Brezilya Foz do

Brezilya Foz do

Yazıya başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum. Ben daha önce Amerika’da Niagara şelalesini gördüm, ama inanın bu şelaleler Niagara’dan daha heybetli ve muhteşem görünüm veriyor. Yani, fırsat bulanların, her yıl milyonlarca insanın ziyaret ettiği bu bölgeyi mutlaka görmesini öneriyorum.

Brezilya Foz do

 

Evet, Foz Do şehri: Brezilya ülkesinde en büyük 7. şehirdir. Şehir çok miktarda çeşitli etnik gurupları barındırmasıyla bilinir. Şehirde: İtalyan, Portekiz, Lübnan, Çin, Paraguay, Arjantinliler yaşamaktadırlar ve bunlara topluca “iguaçuenses” denilir. Evet şehirde 72 etnik gurup bulunduğu söyleniyor.

Ancak, bu şehri dünya üzerinde en güzel turistik yerlerden biri haline getiren Iguaçu Şelalesidir. Iğuaçu Ulusal Parkı “Dünya Kültür Mirası” olarak belirlenmiş ve doğal zenginlikleriyle rakipsizdir.

Şehrin nüfusu 2010 yılı sayımlarına göre: 256.088 kişidir. Brezilya’nın en büyük sınır nüfusuna sahip şehridir. Şehir: Brezilya, Arjantin ve Paraguay üçlü sınır noktasında bulunmaktadır.

Stratejik konumu nedeniyle, bu metropol alanında, yani 170 km yarıçapındaki alanda, üç ülkeden yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı söyleniyor. Bunlardan 1.2 milyon kişi Parana batı bölgesinde yaşamaktadırlar. Bu nedenle, burası ulusal ve uluslar arası turistler için önemli bir destinasyondur.

Şehir: çeşitli anketlerde, Brezilya’nın yabancı ziyaretçiler için en popüler ikinci destinasyonu olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca uluslar arası kongre ve Toplantı Derneğine göre: ulusal ve uluslar arası etkinlikler ve turizm açısından, Brezilya’nın beş büyük şehrinden biri olarak kabul edilmektedir.

Şehir 23.000 yatak kapasitesiyle Brezilyalı 6 büyük otel kümesine ev sahipliği yapmaktadır. Ülkenin en iyi altyapılarından birine sahiptir. Onun kongre merkezleri aynı anda 40.000 kişiyi alabilmektedir. CNN ABD tarafından, dünyanın 14 en romantik yerlerinden birisi seçilmiştir.

Ama tabii şehrin ve bölgenin en önemli özelliği: Iguaçu Falls şelaleleridir ve bunlar yılda 5 milyon turist ağırlar. Bu ziyaretçiler, şelaleleri gezmek yanında, Paraguay Ciudad del Este alışveriş bölgesine de geçerler. Brezilyalı orta sınıf insanlar, bizde de İstanbul’da Rusların yaptı gibi, Paraguay tarafındaki Ciudad del Este alışveriş merkezinden çanta ile alışveriş yaparlar.

Ayrıca: Brezilya ve Arjantin tarafında bulunan Iguaçu Milli Parkı, yılda 2.5 milyon turist ağırlar.

Dünya üzerinde en büyük, temiz ve yenilenebilir enerji jeneratörü de bu şehirdedir. Itaipu Binational hidroelektrik santralı: bir mühendislik harikasıdır.

Gelelim alışverişe: Foz do Iguaçu ticaret ve alışveriş merkezi: 3 katlı ve 61.000 metre karelik alanı kapsamaktadır ve burada 140 mağaza, 4 sinema ve bir süpermarket bulunmaktadır. Burada ulusal ve uluslar arası birçok markanın malları satılır. Şehir merkezinde de kayda değer mağazalar bulunur.

Hugo Boss, Zegna, Disel gibi uluslar arası markalar yanında, Forum ve Zoomp gibi ulusal markalar da bu mağazalarda sunulmaktadır. Modas Alice: hazır giyim ve giyim tasarımları sunar.

Ayakkabı ve çanta için Keiko, Datelli ve Calçados Rosa tercih edilir. Bambina ise, kadın giyiminde öne çıkar. Colcci: kadın giyim, çanta ve aksesuar, Sadi ise erkek giyiminde popülerdir.

 

İklim

Şehir deniz seviyesinden fazla yüksek olmadığından (173 metre) iklim genellikle sıcak veya ılıktır. İlkbahar ve yaz aylarında bazen yağış görülebilir. Özellikle yaz aylarında yüksek sıcaklıklar görülür.

 

Gece Hayatı

Şehirde halk gayet neşelidir ve gece hayatını seviyorlar. Şehirde: yerel ve Latin Amerika folkloru üzerine tipik şovlar sergileniyor.

Ipora Lenda

Bu bir tür gösteridir ve dans, müzik ve çeşitli renklerin karışımıdır. Dansçılar, müzisyenler ve şarkıcılar olmak üzere sahnede 50 civarında kişi toplanır. Gösteri esnasında müzikal bir yolculuğa çıkılır ve Kuzey ve Kuzeydoğu ile Rio de janeiro canniness kültürü esintileri düzenlenen etkinlikler ile izleyicilere yansıtılır. Gösteriler Cumartesi ve Pazartesi günleri arasında, her gün saat 20.00’de Avenida das Cataratas bölgesinde izlenebilir.

Churrascaria Rafain Show

Brezilya, Paraguay ve Arjantin, Amerika ve Karaipler ve diğer ülkelerin ulusal folklörleri harmanlanarak tanzim edilen bir müzik ve dans gösterisidir. Gösterinin sürdüğü 2 saat boyunca, büfe hizmeti sürdürülmektedir. Büfeden: dondurma, salatalar, sıcak yemekler ve tatlı servisi yapılmaktadır.

Oba-Oba Bottega Samba Show

Foz şehrinde: Rio de Janeiro tarzı Afro-Brezilya kültürü samba şovuda izlenebilir. Bu gösteride, yaklaşık 30 sanatçı ülkede bir numaralı gösteri olan samba danslarını sunuyorlar.

Ono Teatro Bar

Burası 3000 kişi kapasiteli bir gösteri mekanıdır. Burada ulusal ve uluslar arası isimler canlı performans sergiliyorlar. Ayrıca: kurumsal etkinlikler, moda gösterileri ve ticaret ve kültürel sergiler düzenleniyor.

 

ŞEHİRDE GEZİLECEK YERLER

Brezilya Foz do 34.Motorlu Piyade Taburu-34 Battalion Infantry

34.Motorlu Piyade Taburu-34 Battalion Infantry

Burası bölgedeki ilk bağımsız şirketin: askeri birliğidir ve 13 Mayıs 1932 tarihinde kurulmuştur. Tabur 1980 yılına kadar şehirde sürekli olarak kalmıştır. Taburun bulunduğu alan şehir merkezindeki 8 hektarlık alanı kaplamaktadır.

 

Gatulio Vargas Square

Bu meydan: 1973 yılında Belediye Başkanı Tercio Alves Albuquerque zamanında açılmıştır. Meydanda: Iguazuenseli sanatçı Giovanni Vıssotto tarafından yapılan “Vargas” büstü bulunmaktadır. Büst üzerinde çalışırken sanatçı büstün çene bölümünü kırmıştır. Daha sonra Parana nehrinden alınan bir taş yeniden oyulmuş ve bu mükemmellik elde edilmiş, kırılma olmamıştır.

Brezilya Foz do The Old Casino Hotel

The Old Casino Hotel

Burası 1936 yılında mühendis Raul Mesquita tarafından tasarlanmıştır. İnşaatın yapımı 1938-1939 yılları arasında sürmüştür. Şehre gelen ünlü konuklara ev sahipliği yapan otel, günümüzde Parana Turismo bölgesel merkezi olarak kullanılmaktadır.

Brezilya Foz do Bartolomeu Mitre School

Bartolomeu Mitre School

Okul vali Caetano Muhhoz da Rocha tarafından 1927 yılında kurulmuştur. 1930 yılında “Üçlü İttifak Savaşı” sırasında Paraguay birliklerinin Brezilya topraklarını istilasını cesur Arjantinli Bartolomeu Mitre ve bu öncü okulda kurulan gurup engellemiştir. 2001 yılında okul büyük bir restorasyon çalışmasına tabi tutulmuş ve günümüzde yerel toplulukların buluşma noktası olarak kullanılmaktadır.

Brezilya Foz do The Mosque-İbn-Hattab Cabii

The Mosque-İbn-Hattab Cabii

Burası Foz şehrindeki Müslümanlar için bir ibadet yeridir. Caminin temeli 1981 yılında atılmış ve cami 1983 yılında açılmıştır. Onun mimarisinde Kudüs şehrinde bulunan Al Akssa cami ilham kaynağı olmuştur. Minaresinin yüksekliği 31 metredir ve uzaklardan bile görülebilir.
Burası Latin Amerika’nın en büyük camisidir.

Brezilya Foz do Gresfi

Gresfi

Burası 1933 yılında açılan Iguaçu Askeri Hava alanıdır. Alanın açılışı 1 Nisan 1936 tarihinde yapılmıştır. Ama sadece 1938 yılında Panam şirketine ait bir yolcu uçağı inmiştir. Takip eden süreçte Henry Fonda, Grace Moore gibi seçkin konuklar bu havaalanı üzerinden bölgeyi ziyarete gelmişlerdir.

Brezilya Foz do Coart

Coart

1978 tarihinde açılan bu mekan, bölgenin el sanatlarını ve kültürünü korumak ve yaymak için düzenlenmiştir. Burada üretilen çömlekler, güzellik ve kaliteleriyle Brezilya’nın en iyileridir. Ayrıca porselen ve cam gibi geri dönüşüm malzemeleri de diğer teknikler kullanılarak üretilmektedir.

 

Agro School

Bu okul kamu eğitimi için 1953 yılında açılmıştır. Şehrin büyük bir alanına sahip okul uzun süre özellikle tarım alanında profesyonel üreticiler yetiştirilmesinde kullanılmıştır.

Brezilya Foz do Dreamland Wax Museum
Brezilya Foz do Dreamland Wax Museum

 

Dreamland Wax Museum

2014 yılında açılan bu mekanda: aileler için çeşitli aktiviteler ve özellikle çocuklar ve gençler için kültürel ve eğlenceye yönelik etkinlikler bulunmaktadır. Burada: Balmumu müzesinde: İngiltere Kraliçesi Elizabeth II, Madonna, Amy Winehouse, Elvis Presley, Pele, Clint Eastwood, Marlyn Monroe, Michael Jackson gibi ünlülerin balmumu heykelleri sergileniyor.

4 katlı binada: 20 dinazor figürü bulunuyor. Bunların boyu, ağzından kuyruğuna kadar 23 metredir. Tyrannosaurus Rex denilen ve bitki örtüsü ile dolu olan alanda “Dinozorlar Vadisi” bulunmaktadır. Dinazorlar vadisi, hayvanların bütün sesleri ve robotik hareketleriyle canlanmaktadır. Kuyrukları, boyunları, ağızları ve gözleri hareket etmektedir.

Brezilya Foz do Brezilya Avenue-Caddesi

Brezilya Avenue-Caddesi

Burası şehrin ana caddesidir. Ayrıca açık bir alışveriş merkezidir. Başlangıçta caddenin adı “Rua Botafogo” imiş. Ancak 50 yıl sonra “Brezilya caddesi” olarak isimlendirilmiştir. Şehrin ana binaları olan ilk Brezilya oteli (HSBC) ve ilk sinema (Cine Star-1956 yılı) bu cadde üzerindedir.

1946 yılında bu cadde üzerinde yalnızca iki araba dolaşıyormuş. Bunlar: Schinke ailesinin Crysler 38 ve Mate Laranjeiras markalı arabalardır.

 

Bölgedeki Casinolar

Foz do Iguaçu gecelerinde, en büyük casino mekanları: Puerto Iguazu (Arjantin) ve Ciudad del Este (Paraguay) bölümlerinde bulunmaktadır ve bunlara kolaylıkla ulaşılır. Bu casinolara transfer hizmetleri otel veya özel şirketler tarafından sunulmaktadır. 1950 yılından sonra Brezilya’da casino yasaklanmıştır.

Casino Iguazu

Burada: rulet, blackjack, poker, bakara ve zar oyun alanları ve Avrupa standartlarında slot makineleri çeşitleri görülür. Zorlu oyuncular için VIP odaları vardır.
Yalnız buranın aşırı pahalı olduğunu unutmamak gerekir. Bir pizza 78 peso yani yaklaşık 30 dolardır. Ayrıca cep telefonu ile fotoğraf çekmek yasaktır.

 

MİLLİ PARK ALANI

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınan park alanında: çeşitli yürüyüş yolları ve şelaleleri izlemek için değişik bakış açısı sunan gözlem yerleri vardır. Şelalelerin bulunduğu milli park alanı: Brezilya tarafında Iguazu otobanına ve Foz do şehrine 15 km uzaklıktadır.

Arjantin tarafında ise Puerto Iguazu şehrine 23 km uzaklıktadır.
Taksiyle Foz Do şehrinden buraya ulaşmak isterseniz yolculuk 15 dakika sürer. Otobüs düşünürseniz yolculuk 30 dakika sürer ve 2.85 dolar ücret ödenir.

