Lübnan Sidon Sayda

Sidon

Lübnan’ın güneyinde, Cenub vilayetinin merkezindedir. Beyrut’un 40 km güneyinde, Akdeniz sahilindedir. Sidon, bir burunda kurulmuştu. Fenikece adının anlamı, muhtemelen “balıkçılık” veya “balıkça kasabası” dır.

Kuzey ve güneyinde doğal limanlar vardı.

Kuzeyde bulunan liman: Kıyı açıklarındaki bir ada ve kayalıklarca korunan ana ticari ve askeri limandı.

Güney limanı ise: Göze güzel görünen, kumlu bir koy olmasına rağmen güneybatı rüzgarlarına açık olduğu için kullanımı sınırlıydı.

Güney liman yakınlarında, iskerlet kabuklarından oluşan çok büyük bir yığın bulunması, kayda değer miktarda mor boya üretiminin yapıldığının bir göstergesidir.

 

ÖNEMİ:

Nuh’un torunu tarafından isimlendirilen ve Yeşu tarafından Büyük Zidon olarak adlandırılan Eski Sidon, belki de dünyanın yaşayan en eski şehridir ve hem Tekvin kitabında hem de Homeros’un şiirlerinde adı geçme onuruna sahiptir.

Evet, Pers dönemindeki en önemli Fenike kenti: Sidon’du.

MÖ 351 yılında Sidonlular isyan etti, böylece Persler Sidon’u kuşattı. Sakinleri şehirlerini ateşe vererek karşılık verdi.Sonuç olarak 40.000 Sidonlu öldü. Şehir daha fazla direnemeyecek kadar zayıftı ve MÖ 332 yılında da Büyük İskender’e kapılarını açtı.

Evet, şehir MÖ 3 bin yılında kurulmuş ve 2. Bin yılda refaha kavuşmuştur.

Yunan şair Homeros eserlerinde ve eski Ahit’te sıkça adı geçen şehir, sırasıyla Asur, Babil, Pers, Büyük İskender, Suriye, Seleukoslar, Mısır’ın Ptolemaios Hanedanı ve Romalılar tarafından yönetilmiştir.

Günümüze kadar oturulduğu için, kentin içinde çok fazla kazı yapılamamıştır. Ancak şehirde tunç çağı öncesinde yerleşim olduğu biliniyor.

Homeros: zanaatkarların cam ve mor boya üretimindeki ustalıklarını ve kadınların nakış sanatındaki hünerlerini övmüştür.

Fenikeli tarihçi Sanchuniathon’a atfedilen bir anlatıya göre, Sidon, Nereus’un oğlu Pontus’un kızıdır. Sesinin tatlılığından yola çıkarak ilk kez orada müzik şarkıları icat ettiği söylenir.

Sidon

SAYDA ŞEHRİNDE GEZİLECEK YERLER:

Sidon deniz kalesi

SİDON DENİZ KALESİ:

Haçlılar tarafından MS 1228 yılında inşa edilmiştir. Bu adanın eskiden bir Fenike tapınağının bulunduğu yer olduğu söylenir.

Sidon limanını savunmak amacıyla yapılan deniz kalesi şehrin en önemli arkeolojik alanlarından biridir.

Ana karaya, 9 kemer üzerinden inşa edilmiş dar ama güçlendirilmiş 80 metre uzunluğunda bir geçitle bağlanır ve daha sonra Araplar tarafından erişim sağlamak için eklenmiştir.

Denizin kabarmasına karşı koruma sağlamak amacıyla, Sidonlular, doğal kayalık resif boyunca duvarlar inşa ettiler.

Ancak Haçlıların tipik mimarisi çoğunlukla dış duvarlarda yatay olarak güçlendirmek için kullanılan Roma sütunlarıyla temsil ediliyordu.

Deniz kalesi öncelikli iki odadan oluşmaktadır ve bu odalardan biri bugün en iyi korunmuş olan Batı kulesidir.

Ne yazık ki Doğu kulesi pek iyi korunamamıştır.

Alt kısmı Haçlılar, üst kısmı ise Memlükler tarafından iki aşamada inşa edilmiştir.

İki kule bir duvarla birbirine bağlanır.

Sundurmanın sağında, kökeni muhtemelen Osmanlıya dayanan küçük, kubbeli bir cami yer almaktadır.

“Mescid-i Kale’t Ül Bahr” olarak bilinen cami, merkezi bir kubbeyle örtülü, basit bir kübik formdadır.

Ancak kubbenin en önemli unsuru, doğru namaz yönünü gösteren konsol kısmıdır.

Son olarak balıkçı limanının ve şehrin eski kısmının muhteşem manzaralarını sunan çatıya bir merdivenle çıkılır.

Evet ne yazık ki deniz kalesi, 1291 yılında şehri Haçlılardan ele geçiren Memlükler tarafından yıkılmış ve 17’nci yüzyılda Prens Fakhreddine tarafından restore edilmiştir.

Su sakin olduğundan, Roma yapılarından çıkarılan pembe granit sütunların sığ deniz tabanındaki kalıntıları açıkça görülebilir.

Ayrıca, kalenin çevresinde bulunan heykeller, sarnıçlar ve denizin altına gömülmüş duvar, sütun ve merdiven yapıları, Eski Fenike şehrinin izlerini taşımaktadır.

Çürümeye rağmen, Sidon’un imajı bugün hala pitoresk deniz kalesiyle ilişkilendiriliyor, çünkü şehrin ana cazibe merkezi olmaya devam ediyor.

Ancak, özellikle ilgi çekici olan şey, Lübnan kıyısına ait olmasıdır.

Oluşumu, fiziksel bağlamının dönüşümünü zorunlu olarak ima etmeyen, aksine stratigrafik bir arkeolojik plandaymış gibi görünen tarihsel bir katmanlaşmayla, üst üste binme arkeolojisinden kaynaklanmaktadır.

Evet, Haçlılar tarafından inşa edilmiş, birçok savaş ve doğal depreme göğüs germiş ve defalarca yeniden inşa edilmiştir.

 

DEVLET DİNLENME EVİ:

Kalenin yanındaki sahil kenarında bir devlet dinlenme evi var. Lezzetli yiyecekler ve içecekler sunmaktadır. Restore edilmiş bir Orta çağ binasında yer alan dinlenme evi, peyzajlı bir sahil terasında yer almaktadır. İç mekan tonozlu tavanlara ve Orta çağ dekoruna sahiptir. Ayrıca, çeşmeli güzel bir veranda mevcuttur.

 

ESKİ ÇARŞILAR-PAZARLAR:

Deniz Kalesi ve Kara Kalesi (St Louis kalesi) arasında, güzel yapılarını ve ticari değerlerini koruyan Eski Çarşılar (Pazarlar) uzanır. Yakınlarda bir onarım süreci ve küçük el sanatları dükkanları görülür. Eski çarşıda 14 km uzunluğunda tonozlu sokaklar bulunur.

Çarşıların kenarlarında erkek müşterilerin nargile içip Türk kahvesi içmek için buluştuğu geleneksel bir kahvehane bulunur. Balıkçılar, çarşının girişinde çok uzak olmayan liman yakınlarındaki pazarda en son avlarını satarlar.

 

 

EL-ŞAKİRİYYE PAZARI:

1721 yılında Hammoud Ailesi tarafında inşa edilen bu eski binanın iç avlusuna dar ve çatılı bir merdivenle çıkılan Debbaneh Sarayı bulunmaktadır.

Debbaneh ve Saasty Aileleri binayı, 1800 yılında satın almıştır. Eski Eserler Genel Müdürlüğü, 1968 yılından beri binayı tarihi eser ilan etmiştir. Bina, Osmanlı-Arap mimari özelliklerini korumuştur. Bir kabul salonu, geniş bir oturma odası, bir baş oda, bir su kaynağı ve Divan adı verilen odalar bulunur. Memlük etkisi, dekorasyonda kendini gösterir. Üst basamaklar, çiçek ve yıldız şekilleriyle süslenmiş pençeler, renkli ve oymalı sedir dallarıyla süslenmiş çatılar, ahşap cumbalı pencereler ve demir lamine lambalardır. Batı etkisi, 20’nci yüzyılın başlarında eklenen üst kat dükkanlarında açıkça görülmektedir.

 

AZİZ NİKOLA KATEDRALİ:

Debbaneh Sarayının sağ tarafındadır. 18’nci yüzyıldan kalmadır. Mevcut özellikleri, 1690 yılına dayanır. 1819’da duvarı ikiye bölünmüş ve Katolik kısmı şu an kapalıdır. Piskoposluk girişinde Aziz Paul’un dinlendiği ve geleneğe göre Aziz Petrus ile buluştuğu bir oda vardır.

 

SABUN MÜZESİ

Mutran caddesine veya Şakriyya Pazarına güneye giden yolda, Audi evi ve Sabun Müzesi bulunur. Üç mimari sanatsal aşamadan oluşur. 1980 yılına kadar faaliyet gösteren ahşap tonozlu Sabun Fabrikası, sabun fabrikasının üzerindeki aile evi (20’nci yüzyıl başları) ve binanın büyük bir kısmı 13’ncü yüzyıla kadar uzanır. 1998’de Audi Vakfı, Sabun Fabrikasını zeytinyağı kullanan geleneksel Sabun endüstrisinin farklı ve çeşitli aşamalarını temsil eden modern bir müzeye dönüştürmeye karar verdi.

 

HAN EL FRANJ KERVARSARAYI:

Deniz Sarayının sağ tarafındadır. 17’nci yüzyıl başlarında Fahreddin II tarafından inşa edilen birçok han veya otelden biridir. Zemin kattaki odalar, depo ve ahır olarak, ikinci kattaki odalar ise tüccarların yaşam alanı olarak hizmet vermiştir. Sayda’daki Fransız konsolosluğunun ve Fransisken Rahiplerinin ikametgahıydı. Daha sonra Epifani St Josep Covent tarafından işletilen bir kız yetimhanesine dönüştürülmüştü. Bugün yenilenmiş olup odaları Showroom olarak kullanılmaktadır. Yani, el sanatları, hediyelik eşyalar ve sokak yemeklerinin satıldığı hareketli bir pazara ev sahipliği yapmaktadır.

 

BAB EL-SARAY CAMİİ:

Han El Franj’ın arkasında, el-Saray yakınlarında, şehrin en eski camilerinden olan Bab el-Saray camisi yer alır.

1201 yılında Haçlı Seferleri döneminde, Şeyh Ebu el-Yaman tarafından inşa edilmiştir. Tonozları büyük kemerlerle desteklenen büyük bir kubbeye sahiptir. Minaresi 20 metre yüksekliğindedir. Bab el-Saray avlusunun karşısında, eski bir Sufi zaviyesi olan el-Nahleh Camisi yer alır. Fas mimarisi tarzına göre yapılmış küçük bir minaresi vardır.

 

EL-KHİA CAMİİ

Güneydedir. Osmanlı dönemindeki İslam mimarisinin prototipidir. 1625 yılında Mahmud Kithuda tarafından yaptırılmıştır. Altı kubbesiyle ünlüdür. Minber beyaz ve mavi mermer taştan yapılmıştır ve dört sütunu geometrik desenlerle süslenmiştir. Avlunun ortasında Kur’an okuyucuları için bir ikametgah olarak kullanılan derviş odalarıyla çevrili bir çeşme vardır.

 

ŞEYH HAMAMI:

El Kikhia camisinin karşısındadır. 17’nci yüzyılda gezgin Abdel Ghani el Naboulsi tarafından yaptırılmıştır. Güzel küvetleriyle dikkat çeker ve kırmızı levhalarla döşenmiştir.

 

ULU CAMİ;

Deniz kıyısı boyunca, pazarların batı-güneyinde Ulu Cami bulunur. St Louis Kalesine giden yolda, çarşının güneyindedir. Büyük sütunlarla desteklenen devasa dikdörtgen bir yapıdır. 13’ncü yüzyılda Aziz John adını taşıyan bir hastaneydi. Günümüzde Ortaçağ stiline göre modellenmiştir. Bir fırtınada yıkıldıktan sonra 1820 yılında onarılmıştır. Abdest almak için kullanılan çeşmeyi de içeren kuzey kısmı eski yapı elemanlarının kullanıldığını gösterir. Zamanla etkilenmiş ve hasar görmüştür. 1983, 1986 ve 1989 da yenilenmiş ve prestijli Ağa Han mimarlık ödülünü almıştır. Deniz kıyısından bakıldığında hala heybetli bir yapıdır.

 

AZİZ LOUİS SARAYI VE MÜREX TEPESİ:

Şehrin güney ucunda bulunur. Büyük olasılıkla 7’nci Haçlı Seferi (1248-1254) sırasında Fransız kralı IX Louis tarafından yaptırılmıştır. Burası onun ikametgahıydı. Sayda’nın eski tepesinde yer alır ve şehre bakmaktadır. 10’ncu yüzyılda el-Muizz tarafından inşa ettirilen bir Fatimi kalesinin kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Saray hala Qalaat el Muizz adını taşımaktadır. Kale veya saray bugün bazı Avrupa özellikleri taşıyan sadece kalıntılardır. Emir Fakhr-ed-Din II, 17’nci yüzyılda bazı restorasyon çalışmaları yapmıştır. İç kısmı yarım daire şeklindedir ve kuleyi içerir. Roma sütunları aşağıda dağılmıştır.

Sarayın güneyinde yapay bir tepe olan Murex Tepesini görebilirsiniz. Yaklaşık 100 metre uzunluğunda ve 50 metre yüksekliğindedir. Fenikeliler döneminde mor boya elde etmek için kullanılan Murex kabuklarının atıklarının birikmesiyle oluşmuştur.

Höyüğün tepesinde bulunan mozaik döşemeler, burada Roma yapılarının inşa edildiğini göstermektedir. Günümüzde höyük modern yapıların yanı sıra bir mezarlıkla kaplıdır. Tepenin alt kısmında kırık mürex kabukları hala görülmektedir, ancak yoğun inşaat çalışmaları nedeniyle giderek halkın erişimine kapanmaktadır.

 

SİDON ANA NEKROPOLÜ:

Antik kentin sınırlarının ötesinde yer almaktadır. Geç Roma dönemine kadar kullanılmaya devam etmiştir. En önemli alanları şunlardır:

Magharat Abloun nekropolü: 1855 yılında Kral Eşmun’nazar’ın lahdinin bulunduğu yer-Bu lahit günümüzde Paris Louvre Müzesindedir). Evet burası MÖ 5’nci yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bir mezarlıktır.

Kayya’nın Kraliyet Nekropolü (Helaieh köyünün üstünde) Burada: İskender, Marzuban ve el Naaihat’ın lahitleri vardır. (Bunlar günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesindedir.)

3’ncü Alan: Sidon’un güneydoğusundaki Ayn el Helve’dir. (Beyrut Ulusal Müzesinde sergilenen değerli antropoid lahitleri içerir)

Sidon şehrinin güneyinde Dekerman olarak bilinen antik bir mezarlık yer alır. Bu mezarlıkta lahitler, değerli eşyalar, yazıtlar, heykellerin yanı sıra Kalkolitik (MÖ 4000) yapılar ve kil ve saman karışımından yapılmış oval kulübeler bulunmaktadır.

