Manisa Kula

Manisa Kula


Kula ile ilgili herhangi bir kurumsal kaynak incelendiğinde “Yanık ülke” gibi bir cümle karşınıza çıktığında elbette şaşıracaksınız. Ancak antik dönemde, buradaki volkanik dağ ve tepeler gayet bolmuş ve bunlar zaman zaman lavlar püskürterek, bulundukları bölgedeki doğayı yoğun olarak etkilemişler ve antik dönem insanları, bu durumu, bu bölgeyi “Yanık Ülke” olarak betimlemişler.

Evet, Kula, ilginç ve tarihi özellikleri yoğun olan bir yer. Buralara yakın geçerken mutlaka zaman ayırın ve Kula bölgesinin tarihi, doğal ve jeolojik güzelliklerini mutlaka görün diye öneriyorum.

Manisa Kula

ULAŞIM

Kula, bağlı bulunduğu Manisa il merkezine, 118 km uzaklıktadır. Kula-İzmir arasındaki uzaklık ise, 147 km. dir. Kula-İstanbul arasındaki uzaklık: 580 km. Kula-Ankara arasındaki uzaklık: 450 km. Kula-Balıkesir arasındaki uzaklık: 194 km. Kula-Aydın arasındaki uzaklık: 191 km. Kula-Kütahya arasındaki uzaklık: 188 km. Kula-Denizli arasındaki uzaklık: 120 km. Kula-Uşak arasındaki uzaklık: 75 km. dir.

Gerek arazi durumu ve gerekse topografik özellikler nedeniyle, bölgede ulaşım oldukça gelişmiştir. Yörenin en önemli transit yollarından olan İzmir-Ankara karayolu, buradan geçmektedir. İlginizi çekerse, otoyol boyunca, geniş volkanik alanları ve siyah lav tabakalarını uzaktan görebilirsiniz.

Manisa Kula

TARİHİ

Antik dönemde, yöredeki volkanik bölgeye “Katakekaumene” yani “Yanık, yanmış arazi” ismi verilmiştir. Bu isim: antik dönem yazarlarının eserlerinde görülmektedir. Özellikle: MS. 17 yılında, bölgede büyük bir deprem olduğu ve volkanik Katakekaumene bölgesini tamamen yok ettiği bilinmektedir.

Katakekaumene bölgesindeki: Maionia ve Kollyda şehirleri: Perslerin Suşa şehri ve Lidyalıların Sardeis şehri arasında uzanan ve dünyanın ilk ticaret yolu olarak kabul edilen “Kral Yolu” üzerindedir. Bölgenin diğer şehirleri ise: Thermai Theseos, Tabala ve Satala şehirleridir. Ayrıca, yine Gediz ırmağı kıyısında, çok sayıda antik yerleşim alanı kurulmuştur.

Bölge: 7 ile 11’nci yüzyıllar arasında Bizans idaresindedir. Bu dönemdeki ismi “Opsikion” dur. Daha sonraki süreçte, Germiyanoğulları Beyliği görülür. Süleyman Şah: kızı Devlet Hatun’u, Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt ile evlendirmiş ve çeyiz hediyesi olarak da, Kütahya-Tavşanlı-Simav ve Emet yörelerini, Osmanlılara vererek, kendisi Kula kasabasına çekilerek burayı Beyliğinin başkenti olarak ilan etmiştir.

1915 yılında, bölgede Yunan işgali görülür. 1922 yılında ise işgal sona erdirilir.
Peki, yörenin “Kula” isminin kaynağı nereden gelmektedir? Söylentilere göre: “ antik dönemde, Sardes bölgesi kralı Giges, hasta kızını iyileşeceğini umarak, burada yaptırdığı bir kuleye yaşamaya gönderir. Yerleşim, bu kulenin bulunduğu alanın çevresinde gelişir ve zamanla “kule” ismi değişerek, yöreye “kula” denildiği söylenmektedir.

GENEL

İlçe, Ege bölgesini İç Batı Anadolu bölgesine bağlayan İzmir-Ankara kara yolu üzerindedir. Bu durum, ilçenin gelişmesinde en büyük etkenlerden biridir.

Çevresi: tepelerle çevrili ve ortada çanak şeklindeki volkanik bir arazi üzerinde kurulmuştur.

Yörenin deniz seviyesinden yüksekliği: 720 metredir. İklim özellikleri bakımından, Akdeniz iklimi ve Karasal iklim özellikleri görülür ve bunlara bağlı olarak: genellikle yağışlı ve ılıman hava özellikleri hakimdir. Yani, Ege bölgesinde olmanıza rağmen, buranın soğuğu sizi üşütür.

Yöre insanı, ticaret konusunda oldukça başarılıdır. Hatta, Kulalıların ticarete çok yatkın olmaları, gerek ülke çapında ve gerekse çevredeki insanların da ilgisini çekmiştir. İlçe merkezindeki hiçbir alışveriş mekanında etiket göremezsiniz, her şey pazarlığa tabiidir.

Bölgenin en önemli akarsuyu: Gediz ırmağıdır. Irmak, ilçe merkezinin 12 km kuzeyinden geçer.

YUNUS EMRE ANMA ŞENLİKLERİ

Her yıl, Eylül ayının birinci haftası içinde, Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenmektedir.

BAĞDATLI SULTAN ALEVİ KÜLTÜRÜNÜ TANITMA VE KÜLTÜR ŞENLİKLERİ

Her yıl, Ekim ayının ikinci haftasında, Encekler Köyü Muhtarlığı tarafından düzenlenmektedir.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Kula ilçesine yolunuz düşerse: mutlaka “kula güveci” yemelisiniz. Kuzu eti, biber, tereyağı ve domates ile yapılan bu yöresel lezzeti, mutlaka tatmanızı öneririm. Bir de, kula şekerli pidesi tatmanızı öneriyorum. Çifte kavrulmuş tahin, toz şeker ve hamur ile yapılan pide, ilgi çekiyor. Son bir not, buraya yolunuz düşerse, mutlaka “höşmerim” yemelisiniz. Leblebi tatmayı da unutmayın sakın. Çünkü buranın leblebisi de çok meşhurdur.

NE SATIN ALINIR

Kula yöresindeki yöresel el sanatları hakkında sizlere kısa bilgi vermek istiyorum. Bu el sanatı ürünlerini, ilçe merkezinde özellikle Tarihi çarşıda bulup, satın alabilirsiniz. Bunlardan ayrıntılı olarak söz edeceğim, ama bunların hiçbirisi ilginizi çekmez ise, Kula yöresinden, yine buraya has ve özel “Kula battaniyesi” satın alabilirsiniz.

HALICILIK

Kula yöresinde, ilk halı örnekleri: 17’nci yüzyılda görülmektedir. 18 ve 19’ncu yüzyılda ise, yörede halıcılıkta en güzel örnekler verilmiştir. 19’ncu yüzyıldan sonra, halılarda, sentetik boya kullanılmaya başlanmış ve desenler yozlaşmıştır.
Yörede dokunan halılar, genellikle “seccade” tarzındadır. Ana renk: sarı ve mavi tonlarıdır. Halılar: desenlerine göre: Çubuklu, Manzaralı, Kömürcü gibi isimlerle anılır.

KEÇECİLİK

Keçecilik, Orta Asya’dan bu yana, Türk kültürünün vazgeçilmez geleneklerinden biridir. Keçeden: yaygı, kepenek ve koşum takımları yapılmış olsa da günümüzde, burada genellikle hediyelik eşyalara yönelik keçe üretimi, ilçe içinde birkaç atölyede sürdürülmektedir.

BAKIRCILIK

İlçe merkezinde, hediyelik ve süs eşyası olarak bakır kap üretimi sürdürülmektedir.

