylece, yeni kıta Amerika hareketlenmeye başlar.

1626 yılında: Manhattan yerlileri: adalarını, Hollanda Batı Hindistan Kumpanyasına: 24 dolarlık boncuklar karşılığında satarlar. Böylece, yeni ada: New Amsterdam adı ile: klasik bir denizci kenti haline gelir.

Yeni kentte: meyhaneler, kaçakçılar ve aylaklar ortaya çıkar. Bunun üzerine: ruhban sınıfı ve halk, geceleri Manhattan bölgesinde dolaşmayı güvenli bulmazlar. Evet, Hollandalılar Manhattan bölgesine rağmen, enerjilerini “Doğu Hindistan” bölgesinde yoğunlaştırdıklarından, buraya gereken önemi vermezler.

Ancak, akıllı New England’lılar: kıta içinde yayılmaya devam ederler, Westchester ve Long Island bölgelerine doğru aşağılara inerler. 1664 yılında: İngiliz filosu ile, Hollandalı vali Peter Stuyvesant arasında: New Amsterdam bölgesinin, New York olması kabul edilir. Bölge, Hollandalılar tarafından terk edilir, yalnızca Rooseveltlerin de bulunduğu birkaç Hollandalı aile, bölgede kalırlar.

Bu sırada: 1608 yılından beri, Mississipi nehri üzerinde kunduz postu ticareti yapan Fransızlar, keşif seferleriyle bu kürk ticaretin geliştirirler. 1682 yılında, Fransızlar Louisina şehrini kurarlar.

Aynı yıl: William Penn: Philadelphia bölgesinde bir koloni kurar. Londralı bu şahıs: eyaletini serbest ticaret ve hoşgörü limanı haline getirir. Böylece: bölgede bulunan İsveçli, Finlandiyalı ve Hollandalılara: İngiltere, Fransa ve Almanya’dan gelen göçmenler katılır. Böylece: Amerika kıtasında etnik birliktelik, yaşam başlamış olur.

18’nci yüzyıl ortalarına gelindiğinde

Amerika Tarih: İngiltere, büyük oranda güç kazandığından, Londra hükümeti: Amerikan kolonilerinden savunma ve korumaya katkı sağlamalarını ister. Koloniler, dış ilişkilerde Londra hükümetinin otoritesini kabul etmekte olsalar da, İngilizlerle aynı haklara sahip olacakları düşüncesiyle bunu kabul ederler.

1764-1767 yılları arasında getirilen bir kısım özel vergileri ve gümrükleri gördüklerinde, İngiliz olmadıklarını, İngiliz sayılmadıklarını anlarlar. Bu günlerde, Güney Carolina lideri Chistopher Gadsden: “New Englandlı, New Yorklu değil, hepimiz Amerikalıyız” diyerek, kaçınılmaz sonucu belirler.

New York, Charleston ve Boston’da kurulan ve “Özgür çocuklar” olarak isimlendirilen guruplar: İngiliz kraliyet vergi toplayıcılarına saldırırlar ve çatışma çıkar. Boston’da: propagandacı ve tahrikçi olarak bilinen Samuel Adams: sevilmeyen memurların asıldığı bir karaağaç olan “Özgürlük Ağacı” çevresinde danslar başlatır. Hoşnutsuzluk tüm kıtada yapılmaya başladığında, İngilizler, Boston’a 2 alay asker gönderirler.

Mart 1770 tarihinde: kalabalık, Boston Gümrük Binasının önündeki korumaları, kartopu yağmuruna tutar. Saldırılan şiddetlenir ve İngilizler ateş ederek, 4 Bostonluyu öldürürler.

Gümrüklerin çoğu kaldırılır ve bunu 3 yıllık bir huzur dönemi izler. Fakat: çay üzerindeki gümrük kalmıştır. Birçok yerde boykotlar düzenlenirken: Sam Adams’ın Özgür Çocukları: Boston Limanındaki 3 İngiliz gemisine binerler ve kargoları denize atarlar. 1773 yılındaki bu olay: yani tarihi “Boston Çay Partisi” duyulunca, İngiliz kralı III. George şunları söyler “Koloniler ya boyun eğmeli ya zafer kazanmalı”

İngiltere baskıcı önlemlerini arttırır ve bunun üzerine Amerikan kolonileri muhalefeti organize etmek için: Eylül 1774 tarihinde, Philadelphia’da ilk “Kıta Kongresi” ni düzenler.

