Afyonkarahisar Dazkırı

Afyonkarahisar Dazkırı


Afyonkarahisar-İzmir kara yolu üzerindedir ve bağlı bulunduğu Afyonkarahisar şehri yanında, Denizli’ye daha yakındır ve bu yüzden, ilçe halkı, genellikle Denizli şehrine giderler. Ben, burada 1 gün kaldım ve bu bir günlük süre içinde, özellikle, Acıgöl yöresinde gezdim ve gölde üretilen kimyasal madde çökelti havuzları çok ilgimi çekti.

Göl aynı zamanda, kuş gözlem alanı, yani bu sığ göl üzerinde, birçok kuş türünü izlemek ve özellikle güneşin batışını izlemek büyük bir muhteşem güzeldir.

Afyonkarahisar Dazkırı

ULAŞIM

Dazkırı, ulaşım imkanlarının geniş olduğu bir yöremizdir. Denizli-Afyonkarahisar karayolu, ilçe merkezinden geçer. Bu yüzden, genellikle, tanınan ve ismen bilinen bir ilçedir.

Dazkırı-Afyonkarahisar arasındaki uzaklık: 140 km. Dazkırı-Denizli arasındaki uzaklık: 80 km. dir. Dazkırı-Dinar arasındaki uzaklık: 34 km. Dazkırı-Çardak arasındaki uzaklık: 21 km. Dazkırı-Ankara arasındaki uzaklık: 422 km.

Kara yolu dışında, ilçe merkezinden demiryolu geçmektedir. İzmir-İstanbul demir yolu, ilçe merkezinden geçmektedir. Demir yolu ile bağlantılı olarak, ilçe merkezinde istasyon binası var.

Yöreye, hava yolu ile ulaşmak ta mümkündür. Denizli-Çardak hava alanı, ilçe merkezine, yalnızca 20 km. uzaklıktadır. Isparta hava alanı ise, 60 km. uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Dazkırı

TARİH

Dazkırı tarihinde, yerleşim yeri olarak kullanılması yakın geçmişe dayanmaktadır. Hacı Paşa Ağa başkanlığındaki Tatoğulları aşireti, Kızılırmak boylarından göçerek, buraya yerleşmişlerdir. Daha sonra yöreye Çerkezler yerleştirilmişlerdir.

İlçe, bir süre “Apa” daha sonra “Bolatlı “(atların bol olması nedeniyle bu isim verilmiştir) ve bu ismin Ankara-Polatlı ilçesiyle karıştırıldığı için “Tazkırı” ve “Dazkırı” olarak değiştirilmiştir.

1958 yılına gelindiğinde, Dazkırı’nın ilçe statüsü kazandığı görülür. 1965 yılından sonra ise, yöre hızla kalkınmaya başlamıştır. Yöre halkı, genellikle göçmen ve aşiretlerden ve Bulgaristan ile Romanya’dan gelen göçmenlerden oluşmaktadır.

Bu arada “Dazkırı” kelime anlamı “bozkır, açık alan, kırlık yer” demektir.

Afyonkarahisar Dazkırı

GENEL

Yörenin toplam alanı: 340 km. karedir. İlçe merkezinin denizden yüksekliği ise, 830 metredir. Önemli bir akarsuyu yoktur. Güneyinde acı göl bulunmaktadır. Bu gölün suyu acı olduğu için, içinde canlı yaşamaz ve barınmaz.

Yerleşim yerinin iklimi: genellikle İç Ege ve Akdeniz bölgesi iklimlerinin bir karışımıdır. Yani, bir anlamda geçiş iklimidir.

Yıllık yağış miktarı azdır. Kışlar kısmen soğuk, yazlar ise sıcak ve az yağışlı geçer. Arazinin % 65’lik bölümü ovalık, % 35’lik bölümü ise dağlardan oluşmaktadır.

Afyonkarahisar Dazkırı

İlçe halkının, % 80’lik bölümü çiftçilikle uğraşmaktadırlar. Yörede yetiştirilen tarım ürünlerinden öne çıkanlar şunlardır: şeker pancarı, haşhaş, fasulye, kiraz, ceviz, dut, ayva ve kavak ağaçlarıdır.

