İzmir Selçuk Gezi Planı

İzmir Selçuk Gezi Planı

Evet, önce bir şekilde; Selçuk’a ulaşmanız gerekiyor.

Daha önce defalarca gittiğim bölgeye son kez: Temmuz 2023 tarihinde gittim ve daha önce yazdıklarımı güncelleyerek sizlere en yeni bilgileri veriyorum.

İzmir yönünden gelirseniz; İzmir-Selçuk arası: 75 km. İzmir’den çıkışta; Kuşadası yolunu ve tabelalarını takip ediniz.

Özellikle; otobandan gitmenizi öneriyorum. İstikamet, sürekli olarak Kuşadası olacak. İstanbul istikametinden gelecekler için; İstanbul-İzmir arası kara yolu mesafesi: 561 km.

Ankara üzerinden gelirseniz; doğruca İzmir’e gidip oradan Selçuk’a geçebilirsiniz. Ankara-İzmir arası: 579 km. Ankara’dan Aydın’a geçerseniz (Ankara-Aydın arası: 603 km.), Aydın şehrinden çıkışta, İzmir otobanına girin ve Germencik’ten sonra Kuşadası-Selçuk tabelasını görünce otobandan çıkın.

Bu mesafede; yani Aydın-Selçuk arası: muhtemelen 35 km. Otobanda ulaşım çok rahat, tercih etmenizde yarar var. Selçuk’a gelirken, yol üzerinde, dikkatinizi çekecek bir kale göreceksiniz. Buranın ilginç bir öyküsü var.

Çok dik bin yamacın tepesine kurulu olan kale, konumu nedeniyle bir türlü ele geçirilemez. Gözcülerin beklediği bu kaleyi ele geçirmek isteyenler, bir gün bir plan yaparlar.

Boynuzlarına şamdanlı fenerler bağlı yüzlerce keçiyi, dağın eteklerinden kaleye doğru sürerler. Kaledeki gözcü ve askerler, gece karanlığında keçileri, kendilerine yaklaşan yüzlerce kişilik bir ordu sanırlar ve arka kapıdan kaçarlar. Kale, böylece ele geçirilir. Keçilerin katkısı nedeniyle, kale keçi kalesi ismi ile anılır.

Selçuk’a geldiniz. Burada: ilk göze çarpan yer: Ayasulluk kalesi. Ayrıca: İsabey camisi dikkat çekiyor. Şehir merkezinde: Nimet Ferahlı Parkı var, gayet güzel ve yemyeşil, ağaçların altında oturma yerleri yapılmış.

İlçe merkezinde dosdoğru devam ederseniz “Meryem Ana”, sağa dönerseniz “Efes” ve “Kuşadası” yolu var. Hemen sağda “Artemis Müzesi” görülüyor. Ana yoldan 1 km. içeride Efes antik kentinin hemen yanından geçiliyor ve onun ilerisinde küçük uçakların inebildiği küçük bir hava alanı var.

İzmir Selçuk Gezi Planı
İzmir Selçuk Gezi Planı

 

İzmir Selçuk Gezi Planı

Selçuk bölgesinde: sizin için önerebileceğim, bir günlük gezi planı şöyle olabilir.

Önce; Efes Antik Kenti’ne girin. Yalnız, burada çok hassas bir nokta var. Kesinlikle; kuzey kapıdan girin. Çünkü; aşağı kapıya doğru giderken, hafif bir meyilden aşağı doğru ineceksiniz, aksi halde, yani aşağı kapıdan girerseniz, yukarı doğru çıkmak zorunda kalırsınız.

Özellikle; sıcak havalarda, bu kesinlikle sorun olur. Evet; antik kenti gezdikten sonra, “Yedi Uyurlar” a da gidebilirsiniz. Burada: size gereken toplam süre: 4 saat civarında olacaktır.

Antik kenti gezdikten sonra; Efes Müzesine gidin. Burada; yaklaşık 1 saat kalmanız gerekir. Özellikle: dünyada benzeri olmayan “Artemis” heykelini mutlaka görün. Müzenin arka bölümündeki Artemis Tapınağını uzaktan görebilirsiniz. Yakınına gitmek için zamanınız kalırsa gidin, yoksa zaten pek kalıntı yok.

Müzeden çıktıktan sonra; Meryem Ana Evine gitmelisiniz. Bu da; gerek yolculuk ve gerekse orada geçecek zaman olarak, muhtemelen 2 saatinizi alacaktır. Burası, özellikle Hıristiyanlar için kutsal denilen bir ziyaret yeri olarak değerlendirilse de, burası, Müslüman ziyaretçiler için de özel anlam taşıyor.

Evet; gitmediğiniz tek yer, Alasuluğ tepesi kaldı. Geriye zamanınız kalırsa, Ayasuluğ tepesine gidebilir ve buradaki; kale, kilise gibi kalıntıları görebilirsiniz.

