Konya Çumra

Konya Çumra


Çatal Höyük’deki tarih ve medeniyet yanında, tüm Batılıların sahiplendiği Yunan tarih ve medeniyeti, bebek kalır. Buyurun, tek cümle ile buranın özelliği bu.

ULAŞIM

Çumra-Konya arası uzaklık: 44 km. Konya-Karaman demir yolu üzerindedir.

Konya Çumra

TARİHİ

İlçenin tarihi çok eskilere gitmez. 1894 yılında yapımına başlanan ve 1913 yılında bitirilen İstanbul-Bağdat demir yolu yapımı sırasında, Çumra’nın bulunduğu yere, bir istasyon yapılır ve bu istasyon binası, Çumra’ya yapılan ilk bina olarak öne çıkar.

1936 ve 1950 yıllarında, Balkanlardan Anadolu’ya gelen göçmen aileleri, Çumra’ya yerleştirilmişlerdir. Takip eden yıllarda da Hadim, Bozkır, Ermenek gibi İlçeler ve yakın köy ve kasabalardan gelen göçlerle, İlçe gittikçe büyümüş ve bu günkü halini almıştır. Yörede Selçuklu egemenliği bilinmesine rağmen, her hangi bir esere rastlanılmamıştır.

Konya Çumra

GENEL

İlçe ismini, bir rivayete göre: çamurdan almıştır. Diğer bir rivayete göre ise, “cümleniz beraber olun” deyişindeki “cümle” kelimesinden almaktadır. İlçenin denizden yüksekliği 1013 metredir. Ova üzerinde kuruludur. Ova daha çok: çoraklık ve sıcağa dayanıklı bitkilerle kaplıdır.

Yaygın bir yerleşime sahiptir. Yalnızca, çarşı merkezinin bir bölümünde dikey yapılaşma vardır. Onun dışında, çoğunlukla eski ve iki katlı binalar mevcuttur. Mahalleler ise, genelde tek ve iki katlı bahçeli evlerden oluşur. Konya İl Merkezine yakın olması nedeniyle, ilçe merkezindeki işletmeler, il merkezindeki işletmelerle rekabet edememektedirler.

Maddi imkanları yerinde olan aileler, Konya’ ya göç etmektedirler. Bu nedenle, ilçede yatırımlar da olmamaktadır.

Bunun sonucunda, ilçede sosyal yaşam olumsuz yönde etkilenmekte, halk gündüzleri ve boş zamanlarında kahvehanelerde bulunmakta, karanlıktan sonra ise sokaklar tamamen boşalmaktadır.

Konya Çumra

İlçe halkının büyük kısmı: tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Yaz aylarında: 4000 civarında tarım işçisi, başka il ve ilçelerde, Çumra’ya gelirler.

Çumra’nın ilkleri

Cumhuriyet tarihinin ilk mahalle düzenlemesi yapıldı. Osmanlı döneminde, ilk tapu kadastro işlemleri burada yapılmış. Çumra sulama birliği, Türkiye’nin en büyük sulama birliği.

Kuru fasulye

İlçe, ülkemizin önemli bir kuru fasulye üretim bölgesidir. Ülkemizin kuru fasulye üretiminin: yüzde 10-15 kadarı, yalnızca Çumra tarafından karşılanmaktadır. Bunun yanında: Çumra’nın kavunu da öne çıkmaktadır. Ancak: bu yöreden geçerseniz, mutlaka kuru fasulye almayı ihmal etmeyin. Çumra’dan kuru fasulye alınır.

Meslek Yüksek Okulu

Selçuk Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu, 1992 yılından bu yana Çumra’da bulunuyor.

GEZİLECEK YERLER

Konya Çumra Sırçalı Mesire Yeri

SIRÇALI MESİRE YERİ

Merkeze yakın. Araçlar için geniş bir park yeri ayrılmış. Güzel bir şelale, gezinti yolları ve piknik alanları ve çocuklar için oyun parkları var. Burada: lokantalar da var. Bu lokantalarda: ızgara çeşitleri (pirzola, kuşbaşı) ve canlı alabalık bulabilirsiniz.

Konya Çumra Apa Barajı

APA BARAJI

İlçenin 35 km. güneyinde, Çarşamba Çayı üzerinde ve Apa kasabasındadır. Apa ismi, çok eski bir isim. 3000 yıl önce, Tunç-bronz çağında Anadolu topraklarında yaşamış olan Luvi’lerin dilinde, “Apa” sözcüğü, “su” anlamına geliyor.

1957-1962 yılları arasında, sulama ve taşkınlardan koruma amacıyla inşa edilmiştir. Baraj gölü kıyısında: DSİ ve Selçuk Üniversitesi tesisleri ve piknik alanları bulunuyor. Gölde sazan ve tatlı su levreği balıkları tutulabiliyor. Olta balıkçılığına meraklı iseniz, şartlar uygun.

Konya Çumra Çatal Höyük
Konya Çumra Çatal Höyük
Konya Çumra Çatal Höyük

 

ÇATAL HÖYÜK

Çatalhöyük, günümüzde Konya ilinin Çumra ilçesinin 10 km doğusundadır. Konya il merkezine 50 km uzaklıktadır. 

Konya ovasında, Çarşamba çayının eski yatağına yakın iki höyükten oluşmaktadır. Farklı yükseklikte, iki tepe üzerindedir. Bu iki yükselti nedeniyle, çatal sıfatı almıştır. 

Neolitik dönem eğilimleri, kasaba planlamasında, mimaride, tarımda (hayvancılık dahil), teknoloji ve dinde gelişmeler, Çatalhöyük’te yaklaşık MÖ 6500-5000 tarihli iyi korunmuş 12 yapıda dramatik bir şekilde bir araya gelir. 

Kazı alanı, uygun koşullara sahip bir çevresel ortam olan, Konya Ovasında bulunmaktadır. 

Jeomorfolojik incelemeler neolitik dönemde kasabanın bir ırmak, göl ve bataklıkların yanında bulunduğunu, tepelerin de uzakta olmadığını gösterir. 

2012 yılında, Çatalhöyük, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alındı. 

Çatalhöyük

Çatalhöyük Önemi:

5-8 bin nüfusu sahip ilk yerleşim yeridir.

Dünyada insanlar, ilk kez burada ticaret yaptılar. Hayvanlar ilk kez burada evcilleştirildiler. İlk kez, toprak kapları ve bakırı kullandılar. İnsanlar ilk mühürlü mülkiyet kavramını yaşadılar. Takı, ziynet eşyası ilk kez Çatalhöyük’te yapıldı. 

İlk antik bank kuruldu. Resim ve heykel sanatı, ilk olarak yapılmaya başlandı. Sanat ve dokumacılık yapıldı. Tarım teknikleri ilk kez kullanıldı. İlk fırın yapılarak kullanıldı. 

Evet, ayrıntılara girmeden bölge hakkında bilgi vermek istiyorum.

Burası günümüzden binlerce yıl önce, günümüzdeki bozkır görüntüsünden çok farklı olarak, yeşillik, sulak, bitki ve hayvan dünyası açısından zengin ve tüm özellikleri nedeniyle yaşam için çok elverişli bir bölge olarak önem kazanıyor. 

