Rize

Rize
Rize

ULAŞIM

Türkiye’nin her yerinden, Rize’ye kara yolu bağlantısı vardır. Ancak: demir yolu ve hava yolu yok. Kara yolundan: Trabzon-Rize arası uzaklık: 76 km. Rize-Erzurum arası uzaklık: 251 km. Rize-Artvin arası uzaklık: 109 km. dir. Artvin üzerinden, Sarp sınır kapısına bağlanır.

Rize

TARİHİ

Rize’nin ismi hakkındaki söylentiler şunlardır: Yunancada “Rhisas” kelimesi: pirinç anlamına gelir. Bu kelime, Rumcada “Rıza” olarak şekil değiştirip kullanılır. Dağ eteği anlamına gelir. Bu arada: Osmanlıcada, Rize, ufak kırıntı, döküntü anlamına gelir.

Son olarak ise: Erzincan’ın, Sakalar dönemindeki ismi “Eriza” dır. Bu kelimenin başındaki sesli “e” harfinin düşmesi ile, bu kelimenin adaş şehir olarak “Rize” için kullanıldığı düşünülmektedir.

Rize il ve çevresindeki ilk egemen kavimlerin, Asya kökenli oldukları düşünülmektedir. Sakaların, MÖ. 626 yılında Medler tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bunların göç kolları: Rize-Batum arasında kalan bölgeye yerleşirler.

Buraya yerleşen göç kolu: Kalaç adlı bir Türk boyudur. Batum-Rize arasında, güneyden Karadeniz’e esen sıcak rüzgarlar, günümüzde bile, “Kalaş yeli” olarak anılır.

MÖ. 670 yıllarında: Ege kıyılarında yaşayan Miletoslu denizciler: bu kıyılarda, Pazar yeri adı verilen ticari nitelikte liman şehirleri kurarlar. Takip eden dönemde: MÖ.323 yılında, Büyük İskender ve daha sonra onun ölümü üzerine: bölgede, Pontus, Koppodkida ve Bithynia gibi krallıklarının egemenlikleri görülür.

Ancak: Trabzon, Rize gibi bir takım büyük şehirler, bu krallıklara bağlı olmadan, bağımsız olarak varlıklarını sürdürürler.

Rize; MÖ. 180 yılında, Pontos kralı Farnakes tarafından işgal edilir. MS. 10-395 yılları arasında Roma ve 395 yılından sonra ise Bizans hakimiyeti görülür.

19.yüzyıldan sonra ise, bölgeye Türkmenlerin akınları yoğunlaşır. 1071 Malazgirt zaferinin takiben, Selçuklular, Doğu Karadeniz bölgesinde, Bizans hakimiyetine son verirler.

Böylece, Rize de, Selçukluların hakimiyetine girer. 1204 yılında ise, bölgede kurulan: Trabzon Pontos İmparatorluğu, Rize’yi de hakimiyet sınırları içine alır.

1470 yılında, Ali Paşa ismindeki komutan tarafından, Rize ve çevresi, Türk egemenliği altına alınır. Bu dönemde, Rize ve çevresine, yoğun miktarda Çepniler yerleşir. Günümüzde, Rize ve çevresinde, yalnızca Türkçe konuşulmasının sebebinin, bu yoğun Çepni yerleşimi olduğu bilinmektedir.

19.yüzyıldan itibaren gelişen tarihi süreçte: Rize bölgesinde, Tuzcuoğullarının isyanları görülüyor. Ancak, 1834 yılında, bu insanlar, Rumeli bölgesine gönderilmiş ve isyanlar sona erdirilmiş.

I. Dünya Savaşında: 9 Mart 1916 tarihinde, Rize, Rusların işgaline uğrar. 2 Mart 1918 tarihinde ise, işgal sona erer.

Rize, 1924 yılında, vilayet olur. 17 Eylül 1924 tarihinde, Atatürk, Rize’yi ziyaret eder. Ziyaretinde misafir olarak kaldığı ev, günümüzde “Atatürk Müzesi” olarak halkı ziyaretine açılmıştır.

Rize

GENEL

Rize toprakları, genel olarak: dağlık ve engebelidir. Kıyı şeridi dardır ve çok sayıda akarsu tarafından kesilmektedir. Kıyı düzlüğünün hemen arkasında ise, yükselti birdenbire 150-200 metreyi bulur. Arazi, giderek daralan akarsu vadileri tarafından, derin bir şekilde yarılır.

Bölgede iklim; yazları serin, kışları ılıman ve her mevsimi yağışlıdır. Denizsel iklimin karakteristik özellikleri etkendir. Türkiye’nin en çok yağış alan ilidir. Yağışlar her mevsime, dengeli olarak dağılmıştır. Bu nedenle: Rize’de kurak mevsim yoktur.

Kurak ay da yoktur. Evet, Rize’de kar yağışı da görülür. Toplam yağışın bir kısmının kar şeklinde düşmesi, akarsu rejimlerini etkiler. İlkbaharla birlikte, eriyen kar suları, akarsuların kabarmasına neden olur.

Yılın 150 günü kapalı, 163 günü ise bulutlu geçer.

Bol yağış alan ve dengeli bir ısı rejimi olan şehirde, sık ve gür bir bitki örtüsü görülür. Kıyıdan, 750 metre yükseltiye kadar, geniş yapraklı kıyı ormanları görülür. 800-1400 metre yüksekliklerde ise, karışık orman kuşağı görülür.

Rize’nin Türkiye’nin akarsu yoğunluğu en fazla olan il olduğunu söylemek mümkün. İlin akarsuları: kısa boylu, yatay eğimli ve hızlı akışlıdır. İl sınırları içinde: uzunluğu 5 km. den fazla olan, 23 akarsu bulunur. Mart ayından itibaren, karların erimeye başlaması ile, akarsular birdenbire kabarmaya başlar ve Haziran ayında en yüksek seviyeye ulaşırlar.

Ekonomik yönden, şehrin durumu değerlendirildiğinde, şehrin tamamen bir çay kenti olduğu görülür. İl ekonomisi ve ticaretine en büyük etki: çay bitkisi ve çay tarımından gelir. İl genelinde, yaklaşık 170 çay işletmesi olduğu görülür. Bunların bir kısmı Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlıdır.

Bu fabrikalarda çalışan, yaklaşık 150.000 kişi bulunması, çay tarımının bölgedeki önemini ortaya koyar. Zaten sonuç olarak da, ülkemizdeki çay üretiminin, üçte ikisinin Rize’de yapılıyor olması, çay’ın önemini ortaya koyan diğer bir etken. Çayın burada bu derece öne çıkmasının en büyük sebebi ise: iklimin ılık oluşu ve bol yağış bulunması. Bu şartlar, çay üretimi için, çok elverişlidir.

Ekonomik faaliyetlerde, çay dışında: arıcılık öne çıkıyor. İlin birçok bölgesinde arıcılık yapılıyor. Özellikle: İkizdere ilçesindeki, Anzer Yaylasında küçük bir alanda yetiştirilen dünyaca ünlü: Anzer Balı, öne çıkıyor.

Bu bölge: dünyada başka hiç bir yerde bulunmayan bir bitki örtüsüne sahip. Yaklaşık: 450-500 değişik türde kır çiçeği bulunan bölgede; özellikle 80-90 bitki türü, yalnızca burada yetişmesi ile değer kazanıyor. Böylece, bu bölgeden elde edilen bal: birçok hastalık için de iyileştirici özellik taşıyor.

İlin, diğer bir ekonomik faaliyeti ise: balıkçılık. Rize kıyıları, bol ve kaliteli balık potansiyeline sahip. Kıyılarda: hamsi, kefal, istavrit, palamut, barbunya, kalkan, zargana gibi kıymetli balıklar bulunuyor.

İlin en büyük özelliklerinden biri de; Artvin üzerinden sarp sınır kapısı bağlantısıdır. Bağımsız Devletler Topluluğundan gelen turistler için: Rize-Batum, Rize-Tiflis arasında otobüs seferleri yapılıyor.

 

YEŞİL ÇAY

Çay: siyah, olong, yeşil ve beyaz olmak üzere, 4 kategoriye ayrılıyor. Bunların hepsi: camelia sinensis adlı bir bitkinin yaprağından elde ediliyor. Aralarındaki fark: üretim aşamasındaki fermantasyon.

Yeşil çay: hiç fermente edilmemektedir. Çayın tazesidir ve insan vücuduna siyah çaydan daha yararlıdır. Anti kanserojen etkisi vardır. E, C vitaminleri bulundurur. Özellikle: bayanlarda, yumurtalık kanseri riskini, % 60 oranında azaltır. Kolesterolü düşürür, yüksek tansiyonu engeller. Hücre yenileyicidir, dolaşımı düzenler. Evet, bir yığın faydası var. Siyah çaydan daha yararlı olması özellikle bilmenizi istediğim bir husus.

Yeşil çay üretiminde: Çin başı çekiyor. Onu: Japonya, Endonezya, Hindistan, Sri Lanka takip ediyor. Biraz önce söz ettiğim yararları nedeniyle, dünya üzerinde yeşil çay tüketimi, siyah çay tüketimine nazaran, hızla artıyor.

Tüm bunların yanında, hassas bir durum daha var. Çay bitkisinde: bakteriyel ve mantar hastalıklarına sebep olan, 160 civarında böcek çeşidi varmış. Bunlarla mücadele etmek için elbette, çoğu çay tarımı yapılan yerde, kimyasal ilaçlama yapılıyor.