Park alanında en büyük su hacmi, yılın Aralık-Ocak aylarında görülür.

Park alanında: otobüs ile 1200 metre uzunluğunda ve nefes kesici manzaralar izlenen bir doğal geçit turu yapılır. Bu çift katlı otobüs 72 yolcu kapasitelidir. Flora, fauna, dev şelaleler ve gökyüzünde çaprazlama renkli gökkuşağı arasında Iguaçu ve çevresinde dünyanın en güzel gezilerinden birini yapmak mümkündür.

Şelale ötesinde, park alanı birçok bitki ve kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır. Çam ağaçları ve orkideler ile papağanlar ve makak maymunları görülür. Yalnız bu maymunlara dikkat etmeniz önerilir, çünkü çanta veya torbalardan gıda veya parlak cisimleri çalıyorlar.

Parkın Arjantin tarafında: ulaşım araçları otobüs ve tren olmak üzere iki devrelidir. Yürüyüş yolları 1700 metre boyunca uzanır. 650 metre yükseklikteki gözlem yerinden tüm şelalelerin düşmesi görülebilir.

Brezilya Foz do IGUAÇU ŞELALELERİ
Brezilya Foz do IGUAÇU ŞELALELERİ
Brezilya Foz do IGUAÇU ŞELALELERİ
Brezilya Foz do IGUAÇU ŞELALELERİ

 

IGUAÇU ŞELALELERİ

Şelaleler Dünyanın Yedi Doğal Harikasından biri olarak seçilmiştir ve 1549 yılında İspanyol kaşif Cabeza de Vace tarafından bulunmuştur. 1860 yılına kadar bölge: Brezilya ve Paraguay arasında tartışmalı bölge statüsünde kalmıştır. Ama yine bu tarihlerde yapılan çatışmalarda Paraguaylılar yenilmiş ve şelalenin bulunduğu yer Brezilya toprakları olarak kabul edilmiştir.

1897 yılına kadar bölge ıssızlığını korumuştur. Bölge daha çok yabancılar ve özellikle Arjantinlilerin ilgisini çekmiştir. 1916 yılından itibaren, Brezilya hükümeti bölgeye daha çok önem vermeye başlamıştır. 1939 yılında bölgede “Parque Nacional do Iguaçı” parkı oluşturulmuştur. 1945 yılında bölgede “Foz Do” şehri kurulmaya başlamış ve 1960’ların sonundaki ekonomik kalkınma sonucunda şehir hızla gelişmiştir.

Arjantin-Brezilya sınırını oluşturan Iguaçu nehri: falls bölümünde 1200 metre genişliğe ulaşır ve Şeytan boğazında 65 metrelik bir kanala gelir. Brezilya topraklarında şelalenin toplam genişliği yaklaşık 800 metredir. Arjantin tarafında ise 1900 metredir.

Düşme yüksekliği nehrin akışına bağlı olarak 40 ile 80 metre arasındadır. Nehrin ortalama debisi saniyede 500 metre küptür. Taşkın zamanlarında bu oran saniyede 8500 metre küpe kadar çıkmaktadır. Suyun en yoğun olduğu tarihler Ekim-Mart ayları arasındaki dönemdir.

19 ana düşme bölümü vardır. Bunların 5 tanesi Brezilya tarafındadır. 14 tanesi ise Arjantin tarafındadır. Düşme en iyi Brezilya tarafında gözlemlenmektedir.

Evet şelalelerin görülmesi için çeşitli turlar düzenlenmektedir. Bu şelaleler her yıl 1 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir.
Burayı ziyarete gitmek isteyenler, yanlarında mutlaka yağmurluk ve yedek ayakkabı bulundurmalıdırlar.

Brezilya Foz do Falls Rappel
Brezilya Foz do Falls Rappel

 

Falls Rappel

Iguacu’da büyük bir macera yaşamak isteyenler için bunu denemek gerekir. Ziyaretçi: Iguazu nehri kenarında, Rappel Platformuna, ormanda maceralı bir yolculuk yapıyor. Bir iz boyunca, askıda köprüde yürünüyor.

55 metre tırmanış var. Adrenalin dolu bu turu, kendisine güvenenlerin mutlaka denemesini öneririm. İpler ve emniyet ekipmanları gayet güvenlidir ve bir defada en fazla iki kişi için uygulanıyor. Süre yaklaşık 30 dakikadır.

Rahat kıyafetler ve ayakkabı giymek şarttır. Yaş aralığı var: 7 yaşından büyükler ve 1.30 cm den daha uzun boylular kullanabiliyor.

Brezilya Foz do Macuco Safari
Brezilya Foz do Macuco Safari

 

Macuco Safari

Bu safari turu, turistler tarafından yoğun olarak tercih edilir. Tur şelale yakınlarında büyük bir final ile heyecan dorukta sonuçlanıyor. Tur bu tur için yapılmış elektrikli araçlar tarafından çekilen vagonlar ile başlıyor ve biniş kapısına gidiliyor. Iguazu nehrinin sağ kıyısında bulunan bir platformdan botlara biniliyor. Video kameralar ve fotoğraf makinelerini korumak için plastik torbalar veriliyor.

3 km boyunca, 5 metrelik şişme botlarla yapılan yoğun ve güzel flora ile harmanlanmış nadir yerel fauna gözlemlemek mümkündür. Bu tekneler: 25 kişi kapasiteli ve her biri 150 bg motor ile donatılmıştır ve Iguazu nehrinin akıntısını yenmek için yalnızca kürek çekmek yeterli olmamaktadır.

Tekne birkaç dakika durdurulduğunda, yolcular manzaranın tadını çıkarır ve fotoğraf çekerler. Ayrıca, Arjantin tarafındaki şelale de görülebilir. Tekne bazalt kayalardan aşağıya sağır edici bir ses tonuyla düşen suların yani şelalenin bulunduğu yere yaklaştığında heyecan doruklara ulaşır.

Gezinin en heyecanlı kısmı buradadır. Tekne pilotu ustaca manevralar yaparak yolcuları bazen duş yaptırır ve şelaleye yaklaştıkça heyecanla gelen tepkiler artar, sonuç olarak yılın en az 8 aylık bölümündeki yaz sıcaklarında bu yolculuk gayet serinleticidir. Sırılsıklam giysiler ile, 3-4 duş sonrasında, 1.5 saatin ardından maceralı yolculuk biter.

Ayrıca, yine yolculuk boyunca yaban hayatını de izleyebilirsiniz. Ayrıca yüzyıllık ağaçlar ve orkideler ilgi çekiyor. Iguazu’ya ulaşmadan önce son 600 metre yürüyerek geçiliyor.
Farklı bir açıdan şelaleleri görmek isteyenler bu tura katılmalıdırlar.

 

Trilha Poço Preto

Park alanı içindeki bu 9 km lik tur: daha çok ekolojik özellikler taşır. Tur yalnız yürüyerek veya bisikletle yapılır. Ormanın panaromik manzarasına sahip 10 metre yükseklikteki sığınaktan geçilir ve bir asma köprü ile devam eder.

 

Trilha das Bananeiras

1.6 km.lik bu ekolojik tur: park alanı içindeki en güzel turlardandır. Yürüyerek veya özel jeeplerle, özel rehberler eşliğinde yapılır. Turda parkın fauna ve florasını görmek mümkündür. Ziyaretçiler su kuşlarını görürler, küçük lagünler gezilir.

 

Canion Iguaçu

Milli park alanı içindeki bu turda: Kanyon içinde halatlar ile ağaçlara tırmanma, Iguaçu nehrinde rafting, 55 metre yükseklikteki rappel ve Falls panaromik manzaralı büyük kaya duvarlara tırmanış gibi etkinlikleri düzenler. Tüm etkinliklerde profesyonel rehberler nezaret ederler.

 

Itaipu Binacional

Elektrik üretiminde dünyanın bu en büyük tesisini görmek için, panoramik manzaralı baraj turuna katılmak gerekir. Bu turda: karmaşık eko-müze, Biyolojik sığınma ve Astronomik Hub gibi yerler görülür.

Brezilya Foz do BARAJ VE  SANTRAL
Brezilya Foz do BARAJ VE  SANTRAL

 

BARAJ VE  SANTRAL

Itaipu Dam barajı: çok ihtişamlıdır ve Parana nehri üzerinde, şelalelere 38 km uzaklıktadır.

Dev barajın uzunluğu 7919 metre ve yüksekliği 196 metredir. Yükseklik 65 katlı bina yüksekliğine eşdeğerdir. Baraj inşaatında: Rio de Janeiro şehrindeki Maracana gibi 210 tane stadyum inşa edilebilecek kapasitede beton kullanılmıştır. (12.3 milyon metre küp) Kullanılan demir-çelik ile, Paris-Eyfel kulesinden 380 tane yapılabilirmiş.

1350 km karelik rezervuar: Brezilya ve Paraguay için elektrik üretir. Daha önce Brezilya tarafı harap bir alan iken, tarım uygulamaları ile rezervuar koruma alanına 20 milyondan fazla yerli ağaç fidanı dikilmiş ve böylece hidroelektrik sahasında dünyanın en büyük ağaçlandırma projesi başlatılmıştır.

Burası Brezilyalılar ve Paraguaylılar için gurur kaynağıdır, çünkü temiz, yenilenebilir enerji üretilmektedir.

Parana nehri üzerindeki bu baraj: enerji üretiminde dünyanın en büyük 20. hidroelektrik santralıdır. Burada üretilen enerjinin % 20’lik bölümü Brezilya ve % 80’lik bölümü Paraguay’da tüketilmektedir.

Hidroelektrik santrali, hem Brezilya ve hem de Paraguay tarafındadır ve 1977 yılından bu yana 16 milyon kişi tarafından ziyaret edilmiştir. Özellikle baraj aydınlatması ilgi görmektedir. Baraj: kademeli reflektör ve lambalar ile aydınlatılır. Işıkları kontrast ve gece karanlığında, hidroelektrik santralı daha büyük görünür.

Buraya yapılan özel turda: panoramik manzaralarının görülmesine ilave olarak: barajı oluşturan görkemli beton mimarinin detaylarına daha yakından bakılmaktadır. 65 katlı binaya eşdeğer yükseklikten, saniyede 700.000 litre su aktığında: bulunduğunuz yerde bir titreşim hissedeceksiniz.

Elektrik üretim fabrikasının kontrol odasında: Brezilyalı ve Paraguaylı teknisyenler görülüyor. Buradaki bir türbinin yalnızca 2.5 milyon evin elektrik ihtiyacını karşıladığı söyleniyor.

 

Porto Katamaran

Itaipu barajının geniş göletindeki sakin sularda katamaran gemisi ile gezi düzenlenmektedir. Tur yaklaşık 1 saatten biraz fazla sürmektedir. Günde 4 gezi düzenlenmektedir. Cuma ve Cumartesi günleri, baraj aydınlatıldıktan sonra gece gezileri de düzenlenmektedir. 35 metre uzunluğundaki teknede, bir seferde en fazla 200 kişi yolcu olarak alınmaktadır.

Brezilya Foz do Biyolojik Sanctuary Bela Vista
Brezilya Foz do Biyolojik Sanctuary Bela Vista

 

Biyolojik Sanctuary Bela Vista

Burası 1970’lerde oluşturulmuş bir hayvan koruma ünitesidir ve rezervuarın biriken suları sonucunda hayvanlar için bir ev/yaşama ortamı sağlanmaya çalışılmıştır.
Burası: yabani hayvanların üreteme ortamı ve orman türleri fide üretimi çalışmaları dahil, flora ve fauna çalışmaları merkezidir.

Yemyeşil orman boyunca, burada 2 km lik yürüyüş yolunda yürüyüş yapabilirsiniz. Yürüyüş yaklaşık 2 saat sürer ama uygun ayakkabı giymeniz önerilir.

Burayı ziyaret ederseniz Itaipu gölünün oluşumundan beri, burada korunan birçok hayvanı görebilirsiniz. Ayrıca 950’den fazla bitki türü de görülür. Hayvanlar arasında bulunanlar: timsah, atmaca, kral akbaba, rakun, kırmızı papağan, kaplumbağa, baykuş, yılan ve çeşitli maymun türleridir. Bir cam duvarın ardından jaguarları da görebilirsiniz.

26 metre yükseklikte, 3.5 metre çapında ve yaklaşık 300 yaşında olan Angico ağaçları ilgi çekmektedir.

Brezilya Foz do Eko Müze

 

Eko Müze

Itaipu Hidroelektrik santralı ve bölgedeki tüm tarihi ve ekolojisi bu müzede yansıtılmaktadır.
Müze sergileri, ziyaretçileri hem heyecanlandırmak ve hem de bilgilendirmek için düzenlenmektedir ve sürekli yenilenmektedir. Müzede dünya ile ilgili arkeolojik ve paleontolojik sahnelere ait görüntüler bulunur.

Müze gezisinde, ziyaretçiler tur süresince, çevrenin korunması için Itaipu tarafından tasarlanan projeler ve santralın nasıl çevreye duyarlı inşa edildiğine şahit olacaklardır. Ayrıca yine burada santraldeki türbinlerden birinin ekseninin kopyası bulunur.

