Karaman Taşkale

Karaman Taşkale

Karaman veya Ereğli yöresinde yaşıyorsanız veya buralardan geçerseniz, mutlaka kısa bir zaman ayırıp, Taşkale’ye uğramalısınız.

Çok değişik bir yer. Özellikle: uzaktan baktığınızda, duvar gibi yükselen bir tepe ve üzerinde, yüzlerce oyuk, mağara ve bu mağaralara; yalnızca bir ayak sığacak büyüklükteki merdivenlerden çıkılıyor.

Ayrıca: mağaraların içine konan tahılların; 30-40 yıl bozulmadan saklanabildiğini duyunca şaşıracaksınız. Buraya çıkmak, sizin gözünüzde kesin hemen bir ürperti yaratacak ama, buranın insanları, bu mağaralara gayet çevik bir şekilde çıkıyorlar.

Mağara önlerine: makaralı çuvalları yukarı ve aşağı taşıma, düzeneği kurmuşlar. Yükseklere çıkamazsınız ama: alt kattaki mağaralara ve özellikle taş mescide mutlaka çıkın.

Manazan mağaralarına gidin ve son olarak: gürlük pınarı başında: o muhteşem akan suların sesi ve görüntüsü eşliğinde, mutlaka bir alabalık yemelisiniz.

Unutmadan, buradan ayrılmadan önce, tercihinize göre: buraya has halılardan alabilirsiniz, hayır ihtiyacım yok derseniz, küçük bir minder de alabilir, bu ünlü halıların küçük bir parçasını, hatıra olarak saklayabilirsiniz.

Başlangıç için son bir not: bu mağaraların bulunduğu yerler, günümüzden milyonlarca yıl önce deniz ve hatta büyük su tabakalarının bulunduğu yerlermiş.

Çünkü: halen mağaraların içinde ve çeşitli yerlerinde, midye kabukları ve deniz canlısı fosilleri bulunuyor ve hatta, bir kısım midye kabuğunu kendiniz de görebiliyorsunuz. Çok ilginç, mutlaka görülmesi gereken bir yer.

ULAŞIM

Taşkale-Kızıllar Beldesi, Karaman iline bağlıdır. İl merkezine olan uzaklığı: 46 km. olup bu yol asfalttır. Ereğli devlet karayoluna olan uzaklık ise: 21 km. dir. Yani: Karaman-Ereğli karayolu üzerinde, yoldan sapılarak (21 km) gidiliyor.

Karaman Taşkale

GENEL

Taşkale, Atatürk’ün “Ata Yurdu” olarak tanınıyor. Atatürk’ün hem anne tarafı ve hem de baba tarafının soylarının: Karamanlı olduğu söylenmektedir. Söylentilere göre: buradan, Selanik’e göçmüşler.

90, 95 ve hatta 100 yaşındaki, birçok Taşkaleli: hava ve suyun etkili olduğu uzun ömürlerinin sırrının: doğal ürünlerle beslenmelerinden kaynaklandığını söylerler.

Tamamı birinde derece SİT alanı olan Taşkale’de: eski bir iç deniz olması nedeniyle, toprak ve yamaçlarda, sık sık taşlaşmış deniz anası gibi, çeşitli hayvan fosillerine rastlanıyor. Ben de: gezerken, mağaraların birinde, mağaranın tavanında bir midye buldum.

Gerçekten: resmini gördüğünüz, halen ambar olarak kullanılan mağaraların bulunduğu yerde: mağaraların içinde, çeşitli yerlerde deniz canlılarının fosillerine sıkça rastlamak mümkün.

Karaman Taşkale

TARİHİ

Taşkale’nin eski adı: Kızıllardır.

Günümüzde Taşkale’de yaşayan halkın Ertek Irmağı kenarından Anadolu’ya yerleşen Kızıllar boyundan oldukları düşünülmektedir. Bilindiği gibi, Kızılların Kebebul-Yenisey Ostyaklar karmasından türedikleri ileri sürülmektedir. Orta Asya’nın Ertek nehri kıyısından Moğol istilasına kadar yaşayan Kızılların Hazer kıyılarına geldikleri ve buradaki kuraklık nedeniyle 17-18’nci yüzyıllar arasında Anadolu’ya göçtükleri tahmin edilmektedir.

Yörede bulunan ve harabe halindeki: Manazan, Zanzana ve Miske gibi yerleşim yerlerinde yapılan tespitler ve ortaya çıkarılan buluntular: Geç Roma, Erken Hıristiyanlık, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait izler taşır.

