Yunanistan Thesaloniki-Selanik

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

 

Selanik: gündüz ve gece görünümleri birbirinden ayrı ve güzel, İzmir benzeri bir şehir olmasına rağmen, asla gecekondusu bulunmayan ve Yunanistan tarafından önem verilen bir şehirdir.

Selanik ziyaretinizde: güzel deniz manzarası, ağaçlıklı sokaklar, çok sayıda müze, özellikle bizim kültürümüzden etkilenmiş mutfak, gelişen modern kültür ve eski Bizans kiliseleri görebilirsiniz.

Ama, Selanik denilince, elbette ilk akla gelen: bu şehirde bulunan, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün evidir.

ULAŞIM

Selanik şehrine havayolu ile ulaşmak isterseniz: Atina, Yanya, Hanya, Heraklion, Limni, Midilli, Rodos ve Skiathos havaalanlarını bağlantı olarak kullanabilirsiniz. Havaalanı, şehir merkezinin16 km. dışındadır.

Şehre, demiryolu hattı ile de ulaşabilmek mümkündür. İstanbul-Selanik arasındaki ulaşımı, demiryolu ile sağlayabilirsiniz.

Selanik şehrine, karayolu ile ulaşım da mümkün. Atina-Selanik arasındaki yolculuk: 6 saat sürüyor ve 320 km. dir.  Bilet fiyatları: 35 Euro. Gidiş-dönüş bileti almak isterseniz: 55 Euro.

Selanik-İstanbul arasındaki karayolu yolculuğu ise, yaklaşık 8-10 saat sürüyor. Fiyatları ise, normal 45 Euro, öğrenci 35 Euro. Gidiş dönüş alırsanız, normal 80 Euro, öğrenci 64 Euro’dur.

Bunların yanında: Selanik-Üsküp arası: 3 saat, Selanik-Belgrad arası: 7 saat, Selanik-Tiran: 6 saat, Selanik-Sofya arası: 4 saat, Selanik-Köstence arası: 8 saat sürüyor. Selanik-Kavala arasındaki yolculuk yaklaşık 1.5 saat sürüyor.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

TARİH

Şehir: tarih sahnesinde, ilk olarak: MÖ.310 yıllarında, Makedonya kralı Cassander tarafından kurulmuştur. Kendisi Makedonya imparatorluğunda tahtı ele geçirebilmek için Büyük İskender’in kız kardeşiyle evlenmiştir ve şehri kurduktan sonra şehre İskender’in kız kardeşi ve karısının ismini vermiştir.

Şehrin Yunanca ismi olan “Thesaloniki” ismi yani şehrin ismi antik döneme kadar gider. Bu isim “Teselya” ve “niki” olarak iki kelimeden oluşur.

Niki: zafer demektir ve ismin anlamı Teselya zaferidir. Şehir takip eden  dönemlerde birçok kere el değiştirmesine rağmen bu isim çok değişmemiştir. Evet, tarihi sürece devam edelim.

İlk kuruluş yeri ise: günümüzde “Thermi” olarak bilinen yerdedir. MÖ. 168 yılında, yörede, Romalıların hakimiyeti görülür. Bu dönemde: Asya-Avrupa arasında, önemli bir ticaret yolu üzerinde bulunması, şehrin ticarette önemli bir merkez haline gelmesine sebep olur.

Bu ekonomik öne çıkış; 12’nci yüzyıla kadar devam eder. Dini yönden de önemli geçmişi bulunmaktadır. Havari Pavlus: 1’nci yüzyılda, burada vaaz vermiş ve Bizans döneminde, birçok kilise inşa edilmiştir.

Roma döneminde imparatorluk bir dönem, 4 merkezden yönetilirdi ve bu merkezlerden birisi de Selanik olmuştur ve bu durum, şehre verilen önemin işaretidir. Bu sebeple, şehirde büyük bir imparatorluk sarayı yaptırılmıştır. Günümüzde saray yoktur sadece kalıntıları görülmektedir.

Roma döneminde Selanik şehrini tamamen surlar içine alan kale yapılır ve bu kale 7 kulelidir. Bu yüzden kalenin ismi “Eptapirmos” olarak geçer. Epta: 7 ve pirmos: kule demektir. Roma döneminde yani 4 ve 5 yüzyıllarda, İstanbul surlarıyla birlikte aynı dönemde yapılan Selanik kalesi surlarının büyük kısmı yıkılmış ve günümüzde yoktur.