Neolotik dönemde, insanlığın avcı toplayıcı toplumdan yerleşik düzene geçiş evresini yaşadıkları yerdir.

Buna benzer yani eşdeğer yerler, özellikle Güneydoğu Anadolu bölgemizde bulunmasına rağmen, buranın Orta Anadolu bölgesinde bulunması ilgi çekicidir. 

Ayrıca, Çatalhöyük bölgesinin bağlayıcı bir halka olduğu düşünülmektedir.

Çünkü 12 bin yıl önce, Güneydoğu Anadolu bölgesinde başlayan yerleşik düzen, 7 bin yıl önce buraya ve daha sonra Göller bölgesine ve Ege kıyılarına kadar uzanmıştır. 

Çünkü Ege kıyılarındaki medeniyetler, 3-4 bin yıllıktır.

Çünkü burada komşu yerleşimlerden farklı olarak, üstün bir sanat anlayışı göze çarpmaktadır. Tüm bunların sonucu olarak, Çatalhöyük, o dönemde yaşayan insanların günlük hayatları ve kullandıkları eşyalar hakkında, günümüze ayrıntılı bilgiler yansıtmaktadır. 

Özellikle o dönemde insanlar, Kybele ana tanrıça ve benzeri kadın figürlerine tapmaktadırlar.

Kybele ilginç görüntüsü ile önem kazanmakta olup, günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir. 

Bölgedeki yapılarda kullanılan malzeme, kerpiç, ağaç ve kamıştır.

İlk yapılanların MÖ 6700 yıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir.

1050 yıllık zaman dilimi içinde, şehrin yıkıldıkça her biri üzerine inşa edilen 18 farklı yerleşim katmanı tespit edilmiştir. Toplam 1400 yıl boyunca kesintisiz iskan edilen bu alan, döneminin en kalabalık yerleşim merkezlerinden biri olmuştur. 

İlk dönemlerinde 1000’den fazla konuş ve 5-8 bin kişiyi bulan nüfusu ile, Yakın Doğu’nun bilinen en büyük köy ya da kasabalarından biri olduğu düşünülmektedir. 

Kazılarda: saray, tapınak veya yönetici konutu gibi ayrışmış yapılar bulunmamıştır. Tüm evler hemen hemen aynı boyuttadır. Yani, sınıfsız bir toplam yapısı vardı. 

İskeletler üzerinde yapılan incelemelerde, kadın ve erkeklerin benzer gıdalarla beslendiğini ve benzer işlerde çalıştığı görülmüştür. Yani, cinsiyet eşitliği söz konusuydu. Kadının toplum içindeki önemli rolü araştırmacılar arasında ilgi odağı olmuştu. 

Zengin bir sanat dünyası vardı.

Duvar resimleri, özellikle ilgi çekiyordu. Bazı evlerde, onlarca kat duvar resmi ve inanılmaz sayıda figürin (tanrı ve özellikle tanrıça figürleri) bulunuyordu ve bir anda Çatalhöyük çok meşhur oldu. 

Çatalhöyük, 1993 yılından itibaren yeniden kazılmaya başlandı.

Bu kazılarda, yine birçok buluntu ortaya çıkarıldı. Önce büyük bir çadır ve altındaki küçük çadır ile korunan bu buluntular, sergilenmeye ve korumaya alındılar.

Alanda, birçok güzel ve başarılı çalışmalar yapıldı ve hala devam eden çalışmalar sonucunda, yeni birçok buluntuların ortaya çıkarılacağı düşünülmektedir. Yani artık bölgeye gidildiğinde, binlerce yıl öncesine ait buluntular görülebiliyor ve kesinlikle bunlar ilgi çekiyor. 

Çatalhöyük

Kazı alanı doğu ve batı olmak üzere, yan yana iki höyükten oluşur. 

Doğu Höyüğü: bizi burada ilgilendiren neolitik kalıntıları içerirken, batı höyüğünde yerleşim daha  sonraki erken kalkolitik döneme aittir. 

 

Doğu Höyüğü-Asıl Yerleşim yeri:

Bu dönem için olağanüstü geniş olan 13 hektar gibi bir alana sahiptir. Yükseklik 21 m ye ulaşır.

1960’ların başlarında Ankara’daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsünden James Mellaart tarafından sadece 0.4 hektarlık kısmı kazılmıştı, ama 1993’de Stanford Üniversitesinden Ian Hodden yönetiminde başlayan kazılarda açığa çıkarılmış alan genişletilmektedir. 

Kasabanın görüntüsü, Güneybatı Amerika Birleşik Devletlerindeki Amerikan yerlilerinin “pueblo” larını andırır ve antik Yakındoğu’da başka bir benzeri yoktur. 

Çatalhöyük evler
Evler:

Konutların, tümüyle tek katlı olarak, kerpiçten inşa edildiği, bitişik düzende, birbirlerine yapışık olduğu (bal peteği şeklinde), sokak ya da geçidin olmadığı, bu yapılarda girişlerin çatıdaki delikten, aşağıya merdiven sarkıtılarak sağlandığı düşünülmektedir. 

Yani sosyal hayat ve ulaşım, tamamen damların üzerinden akardı. Düz çatılar ahşap bir örgünün üzerine kaplanmış kilden meydana geliyordu. Kasaba, eğimli zeminde bulunduğundan çatıların yükseklikleri değişiyordu.

Her ev yaklaşık 25-30 metre kare büyüklüğündeydi ve büyük platformlar, ocaklar ile tahıl depolama alanlarından oluşmaktaydı. Evlerde 5-10 kişi yaşardı. 

Çatalhöyük Evlerin içi

Evin giriş deliği tam fırının üstündeydi. 

Bu stratejik bir tercihti, fırından çıkan duman merdiven deliğinden dışarı süzülürken, içeri giren taze hava fırının yanmasını sağlardı. Bu alan “kirli alan” olarak kabul edilir, günlük işler (yemek pişirme, obsidyen yontma) burada yapılırdı. 

Odanın iç kısımlarına doğru zemin biraz daha yükselir. Bu yüksek platformlar (sekiler) oturma, uyuma ve el işleri için kullanılırdı. Bu alanların tabanı, her zaman daha temiz ve özenle sıvanmış olurdu. 

Duvarlar kerpiçtendi, ayrıca ağaç ve kamış kullanılmıştı.

Ama iç yüzeyleri bembeyaz bir kil ile sıvanırdı. Bazı evlerde 450 kat sıva tespit edilmiştir. Bu da insanların her mevsimde veya her önemli olayda, evlerini yeniden boyayıp tazelediklerini gösterir. 

Çatalhöyük Evler

Evet bu mimari yapı, dışarıdan gelebilecek saldırılara veya vahşi hayvanlara karşı doğal bir sur görevi görüyordu. 

Tipik bir evin nispeten küçük içi, zemin yüzölçümleri toplamı, en fazla 30 metre kare olan bir ana odayla, buna bitişik bir depo odasından meydana geliyordu.