1887 yılında ise, İstanbul Müze Müdürü Osman Hamdi Bey, kraliyet nekropolünü ve Kral Tabnit’in lahdini ve ayrıca 4 mermer lahit (günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesindedir) ortaya çıkarmıştır.

Bunların en ünlüsü “İskender Lahdi” adı verilendir.

İskender Lahdi

İskender Lahdi:

Bu lahdin üzerinde İskender tasvir edilmiştir, ama çok büyük ihtimalle İskender’in fethinden sonra Sidon kralı olan Abdalonymus’un mezarıdır. Evet lahdin üzerinde savaş ve av sahneleri bulunur.

Sayda Eşkun Tapınağı

EŞMUN TAPINAĞI:

Sayda şehrine ulaşmadan hemen önce, Awali nehri üzerindeki köprünün sağındadır.

Fenike şifa tanrısına adanmıştır. Şifa tanrısı Eşmun, Yunan Tıp Tanrısı Asklepios ile özdeştirilmiştir. MÖ 6 ve 5’nci yüzyıllardaki altın çağında Sayda’nın gözde tanrılarından biriydi.

MÖ 7’nci yüzyılda inşa edilen tapınak, Sidon’un kuzeyinde, Awali Nehri yakınında yer almaktadır.

Sidon şehrinin 2 km kuzeydoğusundadır. MÖ 7’nci yüzyıldan, MS 8’nci yüzyıla kadar yerleşim görmüş olması, yakınlarındaki Sidon şehriyle bütünleşip bir ilişki olduğunu düşündürmektedir.

Kutsal alan, bir zamanlar Eşmun’un Pers tarzı mermer tapınağının tepesinde bulunan anıtsal bir podyumu destekleyen devasa bir kireçtaşı teras duvarıyla sınırlanan bir gezinti yolu ve büyük bir avludan oluşur.

Kutsal alanda, Asklepios Nehrinden (günümüzdeki Awali) ve kutsal YDLL kaynağından su taşıyan kanallarla beslenen bir dizi ritüel abdest alma havuzu bulunmaktadır.

Bu tesisler, Eşmun kültünü karakterize eden tedavi edici ve arındırıcı amaçlarla kullanılmıştır.

Lübnan Tyros-Sur

Sur

Lübnan’ın güney kıyısında, Beyrut şehrinin 83 km güneyindedir. İsrail’in sınırından ise 19 km kuzeyindedir.

MİTOLOJİ:

Şehir: efsanevi Europa’nın kardeşleri Cadmus ve Phoenix ve Kartaca’nın kurucusu Dido’nun (Elisa) doğum yeridir.

Bugün Sur şehri

ÖNEMİ:

Denizlere hükmeden Kadiz ve Kartaca gibi güçlü koloniler kuran büyük Fenike kendiydi ve efsaneye göre “mor boyanın” keşfedildiği yerdi.

MÖ 10’ncu yüzyıl ortalarından, 6’ncı yüzyıl ortalarına kadar, ticaret ve denizcilikte en önemli Fenike Kenti Tyros’tur.

MÖ 5’nci yüzyılda, Halikarnaslı Herodot’un Sur ziyaretinden bu yana, şehrin büyük kısmı, dünyanın en eski metropollerinden biri olarak kabul edilen, zaptedilemez olduğu söylenen bir adada inşa edilmişti.

Geleneğe göre, MÖ 2750 yılında kurulan Sur, boğazı bir setle kapatan Makedonyalı İskender’in saldırısına yenik düştü.

Önce bir Yunan şehri, ardından da günümüzde bir burun olan bir alana bir Roma şehri kuruldu.

Evet, Sur, insanlık tarihinin birçok aşamasıyla doğrudan ilişkilendirilmiştir.

Bunlar arasında: kraliyet ailesi ve soylular için ayrılmış mor pigmentin üretimi, Sur kralı Hiram’ın gönderdiği malzeme ve mimarlar sayesinde Kudüs şehrinde Süleyman Tapınağının inşası ve Batı Akdeniz gibi uzak diyarlarda müreffeh ticaret merkezleri kuran cesur denizcilerin denizleri keşfetmesi ve sonunda Fenike şehrinin önemli deniz ticaretinin neredeyse tekeline almasını sağlaması yer alır.

Tyros’un ilk büyük kralı, I Hiram, MÖ 969-936 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Sur

Tarihi Süreç:

Bu alanda, Tunç çağından beri yerleşim olduğu bilinmektedir.

MÖ 8 ve 7’nci yüzyılların büyük bölümünde şehir Asur egemenliğinde kalmıştır.

Kent, MÖ 9 ve 6’ncı yüzyıllar arasında, önemli bir Fenike şehir devleti haline gelmiştir.

Kartaca ve Letis Magna gibi Akdeniz çevresinde prestijli koloniler kurmuşlardır.

Mö 586’dan 573’e kadar süren 13 yıllık kuşatmadan sonra Sur kralı, Babil kralı Nebukadnezar ile barış yaptı, sürgüne gitti ve şehrini sağlam bıraktı.

MÖ 572 yılında Pers egemenliği görülür.

Ardından MÖ 332’DE Büyük İskender şehri ele geçirir.

Daha sonra, Seleukos krallığının bir parçası oldu.

Murex

MÖ 64 yılında Roma egemenliğine girdi ve Roma döneminde tekstil ürünleri ve deniz salyangozu cinsinden elde edilen mor boyasıyla ünlüydü.

Murex denilen deniz canlısının: boyasının ağırlığından daha değerli olduğu ve mor kumaşın zenginliği ve kraliyet sembolü haline geldiği söylenirdi.

MS 2’nci yüzyılda şehirde önemli Hıristiyan topluluğu vardı ve Hıristiyan Bilgin Origen’in MS 254 yılında buraya gömüldüğü söylenir.

Şehir, MS 638-1124 yılları arasında Müslüman yönetimi altında kaldı.

Sonra haçlıların eline geçti ve 13’ncü yüzyıla kadar Kudüs krallığının başlıca şehirlerinden biriydi.

3’ncü Haçlı seferinde ölen Kutsal Roma İmparatoru I. Friedrich, 12’nci yüzyıldan kalma katedrale gömüldü.

Sonraki: Helenistik, Roma, Bizans ve Ortaçağ dönemlerindeki anıtsal kalıntılar, UNESCO tarafından şehrin 1984 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmesini sağlamıştır.

 

EVET ŞİMDİ ŞEHİR HAKKINDA BİLGİLER:

Orijinal olarak kent, kıyının hemen açığında, Levant kıyıları boyunca uzanan kum taşından bir kayalık ve sırt şebekesinin parçası olarak, yan yana duran iki adada yer alıyordu.

Kıyıdan sadece 500-700 metre açıkta, bir adada bulunmaktadır.

Aslında şehir önce tek bir adada kurulmuştu.

Ama, Kral Hiram, tarafından şehir geliştirildi. Aradaki boşluk doldurularak kuzeye uzanan adalardan biri daha şehre eklendi. Kral Hiram’ın oluşturduğu yapay zemin, kendisini oluşturan gevşek molozlardan hala izlenebilmekdedir.

Şehrin ana karada kalan kısmına Palae-Tyrus veya Eski Tyre deniliyordu. Yani, buna bakarak, ana karadaki bölüm, adadaki şehirden daha önce vardı. Bu durum Babil kralı Nebukadnezar’ın Tyre kuşatmasıyla ilgili bölümde de anlaşılmaktadır çünkü bu kuşatmanın ayrıntıları bir ada şehri için uygun değildir.

Şehrin ismi Fenike dilinde “kaya” anlamına gelir. Çünkü yeni şehrin inşa edildiği ada, kıyı şeridinin bu kısmı boyunca uzanan bir kuşağın en büyük kayasıydı. Antik dönem yazarları, adanın yaklaşık 40 dönüm olduğunu tahmin etmiştir. Şehir, anakaraya bakan kısmında yüksekliği yaklaşık 45 metrelik bir surla çevriliydi. Bu surun temelleri, günümüzde de ayırt edilebiliyor ancak doğru şekilde izlenemiyor.

 

Adanın nüfusu:

Antik dönem yazarlarının tahminlerine göre, adanın nüfusu 22.000 ile 23.000 kişi arasındaydı. Ancak Büyük İskender’in şehri ele geçirdiğindeki ada nüfusu bunun iki katına ulaşıyordu. Yani ada nüfusu muhtemelen 30.000 olarak tahmin ediliyordu. Bu da yüksek bir nüfus yoğunluğuna karşılık geliyordu. Bu kadar yüksek nüfus yoğunluğuna göz önünde bulundurulduğunda, ada kentin çok düzenli bir plana sahip olmadığını ve boş alanların çok değerli olması yüzünden sokakların dar ara sokaklardan ibaret olduğu düşünülür.

 

Limanlar:

Fenikelilerin uluslararası ticaret ağı, antik yazarlarca (Arrian, Nabasis, Strabon) tarafından sözü edilen iki limana dayanıyordu.

Şehirde 2 büyük liman vardı. Kuzey ve güney limanları, gemilerin birbirinden diğerine geçebilmesi için bir kanal aracılığıyla birbirine bağlıydı.

 

Sidon Limanı:

Kuzeydedir ve günümüzde kısmen varlığını sürdürmektedir.

Güneybatı rüzgarlarından iki korunaklı, belki de kentin tahkimat sistemiyle çevrili doğal bir limandı.

Liman Fenike şehri Sidon’a açılıyordu ve bu nedenle 19 ve 20’nci yüzyıl araştırmacıları tarafından Sidon Limanı olarak anılmıştır.

Ana Pazar alanı, kuzeydoğuda Sidon limanını yakındır, kraliyet sarayı ise güneyde olabilir.

Günümüzde hala kullanılmaktadır.

 

Mısır Limanı:

Güneydedir ve çok yakın zaman önce keşfedilmiştir.

Bu liman da Mısır’a doğru açılıyordu ve bu yüzden Mısır limanı olarak anılıyordu. Helenistik dönem ve Roma dönemlerindeki doldurmalarla, eski topoğrafyanın ortadan kalkması nedeniyle, kesin olmayan bir yapay limandır.

Evet, iki liman, birbirine bir kanalla bağlıydı. Ancak, her iki limanın konumu da tartışmalara sebep olmuştur. Şehrin kuzeyinde, MÖ 4-6’ncı yüzyıllardan kalma dalgakıranın denizaltı kazısında, bu dalgakıranın arkasında MÖ 250 ile MS 500 yılları arasında liman tortuları keşfedilmiştir. Yani, bu durum, antik Sur modern limanının altında, sürekli olmasa da zaman içinde tekrar tekrar limanların varlığını göstermektedir.

Güney limanın yeri daha belirsizdir. Bazı araştırmacılar, bu limanı eski adanın güneyinde, kıyıdan uzakta bulunan geniş bir yapı olarak öne sürmüşlerdir. Ancak daha sonraki su altı dalış araştırmaları, eski adanın 150 m uzağında, deniz tabanında su altında kalmış insan yapımı yapılar tespit etmiştir ve bu yapılarda, iki girişi olan bir limanı çevreleyen eski dalgakıran görülmüştür.

 

USHU BÖLGESİ:

Anakarada’ki Ushu bölgesi, ada merkezine, su, tarım ürünleri, odun ve diğer maddeler sağlardı.

Mezarlıklar da anakarada, yerleşim bölgesinin ötesindeydi.

Bu topoğrafya, Büyük İskender’in MÖ 332’de Tyros kuşatmasıyla değişti.

 

TAHKİMATLAR:

Fenike ülkesinin ortasındaki tahkimatlar hakkındaki en iyi kanıtlar, Beyrut’tadır.

1975-90 yılları arasında yaşanan Lübnan iç savaşı, ülkeyi alt üst ederken, Beyrut kent merkezi önemli hasarlar gördü.

Savaştan sonraki inşaat çalışmaları sırasında, bu bölgede gerçekleştirilen arkeolojik kazılardan, kentin uzun geçmişi hakkında çok değerli bilgiler elde edildi.

Orta tunç çağından sonrası için, dik rampalı taş duvar, MÖ 8’nci yüzyıla kadar kullanım gördü.

MÖ 7’nci yüzyılda kesme kireçtaşından bir kazamat duvar inşa edildi.

Pers döneminde, dev boyutlarda ve ön cephesi molozlarla kaplı bir duvar daha yapılmıştı.

Pers ve daha sonraki Helenistik dönemlerde başvurulan duvar yapım teknikleri arasında kesme taştan, dik payandalar arasında moloz dolgu ve yine içi moloz doldurulmuş, paralel kesme taştan bloklar sayılabilir.

Arrihionos: Tyros’un kent surları bloklarının ekstra güç sağlamak için, birbirlerine çimentoyla yapıştırıldığını söyler.

 

 

Sur kralı Hiram I:

İncil’de Sur kralı olarak bilinen Hiram I (MÖ 969-936) ;  Davut ve Süleyman ile ittifak kurdu, Hiram, Kudüs’teki kraliyet sarayının yanı sıra Tapınağın inşası için mimarlar, işçiler, sedir ağacı ve altın sağladı.

Kral I Hiram’ın: kentin 3 ana tanrısı Melkart (kentin efendisi), Astarte ve Baal Şamen’in tapınaklarını tekrar inşa ettirdiği söylenir.

Gelelim Hiram ve Süleyman arasındaki ilişkiye:

Tyroslular zanaatkar Süleyman’ın Kudüs’teki ilk İbrani Tapınağını inşa etmesine, teknoloji, yapım malzemeleri, uzmanlık hizmetleri ve lüks mallar sağlayarak katkıda bulundular.

Bunun karşılığında İsrail, Tyros’a gümüş, tarım ürünleri, Suriye, Mezopotamya ve Arabistan’a doğru ticaret yollarına erişim sağladı.

Hiram ile Süleyman, Kızıl Deniz’e ticari bir sefer planladılar.

Fenike gemileri, her yıl modern Elat yakınlarındaki Etsyongeber’den, Kızıldeniz kıyısındaki Ofir’e (belki günümüzde Sudan veya Somoli olabilir) giderek, altın, gümüş, fildişi ve değerli taşlar getirecekti.

 

Heredot:

Halikarnas (günümüz Bodrum) şehrinde doğan ünlü tarihçi Herodot (MÖ 484-425 civarı), Pers savaşlarının sonunda, MÖ 450 civarında Sur şehrini ziyaret etmiş ve Tarihler adlı eserinde, oradaki rahiplere göre, şehrin 2300 yıl önce, MÖ 2750 civarında kurulduğunu ve günümüzde Eski Sur olarak bilinen anakara üzerinde, surlarla çevrili bir yer olarak kurulduğunu yazmıştır.

Sur şehri

Şehrin Büyük İskender tarafından ele geçirilmesi:

MÖ 332’de Büyük İskender, şehri ele geçirmek için, ana karadan aldığı molozları kullanarak, bir geçit inşa ettirmiştir.

750 m uzunluğunda ve 60 m genişliğindeki bu geçit, 5.4 m derinliğindeki bir denizin altında bir sığlığın üzerine inşa edilmiştir.

Bu sığlık, adanın etrafındaki dalgaların kırılması için ve adanın rüzgar altı tarafından kum birikmesiyle oluşan bir kum sığlığıdır.