1204 yılına gelindiğinde

Selanik ve çevresinde, haçlılar tarafından, Latin İmparatorluğu kurulur. 1430 yılına gelindiğinde ise: bu kez, yörede Osmanlı hakimiyeti etkin olur. Sultan II. Murat, tarafından yöre, Osmanlı topraklarına katılır. 15’nci yüzyıl boyunca, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden getirilen Türkler, bölgeye yerleştirilirler.

Ayrıca: 1492 yılında, İspanya’dan kovulan Yahudiler de, bölgeye yerleştirilirler. Sonuçta: Osmanlı egemenliğinin sürdüğü 500 yıllık süreç boyunca: Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan toplumları,  burada, birlikte ve huzur içinde yaşarlar. Bölge: önemli bir kültür ve ekonomi merkezi haline gelir.

1881 yılına gelindiğinde, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, bu şehirde dünyaya gelir. Jön Türk hareketi, yine Selanik şehrinde gelişir ve Sultan II. Abdülhamit, tahttan indirildikten sonra, 1909 yılında, yine bu şehre, yani Selanik’e sürgün gelir.

Ancak: bundan 3 yıl sonra, Balkan Savaşları başlayınca, Selanik Yunanlılar tarafından işgal edilir ve işgalden hemen önce, II. Abdülhamit, yine İstanbul’a geri gönderilir.

Osmanlı imparatorluğu döneminde: en büyük şehir olarak bilinen İstanbul’dan sonra, ikinci büyük şehir olarak Selanik görülüyor. 1890’larda Osmanlının son dönemlerinde tercih edilen Neo klasik mimari tarz yani daha Avrupai tarz, buradaki birçok Osmanlı yapısında da görülmektedir.

Burada aynı dönemde yapılan Neo klasik bir bina: günümüzde Makedonya Genel Sekreterlik binası olarak kullanılıyor. Evet, Selanik, Osmanlı döneminde çok önemli bir merkez, ticaret yeri, her zaman önem verilmiş ve bazen İstanbul’dan bile çok daha önem verilmiş bir yerdir.

İlk elektrikli tramvay İstanbul’dan önce buraya gelmiştir. Ancak: yine tarihi geçmişimizdeki acı bir olay: Selanik, 9 Kasım 1912 tarihinde, tek bir kurşun atılmadan yani hiçbir direniş gösterilmeden, Yunan ordusuna teslim edilir.

Şehirde bulunan yaklaşık 25 bin kişilik Osmanlı ordusu, hiçbir direniş göstermeden, şehri Yunan ordusuna teslim eder ve geri çekilerek, İstanbul’a  döner. Rivayetlere göre, ordunun başındaki Tahsin Paşa’nın Yunanlılardan rüşvet aldığı söylenmektedir.

1917 yılına gelindiğinde

Şehrin Türk bölgesi, büyük bir yangın sonucu, tamamen yok olur. Bu yangından sonra: Fransız mimar Thomas Mawson tarafından, şehir merkezi için yeniden tasarımlar yapılır. Yeni bir şehir planı hazırlanır ve buna göre şehir tanzim edilir.

1924 yılındaki nüfus mübadelesinde ise; geriye kalan Türkler, Türkiye’ye göç etmek zorunda kalırlar. Böylece: Selanik şehrinde, Osmanlı-Türk kültürü biter. Kısa süre içinde, camilerin minareleri yıkılır. Bazı cami ve Sinegoglar, kiliseye çevrilir. Eski Osmanlı evleri, bakımsızlıktan yok olur. Kentin geçmişiyle tüm bağlantısı kesilir.

II. Dünya Savaşı yıllarında da: Yahudi cemaati, Alman Naziler tarafından şehirden toplanarak, Nazi toplama kamplarına gönderilip öldürülürler. Böylece: Osmanlıdan sonra, Yahudi cemaati de şehirden temizlenir.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik
Yunanistan Thesaloniki-Selanik

GENEL

Yunanistan ülkesinin, Atina’dan sonraki ikinci büyük şehridir. Yunanistan’ın kültür başkenti olarak kabul edilir. Selanik Film Festivali ve pek çok kültürel etkinlikler düzenlenmektedir. Yunanistan’ın kuzeyindeki en iyi oteller, en iyi restoranlar ve plajlar, buradadır.

Balkanlar bölgesinin ise, beşinci büyük şehridir. 2300 yıllık geçmişiyle, Avrupa’nın en eski şehirlerindendir.