İlçenin köylerinin diğer önemli gelir kaynaklarından birisi de, yağlık gül yetiştiriciliğidir. Haşhaşın ise, özel bir yeri vardır ve yoğun olarak yetiştirilir.

İlçede büyük bir çorap fabrikası var ve burada üretilen yıllık 900 bin çift çorabın tamamı yurt dışına ihraç ediliyor.

Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl
Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl
Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl

 

ACIGÖL

Dazkırı ilçe merkezinin güneyinde bulunan bir göldür. Aynı zamanda Başmakçı ilçesi sınırlarına da dahildir. Göl: Başmakçı ilçesi Aşağı Akpınar köyündedir. 

Türkiye’de bu isimle anılan göllerin en büyüğüdür. Daire biçiminde olan gölün uzunluğu 27 km ve en dar yeri ise 9 km. dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 842 metredir. 

Burası, dağlarla çevrili tektonik bir göldür. Gölün bir volkanik patlama sonucu oluştuğu ve derinliğinin 300 metreyi geçtiği biliniyor. Derinliği bakımından dünyada 3’ncü sıradadır. 

Dağlardan gelen kaynak suları ve Başmakçı bölgesinden gelen Kocaçay ile beslenmektedir. Sönmüş bir volkan kraterinin su dolmasıyla oluşmuştur.

Krater çukurunun uzunluğu 800 metre ve genişliği ise 500 metredir. Gölün suyu acı ve tuzludur, çünkü suyunda yüksek oranlı magnezyum ve sodyum klorürleri ve sülfat bulunur.

Bu yüzden, gölde balık yaşamaz ve kurak yaz aylarında göz beyaz bir görüntü alır. Sadece Flamingo gibi acı suları seven kuşlar üreme ve konaklama için buraya gelirler. 

Sodyum sülfat denilen bu kimyasal madde: özellikle çamaşır deterjanı yapımında yoğun olarak kullanılmaktadır ve dünya üzerinde en yoğun kaynaklardan birisi, Acıgöldür.

Afyonkarahisar Dazkırı Acı göl

Acıgöl kıyısında, Alkim-Alkali Kimya Fabrikasında ( kara yolunun hemen kıyısındaki bu fabrika, rahatlıkla görülmektedir) üretim yürütülmektedir. 

Fabrikanın arka bölümlerinde ise, göl yüzeyinde, kimyasal maddenin elde edilmesi için kullanılan çökelti havuzları görülmektedir ki, bu bölüm de ziyaret edenleri ilginç görüntüler sunmaktadır. Havuzlardan elde edilen glauber tuzu özel düzen ve sistemlerle göl kenarından temizlenerek, yine özel dizayn edilmiş pompa ve bozu hatlarıyla fabrikaya ulaştırılıyormuş.

Gölde, önemli kuş alanları da bulunmaktadır. Bu kuş alanlarında: flamingo, kılıçgaga, akça cılıbıt, angıt, gülen sumru gibi kuş türleri barınmaktadır. Günümüze kadar olan süreçte, bu alanda 203 kuş türünün gözlendiği belirtilmektedir. 

Son olarak, 2001 yılında yapılan gözlemlerde, burada, 119 kuş türü gözlemlenmiştir. Gölün sularında bulunan minerallerin, insan vücudunda sivilce, kaşıntı, kara ve benzeri hastalıklara iyi geldiği söyleniyor.

Acıgöl ile ilgili olarak son bir not, bir efsane var. Bu efsaneden söz etmek istiyorum “Eski dönemlerde bir derviş, Acıgölün bulunduğu yere gelir. Ancak Acıgöl yoktur ve onun yerinde büyük bir dağ ve bu dağın eteklerinde küçük bir köy varmış.

Derviş köylülerden ekmek ister, ancak hangi kapıya gitse kovulur ve sadece 2 çocuklu bir gelin, kendisine gizlice ekmek verir, ağırlar, ibadet etmesi için imkan sağlar.