KONAKLAMA

Öğretmenevi Dört Eylül İlköğretim Okulu 236-8161257

GEZİLECEK YERLER

TARİHİ ÇARŞI

İlçe merkezinde, geleneksel el sanatlarının günümüzde de sürdürüldüğü bu tarihi çarşıyı mutlaka gezmelisiniz.

KULA EVLERİ

İlçe merkezinde, sivil Osmanlı mimarisinin, 18 ve 19’ncu yüzyıllara tarihlenen evleri, açık hava müzesi gibi görülmeye değerdir. Dar sokaklarda sıralanmış evlerde, genellikle ahşap malzemeler kullanılmıştır.

Kapı, pencere, tavan ve davlumbaz bölümlerinde, ahşap unsurlarda zarif işçilik örnekleri görebilirsiniz. Eski Türk evlerinden, Zebunlar konağı: Anemon otelleri tarafından butik olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir. Burası öyle güzel restore edilmiştir ki, misafirler yıllar öncesinin yaşamını hissedebiliyorlar.

KENAN EVREN ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Ülkemizin 7’nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ilçe merkezinde doğduğu ev: kamulaştırılmış ve Etnografya Müzesi olarak düzenlenerek ziyarete açılmıştır. Eski bir Rum evidir.
Kula Belediye Başkanlığı tarafından işletilmekte ve rezervasyon ile ziyaretçi alınmaktadır.

Manisa Kula Kurşunlu Camisi

KURŞUNLU CAMİSİ

1496 yılında, Saruhanoğullarından Seyfettin Hoca tarafından yaptırılmış; 1780 yılında onarım geçirmiştir. İlçe merkezinde, çarşı içinde, kendi ismi ile anılan meydanda, alçak bir duvarla çevrili avludadır. Mimari olarak, Selçuklu tarzı hakimdir. Yapıda: kesme taş ve tuğla kullanılmıştır. Özellikle, kalem işi süslemeler ilgi çekmektedir. Bu süslemelerin, 1780 yılından kaldığı düşünülmektedir.

MERYEM ANA KİLİSESİ

İlçe merkezinde, Rumlardan kalan 3 kilise olmasına rağmen, bunlardan 2 tanesi günümüze kadar ayakta gelebilmiştir. Meryem Ana kilisesi, Zaferiye mahallesindedir. 1837 yılında inşa edildiği bilinen kilise yapısı, günümüzde boş olarak bulunmaktadır. Dış duvarları sağlamdır ve restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.

Manisa Kula Tabduk Emre Türbesi

TABDUK EMRE TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı, Emre köyündedir. Türbe, mimari özellikleri bakımından, il merkezindeki Saruhanbey türbesiyle büyük benzerlik göstermektedir. Türbe kapısının hemen önünde, mezar taşında “balta” tasviri bulunan mezarın ise, ünlü “Yunus Emre” ye ait olduğuna inanılmaktadır.

Bu özelliği nedeniyle, türbe ve mezar her yıl yoğun ziyaretçi akımına sahne olmaktadır. Ancak, yine de Yunus Emre’nin nerede ve ne zaman öldüğü tam olarak bilinmemektedir.

Köyde, bu türbe dışında, yine eski dönemlere tarihlenen çeşme, hamam ve medrese kalıntıları görülmektedir.

Burada: Yunus Emre ile hocası Taptuk Emre arasında geçtiği söylenen bir diyalogdan söz etmek istiyorum. Yunus Emre: Taptuk Emre dergahında, kendisine verilen dergaha odun getirme hizmetini aksaksız yürütmektedir. Ama, her getirdiği odun “dümdüz” dür ve bu durum, Taptuk Emre’nin dikkatini çeker ve kendisine sorar.

-Yunus, hepsi böyle mi bu odunların, hepsi dümdüz” Yunus cevap verir.
-Hepsi öyle Sultanım.
-Hiç eğrisi yok mu.
-Yok Sultanım.
-Bunca yıldır, dağda hiç eğri oduna rastlamadın mı? Bu soru üzerine, Yunus şu anlamlı cevabı verir.
– Sultanım, biliniz ki, sizin kapınızdan, hiçbir eğrilik içeri giremez, hatta odun olsa bile……

PERİ BACALARI

Kula-Ankara kara yolu üzerindeki Gediz köprüsünden sapılarak, 18 km uzaklıktaki, Burgaz bölgesinde, Gediz ırmağının hemen üst kısmında: peri bacası görünümlü doğal oluşumlar var. Bunlar: tarihi süreç içinde, ısı, yağmur, rüzgar ve erozyon ile oluşmuştur. Gediz vadisi içinde, ilginç ve güzel bir görünüm var, mutlaka görmelisiniz.

Manisa Kula Divlit Yanardağı

DİVLİT YANARDAĞI

Burada, lav akıntılarını görebilirsiniz. Lavlar, vadi içindeki eski çökeltiler üzerinde akarak, kilometrelerce yol almışlardır. Üzerlerinde bitki örtüsü bulunmamaktadır. Bu nedenle: sert ve sivri şekillerinden dolayı, halk arasında “divlit” olarak isimlendirilerek, diğer volkanik yerlerden ayrılmıştır. Lavlar, yaklaşık 60 km. karelik bir alana yayılmıştır.

Koyu siyah renkleriyle ilgi çekmektedir. Bazı yerlerde, lav şelaleleri oluşturularak, vadilerin aşıldığı görülmekte ve bütün vadilerin girintilerine sokulmuştur. Bazı lavların altında ise, gazlar nedeniyle, lav tünelleri oluşmuştur. Hatta: antik dönem öncesinde, insanların, bu bölgede bulunan bazı yerlere yerleştikleri bilinmektedir ki, bu bölgede, kraterler arasında bazı eski ilkel yapı ve eşya kalıntıları bulunmuştur.

Divit Tepe konisinin hemen yanında: “ilkel insan ayak izleri” de görülmektedir. Bu izlerin oluşum şekli olarak şöyle denilmektedir: “bölgedeki en yeni volkanik koni olan Divlit Tepe, yaklaşık 2000 yıl ince, ince taneli kül ve tüfler püskürtmüş ve daha sonra sönmüştür.

Çevreye saçılan bu ince taneli volkanik ürünler daha sonra yağan yağmurun etkisiyle kalın bir çamur tabakasına dönüşmüştür. İşte, bu sırada, bölgede yaşayan ilkel insanlar, bu çamurlar üzerinde çıplak ayakla yürümüşler ve günümüze kadar ulaşan bu ayak izleri büyük bir rastlantı eseri sonucu ortaya çıkmıştır.

Bu ayak izlerinin adım uzunluğu: 75-80 cm civarındadır. Ayak uzunlukları ise, 41-42 numara ayakkabı kalıbındadır. İzlerin ikisi: yan yana yürümüş iki ilkel insana aittir. Bunlar: tepeden aşağıya doğru yürümüşlerdir. Birde yine aynı döneme ait, tepeden yukarı doğru yürüyen bir çocuğa ait ayak izleri görülmektedir.

İlkel insan ayak izleri dışında: ilkel insanların taşıdığı yük izleri, ilkel insanların oturma izleri, hayvanların ayak izleri de görülmektedir. Yanardağdan çıkan bazaltik cüruflar, bunların üzerini örterek günümüze kadar ulaşmasını sağlamışlardır. Ancak: bu ayak izleri ortaya çıktıktan sonra, bunların bulundukları yerde muhafazasının zorluğu düşünülerek: bunların yaklaşık 60 kadarı bulundukları yerden çıkarılarak, MTA Genel Müdürlüğünün Tabiat Tarihi Müzesine yerleştirilmişlerdir.

Bu ayak izleri üzerinde yapılan laboratuvar incelemelerinde, bunların yaklaşık 20 bin yıllık olduğu ortaya çıkmıştır.
Evet, her ne kadar üzerlerinde yürümek ve tırmanmak oldukça güç olsa da, burayı mutlaka görmelisiniz, çünkü lav kalıntıları çok taze bir görünüm sunmaktadır.