Nüfusu: 365 bin kişidir.

Şehirde: Akdeniz iklimi egemendir. Ancak: kuzey bölümlerde nispeten karasal iklim görülür. Kışlar daha soğuk ve kar yağışlı geçer. Yunanistan ülkesinin birçok yerinde olduğu gibi burada da balkon kültürü yaygındır. Balkonlar, büyük çiçekli ve yeşilliklidir.

1997 yılında, Selanik, Avrupa Kültür Başkenti seçilir. 2014 yılında ise, Avrupa Gençlik Başkenti olarak seçilmiştir. Çünkü: Selanik, Güneydoğu Avrupa’nın en büyük öğrenci merkezlerinden biridir. Yunanistan ülkesinin ise, en büyük öğrenci topluluğu, şehirde barınmaktadır.

Selanik şehrinde doğan ünlü Türkler ise: Mustafa Kemal Atatürk, Salih Omurtak, Nazım Hikmet, Refet Bele, Afet İnan, Ahmet Emin Yalman’dır.

Şehirde gezerken bolca inşaat göreceksiniz. Yaklaşık 15 yıldır burada metro kazı çalışmaları sürdürülüyormuş. Metro kazı çalışmalarının bitmemesinin sebebi, her kazılan yerden tarihi eser çıkması ve kazının yarım kalmasıymış, o yüzden burada hiç bitmeyen inşaat çalışmaları görülüyor.

İzmir-Selanik şehirleri arasındaki benzerlik

Selanik şehri: İzmir’e benzerliğiyle meşhurdur. Çünkü İzmir ve Selanik şehirlerinin şehir planlayıcısı aynı kişidir. İzmir’de yukarıda Kadife kale vardır. Burada da Selanik kalesi bulunur. Kordon da İzmir kordon boyuna çok benzer.

Burada sadece İzmir’den farklı olarak Karşıyaka benzeri bir yer yoktur. Hatta: Yunanistan’da bizim İstanbul-İzmir arasındaki güzellik çekişmesi gibi, Atina-Selanik arasında da güzellik çekişmesi vardır. Atinalılar Selanik’e bayılır, ama Selanikliler sadece Selanik’e bayılırlar.

Güvenlik

Selanik, Atina şehrine nazaran bir tık daha güvenlidir. Ama yine de tam güvenli sayılmaz yani bu şehirde gezerken çanta ve cüzdanlarınıza ve özellikle pasaportlarınıza dikkat etmeniz önemle önerilir. Pasaport yanınızda taşımanız gerekmez, ancak bir fotokopisini bulundurunuz.

Çünkü: Yunanistan’ın birçok şehrinde olduğu gibi, burada da günümüzde karışık bir nüfus yani yoğun göçmenler yaşamaktadır. Şehrin merkezinde, Venizelos meydanında, kenarlarda, kıyı-köşelerde yerlerde oturan, çimlere yatmış, kötü giysili insanlar gördüğünüzde bilmelisiniz ki, bunlar uyuşturucusu satıcısı ve kullanıcısıdır.

Yunanistan’da uyuşturucunun bayağı yaygın olduğu söyleniyor, polis çok yakın olmasına rağmen, bu uyuşturucu satıcılarını Venizelos meydanı gibi merkezi bir yerde gördüğümüzde mutlaka şaşıracaksınız.

Gecelere gelince, geceleri tenha olmayan yerler ayrı, cadde ve sokaklarda rahatlıkla gezebilirsiniz, zaten ana cadde ve sokaklar, meydanlar gecenin geç saatlerine kadar kalabalıktır, yani tenha, merkezden uzak cadde ve sokaklar  dışında, geceleri rahatlıkla gezebilirsiniz.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

Yunanlılar

Evet, nesillerimiz uzun süre Türk-Yunan düşmanlığı ile yetiştirilmiş olmasına rağmen, Yunanistan’da kaldığım süre içinde, birçok yerde Türk olduğum anlaşılmasına rağmen, asla bir düşmanlık emaresi görmedim.

Kendileri aşırı dindardır. Ancak, zaten Ortodoks olan bu ülkede her şey dine dayalıdır, yani burası laik bir ülke değildir.

Din ve devlet işleri birlikte yürür, Yunanlılar çalıştıkları ortamda genellikle aziz resimleri, ikonları bulundururlar, hatta bir kilisenin önünden geçerken mutlaka istavroz işareti yaparlar. Çok inançlı ve dindar bir halk, yaşam tarzında bu durum hissedilmese bile, içten içe aşırı dindardırlar.