Sonuçta; bu plan sizin için bir öneri. İlgili yerlere ait yazıları okuyarak, görmek istediğiniz yerleri seçebilir ve ona göre ayrı bir plan yapabilirsiniz. Benim burada size, Selçuk’a gittiğinizde, olmazsa olmaz olarak görmenizi önereceğim yerler, Efes Antik Kenti ve Müze.

Bu iki yeri görmeden, oradan ayrılmayın. Selçuk’a gittiğinizde, Efes ile ilgili nereyi gezelim, nereyi görelim, nereye gidelim, nasıl bir gezi planı yapalım, gezi rotamız ne olsun derseniz, işte bu.

Ayrıca; şunu da söylemeden geçmemek gerek. Selçuk’a gittiğinizde; ne yiyelim, Selçuk’a özel bir yemek, yiyecek var mı derseniz? Evet, var. Selçuk’ta çok güzel çöp şiş yapılıyor. Mutlaka tadın, özellikle çarşı içinde bulabilirsiniz. Buranın birde çok ilgi çeken bir mekanı daha var.

Peki, hediyelik ne alabilirim diye düşünürseniz; evet, Selçuk’tan hediyelik olarak, çok güzel kurutulmuş incir satın alabilirsiniz. Özel paketleri içinde ve hatta metal kutular içinde, çok güzel, hediyelik incir paketleri var. Gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için alabilirsiniz.

Şirince. Evet, Şirince bir köy, otantik bir köy. Selçuk’a 8 km. uzaklıkta. Asfalt yoldan, yokuş yukarı çıkıyorsunuz. Geçen yüzyıldaki kentsel doku, burada, aynen korunmuş. Nefis yemekleri, meyveleri, zeytinyağı ve otantik yapısı ve yaşantısı ile, tam bir nostalji köyü.

Taş döşeli sokaklarında yürüyebilir, evleri görebilir ve arzu ederseniz restoran ve kafelerine girebilirsiniz. Buranın neyi meşhur?

Şirince’nin şarabı meşhur. Burada; özellikle meyve şarabı yapılıyor ve turistler tarafından hediyelik olarak mutlaka satın alınıyor. Değişik çeşitleri var. Ahududulu, vişneli ve benzeri gibi çeşitli meyveli şaraplar bulmak mümkün. Hoş, bunları almak için mutlaka Şirince Köyüne gitmek gerekmiyor. Selçuk içinde de bulabilirsiniz. Sonuçta; Şirince’ye gitmek zamanınızı alacaktır.

İyi tatiller.

İzmir Selçuk Artemis Tapınağı

İzmir Selçuk Artemis Tapınağı

İzmir Selçuk Artemis Tapınağı

Evet; dünyanın yedi harikasından biri. Selçuk’ta, Efes Müzesinin hemen arkasında. Selçuk’tan, Kuşadası yolunda ilerlerken, sağ yanda, uzakta görünüyor. Ancak; elbette, yalnızca kalıntıları.

Zaten; bu tapınak, 5 kez yapılmış, 5 kez yanmış veya yıkılmış. En son olarak ise, yine yalnızca kalıntıları kalmış.

Neyse; isterseniz, önce bu tapınağın ortaya çıkarılışını anlatalım. Sonra; tapınakla ilgili ayrıntılı bilgi verilim.

TAPINAĞIN ORTAYA ÇIKARILIŞI

Şirince’de yaşam sürüp giderken; bir gün İzmir’den bir haber gelir. İzmir ve Aydın arasında demirden bir yol yapılacak ve bunun üzerinde, koca vagonlar gidip gelecek, yük ve insan taşıyacak, bu yolun bir durağı da Ayasuluğ olacak.

Bunu duyan, yöre insanı sevinir. Ovadaki arazilerinin değerleneceğini düşünür. Peki, ya tren hattını döşeyenler ne düşünür, bence, Efes harabelerinden çalacakları antik eserlerin, limana daha kolay nakliyesini. Bir düşünün bakalım, belki bu fikre sizde katılırsınız, çünkü buradan çıkarılan eserlerin onda dokuzu çalınmış ve yurt dışına götürülmüş.

Evet, devam ediyoruz. Derken, demir yolu inşaatı başlar. Hızla Ayasuluğ’a doğru ilerler. Demir yolunun yapımını İngilizler yürütür. Bunlardan mühendis Wood, bu yöreye yalnız demir yolu çalışması için gelmiyordu, bu İngiliz’in büyük bir arkeoloji tutkusu vardı ve her gelişinde yıkıntılar içine girerek, büyük bir merak içinde onları inceliyordu.

