Yunanistan Atina Şehirde mutlaka gezilmesi önerilen yerler
AKROPOLİS VE AKROPOLİS MÜZESİ
Burası, antik Yunan dünyasının dini merkezidir. Burası hakkındaki ayrıntılı tanıtım ve gezi yazısını yine bu sitede bulabilirsiniz.
Yunanistan Atina Şehirde mutlaka gezilmesi önerilen yerler
DİONYSİOS TAPINAĞI
Thrassilou sokağındadır. Burası, antik Yunan dünyasının tiyatro merkezi ve tiyatro kültürünün ilk sergilendiği yer olarak önem kazanıyor. Giriş ücretli.
ZEUS OLYMPİAS TAPINAĞI
V.Olgas caddesindedir. Burası: antik Yunan tanrılarının kralı, babası için yapılmış, en büyük tapınak yapısıdır.
ROMA AGORASI
Pelepida Sokağındadır. Roma imparatoru Augustus’un şehre bağışladığı anıtlar arasında Parthenon’un doğusuna yerleştirilen küçük dairesel bir tapınak olan ve İon düzeni kısa süre önce tadilat geçirmiş, Erekhtheion’dan kopya edilmiş Roma Tıpanğı ile eski yerleşik agoranın doğusuna inşa edilen revaklı, dikdörtgen biçimli Pazar Meydanı, Roma Agorasıydı.
Burası, şehirde Roma egemenliğinin hüküm sürdüğü yıllarda, günlük hayatın merkezi olarak öne çıkmaktadır.
YUNAN AGORASI
MÖ 5’nci yüzyıl boyunca, kent merkezi Agora’daki yapım faaliyetleri, Akropolis’tekiler ile dönüşümlü olarak ilerledi. MÖ 479’dan yüzyıl ortalarına kadar Akropolis’in “Platai Yemini” yüzünden el değmeden durduğu bir dönemde, Agora’daki inşaat faaliyetleri yoğundu. Persler, Akropolis’in yanı sıra Agora’yı da tahrip etmişti, ama binaların çoğu seküler amaçlara hizmet ettiğinden, Yenini çiğnemeden tekrar inşa edilebilirlerdi.
Evet daha geniş anlamıyla Agora, bir kentin merkezi Pazar yerini belirtir. Resmi olarak belirlenmiş kutsal, siyasal ve dini bölgelerin dışında, Atinalılar istedikleri her türlü hizmeti orada buluyorlardı. Bunlara ait kanıtlar, kazıların yanı sıra edebiyattan da gelir.
Günümüzde Agora; Adrinou sokağındadır.
Şimdi bu bölümde, Agora’daki bazı antik dönem yapılarından söz edeceğim.
Erken klasik dönem yapıları arasında, 1984’de Agora’nın kuzey ucunda keşfedilen “Boyalı Stoa” veya “Stoa Poikile” de vardır. Bu yapı, antik yazarlar tarafından övgüyle bahsedilen ahşap paneller üzerine, ünlü tablolar barındırıyordu. En ünlü sahnede, Atina’nın “Marathon” daki zaferi tasvir ediliyordu, ancak bunlardan hiçbiri günümüze ulaşmamıştır.
Yine erken klasik dönemden kalma, yuvarlak bir yapı olan Thohos, 500’ler konseyi Boule’nin içinden, kentin gündelik işlerini 35 veya 46 günlüğüne yürütmek için seçilen 50 kişilik Prytany’nin karargahı, yemekhanesi ve yatakhanesi olarak hizmet veriyordu.
Aynı dönemde, Persler karşısında MÖ 476’DA Eion’daki zaferin anısına, Kimon, üç büyük herma adadı. Bir herma, tepesinde tanrı Hermes’in sakallı portre halinde başı ve ortasında erkek cinsel organı bulunan, dikdörtgen biçimli sade bir sütundu. Kimon’un bu hareketinin getirdiği itibar ile hermanın popülerliği arttı ve o zamandan sonra iyi şans, başarı ve koruma getirmesi için ev ve tapınakların girişleriyle, kamuya açık kavşaklarda yaygın olarak dikilmeye başlandı. Agora’nın kuzeybatı girişi yakınlarında çok sayıda olduklarından, semte adını verdiler. “Hermalar”
Perikles dönemi başlarında, çevredeki pek çok zanaatkarın yücelttiği demirci ocağının tanrısı Hephaistos ve burada sanat ve zanaatkarların tanrıçası suretinde olan Athena’ya adanmış etkileyici bir tapınak üzerinde çalışmalar başladı.
Büyük ölçüde, Hıristiyan kilisesi olarak tekrar kullanılmış olması nedeniyle mükemmel durumda olan Hephaisteion, batıdaki Kolonos Agoraios tepesindeki konumundan bölgeye hala hakimdir.
Gerçekten de bu tapınak önden, Agora’dan görülmek üzere yerleştirilmişti.
Ön cephe üzerine bir odaklanma, Yunan tapınakları iççinde sıra dışıydı, ama Roma tapınaklarının tipik özelliklerinden olacaktı.
Yaklaşık MÖ 450’de başlanan ama yaklaşık MÖ 420’ye kadar tamanlanamayan Hephaisteion, daha önceki bir tapınağın yerine yapılmayıp yeni tasarlanmıştı.
Bu tapınağın cephesi ve planı, geleneksel şekilde Dor tarzıdır.
Çağdaşı Parthenon için de geçerli olduğu gibi, bu tapınağın heykelli süslemeleri de bol ve masraflıydı.
Agora’ya bakan doğu cephede, daha ağırlıklı olan doğu ve batı alınlıklarda, kötü durumdaki heykelleri doğu tarafta ve buna hemen bitişik kuzey ve güney yanlardaki dört noktada yer alan Herakles ve büyük Atinalı kahraman Theseus’un yaptıklarını anlatan 18 metop, savaş sahnelerinin bulunduğu iki friz, biri promaosun üzerinde ve kolonadın kapladığı bölge boyunca, tapınağın en köşelerine kadar kuzey ve güneye uzanır.
İki tanrının Alkamenes’in eseri olan tunç kült heykeli, günümüze ulaşmamıştır.
Kazılar, Hephaisteion’un peyzaj amaçlı bitkilendirme ile çevrili olduğunu göstermiştir.
Geniş terakota saksıların bulunduğu dikim çukurlarının keşfi, tapınağın uzun kuzey ve güney yanlarında iki sıra, batıda ise üç sıra çalılığın uzandığını gösterir.
Metinler, ağaç, bitki ve suyun kutsal mekanların önemli bir öğesi olduğunu açıkça belirtir.
DEVLET HAPİSHANESİ:
Agora’daki MÖ 5’nci yüzyıl yapıları arasında, güneybatı köşesinin ilerisinde duran değişik devlet hapishanesi binası da bulunur.
Sıra dışı planıyla, iki yanında ufak odalar bulunan merkezi bir koridor arkadaki bir avluya çıkar.
MÖ 339’da baldıran zehiri içerek kendini öldürmeye zorlanan filozof Sokrates, son günlerini bu hapishanede geçirmiştir.
GÜNEY STOA:
Agoranın güney yanındaki Güney Stoa I, idari ofisler ve memurların Yunan adetlerine uygun olarak uzanıp yemek yedikleri odalar barındırırdı.
Bu binada keşfedilen çok sayıda sikke, kentin ticari yaşamındaki rolünü gösterir.
Yakınlarda iyi bir tunç sikke kaynağı olan Darphane yer alırdı.
MÖ 4’ncü yüzyıldan itibaren, popüler olan tunç sikkeler, Agora kazılarında bulunan sikkelerden çoğunluğunu meydana getirir.
Bunlar altın ve gümüş sikkelerin aksine, sıradan alışverişlerde kullanılırdı.
KERAMEİKOS
Ermou sokağındadır. Burası, antik dönemde şehir duvarlarının bulunduğu bir yer. Ayrıca, şehir duvarlarındaki kutsal kapı da burada bulunuyor. Daha sonraki dönemde ise, kentin ana mezarlığı burada yapılmış. Günümüzdeki seramik kelimesinin çıkış kaynağı, burası.
PİLAKA MAHALLESİ
Burası: Akropolis tepesinin hemen altında bir yer. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde, Atina şehri, yalnız buradaki yerleşimden ibaretmiş. Bu güzel mahalle, araç trafiğine kapalı. Küçük, dar ve sevimli sokaklarında, beyaz badanalı evlerin arasında keyifle gezebilirsiniz.
Yunanistan Atina Şehirde mutlaka gezilmesi önerilen yerler
MÜZELER
ULUSAL ARKEOLOJİ MÜZESİ
Patission sokağındadır. İşte, gerçek bir müze. Dünyanın en tanınmış, antik Yunan heykel sanatı eserlerine ait koleksiyonlar burada sergileniyor.
BİZANS MÜZESİ
Sofias caddesindedir. Burada: erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemlerine ait, dinsel temalar ve eserlerden oluşan koleksiyonlar sergileniyor.
BENAKİ MÜZESİ
Koubaki sokağındadır. Bu müzede sergilenen eserler: Yunanistan ülkesinde, tarih öncesi devirlerden, Osmanlı dönemine kadar olan tarihi kapsamaktadır.
KYKLAD SANATLAR MÜZESİ
Neoptou Douka sokağındadır. Bu müzede: Ege denizindeki araştırmalar sonucu bulunmuş olan ve MÖ.3000’li yıllardan kalan eserler sergileniyor. Bunların başında: mezar eşyalar var.
YUNAN HALK SANATLAR MÜZESİ
Kydathineon sokağındadır. Bu müzede sergilenenler: Yunan işlemeleri, seramik eserler ve ağaç işleri koleksiyonlarıdır.
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Pire
PİRE
Atina şehrinin güneyinde, şehir merkezine 10 km. uzaklıktadır. Yani, bir anlamda, şehir merkeziyle bütünleşmiş olarak da düşünülebilir. Zaten Atina merkez tren istasyonundan, buraya çok sık tramvay seferleri düzenleniyor.
Yani, Atina şehrini ziyaret ettiğinizde, tramvaya binerek Pire’ye gelebilirsiniz. Diğer yönden ise, gemilerle gelindiğinde, Atina gezisi için gemiler Pire limanına yanaşır ve yolcular buradan otobüslerle Atina şehrine taşınırlar. Yani: Pire limanı, Atina şehrinin denize açılan yeridir.
Pire ismi: Perea kelimesinden gelmektedir. Perea kelimesinin Türkçe anlamı karşı demektir. Bu kelime, İstanbul’da Beyoğlu için de kullanılmıştır.
Pire: Yunanistan ülkesinin en büyük üçüncü yerleşimidir ve ülkenin en büyük limanını barındırır. Pire, birçok insan tarafından Ege denizindeki Yunan adalarına gitmek için bir liman olarak kullanılır.
Pire şehrindeki ilk yerleşimciler; MÖ.500 yıllarında olur. Daha sonra, takip eden tarihi süreçte, Makedonyalı Philippos zamanında, burası önemli bir ticari liman haline gelir. Başkente yakınlığı nedeniyle, ticari başarısı öne çıkmıştır.
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Pire
Pire şehrinde ne görebilirsiniz?
Burada, yukarıda da sözünü ettiğim gibi, büyük bir liman var. Limanda, yüzlerce büyüklü küçüklü tekne görülüyor. İskele boyunca, güneye yürüdüğünüzde ise, Agia Triada Katedrali görülüyor. Körfezi; geniş bir gezinti yeri olan Akti Moutsopoulou çevreliyor. Burada, halk akşam ve hafta sonlarında gezinti yapıyorlar.
Liman kafelerinde oturup, dinlenebilir, çevreyi seyredebilirsiniz. Ama, marina denilen yerde, tekneler o kadar çok ki, denizi görmeden bir kafeteryada oturup bir şeyler içebilirsiniz. Hatta: Pire limanındaki restoranlardan birinde, mutlaka ahtapot yemenizi öneririm. Pire bölgesinin dar ara sokakları, Antalya’yı andırıyor. Pire içinde, denize girilebilecek küçük bir plaj bile var.
Zea limanının güneyinde
Pire Arkeoloji Müzesi var. Buraya, limandan yürüyerek ulaşmak mümkün. Bu müzede: kentteki antik tapınaklar ve diğer yerleşim yerlerinde yapılan kazılarda elde edilen heykeller ve başkaca bir kısım eser sergileniyor. Müzenin en değerli eseri ise; Pire Kourosu denilen ve tanrı Apollon’u gerçek boyutlarında gösteren, bronz bir heykel. Müzenin zemininde ise, antik Zea Tiyatrosunun az sayıdaki kalıntısı görülüyor.
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Pire
Pire şehrinde görebileceğiniz son yer
Helen Denizcilik Müzesi. Bu müze: antik deniz surlarını geçtikten sonra karşınıza çıkıyor. Buranın bahçesinde bir top var. Odalarda ise, MÖ.480 yılında yapılan Salamis Savaşından sahneler ve Yunan Bağımsızlık Savaşına ait çeşitli mektuplar ve objeler bulunuyor. Yani, tamamen milliyetçilik kokan bir yer.
Pire bölgesinde: Gounari caddesinde, Chios Shop isimli bir dükkan var. Burada: 1956 yılından bu yana, Ege denizinde, Sakız adasının geleneksel ürünleri satılıyor. Burayı ziyaret edebilirsiniz.
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Aigiana Adası
AİGİNA ADASI
Saron körfezindedir. Atina şehrinin güneyinde, Saron körfezinin en büyük adası ve aynı zamanda karaya en yakın ada.
Özellikle, yaz aylarında muhteşem kalabalık oluyor. Zaten, zengin Atinalıların yazlık evleri ve malikaneleri, bu adada imiş.
Adaya giderseniz: burada sizi bir kıyı kasabası olan Aigina karşılıyor. Burada, limanda balıkçıların önünden yürüyerek kıyı yürüyüşü yapabilirsiniz. Ayrıca, sahil tavernasında güzel bir öğle yemeği yiyebilirsiniz. Bunların yanında: bu adanın “şamfıstığı” meşhur, mutlaka tadın. Hediyelik eşya olarak ise, yine adaya özgü seramiklerden satın alabilirsiniz.
Şimdi gelelim adanın antik döneme ait özelliklerine:
Atina’ya yakın olan Aigina Adası, arkaik dönemde bir ticaret merkezi olarak zenginleşti.
Belirgin şekilde kaplumbağa imgesi basılı sikkeleri ünlüdür.
Yerel bir tanrıça olan Aphaia’ya adanan tapınak yaklaşık MÖ 490’da adanın ücra kuzeydoğu kesiminde inşa edilmişti.
Batı alınlıkta heykeller yerinde durmasına rağmen, doğu alınlıktaki orijinaller bir şekilde hasar görmüş, 10-15 yıl sonra yerlerine yeni bir gurup yerleştirilmişti.
İki alınlıkta da Yunanlılar ile Troyalılar olduğu anlaşılan, ortasında Athena’nın durduğu savaş sahneleri vardı.
Yontulma tarihleri birbirinden uzak olmamakla beraber, bu örnekte hava ve dekorasyonda belirgin bir değişimi yansıtır.
Batı alınlıkta kesin şekilde arkaik tarzdayken, doğu alınlıkta artık yeni bir erken klasik tarzdaydı.
Arkaik farklılıklar, en iyi her iki alınlığın köşesinde duran yaralı savaşçı figürlerinin karşılaştırılmasından anlaşılır.
Batıdaki savaşçı: göğsünden saplanmış bir mızrak veya oku (günümüzde kayıp olan bu mızrak tunç veya ahşaptan yapılmış olabilir) çekip bacakları ve gövdesini gergin, zahmetli bir pozda tutarken, o tipik arkaik şekilde gülümsemeyi ihmal etmez.
Ölüm uzak gibi görünmektedir.
Doğudaki savaşçı: ciddi tasviri ise, en azından günümüzde çok daha inandırıcıdır.
Ağırlığını dik tuttuğu kalkanına verme şekline pek gerçekçi denmese de olgun sakallı yüzünün aşağı dönük duruşu yarasının ciddiyetini, acısının boyutlarını yansıtır.
Bu yeni ruh hali, poz ve kostüm (giyinik figürler için) ifadesi Olympia’daki Zeus Tapınağında heykellerden yola çıkarak geliştirilecekti.
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Korinthos
KORİNTHOS
Korinthos: Atina şehrinin güney batısındadır.
Şehir: antik dönemde, Atina şehrinin en büyük rakiplerinden biriydi. Yani, şehir devletler arasında, birbirine rakip iki şehir devleti. Ancak, şehir, Atina’nın birçok özelliğini taklit etmekten de geri kalmamış. Örneğin: şehir, Atina gibi, üzerinde dini tapınakların bulunduğu bir tepenin çevresinde kurulmuş.
Evet, uzun yıllar, Atinalılar ile savaşan Korinthoslular: özellikle, MÖ.8 ve 5’nci yüzyıllar arasında, ihtişamlı bir kent haline gelmiştir. Bu görkem, Helenistik dönemde de devam etmiştir. MÖ.197 yılında, Romalılar, Makedonyalıları yenince, şehir, bölgenin merkezi haline gelir. Ancak, bu kez Romalılar ile karşı karşıya gelirler ve kent yok olur.
Yaklaşık 100 yıl boş kalan kent bölgesi, MÖ.44 yılında, Roma imparatoru Julius Caesar tarafından yeniden inşa edilir. Böylece: şehir, Roma eyaletinin başkenti olur. Hatta, Roma konsülü, burada ikamet etmeye başlar. Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Paulus, MS.50-51 yılları arasında, bu kenti ziyaret eder. Takip eden tarihi süreçte, şehir yine düşman saldırıları ve birçok depremden olumsuz etkilenir.
Evet, günümüzdeki Korinthos kenti: yukarıda öneminden söz ettiğim antik Korinthos kentinden daha farklı bir yerde kurulmuş. Korinthos şehrinden güneye doğru ilerlediğinizde, antik şehrin kalıntılarına ulaşabilirsiniz.
Çömlek Süsleme Tarzı:
MÖ 8’nci yüzyıl sonlarında ve 7’nci yüzyıllarda çok sayıda denizaşırı bağlantısı ile aktif bir ticaret merkezi olan Korinthos kenti, Atina’dakinden çok daha farklı bir çömlek süsleme tarzı geliştirdi.
İlk olarak Korinthos’ta yaklaşık MÖ 725’de görülen “Proto-Korint” doğululaştırıcı tarzı, yaklaşık 25 yıl sonra Atina tarafından benimsenmiş ve daha sonra MÖ 7’nci yüzyıl başlarında, Yunanistan’ın diğer bölgelerine yayılmıştı. Çizim tarzı yavaş yavaş geometrikten ayrılmaya başladı. Silüet, alttaki açık renkli kili ortaya çıkarmak için, siyah sırda kazınan çizgiler ve kimi zaman da mor veya beyaz gibi başka renklerle işlenen dış çizgilerle belirlenmiş olan açık alanlarla ifade edilen daha fazla iç ayrıntı ile canlılık kazanmaya başladı.
Korinthos’ta üretilen kayda değer vazolardan biri, günümüzde Brisith Museum’da bulunan yaklaşık MÖ 650 tarihli Macmillan aryballos’u adı verilen vazodur.
Korinthos’un başlıca ihraç ürünlerinden olan parfümlü yağları koymakta kullanılan minik, gözyaşı damlası biçimli veya yuvarlak bir şişe olan aryballos, Proto-Korint çömlekçiliğinde yaygın bir biçimdi.
Evet, şimdi antik Korinthos bölgesinde görebilecekleriniz şunlar:
Apollan Tapınağı
Bölgeye yaklaştığınızda, ilk göreceğiniz yer burası. Hemen karayolunun kıyısında, yüksekçe bir tepe üzerinde. MÖ.6’ncı yüzyılda yapılmış ve Dor düzeni bir tapınaktır. Antik şehrin en eski yapısı olarak önem kazanır.
Lekhaion Yolu
Roma döneminden kalma. Üzerindeki mermerlerde hala el arabalarının tekerlek izleri görülüyor.
Bema
Aziz Paulus’un, Roma valisi, yani konsülünün huzuruna çıktığı yer.
Müze
Burada da, bazı ilgi çekici buluntular görülüyor.
Akrokorinthos
Antik şehrin en yüksek yeri. Atina şehrindeki Akropolis taklit edilmek istenmiş bir yapılaşma. Buraya çıkmayı sakın ihmal etmeyin. Bu yüksek yer, MÖ.7’nci yüzyıldan bu yana, çeşitli savunma tesisleriyle güçlendirilmiştir.
Özellikle, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde, çevresi, yüksek taş duvarlarla çevrilmiştir. Zirvede yani bu surların içinde ise: Aphrodite tapınağı, erken dönem Hıristiyan bazilikası, Bizans su sarnıçları, Frenk isimli bir kule, Osmanlı cami ve çeşmeleri görülüyor.
Tüm bunlardan söz ettik te, buradaki meşhur bir deniz kanalından söz etmemek mümkün değil.
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Korinthos Kanalı
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Korinthos Kanalı
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Korinthos Kanalı
KORİNTHOS KANALI
Korint kanalı Atina şehrine 80 km uzaklıktadır. Kanal: bulunmadığı dönemlerde, yöredeki şehir devletlerinin gemileri, Akdeniz’in, özellikle kışın aşırı dalgalı sularında, zor şartlarda yolculuk yapıyorlarmış.
Antik Yunanlılar, dev gemilerini 6 km. genişliğindeki, kıstak bölgesinden geçiriyorlarmış. MS.67 yılına gelindiğinde ise, Roma İmparator Neron, bu kıstak bölgesinde bir kanal yapımını başlatır. Ancak, bu kanal, 1825 yıl boyunca tamamlanamaz. 1893 yılına gelindiğinde kanal tamamlanarak hizmete açılır.
1940 yılına kadar faaliyette bulunan kanal, çeşitli çökmeler nedeniyle 4 yıl kapalı tutuldu. En büyük çökme ise 1923 yılında oldu. 1944 yılında ise, geri çekilen Alman ordusu, yanları patlattı ve kanal yine kapandı ve 1944-1949 yılları arasındaki 5 yıllık süreç temizleme faaliyetleriyle geçti.
O patlamadan önce, Almanlar onarımı daha zor hale getirmek için, kanal içine demiryolu araçlarının önemli bir bölümünü attılar.
Kanalın uzunluğu 6343 metredir. Kanalın derinliği: 70 metre, genişliği 25 metre, yüksekliği 8 metredir. Kaya duvarlar, deniz seviyesinden 90 metre yükselir. Büyük gemiler, römorkörler tarafından çekilir.
Günümüzde çoğunlukla turist gemileri tarafından kullanılır. Yılda, kanaldan 15.000 gemi geçtiği söyleniyor. İki körfez arasında, aynı anda, sadece bir gemi geçişi sağlanabilmektedir.
Evet günümüzde kanal sadece uluslar arası nakliye için bir düğüm değil, aynı zamanda bir turistik ziyaret yeridir ve her yıl yüzlerce turist kanalı ziyaret ederek, bu büyük projeyi izlemekte, bungee jumping aktivitelerine katılmaktadır. Kanaldaki köprünün yükselişini ve bazı balıkların köprünün üzerinde çırpınışlarını göreceksiniz.
MYKENAİLİLER;
Mykenaililer, geç Helladik dönemde (Yunan anakarasında geç tunç çağı için kullanılan bir terim) yaklaşık MÖ 1650-1050’de Orta ve Güney Yunanistan’da egemen oldu.
Kültürleri iki bölgede biçimlendi.
Güneybatı Yunanistan’da Messinia’da ve Mykenai bölgesinde klasik Yunan döneminde Argos kentinin tahakküm ettiği Argolis’te.
MÖ onbeşinci yüzyıldan itibaren topraklarını Ege’nin karşı kıyılarına, Anadolu’ya kadar genişleterek bir zamanlar Minosluların denetimindeki toprakları ele geçirdiler.
Mısır ve Levant’daki yerleşik medeniyetlerin yanı sıra, Avrupa ve Batı Akdeniz ile kapsamlı temaslar kurdular.
Eğer Truva savaşına dair Yunan efsanelerinin ardında bir nebze de doğruluk payı olduğu kabul edilirse, bir noktada Kuzeybatı Anadolu’da Truvalılar ile savaştılar.
Mykenaililer, Yunanca’nın bilinen en erken biçimini konuşuyordu.
Minosluların Lineer A yazısından türetilmiş bir hece yazısı olan Lineer B kullanılıyordu.
Yunan dilinin ne zaman veya nerede, Yunanistan’da mı ortaya çıktığı, yoksa dışarıdan mı geldiği bilinmiyor, ama gelişimi, ilk örneklerinden biri Hititçe olan Hint-Avrupa dillerini konuşan başka halkların hareketlerine bağlanmıştır.
Arkeolojik kayıtlar, erken tunç çağının son evrelerinde, yaklaşık MÖ 2300-2000, maddi kültürde önemli değişimlere işaret ederken, sonra gelen orta Helladik ve Mykenai dönemleri boyunca düzgün bir gelişim gösterir.
Mykenai Medeniyetinin Sonu:
Nestor’un Sarayı yaklaşık MÖ 1200’de yıkılmıştı. Kimin sorumlu olduğu bilinmiyor, ama yıkım, Doğu Akdeniz’in yerleşik kültürlerini MÖ 13’ncü yüzyıl sonları ve 12’nci yüzyılda sarsan felaketler zincirine uyuyor.
Mykenai ve komşu Tiryns kalelerinin mimarisinden tehlike sezilir. Her iki yerde de sakinleri ya duvarlarla yeni çevrilen kuzeydoğu kısımda bir pınarı da duvar içine alarak (Mykenai) veya hemen dışarıdaki pınardan kalenin içine yeraltından bir geçit kazarak (Tiryns) su kaynaklarını güvenceye almak için uğraşmışlardır.
Mykenai bu dönemde bir dizi badire atlatmıştır. Bunlardan istilacılar sorumlu olabilir ama iklim değişiklikleri ve tarımda bereketsizlik nedeniyle patlak veren yerel karışıklıkların rol oynamış olması da mümkündür.
Nedenleri ne olursa olsun, MÖ 12’nci yüzyıl sonlarına gelindiğinde, saray ve kaleler ile onlara bağlı kentlere dayalı, Lineer B yazısı ile kayda geçirilmiş gelişmiş ekonomik ve toplumsal sistem çökmüştü. Ege Havzası dış ticaretin neredeyse durduğu ve lüks kalemlerin bulunmadığı bir köy temelli ekonomiye dönüşmüştü.
MYKENAİ:
Bu kültüre adını veren Mykenai kenti, denizden 15 km içeride, Argos Ovasının kuzey ucundadır. Kalesi ovaya hakim bir tepenin üzerindeyken, kendisi daha büyük iki tepenin arasında korunaklı bir konumdadır.
Bu alan ilk defa 1876’da tarih öncesi Ege konusunun öncüsü Schliemann tarafından (Truva kalıntılarını bulup çalan) araştırılmış ve günümüze dek çeşitli Yunanlı ve İngiliz arkeologlar tarafından devam etmiştir.
Bir kentsel varlık olarak Mykenai, tuhaf derecede parçalı gibi görünür. Erozyon ve tunç çağı sonrası inşa faaliyetleri yüzünden, geç tunç çağı kasabasının kalıntıları dağınık şekilde korunmuştur. 600 yıllık tarihin bu parçalardan bir araya getirilmesi gerekiyor ki parçaların bazıları gayet etkileyicidir.
Mykenai Kuyu Mezarları:
Mykenaililer hakkında ilk çarpıcı kanıtlar, Mykenai’den geliyor. Bunlar: muhteşem altın hazineleriyle dolu kuyu mezarlarıdır.
Kuyu mezarlar, iki öbek halinde bulunuyor. Yaklaşık MÖ 1650-1550 olarak tarihlendirilen ilk gurup MÖ 13’ncü yüzyıl kalesinin dışında, modern otopark yakınlarındadır.
Alçak dairesel bir duvarla çevriliydiler. Bu öbek, 1951-52’de, ikinci keşif olduğundan, Mezar Dairesi B olarak bilinir. Daha sonra, yaklaşık MÖ 1600-1500 tarihli, kısmen Daire B’deki gömülerle çağdaş, kısmen daha sonraya ait gurup, Schliemann tarafından 1876 ve Panayiotis Stamatakis tarafından 1877 yılında kale girişinin hemen içinde bulundu.
Bu mezarlar da dairesel bir duvarla çevriliydi. Ama bu duvar neredeyse 250 yıl sonra, kalenin MÖ 13’ncü yüzyılda tekrar inşa edilmesi kapsamında yapılmıştı. Bu daha sonraki kuyu mezar öbeği, kolaylık olsun diye Mezar Dairesi A olarak bilinse de, mezarların kazıldığı tarihte çevrelerinde dairesel bir duvar olduğuna dair bir kanıt yoktur.
Bir kuyu mezar, anakayada veya birikmiş toprakla kazılan ve içi moloz duvarlarla çevrelenen bir kuyunun dibinde, taş döşeli dikdörtgen bir çukur veya hendektir.
Ceset çakıl taşı bir zemine yatırılırdı, mezarda bedenle birlikte nesneler de bırakılırdı. Hendek ahşap payandalarla desteklenmiş ince taş levhalardan bir çatıyla kaplanır ve kuyunun geri kalanı toprakla doldurulurdu. Cenaze şöleninden sonra, kalıntılar, kemikler ve yemek kapları kuyuya atılırdı. Tepeye topraktan tümsek yapılır ve pek çok vakada, kimi zaman oymalı bir stel veya ince taş levha mezar taşı olarak toprağa dikilirdi.
Çoğunlukla olduğu gibi mezar tekrar kullanılırsa, kuyu temizlenir ve mezarın çatısı kaldırılırdı. Bu zahmetli bir işti ve MÖ 15’nci yüzyıla gelindiğinde, kuyu tipi mezarların neden kullanım dışı kaldığı açıklanmaktadır.
Daire B’de, 14 gerçek kuyu mezar ve daha sonraki tarihlere ait işlenmiş taştan yapılmış bir mezar vardı. Burada 24 kişi gömülmüştü.
Daire A’da 6 kuyu mezar ve farklı gömülerin kalıntıları bulunmuştu. 6 kuyu mezarda 8 erkek, 9 kadın ve 2 çocuk olmak üzere 19 kişi gömülmüştür. Bu mezarlardaki eşyalar, Daire B’deki gömütlerden çok daha zengindi.
Bugün Atina’daki Ulusal Arkeoloji Müzesinde sergilenen bu eşyalar arasında: altın cenaze maskları, altın takılar, üzerinde altın, gümüş ve siyah metalik bir alaşım olan savatla tasvir edilmiş av sahneleri olan tunç hançerler, üzerine çekiçle kakma (bir rölyefi saç metali arka tarafından ince şekilde çekiçleyerek yapma tekniği) tarzda kale kuşatması resmedilmiş bir gümüş rhyton veya sivri dipli içki kadehi, çömlek, taş ve değerli metallerden kaplar da vardır.
Minos etkisi güçlüdür.
Mykenaililer henüz Girit’i ele geçirmemişti, ama orta Helladik dönemin kırsal durgunluğundan yeni çıkıyor olmalarına rağmen, Minosluların en iyi tasarım ve işçiliğe sahip olduğunu kabul etmişlerdi.
Minos tarzı, Mykenaili sanatçılar için Minos Giriti siyasal bağımsızlığını kaybettikten sonra uzun yıllar cazibe kaynağı olmaya devam edecekti. Ancak bazı motifler Minos kaynaklı olmayıp Mykenaililere hastır, örneğin: biraz önce sözünü ettiğim av ve savaş sahneleri.
Kuyu Mezar V’in üzerinde bulunan mezar steli de, kaba ama canlı at, savaş arabası, arabacı ve hizmetkar ile bunları çevreleyen kalın sarmallardan oluşan oyması ile bunun bir örneğidir.
Kedi tarzı kuyruğuna rağmen resimdeki yaratık aslında bir at gibi görünüyor, ki bu da bize atın Yunanistan’a kısa süre önce koyun, keçi, domuz ve inek gibi diğer evcil hayvanlardan uzun süre sonra orta tunç çağına girdiğini tekrar hatırlatır.
Atreus Hazinesi:
MÖ 15’nci yüzyıla gelindiğinde, Mykenai toplumunun üst tabakasının tercih ettiği gömülme biçimi artık kuyu mezar yerine “tholos” türü mezarlardı. “Tholoslar” karmaşık yapılardı.
Sıradan yurttaşlar için kayadan oyulmuş bir odadan meydana gelen bir oda mezar yeterliydi.
Yunanca tholos, yuvarlak bir yapı anlamına gelir ve antikçağlar boyunca Yunanlıların çok çeşitli işlevler için kullandığı yuvarlak yapılar için kullanılmıştır.
Mykenai dünyasında, tholoslar yuvarlak, kubbe biçimli, yontulmamış taşlardan veya istisnai olarak iyi kesilmiş işlenmiş taşlardan bindirme tekniği ile yapılmış ve daha sonra bindirme için gerekli denge ağırlığını toprağın sağlaması için gömülmüş mezarlardır.
Mykenai tholoslarına ilk Messenia’da rastlanır. Ama en büyük ve en iyi bilinenler Mykenai’nin kendisindedir. Mykenai’deki 9 tholos’un en iyi durumda olanı, daha klasik antikçağda yanıltıcı şekilde Atreus hazinesi adı verilmiş olandır.
Çoğunun içi daha antik çağlarda boşaltılmış olduğundan tholos’ları tarihlendirmek zordur.
Taş işçiliği tekniklerine ve eşiğin altında bulunan tarihlendirilebilir bir çömlek birikimine dayanarak bu mezar için yaklaşık MÖ 1300 gibi diğerlerine göre geç bir tarih belirlenmiştir.
36 metre uzunluğunda ve ince işlenmiş taşlarla döşeli bir giriş veya dromos’tan yukarı, yuvarlak mezar odasına çıkılır. Dromos’un antik çağlarda açıkta olup, büyük kapılarının görülüp görülmediği ya da onların da toprağın altında gömülü olup olmadıkları bilinmiyor.
Orijinal olarak, tunç bağlantı parçalarına sahip, ahşap çifte kapıyla kapatılan ve iki yanında iki kat halinde yükselen yeşil taştan yarım sütunlar bulunan büyük girişten girilir.
Üst kattaki bir yarı rozet ve triglif friz için kırmızı porfir kullanılmıştı. Girişin tepesi iki büyük lento bloktan meydana geliyordu. Daha büyük olan iç bloğun boyu 8 metreden, ağırlığı ise 100 tondan fazladır. Basıncı azaltmak için, lento blokların üzerinde üçgen biçimli bir boşluk bırakılmıştır. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, firizle örtülmüş olan boşluk dışarıdan görünmüyordu. Bu özelliğe payanda üçgeni adı verilir.
İçerinin çapı tabanda 14.5 metre olup yüksekliği 13.2 metredir. Yatay sıralar halindeki çivi delikleri duvarların metal kaplama tunç rozetlerle bezenmiş olabileceğini düşündürür.
Atreus Hazinesi ana kayadan oyulmuş bir yan odaya sahip olması açısından sıra dışıdır.
Diğer alanlardaki sağlam durumda örneklerden anlaşıldığı kadarıyla gömüler yerdeki, bu vakada muhtemelen yan odadaki çukurlara yerleştiriliyordu. Bunlara ait hiçbir iz kalmamıştır.
İlginçtir ki, daha kötü durumda olmasına rağmen neredeyse bire bir aynı, Minyas Hazinesi adı verilen bir mezar buradan çok uzaktadır. Aynı mimarın eseri olması gayet mümkündür.
Kale:
Müstahkem kaleler, özellikle Yunanistan anakarasının doğu kıyılarındaki Mykenai merkezlerinin tipik özelliklerindendir. Yerleşimin çekirdeği güçlü duvarlarla korunurdu. Tıpkı Minos sarayı gibi, bu çekirdek de dini, ekonomik ve idari türden çeşitli işlevlere sahipti. Ama Minos Sarayından farklı olarak, bu işlevler ayrı yapılarda yerine getirilirdi. Bu yapıların en göze çarpanı saraydır, ama Mykenai sarayı Minos kültüründeki emsallerinden bazı açılardan farklıdır.
Nüfusun çoğu duvarların dışında yaşardı. Mykenai dünyasından, mesela Minos Girit’indeki Gournia ile karşılaştırılabilecek, kapsamlı bir kent planı edinilmemiştir.
Ama Orta ve Güney Yunanistan’ın pek çok bölgesindeki yüzey araştırmaları, Mykenai varlığına dair bolca iz ortaya çıkarmıştır. Mykenaililerin kapsamlı bir yol sistemi vardı, arkeologlar su kaynaklarının güvenceye alınması, büyük ölçekli kanalizasyon sistemleri ve barajlar gibi başka inşaat projeleri belirlemiştir.
Projelerin en iyi bilineni olan Boiotia’daki alçak Kopais gölü havzasının sularının boşaltılması ve toprağın deniz yükselmelerinden bir dizi bentlerle korunması hala tunç çağı Ege’si için şaşırtıcı derecede iddialı bir girişim gibi görülür.
Mykenai’deki kale duvarlarının çevre uzunluğu 900 metre olup, kapsadıkları alanın yüzölçümü yaklaşık 38.500 metre karedir.
Bugün görünen duvarlarda, ana giriş kuzeybatıdan Aslanlı Kapıdandı.
MÖ 13’ncü yüzyıldan kalma bu giriş, dev yerel çakılkaya bloklarından yapılmış eşik, lento ve iki dikmeden oluşur.
Lento ve eşik bloklarında kapı kanatlarının iliştirildiği kapı direklerinin girmesi için yuvarlak delikler, dikmelerde ise kapalı kapıların arkasından sürülecek yatay bir sürgü için delikler görülür.
Lentonun üzerindeki payanda üçgeninin ön tarafı iki aslanı bir arma halinde, pençeleri tek bir sütunu tutan bir çift sunağın üzerinde durur şekilde gösteren çarpıcı bir rölyef yontma ise kapatılmıştır.
Kapı adını bu aslanlardan alır. Ancak başları kayıptır.Dolayısıyla bu hayvanın kartal başlı ve aslan vücutlu mitolojik Knossos’da Minos Sarayındaki Taht Odasında bulunan yontma taş koltuğun iki yanındaki fresklerde de bu tür griffonlar tasvir edilmiştir. Mykenaililer de, özellikle Pylos’taki sarayda bunlara yer vermişti.
Kale duvarlarında bugünkü ziyaretçilerce kolayca birbirinden ayırt edilen farklı türlerden duvar işçiliği örnekleri vardır. Bunlar arasında Aslanlı Kapıda kullanılan kesme çakıltaşı, Kiklop duvar, yani araları minik taşlarla doldurulmuş kabaca yerleştirilmiş dev bloklar ve çok daha sonraları Helenistik dönemde kullanılmış kaba işleme çokgen kireçtaşı ile yapılan duvarlar da vardır.
Kiklop duvarların adı, böyle büyük taşları ancak Kikloplar gibi devlerin taşıyabileceğine inanan daha sonraki Yunanlılarca verilmiştir. Kiklop duvarlara ayrıca Hitit Başkenti Hattuşa’da da rastlanır ki, Mykenaililer ile Hititler arasındaki bağlantıların ne kadar nadir olduğu düşünüldüğünde bu, kafa karıştırıcı bir rastlantıdır.
MÖ 13’ncü yüzyıl ortalarında veya sonlarında, daha öncekilerin genişletilmesi yoluyla tahkim edilmiş alan tamamlanmıştır. Yine bu dönemde Mezar Dairesi A da elden geçirilmiş, eski kuyu mezarlarının çevresine dairesel bir paraper duvar inşa edilmiştir. Kalenin içindeki yapılardan dikkat çekici olanlar arasında güneybatı sektöründe keşfedilen bir dizi tapınak ta vardır.
Bunlardan Freskli oda, duvar resimleri, Putlar evi de insansı ve sarmalanmış yılan biçimli grotesk kil figürinler içerir. Mykenai kazılarında tapınak adına bugüne kadar sadece böyle küçük, Minos saraylarındaki tapınakları andıran odalar bulunmuştur.
Lineer B tabletlerden elde edilen tanrı adları arasında daha sonraki Yunan döneminden aşina olunan Zeus, Hera ve Poseidon gibi adlar da vardır.
Aslanlı Kapıdan sonra zemin dikleşir. Duvarlarla çevrili kalenin içindeki en yüksek noktada tipik olarak saray dururdu. Yüksek ve korumasız konumu nedeniyle Mykenai’deki saray büyük ölçüde eriyip gitmiştir.
Bölük pörçük kalıntıların arasında duran ziyaretçi, Argos Ovasının tepeden görünen muhteşem manzarasıyla yetinmek zorunda kalır. Bir Mykenai sarayının planını daha iyi anlamak için Peloponnesos’un öbür yanına, Güneybatı Yunanistan’ın uç noktası olan Messenia bölgesindeki Pylos’a gitmek gerekir.
PYLOS
NESTOR’UN SARAYI:
1939 yılında Amerikalı arkeolog Blegen, güneydeki Navarin Koyu’na yukarıdan bakan bir tepede, modern Pylos kasabasına yakın bir konumdaki Ano Englianos’ta bir Mykenai Sarayı keşfetti.
Homeros’tan etkilenerek, sarayı İlyada ve Odyseseia’da geçen Pylos’un bilge hükümdarı Nestor ile bağdaştırdı. Burada bulunmuş bazı Lineer B tabletlerde sarayın adı (PU-RO) geçerken Nestor’unki geçmez, bu yüzden Blegen’in bu tespitine temkinli yaklaşmak gerekir.
Bugün görülen saray, büyük ölçüde MÖ 13’ncü yüzyılda yapılmış ve yaklaşık MÖ 1200’de yanmıştır. Bu sarayın savunma duvarlarının olmaması, bir Mykenai merkezi için sıra dışıdır. Her halde Mykenai’den farklı olarak, yakınlardaki rakipleri yoktu. Yıkımı uzaktan gelen istilacıların işi olmalı. Gerçekten de saray tarihi, tunç çağından bugüne 1990’larda Pylos Bölgesel Arkeoloji Projesi adlı iddialı bir disiplinler arası araştırma projesi tarafından belgelenmiş Güneybatı Messenia’da geniş bir bölgenin ana merkeziydi.
Bu küçük saray Knossos’takinin sadece dörtte biri boyutlarındaydı. Duvarlar kereste iskeletle güçlendirilmiş molozlardan yapılmış ve yüzleri soluk kireçtaşından kesme taşlarla kaplanmıştı.
Mütevazi bir girişin solunda iki arşiv odası (yaklaşık 1000 Lineer B tablet ve parçaları burada bulunmuştur) ve sağında muhtemelen bir kule vardı.
Ufak bir avludan geçtikten sonra, bu ve tüm Mykenai saraylarının belirleyici özelliği olan megaron’a ulaşılır. Megaron, Homeros tarafından büyük hole verilen addır. Schliemann’dan başlayarak klasiklere meraklı arkeologlar bu sözcüğü çeşitli hol benzeri odalar için kullanmışlardır. Mykenai mimarisinde bu sözcük ayrı bir anlam kazanmıştır. Mykenai megaron’u normalde tek bir eksen üzerinde dizilmiş dikdörtgen biçimli üç mekandan, yani sundurma, antre ve çok daha geniş olan ana odadan oluşan bir birimdir.
Pylos’taki ana oda şık, ama karanlık ve dumanlı olmalıydı. Odaya geniş, alçak, daire biçimli bir platform biçimindeki ocak hakimdi. Ocağın kenarı kireç sıva ile kaplanmış ve sarmallar çizilmiş, yanlarına ise alev desenleri yapılmıştı. Odanın zemini ve duvarları sıvanmış ve fresklerle bezenmişti. Ocağın çevresinde dizili 4 ahşap sütun tavanı taşırdı. Sütunlar uzun zaman önce yok olmuştur, ama yerde içine yerleştirildikleri ufak yuvarlak delikler çevrelerindeki alçı zemin tarafından korunmuş olarak hala durur.
Dal, dalcıklar ve kilden yapılmış çatı da kayıptır ama ocaktaki ateşin dumanının çıktığı geniş kil borular durur. Pencerelerin türü veya var olup olmadıkları bilinmiyor. Zeminin kuzey duvarınca uzanan kısmında muhtemelen Knossos’taki Taht Odasındaki taş koltuğa benzer tasarımlı ahşap bir koltuk için bir oyuk vardır. Bunun yanında alçı zeminde ilginç ve açıklanamamış iki küçük çanak ile bunları birleştiren eğrisel yiv biçiminde bir oyuk vardır.
Megaronun çevresi sarayın önemli ekonomik faaliyetlerine adanmış odalarla çevrilidir. Lineer B tabletlerden anlaşıldığı kadarıyla, saray bu bölgedeki tarım ve imalat ürünlerinin toplandığı ve tekrar dağıtıldığı merkezdi. Şarap, zeytinyağı ve tahıl depoları ile metal işçilerinin, taş ustalarının ve parfüm imalatçılarının atölyeleri tespit edilmiştir.
Ayrıca saraydan bol miktarda çömlek çıkmıştır. Bir odada 2.853 ayaklı içki kadehinin bulunması üzerine Blegen, Homeros’un şiirindeki saygın bir kimse olan Nestor’un aslında mutfak eşyaları alıp sattığı yönünde bir espri yapmıştır.
ARGOLİS
Korinthios modern şehrinden güneye inen karayolu kullanılarak gidiliyor. Korinthios antik kentinin ise, yaklaşık 60 km. güneyinde kalıyor.
MÖ.15 ve 11’nci yüzyıllarda: burası, dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Çünkü: Mykenai imparatorluğu, bu topraklar üzerinde kurulmuş ve Yunanistan anakarası ile, Kuzey Ege adalarına kadar ulaşan bir hakimiyet alanına ulaşmıştır.
Bunların askeri gücü, her ne kadar Homeros tarafından yazılmış olmasına rağmen, sanatsal açıdan ulaştıkları üst düzey, arkeolojik kazılar yapılana kadar bilinmiyordu.
Mykenai kenti kalıntıları, bizim Troya hazinelerini çalan, hırsız arkeolog Schliemann tarafından; kazılmış ve Korinthos kendinin güneyinde kalan bu korunaklı vadide, binlerce yıl yıkıntılar altında kalan kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Ancak, bölge tamamen unutulmuş ve kalıntılar bu yüzden, binlerce yıl mezar soyguncularının talanına uğramamıştır.
Kalıntılar arasında kazı yapıldıkça:
Bir sürü kral mezarı bulundu. Ancak, biraz önce de söz ettiğim gibi, mezar soyguncularından kurtulan bu mezarlardaki iskeletler, olduğu gibi duruyordu. Hatta, yüzleri, saf altın maskeler ile örtülüydü. Aile mezarlarında, zarif heykeller bulundu.
Ayrıca, karmaşık takılar vardı. Tüm bunlar, ünlü kral Agamennon’un dünyasını, günümüze taşır özellikler gösteriyordu. Evet, çıkarılan tüm bu eserler, Schlieman tarafından, çalınarak Yunanistan dışına çıkarılmamış ( çünkü karısı Yunanlı idi) ve Atina’ya götürülmüş ve Ulusal Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Evet, bu küçük Mykenai arkeoloji bölgesinde görebilecekleriniz şunlar:
Kiklop Duvarları
Bu duvarlar, birbiri üzerine mükemmel bir hassasiyetle yerleştirilmiş, kaba yontulmuş, dev granit bloklardan oluşmuştur. Kiklop duvarları denmesinin ismi ise, şehrin düşmanlarının, bu duvarları yapanların insanlar olmadığına inanmalarının istenmesi, bu duvarların tek gözlü mitsel devler olan “Kykloplar” tarafından yapıldığına inanmalarının istenmesidir.
Dış duvarlar: MÖ.1250 yılından kalmadır. Bu duvarlarda bulunan “Aslanlı Kapı” kullanılarak, “iç tapınak” bölgesine geçilir. Aslanlı kapı: günümüz itibarıyla, Avrupa kıtasında bilinen en eski anıtsal heykeldir. Evet, Aslanlı kapıdan geçiyorsunuz ve karşınıza: kraliyet mezarlarının bulunduğu “A Mezar Bölgesi” geliyor. Daha sonra ise, Kraliyet Saray kalıntılarını görmek için, yerleşim yerinin tepesine tırmanmanız gerekiyor.
Duvarların dışında, birçok mezar daha bulunuyor. Bu mezarlardan en göze çarpanı ise: “Atreus Hazinesi” olarak da isimlendirilen “Agamennon Mezarı” dır. Burasını, Ankara-Polatlı yakınlarındaki Gordion antik kentindeki kral Midas mezarına benzettim.
NAVPLİO
Bu sahil kasabası: Mykenai arkeoloji bölgesinin, güneyinde, buraya araba ile 20 dakika uzaklıktadır. Yüzyıllar boyunca, stratejik önemi nedeniyle öne çıkmıştır.
Yüksek Palamidi kayalığında, Bizans ve Venedik dönemlerinden kalan kaleler var. Özellikle, 1828-1834 yılları arasında, Yunan bağımsızlık savaşı sonrasında, bağımsız devletin ilk başkenti burada kurulmuştur.
Kasabanın sokaklarında: tavernalar, limanda balıkçı tekneleri ve taze deniz ürünlerinin pişirilerek sunulduğu restoranlar var. Sahilde, kasaba halkı gibi, akşamları siz de gezinti yapabilirsiniz. Kasabanın hemen karşısında, dalgakıran açıklarında “Bourtzi” adası var.
Burada görebilecekleriniz şunlar;
EPİDAUROS ASKLEPİOS TEMENOS’U:
Epidauros, şifa tanrısı Asklepios’un kült merkezi olarak ün yapmıştı.
MÖ 4’ncü yüzyılda popülerleşen Asklepios ibadeti Yunan-Roma dini yaşamındaki önemli bir gelişmeye, gittikçe kısırlaşan resmi kültlerin doğrudan kişisel yakarışlara cevap veren tanrılarla dengeleme arzusuna işaret eder.
Yaygın bir efsaneye göre: Asklepion, Apollon’un ve Koronos adlı ölümlü bir kadının oğluydu. Kentauros Kheiron onu yetiştirmiş ve tedavi sanatını öğretmişti. Asklepios, genellikle elinde etrafına yılan dolanmış bir asa taşıyan, sakallı olgun bir adam olarak tasvir edilir.
Epidauros’taki başlıca halk festivali, Nisan sonu ile Mayıs başında gerçekleşirdi. Önce yıkanarak arınma, kurbanlar, resmi bir ziyafet ile atletizm ve müzik yarışmaları gibi tüm tanrılara ibadetle standart olan etkinlikler yapılırdı.
Aslepios’a özgün olan, yıl boyunca hastalıkların iyileşmesini isteyen kişilerin gerçekleştirdiği adaklardı. Yakarıcı ilk önce yıkanarak kendisini arındırır, daha sonra geceyi temenos’un içindeki uzun stoa, yani abaton’da geçirirdi. Asklepios veya onun kutsal yılanlarından biri bir rüyada görünür ve gerekli tedaviyi açıklardı. İyileşmesi durumunda hasta tıbbı sorun, tedavi ve başarılı sonucun kaydedilmiş olduğu bir steli şükranlarını göstermek için sunabilirdi. Bu tür yazıtlar, antik Yunanlıların tıbbi uygulamalarını renkli bir şekilde canlandırmayı sağlar. Bazı kayıtlar son derece imkansız olayları anlatır
Örneğin: 5 yıl boyunca hamile olan bir kadın tanrıya yalvarmış ve daha sonra 5 yaşında bir erkek çocuk doğurmuştur. Daha inandırıcı olan diğerlerinde ise özel rejimler, egzersiz ve banyo terapilerinden bahsedilir.
Temenos:
Düz arazi üzerinde ağaçlar arasında, ufukta sarp tepelerle huzurlu bir yerdedir. Burada 1881’de Yunan arkeologlar Kavvadis ve Stais tarafından kazılara başlanmıştı.
Kutsal alanın içinde, MÖ 4’ncü yüzyıldan kalma başlıca yapılar Asklepios tapınağı, tholos veya yuvarlak bina (burada thymele olarak bilinir) ve abotondur. Binalar büyük ölçüde yok olmuş, sadece temelleri kalmıştır.
Biri dışında, burada gerçekleştirilen faaliyetler hakkında yazıtlar ve edebi metinler kadar canlı bir resim çizmezler. Buna istisna gizemli, akıl kurcalayıcı temelleriyle tholos’tur. İç içe altı tüf (volkanik bir taş) çember kesimi, ana kattan bu mahzene inen ahşap basamaklar olduğunu ima eder. Bu benzersiz labirentin, hatta bu yapının amacı belli değildir.
Günümüze ulaşmış mimari parçalardaki yüksek kalite işçilik, tholos’un kesinlikle seçkin bir yapı olduğunu gösterir. Taşlara yazılmış yapım kayıtlarına göre, inşaatı 30 yıldan fazla sürmüş ve masraflar sürekli ama azar azar gelen bağışlarla karşılanmıştır. Ama inanç sarsılmamış ve yapı bitirilmiştir.
Popüler görüşlerden biri, mahzeni tanrının kutsal yılanlarının evi olarak yorumlar, ama Epidauros konusunda önde gelen uzmanlardan Tomlinson tholos’u bir ölümlü olarak Asklepios’a (Asklepios’u bir tanrı olarak onurlandıran tapınaktan farklı olarak) adanmış bir cenaze anıtı olarak görmeyi tercih eder.
Epidauros Tiyatrosu
Epidauros’taki en iyi korunmuş yapı, temenos yakınlarındadır.
Bu yapı: Holykeitos; (MÖ 5’nci yüzyılda yaşamıştır) tarafından tasarlanan ve MÖ 4’ncü yüzyıl sonlarında yapılan tiyatrodur.
Tiyatro gösterileri Yunanlılar için dini ritüellerdi yani bu kutsal merkezde bir tiyatro olması şaşırtıcı değildir.
Tiyatronun kapasitesi yaklaşık 14.000 kişiydi. Yani bu festivallerin geniş bölgesel cazibesinin olduğunu gösterir.
Eğimli oturma bölgesi yani cavea, bir tepenin yamacına yaslanmıştı ve bir dairenin yarısından fazlasını kaplıyordu. Taş oturma yerleri, mekana kalıcılık veriyordu. Seyirciler, yerlerine ulaşmak için çeşitli geçitlerden yararlanırdı.
Yatay diazoma, cavea’yı alt ve daha dik olan üst yanlarda bölüyordu.
Oturma alanı boyunca, üst yarıda daha sık aralıklı olmak üzere dikey merdivenler vardı.
Cavea’nın dibinde, dairesel orkestra bulunurdu.
Şarkı söyleyen ve dans eden koro, performansını burada yapardı.
Bunun arkasında solo sanatçıları için bir platform ile arka perdeden oluşan skene adı verilen sahne yapısı bulunurdu.
Yunan tiyatrosunda skene, cavea’ya bağlı olmayıp her iki yanında parodos adı verilen ve burada, Epidauros’ta sütun ve lentolu kapı çerçeveleriyle donatılmış geçitlerle ayrılırdı.
Daha sonraları Romalılar skene’yi artık yarım daireye indirgemiş cavea’ya bağlayarak tek bir mimari yapı yaratacaktı.
Zaman içinde, Yunan ve Roma tiyatrosunda solo aktörlerin ağırlıklı olması nedeniyle, sahne yapısı ile dikey arka perdesi gittikçe karmaşıklaştı.
Epidauros’daki skene’nin sadece temelleri kalmıştır.
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Daphne
DAPHNE
Atina şehir merkezinin, 10 km. batısındadır.
Burada: daha önceki dönemlerde bir Apollon Tapınağı bulunan yerde, “Daphne Manastırı” var. Bu manastır, MS.5.yüzyılda yapılmıştır. 11’nci yüzyılda ise, yapıya, etkileyici mozaikler eklenmiş. 16’ncı yüzyılda ise, Ortodoks keşişler tarafından, Manastır yeniden inşa edilmiştir.
Kilise yapısında: taş ve kiremitten yapılmış bir kubbe var. Ancak, burada görülebilecek en ünlü objeler: iç kısımdaki dekorasyonda kullanılan mozaikler ve ana girişte bulunan “İsa” mozaiği.
Atina şehrinde alışveriş konusuna başlamadan önce sizin de gezerken dikkatinizi çekeceği gibi, sanırım en son ekonomik krizleri nedeniyle birçok dükkan ve mağazanın kapalı bulunduğunu göreceksiniz. Özellikle, ara sokaklarda kapalı mekanlar yoğunluktadır.
Evet, şimdi şehirdeki alış-veriş konusuna başlayalım.
Atina şehri: alışveriş imkanlarından önce, tarihi özellikleri ve güzellikleriyle öne çıkıyor. Yani, bu şehirde ucuz alışveriş yapmanız mümkün değil. Ayrıca: alışverişte, öne çıkan, buraya özgü mutlaka almanızı önereceğim ürünler de yok.
Sadece: geziniz esnasında, ileride hatırlamak amacı ile, hediyelik ufak-tefek objeler ve özellikle magnetler (birçok yerde tanesi 3 Euro ve 4 tanesi 10 Euro’dan satılıyor, daha ucuz bulmak mümkün değil) satın alabilirsiniz. Bunların başında ise: burada görülen antik değerlerin, küçük birer kopyası, heykelcikler, üzerine firizlerdeki resimlerin işlendiği tabaklar, kupalar vs. olabilir.
Bu alışverişlerinizde, yine çok hassas bir konu olarak, şunu hemen hatırlatmam gerek.
Bu şehirde yapacağınız harcamalarda, sakın kredi kartınıza güvenmeyin. Çünkü: birçok yerde, kredi kartı geçmiyor, nakit “Euro” tercih ediyorlar. Hatta: KFC, Mc Donalds gibi uluslar arası ün kazanmış fast-food restoranlarında bile kredi kartının geçmediğini görmek, tam bir sürpriz oldu. Bunun yanında, marketlerin çoğunda da, pos cihazları yok, yani kredi kartı geçmiyor, yanınızda nakit bulundurun.
Kredi kartı kullanmamak, kredi kartı yolsuzluklarına karşı da sizi koruyacaktır, bence nakit bulundurun. Nakit derken, hemen arada bir konudan söz etmek istiyorum. Benim bulunduğum turdan bir kişi: taksiye bindiğinde, taksi şoförünün kendisine verdiği para üstünde bulunan 5 Euro’nun sonradan sahte olduğunu anladığını anlattı, baktık, gerçekten 5 Euro, renkli fotokopi çekilmiş, bu yüzden, özellikle taksilerde veya alışveriş yaptığınız yerde verilen para üstünü iyi kontrol edin ve sahte para almamaya dikkat edin.
Alışveriş yerlerinin çoğu, genellikle Pazar günleri haricinde, saat: 09.00-20.30 arasında açık kalıyorlar. Ancak, şehir merkezi dışında bulunan süpermarketler, saat: 18.00’de kapanıyorlar. Bu arada siestadan söz etmemek olmaz.
Pazartesi ve Çarşamba günleri siesta günleridir ve bu günlerde dükkan ve mağazaların çoğu, saat 14.00 de kapanır ve bir daha açılmazlar. Aslında bu siesta her gün uygulanıyormuş ama ekonomik krizden sonra haftada iki gün uygulamaya başlamışlar. Yani: saat 14.00 den sonra şehirde çok az yerin ve özellikle hediyelik eşya satan yerlerin ve restoranların açık olduğunu göreceksiniz.
Şehir merkezinde, cadde ve sokaklarda, bolca büfeler var. Bu büfelerde satılan, bir kısım gıda maddesi ve içeceklerin fiyatları, ülkemizdeki fiyatların iki misli. Ama, yine de, birçok Avrupa başkentine göre, bu fiyatlar, biraz daha uygun denilebilir. (örnek: bir küçük şişe su 0.5 Euro)
Yunanistan’da alışveriş denilince, ilk akla gelenlerden veya buraları bilenlerin söylediklerine göre: en uygun alışveriş mekanı “Jambo” denen büyük alışveriş yerleri, yani bir tür AVM’lerdir. Özellikle ülkemizde Trakya bölgesinde ve İstanbul’da yaşayanların birçoğu, hafta sonlarında günübirlik Yunanistan’a geçerek hemen Dedeağaç bölgesinde bulunan veya daha içlerdeki Jambo mağazalarında alışveriş yapıyorlarmış.
Bu Jambo mağazaları çok büyük, içeride saatlerce kalmak mümkün, binlerce ürün var ve fiyatları uygun, ancak Pazar günleri kapalı olduğunu unutmayın.
NE SATIN ALINIR
SERAMİK
Atina şehrinde, Keramikos denilen bölgede, daha önce de sözünü ettiğim gibi, dünyanın ilk seramik ustaları yetişmiş. Antik parçaların, elde yapılmış ve boyanmış güzel kopyalarını bulup satın alabilirsiniz. Bunlar arasında: geleneksel biçime sahip vazolar, kaseler, testiler olabilir.
Tüm bunların yanında, modern seramik sanatı eserleri de bulmak mümkündür. Ben gezerken öyle her yerde yoğun satılan seramik eserler görmedim ama seramik eser almak isteyenler varsa, bunların satıldığı yerleri şehirde sorarak bulabilirler.
HEYKELLER
Atina şehrinde, antik Yunan dönemini çağrıştıran, bolca irili-ufaklı heykelcikler bulup satın alabilirsiniz. Özellikle: Zeus, Poseidon, Athena gibi tanrı ve tanrıçaların kopya heykelcikleri çok tutuluyor.
Bunların yanında: firizlerin resmedildiği süslü tabaklar, duvar maskeleri, Miken başlıkları olabilir. Bunun yanında, Atina şehrinde gezdiğiniz veya gezeceğiniz müzelerin hepsinde, müzede bulunan eserlerin birçoğunun kopyaları satılıyor, bunları da tercih edebilirsiniz.
DERİ EŞYALAR
Yörede işlenen derilerden imal edilmiş: ayakkabı, çanta ve giyim eşyaları bulmak mümkün. Ancak, bunların kalitesi, Fransız ve İtalyan üretimi kadar üst düzey değil. Bir de, caddelere yayılan bir çarşaf üzerinde, çanta satan Nijeryalılar göreceksiniz.
Bu Nijeryalılar pek yaygın değil, yani görmedim diyebilirim, ama Nijeryalıların kollara takılan bileklik, süs bilekliklerden sattıklarını gördüm, hemen kolunuza yapışıyorlar, kolunuzu uzattınız mı birkaç tane renkli örme bileklik takıyorlar ve ücreti istiyorlar.
Yunanistan Atina Alışveriş
YİYECEK-İÇECEKLER
Yunan kırsal kesiminde üretilen: bal, zeytin, zeytinyağı, badem ve fındık gibi yiyecekleri satın alabilirsiniz. Bunların elbette, en güzel ve lezzetlileri ülkemizde de var. Satın alırken bunu unutmamak gerek. Ama, ülkemizde bulamayacağınız, örneğin “Yunan rakısı Ouzo” olabilir.
Burada yine bir ayrıntı var, Yunanlılar Uzoya rakı demiyorlar, esas Yunan rakısının Girit adasında üretildiği söyleniyor. Girit adasında üretilen rakının has rakı olduğu ve Uzoya rakı denilmesinin, gerçek rakıya hakaret olduğunu söylüyorlar.
Ayrıca: yine, buraya özgü “Yunan konyağı Metaxa” düşünülebilir. Ama, Ouzo, kişisel olarak benim hoşuma gitmedi, yani tadına bakmadan alırsanız, beğenmeyebilirsiniz. Tercih sizin.
Tüm bunların yanında, Atina sokaklarında, birçok yerde “Lovers” denilen oyun kartları satılıyor. Ancak, bu oyun kartları, cinsel içerikli resimler taşımasıyla öne çıkıyor, yani bu oyun kartları, porno görüntüler taşıyor.
Hatta ve hatta, değişik ilişki türlerine ait resimlerle karşılaşmak ta mümkün, bunu bilerek satın almanızı öneririm. Bunun dışında: içki denilince, Atina şehrinde özellikle sakız likörü almanızı öneririm. Ama, Sakız adası yapımı sakız likörü almalısınız.
Son bir not: Atina şehrinde güzel peynirler satıldığını duydum, peynir pazarı varmış ama gidip görmedim, siz Atina şehrini ziyaret ettiğinizde, mutlaka peynir pazarını sorun ve görün.
Yunanistan Atina Alışveriş Mekanları
ALIŞVERİŞ MEKANLARI
PATİSSİON STREET
Bu cadde üzerinde, Afrikalı göçmenlerin ve özellikle Nijeryalıların: yerlere attıkları bir çarşaf üzerinde sattıkları: çanta, gözlük, saat gibi objeleri bulabilirsiniz. Bunlar, elbette orijinal değil ve orijinal benzeri. Pazarlık yapmadan sakın satın almayın, hatta, söyledikleri fiyatın yarısını teklif edin.
ERMOU-EOLOU-STADİOU CADDELERİ
Bu mekanlarda: giyim eşyaları ve ayakkabı gibi ürünlerin satıldığı yerler var. Ama, genellikle büyük markalar ve Avrupalı markaların ürünlerinin satıldığı, yüksek fiyatlı mağazalar var.
PLAKA BÖLGESİ
Bu mahallede gezin ama sakın alışveriş yapmayın. Çünkü, fiyatlar muhteşem pahalı. Mahallenin dar sokaklarında, turistik eşya satılan minik dükkanlar var. Bu dükkanlarda, hediyelik eşyalar satılıyor. Ayrıca: tişört ve el yapımı sanat eserlerinin satıldığı dükkanlar, sanat galerileri var. Bizim tabirimizle, sokaklarda satış yapan işportacılar da yoğun.
SYNTAGMA MEYDANI
Bu meydanda: mont, eldiven, kürk, kaban, deri ceket, bronz ve seramik eşyalar ve objelerin satıldığı, birçok dükkan var.
Ermou
Bu mağazada: giyim eşyaları, hediyelik objeler satılıyor.
KOLONAKİ BÖLGESİ
Burada: butikler ve Avrupa’nın çeşitli markalarının ve tasarım ürünlerinin satışlarının yapıldığı yerler var. Atinalıların gözde alışveriş merkezleri burada bulunuyor. Ancak, fiyatlar çok yüksek. Eğer para harcamak istemezseniz, sokak ve cadde aralarında dolaşabilir, kafelerde oturup, alışveriş için koşuşturanları seyredebilirsiniz.
Tsakalof Street
Bu cadde, dünyanın en pahalı alışveriş caddelerinden biri olarak önem kazanıyor. Aynı zamanda, şehrin en ünlü alışveriş mekanıdır. Buyurun, gezin.
Kolonaki
Burada, ünlü markaların (Bulgari, Gucci gibi) tasarım ürünlerini bulabilirsiniz.
MONASTİRAKİ BÖLGESİ
Şehrin, en eski Pazar alanıdır. Pazar günleri kurulan bit pazarında: hatıra eşyaları, çini objeler gibi şeyler bulabilirsiniz. Metro istasyonunun hemen yanında: bit pazarı var. Bu pazarda: antika eşyalar ve özellikle ucuz hediyelikler bulabilirsiniz. Şehirde, bir Pazar gününüzün bir kısmını buraya ayırabilirsiniz.