Derviş geline şöyle der “kızım şimdi burayı terk et ve her ne olursa olsun arkana bakma” Gelinde bunun üzerine bir çocuğunu sırtına alır ve diğerini de elinden tutarak köyü terk eder.

Efsanevi taşın bulunduğu yere gelince, arkasında oluşan gürültüyü merak eder ve arkasına bakar, köyün bulunduğu dağ yerle bir olmuştur.

Hemen önüne döner ve önüne dönmesiyle birlikte kendisi de taş olur. ” Evet, efsane bu kadar, tanıdık geldi, tabii ülkemizde birçok yerde benzeri efsaneler var, hatta Somon ve Gomorro efsanesini bilenler de aynı yönde olduğunu hatırlamışlardır.

Afyonkarahisar Dazkırı Lavanta Üretimi

LAVANTA ÜRETİMİ

İlçe merkezine bağlı İdris köyünde lavanta üretimi yapılmaktadır. Burası Türkiye’nin ikinci büyük lavanta üretim merkezidir. Lavanta, tıbbi ve aromatik bir bitki olup ilaç ve parfüm sanayinde kullanılmaktadır. Haziran ve Temmuz aylarında, mor rengini alan lavanta tarlaları, çevreden gelen turist gurupları tarafından ziyaret edilmektedir.

Afyonkarahisar Dazkırı Halı-Kilim ve Haşhaş Festivali
Afyonkarahisar Dazkırı Halı-Kilim ve Haşhaş Festivali

 

DAZKIRI HALI-KİLİM VE HAŞHAŞ FESTİVALİ

Festival, her yıl Temmuz ayı içinde, 3 gün süre ile devam etmektedir. Festival bünyesinde: lunapark, konserler, halk oyunları ekibi gösterisi, geçit törenleri ve alışveriş mekanları kurulmaktadır.

Festival bünyesinde, Dazkırı bisiklet festivali de yapılmaktır. Bisiklet festivalinde, ilçe halkı ve çevreden gelenler tarafından, belirlenen rotada bisikletli turlar yapılıyor.

Afyonkarahisar Dazkırı Halıları

NE SATIN ALINIR

Dazkırı yöresine yolunuz düşerse, buraya has “halı” satın alabilirsiniz. Dazkırı halıları: 200 yıllık bir geçmişe dayalı olarak dokunmaktadırlar. Özellikle: Aşağı Yenice köyü, halı dokunan bir yer olarak bilinir. Dazkırı halısının en büyük özelliği: motifleridir. Bu motif özellikleri, doğadan alınmaktadır.

Yöre insanları, dokudukları halılara, yöresel isimler koymaktadırlar. Bunlar: çarklı halı, kuşlu halı, kazayağı halı, kalemli halı.

Evet, özellikle “Murat Köyü” günümüzde tam bir halı köyü olarak bilinmekte ve her gün birçok turist gurupları tarafından ziyaret edilmektedir.

Turist gurupları için : halı dokunmasından önce, yünün eğirilip, ip haline gelmesinden, halının dokunuz tezgahtan çıkmasına kadar tüm işlevlerini görebilecekleri bir ortam yaratılmıştır.

Son bir not, bu ilçede, güzel bir çorap fabrikası var ve üretilen çorapların hepsi, yurt dışına ihraç ediliyor, fabrikanın satış mağazasına uğramayı ihmal etmeyin.

Afyonkarahisar Dazkırı

GEZİLECEK YERLER

Dazkırı ilçesinde, her ne kadar tarihi kalıntı çok diye düşünülse de, herhangi bir arkeolojik araştırma çalışmalarının yapılmamış olması yani bu kalıntıların gün yüzüne çıkarılmamış olması, buranın, tarihi yönden turistik özelliklerini öne çıkaramamaktadır.

Yani: Dazkırı yöresine yolunuz düşerse, nereyi gezeyim-nereyi göreyim diye düşünürseniz, bence, Acıgöl bölgesini gezip görebilirsiniz ki, başkaca bir gezilip görülecek yer öneremeyeceğim. Ben yine de, yörenin tarihi eser bakımından önem kazanan birkaç bölgesinden söz etmek istiyorum.