Onun için en büyük tutku ise, dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Artemis Tapınağını bulup çıkarmak idi. Nihayet, mühendis Wood, bir gün İngiltere’deki British Museum ile anlaşarak, kazı için sponsor sağlar. Bir de, kraliyet kanalıyla Osmanlı padişahından bir ferman çıkarınca, her şey tamam olur.

Wood; 1863 tarihinde kazılara başlar. Böylece: Efes’te ilk arkeolojik kazılar başlamış olur. Artemis Tapınağını bulmak için; antik dönem yazarlarının yazılarını inceler. Özellikle; Philostratos’un yazdıklarını takip etti.

Şöyle yazıyordu: ” Damianus adındaki zengin bir Romalı, Magnesia Kapısından tapınağa giden yola, bir Stadion (190 metre) uzunluğunda, bütünü taştan olan bir portik (Ston) yaptırmıştı. Amacı; kentten tapınağa giden rahiplerin, yağmurdan ve güneşten korunmasını sağlamaktı.”

Acaba; Magnesia kapısı neredeydi? Bu kapıyı bulursa, tapınağı da rahatlıkla bulacağını umuyordu. Wood; sık sık Panayır Dağına çıkarak bunları düşünüyordu. Yapılacak tek şey, kapıyı bulmaktı. Sabırsızlıkla kent kapılarını aramaya başladı. Düzlükte, surların gedik verdiği bölgeleri araştırdı. Nihayet, Magnesia kapısını buldu.

Kapı: Doğu Gymnasium’un arkasındaydı. Ancak; kapıdan itibaren, 190 m. çevrede, herhangi bir tapınak kalıntısı yoktu. Günler sonra; Stadium yanındaki öbür kapıyı da buldu. Gerçekten, Panayır dağının güneyinden ve yedi uyurlar mağarasının önünden geçerek, iki kapıyı bağlayan bir antik yolun bir yerinde, Ayasuluğ tepesine doğru uzanan başka bir yol vardı.

Yol; Ayasuluğ tepesine doğru gittiğine göre, tapınak orada olmalıydı. Bu arada; bölgedeki kazılarda çıkarılan tüm eserlerin, sandıklara konularak Londra’ya gönderildiğini, sanırım söylemesem de, tahmin ettiniz.

Bunlardan sadece bir iki parça, İstanbul’a, o yıllarda depo olarak kullanılan müzeye gönderilmişti. Bir ülkede çıkarılan eserlerin, o ülkenin müzesine, sanki bir armağan gibi sunulmasının ne derece saçmalık ve kötülük olduğunu, lütfen düşünün.

Wood, tapınak yolunu takip ederek, günün birinde, bir duvara rastlar. Burada, bulduğu bir yazıt; bunun tapınağın dokunulmazlık alanının etrafındaki duvar (Temenos) olduğunu açıklamaktadır.

Buna göre, tapınak, bu duvardan yaklaşık 400 m. ileride olması gerekiyordu. Tapınağın içinde bulunduğuna inanılan alan, büyük bir toprak parçası ile örtülüydü. 1896 yılında; bu alan metrelerce kazıldı. Ama, ortada bir şey bulunamadı. Üstelik, 4-5 metreden sonra su çıkmıştı.

Fakat, suyun içinde de kazıya devam ettiler. Nihayet, 1896 yılının son günü: bir tapınak döşemesi buldular. Çukur genişletildi, tapınak kalıntıları, gün geçtikçe çıkmaya başladı.

Tapınak bulunduğunda: birçok bilimsel sonuçta elde edildi. Tapınak; antik yazarların dediği gibi, en az 5 kez yıkılıp, yeniden yapılmıştı. Tapınağın 220 yılda inşa edildiği söylencesi ise; yapının son üç aşamasını kapsıyordu. Yani yıkılıyor, zaman geçiyor, tekrar yapılması da zaman alıyordu.

Kazılar sonucu oluşan büyük çukura, Wood’un İngiliz olması nedeniyle, halk; ” İngiliz çukuru ” adını takmış olup, bu isim günümüze kadar ulaşmıştır.

EFES ARTEMİSİ VE TAPINAĞIN YAPIM AŞAMALARI

Artemis, yunan mitolojisinde, ünlü bir tanrıça olarak bilinmektedir. Romalıların Diana dedikleri ve Zeus’un kızı, Apollon’un kardeşi olan bu tanrıça ile Efes Artemis’i arasında çok belirgin farklar vardır. Yani: Efes Artemis’i, yunan mitolojisinde sözü edilen Artemis değil.

Kentin; antik tarihi her yönüyle ve sürekli olarak onunla ilişkiliydi. Artemis siz Efes düşünülemezdi. O, kentin her şeyiydi. Zaten; Efes’i üne kavuşturan en önemli nedenlerden birisi de, Artemis ve onun adına yapılan ünlü tapınaktı. Antik tarihçiler; tapınakta duran esas heykelin, asma ağacından yapılmış olduğunu yazarlar.