Geçit, kıyı şeridi boyunca kum taşınmasını kesintiye uğratarak, kumun geçit boyunca birikmesine neden olmuş ve bunun sonucunda hızla oluşan kumlu bir kıstak, adayı anakaraya bağlamıştır.

Bu kumlu kıstak, geçidin inşasından sonraki yüzyılda hızla genişledi ve Roma döneminde yüzeyinin büyük bir kısmına anıtsal yapılar inşa edildi.

Sonuçta, geçit, sonraki yüzyıllar içinde Sur adasının doğu kıyılarını tamamen yeniden şekillendirdi ve şehirde köklü dönüşümlere yol açtı.

Antik dönem yazarlarından Arrhionos’a göre “İskender’in kuşatması sırasında 8000 Tyroslu ölmüştü. Tyroslulardan ve yabancı sakinlerden oluşan geriye kalan 30.000 kişi ise köle olarak satılmıştı.”

Evet Büyük İskender 7 aylık kuşatmanın ardından, şehri ele geçirdikten sonra, şehri acımasızca yağmaladı, sakinlerin çoğu ki 10.000 kişi olduğu söylenir ya savaşta öldürüldü ya da köle olarak satıldı (30.000 kişi).

Hızlı bir şekilde sömürgeciler ve kaçan vatandaşlar tarafından şehir yeniden dolduruldu ve daha sonra bağımsızlığını yeniden kazandı.

Sur

Arkeolojik Kazılar;

Bölgedeki ilk arkeolojik araştırmalar, 1860-61 yıllarında Ernest Renan tarafından yapılmıştır.

Büyük çaplı kazılar ise, modern Lübnan arkeolojisinin babası olarak bilinen ve Lübnan’daki Eski Eserler Daire Başkanlığı yapan Emir Maurice Cnehab tarafından 1946 yılında başlamıştır.

Sur

GÜNÜMÜZDE ŞEHİRDEKİ KALINTILAR:

İç savaş döneminde (1975-1991) Sur’un kentsel gelişimi yetkililerin kontrolsüz bir şekilde ilerlemiş ve bunun sonucunda mülkün yakın çevresinde çok sayıda gökdelen inşa edilmiştir. Mülkün bütünlüğü, kentsel yayılma ve yapı spekülasyonları nedeniyle hala tehdit altındadır.

2016 yılında şehirde yaklaşık 200.000 kişi yaşıyordu ve bunların arasında çok sayıda mülteci de vardı. Çünkü şehir Lübnan’daki 12 Filistin mülteci kampından 3 tanesine ev sahipliği yapmaktadır.

Arkeolojik kazılarda Roma, Haçlı, Arap ve Bizans medeniyetlerine ait kalıntılar ortaya çıkarılmış olsa da Fenike dönemine ait kalıntıların çoğu mevcut yerleşim yerinin altında bulunmaktadır.

 

Gelelim günümüzdeki Modern Sur kasabasında mülk, iki ayrı alandan oluşmaktadır.

Biri: Burundaki kasaba,

Diğeri: Kıtada El Bass Nekropolüdür.

Kasabanın bulunduğu alan, büyük bir kısmı sular altında kalmış, önemli arkeolojik kalıntılar içermektedir.

Sur şehri Elbaas Nekropolü

EL BAAS NEKROPOLÜ:

El-Baas arkeolojik alanı, geniş bir nekropol, üç bölmeli anıtsal bir kemer ve şimdiye kadar keşfedilmiş en büyük Roma hipodromlarından birinden oluşmaktadır. Tüm yapılar MS 2 ile 6’ncı yüzyıllara tarihlenmektedir.

Sur şehri Bizans yolu

Bizans Yolu:

Anıtsal kemerin eteğine kadar 300 metreden fazla bir mesafe boyunca açığa çıkarılmıştır. İyi korunmuş, kireçtaşı levhalarla döşeli olan bu yolun her iki tarafı Nekropol ile sınırlandırılmıştır.

Sur şehri Nekropol

Nekropol:

Roma dönemine ait çok sayıda lahit ve mezardan oluşmaktadır. Bu lahit ve mezarlar, Bizans döneminde de o tarihten sonra birçok kez yeniden kullanılmıştır.

Nekropol, her biri genellikle aynı aileye ait olan çeşitli mezar komplekslerine ayrılmıştır. Her komplekste çeşitli mezar alanları, kolumbaryum olarak bilinen 16 mezar odasını barındıran küçük binalar ve ayrıca tekil mezarlar, mezar odaları ve lahitler bulunur.

Mozaik mezar, MS 6’ncı yüzyıla tarihlenir. Bu yapının zemini Hıristiyan sembollerini temsil ede mozaiklerle kaplıdır.

Sur Nekropolü

3 Katlı Kolumbaryum:

Her biri dört mezar hücresine sahip üç katlı bu kolumbaryum, MS 2’nci yüzyılın ortalarına tarihlenmekte olup, MS 4’ncü yüzyıla kadar kullanılmıştır. Bizans döneminde cepheler, kırmızımsı kahverengi boya ile boyanmış kireç sıva ile kaplanmıştır. Yazıtta şehrin MÖ 126’da bağımsız bir cumhuriyet olarak ilan edilmesiyle başlayan Sur takviminin 280 yılı tarihi yer almaktadır.

Aşil lahdi ön kapak

Aşil’in hayatını konu alan lahit:

MS 2’nci yüzyıla ait, El-Baas nekropolünden, Aşil’in hayatından sahneler yer alan bu lahit, bugün Beyrut Ulusal Müzesindedir. Ön kapak: Aşil, Hektor’un cesedini sürükler ve Priam, Aşil’den oğlunun cesedini kendisine vermesini ister.

Aşil lahdi yan bölüm

Lahdin ön kapağında: Ulyses’in Skyros’ta bulduğu Aşil, Truva savaşında diğer Yunan liderlerine katılmak için zırhını giymiştir.

Sur Hadrian Kemeri

Hadrian Kemeri:

Bizans yolu, MS 2’nci yüzyılda Hadrianus döneminde inşa edilen Anıtsal Kemerin eteğine kadar uzanır. Kapının arkasından geçen yol ise Roma döneminden kalmadır.

Anıtsal kemer, MS 2’nci yüzyılda, büyük olasılıkla MS 130 veya 131’de şehri ziyaret eden Hadrianus zamanında inşa edilmiştir. Kemerin yüksekliği 21 metre olup, her iki tarafında iki yan kapı bulunmaktadır.

Anıtsal kemer kumtaşından inşa edilmiştir ve kısmen beyaz sıvayla kaplanmıştır. Kemerin iki yanındaki iki sütun, lotus yapraklarıyla süslenmiş Korint başlıklarına sahiptir.

 

Zafer Takı:

Tek bir açıklığa sahip ve 2’nci yüzyıl sonlarına tarihlenen, oldukça sade bir mimariye sahip devasa Zafer Takı, kısmen restore edilmiştir. Bu anıt, bugüne kadar kurtarılan en görünür anıttır.

Sur şehri Sütunlu yol

Roma Yolu:

Şimdiye kadar ortaya çıkarılan ana kentsel unsur, iki limanı birbirine bağlamak için başlangıçta adanın uzunluğu boyunca uzanan, sütunlu bir caddedir. Kısmen kazılmıştır.

Anıtsal Kemerin batısından Roma yolu geçmektedir. Bizans yolunun üst katmanının kaldırılmasıyla ortaya çıkarılmıştır.

Sur şehri Mozaikli yol

Üzerinde hala savaş arabası tekerleklerinin izlerinin görülebildiği büyük kireçtaşı bloklarla döşenmiştir.

Sütunlu yol sütun başlıkları

Her iki tarafında Dor üslumunda bir sütun dizisi bulunur. Çift sütunlar, en azından kısmen geometrik desenlerden oluşan mozaiklerle döşenmiş, yaklaşık 10.5 mtere genişliğinde bir caddeyi çevreliyordu. Daha sonraki bir tarihte, kabaca kesilmiş taş bloklarla onarılmıştır.

Dışbükey bir şekle sahip olan yolun her iki yanında yağmur suyu toplamak için iki küçük kanal bulunmaktadır.

Sur şehri Bizans yaya yolu

Bizans dönemi yaya yolu:

Bizans dönemi döşemeli yaya yolu, Roma yolunun güney tarafındadır. Bu yaya yolu güney kısmındaki çeşitli dükkanlara erişim sağlıyordu. Bu dükkanların kalıntıları su kemerinin altında bulunmuştur.

Hipodrom seyircilerin oturma koltukları

Hipodrom:

Sur hipodromu, dünyanın en iyi korunmuş hipodromlarından birisidir.

MS 2’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

Hipodrom seyircilerin oturma koltukları

U şeklinde inşa edilmiş, 480 metreye 160 metre boyutlarında olan hipodrom, yaklaşık 20.000 seyirci kapasitesine sahipti ve antik dünyanın en büyük ikinci hipodromu olarak kabul edilir.

Hipodrom palaestra dikili sütun

Hipodromun spina kaidesi ortasında kırmızı granit dikilitaş bulunmaktadır.

Her dört yılda bir Sur Hipodromunda çeşitli Yunan oyunları ve araba yarışları düzenlenirdi.

Sur şehri Almina Bölgesi

AL MİNA SİTESİ:

Aslen Fenike adası şehri olan bu alanda, sivil binaların, sütunlu yapıların, hamamların, mozaiklerin, sokakların ve dikdörtgen bir arenanın kalıntıları bulunmaktadır.

 

Mozaikli Yol:

Mozaikli yol ( ya da Grande Allee) olarak adlandırılan yol 170 metreden uzun olup, MS 2 ve 3’ncü yüzyıllara tarihlenen yeşil damarlı mermer ve mozaiklerle döşenmiştir.

 

Arena:

Basamaklı oturma sıralarına sahip dikdörtgen arena, 2.000 seyirci kapasitesine sahipti. Büyük olasılıkla başka bir kamu binasının tapınağına bağlı bir buluşma ve toplanma yeriydi.

Sur şehri Palaestra

Palaestra:

Granit sütunlu bir yapının içinde yer alan 30 metre genişliğindeki kare bir alandan oluşmaktadır.

Sur şehri Roma hamamları

Roma Hamamları:

Roma Hamamları, MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda inşa edilmiştir.

Roma hamamları simetrik iki bölüme ayrılmıştı. Alt kısım, tüm yapıya önemli bir sağlamlık kazandıran kemerli tonozlardan oluşuyordu. Üst kısım ise, mermer döşemeyle kaplı büyük hipokost tuğlalardan oluşuyordu. Üst üste bindirilmiş bu pişmiş kil diskler arasında dolaşan sıcak hava, ısıyı hamamın farklı bölümlerine dağıtıyordu.

Sur şehri mozaikli kilise

BİZANS BAZİLİKASI ALANI-VENEDİK KATEDRALİ:

Bu yapı 13’ncü yüzyılda Kudüs Krallarının taç giyme törenine ev sahipliği yapmış olan 12’nci yüzyıldan kalma bir katedralin kalıntılarından oluşmaktadır.

Şehir, MS 2’nci yüzyıl gibi erken bir tarihte, bir piskoposluk makamıydı. Origenes, MS 3’ncü yüzyılın ortalarında burada ölmüştür.

Alman imparatoru Friedrich Barbarossa’nın cesedinin burada gömülü olduğu söylenir, ancak kazılar sırasında cesede ulaşılamamıştır.

Sur şehri Kral Hiram Mezarı

KRAL HİRAM’IN MEZARI:

Sur’un yaklaşık 9.6 km güneydoğusunda Hiram’ın mezarı bulunur. Eğer bu mezar ona ait olsaydı, MÖ 10’ncu yüzyıldan kalma olurdu.

 

 

 

Finike

Finike

Finike doğası: mavi ve yeşili bir arada barındırır. Uzun kumsalı, eşsiz koyları ve gökyüzünde mavinin her tonunu bulabilirsiniz. Yaylaları, şehir içi ve şehir dışı alanlarıyla da yeşilin tonları hakimdir.

Finike

ULAŞIM:

Finike-Antalya arasındaki ulaşım, sahil yolundan değerlendirildiğinde, 111 km. uzaklıktadır. Bu yol: çok güzel sahil manzaralarıyla doludur. Her gün: Finike’den: üç istikamete, araç hareket eder. Bu istikametler: Demre, Kaş, Kalkan, Kınık, Fethiye istikameti. İkinci istikamet: Kemer, Antalya ve üçüncü istikamet ise: Elmalı, Akçay, Gömme. Finike-Kumluca arası uzaklık: 18 km. Finike-Elmalı arası uzaklık: 72 km. Finike-Demre arası uzaklık: 28 km. dir.

Finike

NARENCİYE ÜRETİMİ:

Türkiye portakal üretiminin yaklaşık üçte, biri, buradan elde edilmektedir. Ovanın deniz kıyısında olması nedeniyle, deniz iyotundan gereği gibi faydalanmasını sağlar ve dünyanın en lezzetli portakalları, bu sayede yetişir. Dünyadaki en kıymetli portakallarından biri olan, Californiya Portakalı bile, Finike portakalı ile lezzet bakımından yarışamaz.

FİNİKE FESTİVALİ:

Finike’de sosyal ve kültürel yaşama hareketlilik kazandıran Finike Festivali, geleneksellik kazanarak, 1989 yılından beri varlığını, Haziran’ı Temmuz’a bağlayan günlerde sürdürmektedir.

Finike deniz ve kumsal

DENİZ-KUMSAL:

Finike’de, yaklaşık 10 km. lik kumsal bulunmaktadır. Güzel deniz, dikkati çekmektedir. Bu özelliğiyle: yerli ve yabancı yatlara ev sahipliği yapmaktadır. Avuç içine alındığı zaman su gibi akan kumun, bazı romatizmal hastalıklarda ve kireçlenmelerde iyileştirici özelliğe sahip olduğu biliniyor.

NEM:

Finike

İlçe deniz kıyısında ve arkasında yüksek dağlar bulunması nedeniyle, nispi nem oranı yüksektir. Bu da, turizmi olumsuz etkiler. Çünkü: yaz aylarında sıcaklığın daha çok hissedilmesine ve aşırı terlemeye neden olur.

SETUR MARİNA:

1966 yılında, balıkçı tekneleri ve yatların fırtınalı havalarda barınabilmeleri için yeni bir barınak yapımına başlanır ve bu barınak 1970 yılında tamamlanır. 1997 yılında, yat limanından marinaya dönüştürülmesiyle hizmete giren Setur Finike Marina: 350 denizde, 150 karada, toplam 500 yat kapasitelidir.

Bu marinada verilen hizmetler: 70 metreye kadar olan yatlar için: güvenli bağlama imkanı ve tonoz sistemi, her yat için elektrik (220-380 v.), su ve telefon bağlantısı, 24 saat güvenlik hizmeti, posta, telsiz, telefon, faks imkanları. 80 tonluk gezer vinç ile: karaya çekme ve dalgıçlık servisleri, akaryakıt, otopark, atık su ve atık yağ boşaltma hizmeti, turizm danışma ve genel acentelik hizmeti.