Duvarlarda yüksekte bulunan küçük pencerelerin ışık sağladığı ve tepede normalde bulunan delikle birlikte, ocak ve fırınların dumanının çıkmasına imkan verdiği ileri sürülmüştür.

Her evde bir ana platform ile bunun bir ucunda yükseltilmiş bir sıra olmak üzere, an az 2 alçak platform vardı. 

Bu sabit “mobilyalar” odanın farklı amaçlar, iş veya eğlence için bölünmesini sağlamış olmalı.

Bunlara ek olarak, ölülerin kemikleri de, belki de cesetler dışarıda bırakıldıktan ve etler akbabalarca ayıklandıktan sonra bu platformların altına gömülüyordu. 

Sıra dışı gömülerden birinde: yüzü kırmızıya boyanmış bir  kafatası tutan genç bir kadının kalıntıları vardı.

Bir evin zemininin altında ataların varlığı ilk tarımcıların toprağın ebedi mülkiyetini belirlemek, işgallerini meşrulaştırmak için başvurdukları bir yol olabilir. 

Böyle kent içi gömüler, daha sonraki klasik dönem mezarlıklarının özenle kent dışlarında tutulmasıyla keskin bir tezat oluşturur. 

Yunanlılar ve Romalılara göre, ölüler yaşayanların topraklarını tehdit eder, kirletirdi, dolayısıyla uzakta tutulmaları gerekirdi. 

 

Melleart’ın kazıları döneminde:

Yüksek yeraltı su düzeyi sayesinde; organik kalıntılar, beklenmedik derecede iyi korunmuş durumdaydı.

Yakın zamanlarda, yerel çiftçilik sektöründeki gelişmeler nedeniyle buradaki mevcut su düzeyi dramatik derecede düşmüştür, bunun sonucunda muhtemelen arkeolojik buluntuların korunması olumsuz etkilenebilir. 

Çatalhöyük’te yetiştirilen bitkiler arasında tahıllar (arpa ve buğday gibi), kabuklu yemişler (fıstıklar ve bademler) ve baklagiller (bezelye ve acı fiğ) vardı.

Büyük ölçüde vejetaryan beslenme, sığır, koyun ve keçi etiyle destekleniyordu. 

Sığır kemikleri üzerinde yapılan analizler, sığırların evcilleştirilmiş olduğunu gösteriyor, ki bu Batı Asya’da bilinen en eski örneklerden biridir.

Avlanan yaban hayvanları arasında ise kızıl geyik, yaban domuzu, yabanı sığır ve koyunlar sayılabilir. (Gerçi yünlü tekstillerin varlığı, yün evcilleştirilmiş hayvanlardan elde edilen bir ürün olduğundan, evcilleştirilmiş koyunların varlığını göstermektedir.)

 

Zanaatkarlar:

Çatalhöyük’ün sakinleri arasında yetenekli zanaatkarlar da vardı. 

Basınçla parçalanmış, güzel obsidiyen mızrak uçları, ok uçları ve çakmaktaşından hançerler, yontma taş aletleri yapanların becerilerinin bir göstergesiydi.

Kurşun kolyeler ve bakır cürufunun bulunmuş olması metalurji bilgisine işaret eder.

Çömlekçi çarkı kullanılmadan hep elde yapılmış çömlekler, en erken düzeylerden itibaren mevcuttur, ama ahşap kase, kupa ve kutular bulunması normalde yok olabilir materyallerden (deri, sepetler ve ahşap) kapların da gündelik yaşamda aynı derecede önemli bir rol oynadığını anımsatır. 

Yünlü ve belki de keten tekstillerin varlığı, tıpkı yakılarak korunan ahşap nesneler gibi alışılmışın dışında erken tarihli örneklerdir. 

Örgüde kullanılan desenler, buradaki duvar resimlerinde tasvir edilmiş olabilir. 

Çatalöyük, obsidiyenin kilit bir mal olduğu kapsamlı bir ticaret şebekesinin parçasıydı. 

Burada bolca obsidiyen bulunması, Orta Anadolu’daki Karaca Dağ ve Hasan Dağ gibi volkanik dağlar düşünüldüğünde, şaşırtıcı değildir. 

Daha uzak mesafelerden gelen nesneler arasında, özellikle boncuk olarak değerli Akdeniz’den deniz kabukları ve Sina’dan turkuvaz vardı. 

Çatalhöyük Duvar Resimleri

Duvar resimleri;

Bir neolitik kasabasında yaşamı göstermeleri açısından duvar  resimleri özellikle ilgi çekicidir. 

Resim tekniği, beyaz sıvadan bir arka plan üzerine yağla karıştırılmış doğal pigmentlerden oluşan boyanın uygulanması şeklindeydi. 

Resim konuları arasında yukarıda sözü edilen tekstil desenleri, başsız insanlara saldıran akbabalar, sığır ve geyik avları ile insanlarca inatla kovalanan yaban boğaları sayılabilir. 

Çatalhöyük Duvar Resimleri

Bir duvar resmi, patlayan bir volkanın altında kasaba olabilecek bir şeyin stilize bir temsilini gösterir. (Bu konudaki ayrıntılı bilgi aşağıdadır.)

Belli resimler alçı doldurularak yapılmış, üç boyutlu rölyefler tarzındadır. 

Çatalhöyük Duvar Resimleri

Bunlar boğa veya koç başlarını (genellikle rölyefe katılmış gerçek boynuzlarla), bazen leoparları ve bir de ayıyı ( daha önce bir kadın figürü olarak teşhis edilmişti) temsil ediyorlardı.

Serbest figürler de benzer şekilde hayvanların büyülü gücüne ve bereket arzusuna vurgu yapar.

Çatalhöyük Ölüler

 

ÖLÜLER:

Aile üyeleri öldüğünde, evin içindeki sekilerin altına gömülürlerdi.

Bazen bir sekinin altında, 30 dan fazla iskelet bulunabiliyordu.

Cenazeler genellikle hocker (ana rahmindeki gibi büzülmüş) pozisyonda gömülür ve üzerleri sıkıca kil ile kapatılırdı. Bilim insanları, bu kadar sıkı kapamanın koku yapılmasını önlemek için yapıldığını düşünmektedirler.

Bazı özel durumlarda, bir süre sonra mezar açılır, ölünün kafası gövdesinden ayrılır ve evin içinde bir hatıra olarak saklanır veya özel törenlerde kullanılırdı. Bu, atalarına duydukları derin saygının bir göstergesiydi.

 

ZİYAFETLER

Kazılarda evlerin arasında büyük hayvan kemiği yığınları bulunmuştur.

Bu da gösteriyor ki, Çatalhöyük te sadece çekirdek aile yemekleri değil, tüm mahallenin katıldığı büyük ziyafetler düzenleniyordu.

Boğa kesilmesi, genellikle bu tür toplumsal törenlerin merkezindeydi.

 

 

DİŞ SAĞLIĞI

Çatalhöyük te insanların dişlerinde yoğun karbonhidrat tüketimine bağlı olarak çürükler tespit edilmiştir. Ancak ilginçtir ki, buğdayı öğütürken kullanılan taşlardan karışan tozlar nedeniyle dişleri çok hızlı aşınıyordu, bu aşınma bazen çürüğün ilerlemesini engelleyecek kadar şiddetliydi.