Manisa Kula Emir Kaplıcaları

EMİR KAPLICALARI

İlçe merkezinin 19 km uzağında, Kula-Selendi kara yolunun, 3 km. sapağında, Şehitlioğlu köyündedir.
Günümüzde kullanılan kaplıca tesisinin yakınlarında, tarihi hamam kalıntıları görülmektedir ve bu durum, buranın yüzyıllardır kullanıldığının göstergesidir. Yüzeye ulaşan termal suların sıcaklığı: 60 derece civarındadır.

Termal suların iyi geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: siyatik, romatizma, kırık-çıkık, cilt hastalıkları, kadın hastalıkları. Kaplıca sularının içmece olarak kullanıldığında ise: sindirim sistemi ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Bölgede: 36 odalı, konaklama tesisi bulunmaktadır.

ACISU KULA MADENSUYU

Kula-Selendi kara yolu üzerinde, ilçe merkezine 19 km uzaklıkta, Gediz ırmağı kıyısından çıkan bir doğal sudur. Suyun yeryüzüne çıkış ısısı: 18 derece olup, sağlık açısından yararlı geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: mide, bağırsak, karaciğer ve safrakesesi rahatsızlıkları.
Kaynağın hemen yanında, kaynak suyunun şişelenerek satışa sunulduğu tesis bulunuyor.

Manisa tanıtımı.

 

Ankara Nallıhan

Ankara Nallıhan


Birçok kez gittim, çünkü abim, Çayırhan Termik Santralında çalışıyordu. Özellikle, yakın geçmişte, burası gibi Ankara’nın bir ilçesi olan “Beypazarı” turizmde büyük bir hamle yapmış ve bir turizm beldesi olmuş olmasına rağmen, Nallıhan sahip olduğu güzellikler ile turizmden bence, beklenen payı alamamıştır.

Elbette, bunun en büyük sebebi tanıtım. Yoksa, Nallıhan sınırları içinde, Avrupa Birliği tarafından koruma altına alınması öngörülen bir “Kuş Cenneti” nin bulunduğunu kaç kişi biliyor veya bu satırları okuyan siz, Nallıhan’da, muhteşem güzel bir kuş cenneti bulunduğunu daha önce biliyor muydunuz?

Büyük ihtimalle, bu soruya “hayır” diye cevap veriyorsunuz. Peki bunun nedeni? Tanıtım, kimse bilmediği bir güzelliği merak etmez, gidip görmeyi istemez.
Neyse, Nallıhan güzel bir yer, uygun bir zaman ayarladığınızda, buraya gidip, aşağıda sözünü edeceğim güzelliklerini görüp, güzel bir gün geçirebilirsiniz.

ULAŞIM


Ankara şehir merkezine 161 km uzaklıktadır. Nallıhan-İstanbul arasındaki uzaklık: 300 km. Nallıhan-Bolu arasındaki uzaklık: 100 km. Nallıhan-Eskişehir arasındaki uzaklık: 130 km. dir.

Ankara Nallıhan

TARİHİ

İlçe merkezi, 1599 yılında Vezir Nasuhpaşa tarafından buraya yaptırılan bir han ile oluşturulmuştur. Zaten, ilçe, adını da bu han’dan almıştır. Sultan I. Ahmet’in veziri; 1594 yılında, Halep-İstanbul arasındaki yolculuğu sırasında Nallıhan yöresinden geçer ve ilçenin bugün bulunduğu yerde: 1 han, 1 hamam ve 1 cami yaptırır. Bu yapıları, vakfeder. Takip eden dönemde yöre hızla gelişerek büyür.

Nallıhan: 16’ncı yüzyılda Bursa sancağına bağlı iken, 19’ncu yüzyılda Ankara sancağına bağlanmıştır. Yöreye “Nallıhan” ismini verilmesi konusunda benim ilgimi çeken bir söylenti var. Söylenenlere göre: “Halk kahramanı Köroğlu, bir gün buradan geçerken handa konaklar. Ertesi gün ayrıldığında ise, atının bir nalının, bahçede düştüğü görülür ve nal, hanın kapısına asılır ve böylece han: Nallıhan olarak anılmaya başlanır.

1864 yılında, Nallıhan yöresinin ilçe olduğu görülür.

Ankara Nallıhan

GENEL


İlçe, Ankara’nın batısındadır. Dört bir tarafı, dağ ve tepelerle çevrilidir. Dağlar, çam ormanları ve meşeliklerle kaplıdır. Özellikle, kuzey ve batı bölümlerinde orman örtüsü yoğunlaşır. Doğu ve güneydeki dağ ve tepeler ise çıplaktır.

İlçe genelinde, 150-1000 yaş aralığında, 80 civarında anıt ağacın bulunduğu söyleniyor. Bunlar arasında: 650 yaşında bir Ardıç ağacı, 550 yaşında bir Fındık ağacı, 1000 yaşında bir karaçam ve 400 yaşında Mor Dut ağacı görülebilmektedir.

Yörenin deniz seviyesinden yükseklik, 625 metredir.

Nallıhan çayı, ilçenin hemen yakınından geçmektedir. Bölgenin bütün dere ve çayları, Sakarya nehrine dökülmektedir. Özellikle dere boyları, sulu tarım için kullanılmaktadır.

Bölgede, Batı Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinin iklim özellikleri egemendir ve buna bağlı olarak, yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ise yağışlı geçer. Kış ayları, pek soğuk olmaz. Sakarya nehri vadisinde, deniz seviyesinden yükseklik 200-250 metreye kadar düştüğünden, iklim daha ılıman özellikler gösterir.

Bölge: önemli bir hayvancılık ve meyvecilik deposu özelliği taşımaktadır. Ayrıca, bölgenin mikro klima özellikli havası nedeniyle, muhteşem lezzetli “pirinç” yetiştirilmektedir.

ULUSLAR ARASI NALLIHAN TAPDUK EMRE VE İĞNE OYALARI KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ


Her yıl, Haziran ayının son haftasında yapılmaktadır. Bu törenlerde: Taptuk Emre ve öğrencisi Yunus Emre anılmaktadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR


Yörenin yöresel lezzetleri olarak şunlar sayılabilir: Nallıhan kapama pilavı, Nallıhan Gorçan kebabı, yaprak dolması, gözleme, höşmerim, kabak tatlısı.
Özellikle, Döğmeci köyünde yapılan kabak tatlısı mutlaka tadılmalıdır. İçine pekmez konulan ve saatlerce fırın ateşinde pişirilen kabak tatlısı, gerçekten muhteşem bir lezzet sunmaktadır.  Höşmerim de, tamamen koyun peynirinden yapılır ve büyük bir emek gerektirir.

Ankara Nallıhan

NE SATIN ALINIR


Bölgede üretilen Nallıhan oyaları, gerçekten ülke çapında ünlüdür. Bunlar, genellikle ipekten yapılır. Çünkü: bölge, İpek yolu üzerindedir. Küçük iğnelerle, düğümlenmek şeklinde ortaya çıkarılan oyalar, düğümleri sıklaştıkça örgü gözleri de küçülmektedir.

Beydilli ve Çamalan köyü el dokuma ürünleri ile Döğmeci köyü bölgesinde, çam ağacından yapılan “su fıçıları” yöreyi ziyaret edenler tarafından tercih edilerek satın alınmaktadır. Su fıçıları: kendine has görüntüsü ve yapım özellikleri nedeniyle, başka herhangi bir yerde görülmemektedir.