Bu durum sonucunda: ilaç kalıntısı, çay yaprağının üstünde kalıyor. Bu durumda: gerek siyah ve gerekse yeşil çaydan, insan vücuduna bir çok zararlı maddenin geçtiği söyleniyor. Şimdi burada, ülkemizde yapılan çay tarımı öne çıkıyor.

Çünkü: ekolojik şartlar nedeniyle, Türk çaylarında, kimyasal mücadele ilaçları kullanılmıyormuş. Ülkemizde üretimi yapılan yeşil ve siyah çaylarda, kimyasal ilaç kalıntısı bulunmuyor.

Evet, yine yeşil çay üretimine dönmek istiyorum. Yeşil çay üretimi için, çok kaliteli olan yaş çay yaprağına ihtiyaç var. Bu yüzden, yaprağın toplanması büyük önem taşıyor. Nitelikli yeşil çay: körpe ve genç çay yapraklarından yapılıyor. Ülkemizde, yeşil çay üretiminde: Çin metodu kullanılıyor.

RİZE ÜNİVERSİTESİ

Rize Üniversitesi, 2006 tarihinde kurulmuştur. Üniversite bünyesinde: Fen-Edebiyat, Su Ürünleri, İlahiyat, Eğitim Fakülteleri ile Fındıklı Meslek Yüksek okulu, Tıp Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Ardeşen Meslek Yüksek Okulu, Pazar Meslek Yüksek Okulu, Sağlık Meslek Yüksek okulu ve Fen, Sosyal ve Sağlık Bilimleri Enstitülerinden oluşmaktadır.

Mevcut durumu ile, Fen ve Sosyal Bilimler ağırlıklı bir üniversite konumundadır. 1 Aralık 2011 tarihinde, YÖK tarafından alınan bir karar ile, üniversitenin isminin değiştirildiğini duydum! Üniversitenin ismi: Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi olmuş.

 

KEMENÇE

Rize’de en çok kullanılan çalgı aletleri: kemençe ve tulum. Kemençe: eski bir Türk sazı olarak söyleniyor. Ama; Selçuklu Türkleri ile birlikte kullanılan Horasan kemençelerinin: Karadeniz kemençeleri tipinde, ancak tahta gövdeli olmadıkları biliniyor. Yani: arada bir farklılık var.

Evet, kemençenin genel özellikleri şunlar: boyu: 50-60 cm. Baş, boyun ve gövde kısmından oluşuyor. Baş: 9 cm. boyun: 10 cm. ve gövde, 44 cm. dir. Kemençede, 3 tel var. Zil denilen en incesi, çeliktendir. Diğerlerinin ikincisine, sağır, üçüncüsüne ise bom teli denir ve bağırsaktan yapılır.

Kemençe: kurutulmuş erik veya dut ağacından yapılır. Camdan kapak haznesi hazırlanır

 

TULUM

Tulum, keçi yavrusunun derisinden yapılıyor. Deri bütün olarak çıkarıldıktan sonra, hasır denen ilaçlama ve kurutma işlemine tabi tutuluyor. Delik kısımları, tıpalanıp bağlanıyor. Tulumun çalgı kısmına: nav denir. Burası: şimşir veya dut ağacından yapılıyor. İçine ses getirecek kamış dalından hazırlanmış eşit sesli, iki adet düdük yerleştiriliyor. Tuluma doldurularak hava sıkıştırılan nav kısmının ses çıkarması sağlanıyor.

Evet, tulum, Kafkasya’dan Türkiye’ye gelmiş. Dağ köylerinde ve yayla sakinleri tarafından kullanılan bir çalgı türü. Tulumla oynanan oyunlar, daha çok Rize’nin Hemşin bölgesinde gelişmiş. 20 veya daha fazla kişinin oynadığı oyunlarda, oyunu idare eden bir kişi var. Onun vereceği komutlar ile oyun oynanıyor.

 

ATMACA TUTKUSU

Evet, bölge insanı yani Rizeliler, atmacaya aşırı bağımlı ve tutkun. Bu yüzden: atmaca, birçok türkülere ve manilere konu olmuş. Bölge insanını böylesine etkileyen bu sevginin nedeni, aslında pek anlaşılır gibi değil.

Çünkü: atmaca barındırmak ve bunların avladıkları bıldırcınlar için harcanan efor: gerçekten yapılan masrafın karşılığı değil. Ama, yine de: insanlar, Ağustos ayı geldiğinde, çalıştıkları yerden izin alırlar ve dağlarda: günlerce, yarı aç yarı tok bu kuşun peşinde gezerler.

Avcılık için, insana alıştırılmaları ve eğitilmeleri  daha kolay olduğundan: tutuldukları yılın yavruları, yani bir yaşını doldurmamış olanlar, genellikle tercih edilirler. İyi huylu atmacalar saklanıp, bir sonraki sezonda avda kullanılır.

KARAYEMİŞ

Vatanı: Anadolu’dur. 1546 yılında, bir Fransız tarafından, Trabzon kirazı olarak adlandırılır. 1600 yılından itibaren, tüm Avrupa park ve bahçelerinde süs bitkisi olarak yetiştirilmeye başlanmıştır.

Ülkemizde: Rize, Trabzon, Maçka, Giresun, Sinop, Ayancık gibi bölgelerde doğal olarak yetişir. Gövde ve dalları: kış soğuklarına dayanıklıdır. Kiraz iriliğinde olan meyveler: şekil olarak da genellikle kiraza benzerler.

Meyveler: tatlı, buruk ve acı arasında değişen yeme özelliklerine sahiptir. Meyveler üzerinde yapılan çalışmalarda: karayemişte, mineral maddelerin ve antioksidan maddelerin bol miktarda, buna karşın bakır ve çinko gibi ağır ve zararlı metallerin ise, çok düşük miktarlarda bulunduğu tespit edilmiştir.

Bu özellikleri nedeniyle: bazı ilaçlara tat ve koku verici olarak kullanılır. Pasta, kek ve özellikle hoşaf ve kompostolarda, koku ve tat kazandırmak için ilave edilir. Pekmez, reçel ve tuzlaması yapılır. Sindirimi kolaydır, meyveleri kolayca yenebilir. Tokluk hissi verir, bu yüzden diyetlerde kullanılır. Bronşite iyi gelir.

Demir eksikliğini giderir. Dişleri korur. İdrar söktürür. Kalp çarpıntısını giderir. Kan şekerini düşürür. Kasların düzenli çalışmasını sağlar. Kemik yapısını geliştirir. Sakinleştiricidir, taş düşürür, uyku verir.

Ancak: yaprakları, çiçek açma döneminde zehirlidir. Baş dönmesi, kusma ve karın ağrısı yapabilir.

 

NE YENİR

Rize mutfağı denilince, akla, hemen: mısır ekmeği gelir. Daha sonra ise: Laz böreği, Kocakarı Gerdanı, Karadeniz Kavurması, Hamsili Pilav, Hamsili-Pazılı Pilav, Karalahana Diple, Hamsi Salamura, Hamsi Ekşilisi, Fasulye Diple,

Ha bir de, kuymak var. Unutmayın.

 

NE SATIN ALINIR

Rize’de yöreye özgü el sanatları satın alabilirsiniz. Bunlar arasında: iskemle, kaşık, kepçe, beşik, sandık gibi günlük gereksinimleri karşılayan parçalar bulmak mümkün. Beşiklerin yapımı: turistik eşya olması nedeniyle, halen sürdürülüyor.

Beşikler: kızıl çamdan yapılıyor, ahşaptan boncuk keserek süsleniyor. Üniteler canlı renklerle boyanarak, satışa sunuluyor.

İskemleler: dört ayağını, üstte birbirine bağlayarak bir oturma ünitesi oluşturulmuş. Sarmaşık, mısır kapçığı ve mısır fidesinden elde edilen ipliklerle yapılıyor.

Ancak, günümüzde giderek sentetik elyaflar kullanılır olmuş. Balık sırtı ve hasır örgü çeşitleri ile, sarı ve yeşil renklerde hazırlanıyor. Günümüzde, turistik ve küçük boyutlarda yapılarak satışa sunuluyor.

Dokumalar: Rize dokumaları, bir veya birden fazla renkli olarak yapılıyor. İpliklerine göre de çeşitlere ayrılıyorlar. Özellikle: kendir ipi, kenevir ipi ve pamuklu iple dokunanlar var. Özellikle: Dolay peştamal öne çıkıyor. Bunlar: bele dolanarak kullanılıyor.

Dokunurken: yatay, takarken dikey çizgi desenli bir dokuma türü. Bunların renkleri: genellikle: siyah ve karşısında mor, yeşil, pembe, mavi ve krem olarak görülüyor.

Rize

GEZİLECEK YERLER:

Rize Atatürk Müzesi

ATATÜRK MÜZESİ (MATARACI MEHMET EFENDİ EVİ)

Müftü mahallesinde, 127 Sokaktadır. Kuzeyinde, büyük bir bahçesi var. 20.yüzyıl başlarında yapılmış. 3 katlı. İkinci katta: Atatürk’ün kaldığı oda bulunuyor. Ev daha sonra restore edilerek, müzeye çevrilmiş ve 27.12.1985 yılında ziyarete açılmış.