 

ÇATALHÖYÜK NEDEN TERK EDİLDİ.

Çatalhöyük ün terk edilmesi tek bir büyük felaketten (savaş, deprem, yangın) ziyade: yaklaşık 150-20 yıla yayılan, yavaş bir süreç sonunda olmuştur.

Şehrin boşaltılması, aslında bir çöküş değil, insanların değişen dünya koşullarına uyum sağlama çabasıdır.

Halk, aynı noktada 1200 yıl boyunca yaşadı. Bu kadar uzun süre aynı bölgeyi sömürmek doğayı yordu.

Ev yapmak, kireç yakmak ve yemek pişirmek için devasa miktarda odun gerekiyordu. Zamanla yakın çevredeki ormanlar yok oldu, insanlar odun getirmek için çok uzak mesafelere gitmek zorunda kaldılar.

Sürekli aynı alanlarda yapılan tarım, toprağın verimini düşürdü.

İklim değişikliğiyle birlikte bölgedeki sulak alanlar çekilmeye veya bataklığa dönüşmeye başladı, bu da tarım ve sağlığı zorlaştırdı.

Çöplerin hemen evlerin dışındaki boşluklara atılması haşere ve kemirgenlerin çoğalmasına neden oldu.

İnsanlar ve hayvanlar arasındaki yakınlık, zoonotik (hayvanlardan geçen) hastalıkların yayılmasını hızlandırdı. İskeletler üzerinde yapılan incelemeler, geç dönemde enfeksiyon hastalıklarının arttığını göstermektedir.

8000 kişinin kuralsız ve bu kadar sıkışık düzende, hiyerarşi olmadan yaşaması, bir süre sonra sosyal çatışmaları tetiklemiş olabilir.

Tüm bunların ardından, insanlar devasa bir merkezde toplanmak yerine, daha küçük guruplar halinde farklı bölgelere dağılmayı tercih ettiler.

Doğu höyük (asıl büyük yerleşim) terk edilirken, hemen karşısındaki Batı Höyük te yeni bir yerleşim kuruldu.

Ancak buradaki evler artık bitişik değil, birbirinden ayrıydı ve sokaklar oluşmaya başlamıştı.

 

En ilginç olan şudur.

Çatalhöyük terk edildiğinde insanlar evlerini temizleyip, fırınlarını kapatıp, girişleri mühürleyerek çıktılar. Yani kaçmadılar taşındılar.

 

BULUNTULAR:

Çatalhöyük Kenevir Kumaş

9000 YILLIK KENEVİR KUMAŞI:

2021 yılında yapılan bir keşifte, bir bebek iskeletine sarılı halde, dünyanın en eski dokuma kumaşlarından biri bulundu. Analizler bunun kenevir lifinden yapıldığını gösterdi. Bu da bitki liflerini işleme konusundaki ustalıklarını kanıtlıyor.

Keten bitkisinden elde edilen liflerden, oldukça ince kumaşlar dokuyorlardı.

Bir görüşe göre, bu dokumaların kenevir veya keten değil, meşe ağacı kabuğu liflerinden yapıldığıdır.

Çatalhöyük Obsidiyen Aynalar

 

OBSİDİYEN AYNALAR:

Sıradan bir taşın, hiçbir modern alet olmadan nasıl bu kadar pürüzsüz ve yansıtıcı bir ayna haline getirildiği hala hayranlık uyandırıyor. Bu aynalar sadece süslenmek için değil, muhtemelen ritüellerde kullanılıyordu.

Evet, dünyanın bilinen en eski aynaları Çatalhöyük te bulunmuştur. Obsidyen yüzeyin titizlikle perdahlanmasıyla elde edilen bu aynalar, kişisel bakıma verilen önemi kanıtlar.

Çatalhöyük Manzara Resmi

MANZARA RESMİ

Bir evin duvarında, arkasında patlayan bir volkan (muhtemelen Hasan Dağı) ve önünde kuşbakışı bir şehir planı (Çatalhöyük ün kendisi) olduğu düşünülen bir resim bulundu.

Çatalhöyük Manzara Resmi

Bu, insanlık tarihinin ilk şehir planı veya ilk manzara resmi olarak kabul edilir.

Çatalhöyük sıvalı kafatasları

SIVALI KAFATASLARI:

Bazı mezarlarda, kafataslarının yüz hatlarının kille şekillendirildiği görüldü. Göz çukurlarına deniz kabukları yerleştirilmişti. Bu, atalarına olan bağlılığın ve onları yaşatma arzusunun ürkütücü ama büyüleyici bir örneğiydi.

 

 

ZİYARET

Geçmişte ülkemize gelen özellikle yabancı ziyaretçilere, Türkiye’nin en önemli ören yerlerinden biri olan Çatal Höyük gösterilmesine rağmen, insanların burayı ziyaret etmesi önerilmezdi.

Çünkü, Anadolu Medeniyetleri Müzesinde buradan çıkarılan muhteşem koleksiyonlar, sergilenmesine rağmen, burada, yani Çatal Höyük yöresinde, insanların görebileceği herhangi bir etkinlik veya kalıntı yoktu.

Ancak, 1960’lı yıllardan, 1990’lı yıllara kadar unutulan Çatal Höyük, 1993 yılından itibaren yeniden kazılmaya başlandı.

Bu kazılarda: yine birçok buluntu ortaya çıkarıldı.

Çatalhöyük

Günümüz:

Önce büyük bir çadır ve altındaki küçük çadır ile korunan bu buluntular, sergilenmeye ve korunmaya alındılar.

Alanda, birçok güzel ve başarılı çalışmalar yapıldı ve hala devam eden çalışmalar sonucunda, yeni birçok buluntuların ortaya çıkarılacağı düşünülüyor.

Yani, artık bölgeye gidildiğinde, binlerce yıl öncesine ait buluntuları görebilirsiniz ve kesinlikle, bunlar ilginizi çekecektir.

Kuzey ve Güney koruganları, kazı alanlarının üzerini örten devasa çelik yapılar altındaki ev kalıntılarını görebilirsiniz.

 

Replika evler:

Girişin hemen yanında, arkeologların o dönem teknikleriyle inşa ettiği, içine girip o atmosferi (kokusu ve darlığıyla) hissedebileceğiniz replika evleri gezebilirsiniz. Evlere damdaki delikten girmeyi, fırının yerini, duvarlardaki boynuzları ve insanların yattığı platformları (sekiler) burada görebilirsiniz. İçerideki is kokusu ve dar alan, o dönemin sıcak atmosferini hissetmenizi sağlar.

 

Güney Korugan-Kazı Alanı:

Çatalhöyük ün kalbi burasıdır.

Dev bir çelik çatı ile korunan bu devasa çukur, neolitik yerleşimin tabakalarını görmeyi sağlar.

 

Neler görülür:

Evlerin birbirine nasıl bitişik olduğunu, o meşhur kerpiç duvarları ve iç içe geçmiş odaları, yukarıdan seyredebilirsiniz.