İddiaya göre, bu heykel çürümesin diye, her yıl yağlanırmış. Şimdiye dek, altından veya bronz gibi değerli madenden yapılmış heykel bulunamadı. Fakat, toprak altında daha nelerin saklı olduğu bilinmez.

Artemis tapınağındaki heykellerin, halk üzerinde büyük etki yarattıkları söylenir. Öyle ki, tapınak bekçileri, meraklılara, bakarken gözlerini sakınmalarını tavsiye ederlerdi. Çünkü, heykellerin mermerleri, göz kamaştırıcı derecede parlaktı.

Efes, Artemis Tapınağı, en az tanrıça kadar ünlüydü. İlk inşa edildiği tarihten itibaren, birkaç defa yıkılıp yapılmış, fakat sonradan öyle görkemli bir şekilde inşa edilmiş ki, bu haliyle, o çağın insanları, tapınağı dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul etmişler. Yine de, tapınağın geçmişinde, öyle bir macera var ki inanamazsınız.

Şöyle: ” Efes yönetimi çevrede egemenlik kuran Persler ile iyi geçinmeye çalışıyordu. Ancak, yönetimleri demokratik değildi ve Efes halkı, eşitlik istiyordu, haksız imtiyazlara karşı çıkıyorlardı. Bunun doğal sonucu olarak, şehirde sık sık anarşik olaylar, yağmacılık rezaletleri yaşanıyordu.

Çünkü, şehirde, bir yığın soyulacak zengin ve kuyumcu olduğu düşünülüyordu. Ama yağmacılara göre, Artemis Tapınağının hazineleri, hepsinden daha ilginçti. Bunlar; Artemis’e saygı duymuyorlardı.

O yıllarda, Efes’te saf bir adam yaşıyordu. Bu adamın ismi; Herostratos;  Kunduracılık yaparak geçiniyordu. Kimseye zararı dokunmazdı, ama ünlü olmak gibi bir zaafı vardı. Çevresinde ise, onun bu zaafını çok güzel kullanabilecek, bir yığın maceracı, soyguncu, politikacı insan vardı.

Sonunda, bir gün, ona; ” Artemision’u yakalayabilirsen, ünlü olabilirsin, adın tarihe geçer ” dediler. Herostratos; bu sözler üstüne, adını tarihe yazdırmak adına, önce korkup ürktüğü bu planı gerçekleştirmekten yana tavrını koydu. Mevsim yazdı. Yaz yangınları kolay söndürülemiyordu.

Tapınağın içinde, kandiller için saklanan zeytinyağları vardı, bunlar yangını körüklerdi. Sonunda: MÖ.356 yılının, 21 Temmuz günü gecesi, Herostratos, tapınağı ateşe verdi. Bina, için için yandı ve tapınağın hazinesi, şehirdeki tüm çapulcular tarafından yağmalandı.

Ertesi gün, duman ve sis bulutları arasında kalan ünlü yapının, ayakta kalabilmiş harabesi çok hazindi. Kent halkı, çok sevdikleri tanrıçalarının tapınağını, yangından kurtaramadılar.

Yalnız, başka bir gerçek daha ortaya çıktı. Tanrıça, kendi tapınağını koruyamamıştı, kentlilerin suçu yoktu. Çünkü, aslen tapınağın esas koruyucusu kendisiydi. Ama, Artemis, o gece başka bir şeyle meşguldü.

Yangın günü, yıldızlar, ona büyük bir kişinin doğacağını önceden haber vermişlerdi. Bu kişi, doğup büyüdüğü zaman, ünlü bir kral, hatta imparator olacak, o çağ dünyasının her yönüne akınlar yapacak, ülkeleri ele geçirecek ve yeni çağ yaratacaktı.

O halde, onun doğumunun bizzat Artemis tarafından yaptırılması gerekiyordu. Bu olay, tapınaktan önemli olduğu için, tanrıça 21 Temmuz gecesi, Efes’ten Makedonya’nın Pella kentine gitti. Evet, belki de, tahmin ettiniz, doğan çocuk, Büyük İskender.

Evet, tapınak yandı. Efesliler Herostratos’u en korkunç cezaya çarptırdılar. Hatta, onun adını anan herkes için ölüm cezası vermeye başladılar. Bu olaydan sonra, yüzyıllarca, şan ve şöhret tutkunu kişilere, “Herostratik” denmiştir. 

Düşünebiliyor musunuz, adam gerçekten tarihe geçmiş, meşhur olmuş.

Her ne kadar tapınak yandı ise de, bu insanlar Artemis siz yaşayamazlardı. Yöneticiler ve halk birleşerek, yeni bir tapınak yapmaya karar verirler. İnşaata hemen başlanır.