Ayrıca yine müze içinde, Itaipu gölü ve havzanın büyük ölçekli modeli üzerindeki cam panoda yürüyebilirsiniz. Brezilya ve Paraguay ülkelerini birbirine bağlayan yerli kültürünün tarihini öğrenebilirsiniz ve yine burada çağdaş sanat sergileri düzenlenmektedir.

Brezilya Foz do Astronomi Hub

 

Astronomi Hub

Itaipu Santralı Tourist Complex alanında “Karadağ Filho Astronomi Gözlemevi” bulunmaktadır. Burada: takımyıldızları ve gezegenleri gözlemlemek mümkündür. Burada: bir teknoloji parkı, Astronomi gözlemevi ve planetaryum bulunmaktadır. Gözlemevine 10 dakikalık bir yolculukla ulaşılıyor.

Tura seans başına 73 kişi alınmaktadır.

Planetaryum’da: 11 metre çapında ve 8 metre yüksekliğindeki kubbede, sanal gökyüzü gözlemlenmektedir. Projeksiyon ile gözlemci yani ziyaretçilere gökyüzü simüle edilmektedir. Yani gökyüzü yansıtılmaktadır. Işıklar kapatılır ve projeksiyon ile kubbedeki ekranda sanal gökyüzü oluşturulmaktadır.

Müzede: meteorların parçaları, uzay sondaları kopyaları, gezegenlerin küreler ve astronomi prototipleri ve teleskopları görmek mümkündür.

Brezilya Foz do Elektrikli Araç Test Sürüşü

 

Elektrikli Araç Test Sürüşü

Itaipu Fabrikası bünyesinde üretilen temiz ve sessiz olan bu prototip elektrikli araç: tüm teknolojiyi tanımak açısından ziyaretçilere kullandırılmaktadır. Bu tur yaklaşık 20 km dir ve fabrika yolunda atılır. Bir eğitmen tarafından eskort hizmeti verilir, 1 sürücü ve 2 misafir araca binebilir.

Brezilya Foz do Şeytan Boğazı
Brezilya Foz do Şeytan Boğazı
Brezilya Foz do Şeytan Boğazı

 

Şeytan Boğazı

Evet, Iguaçu nehri: falls bölümünde 1200 metre genişlikte iken, burada 65 metrelik bir kanalda akar.
Burası hem yolları hem de heyecan verici görüntüsü ile öne çıkmaktadır. Şelaleler içinde en fazla düşüş yüksekliği buradadır ve 97 metredir. Yani burası bölgenin en etkileyici yeridir.

Brezilya Foz do Kuş Parkı
Brezilya Foz do Kuş Parkı

 

Kuş Parkı

Kuş Parkı: Iguazu Milli Parkı girişinde, Iguazu Falls yakınlarında, dünyanın en cazip yerlerinden birinde yer almaktadır. Subtropikal ormanlar ile uyumlu yapılan kuş kafeslerinde uçan nadir ve renkli kuşları hayranlıkla izlemek mümkündür.

Park 1994 yılında Dennis ve Anna Croukamp tarafından düzenlenmiş ve günümüzde 1400 metrelik yürüyüş yolu boyunca 150 farklı türden, 900’ün üzerinde kuş görmek mümkündür. Bu 1400 metrelik parkur üzerinde: kuşlar alanı, sürüngenler alanı ve kelebek bahçesi görülür.

Pantanal bölümünde, kuşlarla ziyaretçiler yakın olmaktadırlar ve bu bölümde fotoğraf çektirmelisiniz. Aviary ve Afrika Savana bölümlerinde: egzotik renkleri ve nadir türleriyle kuşlar, ziyaretçilerin hayranlığına neden olurlar. Olağanüstü kuşlar yanında, park alanında yılan, kertenkele ve kelebeklerin bulunduğu bölümler de ziyaretçiler tarafından ilgi görmektedir. Tek kural, park alanı içinde dolaşırken sakince dolaşmak ve kuşları ürkütmemektir. Özellikle papağanlar ilgi çekiyor.

Ayrıca park alanında bazı türlerin üremeleri için çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Flamingo kuş kafesleri: aynalarla kaplanmıştır. Çünkü: bu kuşa, nüfusunun çok büyük olduğu izlenimi verilmek istenilmektedir. Flamingolar: büyük sürüler halindeyken üremeyi tercih ederler. Burada birey sayısı az olduğundan, aynalarla kuşlar kendilerini büyük sürüler arasında hissederler.

 

Dostluk Köprüsü

Buradan Paraguay ülkesinin Ciudal del Este şehrine geçebilirsiniz. Bu şehirdeki alışveriş mekanlarında özellikle içecek ve parfüm ucuzdur.

 

Three Landmarks

Brezilya, Paraguay ve Arjantin sınırında bulunan bu anıt, 20 Temmuz 1903 tarihinde açılmıştır. Bir eşkenar üçgen şeklindeki dikilitaş , yeşil-sarı ve ulusal renklerle yani her ülkenin işaretleri ve bayrakları renklerine boyanmıştır. Anıtın bulunduğu yerden: Parana nehri ve üç komşu ülkenin bazı muhteşem manzaralarını izlemek mümkündür.

Brezilya Foz do Foz Budist Tapınağı
Brezilya Foz do Foz Budist Tapınağı

 

Foz Budist Tapınağı

Parana nehri kıyısındadır ve Iguazu üçlü sınırında Çin toplumu tarafından inşa edilmiştir. Tapınak 50 hektarlık geniş bir alana yayılır ve Latin Amerika’daki Budist çalışma ve meditasyon için en büyük merkezlerden birisi olarak kabul edilir. Tapınakta 7 metre boyundaki Buda heykeli ilgi çekmektedir. Bina 2 katlıdır. Tapınakla uyumlu olarak park alanında çeşitli heykeller bulunmaktadır.

Brezilya Foz do Burtoni Müzesi

Burtoni Müzesi

Tur: 40 yolcu kapasiteli Iguaçu Explorer yatı ile başlar. Yat: kapalı kabinli ve güvertelidir. Tekne: Burtoni Müzesine ulaşmak için Parana nehri üzerinde 40 dakikalık bir yolculuk yapar.

Müzeye geldiğinizde: İsviçreli bilim adamı Moises Burtoni’nin yaşamı ve çalışmalarını yaptığı iki büyük ahşap ev göreceksiniz. Moises Burtoni: 19. yüzyıl Avrupa siyasi ve sosyal ortamında, 1857-1929 yılları arasında yaşamıştır.

Bu yaşamında, ünlü İsviçreli araştırmacı, Arjantin’e taşınır ve daha sonra botanikçi hayatının en güzel anlarını burada yaşamış ve çalışmalarını ölümsüzleştirmiştir. Kendisi: botanik, Etnografya ve Guarani dili üzerine ve ayrıca zooloji, entomoloji, meteoroloji, tarım ve biyoloji alanlarında önemli çalışmalar yapmış ve başarılar kazanmıştır.

Evet, bu evlerde, sayısız kitap, bilimsel nesneler ve Moises Bertoni’nin eserleri sergilenmektedir. Bölgede ise egzotik bitkiler görülür. Buna ek olarak: Burtoni aile mezarlığı ve sitenin çevresinde yaşayan kabileler tarafından yerli el sanatlarının satıldığı yerleri de ziyaret edebilirsiniz.

 

Ciudad Del Este Alışveriş Merkezi

Bölgeyi ziyaret eden Brezilyalı turistler özellikle Paraguay bölgesindeki bu alışveriş merkezine mutlaka uğramaktadırlar. Söylenenlere göre: burası Miami ve Honk Kong arkasından dünyanın üçüncü en işlek ticaret ve alışveriş merkezidir. Brezilyalı turistler Paraguay’dan 300 dolarlık vergisiz alışveriş yapabiliyorlar.

Alışveriş bu tutarı aşıyorsa, vergi ödemek zorunda kalıyorlar.

Evet burası ülkenin alışveriş cenneti olarak kabul edilir. Alışveriş merkezi “Ciudad del Est” girişinde bulunmaktadır ve erişim kolaydır. Burada: elektronik, bilgisayar oyunları, kozmetik, spor ve balıkçılık, oyuncak, çanta, aksesuar ve giysi satan mağazalar, Del Este Mall restoran ve Casino bulunmaktadır.

Del Este Mall ile Iguaza arasında ücretsiz servis bulunuyor. Şehir merkezinden farklı otellerden toplanan yolcular bu ücretsiz servis ile buraya götürülüyorlar.

Brezilya Foz do Duty Free Shop
Brezilya Foz do Duty Free Shop

 

Duty Free Shop

Burası Brezilya ve Arjantin’i birleştiren “Kardeşlik Köprüsü” yanında, serbest bölgededir. Bütün mallar ve ürünler: Brezilya’da satılanlardan daha ucuzdur çünkü vergiden muaftır.

Buradaki dükkanlarda: giysi, bavullar, kozmetik, parfümeri, oyuncak, çikolata, içecek ve pazarda elektronik ürünlerin en iyi markalarını bulup satın alabilirsiniz.

Ayrıca: zeytin, yağ ve peynir gibi ülkenin geleneksel mallarının satıldığı dükkanlar bulunur. Ama buranın en önemli ve popüler ürünleri, Arjantin şaraplarıdır. Alışveriş yaparken, klimalı ortamda, konfor, güvenlik ve huzur hakimdir.

Brezilya Foz do Su Parkı

Su Parkı

Yüksek yaz sıcaklarında, burası turistler için dinlenme ve eğlence noktasıdır. Acquamania Su parkı: 1992 yılında açılmıştır. 20 bin metre karelik alana yapılmıştır. Alanda 7 havuz bulunmaktadır. Havuzlar her yaş için adrenalin dolu eğlenceler sunmaktadır. Kaydıraklar 22 metre ile 200 metre arasındaki uzunluktadır.

Brezilya Rio da Janairo

Amerika, Brezilya, Salvador

 

Babil Asma Bahçeleri

Babil Asma Bahçeleri

 

Yazının hemen başında belirtmeliyim ki: “Babil’in Asma Bahçeleri” olarak, Dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen yeri; gören, bilen yoktur. Hatta: dönemin sikkelerinde ve yine o dönemde, o yörede bolca bulunan çivi yazılı tabletlerde bile, buranın herhangi bir resmi veya resmi bilgi bulunmamaktadır.

Burası hakkındaki bilgilerimiz: antik dönem yazarlarının aktardıklarından ibarettir ve elbette kesinliği tartışmalı, kanıtlanmamış bilgilerdir. Ama: Dünyanın 7 harikası seçilirken, burası da o harikalar listesine dahil edilmiş ve kabul edilmiştir.

Evet: öncelikle “Babil” şehrinden ve şehirde ve çevresinde kurulan uygarlıktan söz etmek istiyorum. Söylediğim gibi, bu doğruluğu kanıtlanmamış bilgiler, antik dönem yazarlarından ve daha sonra bu bölgede kazı yapan bilim adamlarının buluntular eşliğindeki yorumlarından kaynaklanmaktadır.

 

BABİL ŞEHRİ VE TARİHİ SÜREÇ

Babil şehri: Basra körfezinin kuzeybatısında ve Akdeniz’in doğusunda, günümüzde Irak ülkesi sınırları içinde, Fırat ırmağının üzerinde yer almıştır.

Şehir: antik dünyaya: ilk olarak ünlü kral “Hammurabi” (MÖ 1792-1750) döneminde, muhteşem bir uygarlık düzeyine ulaşmıştır. Hammurabi: ismini sonsuza dek yaşatacak ve günümüzde Paris-Louvre Müzesinde sergilenen, ünlü “Hammurabi kanunları” ile gündeme gelmiştir.

Hammurabi döneminden sonra ise, şehirde inişli-çıkışlı bir gelişim görülür.

MÖ.625-605 yılları arasında: “Kalde” hanedanı kurucusu Nabupolasar döneminde: şehir yeniden zirveye çıkar. Özellikle: MÖ.612 yılında: Medler ve İskitlerle birlikte, kuşaklar boyunca politika ve özel yaşamlarına hükmeden “Asur” medeniyetine son verdiler.

MÖ.604-562 yılları arasında hüküm süren, oğul II. Nabukadnezar; Mezopotamya’nın en etkileyici ve ünlü krallarından birisidir. Kendisi: İmparatorluğu yayma düşüncesiyle: Suriye, Filistin ve Mısır üzerine seferler düzenlemiştir.

Bu seferler sırasında: MÖ.597 yılında: “İncil” de de söz edilen: Yahuda kralı Yehoyakin ve pek çok esirin: Babil’e sürülmesi, daha sonra ise Kudüs şehrinde bulunan tapınağın yıkılması ve Yahudilerin son olarak, MÖ.586 yılında, toptan Babil şehrine sürülmesi eylemleri, onun zamanında olmuştur.

Nabukadnezar: bu seferler dışında ülkesinde iken: yorulmak bilmeyen bir inşaatçı olarak tanınırdı. Muazzam bir işgücüyle ürettiği kerpiçler ile, kraliyet mimarlarının denetiminde: saraylar, tapınaklar, kapılar ve görkemli surlar kaptırmıştır.

En heybetli anıtlar ise: mavi sırlı tuğlalarla kaplanmıştır. Ayrıca: yine Babil şehrinin görkemini göstermek için: aslan, boğa ve ejder kabartmalı tuğlalar kullanılıyordu. Mimari anıtlar ve yapıların büyüklükleri: şehri ziyaret edenleri ve şehir halkını, büyülüyor ve sindiriyordu.