 

Taşkale Halısı

HALICILIK

Bilimsel kaynaklara: Kızıllar Halısı olarak geçen ve beldede üretilen halılarda: 40’ın üzerinde desen kullanılmaktadır. Halı dışında: yastık, terk heybesi, çanta, seccade gibi turistik amaçlı dokumalarda yapılmaktadır.

Beldede: halen 200 dolayında halı tezgahı var. Boya olarak: kendi çevresinin kök boyaları, dokuma iplikleri olarak da kendi yetiştirdikleri hayvanların yününü kullanıyorlar.

Sarı ve kızıl (kırmızı) renklerin ve geometrik desenlerin hakim olduğu kızıllar halısında kullanılan motifler: Ladik halıları ile benzerlik gösterdiğinden, bu halılar “Kızıllar Ladiği” adıyla tanınırlar.

Diğer halı tiplerinin isimleri ise şöyledir: Embelli, mihraplı, kiliseli, tepsi, göbekli, post motifli, gölük sulu, tek göbekli, at göyneği, kuşlu, çöp sulu, dalak göbekli, mangal göbekli.

Bu yörenin en çok beğeni kazanmış rengi tetir olarak isimlendirilen bordo-kahverengidir. Ceviz kabuğundan elde edilen bu renk ile ceviz yaprağı kaynatılarak yapılan bejde beğenilen renkler arasındadır. Önceden kırmızı-mavi gibi renkleri de boyayan eller, bu renkleri boyamamakta olduklarını ve o günlerde hazır Sümerbank yününü aldıklarını belirtmişlerdir. Önceden deve yünü de kullanan yöre halkı, yeni parçalarda deve yünü kullanmadıklarını söylerler.

Taşkale’de: 5 yaşında, halı dokuyan kız çocuklarına rastlamak mümkün.

Karaman Taşkale

GEZİLECEK YERLER

Taşkale Taş Ambarlar

TAŞ AMBARLAR (DOĞAL TAHIL DEPOLARI)

Kasabanın kuzeyinde, yaklaşık 40 metre yükseklikte, 251 tane taş ambar yani mağara var. 165 metre uzunluğu olan ambarların, derinlikleri yer yer 5-10 metreyi buluyor. Bunlardan: 120 kadarı, diğerlerine göre, daha eski dönemlerde (Osmanlı, Selçuklu, Bizans) kazıldığı izlenimi veriyor.

Taş ambarlar: tüf kaya oluşumunun yapısı gereği, özellikle hububat ve bakliyat saklamaya elverişlidir. Bu özelliği keşfeden yöre halkı: yüzyıllardır ürünlerini taş ambarlarda depolamaktadır. Bu odacıklar: 5-60 ton ürün saklama kapasitesine sahip olup, ürün cinslerinin ayrı ayrı depolanmasına uygun planda açılmışlardır.

Her mevsimde, hava sirkülasyonu sağlayan tüf bloktan oluşmuş ambarlara: tutamak yerlerinden tutup, tırmanmak suretiyle; “sekemek”de denilen yüzeyindeki oyuklara basılarak çıkılıyor. Makara sistemi ile de ambarlara mahsul çıkarılıyor ya da indiriliyor.

Hıristiyanlık döneminden bu yana kullanıldığı kabul edilen taş ambarlardan biri; ilk kullanımında şapel (kilise) ve geç devirde ise: kuran kursu, mescit ve daha sonra da camiye dönüştürülmüş.

Karaman Taşkale Gürlük Pınarı

GÜRLÜK PINARI MESİRE YERİ

Taşkale köyünün güney batısındadır.

Doğal güzelliği ile meşhur olan Gürlük Pınarı, önemli bir mesire yeridir.

Doğal bir kaynaktan gelen bol bir su bulunmaktadır.

Bu su kaynağı ve çevresindeki ağaçlık alan sonucu bir doğal güzellik oluşmuştur.

Gürlük Pınarından çıkan su alabalık üretiminde, köyün içme ve sulama suyu olarak kullanılmaktadır.

Yapılan teraslama ve düzenlemelerle Gürlük Piknik mesire alanı, turizme elverişli hale getirilmiştir.

Mesire yerinin 100 metre aşağısında, pınar suyu yatağındaki doğal olarak oluşan Gürlük Karain Şelalesi, yöreye apayrı bir güzellik vermektedir.

Her türlü sosyal tesisi bulunan örnek bir mesire yeri oluşturulmuş.

Piknik için, yoğun ilgi gören Gürlük’de isteyene alabalık sunuluyor.

İsteyenler ise, özel piknik yerlerinde diledikleri gibi piknik yapabiliyorlar.