Kış süresince konaklayan yatlar için, yat kulübü ve aktiviteleri, hava alanına geliş ve gidişte, indirimli transfer imkanı bulunmaktadır.

 

PİKNİK ALANLARI VE ORMAN İÇİ DİNLENME YERLERİ:

İlçe dahilinde, Demre yolu üzerinde ve Yalnız köyü hudutları içinde, Orman içi Dinlenme yerleri ve piknik alanları var.

 

LİMYRA TAŞI:

Finike’nin denizden 5 km. uzaklıktaki ve tarihi Limyra bölgesindeki ocaklardan çıkarılmaktadır. Açık krem renginde, homojen bir yapıya sahip kireç taşıdır. Taşınabilir büyüklükte, istenilen ebatta blok vermektedir. Hafif ve yalıtkan özelliğinden dolayı, dış kaplama malzemesi olarak, aranılan iç ve dış pazarda beğeni kazanan bir yapı taşıdır.

Finike Hamamı

FİNİKE HAMAMI:

Finike merkezde, Otogar yanında, Aykırıçay ağzındadır. Finike Belediyesi tarafından 1993 yılında yapılmıştır. 

Selçuklu ve Osmanlı mimari motiflerinin günümüzün modern tarzıyla sitilize edildiği yapı; hamam geleneğini yaşatacak özelliklere sahiptir.

Göbek taşına uzanıp, tellakların elinde kir atmak, saunada terleyip kilo vermek, şok havuzunda vücudunuzu çelikleştirmek istiyorsanız, Finike Hamamının tarih kokan atmosferinde yıkanmanızı öneriyorum. Hamam ve sauna tesisleri, günümüzde yerli ve yabancı turistlere hizmet vermektedir. 

 

AV TURİZMİ:

Finike, sahip olduğu iklim özellikleri, zengin bitki örtüsü, değişik türde av hayvanları ile, av turizmi için uygun bir ortam oluşturmaktadır. İlçeye bağlı: Arif Köyü, Yalnız ve Akçaalan Köyü hudutları içinde: yaban keçisi avı yapılmaktadır.

TARİHÇE:

Eski çağlarda ve Finike’nin ilk kurulduğu yıllarda, bu bölge “Likya” olarak adlandırılır. O zamanki Likya: Doğuda Pamfilya, batıda Kayra, kuzeyde ise Psidya şeklinde adlandırılan bölgelerle çevriliydi. İlk Finike, Fenikeliler tarafından, 5’nci yüzyılda, Phanikos adı ile, Aykırıçay Suyunun denize döküldüğü yerde kurulur. Uzun yıllar: Likya’nın başkenti olan “Limyra”nın tarım ürünlerini ihraç ettiği bir liman görevi yapar.

Bu özelliğiyle: Fenikelilerin en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Finike adının, Fenikelilerden dolayı verildiği de rivayetler arasındadır.

Finike: MÖ.5’nci yüzyılda, Arykandos ağzında, Phoınıkos adıyla kurulmuştur. Antik dönemde, önemli bir liman kenti olan Finike (Phoinikos)nin ilk kurulduğu yer: “İskele Mahallesi”dir. Bu mahallenin içinden geçen, kanal ve debisi yüksek, ancak hızı düşük bir dere olan Acıçay’ın, liman işlevi gördüğü, yük indirme ve bindirme işlemlerinin yapıldığı yer olması nedeniyle de adı geçen yere, İskele Mahallesi denildiği bilinmektedir.

İsmi nedeniyle, bazılarınca Fenikelilerin kurmuş olabileceği bir kent şeklinde yorumlansa da: Proınıkos Grekçe “Kızıl renkli at” veya “ kızıl renkli davar sürüsü” anlamına gelmektedir. Yöredeki hayvan varlığı ile uyum içerisinde olan bu isim; yerleşimin bir Grek kuruluşu olduğuna işaret etmektedir. Kalıntıların ve buluntuların da bunu doğruladığını görüyoruz.

Finike içindeki kalıntılardan söz edecek olursak, karşımıza ilk çıkan Helenistik döneme tarihlenecek, alt kısmı Roma çağı, üstü Bizans döneminde ait: sur kalıntıları. Atatürk Parkı karşısındaki kule, bu iki dönemi yansıtıyor.

Aynı döneme denk düşen Devlet Hastanesi karşısındaki falezin, kuzey kenarında, birkaç kaya mezarı ile eski hapishane yakınındaki kaya mezarı, Finike merkezde görülebilen kalıntıların bazılarıdır. 

Geç Bizans döneminde, Finike’de fazla geniş olmayan bir yerleşimin varlığı biliniyor. Cumhuriyet Parkında sergilenen bazı kalıntılar ve Ziraat Bankası karşısında depo olarak kullanılan büyük yapı, Geç Bizans Dönemi kalıntılarını oluşturuyor.

Finike gezilecek yerler

GEZİLECEK YERLER:

Finike Suluin Mağarası

ZİNCİRLİ GÖK MAĞARA (SULUİN MAĞARASI)

Finike merkeze 1 km uzaklıktadır. Mağara Finike merkezden sonra Kaş’a giderken, yaklaşık 500 metre ileride dağın yamacında Kırkgöz mevkiindedir.

Halk arasında “İncirli Mağara” olarak da bilinir. Mağara su altı mağarasıdır. 

Mağara 80 metrelik giriş ağzı ile, Asya kıtasının en derin mağarası olarak bilinmektedir. Mağarada 83 metre derinlikte, büyük bir salon bulunur. Bu salonun duvarları: sarkıtlar, traverten havuzlar ve diğer benzeri oluşumlarla kaplıdır. Bu yüzden mağaranın daha önceleri kuru mağara olduğu tahmin edilmektedir. Bu salona giren ve çıkan çok sayıda yan kollar bulunmaktadır.

Finike Suluin Mağarası

Amerikalı bir araştırma ekibi, 1995 yılında mağara içinde 122 metre derinliğe inmesine rağmen mağaranın sonuna ulaşamıştır.

Aynı yıl: mağaraya dalış yapan amatör dalgıç karı koca 2 Alman ölmüşlerdir. Bunların ölüm nedeni olarak, muhtemelen soğuk su nedeniyle fazla nitrojen yüklemesi ve narkoza yani derinlik sarhoşluğuna girmeleridir. Cenazeleri 60 metreden çıkarılmıştır. Ardından mağaraya giriş ve dalış yasağı getirilmiştir.

Finike Andre Doria Koyu

ANDRE DORİA KOYU

Finike-Demre karayolu üstündedir. Radyofor Koyu olarak da tanınır.  Finike merkeze 22 km uzaklıkta Boldağ Mahallesindedir. Giriş ücretsizdir.

Koyun çevresi: kayalıklarla çevrilidir ve arkası tamamen ormanlıktır. Koyda: nesli tükenme tehlikesinde olan Akdeniz Fokları yaşamaktadır.

Finike Andre Doria Koyu

Günümüzde, koy, gezi teknelerinin uğrak yeridir. Finike Belediyesine tahsis edilen koy, alınan düzenlemeler sonucu: Pazartesi ve Perşembe günü sadece kadınlara ve diğer günler ise ailelere tahsis edilmiştir.

Finike Andre Doria Koyu
Gelelim koyda denize:

Deniz dalgasızdır ve çok berraktır. Bu ahşap platform aynı zamanda denize girmek ve güneşlenmek için de kullanılır. Koyda, ihtiyaçların karşılanması için bir büfe bulunmaktadır.

Finike Gökliman Plajı

GÖKLİMAN PLAJI:

Boldağ Mahallesi sahil şeridindedir. Finike merkeze 4 km uzaklıktadır. Gökliman koyu: Andre Doia koyundan, bir yarım ada ile ayrılmaktadır. Gökliman, kendi içinde Mendikli adında küçük bir koya sahiptir.

Bu koyda bulunan plaj Mavi Bayraklıdır. Giriş ücretlidir.

Finike Gökliman Plajı

Finike Belediyesi tarafından işletilen bir tesis bulunmaktadır. Finike merkezden, Göklimana servis yapan belediye araçları vardır.  Burası, Likya döneminde liman olarak kullanılmıştır, bu yüzden gerek yüzmek, güneşlenmek ve gerekse tarihi kalıntıları görebilmek imkanı sunar. Kıyı şeridi: çakıl taşlıdır yani kum yoktur. Plajın uzunluğu 38 metredir. Genişlik ise 180 metredir. Kayalık, ahşap iskele ve beton platform yoktur. Plajda bulunan işletmeden, şezlong ve şemsiye kiralamak mümkündür.

Finike Çağıllı Plajı

ÇAĞILLI PLAJI:

Finike-Demre karayolundadır. Boldağ Mahallesindedir. Göklimanı geçtikten sonraki koydadır. Giriş ücretsizdir.

Finike Çağıllı Plajı

Deniz, son derece sakindir ve plaj kumsalı çakıl taşlıdır. Plajın uzunluğu 200 metredir. Deniz hemen derinleşmez, bu yüzden çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler için çok uygundur. Çevrede bulunan alan tamamen yeşilliktir.

 

FİNİKE SAHİL PLAJI:

Sahilkent Mahallesindedir. Giriş ücretsizdir. İlçenin en uzun plajıdır. Plaj: kumludur. Plajdaki kumların, özellikle romatizmal hastalıklara iyi geldiği iddia edilmektedir. Belediye tarafından: duş, tuvalet ve otopark yapılmıştır.

Finike Lymra

LİMYRA-ZEMURİ-TURUNÇOVA-YUVALILAR

Yeri:

Kumluca-Finike karayolu üzerinde, Turunçova ve Sahilkent Beldeleri arasındadır.

Toçak dağı eteklerine yayılmıştır. Finike merkeze 9 km uzaklıktadır. Karayolundan yaklaşık 5.5 km sapmak gerekir. Yuvalılar köyü sapağında şehrin tabelasını görebilirsiniz. Kumluca istikametine giden karayolu, antik şehrin tam ortasından geçer. Surların ve antik kent açıklamalarının bulunduğu yerde, aracınızı park edebilirsiniz. Ören yerine giriş ücretlidir.

 

Önemi:

Şehrin ismi, MÖ 1000’li yıllara tarihlenen Hitit çivi yazılı tablet metinlerinde “Zumarri” olarak geçer.

Burada bulunan 10’ncu yüzyıl seramikleri, Hitit kaynaklarında adı geçen “Zumarri” kentinin burada olduğunu kanıtlar. 

Bu kelime, Likya diline “Zemuri” olarak geçmiştir.

Surlarla çevrili akropolü, mezarlarla dolu etekleri ve düzlüğe yayılı yapılarıyla Lykia’nın en önemli kentleri arasındadır. 

7 cadde ile aksları oluşturan kentin en önemli yol aksı: Ptolemaion’a uzanan 8.40 metre genişliğinde ve taş döşeli ve iki yanı sütunlu ana caddedir. 

Likya Birliğinde, 3 oy hakkına sahip, 6 şehirden biridir.

Kent, Doğu Akdeniz’e yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyordu. 12’nci yüzyılda Finike çayının ağzındaki liman “Portus Pisanorum” olarak adlandırılmıştı.

Strabon, kenti “küçük kasaba” olarak tanımlamıştır.

Kentte bulunan ve İmparator Severius’un eşi Julia Domna’ya adanmış bir yazıtta: şehirden metropolis olarak söz edilmektedir. Yani, şehir Roma İmparatorluk döneminde oldukça önemsenmiştir.

Evet şehir bir liman kenti olarak kurulmuş olmasına rağmen, günümüzde liman bölgesi verimli bir ovaya dönüşmüştür. Antik kent, denizden 5 km içeride kalmıştır.

Bölgenin oldukça sulak olması hakkında da bir efsane bulunmaktadır. Şöyle ki “Hestia’nın ateşinin dayanamayıp söndüğü yer burasıdır.” Ateş Tanrıçası Bakire Hestia, Limyra topraklarının sulak, bereketli ve gizemli bölgelerindeki muhteşem doğasına geldiğinde, yeşil ve mavinin binlerce tonunu görür, suyun büyülü renk oyunları karşısında şaşırır, inanamaz ve cezalandırıcı ateşi Limyra sularında işe yaramaz ve söner.”

 

Tarihi Süreç:

MÖ 4’ncü yüzyılın ikinci yarısında: Ksanthos egemeni Arttumpara’yı yenerek Lykia’nın yeni egemeni olan Tiran Perikle’nin başkenti olmuştur. 

Perikle

Likya Kralı Perikles zamanında, şehir Doğu Likya’nın başkentidir.

Likyalı Perikles (MÖ 494-429) , Perslere karşı Likya birliğini kurmak için Limyra şehrini başkent olarak kullanmıştır.

MÖ 333 yılında İskender, Anadolu’da Pers egemenliğine son verir ve bölge İskender’in bıraktığı Vali Nearkhos tarafından yönetilir.

İskender’in ölümünden sonra, bölge ardılları generallerden Antigonos ve sonrasında ise MÖ 301 yılında Lysimakhos tarafından ele geçirilir. MÖ 167 yılında Roma hakimiyeti görülür. Kral Perikles sonrası dönemde ise, şehir yine en parlak devrini MÖ 1’nci yüzyıl ile MS 2’nci yüzyıl arasında yaşamıştır.  

MS 141 yılındaki deprem, Limyra şehrini harap eder, büyük zarar verir. Bu depremden sonra, bölgenin zenginlerinden Opramoas, şehrin yeniden kurulması için maddi yardımda bulunur. Bizans döneminde, şehir Piskoposluk Merkezidir. MS 9’ncu yüzyılda Arap akınları nedeniyle şehir terk edilmiştir.

Evet, şehrin tarihi sürecine ait ilave önemli notlar şunlardır;

Şehrin baş tanrısı Zeus, Olympia’dadır.

Yazıtlardan onun onuruna spor festivalleri düzenlendiği anlaşılır. Sura’da olduğu gibi, burada da kehanetlerden söz edilir. Dinsel törenlerde, rahip, kurban hayvanının parçalarını balıklara atar, balıkların etleri yiyip yememelerine bakarak kehanette bulunurmuş.

Her yerinden sular kaynayan ve coğrafyası hızla değişen Lymra’da kehanet yeri sürekli olarak değişmiştir. Kent sikkelerinin üzerinde: kaynaktan su içen hörgüçlü boğalar ve köpeklerin resimleri vardır, ayrıca “kehanet” sözcüğü yazılıdır. Böylece burada kehanetin varlığı kanıtlanmıştır. 

Kehanet yerinin sürekli değişmesi, her yerinden sular kaynayan ve coğrafyası hızla değişen Limra’ya uymaktadır. Kaynaktan su içen hörgüçlü boğalar ve köpeklerin resimlendiği kent sikkeleri üzerindeki kehanet sözcüğü, Limyra’da ön biliciliğin varlığını doğrular.

Arkeolojik Araştırmalar:

Şehir ilk olarak 1970’li yıllarda Avusturyalı arkeologlar tarafından araştırılmaya başlanır. Bu araştırmalarda bulunan önemli buluntular, günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

 

GÜNÜMÜZDE ÖREN YERİNDE BULUNAN KALINTILAR:

AKROPOL:

Tokaç dağının güney eteklerindedir. Tokaç dağı 1216 metre yüksekliktedir. Antik şehrin en kuzeyindedir. 318 metre yükseklikteki Akropol tepesine çıkmak için köyden rehber almanızı öneririm, tepeye çıkış yaklaşık 40 dakika sürmektedir.