Burası James Melleart ın ilk kazılarını yaptığı ve en ünlü duvar resimlerini bulduğu alandır.

 

Kuzey Korugan-Modern Kazı Alanı:

Burada evlerin nasıl zamanla üst üste bindiğini (höyük formunun nasıl oluştuğunu) çok net görebilirsiniz.

Ian Hodder dönemindeki kazıların çoğu burada yoğunlaşmıştır.

Bazen şanslıysan, arkeologları fırçalarla titiz bir çalışma yaparken görebilirsin.

 

Ziyaretçi Merkezi ve Sergi Alanı:

Küçük ama oldukça doyurucu bir müzedir.

Kazılardan çıkan önemli buluntuların kopyalarını, o meşhur leopar koltuklu kadın figürünün replikasını, duvar resimlerinin canlandırmalarını ve Çatalhöyük insanının yaşamına dair grafik anlatımları burada inceleyebilirsin. (orijinal parçalar Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesindedir.)

 

Çatalhöyük Manzarası:

Höyüğün tepesine çıktığında (Kuzey koruganın orada) uçsuz bucaksız Konya ovasını seyredebilirsin.

9000 yıl önce bu ovanın çok daha sulak, yeşil ve vahşi hayvanlarla dolu olduğunu hayal edebilirsiniz.

 

SONUÇ

Sizler tarihi binlerce yıl öncelerine kadar giden ve muhteşem bir uygarlık kurulmuş olan insanlık tarihinin bu ilk yerleşim yerlerinden biri olan bölgeyi, mutlaka ziyaret edin.

Hatta, burası ile birlikte Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, buradan çıkarılan muhteşem eserlerden oluşan büyük koleksiyonu da görün.

 

Bu koleksiyonun en önemli eserleri:

O dönemde kadına verilen önemi ifade ede ve müzenin en prestijli eserlerinden olan “Ana Tanrıça Kybele” heykelidir.

Bu heykel, günümüzden 9000 yıl önce yapılmış ve binlerce yıl, insanlar tarafından tapınılmıştır.

Çatalhöyük te kadınlara ayrı bir önem ve değer verilmiş ve bu önem, UNESCO raporunda da özellikle şehirdeki adil yönetim olarak ifade edilmiştir.

 

Çatalhöyük Ana Tanrıça Figürü (Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir)

EN MEŞHUR BULUNTU

İki leopar arasında oturan kilolu kadın figürü, aslında arkeoloji dünyasının en büyük tartışma konularından birisidir.

James Mellaart’ın 1960’larda bu heykelciği bulmasıyla başlayan “Ana Tanrıça” teorisi, modern araştırmalarla bambaşka bir boyuta taşınmıştır.

İlk kazıları yapan, Melleart: bu figürleri gördüğünde doğrudan bir “Ana Tanrıça Kültü” olduğunu iddia etti.

Kadının iri vücut hatları (geniş kalçaları ve büyük göğüsleri) bereketin ve yaşamın kaynağı olarak görülüyordu.

İki yanındaki leoparlar (veya aslanlar) kadının doğa üzerindeki gücünü ve kontrolünü temsil ediyordu.

Kadının kutsal bir varlık olarak toplumun merkezinde yer aldığı düşünülüyordu.

 

Diğer görüş:

1993 sonrası kazılarda Ian Hodder ve ekibi, bu heykelciklerin sadece “Tanrıça” olmadığını, daha gündelik ve sosyal bir anlamı olabileceğini ortaya koydu.

Bu heykelcikler sadece genç ve doğurgan kadınları değil, genellikle yaşlı kadınları temsil ediyor.

Bu da Çatalhöyük te yaşlı kadınların toplumda büyük bir saygınlığa bilgi birikimine ve karar alma yetkisine sahip olduğunu gösteriyor.

Heykelciklerin çoğu: tapınaklarda değil, evlerin içinde, tahıl ambarlarının yanında veya çöplüklerde bulundu.

Bu da onların “tek bir kutsal ilah” tan ziyade, evi koruyan veya bereketi çağıran kişisel tılsımlar olduklarını düşündürüyor.

 

Bir diğer görüş:

Bazı araştırmacılar, bu kilolu tasvirlerin o dönemde ulaşılan “refahın” bir sembolü olduğunu savunuyor.

Herkesin kıtlık çektiği bir dünyada, kilolu olmak, sağlıklı ve varlıklı olmanın işaretiydi.

 

Heykelin gizli detayları:

Sırtındaki Delikler:

Bazı heykelciklerin sırtında küçük delikler bulunur. Araştırmacılar burada gerçek saç, kemik veya bitki sapları takılmış olabileceğini düşünür. Yani, bunlar aslında “kişiselleştirilmiş” kuklalar veya totemler olabilir.

Çoğu kilden yapılmıştır, ama en kıymetli olanları mermer veya kireçtaşından oyulmuştur.

Birçoğunun yüzü çok detaylı işlenmemiştir. Odak noktası yüz değil, vücudun sembolize ettiği güç ve varlıktır.

 

Şimdi Anadolu Medeniyetleri Müzesindeki Oturan Kadın Heykeli:

MÖ 5700-6000 yıllarına tarihlenir.

Yaklaşık 20 cm boyundadır.

Pişmiş topraktan yani kilden yapılmıştır.

Üzerindeki semboller çok derin anlamlar taşır.

Heykel bulunduğunda baş kısmı eksikti. Bugün müzede görülen baş kısmı, orijinaline uygun olarak restoratörler tarafından tamamlanmıştır.

 

Leopar Koltuğu;

Kadın figürü, iki yanında duran ve kolçak görevini gören iki leopar (veya aslan) figürünün arasında oturmaktadır.

Bu, kadının vahşi doğayı evcilleştirdiğini ve üzerinde mutlak bir otorite kurduğunu gösterir.

 

Doğum Sahnesi:

Dikkatlice bakıldığında, kadının bacaklarının arasından bir çocuk başının çıktığı görülür.

Bu, heykelin sadece bir kadın değil, “Doğuran Ana” yani yaşamın kaynağı olduğunu kanıtlar.

 

Vücut Hatları:

Heykelin oldukça kilolu tasvir edilmesi, o dönemde bolluk, bereket ve sağlıklı bir nesil yetiştirebilme gücünün simgesidir.

 

Heykel nereden bulundu:

Heykel, 1961 yılında arkeolog Öamer Mellaart tarafından Çatalhöyük teki bir evin, tahıl ambarında bulundu.

Tahıl ambarına konulması tesadüfi değildir. İnsanlar, hasat ettikleri ürünün bozulmaması ve bir sonraki yılın bereketli geçmesi için bu kutsal figürün ambarı “koruduğuna” inanıyorlardı.

 

Neden müzedeki en değerli eser:

Dünyada insan formunda yapılmış en eski ve en detaylı tanrıça figürlerinden birisidir.

 

 

 

 

Karaman tanıtımı.

Antakya Reyhanlı

Antakya Reyhanlı

Antik dönemlerden kalan höyük kalıntılarıyla öne çıkan bir yöre. Bunun dışında, Cilvegözü sınır kapısının girişinin buradan olması da, buraya ayrı bir özellik katıyor.