Ahşap olan ve çam ağacından yapılan bu su fıçılarının en önemli özelliği: ana gövdeye eklenen alt ek parçanın, çivi kullanılmadan birleştirilmesidir. Tabanından su sızdırmaması ise, yapan ustanın ustalığının işaretidir. Bölgede hayvancılığın gelişmiş olması nedeniyle, el dokuma ürünleri de gelişmiştir. Kadınlar tarafından, tek kişilik, küçük el tezgahlarında dokunan kilimler ve alaca dokumalar ilgi çekmektedir.

Ankara Nallıhan

GEZİLECEK YERLER

Ankara Nallıhan Evleri

NALLIHAN EVLERİ


Günümüzde, ilçede, tarihi süreç içinde, bir hayli gerilere kadar uzanan yapım tarihleriyle ilgi çeken evler var. Bu evler: ziyaretçilerin ilgisini çekiyor, sizler de bu evleri görmelisiniz.

Ankara Nallıhan Kocahan

KOCAHAN


Kocahan: Osmanlı veziri Nasuh Paşa tarafından, Osmanlı-İran antlaşmasının ardından, dönüş yolunda, 1599 yılında, buraya uğradığında yaptırılmıştır. Dış duvarları moloz taş, kireç harç ve kagirdir. Kapı: dairevi şekilde geniş ve uzun tonoz şeklindedir.

Kapı kemerinin dışarıya bakan yüzünde, 0.20 x 0.23 lük ve 18 delikli bir “nal” görülmüştür. Yapının içinde: 46 oda ve 46 baca yeri bulunmaktadır. Yapının kitabesi: 1944 yılındaki depremde, bulunduğu yerden düşmüş ve parçalanmıştır.

İlçe merkezinin ismini aldığı bu han, günümüzde çatısı yıkık olarak bulunmaktadır. Nallıhan için simgesel değeri olan bu “Kocahan” ın: özgün yapısı ne yazık ki günümüze kadar korunamamıştır. Biraz önce söz ettiğim gibi, günümüzde, girişindeki kemer dışında, halen duvarları mevcuttur. Pazartesi günleri, burada sebze pazarı kuruluyor.

Ankara Nallıhan Nasuh Paşa Camii

NASUH PAŞA CAMİSİ


Yine, aynı bölgede, Vezir Nasuhpaşa tarafından yaptırılan cami de, 20’nci yüzyılın başında yanmış ve 1911 yılında, yerine yenisi yapılmıştır. Cami, dikdörtgen planlı ve ahşap çatılıdır. Yapının, 9 adet sivri kemerli penceresi bulunmaktadır.

Batı duvarına bitişik minaresi: kesme taştan yapılmıştır. Külah, saç kaplıdır. Cami avlusunda, bir türbe görülüyor ve türbenin içinde, 4 kabir var ama bunların kime ait olduğu belli değil.

Tarihi hamamın kalıntıları ise, Ankara çevre yolu yapımı sırasında yok olup gitmiştir.
Evet, yazının tarih bölümünde söz ettiğim, bu 3 eserden, günümüze çok az kalıntı kalmıştır ki bu da tarihi eserlere olan ilgimizin en büyük kanıtı olarak burada görülmektedir.

Ankara Nallıhan Uluhan Camisi

ULUHAN CAMİSİ


İlçe merkezine bağlı, Uluhan köyünde, 17’nci yüzyılda: Vezir Nasuh paşa tarafından yapılmıştır. Günümüze, sadece minaresi kalmıştır. Çünkü, yapı deprem bölgesi üzerindedir ve yapılışından sonra, birkaç deprem sonucu yıkıldığı düşünülmektedir. Günümüze kalan minare ise, harap durumdadır. Minarenin kaide kısmında kesme taş kullanılmış olup, taşlar arasında tuğlalar görülmektedir.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti

NALLIHAN KUŞ CENNETİ-DAVUTOĞLAN KUŞ CENNETİ

Ankara’da yaşayanlar, hafta sonu günübirlik veya çadırlı kamp kurmak üzere, bir yerlere gitmeyi düşünenler, işte burası tam bir cennet, Ankara’ya yakın, bence burayı kesinlikle ziyaret edin.

Ankara şehir merkezinden yaklaşık 130 km uzaklıktadır. Ankara-Ayaş-Beypazarı-Çayırhan yolu takip edilerek buraya ulaşılıyor. Beypazarı ve Nallıhan ilçelerine olan uzaklık 30 km dir. Çayırhan Termik Santralini geçtikten sonra buraya ulaşılıyor. Çayırhan ile kuş cenneti arası 5 km dir.

Ne zaman gitmek uygundur

Eğer kuş cennetini ziyaret etmek istiyorsanız, öncelikle gitme zamanının iyi belirlemeniz gerekir. Şöyle ki, suların çekiliyor olması durumunda burada pek fazla kuş hatta çok çok az kuş kalıyor. Kuşlar, suların kenarındaki sazlıkların arasında yaşadıkları için sular çekildiğinde kuşlar da gidiyorlar.

Bu yüzden, burayı ziyaret etmek istiyorsanız ilkbahar ve sonbahar aylarını tercih etmenizi öneririm. Özellikle Nisan ayı veya Eylül sonu Ekim ayı olabilir. Yoksa boş bir araziyi veya arkadaki renkli dağları izleyip dönebilirsiniz. Kuş sesi bile duymak mümkün olmuyor.

Genel

Önce isminden söz etmek gerekir. Burası daha önce “Nallıhan Kuş Cenneti” olarak isimlendirilmesine rağmen, daha sonra ve günümüzde “Davutoğlan Milli Parkı” diye geçer. Çünkü kuş cennetinin bulunduğu yerin yakınında Davutoğlan köyü bulunmaktadır.

Kuş cenneti, 1959 yılında hizmete giren Sarıyar barajıyla Aladağ çayının birleştiği yerde oluşmuş, yapay bir sulak alandır.

Burası 1994 yılında koruma altına alınmış ve avcılık yasaklanmıştır.

Burada: bugüne kadar 191 kuş türü gözlenmiştir. Özellikle İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde, su havzasının dolu olması nedeniyle, burası göçmen kuşlar için iyi bir barınak alanı olarak kullanılıyor.

Ana yolun kıyısındaki kuş cennetinde, kuşların oto sesi ve korna sesinden etkilenmemesi için dağ yamacına 2 tane tünel açılıyor, yani karayolu buradan uzaklaştırılmaya çalışılıyor. İyi bir uygulama, çünkü bu karayolu oldukça kalabalık yani sürekli araba sesi var, ara sıra korna çalan düşüncesizler de var.

Ana yolun kıyısında, bazı araçlar duruyor ve kuş cennetinin bulunduğu vadinin ve karşıdaki dağların resimlerini çekiyor ve sonra yollarına devam ediyorlar. Bu boşluk alanın hemen sağında, kuş cennetinin giriş kapısı var. Giriş ücretsiz.

Giriş kapısından girerek, aracınızı hemen 100 metre aşağıdaki otoparka park edebiliyorsunuz. Zaten gezineceğiniz yer de orada.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti Merkezi Gözlem Tesisi

Merkezi gözlem tesisi

Burada bir tesis var. Hemen otoparkın önünde, yaklaşık 5 metre uzaklıktadır. Bu iki katlı binanın giriş katında, çok küçük bir alanda çeşitli kuş heykelleri ve fotoğrafları sergileniyor. Heykel denince, bunlar içi doldurulmuş kuşlar, ama bunların içinin doldurulması için öldürülmediği, sadece ölen kuşların içinin doldurularak burada sergilendiği söyleniyor.

Ayrıca bir sazlık kedisi ve Anadolu koyunu da sergileniyor, bunlar da öldükten sonra içleri doldurulmuştur.

Evet giriş katında hemen solda tuvalet var, oldukça kirli ve pis tuvaletler, umarım ilgili birileri okur da, bu tuvaletler için tedbir alır.