MÖ.555-539 yılları arasında, bu kez, kral olarak “Nabunaid” görülür.

Evet: Babil şehri: görkem ve düzenin harmanlandığı yerdir. Sokaklar şaşırtıcı modernlikte, ırmağa paralel ve birbirine dik açılı planlanmıştır. Şehre girişi sağlayan, sekiz kapı bulunmaktadır. Bunların en ünlüsü “İştar kapısı” dır.

Bu kapı: kuzey surlarının tam ortasında idi ve aynı derecede ünlü olan “Tören yolu” na açılıyordu. Bu kapıda, mavi sırlı özel tuğlalar bolca kullanılmıştı. Birbirini izleyen krallar, bu kapıdan tantanalı törenlerle geçerek şehre girerlerdi.

Nebukadnezar döneminde, şehirde birkaç saray vardı. Kuzey sarayı: şehir surlarının hemen ötesinde kurulmuştu. Yazlık saray ise, diğerlerine nazaran daha küçüktü. En önemli saray: bir odalar ve daireler labirentiyle çevrili, beş büyük avlu içeren, Güney sarayıydı. Taht odası buradaydı.

İncil’de anlatılan “Baltazar’ın şöleni” ne sahne olan ve Hephaistion’un yasını tutmakta olan “Büyük İskender” in öldüğü yer burasıdır. Bu sarayı süslemek için de, yine sırlı tuğlalar kullanılmıştır.

Nabukadnezar döneminde, şehir 850 hektarlık alanı ile, eski Mezopotamya bölgesinin en büyük şehridir. Çift savunma surlarıyla donatılmıştır. Surlar: uzaktan bile, etkileyici bir görünüm sergiliyorlardı. Hatta: ünlü gezgin Strabon: şehrin bu surlarının Dünyanın 7 harikasından biri olmasını önermiştir.

Babil uygarlığının şehirlerinde: kule gibi yükselen ve “zigurat” adı verilen Tanrı Maduk’a adanmış tapınak kompleksleri bulunuyordu. Marduk’un en ünlü tapınağı ise “Esagilla” yakınlarındaydı.

 

Heredotos

MÖ.490-480 yılları arasında doğan ve “Tarihin Babası” olarak anılan yazar: Marduk tapınaklarını şu şekilde anlatmaktadır.
“ Babil şehrinin her iki yakasında, birer kule vardı. Bu kulelerin birinde: çok sağlam bir surla çevrili “kraliyet sarayı” ve diğerinde ise: Babil’in Zeus’u olarak bilinen “Bel” in tapınağı bulunurdu.

Tapınak: her kenarı 400 metre uzunluğunda olan kare şeklinde bir yapıydı. Kapıları tunçtan yapılmıştı. Tapınak kompleksinin tam ortasında: 200 metrekarelik bir kule bulunuyordu. Bu kulenin üstünde bir ikincisi, onun üstünde ise üçüncüsü dikilmiş ve böylece toplam 8 kuleye ulaşılmıştı.

Sekiz kulenin hepsine: dıştan bütün yapıyı dolaşan sarmal biçimli bir merdivenle çıkılıyordu. Yolun hemen yukarısında, yukarıya çıkmakta olanların dinlenmesi için oturma yerleri bulunuyordu. En üstteki kulenin tepesinde ise: büyük bir tapınak gökyüzüne doğru yükseliyordu.

Tapınakta: işlemeli örtüler yayılmış, geniş bir divan, yanında da altın bir masa vardı. Bu kutsal yerde, hiç heykel yoktu. Eğer Bel rahipleri olan Kaldeliler’e inanacak olunursa: tanrının seçmiş olduğu Asurlu bir kadın dışında, orada kimse geceleyemezdi. Tanrının bizzat tapınağa girip, yatakta dinlendiği söylenir.”

Evet: Zigurat (tapınak kulesi): Mezopotamya uygarlığının en belirgin özelliğidir. Heretodos’un anlattığı gibi, tepesinde küçük bir tapınak bulunan, kerpiçten yapılmış, basamaklı bu kulenin işlevi, insanları mümkün olduğunca tanrıya yaklaştırmaktır.

Mısırlıların, Teb’de anlattığı buna benzer bir öykü vardır. “ Orada, Teb’li Zeus’un tapınağında da her zaman bir kadın geceler ve söylediklerine göre: Babil tapınaklarındaki kadın gibi, onunda erkeklerle cinsel ilişkiye girmesi yasaktır.”

Lykia şehri Patara’da da yine böyle bir örnek vardır: “ Orada da her zaman bir kahin bulunmadığı için, gerektiğinde kahinin yerine konuşan bir rahibe, gece boyunca tapınağa kapanırmış”

Babil Tapınaklarında: aşağıda ikinci bir kutsal yer bulunurdu. Burada: altın tahta oturan, tamamı altından yapılma büyük bir “Bel” heykeli: yanında da altın bir masa bulunurdu. Kaldelilerin anlattıklarına göre, bunların hepsini yapmak için 22 tondan fazla altın kullanılmıştır.

Evet, bu bölümde, yazının başında belirttiğim gibi, antik dönem yazarlarının “Asma Bahçeleri” hakkında, eserlerinde belirttikleri hususları anlatalım.

 

Berossos

Bu yazar, Büyük İskender’in çağdaşıdır. Yani: MÖ.350 yılında doğmuş olmalıdır. Kendisi: Kalde kökenli bir “Bel” rahibidir. Sonradan: Babil şehrinden ayrılarak, yaşamının kalan bölümlerini sürdürmek için “Kos” adasına yerleşmiştir. Burada: MÖ.280 yılında “Babil Tarihi” isimli bir kitap yazmış ve Yunanlıların, Mezopotamya ve Babil medeniyeti hakkındaki merak ettikleri hususları açıklamıştır.

Evet: yazar “Asma Bahçeleri” konusunu “II. Nabukadnezar” ile bağdaştırır.

“Sarayın: dağ biçimi verdiği ve üzerine her türlü ağacı diktiği “taş tepeler” vardır. Ayrıca: bitkilerin ekildiği bir cennet kurdu. Çünkü: Med ülkesinden gelmiş olan karısı, anavatanındaki manzaranın özlemini çekiyordu.”

“Ve, bu sarayın içine diktirdiği yüksek taş teraslarda, dağ manzarasını aynen kopya etti. Bunları: her çeşit ağaçlarla donatıp “Asma Bahçeler” denen yapıyı kurarak, benzerliği tamamladı. Çünkü: Med ülkesinde büyümüş olan karısı, dağlık yerlere tutkundu.”

Yerel kaynaklar: Nabukadnezar’ın bu karısından hiç söz etmezler. Ama, Babil ve Medler arasında, bir hanedan evliliği, tarihsel açıdan akla yatkındır. Berossos’un yazdıklarına göre: bu Med prensesinin ismi “Amytis” tir.

 

Diodoros

Bu yazar Sicilyalıdır. MÖ.1’nci yüzyıl ortalarında yaşamıştır. Onun “Asma Bahçeleri” konusundaki tanımları şunlardır:

“ Akropolisin yanında “Asma Bahçeleri” dedikleri yer vardır. Bunu “Semiramis” değil, daha sonraki bir kral: Suriyeli odalığını hoşnut etmek için yaptırmıştır. Çünkü: Pers ırkından olan ve ülkesinin dağlarındaki yeşilliklerin özlemini çeken kadın; kraldan; Pers ülkesindeki doğal manzaraya benzeyen bir bahçe yapılmasını istemiştir.”

“Bahçe alanı: her bir kenarda, 4 plethron’a erişiyordu. Bahçenin yolu: yamaç gibi eğimli olduğundan ve yapının birkaç bölümü kat-kat birbirinin üstünde yükseldiğinden; tiyatroya benzeyen bir görüntü ortaya çıkıyordu. Teraslar yükselirken: bunların altında, bahçenin bütün ağırlığını taşıyan ve kademeli olarak birbirinin üstüne binen galeriler yapılmıştır.”

“50 kübit yükseklikteki en üst galeri: bahçenin en yüksek katını oluşturuyordu ve şehir surlarının kuleleriyle aynı yükseklikteydi. Şehir surları: 22 ayak kalınlığında ve her iki sur arasındaki geçit ise, 10 ayak eninde idi.” (Yani, şehir iki sıra sur ile korunuyordu)

“ Galerilerin tepesi: 16 ayak uzunluğunda ve 4 ayak genişliğinde taş kirişle kapatılmıştı. Bu kirişlerin üstünde, çatı olarak belirlenen bölüm bulunuyordu. Çatıda: birinci tabakada: katranla döşenmiş bir kamış tabakası, bunun üzerindeki ikinci tabakada: çimento ile yapılmış iki sıra pişmiş tuğla ve üçüncü tabakada ise: topraktan gelen nem aşağı inmesin diye kurşundan yapılmış bir kaplama vardır.

Bu üç sıra kaplamanın üstünde: toprak yığılmış ve zemin düzleştirilmiştir. Çünkü: büyük ağaçların kökleri için yeteri kadar derin bir toprak tabakası gerekiyordu ve her türden ağaç sık aralıklarla dikilmişti. Bu ağaçlar: büyüklükleriyle ve çekicilikleriyle görenlere keyif veriyordu. Işık alan galerilerde ise, kraliyet köşkleri bulunuyordu.

Bir de: en üst kattan gelen açmaların ve bahçelerin su gereksinimlerini karşılayan makinelerin bulunduğu galeri vardı. Makineler, Fırat ırmağından bolca su çekerler, ancak bunu dışarıdan kimse göremezdi.”

 

Quintus Curtius Rufus

Yazar “İskender Tarihi” isimli kitabında, “Asma Bahçeleri” hakkında şunları belirtmektedir.

“ İç kalenin zirvesinde “Asma Bahçeleri” vardır. Bu bahçelerin yükseklikleri: şehir surlarına denktir. Buradaki ulu ağaçlar, güzel gölgeler verirler. Ağaçların gövde çevresi 12 ayak ve yükseklikleri 50 ayak kadardır. Bu ağaçlar, anavatanlarında bile, bu kadar büyüyemezlerdi. Bu ağaçlar: birbirinden 20 ayak uzaklıktaki, 20 kalın duvar tarafından taşınırlar.

Bu duvarlar: taş paye dizileriyle yükseltilmişlerdir. Duvarların üstünde, ayrıca: sulama için getirilen suyu taşıyan sağlamlıkta, taş kaldırım bulunmaktadır.

Bahçelere uzaktan bakanlar: bunları, dağlarında uyuklayan ormanlar sanırlar. Çünkü: dev ağaçlarla tepeleme dolmuş olan bu muazzam yapı, hala ayaktadır.”

 

Strabon

Aslen Sinoplu olan ünlü yazar “Coğrafya” adlı eserinde “Asma Bahçeleri” hakkında şunları yazmıştır.

“ Babil şehrinde surların çevresi 385 stadiondur. Kalınlıkları ise, 32 ayaktır. Surların üzerinde bulunan kulelerin arası 50 kübit, yükseklikleri ise 60 kübittir. Surların üstündeki yoldan: karşılıklı 4 atlı araba, rahatlıkla geçebilirdi.

Asma Bahçeleri: dörtgen şeklindedir. Her bir kenarın uzunluğu: 4 plethrondur. Küp benzeri temeller üzerine, kat-kat sıralanmış, kemerli tonozlardan oluşur. Pişmiş tuğla ile asfalttan yapılmış olan, içleri oyuk temeller, en büyük ağaçların dikilmesine imkan veren derinlikte, toprakla doldurulmuştur.

Temeller: tonozlar ve kemerler de: pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştır. Üstteki teraslara, bir merdivenle çıkılıyordu. Basamakların yanında ise oyuklar vardı. Fırat ırmağından çekilen su; bu işle görevlendirilenler tarafından, bu oyukların içinden, yukarıya itiliyordu. Çünkü: 1 stadion enindeki ırmak, şehrin ortasından akıyor ve bahçe de ırmak kıyısındaydı”

 

Philon

MÖ.250 yılları civarında yaşamış olan yazar, Byzantionludur. Yazar “Asma Bahçeleri” hakkında şunları yazmıştır.

“ Yer düzeyinde dikilmiş, bitkiler vardır. Ayrıca: bir teras tepesine: kökleri toprağın derinliklerine gömülmüş ağaçlar bulunmaktadır ki Asma Bahçelerinin yapım tekniği budur.

Bütün kitle: taş sütunlarla desteklenmiştir. Alttaki tüm alan: oyuk sütun kaideleriyle kaplanmıştır. Sütunlar: çok dar aralıklarla yerleştirilmiş kirişler taşırlar. Kirişler: palmiye gövdelerinden yapılmıştır. Çünkü: palmiye gövdesi tahtası: çürümez ve ıslakken ağır bir baskıya maruz kaldığından, yukarı doğru kıvrılır.

Üstelik: kıvrım ve yarıkları içine yabancı maddeler alabildiğinden: köklere besin sağlarlar. Bu yapı: geniş bir toprak kitlesini taşır ve bu toprak kitlesi içinde: geniş yapraklı ağaçlar, çeşit çeşit çiçekler ve kısacası göze hoş gelen her türlü bitki bulunur.