Bu nedenlerle Gürlük Mesire alanı ve çevresi, 1992 tarihinde Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Karaman Taşkale Manazan Mağaraları

MANAZAN MAĞARALARI

Taşkale Kızıllar köyü yakınlarındadır. Yeşildere vadisinin doğusunda, Karaman-Yeşildere-Taşkale yolunun kenarındadır. Karaman şehir merkezine uzaklık 40 km dir. Taşkale ilçe merkezinden çıktıktan 8 km sonra, yolun sağındaki yamaçta yer alıyor.

Manazan Mağaraları yazan tabelanın yanında otopark var.

Yoldan mağaraya, eğimli yürüme yoluna yapılan merdivenlerle çıkılıyor. Yoldan mağaraya ulaşım 300 metre civarındadır.

Buraya yani mağaralara girmeye niyetlenirseniz, yanınızda mutlaka fener ve mağaraları tanıyan bilen birilerinin bulunmasında yarar var.

İçeride: yarasaların yaşadığı söyleniyor, ayrıca: kaybolma riski de var.

Dar koridor, taş merdiven gibi erişim zorlukları var, bu yüzden dikkatli olmak gerekir.

 

Evet mağaralar hakkındaki bilgiler:

Bu mağaralar, doğal oluşum değil, insan eliyle oyulmuş, bir anlamda tarihi bir yeraltı yerleşimi, toplu mesken yapısıdır.

Mevcut araştırmalara göre, mağaralar muhtemelen 6-7’nci yüzyıllarda Bizans döneminde oyulmuş ve yerleşim için kullanılmıştır.

Mağaranın doğu cephesinde bir niş içinde, sıva içerisine yazılmış bir kitabe vardır.

Kitabede, mağaranın Bizans dönemine ait olduğu yazılıdır.

Kaya yapısındaki kireç taşı, yüksek kil oranı içeren bir kireçtaşıdır.

Mağara içindeki ısı ve nemi sabit tutma özelliği, organik maddelerin (örneğin: ceset) bozulmasını geciktirmiştir.

Bu ya yerleşimin uzun süreli kullanım ya da mezarlık olarak değerlendirilmiş olabileceğini gösterir.

Meskenlerin bütün bölümleri: bunların arasındaki bağlantılar, katlar arasındaki vertikal (bacamsı) çıkışlar, dağ kütlesinin insan eliyle oyulması sonucu oluşturulmuş.

Her katın ortasında: geniş ve uzun bir salon var.

Düzenli bir şekilde işlenen bu salonun, dar kenarlarından biri, dağın yamacına dayanıyor ve buradan açılan pencerelerle, içeriye ışık girmesi sağlanıyor. Her katta birçok oda ve avlu var. Oda ve avluların pencereleri de bulunuyor.

Aynı zamanda, bu mazgal pencereler savunma amacıyla da kullanılıyormuş.

Katlar arası geçişler, dik kuyular aracılığıyla sağlanıyor ve bunlar, en fazla bir insanın geçişine imkan vermektedir.

Bütün katlarda: güney cephe yıkılmış.

Günümüzde mağaraların ön cephesi doğal nedenlerle tahrip olmuştur. Bu yüzden belirgin bir girişi yoktur.

 

Mağaraların yerleşim sistemi:

Evet: mağaralar 5 katlı bir yerleşim sistemi olarak planlanmıştır.

Her kat farklı bir bölümü/amaç taşıyor.

Alttaki iki kat: Doğu-batı doğrultusunda, hücre şeklinde birçok oda içeriyor.

Bu katlarda mezar odaları ve en az iki şapel tespit edilmiştir.

Özellikle doğu bölümündeki en büyük şapel, yeryüzündeki ilk manastırlardan biri olarak kabul edilmektedir.

Üst katlar: ortadaki yüksek kaya kültesine oyulmuştur. Bu katlar yöredeki sırasıyla: Kumkale, At Meydanı ve en üstte Ölüler Meydanıdır.

 

Giriş Katı.

Girişin sağlandığı kat “Giriş Katı” olarak isimlendirilmiştir.

 

İlk kat-Kum kale:

Giriş koridorundan sonra, bir baca ile üst kata çıkılıyor.

Kum kalede: salonun duvarında, ezilmiş, tüf kaya ve kireç karışımından, sıva var.

Bu sıvaların dökülmesi sonucunda, salon zemininde oluşan kum tabakası nedeniyle, bu kata da “Kum kale” adı verilmiş.

Oyuk biçiminde çok sayıda mezar bulunmaktadır.

Kum kale denilen bu katta: sarnıç var.

At Meydanı:

Kum kaleden yine bir baca ile At Meydanına çıkılıyor.