Zemin katta: il merkezinden toplanan kitabeler ve mezar taşları var. Birinci katta ise: ahşap oymalı mimari parçalar, dokuma araç-gereçleri ve Etnoğrafik eserler sergileniyor. İkinci katta: kuzeydoğudaki odada: Ulu önder Atatürk: 17 Eylül 1924 tarihinde şehri ziyaret ettiği sırada misafir edilmiştir.

Bu odada: Atatürk zamanından kalan eşyalar, Atatürk’e ait giysiler, Kurtuluş Savaşı ve Atatürk’e ait fotoğraflar bulunuyor. Yani toplam: 52 arkeolojik eser, 1014 Etnoğrafik eser, 594 sikke, 17 mühür baskısı, 3 arşiv vesikası ve 17 el yazması olmak üzere, toplam: 1695 eser sergileniyor.

Rize Şehitler Çeşmesi

ŞEHİTLER ÇEŞMESİ

İl merkezinde, İslampaşa Mahallesinde, eski Güneysu yolu üzerindedir. Şehrin savunmasında şehit olan askerlerin gömüldükleri yerde, 1917 yılında yapılmıştır. Dairevi kemerli bir cepheye sahiptir. Tek lülelidir ve lülesi üzerinde tası vardır.

Ruslar: işgal sırasında, buradan yol geçirmek istemişler. Bu yüzden, şehitlerin mezarları buradan kaldırılmış. Bu nakil işlemi yapılırken, şehit askerlerin üzerinden çıkarılan madeni paralarla, halk bu çeşmeyi yaptırmış. Çeşme üzerindeki Latin harfli kitabe metni, ünlü şair Bayburtlu Hicrani tarafından yazılmıştır.

İSKENDER CAFER PAŞA CAMİSİ

İslam Paşa Mahallesinde, geniş bir hazire içinde: İslam Paşa veya Kurşunlu Camisi olarak da isimlendirilmektedir. 1570 yılında, İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Cami: taş duvarlı ve kubbe ile örtülü bir harim kısmından oluşmaktadır. Caminin duvarları, moloz taşlarla örülmüştür. Harimin kuzeybatı köşesinden minareye çıkılmaktadır.

Kare planlı harime, kuzey cephedeki kapıdan girilir. Her cephedeki iki pencere aydınlanmayı sağlar. Bu pencereler, düz lentoludur. Ayrıca, sekizgen kubbe kasnağı üzerinde yuvarlak kemerle pencereleri vardır. Kubbe, dıştan kurşun kaplıdır.

Taş mihrap, sadedir. Camiye göre oldukça büyük olan ahşap minber yenidir. Eskiden ahşap olan mahfil son yıllarda betonarme olarak yenilenmiştir. Caminin içindeki kalem işi süslemeler de yenidir.

1970’li yıllara kadar, son cemaat mahalli, 2 katlıydı ve kiremit kaplıydı. Üst katı: Kur’an kursu, müftülük ve lojman olarak kullanılmıştır. Bu kısım yıkılınca, son yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğünce, tek katlı, ahşap olarak yenilenmiştir. Bu arada, 1989 yılında taş minare de yenilenmiştir. Eski minarenin demir korkuluklu şerefesi, taşa dönüştürülürken, külah üzerindeki dendan dizisi yeni minarede de tekrarlanmıştır.

BÜYÜK GÜLBAHAR SULTAN CAMİİ

Gülbahar mahallesindedir. Bütünüyle dikdörtgen olan cami, son cemaat mahalli ve harim kısmından meydana gelen kırma çatılı bir yapıdır. İnşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Son cemaat mahalli bir su basman üzerinde oturur. İki kattı, taş ve ahşap olarak inşa edilmiştir. Doğu tarafında imam odası, batısında bir odunluk ile üst kata çıkan merdiven bulunmaktadır. Üst kat bağdadi olarak inşa edilmiş, kurs yeri olarak kullanılmaktadır. Son cemaat mahallinden çıkılan minare batıdadır.

Harim kısmının duvarları düzgün yontu olarak mahalli siyah taştan yapılmıştır. Son  cemaat mahalliyle birlikte, dört omuz bir çatıya sahiptir. Üzeri kiremit kaplıdır. Kare planlı harim kısmına son cemaat mahallinden ve batıdaki kapıdan girilir. Girişin üzerinde, iki sütunla taşınan ahşap bir mahfil bulunmaktadır. Tavan, ahşap olup ortada bağdadi bir kubbeye sahiptir.

Rize Eski Rize Evleri

ESKİ RİZE EVLERİ

Şehir merkezinde, çok az sayıdaki bir kısım ev, koruma altına alınmış. Rize evlerinin yapımında: geleneksel yapı malzemeleri ve teknikleri kullanılmış. Bu evler: yığma taş ve dolma göz tekniğinde yapılmış duvarlar, dört yana eğimli ve kiremitle kaplı çatılara sahiptir.

Evler, genellikle iki yada üç katlıdır. Zemin katta: ahır, kiler gibi yerler var. Birinci katta: mabeyin odası, sofa ve diğer odalar var. Buradaki ocakta, yemek pişirilirmiş. Odalar geleneksel olarak tasarlanmış ve bazıları ahşap süslenmiş.

Rize il merkezinde: gezip görebileceğiniz evler: Tuzcuoğulları evi, Fındıklı köyü girişindeki Çağlayan Mustafa Hacaloğlu Evi ve yine Fındıklı’da, Hurşit Bey Evi.

TUZCUOĞULLARI EVİ

Rize’nin en eski evlerinden biridir. Denizden 60 metre yükseklikte, manzaraya sahip bir yerde kurulmuştur. Üç katlı olup, bölgenin mabeynli denilen evlerinden birisidir. Esas cephe, doğuya yöneliktir.

Zemin kat ve arka kısımlar taş duvarlı, diğer cephelerde dolma göz duvarlar kullanılmıştır. İç kısımlar, ahşap yığma olarak inşa edilmiştir. Geniş saçaklı kırma çatı alaturka kiremit kaplıdır.

Zemin katın girişi cephenin ortasındadır. Geniş bir taşlık ve kilerler vardır. Buradan bir merdivenle birinci kata çıkılmaktadır. Birinci katın esas girişi, güneydedir. Burada, bir aralıktan mabeyin ve diğer mekanlara geçilmekte, üst kata çıkılmaktadır.

Plan simetriktir. Mabeyin, aşhane, esas hayat etrafına, yatak odaları yerleştirilmiştir. Hayattan ikinci kat odalarına da çıkan iki ayrı merdiven bulunmaktadır. Hela kuzeyde dışarıya taşırılmıştır. Banyo ise güney doğudadır.

İkinci katta mabeyin ve merdiven boşluklarının etrafında sekiz oda, hela ve banyo bulunmaktadır. Odaların sedirleri ve yüklükleri pencere korkulukları kısmen orijinaldir. Birinci kat odalarında tepe pencereleri vardır.

Evin kesin yapılış tarihi bilinmemektedir. 18’nci yüzyılın başlarında yaptırılmış olmalıdır.

Rize Kalesi

RİZE KALESİ

Şehir merkezinin güneybatısındadır. 2 bölümden oluşuyor: iç kale ve aşağı kale. Ancak: aşağı kalede yoğun yerleşim var, bu yüzden bu bölüm yok olmuş. Batı tarafında, bazı sur parçaları ve kuleler günümüze ulaşmış.

Kalenin net olarak ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Ancak: ilk olarak Cenevizliler döneminde kullanıldığı sanılıyor. Daha sonra, aşağı kale surlarının bir kısmının, Bizans İmparatoru Alexios II. (1297-1330) döneminde yapılan Trabzon kalesi surlarına benzediği için, bu dönemde yapıldığı söylenebilir.

İç kale ise: İmparator Iustianus (527-565) zamanında yapılmış. Daha sonraki dönemlerde ise, Aşağı kalenin surları yapılmış ve kale büyütülmüş. Daha sonra ise, Osmanlılar döneminde yapılan onarımlar var.

İç kale: deniz seviyesinden 150 metre yüksekliktedir. Doğal bir yükselti üzerine yapılmış. Girişi: doğu yönünde. Bu kapıdan girildiğinde, küçük bir avlu var ve daha sonra ikinci bir kapıdan asıl kaleye giriliyor. İç kaleyi çevreleyen duvarlar: kesme taştan yapılmış,

Kısmen de moloz taş kullanılmış. Kireç harç ile sağlamlaştırılmış. Duvar kalınlıkları, yer yer: 1.5 metreyi buluyor. Burada ayrıca, 5 tane kule var. Bunlar, yarım daire planlı kuleler. Ayrıca, doğuda, kayalara oyulmuş bir de kuyu görülüyor.

Evet, Rize kalesi harap bir durumda iken, 1990 yıllarında Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiş. Bu onarım sırasında, yol ve mazgallar yenilenmiş. Kapı iç alanı, 7 metre aşağıdadır. Bu kısım, büyük bir ihtimalle daha sonra yapılmıştır.

Bu kısımda, kapının sağında şehre uzun yıllar Belediye Başkanlığı yapmış Ekrem Orhon’un (1909-1983) mezarı bulunmaktadır.