Neyse, devam edelim, zaten zemin katta, hemen sağ yanda bir defter var, buraya da düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Burada ön kısımda, masa ve sandalyeler var, sanırım guruplar geldiğinde burada toplu anlatım yapılıyor. Bu büyükçe salonunun hemen önünde ise teras kısmı var, buraya çıkıp kuş cennetinin bulunduğu alanın panoramik seyredebilirsiniz. Arkadaki renkli dağlar da oldukça değişik.

Binanın üst katına çıktığınızda ise, bu katta yapılan bir yarışma sonunda dereceye giren fotoğrafçıların çektikleri kuş fotoğrafları sergileniyor. Burada başkaca bir şey yok, unutmadan buranın pencerelerinin aşırı pis yani kirli olduğunu da yazmak gerek, sanırım ilgilenen yok. Çok yazık.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti

Evet buradan çıkıyoruz, binanın terasından da görülen ön kısımdaki ahşap köprüye gidiyoruz. Yaklaşık 15-20 metre uzaklıkta yürüyerek köprüye gidin, bu köprüyü eğer mevsimi dışında giderseniz, kuru bir arazide öylece  dururken göreceksiniz.

Aslında arazide sular biriktiğinde veya barajdan su salındığında, bu köprü ve çevresi tamamen suların üstünde yükseliyor.

Hatta köprünün hemen yanında, burada suya girmek kesinlikle yasaktır yazısı göreceksiniz, kurak mevsimde giderseniz anlamsız gibi gelen bu yazı, normal sezonda yani sular yükseldiğinde oldukça anlam kazanıyor.

Buradan ayrılıp yine sağ yönü yürüdüğünüzde “Çadırlı kamp alanı” tabelası göreceksiniz. Sezon dışında elbette çadır yok, ama sanırım sezonda insanlar buraya çadır kuruyor, kuş gözlemi yapıyorlar, sabah uyandığınızda kuş sesleri duymak ilginç olsa gerek.

Neyse buradan ileride yine ahşap bir kuş gözlem yeri var. Oraya gitmek istiyoruz ama ne mümkün kocaman bir tabela “Dikkat köpek var”, siz bu tabelayı okuyunca ne anlarsınız, “buraya gelme, buraya girme, köpek var, ısırır”

Aslında komedi gibi, insanlar burayı ziyaret etsin, bu güzelliği görsün diye ben ve benim gibi insanlar uğraşı verirken, buranın görevlileri kocaman bir “Köpek Var” tabelası asarak insanların buraya yaklaşmasını istemiyorlar.

Evet, bu tabelaya aldırmadım, yürümeye devam ettim, amacım o ahşap yüksek kuş gözlem yerine çıkmak, merdivenleri tırmanırken, oldukça büyük bir köpek, bir kayanın oyuğuna yatmış miskin miskin duruyor. Neyse ki, köpek var yazınca tehlikeli bir köpek bekledim ama dediğim gibi oldukça uyuşuk bir köpek çıktı, yine de köpektir, dikkatli olmanızı öneririm.

Tamamen ahşaptan yapılmış kuş gözlem yerine merdivenlerden tırmandım, çevre yine oldukça güzel bir manzara izlemek mümkün, bu arada, kuş cennetinde burada ön kısımda, tahtalardan yapılmış, kutu gibi birkaç kuş gözlem yeri daha gördüm, sanırım meraklıları buraya girip kuş gözlemliyorlar ve kuş resimleri çekiyorlar.

Yörede çok sayıda, kuşları tanıtan ve kuşların özelliklerinin yazılı bulunduğu tabelalar var, ilginç gördüklerimden birinin resmini paylaşıyorum.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti

Sonuç: kuş cenneti güzel bir yer sadece mevsiminde gidin. Son bir not: gerek ziyaretçiler ve gerekse çadırda kalanlar için ateş yapmak yasak, yani yanınızda içecek ve yiyecek olarak tedbirli gidin piknik düşünmeyin, piknik yapmak yasaktır.

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti Dağlar

 Dağlar

Buranın bir diğer özelliği de, arka bölümde bulunan dağların renkleridir. Bu dağların jeolojik etkiler sonucu oluşan kahverengi, sarı ve kırmızı renkleriyle ilgi çekiyor. Söylenenlere göre, burası binlerce yıl önce bir iç denizmiş ve deniz çekilirken doğal erozyon sonucu bu renkler oluşmuş, her renk tabakası bir çağı gösteriyormuş.

Hemen karşıdaki sağ bölümde kalan renk damarları yükselen tepeye “kız tepesi” deniyor. İlginç, gerçekten gördüğünüzde şaşıracaksınız, dağlar şerit şerit ve ayrı renklerle dolu.

Ankara Nallıhan Ilıca-Uyuzsuyu Şelalesi

ILICA-UYUZSUYU ŞELALESİ


İlçe merkezine 30 km uzaklıktaki şelalenin bulunduğu yere gitmek için: Uluhan’a giderken, Karacasu bölgesinden saparak ulaşabilirsiniz.

Karacasu köyünde: Nallıhan Belediyesi tarafından öğrencisi olmadığı için kapalı bulunan bir okul binası: yöreyi ziyaret edenlere lokanta ve konaklama hizmeti vermek üzere düzenlenmiştir. Önceden Belediyeyi arayarak rezervasyon yaptırırsanız, bu odalarda konaklayabilirsiniz.

Sarıçalı dağı zirvesinin kuzeybatı tarafındaki çayırlıkta, deniz seviyesinden 1200 metre yükseklikte, yerin altından 36 derece sıcaklıkta çıkan su: çayırlığı geçer ve gittikçe soğuyarak, 50-60 metre yükseklikten, dereye düşer.

Çayırlığın ortasında, muhteşem güzel çam ağaçları var. Burası, piknik yapmak için çok elverişlidir. Yerin altından çıkan sıcak su: özellikle cilt rahatsızlıklarına ve özellikle uyuza iyi geliyormuş. Belki de, bu yüzden “Uyuzsuyu” şelalesi ismi de kullanılıyor olabilir.

Son bir not: bu su, yani şelalenin aktığı su: her yıl, Eylül ayı sonunda kuruyor ve 21 Mart günü, yeniden akmaya başlıyormuş. Hatta, bir kısım kaynaklar: bu tarihlerin, aynen bir saat gibi işlediğini söylüyorlar.

Ankara Nallıhan Anıt Ağaç

ANIT AĞAÇ


İlçe merkezine bağlı, Hacılar köyü Esenler bölgesindeki bu anıt Ardıç ağacı : yaklaşık 750 yıllıktır. Ağacın boyu: 20 metre ve çapı: 2.8 metredir.
Bölgenin bu tabiat harikası anıtını, merak edenlerin görmesini öneririm.

Ankara Nallıhan Kuzuculak Köyü Kanyonu

KUZUCULAK KÖYÜ KANYONU


İlçe merkezine bağlı, 60 km. uzaklıktaki, Kuzucular köyünün hemen yakınındadır.
Kanyon bölgesindeki tepeler ve kayalıklar: ilginç görünümler sunmaktadır. Bu görünümler: adeta, bir yer altı şehrini anımsatmaktadır. İlginizi çekecektir diye düşünüyorum.

ÇAYIRHAN TERMİK SANTRALI


Bölgede bulunan Çayırhan kömür işletmesinin büyük rezervleri, Çayırhan termik santralında enerji üretiminde kullanılmaktadır.

1978 yılında hizmete açılan santral, ülkemizin en verimli santrallerinden biridir. Nallıhan ilçe merkezine, 37 km. ve Ankara’ya 120 km uzaklıktadır. Santral, 1996 yılında özel şirkete devredilerek özelleştirilmiş ve ülkemizde özelleştirilen ilk santral olma özelliğini kazanmıştır. Özellikle: santral yapısının uzaktan görüntüsü, sosyal tesisleri ve lojmanları ilgi çekicidir.

