
Eskiden her ne kadar “Yeşil Bor” olarak bilinse de günümüzde yeşil özelliği kısmen kaybolmuş olan bu şirin ilçemiz hakkında, mutlaka duymuşsunuzdur “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” şeklinde bir söylenti vardır. Yazının hemen başında, bu söylentiden söz etmek istiyorum.
Haftanın “Salı” günlerinde Bor ilçesinde Pazar kurulur. Ancak, bir gün öncesinde, Pazartesi günleri, hazırlık günüdür ve yöresel deyimle, bu hazırlık günü “Deri pazarı” olarak bilinir. Salı günleri kurulan pazara ise “Ulu pazar” denir.
Uzak diyarlardan, 35-40 km. uzaklardan, Bor ilçesindeki pazara gelecek olanlardan bir ziyaretçi: yazdan kalma bir gün, erken saatlerde, 40 km. uzaklıktaki köyünden yola çıkar ve ilçenin yakınlarındaki bağlar bölümüne geldiğinde mola verir.
Eşeğini dinlendirmek için, yükünü sırtından indirir ve pazardan alacaklarının hesabını yaparken, içi geçer ve derin bir uykuya dalar. Bu sırada eşek, önündeki yiyecekleri bitirir ve bağlı bulunduğu ağacın kabuklarını kemirmeye başlar.
Deri pazarı günü uykuya başlayan pazarcı, Ulu pazar günü ikindi vaktine kadar uyumaya devam eder ve uyanınca, ilçenin pazarının yolunu tutar, ancak pazardan dönenlerle karşılaşır.
Pazar yerinden dönenlere, neden Ulu pazara gitmiyorsunuz, geri dönüyorsunuz diye sorduğunda ise, aslında Ulu pazara uğramış ve Pazar alışverişini yapmış olan bir pazarcı: ertesi günü, Niğde pazarını işaret ederek “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” der.

ULAŞIM
İlçe: Konya-Kayseri, Adana-Kayseri, Niğde-Ankara kara yolları kesişim noktasındadır. Bor, bağlı bulunduğu Niğde il merkezine, 14 km. uzaklıktadır. Ayrıca: Bor İstasyonundan, her gün: Adana-Ankara-Kayseri istikametine tren seferleri bulunmakta olup, yörenin ulaşım problemi yoktur.

TARİHİ
Yörenin tarihi geçmişinin, günümüzden 5000 yıl öncesine kadar gittiği düşünülmektedir. Hititler zamanında, yörede, günümüzdeki “Niğde” şehrinin bulunduğu yerde “Nahita” isimli bir şehir bulunmaktaydı. Hitit devletinin yıkılmasının ardından, bölge, MÖ.8’nci yüzyılda bu kez, Frigler tarafından işgal edilir.
Daha sonra ise, Persler görülür. 333 yılında, Makedonyalı İskender, Persleri yenince, bölge yine el değiştirir. İskender’in ölümü üzerine, bölgede ortaya çıkan Selevkoslar hükümranlığı, Kapadokya krallığı dönemine kadar devam eder.
Daha sonra Romalılar ve ardından, Bizanslılar ve 707 yılına gelindiğinde ise, bu kez Emeviler görülür. Emeviler döneminde, bölgeye “Tavana” ismi verilir.
1476 yılında, bölge, Karamanoğullarından, Osmanlılara geçer. Yıldırım Beyazıt, burayı ve çevresini, Osmanlı idaresine katar.
Evet, gelelim, ilçenin isminin kaynağına. İlçenin isminin bir Rumca kelimeden geldiği söylenmektedir. Rumca “Poros” ve Fransızca “Bore” denildiğinde, “Bor” ismi anlaşılmaktadır. Kelimenin anlamı: tarıma elverişli olmayan toprak demektir. Ama, kelime anlamı olarak, Rumcadan esinlenilmiş ise; Rumca da, kelime anlamı “yol ve deniz limanı” demektir.