Salonun sağında ve solunda, 2 katlı, 60 adet hücre var.

Bu katta: yüzeyleri sıvalı su deposu bulunuyor.

Kullanım alanı, en geniş salon olması nedeniyle, at meydanı adını almış.

Bu kattaki mezarlarda, arkeolojik buluntulara rastlanılmış.

taşkale.müzede sergilenen.1
Karaman Taşkale Manazan Mağaralarında Ölü Meydanı denen yerdeki buluntular (Müzede sergilenmektedir)

Arcosolium denilen mezar nişindeki kitabeden ve bazı nişlerdeki freskolar (havariler, balık, palmiye, asma yaprağı sembolleri): Manazanda, Bizans dönemi yaşantısının izlerini taşımaktadır.

Manazan mağaralarında, kurtarma kazısı yapılmıştır.

Mağaranın girişine kapı yaptırılmış ve korunması amacıyla SİT alanı olarak ilan edilmiştir.

Son kat-Ölü Meydanı:

Ölü meydanı denilen son katta: bugün, fazlaca tahrip edilmiş mezarlara rastlanıyor.

100-150 cesedin, düzenli şekilde dizili bulunması, burada bir katliam ya da toplu intihar fikrini vermektedir.

Cesetlerin: zamanımıza kadar organik yönden korunmuş olarak gelmesi, tüf kayanın, nem emici özelliğinden, çürümenin gecikmiş olmasına bağlanmaktadır.

Taşkale Manazan Güzeli
Manazan Güzeli:

Bu cesetlerden sağlam durumda olan yaklaşık 1400 yıllık olduğu tahmin edilen genç kız cesedi, geçmişte yol çalışmaları sırasında bu bölgede bulunarak koruma altına alınmıştır. Karaman müzesinde çok özel cam bir bölmede teşhir edilmektedir.

Cesedin: Bizans döneminde yaşayan 14-20 yaşlarında bir kıza ait olduğu anlaşılmıştır. Dünyada mumyalanmadan ve hiçbir kimyasal kullanılmadan bu kadar uzun süre dayanabilen birkaç cesetten biridir.

Süslü kıyafetleri ile bulunduğu mağara nedeniyle, Manazan güzeli olarak adlandırılmıştır. Cesedin kafatasındaki parçalanma dışında vücut bütünlüğü tamdır. Elbiseleri ve saç örgüsü tam olarak görülmektedir.

 

Taşkale İncesu Mağarası

İNCESU MAĞARASI:

Taşkale ilçe merkezinin 9 km dışında, İncesu deresinin yamacındadır. Yolu asfaltlanmış olup ulaşımı kolaydır.

Birbirini devamı olan 2 mağaradan oluşmaktadır. Mağara bütünüyle yataydır. Damlataş birikimi yönünden oldukça zengindir.

Mağaranın uzunluğu 1356 metredir.

Mağaranın yüksekliği 2 ile 6 metre arasında değişir, en yer yer 10 metreye kadar çıkabilmektedir.

Mağarada hala sarkıt ve dikit oluşumlarının devam ettiği söyleniyor. Kış ve bahar aylarında havuzlar tamamen doludur.

Mağara 1992 yılında Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Mağaranın 50 metre uzunluğundaki bölümü ışıklandırılmış, yürüyüş yolları ve köprüler yapılmış ve 2013 yılında ziyarete açılmıştır. Mağara içinde gezmek kolaydır. Yürüyüş parkurunda hiçbir engel yoktur. İrili ufaklı galeriler vardır. Çocuklarında rahatlıkla gezebileceği bir düzen kurulmuştur.

Mağara çevresinde hediyelik eşya satış alanları kameriyeler yapılmıştır.

Mağaranın içindeki hava insanın nefesini açıyor: astım, bronşit ve kalp rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenmektedir.

Taşkale Taş Cami

TAŞ CAMİ

Evet yazının hemen başında belirtmeliyim ki, Türkiye’de bu caminin başka bir benzeri yok.

Tahıl ambarı olarak kullanılan kaya kitlesinin  doğu kısmında tamamen yekpare yani tek parça kaya oyma bir yapıdır.

Yerden 5 metre yükseklikteki camiye, sonradan yapılan bir merdivenle çıkılmaktadır.

Girişten sonra cami iki bölümlüdür.

Girişte ayakkabıların konulduğu bir bölüm ve merdiven bulunmaktadır.

Asıl cami bölümünde bulunan ve taş oyularak yapılan mihrap, sonradan mermerle kaplanmıştır.