Afyonkarahisar Dazkırı Sarıkavak Köyü
Afyonkarahisar Dazkırı Sarıkavak Köyü

 

SARIKAVAK KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı 9 km. uzaklıktaki Sarıkavak köyünde, MS 200 yıllarına ait, Romalılardan kaldığı düşünülen, kayalar içine oyulmuş kabinler görülmektedir.

Bu kabinlerde: çeşitli zamanlarda, paralar-gözyaşı şişeleri ve muhtelif toplar kaplar bulunmuştur.

Köyün güney kısmında görülen höyükler ise, herhangi bir arkeolojik araştırmaya tabii tutulmamışlardır.

SANAOS-SANAUS-ANAUA

Konumu:

Acı gölün kuzeyinde, Dazkırı ilçesi merkezine bağlı Sarıkavak köyünde, köyün yaklaşık 720 metre güneybatısındadır. 

Antik yerleşim, Denizli-Ankara karayolunun 68’nci kilometresinde, yol ayırımından kuzeye doğru yaklaşık 1 km uzaklıktadır. 

Gölden uzak konumdadır. Batı-güneybatı eteğinde kurumuş bir dere yatağı vardır.

 

ÖNEMİ:

Konumu itibarıyla hayati öneme sahip bir boğazı denetim altında tutan Anaua-Sanaos bölgenin en eski yerleşim yerlerinden biridir. Ancak herhangi bir ayrıntılı arkeolojik araştırma yapılmamıştır. 

 

GENEL:

Antik kentin, yazılı belgelerden öğrenilen iki ismi vardır. İlk ismi “Anaua” dır.

Bazı yazarlar Anaua’nın sözcük anlamı üzerinde durarak kökeninin Luwi diline dayanan bir isim olduğunu belirterek çeşitli saptamalarda bulunmuşlardır.

Luwice Anawa’nın “Yamaç” anlamına geldiğini belirten araştırmacıları destekleyen tek kanıt, kentin bir yamaç yerleşimi olmasıdır.

Bazı araştırmacılar ise kentin Frig kökeni üzerinde durarak Anava-Sanaos’un “zana-wa” dan türediğini öne sürerler. 

Kentin ismi ilk kez: Herodot tarafından kullanılmıştır. Herodot: Xerxes’in Celainai’den Kolossai’ye giderken, Anua’nın ve tuz çıkarılan bir gölün yanından geçerek Kolossai’ye geldiğini yazar. Herodot’un bahsettiği tuz çıkarılan göl, bugünkü Acı göldür. Herodot’un yazdıklarından yola çıkarak: Anaua çevre coğrafyasına bakıldığında Xerxes’in seferi sırasında tercih edebileceği iki güzergah bulunmaktadır. Apameia’dan (bugünkü Dinar) yola çıkan ordu, ya Başmakçı civarında Anaua Gölünün (Acı göl) kuzeyindeki boğazdan ya da Acıgöl’ün güneyindeki, daha uzak olan güzergahı kullanarak Kolossai’ye (Honaz) ulaşmış olmalıdır. Zaten günümüze kadar yapılan araştırmalarda Acıgöl’ün güneyindeki yerleşmelerde göle yakın herhangi bir antikçağ yerleşimi ya da kalıntısına rastlanmamıştır. 

Strabon: Frigya bölgesinin iki büyük kenti olan Laodikeia ve Apameia Kybotos’tan bahsederken bu iki kente komşu olarak saydığı kentler arasında Sanaos’a da yer verir. Strabon’un tarifine göre: bu iki kente komşuluk derecesine yakın olan ve bu iki kentin arasında yer alan Sanaos’tan başka adı antik kaynaklarda geçen bir kent yoktur. 

Dolayısıyla bu konumlandırmalar, Anaua-Sanaos’un yeri konusunda önemli bilgiler verir. 