Yunanlılar, bağımsızlıklarından sonra antik Yunan’a özlemleriyle tanınırlar. Bu yüzden, birçok yerin ismi Yunan filozoflarının isimlerinden gelir, bu tarz isimleri sıkça görebilirsiniz. Hıristiyanlık ön plana alınmakla birlikte, pagan kültüründe, büyük 12 tanrının mitolojinin de arkasındadırlar, kültürlerine çok sahip çıkmaktadırlar.

Yunanlıların, sanırım tek kötü huyları siesta alışkanlıkları. Yunanistan gezginlerine önemle hatırlatırım ki: Yunanlılar Pazartesi ve Çarşamba günleri saat 14.00’de dükkanlarını kapatır, siestaya giderler ve bir daha açmazlar. Diğer günler dükkanlar saat 21.00’e kadar açıktır.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

NE YENİR-NE İÇİLİR

Yunanistan ülkesinde en iyi yemekler bu bölgededir, yani kuzeydedir. Yunan yemek kültürü içinde, Selanik yemekleri biraz daha baharatlı olma özelliğine sahip. Ama özellikle, Selanik şehrinde bulunursanız: meşhur içecekleri “Ouzo” yu tadın. Ayrıca: Sirtaki ve Bouzuki keyfini yaşayın.

Yöreye has yemeklerden tatmak isterseniz, size önerebileceğim  restoranlar: Zythos ve Faul Tou Meze olabilir.

Bunun dışında önerebileceğim restoranlar:

Seven Seas

Kalapothaki caddesindedir. Menüsü balık üzerine yoğunlaşmıştır. Lezzetli yemekler, şaraplar ve tatlılar bulunabilen bu restoran, daha çok şehrin üst sınıfına hitap ediyor. Yani: şehrin en iyilerinden biridir.

Miami

Hemen denizin önünde, Thetidos caddesindedir. Balık ve deniz ürünü ağırlıklı menüsü bulunmaktadır. Burası: şehri ziyaret eden turistler tarafından sık ziyaret edilmektedir.

Palati

Morihovou caddesindedir. Et yemekleri ağırlıklıdır. Lezzetli yemekler, saat 21.00’den sonra canlı Yunan müziği eşliğinde sunuluyor.

Krikelas

Salaminos caddesinde, merkezi liman bölgesindedir. Menüsü: et ve balık yemekleri üzerine yoğunlaşmaktadır. En iyi kalite ve mükemmel yemekleri burada bulabilirsiniz.

Otellerde kahvaltı denildiğinde: kahvaltıda

Ekspresso, capuçino veya kahve türleri bulabilirsiniz. Bunların yanında ise: ekmek, kek, meyve suyu, her türlü yumurta, beyaz peynir, zeytin, domates, biber, soğan ile karıştırılmış yumurta yiyebilirsiniz. Yani, kahvaltı kültürleri nispeten bize benziyor.

Restoranların yüzde doksanında iyi yemek yersiniz, kazıklanırım, yemek kötü çıkar gibi düşünmeyin, menü de  ne yazıyorsa o dur.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Şehir içindeki otobüs işletmesinin ismi: OASTH. Bu otobüsler, toplam 80 farklı hatta hizmet vermektedirler. Otobüslerdeki bir yolculuk biletler; 0.80 Euro’dur. 90 dakika boyunca geçerli, iki yolculuk otobüs bileti: 0.90 Euro’dur. 24 saat geçerli ve sınırsız otobüs bileti ise: 4 Euro’dur. Biletler: OASTH bilgi noktalarında satılmaktadır.

Bunların dışında, şehir içinde, turistik yerleri gezen 50 otobüs bulunuyor Bunlar: birbirinden farklı, 8 rota izliyorlar ve İngilizce konuşan rehberleri var. Tüm yolculuk, yaklaşık 50 dakika sürüyor ve her saat Beyaz kule bölgesinden hareket ediliyor. Bilet ücreti: 2 Euro’dur.

Ancak genellikle bizim gibi turistler, bu otobüslerden çok kısa mesafelerde yürüme veya taksiye binmeyi tercih ediyorlar. Yunan taksilerinin hepsinde (Selanik şehrinde lacivert, Atina şehrinde ise sarı renkliler) taksimetre var ve şoförler hemen taksimetreyi açıyorlar ve gitmek istediğiniz yere en kısa yani genel yoldan götürüyorlar yani kazıklama yok, güvenerek taksilere binebilirsiniz.