Aşağı Kale: Zamanında, İç kaleden kuzeydoğuya ve kuzeybatıya yanlara açılarak uzayan ve denize ulaşan surlarla çevriliydi. Günümüzde, yalnızca batı surlarının bir bölümü ve bazı kuleler görülmektedir.

Kale surları: düzgün yontu taşlı, bazı kısımları içten takviye kemerlerine sahiptir. Bu kemerler, tuğla örgülüdür. Batı surları üzerinde, önceki yıllarda bulunduğu tespit edilen 9 kule ve 2 kapı hakkında bilinenler ise şunlardır: kuleler, dikdörtgen veya yuvarlak planlı olup, 2 katlıydılar.

Günümüze ulaşan kalıntılardan, üst örtülerinin tuğla  tonozlara sahip olduğu anlaşılmaktadır. Doğu surlarından hiçbir iz kalmamıştır. Büyük ihtimalle, ilk yapıldığında, surlar, vadinin doğu yamaçlarından geçerek, Kale Camisini de içerisine alıyordu. Tuzcuoğlu Evinin batı yakınında yapılan bir kazıda, sur izlerine rastlanmıştır.

Rize Kalesi

İç kale gerçekten güzel bir görünüm sunuyor. İçi yemyeşil. Mutlaka zaman ayırıp çıkmanızı öneririm.

Rize Bozuk Kale

BOZUK KALE

İl merkezine, 10 km. uzaklıktadır. Gündoğdu köyünde, aynı adla anılan bir derenin kenarındadır. Denizden 30 metre yükseklikte, küçük bir gözetleme kulesidir. Daha çok, küçük bir Ortaçağ kalesini andırıyor.

Kale moloz taş duvarlıdır. Duvar işçiliğinde, kireç harç kullanılmıştır. Duvarları, yaklaşık 1 metre kalınlığında olan bu kalenin düzgün bir planı var. Yaklaşık olarak: 56 x 15 metre ölçüsünde, kuzey kenarı daha geniş olan yamuk planlıdır.

Rize Zil Kale

ZİL KALE

İlçe merkezine, 15 km. uzaklıktadır. Fırtına Deresinin batı yamaçlar üzerinde kurulmuştur. Kalenin üzerinde kurulduğu kaya kütlesi: denizden 750 metre ve dere yatağından ise, 100 metre yüksekliktedir.

Kale: 3 bölümden oluşuyor: dış surlar, orta surlar ve iç kale. Dış kalenin kapısına; kuzeybatı yönündeki bir patika yol ile ulaşılıyor.

Kuzeydeki kapının: taşları sökülmüş. Buradan: bir teras ile, orta surlar bölümüne çıkılıyor. Burada, ikinci bir kapı var, bu kapıdan kalenin merkezine giriliyor.

Orta kale içinde, önemli yapılar var. Bunlar: muhafız binası, şapel ve baş kule. Duvarlarındaki hatıl izleri ve kiriş deliklerinden, kulenin 4 katlı olduğu anlaşılıyor. İçinde: ince bir bölüntü duvarı ve dolgu toprak bulunuyor.

Duvarlar üzerinde ise, mazgal delikleri var. Kulenin üstü: bir teras şeklindedir. Duvarlar içinde, dikey boru yuvaları uzanıyor. Bunlar, belki de kapanmış su sarnıçlarının su akıtma boruları imiş.

Rize Ayder Yaylası

AYDER YAYLASI

Ayder yaylası: doğal kaynakları ve termal olanakları ile, son 35 yılın en popüler Doğu Karadeniz yaylalarından biridir.

Yayla: 1200-1300 metre yüksekliktedir. Yaklaşık: 44 hektarlık bir alanda kurulmuştur. Bu alanda: 3 mahalle şeklinde yerleşim var. Bunlar: Aşağı Ambarlık, Orta Ambarlık ve Yukarı Ambarlık.

Yayla: Çamlıhemşin ilçesine, 17 km. lik bir asfalt ile bağlanıyor. Yaz döneminde: sabit nüfus, yaklaşık: 1500 kişiye kadar ulaşıyor. Ancak: günübirlik ziyaretçiler ile, bu rakam, yaklaşık 3-4 bin kişiye ve hatta bazen 5-6 bin kişiye kadar ulaşıyor.

Bölgedeki konutlar: toplam, 216 civarında ve ahşap, taş-ahşap ve taş malzeme kullanılarak yapılmış. Bunların yanında: 100 civarında konaklama tesisi var. Oteller: briket ve betonarme, tek yada çok katlı olarak yapılmış.

Ancak: elbetteki, bu görüntü, yani briket ve betonarme yapılar, yayla karakteri ile uyuşmuyor. Görsel ve fiziki kalite bozuluyor. Evet: Ayder Yaylası, her yönü ile turizmin hizmetine girmiş bir belde. Çünkü: burada rahatlıkla konaklayabilirsiniz.

Belediyeye ait 29 konaklama tesisi var. Bunların dışındaki otel ve pansiyonlar ile birlikte, toplam yatak kapasitesi: 1000 kişi civarında. Burası: yalnızca turistik amaçlı geziler değil, aynı zamanda burada bulunan kaplıcalarda, tedavi amaçlı olarak kullanılması ile öne çıkıyor.

 

Giresun

giresun.1
Giresun

Dünyanın en güzel fındığı burada yetişiyor.

Karadeniz bölgesinin tek adası, yine burada. Mavi ve yeşilin iç içe buluştuğu bu güzel kentimizi mutlaka görmelisiniz.

Kesinlikle inanamayacaksınız, kiraz, Giresun bölgesinden çıkarak, tüm dünyaya yayılmış.

Ama yine de günümüzde Giresun’da kiraz bulmak biraz güç, çünkü, fındık ağaçları, kiraz ağaçlarının yerini almıştır.

Giresun

ULAŞIM

Giresun’a ulaşmak için, iki yol var. Birinci yol: sahil kesiminden geçen yol. Ancak, artan trafik nedeniyle, bu yol ihtiyaca yeteri kadar cevap vermemektedir. Diğer yol ise: İç Anadolu ile irtibatlı, Giresun-Şebinkarahisar yoludur. İlin, belli başlı merkezlere uzaklıkları şöyledir.

Giresun-Ankara arası uzaklık: 612 km. Giresun-İstanbul arası uzaklık: 931 km. Giresun-İzmir arası uzaklık: 1191 km. Giresun-Rize arası uzaklık: 215 km. Giresun-Trabzon arası uzaklık: 137 km. Giresun-Samsun arası uzaklık: 196 km. Giresun-Ordu arası uzaklık: 44 km. Giresun-Bursa arası uzaklık: 942 km.

Giresun ilinde, hava ve demir yolu ulaşımı bulunmamaktadır. Öte yandan: son yıllarda denize dolgu yapılarak inşa edilmiş “Or-Gir” Hava alanı da yöreye ulaşımda önemli bir etkinlik göstermiştir.

Giresun

TARİH

Giresun yöresinde: Kimmerler, İskitler ve Medler görülür.

Bu yörede, efsanelere konu olan, Amazon denilen kadın savaşçıların: Kimmerlerin kadın gurubu olduğu veya İskitlerden geldikleri de söylenmektedir. Bir kısım tarih yazarına göre: Amazonlar; cesur ve savaşçı kadınlardı ve Terme yakınlarında bağımsız bir devlet kurarak, Farnia’ya (Poti) kadar, Karadeniz sahillerine egemen olmuşlardı.

MÖ 6’ncı yüzyılda, Hititler, Giresun yöresine: “Azzi” ülkesi diyorlardı. Eski Yunan kaynaklarında ise, bu bölgeye: Pontus adı verilmektedir.

Yine aynı tarihi süreç içinde: MÖ 670 yıllarında, yeni koloniler-sömürgeler kurmak için Ege kıyılarından Karadeniz yöresine gelen Miletoslular: Sinop’tan Trabzon şehrine kadar uzanan bölgede, önemli ticaret merkezlerine sahip, 90 kent kurarlar.

Bunlardan biri olan “Kerasus” isimli kentin, bugünkü “Giresun” olduğu düşünülmektedir. Kerasus bir meyve ismidir, sömürgeciler bu meyveyi yani günümüzdeki ismiyle kirazı buradan götürürler ve o meyvenin çıktığı bu yöreye “Kerasus” ismi verilir.

Önemli olan husus: bu tarihlerde henüz İstanbul, Londra ve Paris gibi şehirlerin henüz kurulmamış olmasıdır. Yani, buradaki şehirler o kadar eskidir. Evet, bunlar bölgeyi 200 yıl kadar sömürürler.

Ardından, MÖ.546-332 yılları arasında, Pers imparatorluğu döneminde, Pers İmparatoru Dareios tarafından, bölge ele geçirilir. Büyük İskender, MÖ. 333 yılında Pers imparatorluğunu yıkınca, bölgede, Kapadokya krallığı doğar ve Giresun, Kapadokya Krallığı toprakları içinde kalır.

MÖ.301-66 yılları arasında: Pontoslular döneminde, bölgede, Pontos hakimiyeti görülür. Pontos kralı Farnakes, burayı 3 defa kuşatır ve 3’ncü seferde burayı ele geçirir. Ancak, bu kadar uğraşmasına kızar, şehri yağmalar, yakıp yıkar ve doğal limanın olduğu yerde yeni bir şehir kurar ve ismini, kendi isminden alarak “Fernake” verir.

