İtalya’da Napoli ve Pompei şehirlerinin altındadır. Salerno ve Amasfi sahilinin hemen güneyindedir. Salerno’nun yaklaşık 40 km güneyinde Campania’dadır.
1998 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Romalılar, Paestum olarak bilirlerdi.
İyi korunmuş 4 anıt sayesinde İtalyan yarımadasındaki Yunan kentlerinin en iyi bilinenidir.
Bunlar: MÖ 6 ve 5’nci yüzyıllardan 3 tapınak ve Dalgıcın Mezarındaki figüratif resimler.
Poseidonia, Yunanlı göçmenler tarafından kurulan bir Yunan kolonisidir.
İsmini Yunan deniz tanrısından alır.
Yaklaşık MÖ 600’de, Günay İtalya’da, modern kıyı çizgisinin hemen içindeki alçak bir sırt üzerinde, daha önceki sakinlerin fazla iz bırakmadığı bir yerde kurulmuştur.
Göçmenleri buraya çeken: tatlı su ve tarıma elverişli topraklardı.
Doğal bir liman bulunmaması nedeniyle, gemiler kumsala çekiliyordu.
200 yıl boyunca kent Yunan kaldı.
Agora da bulunan bouleuterion dan da anlaşılacağı gibi, burada demokrasi gelişmişti.
MÖ 400’de, iç bölgede yaşayan İtalik halklardan Lucanianlar kenti ele geçirdi.
Piris savaşından sonra Romalılar MÖ 273’te, kasabayı kendilerine kattılar ve adını Paestum olarak değiştirdiler ve burada bir Latin kolonisi kurdular.
Kısa süre sonra kent düşüşe geçti.
MÖ 133’de inşa edilen önemli bir kuzey-güney yolu olan Via Popilia, Paestum’u es geçti ve Napoli körfezindeki ( 60 km kadar kuzeyde) kentler; deniz ticaretinin zengin merkezleri haline geldi.
Yöredeki akarsuların biriktirdiği sitler, sellere neden oldu ve sıtma yayan bataklıklar oluştu.
İmparatorluğun son dönemlerinde, nüfus azalmış ve MS 7 ile 9’ncu yüzyıllar arasında yerleşim tümüyle içerideki daha sağlıklı tepelere kaymıştı.
Orijinali Yunan olan ve kenti kuşatan 4.8 km uzunluğundaki tahkimat duvarlarında, kabaca pusulanın yönlerine göre yerleştirilmiş 4 ana kapı vardır.
Poseidonia’nın MÖ 6’ncı yüzyıldaki planı bilinmemektedir.
Ancak kentin benzer şekilde bir ızgara plana göre düzenlenmiş olduğu varsayılır.
TAPINAKLAR:
Yunan Poseidonia’nın planı Rome kentlerindekinden farklı olmalı, çünkü kuzey ve güneydeki kent kapıları ile Roma öncesinden kalma 3 büyük tapınak, Roma kent planındaki ızgaraya aykırı bir hat meydana getirmektedir.
Bu 3 tapınak: Batı Yunanistan da tercih edilen Dor düzeninde inşa ediliştir.
Yunan dünyasındaki en iyi korunmuş örneklerdir.
Yunan mimarisinin standart ilkelerine genel de uyulmuş olmakla beraber, tümü de yöresel Batı Yunan uygulamaları olarak nitelenebilecek yapım ve tasarım özellikleri gösterirler.
Tapınakların tümü de doğuya bakar.
Kentin ortasında kuzey-güney hattına dizilidir.
Bu bölgede mermer bulunmadığı için, yapılar yerel traverten (yöresel bir kireçtaşı) ve kumtaşından yapılmıştır.
HERA TAPINAĞI-I
İçlerinde en eskisidir ve MÖ 6’ncı yüzyıl ortalarına tarihlenir.
Bazı unsurları beklenenden farklıdır.
Yaklaşık: 54 x 24.5 metre boyutlarında ve dolayısıyla normalden geniş olan bu tapınağın kolonadları kısa yanlarda 9’ar, uzun yanlarda 18’er sütundan meydana gelir.
Ayrıca, Batı Yunan tarzında, zemini sundurmadan daha yüksek olan cella’nın ortasında, bilerek veya şans eseri, Sisam’daki daha eski Hera Tapınağını çağrıştırır şekilde, merkezi bir sütun sırası vardır.
Bu sütun sırası: kutsal alanı bir ihtimal bir tarafta Hera diğerinde Zeus olmak üzere, iki kült için ikiye ayırmış olabilir.
Sütunlar Yunanlıların favori mimari rötüşlarından birine sahiptir.
Dikey çizginin dışarı doğru şişirilmesi, burada neredeyse dışarı fırlaması, yani entasis.
Sütun başlığının alt yarısı, echinus, son derece alçak ve geniş profiliyle yassılmış bir mantarı andırır.
ATHENA TAPINAĞI:
İkinci büyük tapınaktır.
MÖ 500’de inşa edilmiştir.
Athena olarak teşhis edilen adak sunularına göre, Athena’ya adanmıştır.