Sadece şunu hatırlatmak istiyorum, katıldığım turdan bir kişi, taksiye bindiğinde para üstü olarak kendisine taksicinin verdiği 5 Euro’nun sahte olduğunu söyledi, gösterdi, gerçekten renkli fotokopi, sahte 5 Euro, yani özellikle taksiden aldığınız para üstü kağıt paralara özel dikkat gösteriniz.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

GECE HAYATI-EĞLENCE

Şehir ve banliyölerinde, güzel restoranlar dışında, çok sayıda: taverna bulunuyor. Buralarda: ızgara et ve tavuk yemekleri bulabilirsiniz.

Palati Vyzantino II isimli gece kulübünde, canlı Yunan müziği bulabilirsiniz. Lido isimli gece kulübünde ise: uluslararası müzik ve danslar eşliğinde eğlenebilirsiniz.

Buzuki müziği dinlemek isterseniz: Havaalanı yakınlarındaki alanda bulunan özel tavernaları tercih etmelisiniz.

Şehirdeki: gece kulüpleri, diskotekler ve müzik salonları, gece geç saatlere kadar açıktır.
Özellikle: Beyaz kuleye yakın bar ve kulüpleri de önerebilirim.

Şehirdeki en iyi barlar:

Paparouna

Vilara bölgesindedir. 2004 yılında kurulmuştur. Mekanın içinde, birbirine galerilerle bağlı, 4 farklı destinasyon var. Buralarda: caz müziği dinleyebilir, yiyecek ve içecek keyfini çıkarabilirsiniz. Menü ise çok zengin. Özellikle, şarap mahzeni, çok büyük çeşitlilik gösteriyor.

Gambrinus

Syggrou bölgesindedir. 2006 yılında kurulmuştur. Şehrin en iyi bira evlerinden biridir. Genellikle: bira sunulmaktadır. Fiyatları, yakınlardaki diğer barlara göre daha ucuz olduğundan, sürekli bir yoğunluk yaşanmaktadır. Müzik olarak, klasik rock müziği yayını var. Atmosfer çok sıcak ve rahat.

Şehirdeki tavernalar

Kreonidis: Yunan müziğini, et yemeklerinin tadına bakarak  dinleyebilirsiniz. Old Town denilen bölgededir.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

NE SATIN ALINIR

Selanik: her bütçeye ve zevke uygun, dükkanlar, marketler, barlar ve kahve evleriyle dolu bir şehirdir. Bir anlamda, alışveriş cenneti de denilebilir. Ama, Selanik bölgesinden, özellikle “zeytinyağı” satın alabilirsiniz. Çünkü: gerek lezzet ve gerekse fiyat olarak, çok üstündür.

Selanik şehrinde uygun fiyatla alışveriş yapmak isterseniz: Venizelos meydanının hemen karşısında sağ tarafta kalan ara sokaklara girin, burada İzmir Kemeraltı benzeri, açık tezgahlarda özellikle giysilerin satıldığı yerler var ve fiyatlar gayet uygundur. Ayrıca, yine burada antika eşyaların satıldığı yerler var. Buraya girer ve sağ tarafa doğru ilerlerseniz, ana yola ulaştığınızda, yol üzerinde, çok güzel bir restoran önerebilirim.

Özellikle, kebap türü ama gerçekten muhteşem lezzetli kebap türü ürünlerin satıldığı bu restoranda aynı zamanda fiyatlar da çok uygun, ama özellikle bir kişilik porsiyonların çok büyük olduğunu hatırlatmak istiyorum, yani porsiyonlar o kadar büyük ki, bitirmek gerçekten çok zor oluyor.

Bir de restoranda, hemen su ikramı yapıyorlar, tuvalet imkanı var, içerisi klimalı ve gayet güzel bir ortam, servis güzel, yemekler lezzetli ve fiyatlar uygun. Eğer, Selanik şehrinde daha kaliteli ürünlerin ve markaların satıldığı yerleri görmek isterseniz, o zaman Venizelos meydanından aşağıya yani denize doğru yönelin ve deniz kıyısındaki caddenin bir iç tarafındaki caddeye gidin, burası uzunca cadde, boydan boya önemli markaların satıldığı mağazalarla doludur.