Taşkale Taş Cami

Ayrıca bu bölümün bir kısmı ahşapla bölünerek, ikinci bir kat yapılmıştır.

4 tane penceresi bulunmaktadır.

Evet, taş mescit, yaklaşık 300 kişi kapasitelidir.

Taş medrese olarak da anılan caminin, ilk Hıristiyanlık döneminde, şapel olarak yapıldığı tahmin edilmektedir.

Ancak: herhangi bir tarih ya da tarihlendirmeye yarayacak tarzda bir kalıntı bulunmamaktadır.

Taşkale Taş Cami

İlk Hıristiyanlık döneminde tahıl ambarlarında insanların yaşadığı düşünülürse, burası da onların ibadet edebileceği kilise olarak yapılmış olmalı.

Zamanla bölge Türklerin eline geçince, mescide çevrilmiş. Bugün, hala mescit olarak kullanılıyor.

Mescidin mistik havasını mutlaka görün. Zaten cami ibadete açıktır. Ayrıca köye gelen ziyaretçilerin hem ibadet ihtiyaçlarını sağlamaları ve camiyi gezebilmeleri için, hiç kapatılmamaktadır.

 

 

Karaman

 

 

Manisa Kula

Manisa Kula


Kula ile ilgili herhangi bir kurumsal kaynak incelendiğinde “Yanık ülke” gibi bir cümle karşınıza çıktığında elbette şaşıracaksınız. Ancak antik dönemde, buradaki volkanik dağ ve tepeler gayet bolmuş ve bunlar zaman zaman lavlar püskürterek, bulundukları bölgedeki doğayı yoğun olarak etkilemişler ve antik dönem insanları, bu durumu, bu bölgeyi “Yanık Ülke” olarak betimlemişler.

Evet, Kula, ilginç ve tarihi özellikleri yoğun olan bir yer. Buralara yakın geçerken mutlaka zaman ayırın ve Kula bölgesinin tarihi, doğal ve jeolojik güzelliklerini mutlaka görün diye öneriyorum.

Manisa Kula

ULAŞIM

Kula, bağlı bulunduğu Manisa il merkezine, 118 km uzaklıktadır. Kula-İzmir arasındaki uzaklık ise, 147 km. dir. Kula-İstanbul arasındaki uzaklık: 580 km. Kula-Ankara arasındaki uzaklık: 450 km. Kula-Balıkesir arasındaki uzaklık: 194 km. Kula-Aydın arasındaki uzaklık: 191 km. Kula-Kütahya arasındaki uzaklık: 188 km. Kula-Denizli arasındaki uzaklık: 120 km. Kula-Uşak arasındaki uzaklık: 75 km. dir.

Gerek arazi durumu ve gerekse topografik özellikler nedeniyle, bölgede ulaşım oldukça gelişmiştir. Yörenin en önemli transit yollarından olan İzmir-Ankara karayolu, buradan geçmektedir. İlginizi çekerse, otoyol boyunca, geniş volkanik alanları ve siyah lav tabakalarını uzaktan görebilirsiniz.

Manisa Kula

TARİHİ

Antik dönemde, yöredeki volkanik bölgeye “Katakekaumene” yani “Yanık, yanmış arazi” ismi verilmiştir. Bu isim: antik dönem yazarlarının eserlerinde görülmektedir. Özellikle: MS. 17 yılında, bölgede büyük bir deprem olduğu ve volkanik Katakekaumene bölgesini tamamen yok ettiği bilinmektedir.

Katakekaumene bölgesindeki: Maionia ve Kollyda şehirleri: Perslerin Suşa şehri ve Lidyalıların Sardeis şehri arasında uzanan ve dünyanın ilk ticaret yolu olarak kabul edilen “Kral Yolu” üzerindedir. Bölgenin diğer şehirleri ise: Thermai Theseos, Tabala ve Satala şehirleridir. Ayrıca, yine Gediz ırmağı kıyısında, çok sayıda antik yerleşim alanı kurulmuştur.

Bölge: 7 ile 11’nci yüzyıllar arasında Bizans idaresindedir. Bu dönemdeki ismi “Opsikion” dur. Daha sonraki süreçte, Germiyanoğulları Beyliği görülür. Süleyman Şah: kızı Devlet Hatun’u, Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt ile evlendirmiş ve çeyiz hediyesi olarak da, Kütahya-Tavşanlı-Simav ve Emet yörelerini, Osmanlılara vererek, kendisi Kula kasabasına çekilerek burayı Beyliğinin başkenti olarak ilan etmiştir.