Massachusett bir sefer daha öncülük ederek “Bağımsız bir devlet” olduğunu ilan eder ve her türlü İngiliz müdahalesine karşı, silah ve cephaneyle direnme için hazırlıklara başlarlar. İngilizler bunun üzerine Boston bölgesine 12 bin asker gönderirler. Nisan 1775 tarihinde: isyancılarla anlaşmak üzere temsilciler seçilir.

Bu arada: vatanseverlerin habercisi Paul Revere: İngilizlerin Concord bölgesine ilerlediğini haber vermek için “Middlesex” kasabalarından ve tarlalarından geçer. İlk direniş: Lexington bölgesinde başlar ve savaşa hazır çiftçiler: İngiliz askerleriyle Concord’daki köprüde karşılaşırlar ve bütün dünyada yankı uyandıran çatışma başlar.

Evet bu savaşta

Virginialı George Washington başkomutan olarak görev yapar. Yeni kurulan kıta ordusu Bunker Hill’deki ilk meydan savaşında: 2200 askerin 1000 kadarı şehit olur ve bu büyük kayıplar sonucunda, İngilizler zafer kazanırlar.

Ancak: İkinci kıta kongresinde de, bağımsızlık istenmesine rağmen, bir kısım kolonistler, İngilizlerle irtibatın koparılmamasından yanadırlar. Ancak, bu sırada, Boston’un İngilizler tarafından boşaltılması, bağımsızlık yanlılarını bir araya getirir. 4 Temmuz 1776 tarihinde: Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin amacının “Yaşam, özgürlük ve huzurun sağlanması” olduğunu ilan eden “Bağımsızlık Bildirgesi” imzalanır.

Ancak, savaş ve çatışmalar 7 yıl daha süregelir. Daha sonra Amerikalılar tarlalarına geri dönerler. İngilizler, Ağustos 1776 tarihinde yapılan “Long Island” savaşından sonra, New York bölgesinin kontrolünü ellerinden bırakmazlar. Eylül 1777 tarihinde, Philadelphia İngilizler tarafından ele geçirilir.

Bunun üzerine, Amerikalılar, Fransızlarla yeni bir stratejik ortaklığa girerler. İngilizler zaferler kazanarak Atlantik kıyılarını kontrolleri altına alırlar. Amerikan askerleri ise, yolları üzerindeki İngiliz karakollarını düşürerek, Kuzeye, Virginia bölgesine doğru ilerlerler. Fransız destekli Amerikan askerleri, burada 15 bin askerli İngiliz ordusunu yenerler ve Lord Cornwallis’in İngiliz askerleri teslim olurlar.

Benjamin Franklin tarafından sürdürülen 2 yıllık barış görüşmelerinden sonra, 2 Eylül 1783 tarihinde “Paris Anlaşması” imzalanarak savaş bitirilir.

New York, yeni Amerika Birleşik Devletlerinin ilk başkentidir.

George Washington: 30 Nisan 1789 tarihinde, Wall Street’e bakan bir balkonda: törenle başkanlık görevini devralır. 1790 tarihinde yapılan ilk nüfus sayımında: yaklaşık 4 milyon olan nüfusun 700 bin kişilik bölümünün, siyah kölelerden oluştuğu görülür. Bunun üzerine, bütün kölelerin azat edilmesine karar verilir.

1800 yılına gelindiğinde, Jefferson başkan seçilir. Ertesi yıl, yeni başkent olarak “Washington” şehri seçilir. 1812-1814 yılları arasındaki iki yıllık süreçte, İngilizler ile yeniden savaş çıkar. Amerikalılar, Kanada ülkesine girerek yerli kabilelerinden “Şavni” kabilesinin reisini öldürürler, binaları yakarlar ve kasabaları kuşatırlar. Bunun üzerine, İngilizler, misilleme yaparlar, Washington şehrine saldırıp, Beyaz Saray’ı ateşe verirler.

General Andrew Jackson: yerliler ve İngilizler ile yapılan çatışmalarda, yaptığı korkunç saldırılar ile ün kazanır. Başkan James Monroe: Avrupalıları, Kuzey ve Güney Amerika’dan, ellerini çekme konusunda yaptığı uyarı ile dikkat çeker.