Devam eden tarihi süreç içinde: kent, en parlak dönemini, Roma Senatosunu güç durumlara düşüren, IV. Mithridates döneminde yaşar. Bu dönem boyunca şehrin ismi “Fernake” olarak bilinir.

Bu dönemde, burada kurulan devletin sınırları, Yunanistan’a kadar genişler. Bunun üzerine, Roma yönetimi tedirgin olur ve General Lucullus yönetiminde, Anadolu’ya, bir ordu gönderilir. Bu ordu, Pontos krallığının topraklarını ele geçirir. (MÖ.76) Şehrin ismi yeniden “Kerasus” olur.

General Lucullus, Roma’ya dönerken: batının henüz tanımadığı, ancak bu yörede çok yaygın olarak kiraz fidanlarından bir bölüm, yanında götürür. Ancak: generalin geri dönmesi; Pontos krallığı tarafından, kaybedilen toprakların yeniden geri alınması sonucunu doğurur. Bunun üzerine: Roma, yeni bir general gönderir. General Ponpeius; Anadolu’yu tamamen Roma’ya bağlar.

395 yılında: Roma imparatorluğunun ikiye bölünmesiyle: Giresun, Bizans imparatorluğunun sınırları içinde kalır. 1204 yılında, İstanbul, Latinler tarafından ele geçirilir. Trabzon’a kaçan Bizans İmparatoru Alesios Kommenos; yeni bir imparatorluk kurar. Giresun’da, bu yeni imparatorluğunun hakimiyeti altına girer.

1398 yılında, Giresun, Osmanlı devleti sınırlarına alınır. Bu dönemdeki ismi: Çepni vilayeti olarak geçer.

1923 yılında, Cumhuriyetin ilanı ile, Giresun il merkezi olur.

Giresun

GENEL

Ordu şehrinden çıktıktan sonra Melet ırmağı, Ordu ve Giresun şehirleri arasındaki sınırı oluşturur. Aslında, Melet ırmağı geçildikten sonra, yörenin iklim, coğrafya, her şeyi değişir.

Türkiye yüz ölçümünün, yaklaşık % 1’ini oluşturuyor. İl merkezinin, denizden yüksekliği: 10 metre. İl merkezi, coğrafi konum olarak: Aksu ve Baltama vadilerinin arasında, denize doğru uzanan bir yarımada üzerinden kurulmuştur.

Bu yarımadanın doğusunda ve 2 km. açığında, Doğu Karadeniz bölgesinin tek adası olan: Giresun Adası bulunuyor. Giresun adası, Karadeniz bölgesinin en büyük adasıdır. Zaten Karadeniz bölgesinde çok fazla ada yoktur. Diğer adalar, buradan daha küçüktür.

Yani, Ordu şehir merkezinden ayrı olarak, Giresun şehir merkezi, dağ ile deniz arasına sıkışıp kalmıştır.

İl’in ormanlık kıyı bölgeleri: bugün çoğunlukla fındık bahçeleri oluşturulmuştur. Böylece: Karadeniz kıyılarının, birinci fındık yükleme limanıdır. Ancak liman özelliği: fındık ve orman ürünleri dışında, özellikle yolcu ulaşımında deniz yolundan çok, kıyı boyunca devam eden kara yolları kullanıldığı için, limanın işlevselliği giderek azalmıştır.

İl topraklarının, üçte biri: orman örtüsü ile kaplıdır. Ormanlar: deniz kıyısından başlayarak; 1900 metreye kadar yükselir.

Karadeniz kıyılarında: ılık ve yağışlı bir iklim var. Yağışlar pek boldur. Kurak mevsime rastlanmaz. Ancak, kıyıda görülen bu iklim şartları: dağlık kesimlerde ve Kelkit Havzasında değişir. Dağların, denize bakan yamaçları daha yağışlıdır. Kışlar daha sert, kar örtüsü daha uzun süre kalıcı ve yazları, daha serindir.

Bölgede yerleşim: dağınık ev sistemindedir. Arazi dağlık olduğu için, vatandaş sahip olduğu birkaç dekarlık düz araziye: mısır tarlası yapmıştır. Üst kısmına ise, ev yapmıştır. Bu şekilde: evler ve mahalleler arasında, uzak mesafeler oluşmuş ve insan ilişkileri zayıflamıştır. Bu durum, özellikle, ilçelerde yaşayan insanların konuştukları  dil lehçeleri arasında farklılıklar oluşmasına sebep olmuştur.

Giresun

Fındık

Giresun fındığı: dünya pazarlarında özellikle aranmakta ve tercih edilmektedir. Çünkü: parlak kabuklu, yağ oranı yüksek, tombul bir fındık türüdür. Kıyıdan başlayarak, 1000 metre yüksekliklere kadar, fındık bahçeleri yayılmış ve üretim yapılmaktadır. Evet, fındığın bu özelliğine istinaden, FİSKOBİRLİK Genel Müdürlüğü, Giresun ilindedir.

Kiraz

Kiraz’ın ana yurdu Giresun’dur. Bu nedenle: ismini de, Yunanca “kiraz” anlamına gelen “Kerasus” veya “Keresea” kelimelerinden almıştır. MÖ.74 yılında, Romalı General Lucullus, Doğu Karadeniz bölgesine yaptığı sefer sırasında gördüğü ve yanında götürdüğü fidanlar sayesinde, kiraz tüm dünyaya yayılmıştır.

Ancak, kiraz, son yıllarda önemini kaybetmiş ve yerini fındığa bırakmıştır.

GİRESUN ÜNİVERSİTESİ

2006 yılında kurulmuştur. Üniversite bünyesindeki fakülteler: Tıp, Eğitim, Fen-Edebiyat İktisadi ve İdari Bilimler, Sağlık Bilimleri, Güzel Sanatlar ve İletişim Fakülteleri bulunmaktadır.

Üniversitenin: sosyal tesislerinin, yerleşkelerinin, yurtlarının durumu hakkında da bilgi vermek isterdim ama, maalesef Giresun Üniversitesinin sitesinde, yani bu konuda bilgi bulunmasının zorunlu olduğu sitede, bu konularda tek bir satır yazı bile yok. Sanırım Üniversite, kendi sitesini öylesine bir anlayışla yapmışlar.

Giresun

AKSU ŞENLİKLERİ

Giresun-Trabzon sahil yolu üzerinde ve kent merkezine, yaklaşık 4 km. uzaklıkta bulunan Aksu Deresi Ağzı: mesire yeri olarak kullanılıyor. İnsanlar: gezmek, eğlenmek ve dinlenmek amacı ile, buraya sık sık gidiyorlar.

Her yıl: 20-23 Mayıs tarihleri arasında ise, yine burada “Aksu Şenlikleri” düzenleniyor. Bu şenliklerde, Mayıs Yedisi geleneği yaşatılmaya çalışılıyor. (Hıdırellez)

Giresun deniz turizmi

DENİZ TURİZMİ

Kentin batısındaki plajlar: doğu kesimindekilere göre, daha sığ ve daha kumluktur. Kent merkezine, yaklaşık 5 km. uzaklıktaki: Arif Kumaş, Giresun, Belediye, Emniyet, Tabya ve Jandarma Plajları: Giresun’un başlıca plajları olarak öne çıkıyor.

Bunun dışında: yaz aylarında, Giresun Adası ile Giresun Limanı arasında, belli zamanlarda, “Mavi Tur” adı altında, tekne gezileri düzenlenmektedir. Giresun’da zamanınız varsa, bu mavi tura mutlaka katılın.

Giresun ne yenir

NE YENİR

Giresun yemeklerinde, ana malzeme olarak: karalahana, ısırgan, pezik, madımak, galdirik, mantar, sakarca, çileklik, mendek, merulcan, marul, maydanoz kullanılır. Bu malzemeler ile yapılan başlıca yemekler ise şunlardır: karalahana çorbası, karalahana sarması, ısırgan yemeği, hamsi böreği, fasulye turşusu.

Evet, Giresun denilince akla hemen, dünyanın en lezzetli fındığı gelir. Burada: buraya has fındığı mutlaka tadın, hatta, kendiniz ve yakınlarınız için, bir miktar satın alarak, yanınızda götürmenizi öneririm. Bunun yanında: Giresun’da mutlaka yine buraya has “pide” tadın. Hamsi böreği ve karalahana yemekleri, tadılması gereken diğer tatlar.

Giresun ne satın alınır

NE SATIN ALINIR

Giresun’da oldukça eski tarihe dayanan bakırcılık, bugünde varlığını sürdürüyor. Bu bir geleneksel el sanatıdır. Dövme bakırcılık yanında, bakır işlemeciliği de yapılıyor. Genellikle: semaver, tepsi, biblo, duvar tabağı, şekerlik ve vazo gibi, anı ve süs eşyaları üretiliyor.

Bunlardan satın alabilirsiniz. Bunların yanında: Giresun’da günümüzde: el halıcılığı ve oya işlemeciliği de, varlığını sürdüren ve turistik özellikleri olan el sanatları arasındadır.

Özellikle: Giresun işi bakır ibrik ve güğümler öne çıkıyor. Konik yapılı ibriklerin gövdesi, dövme bakırdandır. Tutacak ve kopacak bölümleri de pirinçten yapılarak, gövdeye eklenmiştir. Ama, günümüzde bu sanatı yapan usta sayısı çok azalmıştır.