Bir yandan mimarlar, bir yandan yüzlerce, binlerce esir durmadan çalışır. Yeni tapınağın baş mimarı: Kheirokrates.

Efesliler varlarını yoklarını tapınağa verirler. Kadınlar bile, mücevherlerini paraya çevirirler. Yapı öyle büyüktür ki, yayıldığı alan 6000 metre kareyi aşar.

İzmir Selçuk Artemis Tapınağı: Roma çağının ünlü tarihçisi Plinius (MS.79)un, bu muhteşem yapıya ait gözlemleri şöyledir.” Efes’teki Artemis tapınağı, gerçekten hayranlık uyandıran görkemli bir yapıttı. Bütün Asya’nın gayretiyle 220 yılda inşa edilmiş, yer sarsıntılarından zarar görmesin diye, bataklık bir yere yapılmış.

Bataklığın üzerine, kömür ve yün döşenmiş ve tapınak bunların üzerine oturtulmuş. Yapının uzunluğu 136 m. genişliği 7 m. civarındadır. Çeşitli krallar tarafından yaptırılıp armağan edilen 127 sütun vardı. Bunların her birinin boyu 19 m. ve 36 tanesi ise kabartmalı idi. Kabartmalı sütun kaidelerinden birini, ünlü heykeltıraş Skopas yapmıştı.

Yıllarca süren bu yorucu ve zorlu çalışmalar sonuçlanmak üzeredir. Ne var ki, tapınağın alınlığına öyle bir taş koymak gerekiyordu ki, ne baş mimar, ne de diğerleri buna bir çare bulamazlar. Bu yüzden baş mimarın uykuları kaçar. Sürekli düşünmektedir, fakat bu taşı yerine koymak için bir yöntem bulamaz.

Yine, uykusuz bir gece biraz dalar ve rüyasına giren Artemis; ” Artık düşünmemesi gerektiğini, o taşı kendi elleriyle yerleştireceğini ” söyler. Baş mimar, ertesi günü sabahı, büyük bir şaşkınlık ve sevinçle uyanır ve hemen tapınağa koşar, evet, taş yerine konulmuştur.

Aradan yıllar geçer. Büyük İskender, Pers’leri yenerek, bölgedeki tüm şehirlerde egemenliği ele geçirir. Sonunda, Efes’e gelir. Doğumunda Artemis’in ebelik yaptığı inanışını daha önce duydu mu bilinmez, ama Efeslilerin inancına saygı duyarak, tanrıçaya ve bu kente borçlu olduğunu düşünür.

Büyük bir tören düzenler ve tapınak sunağında kurbanlar keserler ve Artemis heykelleri ellerinin üzerinde taşırlar. Panayır dağı etrafındaki kutsal yolda, büyük bir ihtişamla yürürler. Dağın etrafını dolaştıktan sonra, yine tapınağa gelirler.

İzmir Selçuk Artemis Tapınağı: Efesliler, daha önce böylesine bir tören görmemişlerdir. Sonraki yıllarda, bu kutsal yol, bir güzergah olarak, Efes tarihinde, her zaman önemli rol oynar.

Kent halkı; tapınağın mükemmel olması için, devrin en önemli mimar, heykeltıraş ve ressamlarını çağırır. Bu sanatçıların yaptıkları muhteşem eserler, henüz bulunamamış olmasına rağmen, bunların nitelikleri antik dönem yazarlarınca belirtilmiştir. İskender, tapınağın bütün masraflarını karşılamak ister, ancak bir tek şartı vardır. Yaptığı bu iyiliğin, tapınak üzerine yazılmasını ister.

Ancak, Efesliler bunu kabul etmez. Bir iyilik yapılacaksa, bunun karşılığının beklenmemesi gerektiğini düşünürler. Ama, bu teklif karşısında, halkın heyecan ve hevesi kaybolur. Ancak, İskender’e çok politik bir yanıt verirler.

“Nasıl olurda, bir tanrı, diğer bir tanrıya tapınak yaptırabilir? ” Büyük İskender, bunu üzerine, Efeslilerin daha önce Perslere verdikleri vergiyi kaldırır. Buna karşılık, o paranın tapınak inşaatında harcanmasını ister. Konu böylece çözümlenir.

İşte; tapınağın yapım aşamasındaki, çeşitli anlatılan öyküleri, burada sizlere aktarmaya çalıştım.

ARTEMİS TAPINAĞI

İzmir Selçuk Artemis Tapınağı: Evet: dünyanın yedi harikasından biri. Antik dünyanın mermerden inşa edilmiş ilk tapınağı. Büyüklüğü:130 X 68 m. ve ön cephesi diğer Artemis (ana tanrıça) tapınakları gibi, Batı’ya dönük. 127 tane sütunu var.

Cephesindeki 36 sütunu kabartma. Yüksekliği ise; 25 m. 6000 metre karelik bir alana yayılmış. Yalnız, elbette bu rakamlar, varsayılan değerler.

Efeslilerin gündelik hayatında, tapınağın büyük önemi var. Hatta; çevre bölgelerde bile, tapınağın ünü çok yayılmış. Özellikle, tapınağın çevresinde bulunan koruma alanı ilginç.

İzmir Selçuk Artemis Tapınağı: Buraya sığınan insanlara; herhangi bir müdahale, yakalama, öldürme söz konusu olamıyor. Tarihin birçok döneminde, birçok ünlü veya ünsüz insan, buraya sığınarak ölümden kurtulmayı denemiş.

En son olarak: MS.263 yılında, Got’lar tarafından saldırıya uğramış, yakılmış, yıkılmış ve yağma edilmiş.

Efesliler, Hıristiyanlığa geçince de, bu sefer tapınağın kalıntıları, başka yapıların inşaatlarında kullanılır.

Tapınaktan günümüze sadece temel kalıntıları bulunmakta. Bataklık üzerinde, tek bir sütun ve birkaç taş parçasından ibaret.

İzmir Selçuk Artemis Tapınağı: Yine de, Selçuk-Efes bölgesine gittiğinizde, bu tapınağın bulunduğu alana mutlaka gidin, bir zamanlar o insanların ayak bastığı topraklara, yerlere basıyor olmanın heyecanını yaşayın. Bugün, burada o muhteşem tapınak olmasa da, kurulu olduğu yerde bulunmanın heyecanını yaşamak bile değer. Mutlaka gidin, görün.

Selçuk tanıtımı.

Şirince tanıtımı.

Efes tanıtımı.

İzmir Selçuk Meryem Ana Evi

İzmir Selçuk Meryem Ana Evi

Selçuk yöresine geldiğinizde; antik kent bölgesi içinde değil de, Selçuk İlçesine 9 km. uzaklıktaki Bülbül Dağında bulunan; Meryem Ana Evini de mutlaka görmelisiniz. Burası; Hıristiyan inancına göre kutsal sayılmakta. Ancak, Meryem Ana’dan Kur-an da söz edilmektedir.

Meryem Ana Evini anlatmadan önce; önce: aradan binlerce yıl geçmesinden sonra Meryem Ananın burada yaşadığını söyleyen bir Alman rahibesinden ve sonra ise, yazılı kaynakların büyük bölümünde açıklandığı üzere; Meryem Ananın buraya nasıl geldiğinden söz etmek istiyorum. Evet, buyurun tarih yolculuğuna, sonra ise Meryem Ana Evini gezmeye.

ALMAN RAHİBESİ ANNE CATHARİNE EMMERİCH

İzmir Selçuk Meryem Ana Evi: Almanya’nın, Flamsk adlı küçük bir köyünde, 1774 yılında küçük bir kız çocuğu dünyaya gelir. Ailesi çok yoksuldur. Uslu, dürüst, doğruyu gören ve dinsel konulara büyük ilgi gösteren bir çocuktu. Geceleri, saatlerce dua ederdi. Onun bütün emeli; kendini dine adamak ve bir manastıra kapanmaktı.

Zira; içinde, gün geçtikçe büyüyen, doğaüstü duygular hissediyordu. Nihayet, 29 yaşında, arzusu yerine geldi ve rahibeler okuluna girerek, kendisini artık tümüyle Tanrı’ya adamak imkanı buldu.

Burada mutlu yaşantısını sürdürürken; 1811 yılında okul kapandı, köy rahibi ona küçük bir ev sağladı. Ancak; gün geçtikçe, içindeki garip duygular artıyor, başkalarının duymadığı sesleri duyuyor, arada bir kimsenin görmediği dinsel sahneler, gözlerinin önüne seriliyordu. Bunlar olurken de, o durmadan dua ediyor ve Hz. İsa’nın kendisini takdis etmesini diliyordu.

29 Aralık 1812 tarihinde, hasta kadının yatağı çevresine toplananlar, büyük bir mucizeye tanık oldular. Anne Catherine; küçük odasında, yatağının üzerinde, ellerini öne doğru uzatmış dua ederken, birdenbire sarsılır ve her yanını ateş basar.

Tam o anda; yukarıdan gelen parlak bir ışık, ona doğru alçalır ve dokunmasıyla, hasta kadının elleri, ayakları ve sağ yanı; kanlar içinde kalır. Kendini kaybeder. Hz. İsa; onun arzusunu yerine getirmiştir. Bununla da; onu, kendisi çarmıha gerilirken çektiği azaba ortak etmiştir.

Yani; Catherine; “Stigmatize” bir rahibe olmuştu. Hıristiyanlık tarihinde, bu tip olaylar bilinmesine rağmen, çok azdır. Tıp tarihi ise, bunu açıklayamaz.

Anne Catherine; gün geçtikçe daha çok hastalanır. Artık yatalak olmuştur. Herkes tarafından büyük saygı görmektedir. Avuçlarında, bu olaydan sonra haç işaretleri oluşmuştur.

1818 yılında, kendinden geçmiş, trans halinde iken söylediklerini; bir yazar olan C. Brentano, kaleme alır. Rahibe, gözlerini yumduğunda, gözünün önünden geçen dinsel olayları, öyle büyük bir doğrulukla söylemektedir ki, bunların tanrının isteği ve desteğiyle olduğundan, kimse şüpheye düşmez.

Azizlerin ve Meryem Ananın hayatını, bütün ayrıntılarıyla anlatır. Bu çalışma; hastanın ölümüne kadar sürer.

Böylece; bütün Hıristiyan alemi; pek yakında Meryem’in son günlerini, Efes yakınlarındaki bir evde geçirdiğini ve orada öldüğünü duymuş olur. O güne kadar ise, herkes, İsa’nın annesinin Kudüs’te öldüğünü sanıyordu. Fakat, bu iddianın da herhangi bir dayanağı yoktu.

Evet; aradan yüzyıllar geçtikten sonra; Meryem’in yaşadığı ve öldüğü; Bülbül dağındaki ev böylece tescilleniyor. Rahibenin söyledikleri kitap olarak yayınlandıktan sonra; 27 Haziran 1891 tarihinde, Henry Jung başkanlığındaki 4 kişilik bir ekip, Meryem Ananın evini aramaya başlarlar.

İki günlük bir araştırmadan sonra, 29 Haziran günü, ellerinde Catherine’nin algılarının bulunduğu kitapla birlikte, Bülbül Dağında, yıkık manastırı bulurlar ve kitaptaki algıları değerlendirerek, buranın Meryem Ananın evi olduğunu tescillerler.

Şimdi; tarihte daha gerilere, binlerce yıl öncesine gidip, Meryem’in buraya gelişi ve yaşamına ait anlatılanları kısaca görelim.

İsa’nın annesi Meryem; İsa öldükten sonra, St. Jean ile birlikte Efes’e gelir. Hayatının son yıllarını burada yaşar. Ancak Kitab-ı Mukaddes’te anlatıldığı gibi: Meryem’in mezarının, dönemin Selefko şehrinde yani bugünün Silifke’sinde olduğu rivayet edilmektedir.

Neyse, Bülbül dağı üzerinde; Hıristiyanların kutsal anası, Meryem’in evi var. Hıristiyanlarca; ” Panaya Kapulu” olarak adlandırılan kutsal yerin, MS.4’ncü yüzyılda inşa edildiği sanılmakta.

Hz. İsa yakalanıp çarmıha gerilmesinden kısa bir süre önce, annesini, arkadaşı ve havarisi olan St. Jean’a teslim etmiş. St. Jean; İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra, Meryem’in Kudüs’te kalmasını sakıncalı gördüğünden, onu da yanına alarak kaçmış ve buraya gelmişler.

Hıristiyanlık dinini yaymak gibi bir görev üstlenmiş olan St. Jean: o zamanlarda, çağın en büyük kenti durumunda bulunan Efes’i, kendisine hedef seçmiş. Efes’teki putperestlerin diyarına sokmak istemediğinden, Meryem’i ise, Bülbül Dağı eteklerinde sık ağaçlarla kaplı bir köşede yaptırdığı kulübede gizlemiş. St. Jean’ın her gün gizli gizli onu ziyarete gittiği ve yiyecek-içecek götürerek yokladığı bilinmektedir.

Meryem’in 101 yaşına kadar, Bülbül Dağındaki bu evde yaşadığı ve burada öldüğü kabul edilmektedir. St. Jean, Meryem’i, yine bu dağda, kendisinden başka hiçbir kimsenin bilmediği bir yere gömmüştür. Hıristiyanlığın yayılmasından sonra, Meryem’in bulunduğu ve yaşadığı kabul edilen yere; Hıristiyanlarca, haç şeklinde bir kilise inşa edilir.

MERYEM ANA EVİ

İzmir Selçuk Meryem Ana Evi: Evet, işte Meryem Ananın yaşadığı farz ve kabul edilen yer, burası. Yani; Selçuk’tan Bülbül dağı istikametine, tabelaları takip ederek gittiğinizde, 9 km. uzaklıkta.

Güzel bir yol, çam ağaçları arasında ilerliyorsunuz. Yükseklik; 420 m. Bahçe bölümünde, uygun otopark var. Tek sorun, Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen (örneğin 15 Ağustos günü) günlerde, buraya gitmeyin, aşırı kalabalık.

Bülbül Dağı üzerindeki bu bölge, Hıristiyanlar tarafından ” Panaya Kapulu ” olarak adlandırılıyor. Yani; resmen ” Meryem Ana Evi ” olarak. Buranın; MS.4’ncü yüzyılda inşa edildiği sanılmakta.

Buranın; kutsal hiç yeri olarak ilan edilmesinden sonra, buradaki Meryem Ana Evinin kalıntıları üzerine, küçük bir şapel yapılmış. Eski yapı ile sonradan yapılan şapelin duvarlarının birbirinden ayrılması için ise; her ikisinin arasına, kırmızı renkte bir boya ile çizgi çekilmiş.

Evet; yapıya girince, iki tarafında tonozlu nişler bulunan bir sahanlığa geliyorsunuz. Buradaki apsiste: Hz. Meryem’in heykeli bulunmakta. Nişler içinde, mumluk dikilmiş, yakılı yüzlerce mum var. Bu heykelin; 19’ncu yüzyılda buraya konulduğu sanılmakta. Bunun önünde; gri renkli taban mermerlerinden ayrılan bölümün, ocak olduğu saptanmış.

Nitekim, burada yapılan kazılarda, MS.1’nci yüzyıla tarihlenen ev temel kalıntıları ile, kömür parçaları bulunmuş. Bu bölümün güneyindeki küçük odanın doğusunda, bir niş var. Bu odada; Müslümanlar tarafından namaz kılınabiliyor. Duvarlarında; Kur-an da da ismi geçen Meryem Ana ile ilgili sureler var.

Bazı araştırmacılar tarafından, bu odanın, Meryem Ana’ya ait yatak odası olduğu iddia ediliyor. Bu şapel; 1967 yılında Papa 6’ncı Paulus ve 1979 yılında ise Papa II. Johannes tarafından ziyaret edilmiş.

Burayı gezerken, hani belki Meryem’in burada nasıl yaşadığını, nasıl öldüğünü, nereye gömüldüğünü merak edebilirsiniz. Bu soruların yanıtlarını, yine Alman rahibe Anne Catherine’nin anlattıkları vahiylerden öğrenmek mümkün.

Onun anlattıklarına göre: ” Bu ev; pencereleri yüksek ve kare şeklindeydi. Arka tarafı, yuvarlaktı.

Kapıdan girildiğinde; hemen karşıda, ateş yakılan bir şömine vardı. Bu yüzden, duvarlar biraz kararmıştı. Meryem Ana’ya hizmet eden yardımcısı, burada otururdu. Şöminenin iki yanındaki kapılardan; evin, dip tarafındaki mihraplı ikinci bölüme geçilirdi.

İzmir Selçuk Meryem Ana Evi: Meryem Ana, boş zamanlarında, mihrabın önüne çekilen bir perdenin karşısına oturarak: okurdu. Yatak odası ise; bu bölümün sağında. Evin bazı eşyaları ile Meryem’in giysileri de, bu odanın karşısındaki, sol tarafta, küçük bölmede dururdu.

Meryem; tek başına yaşıyordu. Yanında; kendisine yardım eden ve ona yiyecek-içecek getiren genç bir kadın vardı. Yaşamı: derin bir sessizlik ve huzur içinde geçiyordu. Evde; erkek yoktu. Yalnızca; sık sık St. Jean, eve girip çıkardı.

Evet; yine aynı vahiylere devam edelim. Meryem, 64 yaşında hayata gözlerini yumdu. Çevresindeki: aziz ve azizeler ona cenaze töreni yaparlar. Özel olarak hazırlanmış tabutunu, eve 2 km. uzaklıktaki bir mağaraya yerleştirirler.

Aradan geçen bir süre sonunda: havari Thomas, azizenin sağlığına yetişemediğini, hiç değilse mezarını ziyaret etmek istediğini söyler. Bunun üzerine, gece vakti, meşaleler yakılır ve mağaraya götürülür. Mağaraya gelince, secde eder. Mağara girişinde, içeri girerek, cenazenin önünde diz çöker.

O sırada, Jean bir kısmı çukurun dışında kalan tabuta yaklaşarak, tabutun bağlarını çözer ve kapağı açar.

Hep birden tabuta yaklaştıklarında hayretle donup kalırlar. Meryem’in cesedi, kefenin içinde yoktur.

Fakat, kefen gene de bozulmamıştır. Bunu şöyle değerlendirirler. ” Tanrı, Meryem’i göğe kaldırmıştı.”

Olaydan sonra, mezarın bulunduğu mağaranın ağzı kapatılır. Ev kiliseye çevrilir. Bu mağara, günümüzde bilinmiyor, yeri meçhul.