Antakya Reyhanlı

ULAŞIM:

Avrupa’nın, Ortadoğu kapısı olan “Cilvegözü” sınır kapısı, ilçe sınırları içindedir. E-5 karayolu, buradan geçer. Avrupa’dan gelerek, Ortadoğu ve Afrika’ya gidecek kara nakil araçları, Reyhanlı Cilvegözü sınır kapısından geçiyor.

Reyhanlı-Hatay havaalanı arasındaki uzaklık: 57 km. Reyhanlı-Cilvegözü sınır kapısı arasındaki uzaklık: 8 km. Reyhanlı-Suriye-Halep şehri arasındaki uzaklık: 55 km. Reyhanlı-İstanbul arasındaki uzaklık: 1200 km.

Antakya Reyhanlı

TARİHİ:

Reyhanlı, ismini: yöreye yerleşen bir Türkmen aşiretinden almıştır. İlçe sınırları içerisindeki “Tel Cudeyde” höyüğünde, MÖ.6100 yıllarına kadar inen buluntulara rastlanmıştır. Yine aynı yörede bulunan “Tel Aççana” höyüğünde ise, MÖ.3300 yıllarına kadar iner yerleşim bulunduğu anlaşılmıştır. Yöre: Hitit yönetiminde uzun yıllar kalmıştır.

Antakya Reyhanlı

Burası, önceki tarihlerde “İrtah” adı ile anılan bir yerleşim yeridir. 16.yüzyıldan itibaren, göçebe olarak gelen Türkler, buraya yerleşmişlerdir. Daha sonra Reyhanlı ismini alan kasaba, 1918 yılında Fransızlar tarafından işgal edilmiş, 1938 yılında ise işgalden kurtarılmıştır. İlçe, Anavatana katıldığı, 1939 yılında, ilçe statüsü kazanmıştır.

Antakya Reyhanlı

GENEL:

Suriye ile ülkemiz arasındaki “Cilvegözü” sınır kapısı, bu yörededir. Bu sınır kapısı: Türkiye’nin ikinci büyük sınır kapısıdır.

Antakya Reyhanlı

Bölgede Akdeniz iklimi hakimdir. Devlet Planlama  Teşkilatı tarafından yapılan araştırmaya göre: Türkiye’nin en zengin ilçesidir.

Antakya Reyhanlı

İlçe ekonomisi genellikle tarıma dayalıdır. Amik gölünün, 1972 yılında kurutulmasından sonra: bölgede, pamuk ve buğday üretimi artmıştır. Ürün çeşitleri bakımından: pamuk ve hububat önemli paya sahiptir. Ayrıca: büyük baş hayvancılık yapılmaktadır. Sanayi tesisleri olarak ise: çırçır ve prese fabrikaları, iplik ve un fabrikaları bulunmaktadır.

Hatay Devlet Başkanı Tayfur Sökmen, Reyhanlılıdır. Hatay Millet Meclisi, 23 Haziran 1939 tarihinde, Türkiye’ye katılma kararı alır.

Antakya Reyhanlı Tuzda Tavuk

NE YENİR-NE İÇİLİR:

Reyhanlı yöresinde en öne çıkan yerel lezzet: tuzda tavuktur. Tüm tavuk, sert tuz ile kaplanıyor ve fırına atılıyor. Uzun süre fırında kalıyor ve çıktığında ise, tuz nedeniyle sertleşen tavuk, sert bir cisimle kırılıyor.

Çünkü, tuz bütün yağı çekip bir  de üstünde kuruyunca, iyice sertleşiyor. Tuzun altından çıkan tavuk ise, oldukça lezzetli. Etleri lime-lime geliyor. Yanında salata veya ayran düşünebilirsiniz.

Antakya Reyhanlı

GEZİLECEK YERLER:

Antakya Reyhanlı Mustafa Şevki Paşa Külliyesi Camii

MUSTAFA ŞEVKİ PAŞA KÜLLİYESİ:

Reyhanlı çarşı merkezindedir.

Külliye: cami ve medreseden oluşur.

Reyhanlı merkezinde önemli bir cami olarak kabul edilmektedir. Paşa, bu camiyi, başka bir caminin yerine yaptırmıştır.

Yapılış tarihi, 1912 yılıdır. Enine dikdörtgen planlıdır. Taç kapı: sivri kemerlidir.

Caminin kuzeydoğusunda bulunan minaresi, iki şerefelidir.

Kuzey, doğu ve batısında, avluya girişi sağlayan birer kapısı vardır.

Doğu ve kuzey kapıları üzerinde, kitabe bulunur.

Camiyi yaptıran Mustafa Şevki Paşa’nın mezarı Kırıkhan ilçe merkezindeki Beyazıd-ı Bestami Külliyesindedir.

Antakya Reyhanlı Yenişehir Camii

YENİŞEHİR CAMİİ:

İlçe merkezinde, Reyhanlı Devlet Hastanesinin yakınlarındadır.

Külliye: cami ve medreseden oluşur. Caminin batısında: eski bir değirmen bulunur. Cami ve medrese, 2008 yılında restore edilmiştir. Caminin giriş kapısı üzerindeki kitabede, Hicri 1317 yılı yazılıdır. Cami: dikdörtgen planlıdır.

Kırma çatısı kiremitle örtülüdür. Giriş kapısının üstünde, mahfil kısım bulunur. Minber taştan yapılmıştır. Caminin minaresi, kalın gövdeli ve tek şerefelidir. Medrese, caminin kuzeyindedir. İki tane girişi bulunur.

Antakya Reyhanlı Cemil Meriç Kültür Evi

CEMİL MERİÇ KÜLTÜR EVİ:

Ünlü yazar ve şair Cemil Meriç, 1916 yılında Reyhanlı’da doğmuştur. Yazarın doğduğu ev, günümüzde müze yapılmıştır.

Aslına uygun olarak düzenlenen evin bir katı: tamamen onun ve ailesinin kronolojik hayat hikayesi ve eserlerinin bulunduğu bir yer olarak tasarlanmıştır.

Müzede: sohbet ve okuma odaları, ziyaretçiler için buluşma, dinlenme ve okuma olanağı sunulmaktadır. Ayrıca: ışık, ses ve görsel efektlerle zaman içinde bir yolculuğa çıkılmaktadır.

Cemil Meriç, 1987 yılında 71 yaşında hayatını kaybetmiştir. Mezarı İstanbul’dadır.

Antakya Reyhanlı Sultan Gelin Evi

SULTAN GELİN EVİ:

1973 yılında, Yönetmen Halit Refiğ tarafından burada bir film çekiliyor. Baş rolde: Türkan Şoray. Sultan Gelin filminin çekildiği ev, Reyhanlı ilçe merkezinde halen ayakta kalmış.

2 katlı toprak ev, film için mekan olarak seçilmiş. Ancak, filmin çekildiği dönemde, gayet büyük ve güzel bir yapı olan ev; günümüzde, kullanılmayacak hale gelmiş.

Zamanla: odalar yıkılarak, yerine binalar yapılmış. Günümüzde, bu binaların kuşattığı alanın tam ortasında kalmış durumda.