Tabii sonuç olarak, bu el sanatı örneklerini nereden alacağınızı soracaksınız. Bunları: Peştamal ve Kazancılar çarşılarında bulabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Giresun kalesi

GİRESUN KALESİ

Alanya ilçesini görenleriniz mutlaka vardır. Orada: tam şehrin ortasında bir kayalık yükselmekte ve bu kayalığın üstünde bir kale bulunmakta. İşte, Giresun kalesi de, buna benzer, yarım adanın en yüksek yerinde, bir taç gibi yerini almış. Tek farkı, Alanya kalesinden daha yüksek olması. Ama, büyük benzerlik var.

Evet, kale; yarımadanın en yüksek yerindedir. Kaleye ulaşmak için: 500 metrelik bir yol geçilmesi gerekiyor. Evet, kale bir hayli eski. MÖ 2’nci yüzyılda, Pontus kralı I. Farnakes tarafından yaptırılmış.

İki bölümden oluşuyor. Tepe üzerinde bulunan iç kalede: saray kalıntısı var. Kaleden: Giresun şehri bir tablo gibi gözüküyor. Deniz bir tarafta, fındık bahçeleri ve küçük ama sevimli Giresun, diğer taraftadır.

Günümüzde: burada, sur ve saray kalıntıları görmek mümkün. Ayrıca: kalenin çeşitli yerlerine oyulmuş: taş mağaralar ve tapınak kalıntıları görebilirsiniz. Büyük kaba taşlarla örülmüş surların bir bölümü: Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiş. Tepenin batısındaki kayalarda: küçük bir at kabartması bulunuyor.

Buranın: Ayios İlyos’un mezarı olduğu düşünülüyor. Daha aşağıdaki bir kayalık bölümde görülen Bizans yazısında ise, burada küçük bir kilisenin bulunduğu yazılı. Kalenin kuzeyinde: çok büyük mağara sığınakları bulunuyor.

Kale içinde bir mezar daha göreceksiniz. Bu mezar: Gazi Osman Ağa (Topal Osman Ağa) nındır. Topal Osman, Balkan savaşına katılmış, bir şarapnel parçasıyla yaralanmış ve topallamaya başlamıştır. Ardından Çanakkale savaşına katılmış ve orada Mustafa Kemal ile tanışmıştır. Tanışmalarıyla birlikte Mustafa Kemal’e büyük bir hayranlıkla bağlanmıştır.

Zaten, Çanakkale savaşından Anadolu’ya kendi yerlerine dönenler, Mustafa Kemal’i ve başarılarını anlatır dururlardı. Topal Osman: Anadolu işgal edilmeye başlanınca, milis güçleriyle birlikte Trabzon’u işgal eden Ruslara karşı savaşan gönüllü 47’nci Alay Komutanıdır. (Gönüllü 42’nci Alay Komutanı Avni Bey, Tirebolu’da yerleşiktir)

Topal Osman’ın gönüllü alayı, Ruslar gittikten sonra, yerel Rum çetecilerle savaşır. Atatürk, 1919 yılında Samsun’a ayak bastığında aslında kendisine verilen görev, bu yerel milis güçlerini dağıtmaktır.

Ancak Havza’da Topal Osman ile görüşür ve Topal Osman, bütün güçleriyle arkasında olduğunu söyler. Zaten özellikle Sakarya Savaşında, en fazla şehit veren illerin başında Giresun ve Ordu gelir. Afyon Karahisar İscehisar’da “Giresunlular Şehitliği” vardır. Topal Osman, Kurtuluş savaşından sonra Cumhurbaşkanı Muhafız Alay Komutanı olur. Giresun Belediye Başkanlığı yapar.

Ancak ismi bir milletvekilinin öldürülmesine karışır, kaçar, yargılanır ve idam cezasına çarptırılır. Ankara’da bir bağ evinde ölü bulunduğu söylenir, bazı kaynaklar ise çarpışmada öldürüldüğünü iddia ederler. Ardından, Ulus heykelinin tam karşısında, TBMM önünde, ibret olsun diye 3 gün darağacında sallandırılır.

Atatürk, o sırada yurt gezisinden döner ve bu duruma çok üzülür, cenazeyi Giresun’a gönderir ve kalede yaptırılan mezara gömülür. Evet, buralara yolunuz düşerse, Gazi Topal Osman Ağa’nın mezarını mutlaka ziyaret edin.

Bunun dışında: kalede: tarihi kalıntılar ve asırlık çınar ağaçları var. Ağaçların altında piknik yapmak için masalar, şömineler bulunuyor. Ayrıca: lokanta, çay bahçeleri ve büfelerde hizmet veriyor. Turistlerin ilk uğrak yerlerinden biri. Kaleden aşağıya baktığınızda: kalenin eteklerinde ve doğusunda Zeytinlik Mahallesi var.

Eski konak ve evlerden oluşan mahalle koruma altına alınmış. Sit alanı. Kaleden güneşin batışını da izlemek, muhteşem bir keyif. Gece ise, ışıklandırılan şehir, kaleden yine bambaşka görünüyor. Hani derler ya, anlatmak tan öte, yaşamak gerekir.

Giresun kufa kuyusu

KUFA KUYUSU

Kalenin eteğinde ve yeni açılan yolun hemen kenarındadır. Kale yolundan çıkarken, sağ tarafta, pek de göze batmayan bir yerde.

Pontus imparatorluğu döneminden kaldığı sanılmaktadır. Kalenin su ihtiyacının karşılanması için kullanılmıştır. Aynı zamanda, bir ziyaretgah olarak da kullanılmıştır. Söylentilere göre: bu kuyunun suyu, testilerle krallara gönderilirmiş ve onların türlü sıkıntılarına çare olurmuş.

Kuyunun ağız kısmı: 2 metre yükseklikte ve 80 cm. genişliktedir. Kesme taşlardan yapılmıştır. Kesme taşlardan sonra, kuyu genişlemekte ve 7-8 metre derinliğe kadar inmektedir.

KALE CAMİSİ

Kale mahallesindedir. Mimari değeri yüksek bir yapıdır. İki yazıtı bulunmaktadır. Giriş kapısı üstündeki, 1830 tarihli yazıtta: buradaki ilk cami yapısının, Dizdarzade Emetullah Hanım tarafından yaptırıldığı yazılıdır. İkinci yazıtta ise, 1912 tarihi görülmekte ve cami yapısının: Sarı Mahmut Zade Mustafa Efendi tarafından yeniden inşa ettirildiği belirtilmektedir.

Yapı: kesme taştan yapılmış, Neo-klasik dönem özellikleri taşımaktadır. Kare kaide üzerine, merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Beden duvarlarında: hafif sivri kemerli ikişer pencere, ikinci sırada da üçlü gurup halinde, alçı pencereler ile, ibadet mekanı aydınlatılmıştır.

Giriş kapısı: mermer yuvarlak kemerlidir. Üzerinde: dışa çıkıntılı kitabe yeri var. Kapının her iki yanında, yuvarlak kemerli, demir şebekeli birer pencere bulunuyor.

Caminin yanındaki minaresi: kare kaide üzerine, silmeli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Yanındaki çeşme de: 1927 yılında buraya yapılmıştır.

Giresun adası-Aretias

GİRESUN ADASI (ARETİAS)

Karadeniz bölgesinde, iskan edilebilir tek adadır. Kıyıdan, 1 mil açıkta bulunmaktadır. Söylentilere göre: Ada, kentin güney doğusunda bulunan ve görüntüsü kartal gagasını andıran, Gedik kayadan kopan bir parçanın denize yerleşmesiyle oluşmuştur.

Adada, tarih ve doğa iç içedir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre, bir zamanlar ada surlarla çevriliymiş. Surların yapımındaki inşaat işçiliği: Giresun kalesindeki işçilik ile aynı tekniktedir. Dolayısı ile, adanın surlarının da, Pontus imparatorluğu döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Adada bulunan ve günümüze kadar gelen tarihi kalıntılar şunlardır: 2 büyük şarap fıçısı, 1 mabet harabesi, tapınak yeri, ayakta kalan bir kısım sur ve gözetleme kulesi.

Doğu ucunda bulunan “Hazma  Taşı”: antik çağdan kalma bir dikit olarak göze çarpar. Bu taş: çağlar boyunca, yöre insanları için, mistik bir güç kaynağı olarak kabul edilmiştir.

Ada: mitolojide geçen “Altın Post” peşindeki Argonautların yaşadıkları maceralara da konu olur. Arganautlar: Altın postu ararken, Aretias adasına gelirler. Altın postun, burada saklı olduğuna inanmaktadırlar.

Ancak: adada, onları ejderha yapılı kuşlar karşılar. Kuşlar: tüylerini ok gibi fırlatarak saldırıya geçerler. Arganautların bir kısmı ölür. Sonunda: kuşları öldürürler ve altın postu aramaya koyulurlar. Ancak, bulamazlar ve adayı lanetleyerek, buradan ayrılırlar.

1984 yılında: Kaptan Tim Severin yönetimindeki, 12 kişilik bir araştırma ekibi: bu efsanevi yolculuğu yeniden canlandırmak için, Argo gemisinin aynısını, hiç çivi kullanmadan yaparlar ve yalnızca kürek çekerek, Giresun adasına kadar gelirler. Bu televizyon belgeseli, BBC televizyonu tarafından yayınlanınca, tüm dünya tarafından, Giresun adası tanınmış olur.