Santral tesislerinde çalışan yüzlerce görevli, yörede etkinlik yaratmaktadırlar. Bunların yanında, her ne kadar bacalarda filtre sistemi kullanılıyor olsa da, bu çevredeki doğal bitki örtüsünün tamamen yok olduğu görülmektedir. Bu bacalardan çıkan beyaz duman: görüldüğünde, korku ve tedirginlik yaratmaktadır. Yani, başka bir yerde; bir bacadan çıkabilecek daha yoğun bir duman göremezsiniz. Bunun sonucunda, Çayırhan bölgesinin ülkemizde erozyon riski en yüksek bölge olduğu söylenir.

Ankara Nallıhan Sarıyar Hasan Polatkan Barajı
Ankara Nallıhan Sarıyar Hasan Polatkan Barajı

 

SARIYAR HASAN POLATKAN BARAJI


Sarıyar barajı: 1956 yılında hizmete girmiştir. Elektrik üretimi amaçlıdır. Gövdesi beton ağırlıklıdır ve göl alanı, yaklaşık 83 km. karedir.

Sarıyar barajı bölgesinde: özellikle yöre insanının yoğun rağbet ettiği bir yüzme havuzu bulunuyor. Sarıyar Barajı, Ankara il merkezine oldukça yakındır. Baraj kıyısında piknik yapabilir, balık tutabilirsiniz. Burası zaten Ankara’nın denizi diye lanse ediliyor. Ankara’ya uzaklığı 130 km. dir.

Tekne gezileri

Sarıyar barajı üzerinde, uygun havalarda düzenleniyor. Kuşların doğal ortamdaki yaşamlarını görebilirsiniz. Nallıhan Çayırhan da iki tane iskele var. Tekne gezileri Fehmi Çakıraslan isimli bir kişi tarafından düzenleniyor. Bu geziler yolcuların isteğine göre 2 ile 4 saat arasında sürüyor. 4 saatlik turda, baraj gölünün bir çok yeri görülebiliyor, hatta sular altında kalan Güllüce köyü ve tarihi kalıntıların bir kısmını da görmek mümkündür.

Ankara Nallıhan Taptuk Emre Türbesi

TAPTUK EMRE TÜRBESİ


Yunus Emre’nin hocası olması ile önem kazanmaktadır.
Türbe: Emre sultan Köyünün 200 metre batısında, küçük bir tepe üzerinde, köy mezarlığının üstündedir.

Kare planlı, kubbeli, kagir büyük bir yapıdır. Yapımında, moloz t aş, tuğla ve devşirme taşlar kullanılmıştır. Güney cepheden, küçük dikdörtgen basık kemerli bir kapı ile girilen türbenin içi, beyaz sıva kaplıdır. Kubbeye tromplarla geçilmiştir.

Türbede bulunan;  6 adet sanduka, Tabduk Emre ve yakınlarına aittir. Türbenin yanında, dikdörtgen planlı, çatılı, kagir bir türbe daha vardır. Kırma çatısı alaturka kiremit kaplı, geniş saçaklı yapı moloz taşlardan yapılmıştır. Ahşap tavanlı yapıda 3 adet mezar bulunur. Okunamayan kitabesine göre, türbe 13’ncü yüzyılda yaşayan Tabtuk Emre için yapılmıştır.

Türbe. 1991 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş ve restorasyon yapılarak günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Türbenin orijinal ahşap kapıları, türbeden çıkarılarak Ankara Etnografya Müzesine gönderilmiştir.
Özellikle: yakın çevre insanı, türbeyi yoğun ziyaret etmektedirler.

Ankara Nallıhan Bacım Sultan Türbesi

BACIM SULTAN TÜRBESİ


Yunus Emre’nin hocası Taptuk Emre’nin kızı Bacım Sultana aittir. İlçe merkezine bağlı, 14 km. uzaklıktaki, Tekke köyündedir.
Türbenin bulunduğu tepenin hemen aşağısında bir kuyu bulunuyor. Bu kuyudan, kova ile su çekmek mümkün ancak çekilen kuyu suyu “tuzlu” dur.

Bu durum ilgi çekmektedir. Durumun izahı hakkındaki söylentiler ise şöyledir: “ Bacım Sultan, bir gün hamur yoğururken “Baban geliyor” denilmesi üzerine, sevinçle fırlayıp, tarlalara doğru koşar.

Ancak, bu sırada elinin hamurlu olduğunu unutur ve babasına saygısızlık olacağını düşünerek, birden, toprağa diz çöker ve Allah’a yalvarır ve bunun üzerine, bulunduğu yerden “su” çıkar ve Bacım Sultan ellerini yıkayarak temizlenir”

Buranın bir diğer özelliği: yakın çevreden buraya getirilen hastaların, türbede bırakılması ve su kuyusundan su içirilmeleri ve bu su ile banyo yaptırılmalarıdır. Bu uygulamalar sonucu, hastaların birçoğunun iyileştiği söylenmektedir.

CAFER SADIK TÜRBESİ


Cafer Sadık’da, Taptuk Emre’nin öğrencilerinden birisidir. Türbe: Nallıkozlu köyünde iken, köy, Gökçekaya barajı suları altında kalmadan önce, yine aynı köyün yaylasına nakledilir.
Cafer Sadık: yaşamında çok sert mizaçlı imiş.

Düğünde davul çalınmasından rahatsız olmuş ve davulu tuttuğu gibi, Sakarya nehrinin öbür yakasına atar. Bunun üzerine, yöredeki köylerde, düğünlerde günümüzde de davul çalınmaz. Ayrıca, yine Cafer Sadık’ın türbesinin çevresinden çalı-çırpı alınmaz, odun kesilmez.

Juliopolis

JULİOPOLİS ANTİK KENTİ

Yeri

Ankara’nın yaklaşık 122 km kuzeybatısında, Nallıhan ilçesi, Çayırhan Beldesi, Gülşehir mekiindedir. Antik kentin Skopos nehri (Aladağ çayı) nın geçtiği eski Sarılar köyü civarında olduğu ve bu köyün de 1950 li yıllarda inşa edilen Sarıyar Baraj gölünün suları altında kaldığı bilinmektedir. 

Ancak sular çekildiğinde veya kıyı şeridinde kalıntıları görmek mümkündür. Antik şehir, Sarıyar Baraj gölündeki bir yarımada ya da burun üzerindedir. 

Juliopolis

Şehrin Tarihi geçmişi:

Şehir, antik Bithynia Bölgesi ve Galatia Bölgesi sınırında, Bithynia’nın en doğudaki sınır şehridir. 

Juliopolis, Frig döneminden beri iskan görmüş bir köy durumundayken, Friglerin kurucu kralı Gordios’tan dolayı Gordioukome (Gordios’un köyü) olarak da isimlendirilmekteydi. Eğer bu öngörü doğruysa, MÖ 8 yüzyıldan itibaren Gordiokome köyünün varlığından bahsetmek mümkün olacaktır. 

Şehir, Helenistik dönemde küçük bir kasaba olarak varlığını sürdürmüştür. 

Ünlü gezgin Strabon “Coğrafya” adlı eserinde: “Kentin MÖ 1 yüzyılda, Olympos dağlarında korunaklı bir kale de (Kllydion) yaşayan Kleon isimli güçlü bir haydut lideri tarafından genişletilerek, bir kent haline getirildiğinden söz eder. 

Kleon: II Triumvirlik Döneminde (MÖ 43-33) önceleri Marcus Antonius ile birlikte hareket ederken, daha sonraları muhtemelen Actium Savaşının sonucunu da tahmin ederek, Octavianus (Augustus) ile hareket etme kararı alır. 