TEL AVARE KÖYÜ:

İlçenin batısında, Kızılark çayının hemen kuzeyindedir. Höyük üzerinde, Büyük Avare köyü bulunmaktadır. Buraya yerleşenlerin, su ihtiyaçlarını: Kızılark çayından karşıladıkları düşünülmektedir.

1936 yılında, R.J.Braidwood tarafından bulunmuştur. Höyük yüzeyinde: Kalkolik çağ ile Ortaçağ buluntuları toplanmıştır.

ÇATALHÖYÜK:

İlçenin 4 km. kuzeybatısında, Reyhanlı-Kırıkhan karayolunun doğusundadır. Karayolu, höyüğün hemen yanından geçmektedir.

Bu nedenle, höyüğe ulaşım kolaydır. Höyük: ova tabanından, yaklaşık 25 metre yükseklikte ve oval biçimlidir. Boyutları ise: 430 x 265 metredir. Yüzeyden bol miktarda, çanak-çömlek parçaları toplanmıştır.

Hititler, Amik ovasında bir devlet kurdular ve başkent olarak “Çatalhöyük” kullanıldı. Bu devlete: Hatina adını verdiler. O  dönemde, Çatalhöyük adı “Kanula” idi. MÖ.717 yılında, Amik ovasındaki bu Hitit varlığı, Asur kralı Sargon tarafından sona erdirildi. MÖ.8.yüzyıldan sonra, Çatalhöyük bölgesinde de, Asur mühürleri görülüyor.

Antakya Reyhanlı Kızlar Sarayı

KIZLAR SARAYI-KASR-EL BENET:

Reyhanlı-Halep karayolu üzerinde Cilvegözü’nde Tampon bölgede bir dağın yamacındadır.

Kuzey Suriye’nin en önemli dini merkezidir. Hıristiyanlığın ilk yıllarında rahibeler burada eğitilmiş ve bunun için buraya “Rahibeler Manastırı” da denilmektedir.

MS 5’nci yüzyılda, Bizans döneminde yapılan bu saray, Hıristiyanlığın ilk yallarında bölgeyi kontrol altında tutan bir merkezdir.

Saray girişine, iki taraflı kesme iri blok taşlardan oluşan geçitten girilir.

Giriş kısmı yıkılmıştır.

Antakya Reyhanlı Kızlar Sarayı

Kule:

Orta kısmında yüksek kare planlı bir kule vardır. Kule: kırmızı sarı kesme taşlardan yapılmıştır. Kare planlıdır. Kulenin kuzey tarafında: çeşitli odalara ait kalıntılar bulunmaktadır. Bu odalar, muhtemelen Saray muhafızlarına aittir.

Kulenin doğu tarafı:

Günümüzde oldukça harap durumda olan nişler içinde, 8 mezar odası ve bir su deposu görülür. Bu bölümün üstündeki taşlarda bulunan delikler, ahşap çatılı olduğunu kanıtlamaktadır.

Kulenin güney tarafı:

Bizans dönemine ait bir kilise kalıntıları bulunur. Kilise: 20 x 34 metre boyutlarındadır ve define avcıları tarafından tahrip edilmiştir.

Mezarlık:

Kapısı üzerinde: Latin Haçı ve rozet motifi bulunmaktadır. Buna dayanarak, sarayın bir süre Haçlılar tarafından kullanıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca, kilisenin güney cephesi alçak kabartma halinde, Suriye süsleme sanatının etkisinde olarak, akanthos yaprakları ve bitkisel bezemelerle süslenmiştir.

Son bir not, Kızlar Sarayı günümüzde tampon bölgede kalmaktadır ve durmak ve gezmek yasaktır. Zaten saraya ait yapılar, sınır hattındaki beton duvarların arkasında kalmıştır.

Antakya Reyhanlı Yenişehir Gölü

YENİŞEHİR GÖLÜ:

Antakya-Cilvegözü yolu üzerinde, Suriye sınırında, Antakya merkeze 40 km uzaklıktadır. Suriye sınır hattının hemen yanı başındadır. Sınır duvarları, gölden rahatlıkla görülür.

Yapay bir göldür. Sonradan suların biriktirilmesiyle oluşmuştur. Gölün oluşumuyla ilgili ilginç bir hikaye vardır.

Antakya Reyhanlı Yenişehir Gölü Köprüsü

Buna göre: “Bir derviş bölgeye gelir, ekmek pişiren kadınlardan ekmek ister, kadınlar ekmek vermez, işimiz bitince gel derler. Bu duruma üzülen derviş iç geçirmiş ve ekmeğin yapıldığı kuyudan birdenbire su fışkırmaya başlamış, daha sonra bütün köy sular altında kalmıştır.”

Evet günümüzde gölün çevresi yeşillikler ve ağaçlıklarla kaplıdır, yanında bir cami vardır. Cami, 1317 yılında yapılmıştır. Tek katlı cami, kesme taştan yapılmıştır.

Burası günümüzde piknik yeri olarak düzenlenmiştir. Gölün içinde yapay adacıklar oluşturulmuştur. Ayrıca yapay şelaleler bulunur.

Antakya Reyhanlı Yenişehir Gölü
Sayfiye yerinde: köprü, sandallar, çevresindeki okaliptüs, çınar ve selvi ağaçları bulunmaktadır.

Ağaçlar altında insanlar piknik yaparlar. Çocuklar gölde yüzerler. Bir zamanlar berraklığından dip taşları görülen göl, son dönemlerde biraz bulanıklaşmıştır.

Antakya Reyhanlı Yenişehir Gölü

Göl üzerinde bulunan asma köprü, Boğaziçi köprüsünü andırır.

Gölün çevresinde, 60 yıla yakın bir süredir faaliyette bulunan lokantalar ve çay bahçeleri vardır. Ayrıca gölün alt kenarında tarihi değirmen ve hala kullanılan su kanalları görülür. Göl üzerindeki kurulu asma köprü de ilgi çeker.

Göl kıyısında bulunan pompalar, 24 saat boyunca çalışır ve Reyhanlı ilçesinin içme suyu ihtiyacını gölden karşılar.

Son bir not, buraya yolunuz düşerse, mutlaka “Tuzda Tavuk” yemeği unutmayınız. Muhteşem lezzeti ve gölün güzel manzarasına mutlaka zaman ayırın. Tuzda tavuk, burada 44 yıl önce kurulan bir dinlenme tesisinde yapılmaktadır.

Antakya Reyhanlı İmma Kalesi

İmma Kalesi

Gölün yakınlarında ise, bir zamanlar bir Roma yerleşimi olduğu tahmin ediliyor.

Avlulu kale: kesme taştan yapılmıştır. İnşaatın bir kısmında ise devşirme malzeme kullanılmıştır. Ancak İmma isimli bu kale, 12’nci yüzyılda savaşlar ve depremler sonucu zarar gördüğü ve son olarak 1171 yılında ise yine bir deprem sonucu tamamen yok olduğu bilinmektedir. Günümüzde piknik yeri olarak kullanılmaktadır.