Bütün alan: yerdeki toprak gibi sürülmüştür. Toprak: aşılamaya ve çoğaltmaya çok uygundur. Böylece: alttaki sütunlar arasında gezinenlerin başları üstünde: sürülü bir tarla uzanır. Toprağın en üst düzeyi: ayaklar altında ezilirken, alttaki sıkı toprak bozulmadan kalır. Yukarıdaki havuzlara çekilen suyun bir kısmı: eğimli kanallardan, düz bir çizgide aşağıya akar.

Bir kısmı da, spiraller yoluyla ve mekanik güçlerle itilerek yukarı doğru fışkırır. Böylelikle: yüksek bir seviyedeki çıkış yerinde bir araya getirilen sular: bahçenin tümünü sulayarak, bitkilerin derinlerdeki köklerini ıslatır, toprağı sürekli nemli tutar.

Bunun için: çimenler hep yeşildir ve nemle irileşip dolgunlaşan ağaç yaprakları; esnek dallara sımsıkı bağlanarak büyürler. Kök ıslak tutulduğu için; zeminin altındaki kanal ağında dolaşarak her yana dağılan su yukarıdan emildiği için ağaçların yerleşik düzeni ve kalitesi korunurdu.

Evet: bu; kraliyet lüksünün bir sanat yapıtıdır ve en çarpıcı yanı da: tarım emeğinin izleyicilerin başının üstünde asılı olmasıdır. “

 

Byron

Bu yazar “koyun sürüsüne çullanan bir kurt gibi gelen Asurlu” olarak “Sanherib”(MÖ.704-681)i tanımlamaktadır.

Sanherib: botaniğe meraklı bir kraldır. Ninovada’ki sarayının yanında: uçsuz bucaksız bir bahçe düzenlemiştir. Bu bahçeyi, askeri seferlerinde: uzak yerlerden topladığı nadir ve egzotik fidanlar, otlar ve ağaçlarla donatırdı. Eğer anlatımda kullanılan “yün üreten ağaçlar” biçimindeki garip deyim doğruysa; Hindistan’dan “pamuk” bile getirdiğine inanılmaktadır.

Sanherib: kuşatma olasılığına karşın, önlem almak için olsa gerek: Ninova’ya gereken su stoğunu güvenceye almak amacıyla: “Khosr ırmağı” na bent çektirmiştir. Hatta: hala izleri görülen erken tarihli bir yapının yerine birkaç millik su kemerler bile yaptırmıştır. Bu nedenle: bahçelerine yeterli sulama sağlamak için özenle önlem aldığına da emin olabiliriz.

Babil Çivi Yazılı Tabletlerinde: Bahçeler Hakkındaki Bilgiler:

Asur kralı I. Tiglat-Pileser (MÖ.1115-1077): bereketli bahçeleri ve meyve ağaçlarıyla gurur duymaktadır.

Kral II. Asurnasirpal (MÖ.883-859): iç kale ile Dicle ırmağı yanındaki kraliyet bahçelerini nasıl kurduğunu, bunları askeri seferlerde yabancı bölgelerde elde edilen bitki türleriyle nasıl donattığını “Asurnasirpal Steli” nde belirtmektedir. “

Yukarıdan gelen su kanalları bahçelere akar. Patikalar, güzel kokularla doludur. Zevk bahçesinin çağlayanları, gökteki yıldızlar gibi parlar. Asmalar gibi salkım salkım meyveler kuşanmış nar ağaçları, bu zevk bahçesindeki esintileri zenginleştirir. Ben, Asur-nasir-apli, sevinçler bahçesindeki bir sincap gibi boyuna meyve toplarım”

Evet:”Asma Bahçeleri” nin varolup olmadığı konusundaki bu yazıtlardan sonra: eğer varsa, bu bahçelerin Babil şehrinin neresinde kurulduğu hakkındaki teorilerden söz edelim.

Arkeolog Koldeway’e göre

“Babil’in Asma Bahçeleri” olarak düşünülen yer: tonozlu yapı olarak bilinen, Güney Sarayının kuzeydoğu köşesindeki yerdir. Burada: tonozlu dört ova ve bir yer altı avlusu bulunmaktadır ki bu yapı Koldeway tarafından şöyle tanımlanır:

“ Bir orta geçidin her iki yanında: birbirini dengeleyen, aynı ölçü ve şekildeki 14 odacık, sağlam bir duvarla çevrilidir. Bu bölümün çevresinde, bir koridor dolanır. Bunun kuzey ve doğu tarafı: iç kalenin dış duvarını oluşturur. Batıdaki odacıkların birinde: hem Babil ve hem de eski dünyanın başka herhangi bir yerinde görülmeyen bir “kuyu” bulunur.

Bu kuyunun hemen yanında, birbirine yakın üç çukur vardır. Bu çukurların ortada olanı kare, diğer ikisi ise, dikdörtgen şeklindedir. Bundan çıkarılan sonuç: burada bir mekanik hidrolik sistem bulunduğudur. “

Bu sistem: bizim zincir tulumbamız ile aynı ilkede çalışmaktadır. Zincire asılı kovalar, duvarın üzerine yerleştirilen bir çarkın üzerinde dönüyordu. Bugün bu yörede kullanılan ve dolap denilen bu düzenek, sürekli bir su akışı sağlıyordu.

Tonozlu yapı, tüm özellikleri dikkate alındığında, Babil şehrindeki yapılar içinde, oldukça farklıdır. Yapıda, taş kullanılmıştır. Bu taş kullanımı da, yapının özelliğini ortaya koymaktadır. Zaten, tüm şehir kazılarında, çok sayıda yontma taşın çıkarıldığı iki yer bulunmaktadır.

Buralar: tonozlu yapı ve sarayın kuzey duvarıdır. Ancak: Asma Bahçeleri hakkındaki tüm yazıtlarda, şehirde taşın kullanıldığı yalnızca iki yerden söz edilmiştir ki, bunlar: sarayın kuzey duvarı ve Asma Bahçeleridir.

Tonozlu yapının “Asma Bahçeleri” olarak düşünülmesi için, Koldeway şunları öne sürmektedir.
“ 1. Başka yerde hemen hemen hiç olmayan yontma taş kullanılması,
2. Ağır bir üst yapıyı tutmak için planlandığı anlaşılan, ender kalınlıktaki duvarlar.
3. Hiç görülmemiş tipte bir kuyunun varlığı. “

Tonozlu yapıda sonradan yapılan kazılarda elde edilen bulgular şunlardır: “tonozlu yapıdaki kemerli odalar gurubunun, daha sonra sıradan işlerde kullanıldığı tespit edilmiştir. Orada: Nebukadnezar’ın MS. 10 ve 35’nci yıllara tarihlenen bir çivi yazısı tablet arşivinin bulunduğu yani bir depo olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

Bu çivi yazılı metinlerde: o dönemde, Babil şehrinde tutsak olarak bulunan yabancı sürgün guruplarına ayrılan yiyecek payı, yağ ve arpa listesi bulunuyordu. Tabletlerden birinde: Yahudi kralı Yehoyakin ile maiyetinin ismen anılması yeterince şaşırtıcı olup, çivi yazılı kaynaklar ile “İncil” arasındaki uyumlu bağlantının örneği görülmektedir.

Ayrıca: bu duvarların gerçekten bir bahçeyi taşımaya yetecek güçte olup olmadığı kuşkuludur ve bu duvarların Tören yolunun devamını destekleme işlevi yürüttüklerine karar verilmiştir.

En önemli sorun: tonozlu yapının, su stoklarına ve ırmağa olan uzaklığıdır. Burada: özellikle Strabon’un bahçelerin ırmak kıyısında bulunduğunu net olarak söylediğini unutmamak gerekir.

Yine, kazılarda görevli “Wiseman” isimli arkeolog: Asma Bahçelerinin, Nabukadnezar ile kraliçenin oturmuş oldukları “Batı Sarayı” ile “Fırat ırmağı” arasında, dış kısımdaki Batı Savunma Yapısının (110×230 metre) üzerine ve kuzeyine yerleştirildiği görüşünü öne sürmektedir.

Şöyle der: “ Batı savunma yapısındaki kazılar, yazlık saray ya da köşk olabilecek saray benzeri bir yapının alt düzeylerini açığa çıkardı. Ama girişi yoktu, demek ki giriş doğrudan saray platformundan yüksek bir yol ya da köprüyle gidilen daha yüksek bir düzeyde olmalıydı.”

Evet, bu bahçelerin Fırat ırmağının doğu kıyısındaki teraslarda bulunması, batıdan esen çöl rüzgarlarına açık olacaklarından ve hiçbir güzellikleri bulunmayacağından uygun olarak düşünülmemektedir. Asma Bahçelerin: surlarla korunan teraslar üzerinde, kuzeye doğru devam eden, saraydan görülebilecek amfitiyatro benzeri bir düzen oluşturularak yapıldıkları düşünmek en mantıklıdır.

Bu varsayım: kalenin dışında, kuzeye doğru uzanan bahçelere kolayca erişim avantajı sağlamaktadır. Kazılarda: burada, büyük çapta sulama için uygun olan derin kanallar bulunmuştur. Ancak, bunlar, büyük olasılıkla, surların dışındaki hendek sistemine su sağlayan, su kanalları olarak da değerlendirilmektedir.

Son olarak: Iraklı bilim adamı Dr. Mu’ayyad Damerji: ırmak kıyısındaki; 25 metre kalınlıktaki iki büyük duvarın, zift ve hasırla kaplı basamaklardan oluşan, teraslar şeklinde yapıldığına dikkat çekmektedir. Nabukadnezar: kraliyet bahçelerini tarif ederken “büyük bir savunma duvarına benzer” demekle, yapay bir dağ manzarasını ifade etmiş olabilir.

 

BABİL ŞEHRİNDEKİ KAZILAR

1900’lü yılların başında, Alman Arkeolog Robert Koldewey tarafından: Babil şehrinin büyük bölümü gün yüzüne çıkarılmıştır.

Kazılarda elde edilen en önemli buluntular içinde: o dönemde kralların ağzından yazılan çivi yazılı tabletlerdir. Bu çivi yazılı tabletlerde: krallar, yapılarının inşaat programlarını, yaptıkları onarımları ve getirdikleri yenilikleri, uzun uzun anlatıyorlardı. Çünkü, tek düşünceleri, yapıtlarının tanrının aklında kalmasını sağlamaktır.

Ama, yazının başında belirttiğim gibi, bu çivi yazılı tabletlerde birçok bilgi olmasına rağmen “Asma Bahçeleri” hakkında herhangi bir bilgi bulunamamıştır. Ancak: öte yandan kazıların halen sürdüğü ve her an bunlar hakkında bilgiler veren bir kısım tablet bulunup bulunmayacağı da meçhuldür.

Çünkü: Yunanlı ve Romalı antik dönem yazarlarının anlattıkları gerçekten etkileyicidir. Bu nedenle: “Babil şehrinde bulunduğu öne sürülen Asma Bahçeleri” çeşitlilikleri ve büyüklükleri, konumları nedeniyle “Dünyanın 7 harikası” listesine dahil edilmişlerdir.

Dünyanın 7 harikası Mousoleum

Dünyanın 7 harikası Mousoleum

Mousoleum: ülkemizin güneybatısında, bugünkü “Bodrum” bölgesindedir. Günümüzdeki liman bölümüne: 15’nci yüzyılda: Maltalı St. John Şövalyeleri tarafından yapılan, heybetli bir haçlı kalesi bulunmaktadır. Mousoleion ise, limanın biraz yukarısında, şimdi bir camiye bitişik olan,  düz bir alanda bulunuyordu.

Evet: ülkemiz sınırları içinde, Dünyanın 7 harikasından biri olan “Mousoleum” mezar anıtı hakkında bilgi vermeden önce, bu muhteşem anıtın “kim için” yapıldığı hakkında söz etmek istiyorum. Çünkü: elbette, bu ölçüde büyük ve muhteşem bir anıtın yapıldığı kişinin, mutlaka çok önemli bir şahsiyet olması gerekirdi.

 

MOUSOLOS KİMDİR

MÖ. 623 yılında: Halikarnasos şehrinin de içinde bulunduğu bölgede, küçük bölgesel bir krallık kurulur. MÖ.300 yıllarına gelindiğinde, kral Hekatomnos: Perslerin yönetimi altında, yerel bir satrap yani vali olarak, komşu il ve ilçelerdeki kontrolü elinde bulunduruyordu.

MÖ.377 yılında: Karya bölgesinin hakimi olan kral “Hekatomnos” ölür. Bunun üzerine, aynı yıl: Mousolos: babasının yerine geçerek; “Karya satrapı” yani “Pers valisi” olur. Ama, bağımsız bir hükümdar gibi hareket eder.

Yapılan savaşlar sonucunda: bağımsız bir monarşi kurarak, ülkesinin sınırlarını büyük ölçüde genişletmiştir. Krallığının topraklarını: Anadolu’nun güneybatı kıyısına kadar uzatır. Kız kardeşi Artemisia ile evlenir.

MÖ.370-365 yılları arasında: krallığın başkentini: babasının sürekli olarak yaşadığı “Mylasa” yani “Milas” şehrinden alarak, yayılmacı politikasına daha iyi hizmet vereceğini düşündüğü “Halikarnasos” yani “Bodrum” şehrine taşır. Bodrum şehrini: son  zamanlarda icat edilen mancınık saldırılarına dayanabilecek uygun, modern bir duvar ile güçlendirir ve şehre yeni yerleşimcilerin gelmesini teşvik eder.