Yaklaşık: 33 x 14.5 metrelik bu tapınağın kolonadının normal şekilde, kısa yanlarda 6’şar, uzun yarlarda 13’er sütunu, bir ön sundurması (promaos) vardır.
Kolonadın üzeride sıra dışı bir saçaklama bulunmaktadır.
Alttan yukarı doğru, alışıldık tarzda bir arşitrav, fazladan bir kumtaşı sırası, heykelsiz bir triglif ve metoplu friz ve en altında, yatay bir korniş bulunmayan, ama tepesinde vurgulanmış dışarı çıkıntı yapan eğimli kornişlere sahip bir alınlık alanı vardır.
Tapınağa girildiğinde, dış kolonadın ardına yerleştirilmiş derin sundurmanın 8 İon sütunuyla çevrelenmiş olduğu görülür.
Ön cephede, 4 ve her iki yanda 2’şer (bunların ikincileri girişlerin köşelerinde olmak üzere) sütun vardır.
Aynı binada bu şekilde Dor ve İon sütunlarının kullanılması, Atina Akropolisinden 50 yıl sonra, bu kadar çarpıcı biçimde geliştirilmiş bir bileşimin rastlanılan ilk örneğidir.
Yine, Batı Yunanistan’da yaygın olduğu şekilde sundurma sütunları ve cella’nın duvarları dış kolonadın sütunlarıyla bire bir değlidir.
Hera Tapınağı-I’den farklı olarak cella’nın içinde sütun yoktur, ama kapının iki yanındaki iki şık merdivenden belki cella ve kült heykeline tepeden bakan bir üst odaya geçiliyordu.
HERA TAPINAĞI-II
Bu tapınakların en büyüğü ve en iyi durumda olanıdır ve yaklaşık MÖ 470-460 yılları arasında inşa edilmiştir.
Kime adandığı yine sunulardan anlaşılır.
Boyutları, yaklaşık 60 x 24 metredir.
Kısa yanlarda 6’şar, uzun yanlarda 14’er olarak dizilmiş dış sütunları, yine Batı Yunanistan’a özgü bir uygulama ile taştaki kusurları örtmek ve mermeri andırmasını sağlamak adına, orijinal olarak yalancı mermerle kaplıydı.
Sundurma ve opsithodomos mevcuttur ve her birinde 2’şer sütun vardır.
Cella’daki iki sıra iç sütun, bir nef ile iki koridor yaratır.
Sütunlar tavan ve çatıyı doğrudan taşır.
Ama anlaşılan koridorların üzerindeki galeriyi taşımaz.
Dış cephe, standart Dor düzenindedir.
Metoplar veya alınlıklarda heykel yoktu.
Mimari rötuşlar arasında stilobatın kıvrımı, sütunların hafifçe yatık olması ve entasis sayılabilir ki, sonuncusu dışında bunların tümüne Batı Yunanistan’da nadiren rastlanırdı.
Ama tümü de Parthenon’da mevcut olacaktı.
MEZARLIKLAR-DALGICIN MEZARI:
Mezarlıklar Yunan dünyasında hep olduğu gibi kentin dışındaydı.
Bunların arasında özellikle çarpıcı olan yaklaşık MÖ 480’den kalma ve 1968’de Mario Napoli tarafından, kentin 1.5 km güneyindeki keşifler sırasında bulunan “Dalgıcın Mezarı” dır.
Az sayıda mezar eşyasına sahip olan bu adamın, basit gömüsü erken klasik dönemden kalma panel resimleri arasında önemli bir yere sahip olan eni iyi durumdaki figüratif resimleri olmasaydı; bu kadar dikkat çekmezdi.
Mezar, dört yan ve bir kapak olmak üzere, tümü de resimli 5 traverten levhanın, kayadaki dikdörtgen biçimli yarıklara oturtularak resimsiz bir zemine yerleştirilmesiyle yapılmıştır.
Kapağın alt yüzündeki mezara adın veren sahnede, bir platformdan bir havuza dalan genç erkek resmedilmiştir.
Dört yanda ise, bir şölende, tipik bir şölende, tipik şekilde 2’şerli halde sofalara uzanmış erkekler ile bunlara eşlik eden hizmetçi ve müzisyenler tasvir edilmiştir.
İki çift romantik açıdan meşgulken, diğerleri onları seyreder.
Kottabos (birinin bir hedefe kadehinden şarap tortuları fırlattığı bir oyun) oynamakta veya flüt ve lir çalmaktadırlar.
Sahneler gündelik yaşamın sade tasvirleri gibi görünmektedir.
Ancak cenaze bağlamı nedeniyle cenaze kutlamaları veya öbür dünyada yapıldığı tasavvur edilen faaliyetler gibi diğer anlamları da olabileceği düşünülür.
Kompozisyon ve teknik açısından, resim, derinlik sağlama çabasına girişilmeden bir zemin çizgisi üzerine oturtulması ve dış hatların içinin tek renge boyanması (gölgeleme veya ek iç ayrıntılar olmaksızın) gibi arkaik Yunan sanatında görmeyi beklenen özelliklere sahiptir.