Akropol, gerçekten Perikle’nin ele geçirilmesi zor kartal yuvasıdır. Akropol’ün Klasik Lykia’nın siyasi yapısında önemli bir yeri ardır. Ayrıca: Ksanthoslu hanedan Kuprrli, akropol için sikke bastırmıştır. Bugün yüksek burçları ve surlarla korunmuş tepe yerleşiminde pek çok yapıdan izler bulunur. Saray Aşağı kalededir. Burada bulanan 10’ncu yüzyıl seramikleri, Hitit kaynaklarında adı geçen Zumarri kentinin de burada olduğunu ve Likçe’de Zemuri adını doğrular gibidir. 

 

Lymra Çift başlı balta

Çift Başlı Balta-Labrys:

Akropolde duran ve MÖ 400 yılına tarihlenen çift başlı balta sembolü: koruma altına almak ve restorasyonunu yapmak için kent merkezine taşınmıştır. Çift başlı balta, ilk olarak Amazonlar tarafından kullanılan bir silahtır. Efsaneye göre “Herakles, Amazonların kraliçesi Omphale’ye çift başlı balta hediye etmiştir.” Çift başlı balta: Kandelus dönemine kadar Lidya krallığının zafer simgesi olarak kullanılmıştır.

AŞAĞI KALE:

Kale oldukça güçlü ve görkemliydi. Tokaç dağına sırtını vermişti. Aşağı kalede: sur, sarnıçlar, Bizans kilisesi ve Perikle Heroon’u vardır.

Lymra Bizans Kilisesi
Bizans Kilisesi:

Akropoldeki Bizans dönemi kilisesi bir Piskoposluk merkezidir. Kilise kalıntılarında, Hıristiyanlığın ilk yıllarına ait kırmızı boyayla yazılmış İsa’ya dair bir yazıt bulunmuştur. Kilise 5 ve 6’ncı yüzyıllara tarihlenir. 

 

Finike Perikles Heroon
Perikles Heroon-PERİKLENİN ANIT MEZARI:

Heroon anıtını tanıtmaya başlamadan önce bir ayrıntıdan söz etmek istiyorum. Burası yapılış tarzı olarak elbette önemli yani yüksek sınıftan birine veya bir kahramana ait anıt mezardır.

Perikles’in burada gömülü olduğu söylenmektedir. Ancak bazı  kaynaklarda ise, Perikles’in Yunanistan’da öldüğü ve orada gömüldüğü yazılıdır. Bunu belirttikten sonra anıtı tanıtmaya başlayalım.

Kentin en göz alıcı anıtıdır. Tapınak cepheli kral mezarıdır. Akropolün en ayrıcalıklı yerinde, kente ve Akdeniz’e bakar. Çünkü Lykia’nın son hanedanı Perikle, 4’ncü yüzyılın ilk yarısında, Ksanthos hanedanı Artumpara’yı yenerek tüm Lykia egemenliğini ele geçirmiştir. 

Evet: mezarın yapısı şöyledir:

Akropol’un güney yamacında, 218 metre yükseklikteki kaya olan taban düzeltilerek elde edilen 19 x 18 metrelik bir teras üzerindedir. Anıtın temelleri teras üzerine yapılmıştır. Kral Perikles’e ait anıt mezar: MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenir. Mimari stili: Xanthos şehrinde bulunan Nereidler Anıtına benzer.

Heroon, yüksekçe bir podyum üzerindedir.

Görkemli mezarın cephesini, bir kral sarayının bekçileri gibi dizilmiş kadın sütunları oluşturur. Bunlar ölü sorumluları “Horalar” ve “Kharitler” dir. 

Mezar kabartmalarında da arabasına binen kahraman Bey ve onu izleyen askerler işlenmiştir. Akroter kabartmalarında, hükümdarın yasal yanı ve ölümünden sonra hayattan bekledikleri simgelenmiştir. 

Mezarın kaidesinde kuzey alınlıkta: Perseus’un Medusa’nın başını kesişi işlenmiştir. 

Cellanın yan duvarlarını süsleyen frizlerde ise, kralı resmi geçidi izlenir. Bunların uzunluğu 6 metredir. Eğimi güneyden geçerek şehir merkezine doğru ilerleyen askeri temalı bir geçidi tasvir eder. Yani, Perikle’nin Pers’e olan sadakatini gösterdiği düşünülür. 

Ölü kültü: terasın kuzeyinde yapılıyordu. Burada ortaya çıkarılan sunakta ölü adakları bulunmuştur. Buluntular Helenistik döneme kadar kültün sürdüğünü gösterir. 

Evet, anıt mezar, depremde yıkılmıştır. Mezar anıtının önemli parçaları, günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

 

ROMA VE BİZANS DÖNEMİ SURLARI:

Karayolu ile ayrılan düzlükte bulunan surların içinde, Roma ve Bizans dönemi yapıları bulunmaktadır. Karayolunun güneyi: Limyros çayı ile iki ayrı ada halinde bölünmüştür.

Finike Liymra Sütunlu cadde
Sütunlu Cadde:

7 cadde ile aksları oluşturan kentin en önemli yok aksı: Ptolemaion’a uzanan 8.40 metre genişliğinde ve taş döşeli ve iki yanı sütunlu ana caddedir. Uzunluğu 50 metredir.  Günümüzde ünlü sütunlu caddenin ortasından bir dere akmaktadır.

 

Finike Liymra Sütunlu cadde

Yaz aylarında antik kenti ziyaret edenler, bu derede yüzmektedirler.

Finike Liymra Ptolemaion
Ptolemaion:

Surun güney duvarı içindedir. Helenistik dönemde, Limyra şehrinde en iyi korunarak gelmiş yapıdır.

Her kenarı 15 metre olan kare bir altlık üzerinde yükselen, silindirik gövdeli ve konik çatılı bir tapınak mezardır. Alt kat üzerinde Kentaurlar savaşı betimlenen triglif-metop kuşağıyla Dor düzenindedir. 3 basamaklı krepise oturan yuvarlak tapınak mezar İon düzenindedir. Mimari süslemelerin boyandığı anlaşılmıştır. Alt köşelerine aslanlar yerleştirilmiştir. Duvarlarda araba yarışı sahnesi işlenmiştir. Ele geçen heykellerden biri olan III Ptolemaios nedeniyle yapının ilk kuruluşu MÖ 3’ncü yüzyıla aittir. 

Günümüzde anıtın antik döşemesi üzerinden sular akmaktadır. Anıt ve ona ait bazı eserler Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Finike Liymra Sütun başı
Sütun Başı:

Yolun alt kısmındadır. Oldukça güzel bir sanat eseridir.

 

Heroon Anıtsal Mezar-gaius caesar anıtı:

Lymra şehrinin Roma dönemine ait anıt mezarıdır. 

İmparator Augustus’un manevi oğlu Gaius Caesar’a aittir. Kendisi MÖ 30-4 yılları arasında yaşamıştır. Gaius Ceasar, Kudüs şehrinden Roma’ya dönerken, çatışmada aldığı ciddi yaralar nedeniyle, henüz 24 yaşında Liymra’da 21 Şubat 4 yılında ölmüş ve anıt bu yüzden yapılmıştır.

Cenazenin külleri Roma’ya götürülmüş ve onun anısına, içinde naaşı olmayan bu anıt mezar yapılmıştır. Ancak bir başka söylentiye göre: Augustus’un talebi üzerine, organları Roma’ya gönderilir, bedeni ise Limyra kentinde, Perikle tarafından yaptırılan bir anıt mezara gömülür.

Heroon, Perikle tarafından MÖ 370-350 yılları arasında inşa ettirilmiştir. İnsanlık tarihinde en güçlü ve en etkili İmparatorluklarından birinin İmparatoru olacak adamın tarihsel önemine istinaden yapılan yapı oldukça dikkat çekicidir.

Anıt mezar: bir İon tapınağının şeklini almış üst yapıyı desteklediği bir mezar odasının tepesine inşa edilmiştir. Günümüzde anıt mezarın sadece temel yapısı yerinde durmaktadır.  Anıt: onu çevreleyen mermer kabartmalarla ünlüdür. 60 metre devam eden frizler üzerinde, G.Caesar’ın hayatını anlatan bire bir ölçekteki kabartmalar bulunur. 

Bu mermer kabartmalardan, halen Antalya Müzesinde sergilenen yüksek kabartma: Augustus dönemi realizmini sergilemesi açısından son derece önemli kabul edilmektedir.

Anıt, piramidal bir çatıyla sonlanır.

Finike Liymra Tiyatro
Tiyatro:

Akropol altındaki düzlükte: Turunçova-Kumluca karayolunun hemen kenarındadır. Dağ sırtlarına doğru yapılmıştır. Kentin en görünen yapısıdır. Akropolün tepesi topuğundadır. 

Yapı, Helenistik döneme aittir. Ancak MS 141 yılında büyük onarım geçirmiştir. Tiyatronun kitabesinden öğrenildiğine göre, bu onarım, bölgenin zenginlerinden Opramoas tarafından finanse edilmiştir. Opramoas’ın zengin eli Lymra şehrine de değmiş ve tiyatro için 10.000 dinar yardım etmiştir. 

Finike Liymra Tiyatro

Tiyatro 8000 seyirci kapasitelidir. Tonozlu geçide erişimi sağlayan 8 kemerli giriş ve 1.6 metre yüksekliğinde bir arka duvarı vardır. Bu geçiş, binanın her iki yanında tonozlu giriş-çıkışları sağlamaktadır. Diazomanın arkasındaki 1.5 metre yüksekliğindeki duvarın arkasında, Cavea’nın çevresini dolaşan ve üstünde diazomaya doğru açıklıkları bulunan, üstü kapalı bir geçit vardır.

Finike Liymra Tiyatro

Yarım daire şeklindeki oturma yerleri, denize yöneliktir. Tiyatronun bazı kısımlarında dikkati çeken düzensizlikler, tiyatronun çeşitli evreler geçirdiğini kanıtlamaktadır.

Günümüzde tiyatronun, tonozlu çift diazomalı skenesi yıkık durumdadır.

 

Katabura Mezar Anıtı:

Tiyatronun doğu tarafında, yolun yaklaşık 20 metre ötesindedir.

Bu mezar anıtı, kitabesine göre Katabura’ya aittir. Katabura: Lidya Kralı Perikles’in kardeşi veya yakın akrabası olarak düşünülmektedir.

Kaidesi kabartmalarla süslüdür. Kaidenin üzerinde yükselen anıt mezar, MÖ 350 yılında yapılmıştır. Kaidede bulunan kabartmalarda, batı tarafında, ölen kişi diğer dünyanın yargıçlarının önünde duruyor. Güney tarafında, bir rahip bir boğayı kurban ediyor. Kuzey tarafındaki rölyef ağır hasar görmüştür. Araba ile bir yolculuğu gösteriyor. Üçgenlerin üzerinde, mezarı koruyan kartallar bulunur. Bir zamanlar yani ilk yapıldığında, mezarın çatısında kanatlı sfenksler ve bir atlı heykelcik varmış.

Finike Liymra Kaya Mezarları
Kaya Mezarları;

Liymra şehri, Likya bölgesinin en çok kaya mezarına sahip şehirlerinden birisidir.

Akropol’ün eteklerinde yukarıya tırmanan kayalıklara tek katlı bir sıra düzeninde açılmış mezarlar bulunur. Lykia’da sayıca en çok mezar Lymra şehrinde bulunur. Yerleşimin batısındaki II Nolu mezarlık, 200 civarında kaya mezarı ve lahit içerir. Asıl zengin mezarları, molozlar altında kalan dip kesimdedir. Çoğunlukla 4’ncü yüzyılda yapılmış toplam 500 mezar, Lymra şehrinin büyüklüğü ve nüfus artışını nekropoller boyutunda gösterirken, aynı zamanda yönetimin merkezileşmesi sonucu nitelikli bir toplanmayı da açıklamaktadır. Şehrin tüccarlar, zanaatkarlar, sanatçılar, asker ve memurlar açısından yerleşime cazip bir kent olarak tercih edildiği, nekropollerden açıklıkla anlaşılmaktadır. Zengin mezar yazıtları ve kabartmaları da bunun başka açıdan kanıtlarını oluşturur. 

Bu mezarların bazılarında “krem” renkli boya izi görülmüştür. Bu renge diğer Likya şehirlerinin mezarlarında da rastlanmıştır. Krem renginin antik çağ dünyasında kötü cinlere karşı koruyucu olduğuna inanılıyordu.

Ancak bu mezarlar, defineciler tarafından sürekli olarak yağmalanmış ve harap edilmiştir. Bugüne kadar Nekropolde, kabartmalarla süslenmiş 10 mezar bulunmuştur.

TEBeRSsELİ MEZARI:

Şehirdeki önemli mezarlardan birisidir. Savaşım kabartmaları ile bilinir. Hükümdar adına savaşmayı görev sayan vasal sınıfın temsilcisidir.

Kabartmada savaşçı sınıfın Bey’e olan sadakatı sembolize edilir. Yazıtında “Bu mezarı Tebersseli yaptırdı. Zzaja’nın babası, Perikle’nin krallığında, Lysander’in kız kardeşini ve Xntabura’nınkini gömdü” yazılıdır. 

 

TİDERİ YAZITLI MEZAR:

Şehirdeki ilginç bir mezar örneğidir. Lykia toplumunda sütannelik kurumunu anlatır. Mezarı: Xuvata, sütninesi için yaptırmıştır. 

KONUT MİMARİSİ:

Akropol yamacındaki teras evleri, çoğunlukla kayalara oyulmuştur. Böylece Lykia’da çok bilinmeyen konut mimarisine ve kullanımına ışık tutar. Asıl kent tasarımı: Perikle’nin mimarları tarafından yapılmıştır. Kentteki sokaklar, isimlerini Sarpedon, Bellerophon, Pandaros gibi kahramanlardan alır. Planlama uzmanı, iki konutun yer aldığı adaları bu sokaklara yerleştirir. Atıklarını, ortak bir kanalizasyon sistemine bağlar. Tebursseli, Xntabura gibi sarayın önemli kişileri, ayrı ayrı lüks evlerde mi oturuyordu yoksa bunlara ait sıra evler mi vardı tam olarak bilinmiyor. Ama üst sınıf evlerine ait veriler ortaya çıkarılmıştır. Büyük ve gösterişli konutlarda giriş güneyden bir avluya açılıyordu. Avlunun bir yanından bey odasına, diğer yanından da öteki aile üyelerine ait olan ve içinde mutfağında yer aldığı kısımlara açılıyordu. Yatak odaları ve misafir odaları üst kattaydı. Ev arası sokaklarda nişlerle düzenlenmiş kült alanları vardı. Çakıl taşı mozaik ve duvar boyalarıyla bezenmiş A konutunun baş odası, Lykia sosyal yaşamı içerisinde şölenin önemini yansıtır. Mezar anıtlarında çokça rastlanan şölen rahneleri, anlatımda mimariyle buluşur ve onu destekler. Rahatça uzanmış bey, çevresini saran çocukları, çalgıcılar ve yanında oturan karısıyla ziyafettedir. 