1915 yılında, bölgede Yunan işgali görülür. 1922 yılında ise işgal sona erdirilir.
Peki, yörenin “Kula” isminin kaynağı nereden gelmektedir? Söylentilere göre: “ antik dönemde, Sardes bölgesi kralı Giges, hasta kızını iyileşeceğini umarak, burada yaptırdığı bir kuleye yaşamaya gönderir. Yerleşim, bu kulenin bulunduğu alanın çevresinde gelişir ve zamanla “kule” ismi değişerek, yöreye “kula” denildiği söylenmektedir.

GENEL

İlçe, Ege bölgesini İç Batı Anadolu bölgesine bağlayan İzmir-Ankara kara yolu üzerindedir. Bu durum, ilçenin gelişmesinde en büyük etkenlerden biridir.

Çevresi: tepelerle çevrili ve ortada çanak şeklindeki volkanik bir arazi üzerinde kurulmuştur.

Yörenin deniz seviyesinden yüksekliği: 720 metredir. İklim özellikleri bakımından, Akdeniz iklimi ve Karasal iklim özellikleri görülür ve bunlara bağlı olarak: genellikle yağışlı ve ılıman hava özellikleri hakimdir. Yani, Ege bölgesinde olmanıza rağmen, buranın soğuğu sizi üşütür.

Yöre insanı, ticaret konusunda oldukça başarılıdır. Hatta, Kulalıların ticarete çok yatkın olmaları, gerek ülke çapında ve gerekse çevredeki insanların da ilgisini çekmiştir. İlçe merkezindeki hiçbir alışveriş mekanında etiket göremezsiniz, her şey pazarlığa tabiidir.

Bölgenin en önemli akarsuyu: Gediz ırmağıdır. Irmak, ilçe merkezinin 12 km kuzeyinden geçer.

YUNUS EMRE ANMA ŞENLİKLERİ

Her yıl, Eylül ayının birinci haftası içinde, Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenmektedir.

BAĞDATLI SULTAN ALEVİ KÜLTÜRÜNÜ TANITMA VE KÜLTÜR ŞENLİKLERİ

Her yıl, Ekim ayının ikinci haftasında, Encekler Köyü Muhtarlığı tarafından düzenlenmektedir.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Kula ilçesine yolunuz düşerse: mutlaka “kula güveci” yemelisiniz. Kuzu eti, biber, tereyağı ve domates ile yapılan bu yöresel lezzeti, mutlaka tatmanızı öneririm. Bir de, kula şekerli pidesi tatmanızı öneriyorum. Çifte kavrulmuş tahin, toz şeker ve hamur ile yapılan pide, ilgi çekiyor. Son bir not, buraya yolunuz düşerse, mutlaka “höşmerim” yemelisiniz. Leblebi tatmayı da unutmayın sakın. Çünkü buranın leblebisi de çok meşhurdur.

NE SATIN ALINIR

Kula yöresindeki yöresel el sanatları hakkında sizlere kısa bilgi vermek istiyorum. Bu el sanatı ürünlerini, ilçe merkezinde özellikle Tarihi çarşıda bulup, satın alabilirsiniz. Bunlardan ayrıntılı olarak söz edeceğim, ama bunların hiçbirisi ilginizi çekmez ise, Kula yöresinden, yine buraya has ve özel “Kula battaniyesi” satın alabilirsiniz.

HALICILIK

Kula yöresinde, ilk halı örnekleri: 17’nci yüzyılda görülmektedir. 18 ve 19’ncu yüzyılda ise, yörede halıcılıkta en güzel örnekler verilmiştir. 19’ncu yüzyıldan sonra, halılarda, sentetik boya kullanılmaya başlanmış ve desenler yozlaşmıştır.
Yörede dokunan halılar, genellikle “seccade” tarzındadır. Ana renk: sarı ve mavi tonlarıdır. Halılar: desenlerine göre: Çubuklu, Manzaralı, Kömürcü gibi isimlerle anılır.

KEÇECİLİK

Keçecilik, Orta Asya’dan bu yana, Türk kültürünün vazgeçilmez geleneklerinden biridir. Keçeden: yaygı, kepenek ve koşum takımları yapılmış olsa da günümüzde, burada genellikle hediyelik eşyalara yönelik keçe üretimi, ilçe içinde birkaç atölyede sürdürülmektedir.

BAKIRCILIK

İlçe merkezinde, hediyelik ve süs eşyası olarak bakır kap üretimi sürdürülmektedir.

KONAKLAMA

Öğretmenevi Dört Eylül İlköğretim Okulu 236-8161257

GEZİLECEK YERLER

TARİHİ ÇARŞI

İlçe merkezinde, geleneksel el sanatlarının günümüzde de sürdürüldüğü bu tarihi çarşıyı mutlaka gezmelisiniz.