MÖ.362 yılında: Pers kralı II. Artahşasta’ya karşı, satraplar ayaklanmasını katılır, ama yenilgi ihtimali üzerine mücadeleyi bırakır. Bundan sonra, hemen Karia bölgesinin kuzeybatısındaki birkaç Yunan kentine saldırır ve ele geçirir. Rodos-Kos-Sakız adalarının oluşturduğu müttefik güçlere karşı Atina’yı destekler ve çatışmalar sonucunda Rodos ve Kos adalarını kazanır.

Mousolos ve Artemisia: 24 yıl boyunca Halikarnasos şehrinden krallığın topraklarını yönettiler. İktidarda bulundukları sürede, sahil boyunca birçok Yunan şehri kurdular ve Yunan geleneklerinin yerleşmesini teşvik ettiler. Çünkü: Mausolos, yerel halkın soyundan olmasına rağmen, Yunanca konuşuyor ve yaşamını, Yunan kültür ve geleneklerine göre sürdürüyordu.

MÖ.355 yılında; kendisi için bir mezar anıtı yani “Mausoleum” denilen anıt mezarı yaptırmaya başlar. MÖ.353 yılında ölür.

Ölümünün ardından: karısı ve aynı zamanda kız kardeşi olan “Artemisia” tarafından, anıt mezarın inşaatı sürdürülür. Ancak: MÖ.351 yılında, yani 2 yıllık bir aradan sonra “Artemisia” da ölünce, anıtın yapımı, diğer kardeşlere düşer ve bunlar anıtın inşaatını sürdürürler.

MÖ.340 yılında: yöredeki satraplık mücadeleleri sırasında, inşaat faaliyetleri durdurulur. Hatta: bazı kaynaklara göre, Halikarnasos şehrinin parasının bittiği ve inşaatın geri kalan kısmının, özveriyle yapıldığını kaydederler.

MS.13’ncü yüzyıldaki bir depremde: anıtın çatı ve sütunlu galerisini içeren üst kısmının yıkıldığı düşünülmektedir.

Dünyanın 7 harikası Mousoleum

ANITIN ÖZELLİKLERİ

Anıt: günümüzde yerinde değildir ve yalnızca temel yeri görülmektedir. Bu yüzden: anıtın görünümü ve özellikleri konusunda: Plinius başta olmak üzere antik dönem yazarlarının yazılarında anlattıklarından yararlanılmaktadır.

Ayrıca: anıttan geriye kalanları söken Şövalyelerin, Bodrum’daki St. Petrus kalesinin yapımında kullandıkları ve günümüze ulaşan heykeltıraşlık ve mimarlık eseri taşlar ve buluntu yerinde yapılan iki önemli kazıda ele geçirilenler.

 

Antik dönem yazarlarından “Plinius” un yazdıkları

MS.75 yılında: Plinius “Doğa Tarihi” isimli eserinde “Mousoleion” hakkında bilgiler vermektedir. Anıt hakkında, şunları yazmıştır. “ Skopas’ın rahipleri ve çağdaşları: Bryaksis, Timotheos ve Leokhares idi. Bunlar: Mousoleion(un heykellerini, birlikte yonttular.

Bu sanatçılar: özel olarak, yapıyı “Dünyanın 7 harikasından” biri olarak yapmakla görevliydiler. Mousoleion: 107’nci Olimpiyatın ikinci yılında ölen Karia kralı Mausolos için, eşi Artemisia tarafından yaptırılan mezar anıtıdır.

Yapı: kuzey ve güney kenarlarında: 63 ayak uzunluktadır. Ancak, cephelerde daha kısa olup, toplam çevresi 440 ayaktır. 25 kübitlik bir yüksekliğe çıkar ve 36 sütunla çevrilidir. Bu sütun sırasına “kolonad” denir.

Doğudaki  heykelleri: Skopas, kuzeydeki heykelleri: Bryaksis, güneydekileri: Timotheos ve batıdakileri: Leokhares yontmuştur. Ancak: işleri bitmeden kraliçe ölmüştür.

Ama, sanatçılar çalışmayı kesmediler, bu yapıyı kendi sanatsal becerilerinin şanlı bir anıtı sayarak tamamladılar. Ustalıkları, bugün bile birbirleriyle yarışmaktadır.

Yapıda: beşinci bir usta da yer almıştır. Kolonad’ın üstü 24 basamakla, tepeye doğru daralan piramittir. Yüksekliği: alt kısmına eşittir. En tepede “Pythis” in, mermerden yaptığı, dört atlı bir araba vardır. Bu da eklenince, yapının tümü 140 ayaklık bir yüksekliğe yükselir.”

 

Evet: bu tanımdan elde edilen sonuçlar şunlardır

Anıt: dikdörtgen planlıdır. Taban kenarları: muhtemelen 120 ve 100 ayaktır. Bu hesap: Plinius’un verdiği 440 ayaklık çevre ölçüsüne uymaktadır. 140 ayak yüksekliğindeki yapı: 3 ana bölümden oluşmaktadır.

Plinius’un: kısaca “alt bölüm” olarak nitelendirdiği yer: 60 ayaklık bir yüksek kaide yada bunun üzerine, İon düzeninde oldukları anlaşılan, muhtemelen 11×9 metre olarak düzenlenmiş, 36 sütunlu bir kolonat yani sütun dizisidir.

Bunun üzerinde ise: en tepedeki dört atlı arabanın durduğu kaideye doğru daralan, 24 basamaklı bir piramit şeklindeki çatı bulunmaktadır.

Plinius’un  söz ettiği, 25 kübit ya da 37.5 ayak: belki de yapının tek bölümünün yüksekliği olup, büyük ihtimalle sütun kaidesinden kornişe kadar olan kolonadın yüksekliğidir.

Plinius’un yazdıklarından anlaşılacağı üzere: anıta ün kazandıran özelliği, heykeltıraşlık süslemelerinin bolluğu ve kalitesidir. Plinius: her birinin, yapının bir kenarını bezemekle görevlendirildiğini söylediği dört ünlü Yunanlı heykeltıraşın adını vermektedir. Bununla birlikte: Pythis’in yaptığını söylediği, en tepedeki “dört atlı araba”  dışında, bağımsız herhangi bir heykelden söz etmez.

 

Antik dönem yazarlarından “Vitruvius” un yazdıkları

Vitruvius: aynı konuda yazan Plinius’tan tam 100 yıl önce, MÖ.30-25 yılları arasında yazdığı kitabında: yukarıdakilerden farklı olarak, anıt hakkında: anıtta heykelleri bulunan dört heykeltıraş dışında, beşinci bir sanatçıyı yani “Praksiteles” i eklemektedir.

 

Bodrum Kalesinin onarımı

1500 yılında, Şövalyeler tarafından, anıtın alt kısmının yıkılışı ve o ana kadar bozulmamış durumda bulunan mezar odasının bulunuşu öyküsü: 1581 yılında, Fransız Claude Guichard tarafından yazıya dökülmüştür. Öykü, her ne kadar inanılmaz gelse de, takip eden dönemde: Jeppesen’in kazılarında, nispeten doğrulanmıştır.

“ Bodrum’u ele geçiren St. John Şövalyeleri: kaleyi sağlamlaştırmaya giriştiler. Kireç yapacak taş bulmak için çevreye bakınırken, bir zamanlar, eski forumun bulunduğu, limana yakın bir tarlanın ortasında, bir platform biçiminde yükselen beyaz mermer basamaklardan daha iyisini göremediler. Bunları parçalayıp götürdüler.

Taşlar, kullanışlı bulununca, toprağın üstünde ne varsa aldılar, daha fazlasını bulmak umuduyla toprağın altını kazmaya başladılar. Bu işteki başarıları öyle büyük oldu ki, derine indikçe yapının kaidesinin daha da genişlediğini gördüler. Sonuçta, yalnızca yakmak için değil, inşaat için de taş sağladılar”

“Devam eden süreçte: Şövalyeler, büyük bir alanı açmalarının ardından, mağara girişine benzeyen bir oyuk gördüler. Kandillerini alıp aşağıya indiklerinde, sütunlarla çevrili büyük bir oda buldular.

Sütunların: kaideleri, başlıkları, arşitravları, firiş ve kornişleri kabartmalarla bezeliydi. Sütun aralarındaki boşluklar, diğer  bezemelere uyan heykel ve silmelerle süslü, değişik renklerdeki mermer bantlar ve levhalarla doldurulmuştu.

Duvarda ise: kabartma olarak betimlenmiş tarih ve savaş sahneleri vardı. İlk baştan, bunlara hayranlık duyup eşsiz işçiliği seyrettiler, ama sonunda burayı da yıkıp buldukları diğer eserler gibi kullanmak üzere parçaladılar.

Bu odanın ilerisinde: başka bir odaya yönelen bir girişe benzeyen alçak bir geçit buldular. Odada, beyaz mermerden yapılmış üçgen çatılı kapağı ile, şahane parlaklıkta olan çok güzel bir mezar vardı. Zamanları kalmadığı için, bu mezarı açamadılar.

Ertesi gün geldiklerinde ise, mezarı açık buldular. Her yere altın işlemeli kumaş parçaları ve altın pullar saçılmıştı. Kıyı boyunca dolaşıp duran korsanlar, şövalyelerin neler keşfettiklerini sezerek, gece oraya geldikleri ve mezar kapağını açarak içindeki hazineleri çaldıkları sanılmaktadır.”

Evet, bu öyküyü okuduktan sonra, gelelim şövalyelerin “Bodrum kalesi” ni sağlamlaştırma çalışmalarına.

1500 yılında: Kıbrıs adasının Osmanlılar tarafından ele geçirilmesi üzerine, buradan sürülen ve Bodrum’a gelen St. John Şövalyeleri, buradaki kaleyi sağlamlaştırmaya karar verirler. Çünkü: burada da, Osmanlı tehlikesi hemen yanı başlarındadır.

Bunun üzerine; çevrede inşaat malzemesi aramaya başlarlar ve bir tarlanın ortasında: aradıklarını bulurlar.

Anıtın: dış mermer kaplama blokları ve mermer heykellerin çoğu küçük parçalara ayrılmış ve kireç harcı olarak kullanılmak üzere yakılmıştır.

Kaledeki uzun duvarlar: anıtın iç kısmını oluşturan “volkanik yeşil taş bloklar” dan yapılmıştır. Genellikle: 90×30 cm. kalınlığında olan bu bloklarda: bir zamanlar, onları anıtta birleştiren kenetlerin izleri açıkça görülmektedir.

Anıttaki yıkım işi: 1522 yılına kadar, 22 yıl sürdürülmüştür. O süre içinde, temellerin dibine dek, anıtın neredeyse her taşı sökülerek alınmış ve yeraltındaki mezar odası açılıp yağmalanmıştır.

Şövalyeler: anıta çok zarar vermelerine karşı, buldukları kabartma taşların hepsini yerle-bir etmediler. Yunanlılarla Amazonların savaşını gösteren frizin bir düzineye yakın kabartma levhası: 1505-1507 yılları arasında, kumandanlardan birinin gözüne ilişmiş ve süsleme amacıyla, kale duvarlarının yapımında kullanılmış ve böylece korunmuştur.

Bunların arasında: “Lapithler” ve “Kentauros” ların savaşını gösteren, ikinci bir frize ait, tek bir blok bulunmaktadır. Ayrıca: bir av sahnesinin: ayakta duran dört aslanı ve koşan bir leopar a ait levha da; aynı dönemde kalenin yapımında kullanılmıştır. Ancak: bu heykeller ve frizler: 1846 ve 1857 yıllarında: kalenin duvarlarında, bulundukları yerlerden sökülerek çalınmış ve Londra-British Museum’a götürülmüştür.

Yine de kale duvarları hazineleri sunmaya devam etmektedirler. Bir kapı üzerinde: kiriş olarak yeniden kullanılan, eksiksiz arşitrav bloğu; sütunların aks aralığını verirken, Amazon frizinin, 1975 yılında bulunan bir köşe bloğu da, bu frizin anıtın dört yanını çepeçevre dolaştığını kanıtlamaktadır.

 

KAZI ÇALIŞMALARI

Yöredeki kazı çalışmaları, iki bölüm halinde yapılmıştır.

İlk olarak: 18’nci yüzyıl sonlarında ve 19’ncu yüzyılda, yöreye gelen gezginler heykelleri fark ettiler ve bunların “Mousoleion”dan çıktığını tahmin ettiler. 1846 yılında: İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Lord Stratford de Redeliffe, ünlü “Amazon” frizine ait kabartmalı levhaları çıkartıp Londra’ya gönderdi.

10 yıl sonra ise: Brisith Museum tarafından, bölgeye müze müdürü olarak görev yapan Arkeolog Charles T. Newton gönderildi.

 

İngiliz Arkeolog Charles T. Newton kazı çalışmaları

Newton: Mausoleion’un yerini bulmak ve kazmak üzere, büyük bir kazı seferi başlattı. Bu kazı çalışmalarında: Bodrum kalesinde kullanılan kabartmalar ve aslanlar, şövalyelerin anıtı parçalayışından 350 yıl sonra, çalışanlara yol göstermiştir. Ayrıca: Vitruvius’un yazıları “Mausoleion” un yerini bulmalarına yardımcı olmuştur.