Çavdır Mezar Anıtı:

Limyra şehri yakınlarındaki Çavdır bölgesinde, dere kenarında ilginç bir mezar anıtı bulunmaktadır. MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenen bu anıtta: mezarın bir tarafında baba, diğer tarafında anne ve çocukların kabartmaları görülmektedir.

Finike Kafi Baba Türbesi

KAFİ BABA TÜRBESİ:

Finike merkeze 8 km uzaklıktaki Yuvalı köyü yakınlarında Limyra antik kentinin içindedir. “Abdal Musa Türbesi” olarak da bilinmektedir.

Türbenin kuzeyinde bulunan derviş mezar taşı, 1.75 metre yüksekliktedir ve 12 segmanla süslüdür. Bu mezar taşı, 1812 yılında ölen Hasan Baba’ya aittir.

Rivayetlere göre: “Kafi Baba, Kaygusuz Abdal’ın 40 dervişiyle birlikte Mısır’a gider. Mısır Sultanının kızını ölümcül hastalıktan kurtarır. Mısır sultanı, kendini ödüllendirmek ister. Kafi Baba, elinde bulunan boynuz şeklindeki şişeyi yağla doldurmasını ister. Ancak Sultan bir türlü şişeyi yağla dolduramaz. Bunun üzerine, Baba “Kafi” der. Bu kelime üzerine, şişe birden yağla dolar ve babanın adı “Kafi Baba” olur.”

Yuva Mahallesinde yapılan “Kafi Baba Şenlikleri” ne, çeşitli Alevi-Bektaşi dernek ve vakıf temsilcileri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve Türkiye’nin dört bir yanından vatandaşlar katılmaktadır.

Finike Kırkkemer Köprüsü

KIRKKEMER KÖPRÜSÜ-KIRKGÖZ KÖPRÜSÜ-LİMYRA KÖPRÜSÜ:

Dünya üzerinde, yapısını en sağlam şekilde koruyabilmiş Roma köprülerinden birisidir. 

Özgün bir antik mühendislik anıtıdır. 

İşçiliği MS 3’ncü yüzyıldan sonra yapılmış olması gereken bir Geç Roma köprüsü olduğunu düşündürür. Ancak Finike-Kumluca arasındaki bu önemli geçidin önceki yüzyıllarda nasıl sağlandığı da sorundur. Ya bu köprünün erken başlangıcı söz konusuydu ya da daha gerilerde vadinin daraldığı yerlerde başka bir köprü vardı. Çok gözlülüğü nedeniyle yerel halk “Kırkgöz Köprüsü” olarak anar. 

Köprü, günümüzde Hasyurt beldesi sınırlarındadır. Limyra Tiyatrosunun önünden geçen yoldan doğuya doğru 3.2 km gidilince varılır. Alakır çayı üzerinden batıdan (Finike) kuzeyden (Arykanda) gelip Lymra üzerinden Korydalla, Rhodiapolis tarafına, doğuya gidenlere geçit vermektedir. Bugün kullanılan yolun geçtiği yerde bulunan antik yolla bağlantılıdır. 

Köprü: batıda Toçak dağı eteğinden doğan, ancak günümüzde kurumuş veya yatağı değişmiş olan Alakır çayının kollarının birinin üzerindeydi.

Dünyadaki en eski basık kemerli köprülerden biridir. Bu yassılık oranına, köprü yapımı tarihinden daha sonra yüzyıllarca ulaşılamamıştır. Ancak Geç Ortaçağ döneminde yapılan yapılarda ulaşılmıştır.

Ana kayaya bitişik başlar ve 355 m uzunlukla devam eder. İki baştaki rampalardan güney başta 2 normal kemer ve kalan kısımda ise 26 adet basık kemer tarafından taşınmaktadır. Basık kemerlerin sağladığı açıklık ortalama 10 m olup standart değildir. 2.10 m genişlikteki ayaklara oturan kemerler, çift sıra tuğladan, diğer bölümler taştan yapılmıştır. Kemerlerin altında yükselen ayaklar oldukça güçlü monobloklarla örülüdür. Ayaklar, suyun baskısını azaltmak üzere yuvarlak yapılmıştır. Ayakların yüksekliği konumlandığı yere göre 10 m civarında değişir. Pek çok onarım izi görülür. Köprünün üstü, büyük taş levhalarla kaplıdır. Bu döşeme taşları zarif bir işçilikle göz kamaştırır. 

Kemer içlerine kadar alüvyon dolgu sayesinde oldukça iyi korunan köprünün kazılarak ortaya çıkarılma ihtimali yoktur. Bu yüzden köprünün toplam yüksekliği kesin olarak bilinmez.

Finike Arykanda

ARYKANDA-ARUWAKANDA:

Finike merkeze 18 km uzaklıktadır. Finike-Elmalı karayolunun tam orta yerindedir. Antalya-Kumluca-Finike yolunu izleyerek buradan Elmalı yoluna dönerek buraya ulaşabilirsiniz. Yayla ve sahil bağlantısını kurar. 

Şehirde ilk yerleşimin MÖ 2000’li yıllarda olduğu tahmin edilmektedir.  Ancak ören yerinde ele geçen buluntuların en eskisi, MÖ 5’nci yüzyıla aittir. Şehrin ismi Likya dilinde “Ary-ka-wanda” dır. Bu kelimenin anlamı “Yüksek kayalığın yanındaki yer” demektir.

Şehir çok zor bir alanda kurulmuş olmasıyla dikkat çeker. Şehir suruna rastlanmaması ilginçtir. Ya sarp tepenin doğal korunaklı haliyle gerek kalmamıştır ya da Arykandalıların sadece barışla ilgisi olmalıdır. Bu nedenle ödeyemedikleri borçları, onları sık sık zor duruma sokar. III Antiokhos ile de borçlarının bağışlanacağını umarak ittifak olmuşlardır. Adı içindeki “nd” eki nedeniyle, eski bir Anadolu kenti olduğundan şüphe yoktur. Ancak sikke üzerindeki “Lykialı” sözcüğü dışında başka bir Likçe yazıt ele geçmemesi ilginçtir. 

Arykanda, Rodos’un Lykia’daki kutsal yeridir. Rodos’un baş tanrısı Helios’un kutsal alanı yer alır. Aslında ne Anadolu ne de başkalarının kentteki varlığı, dinsizliği ve günahları engelleyememiştir. İmparator Maximus’a gönderilen mektupta, tanrısızların yasa dışı uygulamalarının önlenmesi istenmiştir. Piskoposluk kenti olduğunda, dinsizlik ve suçlar azalır mı bilinmez.  

Finike Arykanda

Şehir, özellikle Helenistik ve Roma döneminde yoğun iskan görmüştür.

MÖ 5’nci yüzyılda, diğer Likya şehirleri gibi Pers işgaline uğrar.  MÖ 333 yılında, İskender ve ardından Seleukoslar ve sonrasında Ptolemaiosların hakimiyeti görülür.

Apameia barışından sonra Rodos’a bağlanır. MS 2’nci yüzyılda Arykanda şehri Likya birliğinin bir üyesi olarak sikke bastırır. Likya birliğinde 1 oy hakkı bulunmaktadır.

MS 43 yılında, şehir Pamphylia ile bir eyalet yapılır ve Roma’ya başlanır. MS 240 yılında büyük bir deprem görülür ve takip eden süreçte onarılır. Bizans döneminde şehrin ismi “Akalanda” veya “Orykanda” dır. Bizans döneminde, şehir Hıristiyanlığın etkisi altına girer.

MS 5’nci yüzyılda yeniden bir deprem yaşanır ve şehir halkı günümüzdeki Çatallar köyü yakınlarına göçerler. MS 7 ve 8’nci yüzyıllarda ise, bölgeyi etkileyen Arap akınlarından korunmak için daha iç bölgelere giderler.

Arykanda Arkeolojik Araştırmalar

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Bölgedeki ilk araştırmalar, 1838 yılında İngiliz Charles Fellow tarafından yapılmıştır. Elbette bu ismi duyunca, sanırım ilk aklınıza gelen, acaba bölgede neler buldu, neler çaldı ve Londra Brısith Museum’a götürdü? Sorusudur. Ancak elbette buradan çalınan fazla büyük eser yoktur, çünkü antik şehir kalıntıları denize uzaktır ve genellikle çalınan eserlerimiz, denizden, gemilerle kaçırılmıştır.

Fellow; Arykanda ve çevresindeki mezar ve şapel yazıtlarını incelemiş ve bulunan sikkelere dayanarak şehrin, Arykanda şehri olduğunu söylemiştir.

Kentteki resmi arkeolojik kazı çalışmaları, Türk arkeoloji heyeti tarafından, 1971 yılından bu yana sürdürülmektedir. 1971-2002 yılları arasında yapılan kazılarda 4000 civarında sikke bulunmuştur. Sikkelerin tamamı, Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Finike Arykanda

GÜNÜMÜZ:

Elmalı-Finike yolu üzerinde, Arif Köyü yakınlarındadır. Arif köyünden sağa dönülüp toprak yoldan 1 km daha gitmek gerekir.

Finike merkeze 30 km uzaklıktadır. Yolun büyük bölümü, çam ve sedir ağaçlarıyla kaplıdır. 

Sedir ağacı:

Yüksek dağlarda, başı göklere eren alımlı Lübnan güzelleri, artık bir teknenin omurgasında sularda salınır. O, ağaç dünyasının en güzeli ve en değerlisidir. Her mevsim yeşil yapraklarıyla bezerken, yüksekleri bir sütun kadar düzgün ve sağlam gövdesiyle, Tanrı’nın cömertçe sunduğu hazır bir yelken direği ya da bir çatı kirişidir. 40 metreyi aşan boyu ve 3 metreyi bulan kalınlığıyla, her yerde ve her şeyde olmuştur. Özellikle denizciliğin önemli olmaya başladığı zamanlardan itibaren sedir, vazgeçilmez bir tekne malzemesidir. Çünkü başkaları suda çürürken o daha çok sertleşmektedir. Nerede düzgün ve uzun bir direk görürseniz, o sedirdir. Hangi mekanda ağaç koksa orada sedir tahtası kullanılmıştır. Ağaç erlerinin özenle budadığı pürüzsüz ve sıkı gövdelere nem de girmez böcek te.

Evet, genel hususları anlatmaya devam edelim:

Ören yerine giriş ücretsizdir, arabalar için otopark bulunur. Ören yeri gezisi için asgari 1 saat zaman ayırmalısınız.

Şehir, tipik bir yamaç yerleşimidir. Doğusu ve batısı sarp falezlerle, kuzeyi ise Şahinkaya’sı ile sınırlanmıştır. Bir dağ yamacına tırmanan: 5 büyük teras üzerine kurulmuştur. Bu yüzden, şehir muhteşem bir vadiye bakmaktadır. Manzarası nedeniyle, Likya bölgesinin en görkemli şehirlerinden birisiydi.

Dere yatağının her iki yanında konumlanmış yapılar, zor arazide şehirleşmenin iyi örneklerini oluşturur. Dere yatağının batı yakasında: Stadium, tiyatro ve gymnasium bulunur. Antik çağ kentlerinin çoğunlukla sevilen bir özelliği olarak Stadium tiyatronun hemen yanında yer alır. Bu birliktelik, iki yapının fonksiyonlarının birbirine yakın olmasından kaynaklanır. Dere yatağının doğu yanındaki en önemli yapılar: hamam, tapınak ve Roma mezarlığıdır. 

Finike Arykanda Ana Teras

ANA TERAS:

Gözetleme Kulesi:

Ören yerinde, şehre ait en güzel yapı, Şahinkaya’nın güneybatısında bulunan “Gözetleme Kulesi” dir ve kentte en yüksek yerdedir.

 

Akropol:

Gözetleme kulesinin güneyindeki Akropol, kentin ilk yerleşim yeridir. Akropolde en geniş alanı Ticaret Agorası kaplar.

Finike Arykanda Ticari Agora
Ticari Agora:

Ticari Agoraya, Tiyatrodan veya Stadyumdan ulaşabilirsiniz.

Akropolün en büyük ve Helenistik dönemin mimarisini yansıtan yapısıdır. Kuzey kenarı boyunca yer yer doğal kayanın tıraşlanmasıyla yapılmış dükkanlar yan yana sıralanmıştır. Agoranın zemini, düzgün dikdörtgen taşlarla kaplanmıştır. Doğu kesimindeki dükkanların bir kısmı, hala görülebiliyor.

Ticaret Agorası, altın gibi daha değerli malların ticaretinin yapıldığı bir yerdir.

Agorayı çevreleyen bir batı duvarı vardır. Ayrıca: bir tarafı da kolonlarla bezeli koridorlardan oluşan Stoa’dır. Agora odacıklarına girip, kapılarından manzarayı izlemeyi unutmayın.  

 

Stoa:

Bunların önünde ahşap dikmelerle taşınan bir Stoa ve tabanı taşlarla kaplı bir meydan vardır. Stoa yapılarından geriye kalan tek bir sütunun kırık parçası, düzlükte uzanmaktadır. Stoa: içinde zanaatlarların küçük üretimhanelerinin bulunduğu bir yapıdır.

 

Su sarnıcı:

Ticaret Agorasının bulunduğu terasın batı ucunda: yerli kayanın yontulmasıyla oluşturulan sarnıç, tonoz ayağına kadar su ile doldurulduğunda en az 800 ton su biriktirme kapasitesine sahiptir. Plan olarak tek neşi, batı tarafı apsidal bitimli dikdörtgendir. Basık beşik tonoz örtülüdür. Taban su sızdırmayacak şekilde döşenmiş, kare şeklindeki pişmiş toprak plakalarla kaplanmıştır.

Batı taraftaki apsidal bitimin zemini özel olarak hazırlanmış ve dibe doğru sivrileşen, çokgen piramit eya koni formundadır. 6-7 metreden düşen suyun, düşme ile yapacağı yıpranma, bu tarz çukurlaştırma ile önlenmiştir. Sarnıç, büyük olasılıkla MS 5 veya 6’ncı yüzyılda son kez temizlenmiş, ağır olduğu için çıkarılamayan yazıtlı mermer blok sarnıçta bırakılmıştır.

Finike Arykanda Bouleterion
Bouleterion:

Agoranın kuzeybatısında, yerli kayanın yontulmasıyla yapılmıştır. Meclis burada toplanırdı. Yapı: 137 metre uzunluğundaki Stoa’nın sonunda, şehrin kuzeybatı yamacındadır. Bina: kayaya oturtulmuş oturma sıraları ile bir dağ yamacında kurulmuştur.

Finike Arykanda Helios Tapınağı
Helios Tapınağı:

Bouleterion binasının doğusunda, MÖ 4’ncü yüzyılda inşa edilmiş ve Güneş Tanrısı Helios adına yapılmış tapınak vardır. Dor düzenindedir. Tapınağın kutsal alanına: doğu ve batıdaki iki kapıdan girilir. Helios Tapınağı ve Bouleuterion yapılarının kuzey ve doğu kesimleri, konut alanıdır.  Ticaret Agorası batısındaki merdivenli yol hem Helios Tapınağına ve hem de konut alanına ulaşımı sağlar. Tapınak terasının batı ucunda bulunan “Sebasteion”: MS 9’ncu yüzyılda, eklentilerle atriumlu bir villa haline getirilmiştir.