Jackson dönemi: 1829-1840 yılları arasında devam eder. Jackson, Amerikan sınırlarını batıya doğru iter. Amerika’nın Pasifik’e yönelişi, ulusun “kaderinin ilanı” olarak kabul edilir. Diğer bir kısım Amerikalı ise, sınırların dışına Meksika ve Texas topraklarına göç ederler. 1845 yılında, Texas bağımsız bir eyalet olarak, Birleşik Devletlere katılır.

1848 yılına gelindiğinde

Amerika Tarih;

Sert ve yayılmacı Başkan James Polk: Meksika’ya savaş açar ve sonunda: California, Utah, Nevada ve Arizona’nın bir bölümü ve New Mexico, Wyoming ve Colorado bölgelerini kazanır. Tüm bunlar için, Amerikalılar toplam 15 milyon dolar para öderler.

Batı’ya doğru genişleme dönemi bitince, büyüyen kölelik sorunu gündeme gelir. Köleler: Güney Eyaletlerinde, nüfusun % 40’nı oluşturmaktadırlar. Güney bölgelerinde, pamuk tarlalarında köleler çalıştırılmaktadır.

Ancak, zamanla kölelerin masrafı, pamuktan elde edilen geliri aşmaya başlamıştır. Güney Caroline ve Virginia bölgelerinde isyanlar çıktığında, acımasız baskılar ve sokağa çıkma yasakları uygulanmaya başlanır. Köle sahipleri gece-gündüz devriyeler düzenlediler ve kölelerin okuma-yazma öğrenmeleri yasaklandı.

1840 yılına gelindiğinde, Kuzeyde köleliğin kaldırılmasını destekleyenlerin sayısı hızla arttı. 1850 yılına gelindiğinde, köle Eyaletleri: federal hükümetin müdahalesi olmadan iç işlerinde karar alma yetkisinde ısrar ediyorlardı.

1854 tarihide, kölelik karşıtı “Cumhuriyetçi Parti” kuruldu. 1860 yılında, Başkanlık seçimleri, Kuzeyle birlik tutuldu. Abraham Lincoln, başkan seçildi.

1861 yılında: Amerikan Konfederasyon Devletleri, Jefferson Davis’i kendi başkanları olarak seçtiler. 12 Nisan 1861 tarihinde: Güney Carolina askerleri, Birleşik Devletlerin Fort Sumter askeri üssüne ateş açmaları üzerine, iç savaş başladı.

Savaş yaklaşık 4 yıl sürdü. Amerikalıların Amerikalılara karşı olan bu savaşında: binlerce insan öldü.

Zaferi Kuzey kazandı. Savaş sonunda: Kuzey zenginleşti ve yeni bir sınıf doğdu. Takip eden 10 yılda, binlerce göçmen Kuzeye aktı. Kölelik bitirilmesine rağmen, azat edilen köleler, yine de Güneyin aşağılayıcı siyah kanunları ile karşı karşıya kaldılar.

1914 yılına gelindiğinde

Amerika’nın, dünyanın önde gelen endüstri devlerinden bir olduğu görülür. Demiryolları, kömür, demir, petrol ve pek çok tarımsal kaynak: dünyanın daha önce tanık olmadığı bir zenginlik getirmiştir.

Nüfus: 1860 yılından 1920 yılına kadar, 31 milyondan 106 milyona yükselmiştir. Çünkü: birçok Avrupalı, Amerika’ya göçmüştür.

1867 yılında, Amerika, Alaska’yı Rusya’dan satın alır. Hawai’yi topraklarına katar. Eski uluslar, Avrupa sahnesinde savaşırken, Amerika dünya sahnesi için hazırdı. Müttefiklere, Almanlara karşı kazanılan zaferde yardım eden Amerika, daha sonra uluslar arası barış ve mağlup devletlere karşı hoşgörülü tavrı ile dikkati çeker.

1920’li yıllar, güzel günlerin geri dönüşüydü. Caz, radyo, sessiz filimler ve on yılın sonunda sayıları 26 milyona ulaşan arabalar.

Büyük şehirlerin, göçmenler nedeniyle büyümesi ve genişlemesi, Amerika’nın eski kırsal ve küçük kasaba prensibini tehdit etmeye başlamıştı. 1929-1932 yılları arasındaki büyük ekonomik bunalım döneminde, binlerce banka kapandı.