MÖ 27 yılında İmparatorluğunu ilan eden Augustus ile ilişki kuran Kleon, şehrin adını Julius Caesar adına ve Augustus ile başlayan Julio-Claudian’lar sülalesine atfen, Juliopolis (Julius’un şehri) olarak değiştirir. 

Böylece kent İmparator Augustus’tan itibaren Bithnia Bölgesinin önemli şehirleri arasına girer. Bu iyi ilişkiler, Kleon’a Mysia ve Pontus bölgelerinde de topraklar kazandırır ve Kleon adeta haydutluktan hükümdarlık seviyesine yükselmiştir. 

Kleon’un Zeus Abrettenos kültünün başrahibi sıfatını taşıdığı bilinmekle birlikte, ölümünden hemen önce Augustus’un kendisine Pontus Komana’nının da (Tokat-Gümenek) baş rahipliği görevini verdiği bilinmektedir. 

İmparator Trianus tarafından Bitynia Valiliğine getirilen Genç Plinus (MS 103) İmparatora yazdığı mektuplarda Juliopolis’den “İçinden geçenlerin çok, trafiğinin yoğun olduğu bir sınır kasabası” olarak bahseder. 

MS 1, 2 ve 3 yüzyıllar boyunca, Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşanan barış döneminde, İmparatorlukla beraber kent te zenginleşerek gelişmiştir.  Bu zenginlikle birlikte kentte Hıristiyanlık ta hızla yayılır. Ancak, kent en büyük önemini Erken Bizans döneminde yaşar. Çünkü bu dönemde, Konstantinopolis’den Nikaiya ve oradan da Ankyra üzerinde Judea (Kudüs) şehrine giden Hacıyolu buradan geçmektedir.

Roma imparatorlarından Traianus, Hadrianus, Caracalla ve Jovianus’un orduları bu yolu takip ederek Juliopolis şehrinde konaklamışlardır. Hatta İmparator Jovianus, Roma’ya dönüşünde MS 363 kışında, şehrin batısındaki Dadastana kentinde (günümüzde İslamalan köyü) ölmüştür. Daha sonra imparator Arcadius ve Honorius da, Doğu seferinde bu yolu kullanmışlardır.

Bu sayede, şehir MS 4 ile 9’ncu yüzyıllar arasında, bölgenin önemli bir ticaret merkezi olur. Kentin piskoposlarının isim ve imzaları, düzenli olarak Bizans Sinot yani Ruhani Meclisine gönderilir. Şehir, 9’ncu yüzyılda, İmparator I. Basil’e (MS 867-886) atfen isim değiştirir ve “Basilium” ismini alır. Bu isim 11’nci yüzyıla kadar kalır. Bu tarihten sonra kentin ismi, herhangi bir belgede veya eserde geçmez, muhtemelen kent önemini kaybetmiştir.

MS 11 yüzyılda, tarihin tozlu sayfalarına gömülen şehir, 1861 yılında bölgeyi ziyaret eden Fransız araştırmacı Perrot ve arkadaşları tarafından tekrar açığa çıkarılmıştır. Harita üzerinde kentin yerini işaretlemişlerdir. 

Juliopolis

SULAR ALTINDAKİ ŞEHİR

1950 lerde Sarıyar Barajı nın yapılmasıyla şehrin sivil yerleşim alanlarının (çarşı, forum, konutlar) büyük bir kısmı sular altında kalmıştır.

Baraj suları çekildiğinde sur duvarlarını ve bazı temel yapıları görmek mümkündür.

Juliopolis şehri, baraj gölü kıyısında olduğu için erozyon ve defineci tehdidi altındaydı.

Bu nedenle 2009 yılında başlatılan kurtarma kazılarıyla bu eserler güvenceye alındı.

Anadolu Medeniyetleri Müzesinin Ankara çevresi kazıları ve Roma dönemi seksiyonunda bu taçlar ve takılar sergilenmektedir.

 

Surları:

Surlar, antik kenti Sakarya nehri istikametinden gelecek saldırılara karşı koruyacak şekilde nehir kıyısı boyunca ve tepe yamaçlarına doğru uzanıyordu.

Savunma hattı boyunca belirli aralıklarla yerleştirilmiş gözetleme ve savunma kulelerinin temelleri su altındaki kalıntılar arasından tespit edilmiştir.

Juliopolis bir Roma ve Bizans kenti olduğu için savunmaya büyük önem veriliyordu.

Surlar genellikle devasa blok taşlar ve moloz taş dolgu tekniğiyle yapılmıştır.

Bazı kısımlarda Roma dönemine özgü tuğla kuşaklar görülür.

Surların bir kısmının nehirle bağlantılı bir iç limana veya rıhtıma açıldığı düşünülmektedir.

Bu da Juliopolis in sadece kara yolu değil, nehir taşımacılığı için de bir durak olduğunu kanıtlar.

Juliopolis Sikkeleri

Juliopolis Darphanesi;

2009 yılından bu yana, Nekropol de yapılan kazılar sonucu ele geçirilen Juliopolis darphanesinde basılmış çok sayıda sikke sayesinde, bu bölgenin Juliopolis kentinin Nekropolü olduğu kesinleşmiştir.

Evet Nekropolis bölgesindeki mezarlarda bulunan ölü hediyeleri içinde en önemli buluntular sikkelerdir. Roma İmparatorluk dönemine ait gümüş ve bronz sikkelerden, özellikle Juliopolis kentinin kendi adıyla darp etmiş olduğu sikkeler öne çıkmaktadır.

Şehir sikkeleri, şehirdeki mimari yapıları ve hangi inanışların olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Sağlık Tanrısı Asklepios sikkelerde en çok görülen figürdür. Kazılarda 354 gümüş ve bronz sikke bulunmuştur. 

Juliopolis Nekropolis

NEKROPOLİS:

Şehir: Anadolu’nun en büyük kazılmış nekropollerinden birine sahiptir. 

Nekropol alanı, antik şehrin bulunduğu alana 3-4 km uzaklıkta, baraj gölünün kuzey kıyısında, kalker kayalıklar üzerindedir. Nekropolün bulunduğu alan Aladağ Çayı tarafından ikiye bölünmüştür. 

Juliopolis Nekropolis

Nekropol alanı, MS 1 ile 3 yüzyıllar arasında bir düzen olmadan, karışık olarak kullanılmıştır. 

Arkeolojik kazılar sonucunda 434 mezar açığa çıkarılmıştır. Bu mezarlardan 70  tanesi oda biçimli kaya oygu mezar, 7 tanesi kırma çatılı sanduka mezar, 263 tanesi sanduka biçimli kaya oygu mezar, 84 tanesi basit toprak mezar, 7 tanesi lahit mezar, 1 tanesi urne mezar ve 2 tanesi tamamlanmamış mezardır. 

Juliopolis Nekropolis

Evet, burada kaya mezarları, lahitler ve oda mezarlar bir aradadır. 

Ancak bu 434 mezardan 37 tanesi antik dönem soyguncuları tarafından, 34 tanesi günümüz kaçakçıları tarafından soyulmuş ve tahrip edilmiştir. 

Juliopolis Nekropolis

363 mezar ise, Anadolu Medeniyetleri Müzesi görevlileri tarafından tespit edilerek kazısı tamamlanmıştır. 

Juliopolis Mezar Buluntuları

MEZARLARDA BULUNANLAR:

Altın Taçlar (diademler):

Bu kentin Roma döneminde zenginliğini ve sosyal tabakalaşmasını gösteren en görkemli buluntulardır. Roma geleneğinde toplumun üst tabakasını (soylular, yüksek rütbeli memurlar veya zengin tüccarlar) mensup kişiler, öldüğünde, başlarına altından yapılmış ince yapraklı taçlar yerleştirilirdi.