Finike Arykanda Stadion
Stadion:

Ören yerinde en üst terasta, Şahinkaya’nın eteğinde, Tiyatronun arkası üzerindedir.

Gözetleme kulesinden sonra en üst seviyedeki yapıdır. Burası da sağlam olarak günümüze kadar gelmiştir. MS 1’nci yüzyıla tarihlenir.

Normal bir stadyumdan daha küçüktür. Koşu parkurunun uzunluğu 106 metre ve genişliği 16 metredir. Koşu pisti, belli bir yerden sonra trapez şeklini alır.

Yani, yarı uzunlukta ve tek yönlüdür. Kuzey yönünde, sarp kayalık yamaçta, üç basamaklı oturma yerleri, günümüze ulaşmıştır. Ortasına yakın bir yerde, merdivenlerle aşağıdaki teraslara bağlanır. Altındaki terasta, küçük fakat iyi korunmuş tiyatro bulunur.

Finike Arykanda Tiyatro
Tiyatro:

Stadion’a göre bir alt terastadır.

MS 1’nci yüzyılda inşa edilmiş tiyatro, küçüktür ama mükemmel durumda günümüze ulaşmıştır. Tiyatro ve Stadium’un aynı zamanda planlanmış ve yapıldığı tahmin edilmektedir. Tiyatro 7 bölüme ayrılır. Caveası yerli ana kayaya, 30 derece eğimle oyularak yapılmıştır. Yatay orta yolu olmayan tiyatro tek kademelidir. Merdiven kenarlarında görülen süslemeler, Stadion’un merdiven kenarlarında da görülmektedir.

Finike Arykanda Tiyatro

Oturma sıraları toplam 21 sıralıdır ve 2000 seyirci kapasitelidir. Her sıranın kenarında: koruyucu tenteleri (güneşlikleri) desteklemek için kullanılan delikler dikkat çeker. Orkestra yarıçapı, 27 ayaktan oluşur. Sahne binasının yüksekliği tahminin 38 ayaktır.

Finike Arykanda Tiyatro

Günümüzde, burada birkaç yılda bir sanatsal etkinlikler düzenlenmektedir. Son olarak İspanyol müziğinin kraliçesi olarak bilinen Buika, Finike’de düzenlenen 2’nci Uluslararası Portakal Festivali-Orange Fest Etkinlikleri kapsamında 4 bin yıllık Arkykanda tiyatrosunda konser vermiştir.

Burada: tiyatronun merdivenleri arasında bulunan ve büyüdükçe tonlarca ağırlıktaki blokları yerinden oynatan çam ağacını göreceksiniz.

Finike Arykanda

ARA TERAS BÖLÜMÜ:

Stadium ve Tiyatro arasında kalan ara teras bölümünde: tiyatronun en üst oturma sırası seviyesinde bir tapınak kalıntısı vardır. Ancak bu tapınağın kime ait olduğu bilinmemektedir. Bu alan, MS 5’nci yüzyılda, büyük bir konutun avlusu içinde kalmıştır.

BİR ALT TERAS BÖLÜMÜ:

Finike Arykanda Devlet Agorası
Devlet Agorası:

Günümüzde, burada ortada bir ağaç bulunan huzur dolu bir yerdir. Odeon’a giden yol üstünde, Agoranın hemen üzerindedir. Odeon önünde, köşeli bir “U” harfi şeklindedir. Agoranın üç tarafı kapalıdır, açık olan tarafı vadiye bakıyor. Avlusu mozaik döşelidir. Geç dönemde, mozaik döşeli portikoya sahiptir. Bu mozaik zemin muhteşem güzelliktedir.

 

Tykhe Tapınağı:

Devlet Agorasının ortasındadır. Günümüzde sadece altarı ayaktadır.

 

Odeon (Meclis Binası):

Tiyatronun alt terasında Odeon bulunur. Tümüyle ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Odeon bölümüne merdivenle çıkılır.

Bina MS 2’nci yüzyılda yapılmıştır. İmparator Hadrian zamanında, burası Meclis olarak görev yapmıştır. Binanın üç girişi vardır ama ana girişi güneydedir. Yapı, bir zamanlar çok fazla süslüydü. Devlet Agorasına bakan cephesinde zengin taş kaplamalar vardır. İç kısmı ortostatlarla kaplıydı ve duvarlar, orkestra ve koltuklar; renkli mermerlerden yapılmıştı.

Kapının üstündeki frizde: üzerinde maskeler ve kabartma tanrıların başları bulunan kartuşlarla çevrili, İmparator Hadrian portresi görülür. Ayrıca: burada koltukların bir kısmında, travertenlerle restore edilme girişimi saçmalığını görüp üzüleceksiniz.

Finike Arykanda

ŞEHRİN BATI KESİMİ:

Şehrin batı kesiminde özel konutlar vardır.

Finike Arykanda Villa zemini mozaik

4’ncü Yüzyıl Villası:

Zengin bir Arykandalıya ait, mozaik tabanlı mekanları olan Batı Villası görülmeye değerdir. Bu etkileyici villanın kalıntıları son yıllara kadar kazılmadı. Arykanda’daki kazılardan sorunlu Türk arkeoloji ekibi başkanına göre, 8 odalı ve 2 katlı villa bir aristokrata aittir. Mozaik zeminler, sütunlar ve havuz ile zengin bir şekilde dekore edilmiş villa etkileyici bir manzaraya sahiptir.

 

ŞEHRİN DOĞU KESİMİ:

Şehrin doğuya doğru olan bölümünde, uzun süre kullanılan bir villa (Doğu Villası) bulunmaktadır. Batı Villasının benzeri olan yapı, doğuda, daha önceki yıllarda açılan iki odası ve üç basamaklı kapısıyla, 5’nci hamamın batısındaki kuzey-güney doğrultulu merdivenli sokak ve doğu-batı doğrultulu sokağın kesiştiği yerdeki ufak meydancıkla bağlantılı kılınmıştır.

Üstü çatı ile örtünerek korunan, balık pulu şeklindeki mozaik döşemeye sahip oda, peristilli bu büyük yapının doğu tarafındaki en önemli odasıdır. Tabanı toprak olan, ona göre batıdaki odanın da güneye açılan kapısı bu odayla birlikte bir koridora açılmaktadır. Koridor yine büyük bir kapı ile prestile bağlanmıştır.

İlk evresi taş olan ve düşük kaliteli bir döşeme izlenimi veren zemin, yapının ikinci kullanım evresinde, muhtemelen sahibinin zenginleşmesi ve modaya uyma çabası yüzünden, basit toprak dolgu yapılarak yükseltilmiş ve üzerine geometrik desenli mozaik döşenmiştir. Bu döşeme, taş döşeme üzerinde kalınca, kireç harçlı bir tabaka değil, sıkıştırılmış toprak üzerine döşendiği için taş zeminden yarım metre yukarıda, yüzeyde bulunan ağaçların kökleri bunları patlatmıştır.

 

DÜZLÜK KESİMİ:

Bazilika:

Şehrin güneyindeki düzlük kesimde: Bazilika bulunur. Bazilika yapısı, Erken Bizans dönemine aittir. Arykanda şehrinde bulunan en büyük dini yapıdır ve MS 4’ncü yüzyılda yapılmıştır.

 

Traianeum:

Bazilikanın batısındaki alandadır. Yazıtlardan ve antik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, İmparator Triian’a adanmıştır. Kutsal alan tapınağının bir alt terasında bulunan latrinası, Roma şehrindeki Traian Formuna benzemektedir.

ŞEHRİN GÜNEYDOĞU BÖLÜMÜ:

Finike Arykanda Doğu Nekropolü

Doğu Nekropolü:

Bu mezar alanında, birçok anıt mezar dikkat çeker. Doğu Nekropolde: beşik tonozlu anıtsal mezarlar, tapınak mezarlar ve lahitler vardır. Anıt mezarlar, birbirlerine teras görevi görürler. Bunların tümü, MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.

Erken Bizans döneminde, Doğu Nekropolünde anıtsal mezar binaları arasına bir kilise yapılmıştır. Bu kilise, üç neflidir ve kilisenin nefleri ve narteksi geometrik motiflerden oluşan mozaikle süslüdür. Bu mezarların altındaki terasta, çatı hizasına kadar ayakta kalmış hamam bulunur.

Finike Arykanda Gorgo Mezarı

Gorgo Mezarı.

Sparta Kralı I Klemenes’in tek çocuğu ve kızı olan Gorgo’nun mezarı Arykanda şehrindedir. Gorgo: Termopylae Muharebesinde savaşıp ölen üvey amcası Kral I Leonidas’ın karısıdır.

Kocası I Leonidas, savaşta 300 Spartalı ve 3000’e yakın Yunan savaşçı ile birlikte öldürüldü. Plutarkhos’a göre: Termopylae savaşından hemen önce, kocasının ölüme gittiğini anlayan Gorgo, ona ne yapacağını sorduğunda, I Leonidas kendisine “İyi bir adamla evlenmesine, ona çocuklar vermesini ve güzel bir hayat sürmesini” söylemiştir.

Gorgo, Heredot tarafından anılan çok az sayıdaki kadın tarihi kişiliklerden biridir. Siyasi kişiliği ve bilgeliği dikkat çeker. Üç farklı Sparta kralının kızı, eşi ve annesi olan tek kişidir.

Finike Arykanda Hamam Kompleksi

Hamam Kompleksi:

Alt terasta, Stadion yanındadır.

Yamaç hamamı: Likya bölgesinin en büyük hamam kompleksidir. Geniş cephesi güneye bakar. MS 3’ncü yüzyıl ortalarına tarihlenir. Tarihi süreçte onarılarak uzun yıllar kullanılmıştır.

Hamamın hemen yanında Gymnasium vardır. Bu yüzden hamam Gymnasium görüntüsü verir. Gymnasium’dan günümüze kalanlar: çim sahada etkileyici bir mozaik zemin ve devasa bir giriş kapısı kalıntılarıdır.

Finike Arykanda Hamam Kompleksi

Kompleksin boyutları 75 x 25 metredir. Duvarlarının yüksekliği 7 metredir. Bu ölçülere bakılarak Arykanda şehrinin en görkemli yapısı olduğu anlaşılmaktadır. Yapı önce hamam olarak düzenlenmiş, MS 141 yılındaki depremden sonra ise, Hamam-Gymnasion olarak yeniden düzenlenmiştir.

Kompleks, MS 240 yılındaki depremden sonra yeniden onarım görmüştür.

Kemerler dizisi içinde tamamen sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Günümüzde sadece çatısı yoktur, yerden ısıtma sistemi, sıcak havuzlu salonu, en ince ayrıntısına kadar günümüze ulaşmıştır.  

 

Batı Nekropolü:

Batı Nekropolde: bazı tipik Likya kaya mezarları bulunmaktadır. Bunlar, Finike’den Elmalı’ya giden yol boyunca görülebilir. Hamam kompleksinin hemen arkasındaki doğu Nekropolü, olağanüstü bir anıtsal mezar koleksiyonudur.

Burada: lahitler yanında, tapınak mezarları ve görkemli beşik tonozlu mezarlar görülür. Manzara muhteşem güzeldir, çünkü özellikle aşağıdaki hamamlara ve Gymnasium ve ayrıca altındaki vadi manzarası vardır.

 

DİĞER YAPILAR:

Su yolları:

Aykırıçay kaynağının bulunduğu yerdedir. Sarp kaya yüzeylerine oyulmuş, dört ayrı seviyedeki kanal, şehre su getiren sistemin ana hattıdır ve su mühendisliğinin muhteşem bir örneğidir. Su kaynağından elde edilen su, kayalara oyulan suyolları ile şehre ulaştırılmıştır. Şehirde: ana caddelerin bazılarının altında, titizlikle yapılmış temiz ve kirli su kanalları bulunmaktadır.

 

NAL TEPESİ:

Kentin yakınlarındadır. MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda otel yani konaklama için kullanılmıştır. Burada bir hamam, Şaraphane ve bazilika bulunmaktadır. Arykanda şehrinde, Agora içindeki bir odada yapılan kazılarda, çok sayıda nal çıkması nedeniyle, buraya Nal Tepesi ismi verilmiştir.

BONDA TEPESİ:

Finike’nin Boldağ köyündedir. Adının anlamı ve kaynağı bilinmez. Türkçe’de karşılığı olmayan bu kelime belki de bilinmeyen antik adıyla ilgilidir. Demre’nin yaklaşık 10 km kuzeydoğusunda Gülmez Dağı üzerindeki Kaklık Tepesinin 1 km güneyindedir.

Myra’dan Beymelek’e varan yol buradan da doğuya, tepeye doğru zikzaklar yaparak çıkar ve devamında Finike’ye Lymra’ya ulaşır. Myra ile Limyra arasında bugün de fazlaca virajlı olan yola neden olan sarp kayalıklar nedeniyle sahilden ulaşmak imkansız olduğundan, Bonda Tepesinden geçit verilmiştir. Kaldı ki kent arasında deniz taşımacılığı daha yoğun olarak kullanılmaktaydı. Bonda Tepesi, Limyra ve Myra egemenlik alanlarının doğal ayrımını oluşturur. Limyra’nın polis teritoryumuna dahil olduğu ele geçen yazıtlardan anlaşılmıştır. 

Tepede Roma ve Bizans dönemlerinden kalıntılar vardır. 

Konutlar, çok sayıda lahit ve kilise görülen kalıntılardır. Yerleşim kanıtlarının güney batı köşesinde bulunan kilise, 3 nefli ve narthekslidir. Kilisenin kuzeyinde yaklaşık 15 bölümlü bir yapı gurubu bulunur. Bunların doğusuna doğru diğer yapı kalıntıları izlenir. Nekropol ise yerleşim tepesinin batı yamacındadır. Bu tür kırsal yerleşimlerde yaygın olduğu üzere burada da hem ana kayaya oyulan hem de inşa edilen zeytin ve üzüm işlikleri bulunur. 

 

YALAKBAŞI:

Günümüzde Finike’den asfalt yolla kolayca ulaşılır. Yerleşim yapı taşlarının yoğun döküntüsü arasında gezilir. Alanda modern yerleşim olmaması şanstır. Sadece birkaç çoban yapısı ve keçiler yaşamaktadır. Bu nedenle de lahit teknelerinin ve bazı işlik havuzlarının su yalağı olarak kullanılmasıyla “Yalakbaşı” adı takılmıştır. 

Bonda tepesinin 2.5 km kuzeyinde, 600 m yükseklikte, doğu-batı yönünde uzayan yayvan bir tepede bulunan Yalakbaşı kalıntıları içinde anıtsal bir yapı görülür. 

Bu küçük yerleşimdeki en önemli kalıntı, üzerinde heykel ayakları için açılmış yuvalar bulunan profilli altlıklar ve aynı zamanda yine dağınık haldeki diğer yapı bloklarıdır.

Görünen yaygın kalıntılar büyük yoğunlukta Roma dönemine aittir. 