KULA EVLERİ

İlçe merkezinde, sivil Osmanlı mimarisinin, 18 ve 19’ncu yüzyıllara tarihlenen evleri, açık hava müzesi gibi görülmeye değerdir. Dar sokaklarda sıralanmış evlerde, genellikle ahşap malzemeler kullanılmıştır.

Kapı, pencere, tavan ve davlumbaz bölümlerinde, ahşap unsurlarda zarif işçilik örnekleri görebilirsiniz. Eski Türk evlerinden, Zebunlar konağı: Anemon otelleri tarafından butik olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir. Burası öyle güzel restore edilmiştir ki, misafirler yıllar öncesinin yaşamını hissedebiliyorlar.

KENAN EVREN ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Ülkemizin 7’nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ilçe merkezinde doğduğu ev: kamulaştırılmış ve Etnografya Müzesi olarak düzenlenerek ziyarete açılmıştır. Eski bir Rum evidir.
Kula Belediye Başkanlığı tarafından işletilmekte ve rezervasyon ile ziyaretçi alınmaktadır.

Manisa Kula Kurşunlu Camisi

KURŞUNLU CAMİSİ

1496 yılında, Saruhanoğullarından Seyfettin Hoca tarafından yaptırılmış; 1780 yılında onarım geçirmiştir. İlçe merkezinde, çarşı içinde, kendi ismi ile anılan meydanda, alçak bir duvarla çevrili avludadır. Mimari olarak, Selçuklu tarzı hakimdir. Yapıda: kesme taş ve tuğla kullanılmıştır. Özellikle, kalem işi süslemeler ilgi çekmektedir. Bu süslemelerin, 1780 yılından kaldığı düşünülmektedir.

MERYEM ANA KİLİSESİ

İlçe merkezinde, Rumlardan kalan 3 kilise olmasına rağmen, bunlardan 2 tanesi günümüze kadar ayakta gelebilmiştir. Meryem Ana kilisesi, Zaferiye mahallesindedir. 1837 yılında inşa edildiği bilinen kilise yapısı, günümüzde boş olarak bulunmaktadır. Dış duvarları sağlamdır ve restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.

Manisa Kula Tabduk Emre Türbesi

TABDUK EMRE TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı, Emre köyündedir. Türbe, mimari özellikleri bakımından, il merkezindeki Saruhanbey türbesiyle büyük benzerlik göstermektedir. Türbe kapısının hemen önünde, mezar taşında “balta” tasviri bulunan mezarın ise, ünlü “Yunus Emre” ye ait olduğuna inanılmaktadır.

Bu özelliği nedeniyle, türbe ve mezar her yıl yoğun ziyaretçi akımına sahne olmaktadır. Ancak, yine de Yunus Emre’nin nerede ve ne zaman öldüğü tam olarak bilinmemektedir.

Köyde, bu türbe dışında, yine eski dönemlere tarihlenen çeşme, hamam ve medrese kalıntıları görülmektedir.

Burada: Yunus Emre ile hocası Taptuk Emre arasında geçtiği söylenen bir diyalogdan söz etmek istiyorum. Yunus Emre: Taptuk Emre dergahında, kendisine verilen dergaha odun getirme hizmetini aksaksız yürütmektedir. Ama, her getirdiği odun “dümdüz” dür ve bu durum, Taptuk Emre’nin dikkatini çeker ve kendisine sorar.

-Yunus, hepsi böyle mi bu odunların, hepsi dümdüz” Yunus cevap verir.
-Hepsi öyle Sultanım.
-Hiç eğrisi yok mu.
-Yok Sultanım.
-Bunca yıldır, dağda hiç eğri oduna rastlamadın mı? Bu soru üzerine, Yunus şu anlamlı cevabı verir.
– Sultanım, biliniz ki, sizin kapınızdan, hiçbir eğrilik içeri giremez, hatta odun olsa bile……

PERİ BACALARI

Kula-Ankara kara yolu üzerindeki Gediz köprüsünden sapılarak, 18 km uzaklıktaki, Burgaz bölgesinde, Gediz ırmağının hemen üst kısmında: peri bacası görünümlü doğal oluşumlar var. Bunlar: tarihi süreç içinde, ısı, yağmur, rüzgar ve erozyon ile oluşmuştur. Gediz vadisi içinde, ilginç ve güzel bir görünüm var, mutlaka görmelisiniz.