Plinius: çeşitli coğrafyalarda mevsim değişiklikleri nedeniyle meydana gelen farklılıklardan bahsederken Küçük Asya’daki Sannaus adlı gölün de bu değişikliklerden etkilendiğini, gölün oldukça tuzlu olduğundan ve göl çevresinde bir bitki türünden bahseder. Plinus, yaptığı bu tarifle Heredot’un aynı adla anılan kent ve göl tanımı birleştirildiğinde, antik kentin Acıgöl kıyısında bir yerleşim olması gerektiği kesindir. 

Hierocles, MS 6’ncı yüzyılda bölgedeki piskoposluk merkezleri arasında kentin adını Savaos olarak verir. 

Sonuçta: antik kaynaklara göre, kentin ilk ismi, ilk önce Anua, en azından MÖ 2’nci yüzyıldan sonra da muhtemelen Anua’nın çeşitli ses değişimlerine uğrayarak Sanaos, Sannaus, Savis, Suvau ve son olarak ta Savaos olarak geçtiği görülür. 

Bunun dışında, kentin en azından MS 6’ncı yüzyıla kadar devam ettiği anlaşılır. 

1881 yılında gezgin ve araştırmacı Ramsay: bölgede Anava ve Savaos olarak adlandırılan iki kenti birbirinden ayırarak, bunları birbirinden bağımsız farklı kentler olarak değerlendirir. Keretapa’yı Sarıkavak köyüne yerleştirir. 

1897 yılında yine gezgin Anderson tarafından: kentte yaptığı bir araştırmada Nekropolde bulduğu iki yazıtı kanıt olarak sunar. Yine bu makalesinde, Sarıkavak köyünde bulduğu yazıtlardan yola çıkarak, burasının Apameia ile bağlantısı olduğunu ve Sanaos’un Apameia’ya bağımlı bir kent olduğunu yazmıştır. Evet bu yazıtlar önemlidir. Çünkü: ilk yazıtta: Sanaos’a bir Bouleutherion sunan Diodorosun oğullarından aynı isme sahip Kalistratos adlı kardeşler olduğunu belirtir. Yani, kentte önemli ve zengin ailelerinden olan Diodoroslar, kente bir boluleutherion sunmuşlardır. 

Yani, buna göre: Sanaos kenti hiç te küçümsenmeyecek bir kenttir hatta kendi kararlarını aldığı bir meclise de sahiptir. 

MÖ 2-1’nci yüzyıllara tarihlenen Sanaos’a ait bilinen 6 sikke ve yazıt, yerleşimin bir köyden daha çok polis olduğunun açık belgeleridir. 

Evet, antik dönem şehrinin ismi hakkındaki bu bilgilerden sonra, şimdi gelelim höyük yerleşimine:

Köye ulaşım sağlayan asfalt yolun hemen bitişiğinde yapılan incelemeler sırasında, yüksekliği yaklaşık 25 metre ve taban genişliği 40 metre olan yüksek tepe bulunuyor. 

Bu tepenin Tunç Çağından Bizans dönemine kadar yerleşim gördüğü tespit edilmiştir. 

Bu höyük, yaklaşık olarak 3500 yıllık bir yerleşime sahip olmuş ve yüzyıllarca doğudan-batıya geçişi sağlayan boğazın, hemen yanında kurulması itibarıyla önemli bir yerleşim olarak tarihe geçmiştir. 

Höyüğün üzerinde farklı yapılara ait duvarlar yüzeyde görülür. Höyüğün üstünde doğal nedenlerle meydana gelen 0.80 metrelik erozyon toprağının altında, çeşitli kültür katmanlarının izleri rahatlıkla izlenmektedir. 2.10 metre derinlikte, 1.20 ve 1.30 metre derinlikte iki farklı yangın tabakası oldukça net olarak görülmektedir. Ayrıca, bu kesit içinde yer yer kemik ve kerpiç kalıntılarına rastlanır. 