1933 yılına gelindiğinde, nüfusun üçte biri işsizdi. Meyve, sebze ve hububat bol iken, insanlar aç kaldılar. Kömür yığınları tepeleme büyümüş iken, insanlar ısınamıyorlardı. Amerika, organizasyon ve refah meziyetlerinde yenilgiye uğramıştı.

1940 yılına gelindiğinde, Hitler’in Avrupa’daki hamleleri, tarafsız kalmayı yeğleyen Amerika’nın bu tarafsızlık düşüncesini yeniden yargılamasına neden oldu. Kongre, Birleşik Devletler Ordusu ve müttefiklere yardım için 37 milyon dolar ödenek ayırdı. Japonların 7 Aralık 1941 tarihindeki “Pearl Harbor” saldırısı, tarafsızlık konusundaki tüm düşünceleri sona erdirdi.

Birleşik Devletler: Almanya ve Japonya’ya karşı yapılan savaşta müttefiklerine esirgemeden insan gücü ve para desteği verdi. Yaşam standartları, savaş süresince hep yüksek kaldı.

Amerika Tarih:

Nisan 1945 tarihinde, Roosvelt ölünce, yeni başkan olarak Harry Truman seçildi ve Japonya’ya karşı, savaşı bitiren atom bombasının atılması kararını, Truman vermek zorunda kaldı.

1960 yılına gelindiğinde, Martin Luther King liderliğindeki Afro-Amerikalılar: sonunda kendilerine yüz yıl önce vaat edilen özgürlüklerini, yasalarla garanti altına aldılar. Aya gidilmesiyle, yaşam yeni bir boyut kazandı. Bundan sonra, Amerika için, hayalleri gerçekleştirmek esas düşünce oldu.

Amerika New York şehri tarihi hakkındaki yazım için New York Tarih

Amerika New York şehri genel özellikleri hakkındaki yazım için New york Genel

Küba Ne yenir-Ne içilir

Küba Ne yenir-Ne içilir

Küba’da, yerel lezzetler olarak, büyük bir kültür söz konusu değil. Yani: adada yerel lezzetlerden tatmak istiyorum dediğinizde, çok alternatif bulamayacaksınız. Adada, bir zamanlar sömürge dönemi olarak kullanıldığında ortaya çıkan: İspanyol ve Afrika mutfaklarının bir karışımı, kaynaşmasından oluşan “Criollo” mutfak kültürü egemendir.

Kübalılar: öğle yemeklerinde, yalnızca bir sandviç yemeyi tercih ederler veya bir sandviç ile öğle yemeğini geçiştirirler demek daha doğru olabilir.

Bunun dışında, adadaki birçok restoranda: ana öğünlerde, yalnızca “tavuk” veya “domuz” eti ağırlıklı yemekler görülür. Et yemekleri: hafif soslar ile yavaş yavaş pişirilerek servis edilir. Sarımsak, kimyon, kekik ve defne yaprağı ve baskın baharat kullanılır.

Bunların yanında: geleneksel Küba yiyeceklerinin başında: muz, baklagiller, siyah fasulye, patates kızartması veya pirinç pilavı servis edilir. Ancak: genel olarak bilmek isterseniz, Küba yemekleri maalesef pek lezzetli değildir. Ananas ve muz yemekten bıkabilirsiniz. Hatta, tur sonunda, bu nedenle kilo bile vermeniz mümkündür.

Küba Ne yenir-Ne içilir Nerede Yenir

NEREDE YENİR

Adadaki restoranlar, devlet işletmesidir. Bunlardan: turistler için olanlar, genellikle iyi kaliteli yemekler sunarlar. Kübalılar için olanlar ise, daha kısıtlı yemek menülerine sahiptirler. Bunun dışında bazı yerlerde, evlerde işletilen bir tür restoranlar da bulunmaktadır ki buralar, gelen herkese, yerli-yabancı demeden hizmet verirler.

Bu tür ev restoranları, bir süre gizli hizmet vermiş olmasına rağmen, 1996 yılında çıkarılan bir kanun ile, yasal hale getirilmişlerdir. Bu ev tipi restoranlarda, kaliteli yemek bulma şansı yüksek.