Bu taçlar genellikle çok ince altın levhalardan (folyo gibi) kesilerek yapılmış defne, zeytin veya meşe yaprağı motiflerinden oluşuyordu. Bu taçlar, hem kişinin dünyadaki statüsünü simgeler hem de öteki dünyada onurlandırılmasını amaçlardı. 

Sikkeler:

Ölen kişinin dilinin altına veya yanına, mitolojideki “Ölüler Sandalcısı Kharon a ödeme yapması için yerleştirilen” Kharon sikkeleri bulunmuştur.  

 

 

TIP ALETLERİ

Sanduka bir mezarda: toplu olarak çok sayıda tıp aleti bulunmuştur. Bunlar dönemin tıp aletlerinin çeşitliliğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu sanduka mezar, kentte yaşamış olan bir hekime ait olmalıdır. Bu tıp aletleri arasında: kulak kaşıkları, ilaç kutuları, iğneler, büstiriler, keskiler, kaşıklar, çengeller, karıştırıcı çubuklar, bir makas ve bir ilaç karıştırma tablası vardır.

Juliopolis Mezar Buluntuları
DİĞER BUluntular:

Altın küpeler, üzerinde mitolojik figürler kazınmış yüzük taşları (gemmalar) ve boncuk kolyelerdir. Roma döneminde cenaze töreninde kullanılan cam ve seramik koku şişeleri bulunmuştur. Ayrıca: pişmiş toprak kaplar, kandiller, kemik tıp aletleri de bulunmuştur. 

Buluntular arasında dikkat çekenler, MS 219 yılında İmparator Elagabalos ve karısı Julia Paula’nın karşılıklı portrelerinin bulunduğu taşlı altın kolye ucudur.

Ayrıca, İmparatoriçe II Faustina betimli taşlı altın yüzük ve İmparatoriçe Julia Paula betimli altın kolye sarkıcı da dikkat çekicidir.

Küpeler içinde en dikkat çekici örnek, çelenk tasvirli ve üzerinde tokalaşma tasviri olan değişik taşlardan yapılmış altın küpelerdir.

Ayrıca altın levhalara yazılmış muskalar (antik dönemdeki ismi lamella) bulunmuştur. Bunlar antik dönemde, insanların genellikle korunma, iyileşme gibi dileklerinin yerine gelmesi için üzerlerinde taşıdıkları muskalardır.

Bu muskalar, rulo halde sarılarak vücudun değişik yerlerinde taşınıyordu. Bu muskaların mezara konulması sebebi ise, ölen kişinin ruhunun öldükten sonra bir takım kötülüklerden korunma ihtiyacıdır.

Nekropolde bulunan aynalar, yatay kulplara sahip disk şeklindedir, bronz ve gümüşten yapılmıştır.

 

İskeletler:

Nekropoldeki en uzun süre kullanımda olduğu anlaşılan, en kalabalık oda mezar üzerinde yapılan incelemede, her iki cinsten de ve tüm yaş guruplarından olmak üzere, en az 57 bireye ait kemik ve diş kalıntıları bulunmuştur.

Evet, kazılarda bulunan iskeletler de incelenmiştir. Bu incelemeler sayesinde, Juliopolis halkının ne yediği, hangi hastalıklardan öldüğü ve ortalama yaşam süreleri gibi verilere ulaşılmıştır

 

BULUNTULAR NEREDE SERGİLENİYOR:

Sonuç olarak, Nekropolden çıkarılan 800 parça eser, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde “Juliopolis Kenti Eserleri” adı altında sergileniyor. 

Çayırhan Belediyesi Sarıyar Baraj gölü gezi teknesi

ZİYARET

Eğer Çayırhan a gidersen, göl kıyısındaki Gülşehir Mevkiine uğramak gerekir.

Suların az olduğu dönemde gidilirse, kıyıdan içeri doğru uzanan taş dizilerini fark edeceksiniz. İşte onlar Juliopolis in binlerce yıllık savunma hattının kalıntılarıdır.

Surların hemen arkasındaki yamaçlarda ise su seviyesinden etkilenmeyen o meşhur Nekropol (Mezarlık) alanı başlar.

Yani şehir sular altında, mezarlık ise suyun hemen kıyısındaki yamaçtadır.

Ayrıca Çayırhan Belediyesi tarafından işletilen ve sahilden kalkan teknelere binebilirsiniz. Bu tekneler sular altındaki eski yerleşim bölgelerini de geziyor.

 

 

DADASTANA

Dadastana antik kenti, Ankara Nallıhan ilçesindedir. Nallıhan-Ankara karayolunda Cendere köyü sapağını takip ederek buraya ulaşabilirsiniz.

İlçe merkezine bağlı Cendere ve Karahisar köyleri yakınlarındadır.

Kentin nekropol ve yerleşim kalıntıları, bu civarda tepeliklerde ve köylerin çevresinde yayılmıştır.

 

 

ÖNEMİ:

Antik Bitinya bölgesinin bir parçası olan bu kent, özellikle Geç Roma ve Bizans dönemlerinde “Hacı Yolu” (Pilgrim’s Road) üzerinde bulunan önemli bir merkez olarak bilinir.

Antik kaynaklarda (özellikle Tabula Peutingeriana adlı Roma yol haritasında) Dadastana, Niceea (İznik) ile Juliopolis (Çayırhan yakınlarında) arasındaki ana yol üzerinde gösterilir.

Şehir, Roma İmparatoru Jovianus’un MS 364 yılı kışında kentte konakladığı bir gece 32 yaşında öldüğü yer olarak tarihi kaynaklarda geçmektedir.

Evet tarih 17 Şubat 364. Pers seferinden dönen imparator, Başkent Konstantinopolis’e giderken, kış şartları nedeniyle, Dadastana da mola verir. Tarihçi Ammianus Marcellinus, imparatorun gece uyurken odasındaki kömür mangalından sızan gazdan zehirlendiğini veya yeni boyanmış/sıvanmış odanın neminden dolayı öldüğünü kaydeder. Bazı söylentiler ise mantar zehirlenmesine işaret eder. İmparatorun mezarı burada değildir, naaşı İstanbul a götürülmüştür. Jovianus un mezarı, günümüzde İstanbul daki Havariyum Kilisesi (bugünkü Fatih Camiinin bulunduğu yerde eski büyük kilise) bahçesindeki İmparatorluk mozolesine defnedilmiştir. Mezarı yok ama muhtemelen ona atfedilmiş bir anıt yapı bulunması ihtimali yüksektir.

Ayrıca bölge, Bitinya ve Galatya sınırlarının kesiştiği bir piskoposluk merkezidir.

Evet, Roma döneminde her 30-40 km de bir “Mansio” denilen, İmparatorluk postacıları ve önemli yolcuların konakladığı, at değiştirdiği istasyonlar bulunurdu. Dadastana tam olarak böyle bir istasyon şehridir. Bu yüzden şehir, devasa tapınaklardan ziyade konaklama yapıları ve askeri karakollar üzerine kuruludur.

 

 

GÜNÜMÜZ-KALINTILAR:

Bölgede profesyonel kazılar yapılmamıştır, sadece yüzey araştırmaları yapılmıştır.

 

Nekropol-Mezarlık Alanı:

Karahisar ve İslamalan civarındaki kayalık yamaçlarda çok sayıda kaya mezarı ve nişler bulunmaktadır. Bu mezarların çoğu Roma ve Erken Bizans dönemine tarihlendirilir.

 

Hacı Yolu-Pilgrim’s Road:

Kudüs e giden Hıristiyan hacıların kullandığı rota üzerinde olduğu için, kentte piskoposluk düzeyinde dini yapılar ve konaklama tesisleri bulunduğu bilinmektedir.

Son bir not: Eğer burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz, özellikle Karahisar köyü yakınlarındaki kayalık yamaçlardaki mezar yapılarını görebilirsiniz.

 

 

 

Ankara Beypazarı tanıtımı ve gezi yazısı için.