Taş Ocağı:

Anua antik kentinde, Nekropol alanının güneydoğusundaki yamaçta, höyüğün yaklaşık 150 metre kuzeyinde bir Taş Ocağı vardır. Antik kente taş sağlayabilecek en yakın yer kentin 1 km kadar batısında bulunan Maymun Dağının eteklerinde bulunan doğal kaya blokları olarak görülür. Ancak bu dağın oldukça sarp olması ve kent ile dağ arasındaki uzaklık nedeniyle, taş ustaları kentin hemen merkezinde bulunan ve belli bir dönem Nekropol olarak kullanılmış olan alandan taş ihtiyaçlarını karşılamışlardır. 

İşlik-Kule:

Nekropolün batısında yaklaşık 200 metrelik bir uzaklıkta, dört tarafı düzensiz kaya bloklarıyla örülmüş bir mekan bulunur. 

3.14 x 2.76 metre ölçülerindeki mekanın girişi kuzeydoğu köşededir. 0.68 metre genişliğinde bir kapı açıklığı bulunur. Girişin sağında, muhtemelen ahşap olan kapının yaslandığı yatak görülebilir. 

Mekanın yan duvarlarını oluşturan, kaya parçalarının iç yüzeyleri kesilerek düzleştirilmiş, dış yüzde kaya kütleleri işlenmeden bırakılmıştır. 

İşçilik oldukça kötüdür. Duvarı oluşturan taşların bir kısmı toprak altındadır. Yüzeydeki kısmı mekanın en alt sırasındaki temel duvarını oluşturmaktadır. 

Mekanın ortasında 2 kaya parçası bulunur. Ancak bunların muhtemelen yan duvarlardan düştüğü düşünülür. 

Evet, dörtgen planlı yapının, üst yapısına ait herhangi bir buluntu yoktur. 

Tek odalı ve höyük yerleşimine uzak denecek mesafede olması nedeniyle, yapı önce işlik olarak düşünülmüştür. Ancak basit planlı ve küçük oluşu nedeniyle işlevsel kullanıma uygun olmadığı da düşünülür. Sonuç olarak, kullanım alanı oldukça küçük olan bu yapı, muhtemelen yüksek konumu da göz önüne alınarak, daha çok bir kule izlenimi vermektedir. Çünkü araziye uygun bir alanda ve araziye oldukça hakim yüksek bir alanda konumlanmış olması, bu kanıyı yani kule düşüncesini güçlendirir.

 

Nekropol:

Höyüğün 100 metre kadar kuzeyindedir. Nekropol alanı, yaklaşık 200 x 100 metrelik bir alanı kaplar. Toprak üzerinde, izleri bulunan yüze yakın dikdörtgen planlı, ana kayaya oyulmuş basit çukur mezar görülür. Mezarların ortak özelliği: oldukça basit biçimde ana kayaya oyularak dikdörtgen şeklinde yapılmış olmalarıdır. Boyutları ölen şahsın çocuk veya erişkin olmasına göre değişmektedir. Mezarların üzeri mezar kapaklarıyla örtülmüştür. Ancak kapak taşları yoktur, muhtemelen kırılarak başka amaçlar için kullanılmıştır. 

Mezarların bir kısmı maalesef defineciler tarafından tahribata uğramıştır. 

Dazkırı Sarıkavak köyü Sanaos Antik Kenti Sunak
Sunak:

Höyüğün yaklaşık 1 m güneydoğusunda bulunan ekili arazilerin arasında tarla sınırı olarak oluşturulan alanda bir sunak tespit edilmiştir. Sunağın alt kısmında daha sonraki bir kullanıma ait olabileceği düşünülen, çanak şeklinde girinti bulunur. Oldukça bozuk olan yazıtın okunabilen kısmı değerlendirilerek, bunun bir sunak olduğu anlaşılmıştır. 

Krem renkli, iri gözenekli travertenden yapılmış sunak, 1.20 metre yüksekliğinde ve ortada 0.50 metre çapındadır. Silindirik sunağın alt ve üst kısmı profillendirilerek ortada tabula ansata bölümü bırakılmıştır. Bu alanda, 7 satır uzunluğunda Grekçe bir yazıt bulunur. Yazıttan anlaşıldığına göre, bu bir mezar sunağıdır. Harf karakterlerine göre, sunak Geç Roma dönemine aittir. 