Evet, Giresun adası, günümüzde terk edilmiş durumdadır. Ancak: ada üzerinde, Bizanslılara ait bir tapınak ve daha tam olarak keşfedilmemiş bir kısım bina kalıntıları bulunmaktadır. Her MAYIS ayında, kadınlar adaya gelerek, dinsel ayinler düzenlemektedirler.

Son olarak, adada günümüze kadar sürdürülen bir gelenekten söz etmek istiyorum. Bu gelenek: soyun sürdürülmesi geleneği. Soyun sürdürülmesi inancı ile: ada çevresinde dolaşmak bir gelenek olarak, günümüze kadar ulaşmış ve halen sürdürülüyor. Bu tur: Hamza taşının bulunduğu yerden başlıyor ve adanın çevresi dolaşılarak, yine aynı yerde bitiyor.

Turun amacı, biraz önce söylediğim gibi: soyun sürdürülmesi. Bunun yanında: belaların denize atılması ve toprağın bereketlendirilmesi. Her yıl, Mayıs ayının 20 günü yapılan bu festival: günümüzde uluslar arası boyutlara ulaşmış. Festivalin halk oyunları bölümünde: Giresun yöresinin halk oyunlarının, yurt içinde ve yurt dışında tanıtımı amaçlanıyor.

Giresun Gogara kilisesi-Arkeoloji Müzesi

GOGARA KİLİSESİ-ARKEOLOJİ MÜZESİ

Sahilde, Gogara mevkiindedir. Bu kilisenin, 16. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Ortodoks mezhebinin kilisesidir ve 1923 yılına kadar kilise olarak kullanılmıştır. 1923 ile 1948 yılları arasında boş kalmış, 1948 ile 19678 yılları arasında ise cezaevi olarak kullanılmıştır. 1967-1982 yılları arasında yine boş kalmıştır. 1982 yılında ise restore edilmiş ve 1988 yılından sonra müze olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Yapı: kesme taşlardan yapılmış olup, kubbesi ve tipik kilise mimarisiyle, ilgi çeker. Dıştan dikdörtgen, içten bazilika plan ile kubbeli haç planının birleştiği, karma plan şeklindedir. Kuzeyinde: bodrum üzerinde, üç katlı tarihi bir bina daha vardır. Burası da, papaz evi olarak biliniyor.

1993 yılında, burası da orijinaline uygun olarak restore edilmiş ve müzenin idari binası olarak hizmete açılmıştır. Müze yapısı içinde: Eski Tunç Çağı, Hitit, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait antik eserler, taş kabartmalar, eski tarihlerde kullanılan silah, giysi ve para örnekleri sergilenmektedir.

Giresun Katolik Kilisesi-Çocuk Kütüphanesi

KATOLİK KİLİSESİ. ÇOCUK KÜTÜPHANESİ

Çınarlar mahallesindedir. Aslen Fransız Katolik kilisesidir ve 1800’lü yılların sonlarında inşa edilmiştir. 1967 yılından sonra ise, çocuk kütüphanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Yapı: dikdörtgen planlı, ana cephesi üçgen alınlıdır. Köşelerde, taştan yivli köşe kolonları bulunmaktadır. Girişin üzeri: dört köşeli sütunla taşınan, yuvarlak kemerli, kırma çatılı bir sundurma ile örtülüdür. İç ve dıştan, çok güzel görünen binada, 2001-2002 yıllara arasında, restorasyon yapılmıştır. Bu restorasyonda ise, gerek bina ve gerekse çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Giresun Zeytinlik Mahallesi

ZEYTİNLİK MAHALLESİ

Kalenin güneydoğusundadır. Burası: kentsel Sit alanı ilan edilerek, koruma altına alınmıştır. Kentin geçmiş mimari dokusunu yansıtan bir mahalledir. Bazı evlerin restorasyonu yapılmış ve bir kısmında ise iyileştirme çalışmaları yapılmıştır.

Günümüzde burada: 4 tanesi anıtsal, 43 tanesi sivil mimarlık örneği olarak tescillenmiş, toplam 47 esere ilaveten, 35 adet yeni eser daha tespit edilerek, bunların tescil ve koruma altına alınması sağlanmış. Eski evlere meraklı olan tatilciler tarafından, mahalle gezilebilir, mutlaka büyük keyif alacakları yapılar var.

KAYA KİLİSE

İl merkezinde, Askerlik Şubesinin arkasında, eski Lonca yolu üzerindedir. İsmi tespit edilememiştir. Kitabesi de yok. Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yıllardan kalma, bir kaya tapınağı olduğu düşünülmektedir. Burada: gizli ayinler yapılmıştır. Panaia ve Surp Sarkiz adlarıyla da bilinen ve yapıldığında üç katlı olduğu düşünülen tapınak, geçmiş dönemlerde şifahane olarak da kullanılmıştır.

Çünkü: kilisenin yanındaki ve kilise ile bağlantılı yapılar: bir bakıma hastane görevini de üstlenmiş. Bu hastaneye çevre yerleşim yerlerinden, hastalar gelmekte imiş.

Bayağı büyük bir kilise, bu büyüklükte kaya oyularak yapılmış olması, aslında önemini ortaya koyuyor ama yine de, turistik anlamda pek öne çıkarılamamış.

Giresun Kümbet Yaylası

KÜMBET YAYLASI

İl merkezine, yaklaşık 60 km. uzaklıktadır. Giresun’un en popüler yaylalarındandır. Buraya ulaşmak için: Giresun-Dereli-Şebinkarahisar yolu üzerinden gitmek gerekiyor. Dereli den sonra, Güdül-Yüceköy üzerinden gidildiğinde, 60 km. lik asfalt yol ile ulaşılır. Şebinkarahisar yolundan gidilirse, İkisu-Uzundere üzerinden de ulaşmak mümkün.

Yaylada: elektrik, su, telefon, bakkal, kasap, fırın, manav, kır kahvesi ve sağlık ocağı var. Çevrede: gür ormanlar, geniş çayırlar bulunuyor.

Yaylaya: günübirlik gelenler için: restoranlar bulunuyor. Kümbet Yayla Şenlikleri: yayla bölgesinin önemli mesire yeri olan: Aymaç Mevkiinde kutlanıyor. Çünkü, burası: doğal güzellikler bakımından zengin çevre manzarasına hakim bir tepe.

Şenlikler: genellikle Temmuz ayının ikinci yarısında düzenleniyor. Şenliklerde: oyunlar oynanır, yarışmalar düzenlenir ve hayvansal ürünler pazarlanır. Bu şenliklerin en ünlüsü: Temmuz ayının ikinci cumartesi-Pazar günlerine rastlayan Kümbet Yayla Şenlikleridir.

Artvin Hopa

hopa.1
Artvin Hopa

 

Hopa’da cennet veresiye değil peşindir. Evet, bu sözler burayı anlatmak için kısa ve öz. Sarp sınır kapısına, çok yakın bir sahil ilçesi. Karadeniz sahil yolunda son ilçe.

Artvin Hopa

ULAŞIM

Hopa: Sarp sınır kapısına: 18 km. uzaklıktadır. İl merkezi olan Artvin’e uzaklık ise, 68 km. dir. Hopa-Rize arası uzaklık: 98 km. Hopa-Arhavi arası uzaklık: 9 km. Hopa-Borçka arası uzaklık: 35 km.

Burada hava ulaşımı yok. Ancak: Gürcistan’ın Batum ilinden, vizesiz olarak İstanbul’a uçuşlar gerçekleşiyor.

Artvin Hopa

TARİHİ

Hopa, 1490-1512 yılları arasında, Yavuz Sultan Selim’in Trabzon valiliği sırasında, Osmanlı devleti topraklarına katılmıştır.

İlçe, 1915 yılında Ruslar tarafından işgal edilmiştir. Daha sonra ise, 31 Mart 1917 tarihli Brest-Litovsk Andlaşması ile, milli sınırlarımız içine dahil edilmiştir. İlçe: 1936 yılına kadar Rize iline bağlı iken, bu tarihten sonraki dönemde, Artvin iline bağlanmıştır.

Hopa’nın isim öyküsüne gelince: Hopa’nın ismi: Yavuz Sultan Selim tarafından verilmiştir. Selim; Trabzon valisi iken, Batum sancağını ele geçirmek üzere düzenlediği seferde: Hopa’nın ardında bulunan dağlarda konaklar.

Bu dağlardan: sahil şeridinde bulunan bugünkü Hopa şehrine baktığında: bu şehre “Hop” ismini koyar.

Hop kelimesi, Acemcede “güzel” anlamına gelmektedir. Sonraki süreçte, Hop ismi, Hopa olarak kullanılagelmiştir.

Artvin Hopa

GENEL

Hopa: Trabzon-Rize-Artvin-Ardahan-Kars-Erzurum ve Gürcistan Cumhuriyetini birbirine bağlayan, uluslar arası kara yolu üzerinde bulunması nedeniyle, önemli bir konumdadır. Deniz seviyesinden, 10 metre yüksekliktedir. En yüksek noktası ise, 1513 metre ile Yavuz Sultan Selim tepesidir.