Manisa Kula Divlit Yanardağı

DİVLİT YANARDAĞI

Burada, lav akıntılarını görebilirsiniz. Lavlar, vadi içindeki eski çökeltiler üzerinde akarak, kilometrelerce yol almışlardır. Üzerlerinde bitki örtüsü bulunmamaktadır. Bu nedenle: sert ve sivri şekillerinden dolayı, halk arasında “divlit” olarak isimlendirilerek, diğer volkanik yerlerden ayrılmıştır. Lavlar, yaklaşık 60 km. karelik bir alana yayılmıştır.

Koyu siyah renkleriyle ilgi çekmektedir. Bazı yerlerde, lav şelaleleri oluşturularak, vadilerin aşıldığı görülmekte ve bütün vadilerin girintilerine sokulmuştur. Bazı lavların altında ise, gazlar nedeniyle, lav tünelleri oluşmuştur. Hatta: antik dönem öncesinde, insanların, bu bölgede bulunan bazı yerlere yerleştikleri bilinmektedir ki, bu bölgede, kraterler arasında bazı eski ilkel yapı ve eşya kalıntıları bulunmuştur.

Divit Tepe konisinin hemen yanında: “ilkel insan ayak izleri” de görülmektedir. Bu izlerin oluşum şekli olarak şöyle denilmektedir: “bölgedeki en yeni volkanik koni olan Divlit Tepe, yaklaşık 2000 yıl ince, ince taneli kül ve tüfler püskürtmüş ve daha sonra sönmüştür.

Çevreye saçılan bu ince taneli volkanik ürünler daha sonra yağan yağmurun etkisiyle kalın bir çamur tabakasına dönüşmüştür. İşte, bu sırada, bölgede yaşayan ilkel insanlar, bu çamurlar üzerinde çıplak ayakla yürümüşler ve günümüze kadar ulaşan bu ayak izleri büyük bir rastlantı eseri sonucu ortaya çıkmıştır.

Bu ayak izlerinin adım uzunluğu: 75-80 cm civarındadır. Ayak uzunlukları ise, 41-42 numara ayakkabı kalıbındadır. İzlerin ikisi: yan yana yürümüş iki ilkel insana aittir. Bunlar: tepeden aşağıya doğru yürümüşlerdir. Birde yine aynı döneme ait, tepeden yukarı doğru yürüyen bir çocuğa ait ayak izleri görülmektedir.

İlkel insan ayak izleri dışında: ilkel insanların taşıdığı yük izleri, ilkel insanların oturma izleri, hayvanların ayak izleri de görülmektedir. Yanardağdan çıkan bazaltik cüruflar, bunların üzerini örterek günümüze kadar ulaşmasını sağlamışlardır. Ancak: bu ayak izleri ortaya çıktıktan sonra, bunların bulundukları yerde muhafazasının zorluğu düşünülerek: bunların yaklaşık 60 kadarı bulundukları yerden çıkarılarak, MTA Genel Müdürlüğünün Tabiat Tarihi Müzesine yerleştirilmişlerdir.

Bu ayak izleri üzerinde yapılan laboratuvar incelemelerinde, bunların yaklaşık 20 bin yıllık olduğu ortaya çıkmıştır.
Evet, her ne kadar üzerlerinde yürümek ve tırmanmak oldukça güç olsa da, burayı mutlaka görmelisiniz, çünkü lav kalıntıları çok taze bir görünüm sunmaktadır.

Manisa Kula Emir Kaplıcaları

EMİR KAPLICALARI

İlçe merkezinin 19 km uzağında, Kula-Selendi kara yolunun, 3 km. sapağında, Şehitlioğlu köyündedir.
Günümüzde kullanılan kaplıca tesisinin yakınlarında, tarihi hamam kalıntıları görülmektedir ve bu durum, buranın yüzyıllardır kullanıldığının göstergesidir. Yüzeye ulaşan termal suların sıcaklığı: 60 derece civarındadır.

Termal suların iyi geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: siyatik, romatizma, kırık-çıkık, cilt hastalıkları, kadın hastalıkları. Kaplıca sularının içmece olarak kullanıldığında ise: sindirim sistemi ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Bölgede: 36 odalı, konaklama tesisi bulunmaktadır.

ACISU KULA MADENSUYU

Kula-Selendi kara yolu üzerinde, ilçe merkezine 19 km uzaklıkta, Gediz ırmağı kıyısından çıkan bir doğal sudur. Suyun yeryüzüne çıkış ısısı: 18 derece olup, sağlık açısından yararlı geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: mide, bağırsak, karaciğer ve safrakesesi rahatsızlıkları.
Kaynağın hemen yanında, kaynak suyunun şişelenerek satışa sunulduğu tesis bulunuyor.

Manisa tanıtımı.