 

TELL ATÇANA ÖREN YERİ-HİTİT SARAYI HARABELERİ-ATÇANA:

Antakya-Reyhanlı karayolunun 22’nci kilometresindedir.

Höyüğün boyutları 750 x 600 metre genişlikte bir alana yayılmıştır. Höyüğün büyük kısmında, Brıtish Museum tarafından, 1936-1938 yılları arasında kazı yapılmıştır.

Höyükteki araştırmalar:

İlk yerleşim: MÖ 3400 yılında başlamıştır. Takip eden dönemlerde ise: Mısırlılar, Mitanlar, Mezopotamya devletleri ve geç Hititler gibi kabileler tarafından kullanılmıştır.

Bu kazılarda höyükte 17 kültür katı tespit edilmiştir. Höyükte 4 ve 7’nci katlarda, büyük Saraylar vardır.

7’nci katta:

Saraylardan en eski olan: Babil kralı Hammurabi tarafından yaptırılmıştır.

4’nci katta:

Bu kattaki saray: Hitit Prensi Half-Lim tarafından yaptırılmıştır. Bu saray, MÖ 18’nci yüzyıla aittir. Bu saraya komşu, MÖ 15’nci yüzyıldan kalma başka bir saray, Kral Nigme-Pa’ya aittir.

Atçana höyüğünün tepesi:

Alalah antik kentinin kalıntısıdır. Alalah şehrinin kalıntıları geniş bir tepeye yayılmıştır.

Alalah şehri: MÖ 3 binlerin sonlarında, Orta Tunç Çağı başlarında “Amoritler” tarafından kurulmuştur. Yamhad (günümüzdeki Halep şehri) Krallığının bir parçasıdır.

İlk Saray: MÖ 2000 yılında inşa edilmiştir.

Şehrin ismi: MÖ 18’nci yüzyıla ait Mari tabletlerinde “Alakthum” ismiyle anılır.

Mari’nin MÖ 1765 yılında düşmesinden sonra: Alalakh şehri; yeniden Yamhad egemenliğine girer.

Halep Kralı I Abba-El: Şehri kardeşi Yarım-Lim’e verdi. Yarım-Lim’in soyundan gelenler tarafından oluşan haneden, 16’nci yüzyıla kadar başta kaldılar.

Yine Mari şehrinde bulunan tabletlere göre: Alalakh şehri, Hitit Kralı I Hattuşili tarafından yok edildi.

Yaklaşık 100 yıl sonra, Alalakh şehriyle ilgili yeni kayıtlar görülür. Bu dönemde; Yamhad kralı İdrimi: MÖ 15’nci yüzyılda doğmuştur. Doğduğu şehrinden kaçar ve Alalakh şehrine gider, şehrin kontrolünü ele geçirir.

MÖ 14’ncü yüzyılda: Hitit Kralı Suppiluliuma: Mitanni Kralı’nı yenerek Alalakh ve Kuzey Suriye’yi Hitit İmparatorluğuna katar.

MÖ 12’nci yüzyılda ise, Alalakh şehri: muhtemelen denizden gelen insanlar tarafından tahrip edildi.

Sonuç:

Burada bulunan objelerin çoğu Hatay Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

TELL TAYİNAT-TAYİNAT HÖYÜĞÜ:

Höyük: günümüzde ilçe merkezinin 17 km batısında ve Asi nehrinin 1.5 km doğusundaki bir tepededir.

Tepe yamaçlar dahil, 700 x 500 metre boyutlarında ve 15 metre yüksekliktedir.

Arkeolojik kazı çalışmalarından önce: “Tayinat Köyü” höyüğün üstünde kuruluydu.

Burası: ticaret yollarının kesişme noktasıdır.

Şehir: MÖ 9 ve 8’nci yüzyıllarda: bir Hitit Krallığı olan Patina Krallığının başkenti “Kinalua” şehridir.

Başkent olan şehir, MÖ 738 yılında: Asur Kralı III Tiglat-Pileser tarafından işgal edilir ve Asur başkentinden yönetilmeye başlanır.

Kazı-Araştırmalar:

Aşağı Şehir:

Şehrin, daha yüksek bir kotunda bulunan “Aşağı Şehirde” bir kale vardır ve kaleye anıtsal bir kapıdan girilir.

1935-1938 yılları arasında yapılan kazı çalışmalarında, burada: Eski Ahit’te “Kral Süleyman Tapınağı” nın tasvirlerini anımsatan bir tapınak kalıntıları bulunmuştur.

Burada: birkaç büyük “Bit-Hilani” tarzı Saray gün ışığına çıkarılmıştır.

2012 yılında, Kanada-Toronto Üniversitesinden bir araştırmacı gurup: höyükte bir insan figürünün başını ve gövdesini belinin hemen altına kadar açtıklarını açıkladılar. Bu figürün kalıntılarının yüksekliği yaklaşık 1.5 metredir.

Toplam yüksekliği ise, 3.5-4 metredir. Figür: siyah-beyaz taştan yapılmış ve sakallıdır. Saçları, sıralar halinde düzenlenmiş, ayrıca bukleler dizisi halinde şekillendirilmiştir.

Figürün: kolları dirsekten öne doğru uzanır, her bir kolda aslan başlı iki kol bileziği vardır. Figürün: sol elinde bir buğday mili ve sağ elinde bir mızrak vardır.

Figürün göğsü: orak şeklinde bir göğüs kafesiyle süslenmiştir. Figürün arka tarafında ise, Luvi Hiyeroglifiyle yazılmış, uzun, kabartma bir yazıt vardır.

Yazıt: Kral Şuppiluliuma’nın başarılarını belgeler.

Muhtemelen MÖ 858 yılında ölen aynı kraldır.

Kendisi: Suriye-Hitit koalisyonunu bir parçası olarak, Asur kralı Şahmaneser III’ün bölgeyi istilasına karşı savaşmıştır.

Yukarı Şehir:

2017 yılı yaz döneminde, Yukarı Kale’ye giden anıtsal bir kapı kompleksi içinde, görkemli bir kadın heykeli bulundu. Bu heykel, muhtemelen Anadolu tanrılarının ilahi anası sayılan “Kubala” heykeli olduğu düşünülür.

Veya antik Tayinat hanedanı kurucusu Taita’nın karısı veya annesi Kupapiyas olabilir. Ancak, heykelin Kral Şuppiluliuma’nın karısı olduğu da düşünülür.

Arkeolog Timothy Harrison: erken Demir Çağ topluluklarında: kadınlar siyasi ve dini yaşamda önemli rol oynamışlardır.

Buluntular, Hatay Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Antakya Reyhanlı Beş Kardeşler Mağarası

BEŞ KARDEŞLER MAĞARASI:

Ceylanlı köyündedir.

Tipik kaya mezarları görünümündedir. 3 katlıdır. Kayaların üzerindeki üç gözde, pencere delikleri görülür.

Halk arasında Sütlü mağara olarak da isimlendirilir. Buraya bir bey, eşi ve çocuklarının gömülü olduğu tahmin edilmektedir.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı.

Altınözü gezi ve tanıtım yazısı için.

Kumlu gezi ve tanıtım yazısı için.