Özellikle: Karadeniz bölgesinin dağınık yerleşim özelliklerini taşır. İklim hemen hemen her mevsim yağışlıdır. Sürekli yağışlar nedeniyle, ilçenin büyük bölümü, ormanlarla kaplıdır. Bu oran: % 66’dır. Yörede “galaş” adı verilen bir rüzgar eser ki, nemi götürür ilçenin havasını değiştirir.

İlçenin ekonomisi yakın zamana kadar tarıma dayalı idi. Özellikle: kıyıdan, 400-600 metre yüksekliğe kadar olan yerlerde: fındık ve çay bahçeleri bulunmaktadır. Ancak: Hopa Limanının hizmete girmesi, Sarp Sınır Kapısının açılması, uluslar arası taşımacılık, turizm gibi çeşitli alanlardaki ticari faaliyetlerin artması: konaklama ve iş yeri sayılarında ciddi artışlar ortaya çıkmasına neden olmuştur.

İlçede, balıkçılıkta, en yaygın ekonomik faaliyetlerden biridir. Balıkçılıkta faaliyet gösteren, yaklaşık 300 e yakın ruhsatlı üreticinin, 120 balıkçı teknesi bulunmaktadır. Ayrıca: ilçede 1 çay fabrikası, Karadeniz Bakır İşletmeleri, 1 termik santral ve liman işletmesi bulunuyor.

Hopa Kültür ve Sanat Festivali

Her yıl, Temmuz ayının ilk haftasında: Kaymakamlık ve Belediye Başkanlığı organizatörlüğünde yapılır.  Festival etkinlikleri kapsamında: çeşitli sanatsal, sportif ve kültürel etkinlikler düzenlenir.

Hopa Limanı

Sarp Sınır kapısına, 15 km. uzaklıkta olması, buranın önemini ortaya çıkarıyor. Bu limanda: yükleme, boşaltma, iç ticaret ithalat, transit ticaret, antrepoculuk gibi tüm deniz hizmetleri yürütülmektedir. Liman yap-işlet yöntemi ile yaptırılmış olup, halen özel sektör tarafından işletilmektedir.

Sarp Sınır Kapısı

1988 tarihinde açılmıştır. Başta Gürcistan olmak üzere, bağımsız devletler topluluğu ülkeleriyle, sosyal ve ekonomik ilişkilerin önemli bir gelişimi sağlanmıştır.

Hopa Gümrükler Başmüdürlüğü ve bağlantı gümrük müdürlüklerinde: gelen-giden yolcu, otomobil, otobüs, Tır ve gemi sayılarında, sürekli artış olmaktadır.

Hopa’nın en büyük özelliklerinden birisi  de: insanlarının eğitime düşkün olması. Halkın okur-yazarlık oranı, %  98 ile, ülkemizin birçok yöresinden daha yüksek.

Turizm: Sarp sınır kapısının açılması ile, bölgenin turizm potansiyeli inanılmaz ölçülerde artmıştır. Bunun sonucu olarak: ilçede, modern tesisler çoğalmıştır.

 

KAFKAS FİLM GÜNLERİ

Kopmuş plajında yapılıyor ama havanın durumuna göre, Liman Tesislerinde düzenleniyor. Aslında, ilçede film günleri festivali düzenlenmesine karar verilmiş, ancak bir sinema salonu yok.

Bunun üzerine: Liman işletmelerindeki bir depo: sinema salonu olarak düzenlenmiş ve festival burada yapılıyor.   Festival: Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından destekleniyor. Etkinlikte: Türkiye, Azerbeycan, Ermenistan, Rusya ve Gürcistan’dan filimler gösteriliyor.

Artvin Hopa

NE YENİR

Hopa denilince aklıma ilk gelenler: Laz böreği ve hamsi. Özellikle: hamsili pilavı denemenizi öneririm. Bunun yanında: yine buraya has bir yemek: Kvane. Taneli fasulye, ceviz, acı biber, sarımsak ve nar ekşisinden yapılıyor. Son olarak: lahanadan yapılan, Harhaşi önerebilirim. Lahana yemeklerini severseniz, bunu de deneyebilirsiniz.

 

NE SATIN ALINIR

Hopa’dan: çay, bal ve ceviz satın alabilirsiniz.

 

GEZİLECEK YERLER

Artvin Hopa Limanı

HOPA LİMANI

1997 yılında özelleştirilmiş ve Park Denizcilik isimli bir firmaya tahsis edilmiş. Bu firma tarafından: yükleme, boşaltma, terminal, depolama, kılavuzluk, kurtarma ve likit dolum tesisleri işletiliyor.

Konum olarak: Karadeniz’in dünyaya açılan kapısı durumunda. Hopa ilçesinde zamanınız olursa, limanda dolaşabilirsiniz.

Artvin Hopa Sarp Sınır Kapısı

SARP SINIR KAPISI

Burası: Sovyetler Birliği ile imzalanan anlaşma gereğince, 1988 yılında açılmıştır. Burada: uluslar arası tüm gümrük işlemleri yapılmaktadır.

Bunun sonucu olarak: özellikle Hopa ilçesinde: nakliyecilik ve konaklama sektörü, olumlu yönde etkilenmiştir. Bunun yanında: sınır ticareti, ithalat ve ihracat sürekli artmış ve artmaktadır.

Bunun yanında bazı sanayi kolları da gelişmiştir. Örneğin: yaklaşık 100 kadar küçük ve orta ölçekli, oto tamirine yönelik sanayi işletmesi açılmıştır.

Artvin Hopa Sarp Sınır Kapısı

 

Hopa’dan yola çıktığınızda: Karadeniz Sahil Yolunun başlangıç noktası olan Sarp sınır kapısına ulaşmanız mümkün. Muhtelif tüneller var.

Hatta, en son tünele girmeden önce, tünelin giriş bölümünün üstünde “Dikkat Gümrük Kapısı” yazıyor.

Bu tüneli geçince, karşınıza hemen, sınır kapısı çıkıyor. Solda bir otopark var. Aracınızı oraya bırakıp, yaya olarak sınırı geçmeniz mümkün.

Nüfus cüzdanını göstererek sınırdan günübirlik geçiş yapabiliyorsunuz.

Bu arada

Sınır kapısına varmadan önce, yine bir yerleşim yeri: Kemalpaşa var. Sınıra: 10 km. uzaklıkta. 3500 kişi nüfuslu bir belde.

Kemalpaşa bölgesini, özellikle Gürcüler hareketlendiriyor. Yol kenarında yapılan bavul ticaretine, günde ortalama 4.000 ve pazarların kurulduğu günlerde ise (Salı ve Cuma günleri) ortalama 12.000 Gürcü vatandaşı katılıyor.

Ayrıca: Türkiye’nin dört bir tarafından, bavul ticaretinden pay kapmak için, Kemalpaşa’da dükkan açan firmalar var. Özellikle: tekstil firmaları bunlar. Kemalpaşa’da bütün markalar var. Tekstil üzerine, 200 ün üzerinde yeni mağaza açılmış.

Geceleyin Kemalpaşa’ya gelen Gürcüler, saat: 23.00 den sonra, sabah saatlerine kadar alışveriş yapıyorlar. En çok; hazır giyim ve ev tekstiline ilgi gösteren Gürcüler, hem kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve hem de satmak için aldıkları ürünleri, minibüslere doldurarak, sınır kapısına götürüyorlar.

Gürcistan gümrüğünde: bir kişinin 300 dolarlık mal geçirmesine izin verilmesi nedeniyle, daha çok mal almak için Gürcülerin aile üyelerini de yanlarında getirdikleri görülüyor. Buradan aldıkları malların çoğunu: Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’a götürerek satıyorlar.

Sınır kapısı ilginç. Rüşvet söylentileri var. Ama: çoğu kez, elinizi-kolunuzu sallayarak, sınırın karşısına geçmeniz de mümkün. Hatta: belki, yanınızda bulunan çantanızı bile kontrol etmeyeceklerdir.

Artvin Hopa Sarp Sınır Kapısı

Kapının

Gürcistan tarafındaki sınır köyü adı: Sarpi. Aslında, bu köy, ikiye bölünmüş. Bir kısmı, bizim tarafta, diğer kısmı onların tarafında. Sınırın öbür yanında karşınıza ilk çıkan şey: bir şeyler içebileceğiniz: kafemsi yerler.

Batum’a giden dolmuşlar da buradan hareket ediyor. Ayrıca: Doğu Karadeniz bölgesinin en güzel plajları; en güzel deniz, sınırı hemen geçince karşımıza çıkıyor.

Halk: sere serpe plajlardan denize giriyor. Sınır kapısının bizim tarafını düşünürseniz: çöp.

Dikkati çekecek en büyük obje ise: bizim tarafta kalan, sahildeki cami.

Sınırdan geçmeyi kafanıza koyarsanız: Hopa’dan, yanınıza bir miktar döviz alın. Aslına bakarsanız, sınırda, dolar satın alabileceğiniz yerler de var. Ancak; özellikle, Batum şehrinde, TL. bozdurmanız pek kolay değil.

Batum’a gittiğinizde: dolar para birimini, buranın yerel para birimi olan “lari” ye rahatlıkla çevirebilirsiniz.

Yanılmıyorsam: 1 dolar, 1.8 lari’ye eşit.

Evet: Karadeniz Sahil gezinizde, son durak olarak mutlaka Batum şehrini de ilave etmelisiniz.

Batum şehri tanıtımı ve gezilecek yerleri hakkındaki yazım için.