Havana şehrinde “La Fontana Restoran”, en dikkat çekici ızgara restoranlarından birisidir. Buradaki nefis yemekler ile, Küba mutfağının lezzetini hissedebilirsiniz. Özellikle: kömür üzerinde, ızgarada pişirilen ahtapot yemeniz önerilir. Hatta: sarımsaklı deniz salyangozu ve yanında çok yıl bekletilmiş rom düşünebilirsiniz. Böyle bir yemeğin, kişi başına maliyesi, 25-30 Amerikan doları civarında olmaktadır.

Küba Ne yenir-Ne içilir

NE YENİR

Büyük oteller ve turizm tesislerinde, gün kahvaltı ile başlar. Otellerin açık büfe kahvaltı menüsünde: peynir çeşitleri, et ve krep, taze meyve suları, taze meyve ve meyve salatası bulabilirsiniz. Hatta: bazı otellerde omlet bile bulabilirsiniz.

Öğle ve akşam yemeklerinde ise: yemekler, Küba mutfağından çok, dünya mutfağına yönelik olarak hazırlanıp, açık büfede sunulmaktadır. Yemek seçenekleri arasında bulunanlar: pasta, balık çeşitleri, salata, muz, karpuz, et ve makarna olabilir.

Küba mutfağının başlıca yemekleri: baklagillerden oluşmaktadır. Bunlar arasında öne çıkanlar: siyah fasulye ve adanın doğu bölgelerine özgü barbunya (congri) gelmektedir. Et yemeği isterseniz: bunlar rosto şeklinde sunuluyor ve arzunuza göre “tavuk rostosu” (polo asado) veya “domuz rostosu” (cerdo asado) olabilir.

Balık yemekleri: genel olarak “pescado” ismiyle bilinir. Balıklar, genellikle ızgarada pişirilerek servis edilir. Hatta, bazı restoranlarda, yüksek ücret ödeyerek, ıstakoz bile yiyebilirsiniz.

Tatlı düşünürseniz: “pasta de guayaba con queso” ve bir tür dondurma olan “coppelia” düşünebilirsiniz. Ama, tatlı dedim de, özellikle Havana şehrinde, Habana Libre karşısında “Coppelia Dondurma Salonu” denilen yeri mutlaka bulun ve burada dondurma yemelisiniz. Aslında, dondurma almak için bir süre kuyruk beklemeniz gerekiyor ama turistler için ayrı kuyruk oluşturuluyor ve Kübalılar kadar uzun süre beklemeniz gerekmiyor.

Küba Ne yenir-Ne içilir

NE İÇİLİR

Adanın milli içkisi: şeker kamışı suyu ve melastan elde edilen “rom” dur. Özellikle, yıllanmış rom (ağuardiente): yüksek alkol oranı ile önem kazanmaktadır. Genellikle, 5-7 yıl bekletilen romlar, sek olarak veya buz ile servis edilir ve içilir. Şeker kamışının, birkaç kez, preslerden geçirilerek elde edilen suyunu da, yer yer ikram ediyorlar, ama tadı pek hoşunuza gitmeyebilir.
Adada, alkolsüz içecek tatmak isterseniz: saf şeker kamışı suyu (guarapo) ve seyyar satıcılar tarafından satılan, kağıt külahlardaki, aromalı su buzu (granizado) deneyebilirsiniz.

Bunun dışında, elbette bu ülkede, kahve içmek gerekir. Çünkü: kahve, adanın başlıca ihraç mallarından biridir. Kahve çeşitleri olarak: kafe, aşırı miktarda şekerle içilir. Cafe ameracano ise, büyük kupalarda servis edilen, daha az sert kahvedir. Adada, az ölçüde krema eklenmiş bir kahveyi gayet rahatlıkla ve büyük bir keyifle içebilirsiniz.

Küba Eğlence-Gece hayatı

Küba Eğlence-Gece hayatı

Adadaki tatil beldelerinde, gece hayatı, otellerin çevrelerinde yoğunlaşmaktadır. Ancak: devrinden sonra kültür etkinliklerinin devlet kontrolü altına alınması, adadaki eğlence hayatını etkilemiştir.

Kübalılar, canlı müziği çok severler. Ama, canlı müzik dinlemek için, illa ki bir eğlence mekanına gitmenize gerek yoktur. Adanın her yerinde, guruplarıyla birlikte dolaşan ve açık alanlarda canlı müzik yapan topluluklar görebilirsiniz. Havana, Trinidat ve Santiago şehri sokaklarında gezerken, canlı müzik eşliğinde yapılan bir partiye veya eğlenceye rast gelebilirsiniz.