Newton: biraz zorlukla da olsa: arazide bulunan yöre insanının evlerini satın almış ve 1857 yılı başında kazılara girişmiştir. Çok geçmeden, şövalyelerin yaptığı tahribatın büyüklüğünü anlayıp, anıtın tamamen soyulmuş ve parçalanmış olduğunu anlamıştır.

Anıttan geriye kalanlar: yumuşak kayaya oyulmuş, dikdörtgen temel alanının ana hatları ile yapının çekirdeğine ait ve hala aynı pozisyonda duran, birkaç yeşil taş bloğundan ibarettir. Buraya “Dörtgen Alan” adı verilir ve Newton tarafından şu satırlar yazılır:

“ Dörtgen alanın tamamı, mimarlık ve heykeltıraşlık eserlerinin kalıntılarıyla doluydu. Bu parçalar, öyle çoktu ki, kesin pozisyonlarını plan üzerinde belirlemek imkansızdı.”

Temel kalıntılarındaki hırpalanmış parçalarla 3 ay uğraşan Newton: yapının kuzeyindeki bölüme yöneldiğinde, şansı yaver gider. Yapının kuzeydoğu köşesinde: üst sütun kasnağıyla birlikte, çok iyi korunmuş bir İon sütun başlığı bulur. Bu: bir köşe başlığıdır ve Mousoleion’un kuzey ve batı kolonadlarının birleştiği köşeye aittir. Aynı zamanda, bu başlık: anıtta, gerçekten İon düzeni uygulandığını gösteren ilk kanıttır.

Newton, bu bölgede “İmamın tarlası” bölümünde: esas kalıntılara ulaşır.

Anıtın çevresini saran eski çevre duvarı; kuzey kenarda, yapının çok yakınından geçer. Yani, yapıdan yalnızca3.35 m. uzaklıktadır. Tepe: bu noktada yükselmeye başladığından, burada aynı zamanda  daha derin bir toprak örtüsü bulunmaktadır. Çevre duvarının kuzeyine düşen heykel ve taşlar, hızla toprakla örtülmüş ve şövalyelerin tahribatından kurtulmuşlardır.

Böylece: imamın tarlası içinde: 60 ayak (20 metre) uzunluk ve 20 ayak (6.5 metre) genişlikteki bir alanda: anıtın heykel ve taşlarından oluşan, dokunulmamış birikinti bulunur.

Bunlar arasında: yapının tepesindeki araba gurubunun atlarına ait çok güzel işlenmiş “baş” ve “arka ayaklar” bulunur. Ayrıca: kadın ve erkek portre heykelleri (bunların Mausolos ve karısı Artemisia’ya ait oldukları iddia edilmektedir ama kanıtlanamamıştır), kale duvarlarındakilere benzeyen ama daha iyi korunmuş durumdaki “aslan” heykelleri, ayrıca anıtın içindeki tek tanrı heykeli olan Apollona ait bir “baş” bulunmuştur.

Sonuç olarak: bu birikinti tabakasında bulunan 66 heykel ya da heykel parçası ki bunlar en az 20 değişik heykele aittir ve bir araba: Mausolelion’daki heykeltıraşlık bezemelerinin ne ölçüde bol olduğunun en büyük kanıtıdır.

Elbette, bu buluntular, çalınarak Londra-British Museum’a taşınmıştır.

Bu arada: bu birikinti içinde bulunan heykellerin konumu: heykellerin anıt içindeki konumlarının belirlenmesine de öncülük etmiştir. Şöyle ki: büyük olasılıkla bir deprem sonucu yapı çöktüğü zaman: heykellerin çevre duvarının dışına fırlayabilmesi için, bunların yapı üzerinde, yükseğe yerleştirilmiş olmaları gerekirdi.

Heykeller, anıtta ne kadar yüksekte iseler, buraya düşme olasılıkları o ölçüde büyüktür. Zaten: yapıda kullanılan ve en üst bölümlere yerleştirildikleri düşünülen heykellerin en iyi örnekleri (arabanın atları ve aslanlar) burada bulunmuştur. Doğal ölçülerdeki heykeller ise, anıtın en alt katında yerleştirilmiştir ve varlıkları bilinen bu heykellerin de örneği bulunamamıştır.

Newton: kazı çalışmaları sonucunda, götürebildiği kadar mimari taşı: Londra-British Museum’a taşımıştır. Bunlar, halen müzenin depolarında bulunmaktadır ve yapının planının ortaya çıkarılması için, üzerlerinde çalışılmaktadır.

Tüm bunlar yanında, sizlere bir rezillikten daha söz etmek istiyorum. 1857 yılının Ekim ayında, yine Newton tarafından çalınan ve bu siteden taşınan büyük mermer bloklar Malta’da Kraliyet Donanması için yeni bir rıhtım inşaatının yapımında kullanılmıştır. Günümüzde: Malta-Cospicua’daki İskele No.1; bu mermer bloklar ile yapılmıştır. Ancak, mermer blok yapı taşları, denizin içine batık durumdadırlar ve görünmemektedirler.

Bunu niye özellikle yazdım? Çünkü: İngilizler, Osmanlı döneminde, tarihi kalıntılara sahip olunmadığı gerekçesiyle, eserlerimizi; izinli veya izinsiz çalarak kendi ülkelerine taşımalarını “haklı neden” olarak öne sürmektedirler. Yani: “Eğer biz bunları alıp ülkemize götürmeseydik, bunların, bulundukları yerde yok olmaları, tarihe önem vermeyen Türkler tarafından izlenecekti” derler. Evet: Malta’da liman yapımında kullanılan, Dünyanın 7 harikasından birinin mimari kalıntıları.

 

Danimarka Aarsus Üniversitesinden, Prof Kristian Jeppesen tarafından yapılan kazı çalışmaları

Bölgedeki ikinci önemli kazı çalışması: 1966-1977 yılları arasında Danimarka-Aarhus Üniversitesinde görevli Prof. Kristian Jeppesen tarafından yapılmıştır.

Mezar odası: yapının planında merkezi bir yere değil, kuzeybatı köşeye doğru yerleştirilmiştir. Mezar soyguncularını yanıltmak amacıyla böyle yapılmış olmalıdır. Belki de, burada daha önce bulunan bir mezara yakınlaştırmak için, böyle bir plan yapılmış olabilir.

Çünkü: güneybatı köşe yakınlarında; Maosoloion’un temelleri altında bulunan merdiven: bu alanda Mausoleion’dan önce de önemli kişilerin mezarlarının bulunduğunu göstermektedir.

Dörtgen alanın batı kenarında bulunan ve aşağıdaki mezar odasına inen,  kayaya oyulmuş merdiven: büyük ihtimalle, Mausolos’un cenazesini mezar odasına indirmek için yapılmıştır. Bu merdiven sonunda, mezar girişini tıkamak için kullanılan “yeşil taş blok” hala durmaktadır.

Taşın ön ve üst kısımlarındaki oyuklar: bir giriş yeri açmaya çalışan mezar soyguncularının sonuçsuz kalan girişimlerini gösterir. Merdivenin dibinde, bu taşın önünde, dağılmış bir duvar olduğu kabul edilen koca bir taş yığını da görülmektedir.

Ancak: Jeppesen tarafından, bu taşlar ayrılıp temizlenince: bunların bir duvar kalıntısı değil, Mausolos’un cesedinin kalıntıları gömülür gömülmez, yapılmış ayinle ilgili bir yiyecek birikintisi tepesine konulan koruyucu ağırlıklar olduğu anlaşılmıştır.

Bu yiyeceklerin: kimisi bütün, kimisi de dikkatle kesilip parçalanmış koyun, keçi, dana ve öküzler olduğu, hatta birkaç tavuk ve güvercin, bir kaz ve önemli miktarda yumurtadan oluştuğu anlaşılmıştır. Evet, gidenin ruhu için yapılan böyle bir yiyecek sunu töreni: yalnızca Doğu adetlerinde görülmektedir, yani “Yunan” geleneklerinde böyle bir sunu töreni yoktur.

Mezar odası civarında, aslında beyaz kaymak taşından yapılmış ve bir lahit olduğu anlaşılan mezarın, beşik çatılı kapağının parçaları ile tıpkı Guichard’ın tanımlamalarına benzeyen ve büyük olasılıkla cenaze örtüsüne ait olan minik altın pullar bulunur.

Bundan: Mausolos’un mezarının yakın zamanda Makedonya-Vergina’da bulunan, Makedonya kralı II. Philippos’un mezarına çok benzediği sonucu çıkarılmaktadır. Philippos’un ölümü: MÖ.336 yılıdır ve Mausolos’un ölümü ise, MÖ.353 yılıdır.

Evet: Mousolos’un yakılmış cesedinden kalan kül ve kemikler, altın işlemeli cenaze örtüsüne sarılmış ve herhalde altın bir sandık içine konarak, mermer lahde yerleştirilmiş olmalıdır. Mezar odasının önünde ise “Guichard” ın tarif ettiği gibi: özenle bezenmiş bir odanın gerçekten olup olmadığı kesin değildir. Bu odanın, zengin süslemelerinin izi bulunamamıştır. Özgün olarak, mezarın dışında bulunan mimari ayrıntılar ve heykeltıraşlık bezemeleri, öykünün nakledilişi sırasında yanlışlıkla içeriye aktarılmış olabilir.

Temellerin en önemli mimari elemanlarından bazıları, kaledekilere benzeyen ve güneybatı ile kuzeydoğu köşelerde, hala yerli yerinde duran “volkanik yeşil taşlar” bloklarıdır. Bunlara bakarak: anıtın podyum temellerinin, çukuru tamamen doldurduğu söylenebilir. Ayrıca: yapının kaidesi için uzun kenarda 38 metre ve kısa kenarda 32 metrelik, maksimum bir uzunluk ortaya koyar.

Eğer kullanılan Yunan ayağının uzunluğu32 cm. ise, Plinius’un verdiği 440 ayaklık yapı çevresi uzunluğu, mantıken uygun kabul edilmektedir. Buna göre: 38×40 metre boyutları, 120×100 ayaklık kenar uzunluklarına denk gelmektedir.

Jeppesen’in: temel alanında bulduğu mimari taşlar: yapının şekline ait başka buluntularda sunmaktadır. Piramit basamakların enli olanlarına ait birkaç parçada: heykeller için açılmış yuvalar bulunmuştur.

Buna göre: “aslan” heykelleri, çatı kaidesine konulmuşlardır. Bu “mavi kireçtaşından yapılan heykel kaideleri” büyük olasılıkla podyuma aittir. Bunlar: bağımsız heykellerin, podyum duvarı üzerinde, muhtemelen birden çok düzeyde yerleştirildiklerini gösterir.

Çoğu doğal büyüklükteki heykeller için yapılmış bu taşların: 20 kadarı günümüze kalmıştır. Taşlardan biri özellikle önemlidir. Bu taş: oldukça dardır ( yalnızca72 cm.dir) ve üzerindeki heykelin, duvara çok yakın dizildiğini gösterir.

 

Jeppensen: kazıları sırasında, iki önemli keşif daha yapar

Birinci keşif Sütunların “aks” aralıklarının hesaplanmasıdır. Plinius’a dayanarak: 36 sütun bulunduğunu ve bunların 11×9 adet olarak dizildiği varsayılırsa: podyumda, maksimum olarak; uzun kenarın 32 metre, kısa kenarın ise26 metre olduğu sonucu ortaya çıkar. Podyum: her bir kenardan 3 metre içeri girerek, basamak oluşturmuştur.

İkinci keşif: Podyumun tepesindeki taş şerittir. Dörtte biri, korunarak günümüze gelebilmiş olan bu taş şeritteki taşların özgün hali değerlendirildiğinde, uzunluğun116 metre kadar olacağı ortaya çıkmıştır.

 

ANITIN ÖZELLİKLERİ

Anıtın yüksekliğinin, yazar Plinius’un yazdıkları esas alınarak, yaklaşık 55 metre olduğu varsayılmaktadır. Yani: yaklaşık 20 katlı bir apartman yüksekliğindedir.

Antik dönem yazarları: anıtın mimarının “Pytheos” olduğunu yazarlar. Ayrıca: “Satyros” un da adı geçmektedir.

Mausoleum anıtı; 4 bölümden oluşmaktadır.

En alt katta: yüksek bir kaide yani podyum bulunur.

Podyum üzerinde: uzun kenarlarında 11 ve kısa kenarlarında 9 olmak üzere, toplam 36 İon sütunu bulunmaktadır. Her sütun arasında, bir heykel dikilidir. Pteronlar üzerindeki kabartmalarda: Amazonlarla Yunanlıların savaşlarını gösteren kabartmalar bulunmaktadır.

Podyum üzerinde: 24 basamaklı, piramit şekilli bir çatı bulunur. Çatının en tepesinde ise: dört atın çektiği araba yer alır. Çatının 24 basamaklı olması anlamlıdır. Çünkü: Maosolos: MÖ.377-353 yılları arasındaki 24 yıllık süreçte hüküm sürmüştür. Dolayısı ile, Maosolos’un hüküm sürdüğü her bir yılın Karia’nın bir adım daha yükseldiğini yani refaha kavuştuğu anlatılmak istenilmiş olabilir. Çatının piramit şeklinde olması, diğer Yunan yapılarında bilinen “üçgen” çatı şeklinden farklıdır.