GENEL
Burası, 40 bin nüfuslu; Niğde ilinin güneyinde, 1100 rakımlı Bor Ovasında kurulmuş bir ilçedir. Topraklarının büyük bölümü: Obruk Platosundadır. Yörenin, kuzey-güney ve güneydoğusu dağlıktır. Başlıca akarsuları: Küçüköz deresidir.
Yörede yaşayanların büyük bölümü: mübadele sonucu buraya yerleşen: Arnavutluk-Yunanistan ve Bulgaristan göçmenlerinden oluşmaktadır. İnsanların ekonomik etkinliklerinin başında: tarım, halıcılık ve dericilik gelir.
Ancak, genel olarak, arazinin tarıma elverişli olmadığı bir gerçektir. Bunun sonucunda, yöre insanı, okumaya veya yöreden göç etmeye yönelmiştir. Ekonomik etkinliklerden öne çıkan biri de: Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı, Lojistik Komutanlığının Bakım Komutanlığının, burada, Şehit Nuri Pamir Kışlasında bulunmasıdır.
Burada: Türk Silahlı Kuvvetlerinde törenlerde kullanılan: kılıç ve meçler üretilmektedir. Ayrıca: çeşitli ikmal maddelerinin depolandığı, bakım ve dağıtımının yapıldığı bir yerdir. Tüm bu askeri üniteler, yörede, büyük bir kalabalık yaratmaktadır.
Bunun dışında, burada, yine çok büyük bir “Fizik Tedavi Hastanesi” bulunuyor ki, bütün çevrede, bu husustaki rahatsızlıkları olanlar, burayı tedavi için tercih etmektedirler.
Yörede, İç Anadolu bölgesinin step iklimi görülür ve buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk geçer. İlkbaharda, en fazla yağış görülür.
İlçede, Niğde Üniversitesine bağlı: Bor Meslek Yüksek okulu ve Bor Halil Ataman Meslek Yüksek okulu bulunmaktadır.
Yörede, her yıl: Temmuz ayının son günlerinde “Kemerhisar Kültür ve Turizm Festivali” düzenlenmektedir. Festival bünyesinde: çeşitli gösteriler, halk oyunları şenliği ve paneller ile konserler düzenlenmektedir. Elbette, yörenin ünlü antik kenti “Tyana” nın tanıtılması açısından çok olumlu bir etkinlik olduğu kesindir.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Burada, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: Arap aşı yiyebilirsiniz. Koyun-tavuk veya hindi etinden yapılan çorba ve muhallebi kıvamındaki bir yemeğin birlikte yenilmesi.
NE SATIN ALINIR
Bor denilince akla hemen “dabakanecilik” yani “dericilik” geliyor ama eskisi kadar yaygın değil. Bunlar, geleneksel yöntemlerle üretim yapan küçük imalathaneler olarak görülüyorlar. Acıgöl mevkiinde bulunan bu deri imalathanelerinden, hoşunuza gidecek ürünler bulup satın alabilirsiniz. Bunun dışında, köylerde günümüzde de dokunmaya devam edilen halı-kilim bulup satın alabilirsiniz.
KONAKLAMA
Bor Öğretmen evi Belediye Yanı. Bor 388-3116395

GEZİLECEK YERLER:

KEMERHİSAR-TYANA
İlçe merkezine, 1 saat uzaklıktadır. Niğde il merkezinin ise, 23 km. güneyindedir.
Antik kent kalıntılarının bulunduğu höyük: tarihi süreç içinde ilk olarak: 1880’li yılların başında ortaya çıkarılmıştır.
Yöredeki ilk yerleşimin, MÖ. 5 ile 6 binli yıllara kadar uzandığı bilinse de, yazılı tarihi daha yakın dönemlere aittir.
Kayseri ve Nevşehir arasındaki Geç Hitit Devrine (1200-700) ait bulunan bazı yazılı hitabelerden birkaçı yine Kilisehisar çevresinde hüküm süren Tuvanuva Kralı Varpalava’dan bahsetmektedir.
Tuvanuva adıyla anılan şehir, bu devirde önemini muhafaza ettiği gibi, daha da genişleyerek muhtemelen Tabal memleketlerinin merkezi statüsüne ulaşmıştır.
Evet, burası: Hititler tarafından, Tuvanuva olarak isimlendirilen şehirdir. Hitit krallığının, ikinci başkenti olarak önem kazanmıştır. Hitit ve Asur metinlerinde şehrin ismi geçer.
Yunan tarihçi Ksenophon “Anabasis” adlı eserinde: “Büyük ve zengin olarak nitelendirdiği bu kenti “Dana” ismiyle anmış, Helenistik dönem boyunca da kent bu isimle anılmıştır.
Klasik Yunan çağında zengin ve büyük bir şehir olarak tanımlanan Tyana kenti, doğu ile batı arasındaki bir köprü görevi üstlenmiştir. Aynı zamanda kale, sınır kapısı olarak nitelendirilmiştir. Toros sıradağlarındaki ender geçitlerden biri olan Gülek Boğazı, Kilikya kapıları ile İç Anadolu platolarını kıyıya bağlayan yol üzerindedir.
Hatta: Asurluların efsanevi kraliçesi ve Babil şehrinin Asma Bahçelerinin kurucusu olan Semiramis’in; bu şehrin kuruluşunda etkin olduğu söylenmektedir.
Ancak, bu isim Romalılar tarafından “Tyana” olarak değiştirilmiştir.
MÖ. 42 yılında, Arkelaous, Kapadokya kralı olur.
Arkelaous: burada, eski şehir yerine, yepyeni bir şehir kurar ve bu yeni şehri, kendisi için “taht şehri” olarak seçer, aynı zamanda, şehre kendi adını verir.
Daha sonra: MÖ.17’de, yörede, Roma dönemi başlar.
MS. 399 yılına kadar süren Roma döneminde, şehir, birçok yapı ve kurum tarafından donatılır ve Romanın ihtişamlı bir ili olur.
Şehir nüfusu hızla artınca, su ihtiyacını karşılamak üzere: sarı trakit taşından su kemerleri yapılarak, köşk pınarı mevkiinden, şehre su getirilir. Bu su kemerlerinin arasından aynı zamanda, şehirdeki, ünlü “Jüpiter Tapınağı”na giden, kutsal yol geçmektedir.
Türkler döneminde ise, buranın ismi, Hıristiyan kasabası anlamında “Kilise Hisar” ve daha sonra ise “Kemerhisar” olarak isimlendirilmiştir.

Günümüzde, burada görebilecekleriniz:
Roma döneminden günümüze sağlam olarak gelebilmiş olan “su kemerleri” ve “Roma havuzu” dur.

ROMA HAVUZU:
İlçede Bahçeli kasabasındadır. Kasaba merkezine yaklaşık 4 km uzaklıkta Köşk Höyük’ün hemen yakınındaki kayalığın yanında yer almaktadır.
Havuzu besleyen Köşk Pınarı olarak adlandırılan kaynak suyu, kayalığın eteğindeki kireçtaşı katmanların arasından çıkmaktadır. Günümüzde halen daha sürekli bir şekilde akan bu su, gerek yakınlardaki Neolitik Döneme kadar geri giden Köşk Höyük yerleşmesini ve sonrasında Tyana yerleşmesini besleyen önemli bir kaynaktır. Bu yüzden Roma havuzunun burada yapılmasındaki en önemli faktörün, burada bulunan kaynak suyu olduğu düşünülmektedir.
Havuzun Roma dönemine ait olduğu, özellikle Hadrian ve Trajan dönemlerinde (MS 2’nci yüzyıl) yapıldığı düşünülür.
Dikdörtgen bir plana sahip olan havuzun doğu kısa kenarı 20.75 metre, uzun kenarları ise 62 metredir. Havuzun derinliği yaklaşık 224 cm olarak ölçülmektedir. Olağanüstü boyutlara sahip bu havuzun günümüze kadar iyi durumda korunagelmesinde içindeki uzun süreli çöküntü dolgunun etkili olduğu söylenir. Havuzun sadece güneybatı köşesinde küçük bir bölüm eksik olup buna bu kısımdaki arazideki eğim etkili olmuş olmalıdır.
Öte yandan, gerek havuzun dikkat çekici ölçüleri gerekse gösterişli mermer kaplamaları havuzun bir su depolama alanından farklı bir fonksiyona sahip olabileceğini akla getirmektedir. Kente taşınması gereken suyun öncelikle bir rezervuarda toplanması gerekliydi. Ancak bunun için küçük ve sade bir havuz yeterliydi.
Araştırmacılar tarafından ileri sürülen düşüncelere göre: havuz sahip olduğu büyük boyutları ve özenli kaplamasıyla Tyana su sisteminin başlangıç noktası olmasının yanı sıra başka bir amaç için de inşa edilmiş olmalıydı. Havuz muhtemelen kent dışında yer alan bir yapı gurubunun bir parçası veya bir yüzme havuzu işlevi görmekteydi.
Hatta: havuzun, “dünyanın ilk açık olimpik yüzme havuzu” olduğu ifadesi kullanılmaktadır.
Havuz çevresinden gelen ve İmparatorluk dönemine tarihlenen bir dizi heykeltıraşlık eser de havuzun kırsal bir bahçenin veya villanın bir parçası olabileceğini düşündürür.
Havuzun duvarları temel seviyesindeki büyük gözenekli bloklar ve bunun üzerine yerleştirilmiş mermer bloklardan inşa edilmiştir.
İki kısımdan oluşan kaide kısmı en altta düzgün mermer bloklardan ve üzerine yerleştirilmiş düz, geniş bir kymaya sahip kaide kısmından oluşmaktadır. Kaidenin üstünde yukarı kısmında band kuşağı yer alan orthasdat bloklar ve bununda üzerinde öne doğru çıkıntı yapan bir baş profili yer almaktadır. Uzun kenarların her birinde doğu köşelerde, kaide profilinin altıda kanal açıklıkları yer almaktadır. Bu noktalarda havuza su girişi veya su çıkışı tespit edilemediğinden bu açıklıkların işlevi anlaşılamamıştır.
Havuzun zemini bugün kaynak suyunun getirmiş olduğu çakıl taşları ile kaplı olduğu için tabanın döşemesi ile ilgili bir şey söylemek mümkün olmaz. Ancak oldukça gösterişli mermer düzenlemeye sahip havuzun tabanının yine mermer bir döşeme ile tamamlanmış olabileceği düşünülür. Yöre sakinleri havuz tabanında mozaik döşeme olduğunu söylerler. Buna karşın gerek havuzun içindeki dolgu gerekse sürekli akan su dolayısıyla bu bilgiyi doğrulayacak bir araştırma yapılmamıştır. Bununla birlikte havuzun doğu kısmında suyun büyük bir basınçla fışkırması zeminin mozaik bir döşemeye sahip olabileceğini düşündürür.
Evet, havuz; erken İmparatorluk döneminde, MS 1’nci yüzyılın ikinci yarısına veya 2’nci yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Ancak havuzun, su iletim sistemini oluşturan kanal ve su kemerleriyle aynı dönemde planlanmış ve inşa edilmiş olabileceği de gerçektir. 2003 yılında havuzun batıda kalan kısa kenarında suyun tahliye kanallarını belirlemek için yapılan kazılarda, MS 3’ncü yüzyıl başlarına ait sikkeler ele geçirilmiştir.
Şimdi gelelim suyun taşındığı sisteme:
Tyana kentinin ihtiyaç duyduğu suyu kente taşıyan sistem esasen iki aşamalı bir sistemdir. Bu sistemin en önemli ayağını ise su kemerleri oluşturmaktadır. Ancak Roma Havuzundan suyun çıkışı direkt su kemerleri ile gerçekleşmemiştir. 1996 yılında Saray Camii yakınlarında yer alan Bahçelideki yapı çalışmaları sırasında yaklaşık 2 metre derinlikte su kanalına ait oluk taşları bulunmuştur. Kaba yontulmuş ince gözenekli bloklardan oluşan oluk taşlarının uzunluğu 1.5-2.1 metre arasında, oluk kısmı ise 26, 30 cm derinlikte ve 27-33 cm genişliğindedir. Çalışmalar sırasında su kanalına ait oluk taşları ile birlikte çeşitli ölçülerde muhtemelen oluk kısmını kapatmakta kullanılan taş bloklar ele geçmiştir. Su kanalına ait buluntular göstermektedir ki Tyna şehrine iletilen su Roma Havuzu ile Saray camii arasında yer altına düzenli bir eğimli döşenmiş kanallardan iletilmekteydi.
Su daha sonra yüzeydeki su kemerleriyle kente aktarılırmış.
Evet, havuzun bulunduğu yerde: Tanrı Jüpiter için, bir mermer tapınak yapılır ve tapınağın hemen önünden çıkan bu su, kendisi adına adanır.
Jüpiter Tapınağının yapımında kullanılan ve daha sonra çevrede dağınık olarak bulunan mermer parçalar günümüzde, Kemerhisar açık hava müzesinde görülüyor.
Özellikle: su perilerini gösteren alınlık ve friz parçalarından bir kısmı ise, günümüzde Niğde Müzesinde sergilenmektedir.
Tüm bunların yanında: Semiramis tepesinde, Dorik tarzda bir mermer sütun görülmektedir.
Sonuç olarak, zaman içinde havuzun onarımları yapılmış, ancak birçok durumda orijinal özelliklerini büyük ölçüde korumuştur.

SU KEMERLERİ
Bu su kemerleri: Adana-Kayseri yolu ve Roma havuzunun kesişim noktasının, 4 km. kuzeyindedir.
Günümüzde halen küçük bir bölümü ayakta kalabilen su kemerleri, 2 mil uzaklıktaki büyük bir kaynağın sularını (Bahçeli kasabasındaki Köşk Pınarı suyunu) Tyana şehrindeki büyük sarnıca ulaştırıyordu. 2002 yılında su kemerlerinin bitiş noktasında kentin su dağıtım havuzunu bulmaya yönelik çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda su dağıtım havuzunun kemer ayaklarının hemen bitiş noktasında olmadığı, muhtemelen daha batıda olabileceği anlaşılmıştır.
Buradan tesis edilen şehir içi su şebekesi sayesinde bütün mahallelerin sudan faydalanması sağlanıyordu.
Evet, Su kemerleri, 15 adet kemerden oluşmaktadır.
Su kemerlerinin en yükseği 7-7.5 metredir. En yüksek su kemeri, kente en yakın konumdaki kemerlerdir.
Kemer ayakları mesafe, yaklaşık 3.34-3.56 metre arasında değişir. Kemer ayaklarının bitiş noktasında, kemer yayının başlangıcında aynı malzemeden yapılmış bir taç bulunur.
Kemerler, büyük, kaba ve yontulmuş bloklardan harç kullanılmadan oluşturulmuştur.
Matematikteki altın oran kullanılarak yapılan 4.3 km uzunluğundaki tarihi su kemerleri, 30 bin kişinin su ihtiyacını karşılayabiliyormuş. Yapımında büyük boyutlu bloklar kullanılan kemerlerde, ince taş işçiliği görülmemektedir.

Evet günümüzde su kemerlerinin sadece 1.3 km lik bölümü ayakta kalmıştır. Köşk Pınarı kesiminde toprak altında olan kesimlerinde yörede yapılan tarımsal faaliyetler sırasında çeşitli kazılarda ortaya çıkan traverten bloklar, bazı kesimlerdeki bahçe duvarı ve yol amaçlı yükseltilerin altında olduğu tahmin edilmektedir.
Kemerler düz bir hat üzerinde olmayıp, dalgalı bir hat sunmaktadır.
Kemerhisar kasabasının yerleşiminin kuzeydoğu giriş kesiminde toprak üstüne çıkan kemerlerden alınan taşlar ile yöre halkı bahçe duvarı, mesken duvarı gibi alanlarda kullanarak tahribatı hızlandırmıştır.
Evet, MS 98 yılında Roma imparatoru olan Traianus döneminde inşasına başlanan görkemli su kemerleri, İmparator Hadrianus döneminde bitirilmiştir.
Kaynak suları: yer altı kanalları ile yolculuğuna başlar, daha sonra yüzeye çıkar ve kalıplaşmış beyaz taşlarla döşeli, dikdörtgen şeklindeki Roma havuzunda toplanır ve uzun bir çizgi halinde uzanan kemerler üzerinde taşınır.
Ünlü tarihçi Ramsay, 1882 yılında Tyana’yı ziyaret ettiğinde kemerlerin tamamının eksiksiz olduğunu ifade etmiştir.
DÜŞÜNÜR APOLLONİUS;
Çünkü, burası, ünlü düşünür “Apollon” un doğum yeridir. Tynalı Apollonius; 1’nci yüzyılda yaşamış, ünlü bir öğretmen ve filozoftur.
Aynı zamanda Hz İsa’nin çağdaşıdır. Hayvan kurbanlarının kınayan, et yemeyen, yün elbise giymeyen ve varlığını fakirlere dağıttığı söylenen Apollonius’un yaşam öyküsü, Kemerhisar’da bugün bile dilden dile dolaşmaktadır.
Hatta: Batı dünyasının en ünlü filozofu olarak da tanımlanır. Kendisi: Türkiye’nin büyük bölümünü, İran, Hindistan ve Mısır bölgelerini gezmiştir. Bu seyahatlerinde, doğuya özgü mistisizmi öğrenmiştir.
Düşünceleri ve inançları ile, o dönemdeki bir çok lidere karşı gelebilmeyi göze almıştır. Genel anlamda: mucizeler yaratan biri olarak bilinir ve tanınır.
Hatta: 80’li yaşlarda iken, hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuş ve böylece, insanlar onun ölümsüz olduğuna inanmışlardır.

VAFTİZHANE VE KİLİSE:
Kentin kuzeydoğu yamacında, güneydoğu-kuzeybatı doğrultusunda, sekizgen planlıdır ve Anadolu’da örneğine az rastlanır. Kapadokya’da bu boyutta tek örnek kilisedir.
Kilisenin MS 4’ncü yüzyıldan kaldığı düşünülüyor.
Kuzeydoğuya bakan duvarının ortasında, beş cepheli apsis yer alır.
Yapının ortasında beyaz mermerden yekpare bir vaftiz teknesi bulunur.
Vaftizhanenin 15 metre kadar güneybatısında, üç nefli bazilikal planlı bir kilise yer alır.
Evet: zamanında Kapadokya’nin piskoposluk merkezi olarak kullanılan kilisede, kazı çalışmaları devam etmektedir. Kilisedeki çalışmalar tamamlanıp restore edildiğinde, önemi daha iyi anlaşılacaktır. Kapadokya’daki kiliselerin merkezi olacaktır.

SARI SALTUK TÜRBESİ:
Sarı Saltuk, Hacı Bektaşi Veli ile çağdaştır. Anadolu’da tasavvuf kültüründe önemli bir şahsiyettir.
Türbe: İlçe merkezinde Çarşı Mahallesindedir. Yanının 13’ncü yüzyıla ait olduğu düşünülür. Giriş kapısı yan taraftadır. Yanında demir parmaklıklı bir pencere bulunur. Kesme taşlarla onarılmıştır. İçi kare planlı, üzeri kubbe örtülüdür. Yuvarlak kemerle kareye çevrilmiştir. Arka cephede bir pencere bulunur. Haziresinde 7 adet mezar mevcuttur.
Evet günümüzde türbe inanç turizmi açısından sık ziyaret edilen bir yerdir.

BOR BİLGİNLER KONAĞI:
İlçe merkezine bağlı Sokabaşı Mahallesinde yeni Öğretmen Evi yakınındadır.
Eski Hal binasının arkasındadır. Yani ilçe merkezine yürüme mesafesindedir. Konak: iki katlıdır. Kerpiç ve moloz taştan yapılmıştır. Ayrıca dış yüzeyler çamur sıvalıdır. Üst katta cumbalı biçimde parselin tamamı üzerine oturan kısımlar vardır. Cephelerde çıkmalar ve cumba detayları mevcuttur.
Evet konağın mimari üslubu, Geç Osmanlı dönemi özelliklerini taşıyor. Yapım tarihi olarak 1900’lü yılların başı kabul edilir. Konak. 2000 yılında sahipleri Bilgin ailesi tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığına, kültürel ve sanatsal faaliyetlerde kullanılması için bağışlanmıştır. 2007 yılında restorasyonu tamamlanmış, bodrum ve zemin kat kütüphane, 1 nci kat kültür ve sanat olarak hizmet vermektedir.
Konağın içinde Atatürk’e ait gömlek ve ayakkabı sergileniyor.

ERMENİ KİLİSESİ:
Eski Saray mahallesindedir.
Bazilikal planlı kilise kesme taşlardan yapılmıştır. Kapısı önünde bulunan iki tane sütun, günümüzde araları taşlarla örülerek revaklı avlunun ana unsurlarını teşkil etmektedir. Esas giriş batı yönde olup, kitabe yeri boştur. Çevresi kabartma haç şeklindedir. Freskler tamamen tahrip edilmiş olup, izleri ancak kemer içlerinde görülebilmektedir. Sütun başlıkları da yaprak motifleriyle süslüdür. Kırma çatısında bazalt taş plakalar ile kaplıdır. Yapı, muhtemelen 19’ncu yüzyıla tarihlenmektedir.