Geleneksel Küba müziğe çeşitleri: habanera, son, bolero, guaracha, guajira olarak isimlendirilmektedir. Her şehir ve kasabada, güzel ve eski bir bina veya meydanda, mutlaka, canlı müzik yapan topluluk görebilirsiniz. Özellikle, öğleden sonra ve akşamları, adada, müzik eksik olmaz.

Havana şehrinde salsanın yeri özeldir. Salsa tutkunları, Havana şehrinde ,birçok mekana giderek salsa tutkularını giderebilirler. Genellikle kulüplerde, seyirciler arasında ne kadar çok Kübalı varsa eğlenceler o kadar muhteşem olur. Havana şehrinde, özellikle “Tropicana Show” isimli kabareyi izlemelisiniz. Ücreti: 90 CUC.

Küba Eğlence-Gece hayatı

Adanın en önemli müzik kulüpleri olarak öne çıkanlar şunlardır

Havana şehrinde

Casa de la Musica, Casa de la Havana, Casa de la Trova. Şehirde, canlı müzik dinlemek isterseniz, ilaveten: La Zora el Cuervo denilen kulübe gidebilirsiniz. Hotel Haban Libre yakınlarında, sokak seviyesinin altındaki bu mini kulüpte, genellikle şaşırtıcı güzellikte caz müziği dinleyebilirsiniz.

Yine: “La Tropical” denilen kulüpte ise, yüzlerce insan bir araya gelir ve canlı müzik dinlerler. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, eğer “salsa” meraklısı iseniz, “Case de Musica de Centro Habana” denilen yeri tercih etmeniz gerekir.

Burada, her gece farklı salsa müzikleri ve gösterileri sergileniyor. Museo del Ron denilen yerde ise, hava güzel olduğunda, 50 civarında Kübalı müziksever, müzik gösterisi sunuyorlar. Burada, akşam yemeği de yemek isterseniz, 50 CUD ödemeniz gerekir.

Tirinidat şehrinde

Casa de la Musica, Casa de la Trova, Plaza Mayor yakınlarında, Escalinata.

Santiago şehrinde

Casa de las Tradiciones, Casa de la Trova.

Küba Eğlence-Gece hayatı Kabare Dansları

KABARE DANSLARI

Adada, turistlere yönelik olarak kabare şovları düzenlenmektedir. Bu şovlarda, ışıltılı tangalar giyen dansçı bayanlar, vücutlarının özel bölgelerini yaldızlı yıldızlarla kapatıp, hareketli dansları sergilemektedirler.

Her ne kadar, bu gösteriler komünizm felsefesine ters gelse de, günümüzde, en iyi kabare gösterileri: Havana ve Santiago şehirlerinde düzenlenmekte ve bu yolla, iyi para kazanmaktadırlar. Aslında, bu gösteriler, Küba standartlarına göre bir hayli pahalı da olsa, bence, bir gösteri izlemelisiniz.

Küba Eğlence-Gece hayatı Kabare Dansları

Özellikle, Havana şehrinde: Tropicana isimli kabare merkezi: 1938 yılında açılmış olması ve Küba ülkesinde kabarelerin ilk kraliçesi olarak değerlendirilmesiyle önem kazanmaktadır. Hatta: Nat King Cole gibi, dünyaca ünlü müzisyenler, bir zamanlar burada sahne almışlardır. Gösteride, 200 civarında dansçı ve 30 civarında çalgıcı eleman görev yapmaktadır.

Küba Eğlence-Gece hayatı Kabare Dansları

KAFETERYA-BARLAR

Küba’daki bar ve kafeteryalarda: Cohibo isimli ünlü Küba purosu tüttürebilir ve yanında yine buraya has “rom” içebilirsiniz. Kafelerde ise: mojito içmelisiniz. Ayrıca, elbette bu etkinliklerin yanında, geleneksel Küba müziği sunuluyor.

Havana şehrinde, özellikle gitmenizi önereceğim bar, ünlü yazar Hemingway’in de sık sık gittiği: La Bodeguita’dır. Bazı otellerinde güzel barları bulunmaktadır.
Santiago şehrinde, Hotel Casa Granda’nın, beşinci katında bulunan ve canlı müzik yapılan teras barından, şehrin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz.