
Karaman-Ayrancı arasındaki uzaklık: 45 km. Ayrancı-Ereğli arası uzaklık: 38 km. Karaman-Ereğli karayolu, İlçe merkezinden geçmektedir. İlçe merkezine 2.5 km. uzaklıkta, tren yolu istasyonu da bulunmaktadır.

TARİHİ
Bölgedeki ilk yerleşimcilerin, Tuvana krallığı ile Hititler olduğu bilinmektedir. Tuvana krallığı: bölgede, Bor-Karaman-Gülek Boğazı-Toros Dağları ve Koçhisar’ı kapsayan yerlerde, büyük bir egemenlik kurmuştur.
Daha sonraki dönemlerde ise: Asurlular, Kimmerler, Lidyalılar, Persler ve Makedonyalılar egemenlik kurarlar. Sonra: Roma ve Bizans dönemleri. Özellikle: Romalılar döneminde, Arap saldırıları görülüyor.
Bu saldırılardan korunmak için: Ayrancı ilçesi sınırları içinde bulunan Anbar köyünde (Sidemera) bir askeri üs kurmuşlardır. Burada çıkarılan Sidemera Lahti, dönemin en büyük buluntusudur.
İlçe toprakları, daha sonra: 1077 yılında, Kutalmış Süleyman Şah tarafından, Bizanslılardan alınır ve bölge Türklerin eline geçer.
Takip eden dönemdeki Haçlı savaşlarında: 1101 yılında, I. Kılıçaslan ile Melik Gazi tarafından bozguna uğratılan Haçlıların: Kont De Navar komutasındaki 20.000 kişilik bir kuvvetle, Ayrancı bölgesindeki, Kafir Yazıcı yani Gavur Yazıcı denilen mevkide toplandıkları biliniyor.
Daha sonra, buradan Divle Deresi ve Çat köyü üzerinden, Toros dağlarını aşarak, Tarsus yöresine inerler.
Evet, Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra, bölgede kurulan Karamanoğulları Beyliği, burayı da hakimiyetine alır. Osmanlı İmparatorluğunun egemenlik döneminde ise: bölge özellikle Divle olmak üzere, stratejik önemini korumaktadır.
Zaten: Divle çiftliği ismi verilmiştir. 1903 yılında, II. Abdülhamit ve Rus Çarı Nikola anlaşarak, Kırım’dan sürgün edilen bir kısım Türk, buraya yerleştirilmiş ve bunların yerleştirildiği köye, Osmaniye adı verilmiştir.
Daha sonra ise, Divle köy olmuştur. 1923 yılında ise, köyün ismi “Ayrancı” olarak değiştirilmiştir.
Ayrancı: 1987 yılında ilçe olur. 1989 yılında, Karaman iline bağlanır.

Biraz önce söylediğim gibi: burası : “Osmaniye” ve “Divle” olarak anılırken: bir söylenti sonucu “Ayrancı” olarak isimlendirilmeye başlanmıştır.
Bu söylenti: “ Yavuz Sultan Selim, İran seferine gitmek üzere, yöreden geçerken, bugün üzerine baraj kurulan ve büyük bir coşkuyla akan dere ile karşılaşır. Bu dere üzerinde: 12 köprü bulunmaktadır.
Sultan: iki kol halinde, iki köprüden geçilmesini ister. Birinci kolun başında kendisi: günümüzdeki “Ziya Efendi” isimli köprüden geçmek ister ve burada “Ziya Efendi” ile karşılaşır. İkinci kolun başındaki komutanı “Hilmi Dede” köprüsünden geçmek ister ve “Hilmi Dede” ile karşılaşır.
Hilmi Dede: ordunun içinde casuslar bulunduğunu ve köprüden geçmemelerini söyler. Komutan, bunu Sultana duyurur. Sultan: yine de, köprüden geçilmesini emreder ve ordu köprüden geçmeye başlar.
Ancak: bu sırada, birkaç asker boğulur-ölür. Daha sonra anlaşılır ki, bunlar casuslardır.
Komutan; susuz ve yorgun askerleri için: Hilmi Dede’ye “askerlerin içebileceği temiz suyu nereden bulabileceğini” sorar.
Hilmi Dede’de, hanımı tarafından, yayıkta ayran yapıldığını ve ikram etmek istediğini söyler. Yayıktaki ayran: günümüzde Karaman yolu üzerinde bulunan, Soku Taşı olarak bilinen, oyuk bir taşın içene ayran dökülür.
Ancak komutan: “Dede, bu kadar ayran, koca orduya nasıl yeter?” der. Ancak: bir süre sonra: oyuk taşın içindeki ayrandan, bütün askerler içmesine rağmen, ayranın bitmediği görülür. Bunun üzerine, komutan: “Sen Hilmi Dede değil, ayran dedesin” der.
Hilmi Dede mezarı: kendisi için yaptırılan “Ayran Dede” türbesindedir. Evet, bu söylentiden esinlenilerek: İlçenin adı “Ayrancı” olmuştur.
GENEL
İlçe merkezinin, deniz seviyesinden yüksekliği: ortalama 1200 metredir. Topraklarının büyük bölümü: Karaman ovası üzerindedir. En büyük coğrafi özelliği: ülkemizin en az yağış alan yörelerinden biri olması nedeniyle, önemli bir akarsu bulunmamasıdır.
Genellikle, Toroslar’dan kaynaklanan akarsular bulunmaktadır. Bu akarsular: bahar aylarında, karların erimesi ve yağmurlar sonucu kabarır ve baraj gölünü doldurur. Yaz aylarında ise, suları azalır ve bazı yıllarda yok denecek düzeye gelir, yani kururlar.
Bölgede: sanayi tesisi bulunmamaktadır. Ekonomik faaliyetlerin temelini: tarım ve hayvancılık oluşturur. Hayvancılık, önemli bir geçim kaynağıdır. Üretilen sütlerden: teneke ve tulum peyniri yapılır.
Tarımsal faaliyetler ise, buranın, ülkemizin en kurak bölgesi olması nedeniyle, fazla gelişme göstermemiştir. Tüm bu olumsuz ekonomik şartlar nedeniyle: bölge insanı, başka yerlere göçmektedir.
İlçede, karasal iklim hakimdir. Bu nedenle, yazları sıcak ve kışlar ise çok soğuk olur. Yani, İç Anadolu’nun karakteristik iklim yapısı, burada da görülmektedir. Bu iklim şartlarının sonucu olarak görülen bitki örtüsü ise, bozkır bitki topluluğudur.
NE YENİR, NE İÇİLİR
Ayrancı yöresinde: yoğurt ve özellikle Divle Obruk peyniri çok meşhurdur. Bunun dışında, mevsimine göre: kayısı ve beyaz kiraz var. Ama dediğim gibi, ülke çapında bilinen: Divle obruğu peyniri.
NE SATIN ALINIR
Mutlaka ve mutlaka, Divle obruk peyniri satın almalısınız.

GEZİLECEK YERLER
AKGÖL
İlçe merkezine, 30 km. uzaklıktadır. Denizden yüksekliği: 990 metredir. En derin yeri: 2 metredir. Ancak, Ereğli gölünün tahliye suları buraya karışınca, göl bataklığa dönüşmüştür. Göl, bir doğal kuş cennetidir, yaklaşık 300 civarında kuş türü tespit edilmiştir ve 1995 yılında Milli Park kapsamına alınarak, av yasağı getirilmiştir.

DİVLE OBRUĞU
İlçenin, Divle yani Üç harman köyündedir. Köyün, güney tarafında bulunan dağın çatlağının arasındaki boşluktur. Obruk: dağın, 36 metre derinliğindedir. Yazları donduracak kadar serin, kışları ise ılıktır.
Burada: yer altında, çok geniş bir yapı var. Köy halkı, burayı, soğuk hava deposu olarak kullanıyor. Obruğa: köylüler tarafından konulan tulum peynirleri, aşağıya bir makara ile sarkıtılıyor. Burada, muhafaza edilen tulum peynirleri, muhteşem lezzetleriyle, ülkemizin birçok yöresinde biliniyor.

DİVLE KALESİ
İlçenin, Divle yani Üç harman köyündedir. Kalenin: Hz. İsa’nın havarilerinden St. Paul tarafından, Hıristiyanlığa geçirilen ilk Hıristiyanlar tarafından oyulduğu sanılmaktadır.
Kale, bir apartmanı andırır şekilde, çok katlıdır. Kale içindeki yerleşim, mağaralar içinde ve toplu mesken şeklinde planlanmış ve yapılmıştır.
Kale: Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar zamanında, aktif olarak kullanılmıştır. Kale içindeki odalar ve salonlar, birbirlerine dar ve küçük kapılarla bağlanmaktadır.
Kale önünde ise, harabe yani yıkık halde, bir kilise, bir medrese, bir mescit ve bunların önünde ise çeşitli mezarlıklar bulunmaktadır.
DİVLE KÖPRÜSÜ
Divle köyündedir. Köyün ortasından geçen derenin üzerinde, köyün iki yakasını birleştirmektedir. Uzunluğu: 52 metre, genişliği: 4 metredir. Yapı: ana göz ve yanlarda iki göz şeklinde yapılmıştır. Korkulukları ise, büyük blok taşlarla örülmüştür. Kitabesi bulunmayan köprünün, Karamanoğulları döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Günümüzde kullanılmıyor.

SİDEMORİON-SİDAMARİA
Ayrancı ilçesinin Ambar köyündedir.
Karaman-Ereğli kara yolu üzerinde olduğu için ulaşımı oldukça rahattır. Karaman il merkezine yaklaşık 47 km uzaklıktadır. Eski adı Sidamara olan yerleşim yeri, 19 yüzyılın başlarına kadar Divle’nin çiftliği ve tahıl ambarı olarak kullanılmış ve bu sebeple “Ambar” ismini almıştır.
Bugün Sidamara antik kenti, modern Ambar köyü ile içiçe geçmiş durumdadır. Antik dönemde Karaman (Laranda), Ereğli (Herakleia), Konya (İconium) ve sahil kesiminden gelen yolların kesiştiği çok kritik bir ticaret ve askeri güzergah üzerinde kurulmuştur.
Arkeolojik veriler kentin özellikle Roma ve Erken Hıristiyanlık dönemlerinde (MS 2 ve 3 yüzyıllar) altın çağını yaşadığını göstermektedir.
MS 200-210 yıllarına tarihlenen ve Julia Domna’yı onurlandıran bir yazıt, kentin Severuslar döneminde de önemini koruduğunu göstermektedir.
Ayrıca Ambar köyünde bulunmuş olan ve Hadrianus’a (MS 117-138) atfedilmiş Yunanca bir yazıt, kentin isminin geçmesi açısından önem taşımaktadır. Bu yazıtta, kentte bir hamam yapısının varlığı görülmektedir. Yazıttan boule ve demosun İmparator onuruna bir hamam yaptırdığı anlaşılmaktadır. Yazıtta “Sidamaralıların boule ve demosu, bu hamamı merhum Traianus oğlu, merhum Nerve torunu İmparator Caesar Hadrianus Sebastus’a kutsayarak ithaf ettiler, İmparatorun valisi Bruttius Praesens’in denetimi altında” ifadesi geçmektedir.
Hamamın Hadrianus’a adanması, İmparatoru MS 128-133 yılları arasında gerçekleştirdiği ikinci gezi programı kapsamında Sidamaria ya uğradığını gösteriyor olabilir.

AMBAR HÖYÜK:
Evet günümüzde Ambar içerisinde ilk dikkat çeken yer, köyün kuzeyindeki kayalık tepeliğin güney eteğinde yer alan höyüktür.
Yerel halkın “kale” olarak adlandırdığı höyük, 200 x 170 m boyutlarındadır.
Höyüğün kuzeyi dışındaki kesimlerinin köy evleriyle çevrelendiği görülmektedir.
Yakın geçmişte höyüğün eteklerinde 9 veya 10 odalı bir mağaranın varlığı tespit edilmiştir.
Höyük üzerinde günümüzde herhangi bir duvar kalıntısı görülmez.
Ancak daha önceki araştırmacılar Höyük üzerinde ve ovaya doğru uzanan duvar kalıntılarının varlığından söz ederler.
Araştırmacı Hamilton: buranın duvar ve hendekle çevrelendiğine dair izler gördüğünü ve aynı zamanda üzerinde duvar temellerinin bulunduğunu aktarmıştır.
Bununla beraber höyük yüzeyinde keramik parçalarıyla karşılaşılmaktadır.
Höyük, tarım yapmaya son derece elverişli, geniş ve verimli ovalık alanlarla çevrilmiştir.
Ovalık alanlar, höyüğün doğu tarafında kayalık yükseltilerle sınırlanırken, güney, kuzey ve batıya doğru geniş düzlükler olarak devam etmektedir.
AMBAR KÖYÜNDE GÖRÜLEN MİMARİ BLOKLAR:
Günümüzde Ambar köyü içinde, çevrede rastlanan bazı mimari bloklar dışında, antik yapılara ait kalıntılar görülmemektedir.
KAYA MEZARLARI:
Höyüğün 350 m kadar kuzeydoğusunda, günümüzde köy mezarlığının hemen kuzeyinde yer alan Köşkerler mevkiinde, kaya mezarları ve çok sayıda khamasorion ile karşılaşılmaktadır.
Kayalık tepenin güney yamacının üst kesiminde 5 adet kaya mezarı güneybatı-kuzeydoğu yönünde sıralanmaktadır.
Mezarların tamamının girişi güneydoğuya bakmaktadır.
Mezarlar, dikdörtgen bir giriş, dörtgen mezar odası ve basit klinelerden meydana gelmektedir.
Güneybatı uçta yer alan 1 Nolu kaya mezarı, büyük oranda toprak altında kalmış olup sadece girişin üst kısım görülebilmektedir.
2 Nolu kaya mezarı: 60 cm genişlik ve 78 cm yükseklikte dikdörtgen girişe sahiptir. Mezar girişinin önünde, sağ tarafta ana kayaya oyulmuş küçük bir sunu çanağı bulunmaktadır. Girişin sağ iç tarafında alt ve üstte kapının yerleştirilmesi için açılmış yuvarlak oyuklar görülmektedir. Sağ tarafta, ortada ise dörtgen bir kilit deliği yer almaktadır. Mezar odasının zeminine bir basamakla inilmektedir.
Mezar odası, 288 cm genişliğe ve 280 cm derinliğe ve ölçülebilen 153 cm yüksekliğe sahiptir. Mezarın her üç duvarında da klineler yer almaktadır.
Kaya mezarlarıyla günümüz köy mezarlığı arasındaki kayalık alanda 21 tane khamasoriona rastlanır. Bu alandaki khamasorionlar, kenarları silmelerle yükseltilmiş basit dikdörtgen formlu mezarlardır. Mezarların kapakları günümüze ulaşmamıştır. Kenarlarındaki silmeler nedeniyle taş kapaklara sahip oldukları anlaşılmaktadır.
Khamasorionların bazıları tamamlanmamıştır.
Khamasorionların içleri taş ve toprakla dolu olduğu için derinlikleri ölçülememektedir.
Mezarların kenarları kapakların iyi oturması ve yağmur sularının engellenmesi amacıyla yükseltilerek profillendirilmiştir.
Köşkerler mevkiindeki mezarların dışında Ambar dan Kavuklar köyüne giden yolun sağında geniş bir nekropol alanının daha bulunduğu bilinmektedir.
Günümüzde kalıntıları görülmeyen buradaki mezarlardan bilezik, yüzük, gözyaşı şişesi ve vazoların çıktığı aktarılmaktadır.