Dört bölüm dedim ya, en alt kat altında, yani merdivenle inilen, toprağa gömülü alanda: mezar odası bulunmaktadır.

Dünyanın 7 harikası Mousoleum
Dünyanın 7 harikası Mousoleum
Dünyanın 7 harikası Mousoleum

 

ANITTA BULUNAN HEYKELLER

Heykeller: doğal boyut ve doğal boyutunun üstünde, 3 değişik ölçüdedir. Bu yüzden, heykellerin yerleştirildiği üç ayrı çıkıntı olması gerekir. Çünkü, bu çıkıntıların, podyumun tepesi ve kaide arasında olmaları gerekir. Heykellerde betimlenen konular: av, sunu ve adak sahnelerini ve kimisi at üstünde olan doğal büyüklükteki Yunan ve Pers savaşçılarını içermektedir.

Ayrıca: orta ölçekte, kimi erkek kimi kadın ve büyük olasılıkla çoğu portre, çok sayıda hareketsiz duruşlu heykel vardır. En büyük zararı, şövalyelerin elinden gören podyum heykelleri: çok sayıda olsalar da, bugün ancak küçük ve kırık parçalar halinde varlıklarını sürdürmektedirler.

Newton tarafından yapılan kazılarda, anıtta bulunan ve çalınarak Londra-British Museum’a götürülen heykeller şunlardır:

 

Kolosal Portre Heykelleri

Bunların anıttaki yerleri kesinleşmemiştir. Ancak: Mousolos ve Artemisia diye adlandırılan bu heykeller; güzel görüntüleriyle dikkat çekerler. Bunlar: Karia hükümdarlık sülalesi ve atalarını temsil ettiği düşünülen, geniş bir heykel serisinin en iyi korunmuş olanlarıdır. Bu serinin: sütunlar arasında, baş köşeye konmuş oldukları çok mantıklıdır. Ancak, herhangi bir kanıt yoktur.

 

Araba ve At başı heykeli

Piramidin tavanında: dört tane at ile çekilen bir savaş arabası heykeli bulunuyordu.

Arabanın içindeki kimdi ve arabanın anıtın tepesine yerleştirilmesinin anlamı neydi?

Atların dolgun bedenleri ve büyük tekerlekli araba, satrap gibi resmi bir kişiliği akla getirmektedir. Orada, böyle bir kişinin yer alması: bunun da belli bir kimlikte betimlenen “Mausolos” olması anlamlıdır.

Acaba insan olarak mı, yoksa tanrı olarak mı betimlenmişti? Mausolos’un kendisini  tanrı gibi gördüğüne ilişkin hiçbir tarihsel kanıt olmasa da, araba gurubunun yükseltilmiş konumu, Yunan anlayışına göre, kuşkusuz tanrılaştırmayı betimlemektedir.

 

Çatıdaki Aslan Heykelleri

Aslanlar çifter çifter miydi, yoksa birbirlerine bakan karşılıklı diziler halinde mi düzenlenmişlerdi?

Yapılan araştırmalar sonucu, aslanların karşılıklı diziler halinde düzenlediklerine karar verilmiştir. Çünkü: bazı aslanların başlarının dönüşü, daha keskindir. Bunlar: her bir dizinin öncü aslanları olabilirler. Ne var ki; gerçekte bu şekil ya da diğerlerine ilişkin kanıt yoktur. Efes yakınlarında bulunan Belevi’deki “Heroon” un buna benzer yerleştirilmiş “grifonları” çifter çifter sıralanır, ama aralarına bir vazo konulmuştur. Mausoleion anıtında, vazoya ilişkin herhangi bir buluntu yoktur.

 

Binici Heykeli

Temel alanında ele geçirilmiştir. Üzerinde Pers giysileri bulunan bir binicinin olduğu, dört nala giden bir at heykeliydi. Bu heykel, dev çapta yontulmuştu. Belki de: bir av yada savaş sahnesini betimleyen geniş bir heykel gurubunun bir kısmı olabilirdi. Ancak: mükemmel bir desenleme ve son derece gerçekçi bir uygulamanın ürünü olduğu kesindi. Binicinin sağ bacağındaki, Doğu işi pantolon ve tuniğin alt kısmı: binici hızlandıkça rüzgarla geriye doğru dalgalanır gibiydi. Ne yazık ki: binici ve atın el ve ayakları, balyoz darbeleriyle kırılarak, kireç fırınlarına malzeme sağlanmış ve heykeltıraşın tasarladığı özgün etki bozulmuştur.

Diğer bağımsız heykellerin çoğu: podyum duvarındaki dar kaidelere, alınlık heykelleri tarzında dizilmişlerdir.

 

ANITIN İÇİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER

Mausoleion’un içyapısından sökülüp: kalede yeniden kullanılan “yeşil volkanik taşlar” ın çokluğuna bakılırsa, iç yapının büyük bölümünün “masif” olması gerekirdi.

Jeppesen: bazı Mısır piramitlerinde görüldüğü gibi, biri mezar odasının tam üstünde olan, biri de kolonadın arkasında olan geleneksel Yunan cellası yerine geçen, bindirme çatılı, iki iç oda bulunduğunu ileri sürmüştür.

 

ANITIN DÜNYA HARİKASI OLMASI AÇISINDAN ÖZELLİKLERİ

Anıtın ölçüleri, antik dönem standartlarına göre çok büyüktür. (günümüzdeki 20 katlı bir apartman yüksekliğindedir.)

Heykeltıraşlık süslemeleri ise çoktur. Yani: heykeltıraşlık bezemeleri son derece boldur. Dönemin en ünlü heykeltıraşları, en güzel eserlerini burada üretmiş ve yapının süslenmesinde kullanmışlardır. Hatta, kral ve kraliçe öldükten ve Halikarnassos’un parası bittikten sonra da, yapıyı devam ettirmişler, kendi sanatlarının bir göstergesi olarak kabul ettikleri yapıyı, özveriyle bitirmişlerdir.

Anıtta kullanılan heykellerin hepsi: hayvan ve insan figürleridir. Yani: tanrı-tanrıça figürleri kullanılmamıştır ve bu yönü ile, anıt özel önem kazanmaktadır.

Bu ünlü anıt:  Halikarnasos şehrinin, diğer Karia şehirlerinden daha fazla tanınmasını sağlamıştır.

Anıtta: üç medeniyetin (Likya, Yunan, Mısır) mimari öğeleri bir arada kullanılmıştır. Özellikle: çatının piramidal yapısı, Mısır etkilerini göstermektedir. Podyum ise, Karya mimari unsurudur.

 

SÖZCÜK ÖNEMİ

Roma döneminde “Mausoleum” kelimesi “büyük mezar” yapıları için kullanılan genel bir terim haline gelmiş ve  “mozole” kelimesi olarak günümüze kadar ulaşmıştır.

 

SONUÇ

Sonuç olarak:  bu sıra dışı, masraflı, görünüşe göre yararsız yapıya en anlam vermek gerekir?

Bu yapı: yalnızca Mausolos’un ( ya da Artemisia’nın) megolomanca hırsının gelişigüzel bir ürünü müydü? Yoksa ince bir sembolizmi mi somutlaştırıyordu?

Yapılış amacının: bir kurucu mezarı olarak, daha doğrusu yeniden kurucusu olan “Mausolos”u yüceltmek olduğuna pek kuşku yoktur. Öte yandan: buranın: Karia hükümdarlık sarayının, bütün kraliyet üyelerinin mezarlarını alacak şekilde bir haneden mezarlığı olduğu düşünülse de, öte yandan yalnızca “Mousolos”un gömüldüğü de varsayılmaktadır.

Ne var ki: anıtın büyüklüğü ve bezemelerinin bolluğu: akla gizli nedenler getirmektedir.

Hatta: garip mimari şekil: üç farklı uygarlığı, yani Likya, Yunan ve Mısır uygarlıklarına özgü öğeleri birleştirmektedir.

Dikdörtgen şeklinde yükselen yüksek podyum: Likya mezar mimarisinin karakteristik özelliğidir.

Anıttaki Yunan tarzı ise, şöyle hissedilmektedir: podyumun üstündeki peristil, incecik yivli sütunları destekleyen öğeler, özenle işlenmiş kaideler, zarif kıvrımlı sütun başlıkları, dış kesimler ve silmelerle zenginleştirilmiş, nispeten alçak saçak altlıkları.

Mısır öğeleri ise, şunlardır: ustalıkla yapılmış piramit çatı. Kimileri, bunun yalnızca “araba” gurubu için yükseltilmiş, şatafatlı bir kaide olduğunu öne sürse de, bu özellik Mısır öğesini anımsatır.

Mimari bu öğeler yanında: bu melez yapının, dönemin en iyi Yunan sanatçıları tarafından üretilen Yunan heykeltıraşlık ve mimarlık eserleriyle baştan aşağı donatılması, Mausolos’un Yunan kültürünü yeğlediğini göstermekle birlikte, anıtın  bütününe katkıda bulunan tüm bu uygarlıklar karşısında, Karia üstünlüğünün bir ifadesi olarak da görülmüş olmalıdır.

Bu yüzden: belki de Mausolos ile Artemisia: Halikarnasos başkentliğinde kurulacak bir “Karya imparatorluğu” bünyesinde: Yunan ve Yunan olmayan uygarlıkları bir araya getirerek bir karışımı simgelemeyi düşündükleri değerlendirilmektedir. Mousolos’un düşlediği bu olay: bir kuşak sonra Makedonyalı İskender tarafından başarılacaktı.

MS.2’nci yüzyılda “Ölülerin Dialogları” adlı eserinde, yazar Lukianos: Filozof Diogenes ile Mausolos arasında ve yeraltında geçen düşsel bir karşılaşmayı sahneler ve buradaki sözleri: “Mausoleion” için uygun tanımlar ifade etmektedir.

Diogenes: “Söyle bana Karyalı, neden o kadar kibirlisin ve neden bizlerden daha çok onurlandırılmayı umuyorsun?”

Mausolos: “ Çünkü, ben yakışıklı, boylu bosluyum ve savaş galibiyim. Ama hepsinden öte, başka bir ölünün sahip olmadığı, en iyi kalite mermerden, en gerçekçi biçimde yontulmuş at ve insan heykelleriyle en güzel şekilde süslenmiş, dev bir anıtım var Halikarnassos’da üzerimde uzanan…”

Diogenes: “Yakışıklı Mousolos’um: artık ne gücün var ne de güzelliğin. Bir güzellik yarışması yapacak olsak, senin kafatasın neden benimkinden daha güzel sayılsın. Mezarına, o pahalı mermere gelince, Halikarnasos halkının, ziyaretçilere gösteriş yapıp övünebileceği bir şey olabilir, ama o kadar taşın altında ezilerek bizlerden daha ağır bir yüke katlanman dışında, o mezarın sana ne faydası var anlamıyorum”

Mousolos: “Öyleyse, hepsi boşuna mı? Mousolos ile Diogenes bir mi?” diye haykırır.

Diogenes: “ Hayır majesteleri, bir değiliz”

Mousolos: yeryüzünde kendisine mutluluk getirdiğini sandığı şeyleri anımsadığı  zaman sızlanır.

Diogenes ise, o sırada “ona güler”

Mousolos: Diogenes’e, karısı Artemisia’nın Halikarnasos şehrinde kendisi için yaptırdığı mezardan söz eder. Oysa, Diogenes cesedinin bir mezarı olup olmadığını bile bilmemektedir. Ama, buna aldırış ta etmez.   Çünkü: ona göre, onun gelecek kuşaklara bıraktığı “iyi bir insan yaşamı sürmüş olmanın” saygınlığıdır. Öyle bir saygınlık ki: senin anıtından daha yüce ve daha sağlam temeller üzerine kuruludur.

Evet: tüm istilalara ve doğal afetlere karşı, Mausoleium, MS.1406 yılına dek ayakta kalmayı başarabilmiştir. Ta ki Alman mimar Schegelholt tarafından yapılan, St.Peters kalesinin onarımına kadar.

Bu zamana kadar 1500 yıl ayakta kalmıştır.

 

GÜNÜMÜZDE, BURADA GÖRÜLENLER

Son yıllardaki kazılarda, anıtın bulunduğu yer, tamamen ortaya çıkarılmıştır. Ancak, mezar anıtının ana yapısı, kayıptır.

Bu yüzden, burayı ziyaret eden ziyaretçiler, günümüzde burada ilgi çekici herhangi bir şey göremezler. Geriye kalanların tümü: kayaya oyulmuş,  dikdörtgen bir temel çukuru ve Mausolos’un cesedinin gömülmek üzere, aşağıya indirildiği batı merdiveni, mezar odasının yeniden yapılandırılmış ana hatları ve kırık sütun kasnakları ve mimari taş birikintileridir.

Yani, burada, anıttan kalan hiçbir şey bulunmamaktadır. Yine de, bir zamanlar, dünyanın 7 harikasından birinin 1500 yıl boyunca bulunduğu bölgeye giderek, o ortamın havasını teneffüs etmenizi ve bu yazılanları düşünerek, anıtı hayal etmenizi öneririm.