Yerleşimde konutlar, işlikler en yoğun kalıntı gurubunu oluşturur.

Yapıların büyük kısmı, kayalık arazinin doğal sonucu olarak hibrit karakterdedir. Yerleşimin başlangıcında kümelenen yalın lahitlerin tamamı aynı teknikte inşa edilmiştir. Altta ana kaya, 1-2  basamaklı kesme taş altlık ve üstünde lahit teknesi bulunmaktadır. Bu alan dışında da yine tekil mezarlara rastlanır. 

Yalakbaşı’ndaki en önemli keşif, Açık Hava Tapınağıdır. Yalakbaşının 700 m güneyinde, Finike’ye inen kestirme bir patika güzergah üzerindedir. Bu açık hava kült alanında, Sumendis adlı bir tanrıya tapınıldığı tespit edilmiştir. Alanda yapılan çalışmalarda, altlıklar, steller ve sunaklar bulunmaktadır. Ekizce’de keşfedilen Ares Kutsal Alanındaki gibi açık hava kült alanı ve tanrıya adanmış steller söz konusudur. Bulguların karakteri ve yazıt özelliklerine göre Roma dönemi açık hava kült yeridir. 

 

ARES KUTSAL ALANI-EKİZCE/TAHTACI MEZARLIĞI

Hisarçandır köyü, Havuzönüdamı mevkiisinde, Ekizce’de, Tahtalı Mezarlığı adıyla anılan alandadır. 

İlk kez, bir Ares yazıtıyla fark edilmiştir. Toplam 14 adet steli ve yazıtlı ve kabartmalı adak stelleri ile mimari kalıntılar, bölgeden insanların bu alana gelip tapındıklarını gösterir. 

Üstelik Kitanaura’dan (Kitanauralı Osallas’ın Tanrı Ares’e adağı) ve hatta Myra gibi uzak kentlerden (Myralı Mosch……’un Tanrı Ares’e adağı) gelerek Ares’e (Epekoos Her şeyi duyan) adakta bulunmuş olmaları, önemli bir Ares kült yeri olduğunu gösterir. 

Belli ki, savaş tanrısı, bu bölgede rağbet görmüştür. Eğimli sırttaki kalıntıların merkezi alanında bir yapı olduğuna dair izler varsa da oldukça zayıf olmaları alandaki Ares kült yapısına yönelik fikir sahibi olunmasını önler. Bölgede, yerleşim dışı kült yeri olarak Ovacık’taki Tanrı Meizoares’le birlikte, bilinen 2’nci örnektir. Ovacık’daki Irmağın Ares’idir.

 

 

FİNİKE-PHOİNİKS

Kent, muhtemelen adını, kurucusu Fenikeli tüccarlardan almıştır.

Dolayısıyla, Lykia ya muhtemelen Afrika dan taşınan hurma ağacının adı olan “phoenix” ile bağlantı kurulur.

Strabon: burası için “Olympos dağının diğer adıdır” der.

Evliya Çelebi:

Dönemin tek kaynağıdır.

Seyahatnamesinde: “Finike’yi Ceneviz elinden Teke Bey oğlu Ahmet Bey in fethetmiş olduğunu, Orhan Gazi ye düğününde hediye ettiğini, Subaşısının olduğunu, serdarı, dizdarı, 70 kale neferi ve gümrük emanetinin bulunduğunu, Ayrıca kethüda, nakip ve şeyhülislamların Elmalı şehrinde oturduklarını, kalesinin d üzlük bir tepe üzerinde, beşgen şekilde olduğunu, içinde bir cami, dizdarı ve evleri ve ambarların yer aldığını, deniz içinde bir mendirek kulesinin bulunduğunu ve kale dibinde bir varoşunun var olduğunu anlatır.

Özellikle yaz aylarında 100 geminin demirlemesine uygun olan Finike limanına kadar uzandığı bilinen sur ve burçlara sahip Fenike Hisarının bugün sadece iç kaleden bazı kalıntılar kalabilmiş, etrafı ise binalarla çevrilmiştir.

Kaptan Beaufort, 1811 yılında Finike koyuna demirler ve gezi notlarına:

            Birkaç ineğin gezindiği, bol sulak, ıssız bir yer olarak kaydeder.

Stark;

            Myra-Finike arasını 5.5 saatte yürümüştür.

Nitelikli ahşap hammaddesi ve tahıl dışında, buğday unu gibi pek çok ürün de bölgeden toplanıp Finike den sevk ediliyordu.

Sualtı araştırmalarına göre, Gökliman geç antik dönemde de gemilere hizmet vermeye devam ediyordu.

Finike deki geç antik dönem manastırı, bu dönemin yaşanmışlığının karasal kalıntı açısından destekler.

Finike’nin batısında Gökliman ile Finike kalesi arasında dağdan bir yol vardır.

Bu yol üzerinde korunaklı çiftlik kalıntıları bulunmaktadır.

Derinliği ve sakin akışı ile teknelerin girişine uygun olan Aykırı çay ağzına İskele mahallesi denilmesi, burada eskiden beri bir iskele bulunmasından kaynaklanır.

Sprtt ve Forbes in 1842 yılındaki ziyaret notlarına göre:

            Denizden bakıldığında kayalık yamaç üzerinde fark edilen kale, küçük kuleleriyle tam bir Orta çağ yapısıdır. Kalenin önünde kesme taşlardan örülü kare bir kule yükselir. Üzerinde Türk bayrağı, içinde de gümrük görevlisi durur. Kalenin yukarısındaki tepe araştırmalarında, Helenistik kule kalıntıları ve 5-6 adet lahit bulunmuştur.

Yazıtlardan biri Limyralı birine ait olduğunu gösterir.

Burası Limyra’nın limanı olmalıydı.

 

LİMANLAR

Finike de bir ticari liman ve Gökliman da askeri liman vardı.

 

ASKERİ LİMAN:

Phaselis i denizden kuşatacak kadar deniz gücü olan Perikle’nin gemilerinin sığındığı limandı.

Konumu nedeniyle de, her dönem de önemini korudu.

Akdeniz in doğu sahilleriyle İstanbul arasındaki deniz ulaşımında, Kıbrıs bağlantısıyla zinciri Gelidonya üzerinden tamamlayan Finike limanı, gelenleri batıya ulaştırıyordu.

Arykandos Acıçay, Limyros Tatlıçay olarak liman yakınlarına kadar gelip, birleşerek limandan denize dökülürdü.

 

SUR KALINTILARI:

Atatürk parkı yakınlarındaki kule, Devlet Hastanesi karşısındaki falezlerin kuzeyinde ve Eski Hapishane yanındaki kaya mezarı izlenebilen kalıntılarıdır.

En uçtaki kule, 1920 yılındaki araştırmalarda hala ayaktaydı.

Bugünkü limanın hemen arkasında Helenistik kaleden kalan son duvarlar izlenir.

Ön kesimde, birkaç kez revizyon-onarım gördüğü anlaşılan, üzerinde her dönemden izler taşıyan dış kale duvarlarının kalan kısımları görülür.

En altta birkaç sıra Helenistik duvar parçaları, üzerinde de Bizans ve Osmanlı onarımları görülür.

Yukarı iç kesimde, Helenistik sur ve kulelerin kalıntıları ile bazı lahit parçaları bulunur.

Hemen hepsinin üstünü, geleneksel evler veya yeni yapılmış yapılar kaplamıştır.

Limyra adına limanı kontrol eden Helenistik kale, limana egemen bir konumda inşa edilmiştir.

Kalıntılardan anlaşıldığı gibi, Hhoenikus/Phoiniks, hiçbir zaman bir kent olmamıştır.

Sadece limana yönelik bir kontrol kalesi ve liman hizmetlerinin görüldüğü yapıları içeren bir yerleşim işleviyle yaşamıştır.

KARASU tarafında 2 kaya mezarı, batısındaki ÜÇTEPE çevresinde de lahitler ve yapı kalıntıları bulunur.

Göklimana bakan tarafta ise, gözetleme kulesi ve çiftlik kalıntıları vardır.

Karasu boyunca, kuzeye doğru Eski İskele tarafında geleneksel ahşap evler vardır.

Gümrük yapısı da muhtemelen buradadır.

FİNİKE SURLARINDA EN ETKİLEYİCİ HİKAYE, 655 YILINDA YAŞANIR.

İslam ve Bizans deniz güçleri, Finike Denizinde karşılaşır.

Mısır ve Suriye donanmaları birleşmiş ve güçlü bir Arap ordusunu oluşturmuşlardır.

Mısır güçlerinin başında Abdullah Bin Sad, Suriye güçlerinin başında ise Abul Avar vardı.

O tarihlerde Finike’de, veba ve istilalar gibi birçok felaket yaşanmış ve bölgedeki Bizans gücünün direnecek pek hali kalmamıştır.

Arap donanması ise onarımlarını ve yeni teknelerini yapacak yeterince nitelikli ağaç ve yaşanacak alan bulmuştu.

Tarihi kaynaklar akıl almaz sayıda geminin limanda buluştuğunu aktarır.

Mısır dan 200, Suriye’den 100 gemi gelmiştir.

Yaklaşık 30 bin kişilik ordunun beslenme kaynakları da Finike den sağlanmaktaydı.

Bu büyük güç, Bizans için önceden yolu kesilmesi gereken büyük bir tehditti.

Ve nihayet, Finike önlerinde donanlalar çarpışmaya başlar.

Bir yandan çanlar, diğer yandan ezanlar psikolojik savaşın silahları olur.

Arap savaşçıları gemileri yanaştırıp karadaymış gibi savaşarak kazanmayı bilir.

Finike koyu gemi mezarlığına döner.

Savaşı kaybeden Bizans imparatoru hızlı bir gemiyle İstanbul a kaçar.

Baş komutanlarının bu onursuz kaçışı Bizans savaşçılarına başkaldırtır.

Oysa savaşta onurlu aşıklar da vardır.

Bizans gemisinin kancayla sürüklediği Arap gemisinde Sad ın karısı ve onun aşığı olan veznedar Alkanah Bursayah da vardır.

Alkanah cesurca, iki geminin arasındaki kancayı çıkartarak hem komutanını hem de sevgilisini kurtarır.

 

FİNİKE SULARINDA BİR İŞGAL TARİHİ DE 1606 YILIDIR.

            Baskına uğrayan Türkler intiharı seçer.

            Aziz Stephanos Şövalyeleri asal görevlerini yapıyorlardı.

Osmanlı’nın Akdeniz Limanlarını ve gemilerini etkisiz hale getirmek ve Akdeniz de terör estirmekti.

            Bu seferin tek iyi yanı, Fulvin Fontana nın Şövalyelerinin etkinliklerini resimli bir kitapta anlaşmış olmasıydı.

Bugüne kalan kalıntılar, bu çizimdeki resmi tamamlamaya elbette yetmez.

Fontana: “Şövalyelerin Finike işgalini detaylı bir resim yanında, metinde de şöyle aktarır.

            “Finike ve Namur başarıyla ele geçirilmiş, her ikisi de 1.5 günden kısa süre içinde birliklerimiz tarafından yağmalanmıştır. Antalya Vilayetinin deniz kıyısında bulunan Finike kalesi de aynı başarıyla ele geçirildi. Aynı yılın 4 Haziran gecesi, kentin 3 mil yakınına gelindi.

Petardelerle havaya uçurulan kale girişinden içeri giren askerler karşısında Türkler şaşkın ve çaresiz biçimde kala kaldılar. Karşı koymaya o kadar kararlıydılar ki, teslim olmaktansa intihar etmeyi seçtiler. Erkeklerin ölümünden sonra kadınlar ve çocuklar ganimet olarak elimize geçti. Aralarında Ağa nın karısı ve kızı da vardı. Kent ateşe verildikten sonra kadırgalara bindirilerek Livonno ya getirildiler.

ŞEHİRDEKİ ROMA DÖNEMİ TAPINAKLARI:

Şehirde dinsel amaçlı 7 yapı tespit edilmişse de bunlardan sadece 4 tanesinin hangi tanrıya ait olduğu anlaşılmıştır. Mesela “Eutykheos’un oğlu Zosimos Ponponios Athena tapınağının mimarı ve rahibi” yazıtı bir Athena tapınağının varlığını gösterir ama bunun hangi tapınak olduğu hala bilinmez. Pindaros, kentte bir Sozon tapınağından bahseder. Atının yanında, başlıksız ve sakalsız olarak kısa tüniğiyle resimlenen tanrı Zeus gibi baba tanrı formundadır. Sozon’un güneş ve ışıkla ilgisi, Apollon benzerliğini hatırlatır. Ancak Arykanda da bir de Helios vardır ki o da ışıkla ilgilidir. Sozon’un Helios’un prototipi olduğu söylenir. Arykanda da en açık görülen ve kimliği belli olan kült yeri Helios’a aittir. Kente ait olan bazı altarlara bakıldığında, Akamenidlerle Lykia’ya giden Zerdüst dinine ait oldukları bellidir. Arykanda da Mısır tanrılarına ait bir tapınak olmamakla birlikte, İsis ve Serapis’e ait heykelcikler bulunmuştur. Kentte Dioskurlar ve Oniki Tanrılar kültünün varlığı da bulgularla kanıtlanmıştır. Kentte: Asklepios, Hygeia, Aphrodite ve Hermes’in tapınım gördüğü yine heykel parçaları ve küçük bulgulardan anlaşılmaktadır. Apollon’un varlığı benzer ışık tanrıları Sozon ve Helios ile karşılanabilse ya da Artemis heykelcikleri Tanrıça’ya inanıldığını gösterse bile kentte şaşırtıcı olan Lykia’nın asal tanrıları olan Leto, Apollon ve Artemis’e ait bir tapınak olmayışıdır.

Sebasteion:

Akropolis’in kuzeybatısındadır. Yazıtlara göre: Severuslar Hanedanlığına adanmıştır.

Doğu-batı doğrultulu bu yapının güney duvarının Geç Antikçağ ikinci kullanım evresinde, devşirme olarak kullanılmış bir heykel torso’su bulunmuştur. Kent içindeki konumu nedeniyle, bu yapının Athena Tapınağı olabileceği düşünülmektedir.

Finike Arykanda Podyumlu Tapınak

Podyumlu Tapınak ve Büyük Bazilika:

Bunlar, Akropolis’in güneydoğusunda ve alt kodlarda yer alır. Hangi İmparator veya tanrıya adandığı henüz saptanamamıştır.

Her iki yapı, mimari elemanlarından yola çıkılarak, Antoninuslar dönemine tarihlenir. Antoninuslar sülalesinden bir imparatora veya tanrıça Athena’ya adanmış olduğu düşünülür.

Özellikle, her iki tapınağın mimari elemanlarındaki benzemeler, mimar Zosimos Pomponios dönemine uymaktadır. Doğu-Batı doğrultusundaki Büyük Bazilikanın, konumundan dolayı Apollon veya Artemis’e adandığı düşünülmektedir.

PodyumluTapınak: Temenos’daki kurban bağlama ve kan akıtma havuzundan yola çıkılarak Ana Tanrıça kültü özellikleri gösterdiği ve Demeter’e adandığı tahmin edilmektedir. Ancak bu düşünce de güçlü kanıtlara dayalı değildir.