 

 

Bölgedeki diğer buluntular:

Anaua antik kentinde yapılan araştırmalarda tespit edilen diğer buluntuların başında, zeytin işlikleri gelir. Sarıkavak köyü yakınlarında bulunan iki işlik parçası, köy ve çevresinde günümüzde de hala çok sayıda bulunan zeytin ağaçlarının, antik çağda da önemli bir gelir kaynağı olduğunu düşündürür. Bulunan her iki işlik takımı da krem renkli travertenden yapılmıştır. 

Kent kalıntılarında yapılan araştırmalarda, Erken Tunç Çağından Geç Antik döneme kadar oldukça geniş bir zaman dilimini içine alan buluntulara rastlanmıştır. Yüzeyde görülen seramik parçaları arasında, Tunç ve Demir çağına ait buluntular çoğunluktadır.

Evet, Sanaus Doğu Nekropolü ve Antik Taş Ocağı, arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Ancak bölgede resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmamaktadır. 

Afyonkarahisar Dazkırı Kızılören Köyü

KIZILÖREN KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı; ilçe merkezine 8 km uzaklıkta bulunan Kızılören köyünde de, Roma dönemine ait Tümülüsler görülmekte olup, buralarda yapılan yüzey araştırmalarında, zaman zaman toprak kaplar ve sikkeler bulunmaktadır.

Özellikle “Kayaüstü Mevkii Tümülüsü” ve bu tümülüste bulunan mezar odası ilgi çekmektedir.

Çatak Tümülüsü

Kızılören köyünün yaklaşık 2.5 km kuzeybatısında Çatak mevkiindedir. Kızılören-Hasandede karayolunun 30 metre kadar güneyinde, tarla içinde bulunmaktadır.

Roma dönemine ait tümülüs, moloz taşlı yığma toprak oluşturmuş olup, yaklaşık 30-40 metre çapındadır.

(Öğrendiğime göre, bu tümülüs iş makinası kullanılarak kaçak kazı için tahrip edilmiş, tümülüsün ortasında yaklaşık 3.40 x 3.40 metre ebatlarında ve 2 metre derinliğinde bir çukur açılmıştır.

Çukurun içinde, 2.10 metre uzunluğunda ve 1.40 metre genişliğinde ve 50 cm kalınlığında, kireç taşından yapılmış antik döneme ait bir kaba işçilikli blok bulunmaktadır.

Tümülüs, 2015 yılında arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Kızılören Köyü Camii

İlçe merkezine bağlı Kızılören köyündeki cami, 19’ncü yüzyılda yapılmıştır. Ahşap sütunlara sahip, sade ama süslemeleri olan bir yapıdır. Ahşap sütunlar üzerinde oturan, düz toprak damlı ve kalemkari süslemeleri olan bir yapı olarak tanımlanır. Plan biçimi kare veya kareye yakındır. Tek mekanlı bir camidir, ibadet alanı tek bölümlüdür. Duvarlar ve çatı iç örtüsü, yerel  teknikle yapılmış, çoğu düz basit yüzeylerdir. 

Cami iç dekorasyonundaki bitkisel, geometrik motiflerle yapılan süslemeler ilgi çeker. Bu süslemeler, Osmanlı dönemi estetiği taşır. 

Ahşap mahfili mevcuttur. Yani cemaatin bir bölümü, yükseltilmiş ahşap platform üzerine çıkarak ibadet yapmaktadır. 

 

KARAAĞAÇKUYUSU GÖLETİ:

İlçe merkezine bağlı 17 km uzaklıktaki Karaağaç köyündedir. Karaağaçkuyusu köyünün rakımı 1038 metredir. Burada bulunan bu gölet, piknik yapmak isteyenler tarafından yoğun tercih edilmektedir. Köyün adı 1912 kayıtlarında “Karaağaç” olarak geçmesine rağmen günümüzde “Karaağaçkuyusu” olarak geçer. 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.