SİDAMARİA LAHDİ:
Arkeoloji dünyasında kendi adıyla anılan bir lahit türüne (Sidamaria Tipi Lahitler) isim babalığı yapmıştır.
1900’lerin başında Ambar köyünde tesadüfen bulunan 32 tonluk devasa lahit, şu an İstanbul Arkeolojik Müzesinin en nadir parçalarından birisidir.
Dönemi MS 3 yüzyıldır. (Yaklaşık MS 50 civarıdır)
Boyu yaklaşık 3.80 m, yüksekliği 2.5 m dir.
32 tonluk ağırlığı, onu dünyadaki en ağır ve en büyük lahitlerden biri yapar.
İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ,
Lahit, 1901 yılında Osman Hamdi Bey tarafından bölgede yapılan incelemeler sonucu Müze-i Hümayun a getirilmiştir.
Lahit o kadar büyük ki, müze binası inşa edilirken (Osman Hamdi Bey döneminde) bazı salonların kapıları ve tavan yükseklikleri, bu devasa eserlere göre tasarlanmıştır.
32 tonluk ağırlığı nedeniyle, özel bir kaide üzerinde durur.
Müze ışıklandırması, lahdin üzerindeki derin matkap işçiliğini (ışık-gölge oyunları) vurgulayacak şekilde ayarlanmıştır.
Mimari özellikleri:
Yüksek kabartmaları, sütunlu mimari yapısı ve üzerindeki detaylı işçilik, dünyanın en iyi korunmuş lahitlerinden biri olarak kabul edilir.
Figürler, mermerden, neredeyse tamamen bağımsız, üç boyutlu heykel gibi işlenmiştir.
Sütun başlıkları, Korint üslubundadır. Üst kısımlarda zengin bitkisel bezemelerle süslenmiş bir çatı (alınlık) yapısı vardır.
Lahdin alt kısımlarındaki bitkisel motiflerin ne kadar derine oyulduğuna dikkat eden, mermerin dantel gibi işlendiğini fark edeceksiniz.
Üzerindeki tasvirler-hikaye:

Ön yüz:
Ortadaki nişte, bir filozof veya lahit sahibi oturur vaziyettedir.
Yanında eşi ve kızı (veya ilham perileri) bulunur.
Bu sahne, ailenin entelektüel ve soylu statüsünü vurgular.
Yan yüzler:
Bir yanda av sahnesi (aslan ve geyik avı), diğer yanda ise çocukların (Erosların) meyve topladığı veya oyun oynadığı sahneler yer alır.
Av sahneleri o dönemde cesareti ve erdemi temsil eder.

Av sahnesinde, at üzerindeki 5 genç adam çeşitli hayvanları avlamaktadır.

Kısa yüzler:
Birinde: nişin tam ortasında bir mezarın kapısı vardır.
Elinde bir kapta: incir ve üzüm toplamış olarak görülen genç bir kadın, sol tarafından kapıya yaklaşıyor. Karşı taraftaki adam da bir parşömen taşıyor.

Lahdin diğer kısa yüzünde ise: Genç bir adam at üstünde köpeklerin de yardımıyla avlanıyor.

Kapak kısmı:
Lahdin kapağı bir yatak (kline) şeklinde tasarlanmıştır.
Üzerinde lahit sahibi ve eşi uzanır vaziyette betimlenmiştir.
Ancak bu figürler, tam olarak bitirilememiştir. Bu da lahdin kişi ölmeden önce sipariş edildiğini ancak ölümünden sonra tamamlanamadığını düşündürür.
Lahit kapağında: karı-koca figürünün ayak ucunda duran, küçük köpeği mutlaka görün. (sadakatı temsil eder)

Teknik ve Sanat:
Lahit Anadolu mermeri (muhtemelen Afyon/Dokimeion mermeri) kullanılarak yapılmıştır
Işık ve gölge oyunları yaratmak için, mermer üzerinde derin matkap delikleri kullanılmıştır.

EROS BAŞININ ÇALINMASI:
Sidamara Lahdi, 1882 yılında İngiliz Askeri Başkonsolos Charles William Wilson tarafından yapılan bir seyahatte keşfedilir.
Fakat taşınamayacak kadar büyük olduğundan, üzerinde bulunan çocuk figürünün başı Wilson tarafından Londra ya kaçırılmak üzere sökülüp, üzeri tekrar toprakla kapatılır.
Bu tarihten yaklaşık 16 yıl sonra 1898 yılında bu kez bir köylü (İbrahim Gündoğdu) tarafından bulunan lahit, Müze-i Hümayun a bildirilir.
Söylentilere göre, ahit 1875 yılında İbrahim Gündoğdu tarafından evinin bahçesine buğday çukuru kazılırken bulunmuştur. Bu durum daha sonra İstanbul a bildirilir ve yapılan yazışmalardan sonra eserin İstanbul a gönderilmesi talep edilir.
Sidamara Lahdi İstanbul a getirilmeden önce, yukarıda sözünü ettiğim, çocuk başının çalınması olayı yaşanır.
1901 yılında Lahit, İstanbul Müze-i Hümayun a getirilir.
Charles Wilson tarafından Londra ya kaçırılan parça ise daha sonra 1932 yılında kızı Marion Olivia Wilson tarafından Londra da bulunan Victoria-Albert Müzesine bağışlanır.
Eros Başı olarak anılan bu eksik parçanın 1934 yılında Türkiye ye iadesi istenir.
Ancak iade edilmez.
Eksik parçanın yerine ise bir kopyası yerleştirilir.
Kültür ve Turizm Bakanlığının girişimleri sonucu, 2022 yılında Türkiye ye getirilen orijinal Eros Başı, yaklaşık 140 yıl sonra ait olduğu yere yerleştirilir.
Yani lahit şu an tam orijinal halindedir.

Önemi:
Sidamaria Lahdi, Roma İmparatorluğunun eyalet sanatının ne kadar yüksek bir seviyeye ulaştığının kanıtıdır.
Hem mimari bir anıt gibidir.
Hem de o dönemin giyim kuşamından, sosyal hiyerarşisine ve felsefi bakış açısına kadar her şeyi bir taş kitap gibi anlatır.
ZİYARET
Köy sokaklarında dolaşırken, duvarlarla örülmüş antik taşları veya tarlalarda karşınıza çıkan sütun başlıklarını görebilirsiniz.
Lahdin çıktığı yeri de görebilirsiniz.
Kent, bugün büyük ölçüde toprak altında olsa da, yüzeyde ve yapılan araştırmalarda şu yapılar tespit edilmiştir.
Hamam:
MS 129 yılında İmparator Hadrian dönemine tarihlenmektedir. Hamamın varlığı yazıtlarla kanıtlanmıştır ancak herhangi bir kalıntı görülmemektedir.
Höyük ve Kaya Mezarları:
Köyün hemen kuzeydoğusunda kaya mezarları ve Khamasorion adı verilen (kapaklı taş sanduka mezar) yapılar bulunur.
Yarım Kalmış eserler:
Bölgede bazı mezar yapılarının yarım bırakılmış olması dikkat çekicidir.
Bu durumun, MS 260 yılında olan Sasani istilası (I Şapur döneminde) veya salgın hastalıklar nedeniyle, kentin ani bir tahribata uğramasıyla ilgili olduğu düşünülmektedir.
KALE KÖYÜ
Sidemera kralı, burada, oğlunun yaşaması için bir kale yaptırmıştır. Köyün üst kısımlarında bulunan küçük odalar, bunu kanıtlamaktadır.
Köyün bir tarafında ise, mermer yatakları bulunmakta olup, buradan kesilen mermer parçalarının, İstanbul’a kadar götürüldüğü söylenir. Romalılar zamanında, burada mermer yatakları işletilmiştir.
PINARKAYA ÖREN YERİ
İlçenin güneyinde, ilçe merkezine 38 km. uzaklıktaki Pınarkaya köyündedir. Günümüzdeki köy: Kaletepesi eteklerindeki bir Roma yerleşkesinin kalıntıları üzerine kurulmuştur. Batıda: dere boyuna kadar uzanmaktadır.
Bu bölgede: yüzeyde: birçok döneme ait çanak-çömlek parçaları bulunmuştur. Yapı kalıntılarının ise, daha çok Roma dönemine ait olabilecekleri düşünülmektedir. Ancak yapı kalıntısı olarak, sadece bir yer kalmış.
Köy içindeki caminin hemen arkasında, 4 x 14 metre boyutlarında, beşik tonozlu bir yapı kalıntısı var. Bunun, Bizans döneminden kaldığı düşünülüyor. Ancak, bölgedeki yapı gurubunun bir parçası olan yapı kalıntısının, ne olduğu hakkında ayrıntılı bilgi yok.
Halen köy mezarlığı olarak kullanılan yerde ise, antik mezarlık yani nekropol bulunmaktadır. Ayrıca: çevrede, bir kısım kaya mezarda görülüyor.
KAYA KABARTMASI-ERKEK FİGÜRÜ
Ambar ve Kavuklar köyleri arasındaki, Koraşburnu Mevkiindedir. Burada: kireç taşı bloğu üzerine, bir kabartma “insan” figürü görülüyor. Kaya yüzeyi düzlenmiş ve insan figürü, sola yatar şekilde işlenmiştir. Tahribat nedeniyle figürün detayları görülmemektedir.
Basit bir işçiliğe sahip olan kabartmanın ne amaçla yapıldığına dair herhangi bir veri yoktur.
Yatar durumda betimlenmiş olması mezarla ilişkili olabileceğini düşündürür.
Ancak çevresinde herhangi bir gömü izine rastlanmaması kremasyon (ölü yakma) söz konusu olabileceğini akla getirmektedir.
ATLAS HAN
Höyükburun köyünün 4 km. batısındadır. Karaman-Ayrancı karayolu ile, demir yolu arasında bulunmaktadır. Yalnız, kara yolundan yaklaşık 4 km. daha içeridedir. Bulunduğu yer itibarıyla, eski tarihi ipek yolu üzerindedir. Yapının, Selçuklular döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak, kitabesi bulunmamaktadır.
Ortada bir avlu ve iki yanda, sütunlar arasında, tonoz örtülü ve sütunlu bölümler şeklinde yapılmıştır. Kapısı, doğudadır. Kapının karşısında, su kuyusu var. Yapının bazı bölümleri, tahrip edilmiş durumda.
AYRANCI KÖPRÜSÜ
Ayrancı-Ereğli kara yolunun hemen başında, mevcut yolun kuzeyindedir. Karamanoğulları döneminde yapıldığı düşünülüyor. Yapı: 2 gözlüdür. Muntazam, kesme taşlardan yapılmıştır. Köprüde, eğim oldukça fazladır ve yanlara doğru yol seviyesiyle birleşir. Bu yapı tarzı ile, uzaktan bakıldığında, hoş bir görünüm veriyor. Ancak, günümüzde kullanılmıyor.