Alışveriş severlere duyurulur. Selanik şehrinde bir de peynir pazarı varmış, ama ben gitmedim, giden okurlarımız peynir pazarı ile ilgili yorum yazarlarsa sevinirim. Son bir not: magnet meraklıları için, şehirdeki magnetler genellikle tanesi 3 Euro ve 4 tanesi 10 Euro’dan satılıyor. İçki almayı düşünenler için: Uzo denen Yunan içkisi malum ismi bayağı duyulmuştur ama Uzo’nun rakı olmadığını düşünürler.

Gerçek Yunan rakısı, Rodos’ta üretilip içiliyormuş, ancak içinde anason olmadığından su ile karıştırılmadan sek olarak içiliyormuş. Uzo ise, içinde anason olması nedeniyle damak tadına daha uygun olduğu söyleniyor. Bunun dışında, burada en ünlü içki olarak “Sakız likörü” düşünülebilir. Ayrıca: Mastika da bir seçenektir.

ARİSTOTALES ÜNİVERSİTESİ

Yunanistan ülkesinin en büyük ve en eski üniversitesidir. Toplamda: 43 fakültesi bulunmaktadır. Bu fakültelerde: 95 bin öğrenci ve 2500 öğretim görevlisi bulunmaktadır. Bu üniversite; 100-150 civarında Erasmus öğrencisi bulunuyor. Selanik: tam bir öğrenci ve de Erasmus kentidir.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

VENİZELOS

Yunan ülkesini gezerken Venizelos hakkında da kısa bilgi gerekir. Selanik şehrinin merkezinde, Venizelos heykeli bulunan büyük bir meydan bulunur.

Venizelos, Atatürk’ten yaklaşık 20 yaş daha büyüktür. Girit’i Yunanistan’a bağlayan lider olarak tanınır. İlk ortaya çıkışı, bir Türk düşmanıdır ve Türklere karşı bayağı mücadele veren birisi olarak tanınır.

Ama bir süre sonra anlar ki: İngilizler ve Fransızlar, onu ve Yunanlıları kullanmaktadır. Bu durumu fark edince: Atatürk ile sıkı bir dostluk bağı kurar ve hatta Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday gösterir.

Meydanda, Venizelos’un beyaz bir heykeli bulunur. Lenin’e benzemektedir. Atatürk döneminde yaşamış bu lider, Yunanlıların Atatürk’üdür denilebilir.

GEZİLECEK YERLER

GEZİ PLANI

Şehirde, en büyük ilginizi çekecek husus: bütün evlerin, büyük balkonlarıdır. Bu balkonların çoğu: çeşitli çiçekler ve özellikle sardunyalar ile süslenmiştir. Hatta: birçok ziyaretçi, Selanik şehrini gördüğünde, İzmir şehrine benzetirler. Özellikle: kordon boyunun kesinlikle benzediğini düşünmemek elde değil.

Şehirde: Atatürk’ün evi ve tarihi kilise ve manastırlar bölgesine gidilebilir.

Burada: ilk sırada, Yunanistan ülkesinin en büyük dini yapısı olan: Agios Dimitros Katedrali (Aya Dimitros) görülüyor.

Daha sonra: Atatürk’ün doğduğu ev ziyaret edilebilir.

Sonra: şehirdeki Türk mahallesi, Ano Polis ve Yedi Kule ve ardından Zincirli kuleye gidiyoruz. Buradan: Selanik şehrinin muhteşem manzarasını izlemek mümkün. Buradan, çeşitli hediyelik eşyalar da satın alabilirsiniz.

Bu bölgedeki gezi bittikten sonra: deniz kıyısına doğru iniliyor. Egnatia yolu üzerinde: Galeriyos’un “Zafer Takı (Kamara)” , Rotanta (Hortan Efendi ya da Eski Metropol Camisi), Pazar Hamamı, Hamza Bey Camisi, Kazancılar Camisi, Bedesten görülebilir.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik
Yunanistan Thesaloniki-Selanik

Deniz kıyısında: Beyaz kuleyi görüyoruz. Zaten: tur otobüslerinin çoğunluğu bunun yanında park ediyorlar.

Beyaz kulenin hemen arka tarafında: Büyük İskender’in heykeli var. Bir mermer kaidenin üzerinde, şaha kalkmış atı ve elinde kılıcı ile, İskender görülüyor.

Sonra: şehrin en gözde meydanlarından olan

Aristoteles Meydanında, kısa bir gezinti yapıyoruz. Oldukça geniş ve ferah bir meydan. Meydanın bir köşesinde, ünlü filozof Aristo, mermer bir kaide üzerinde, oturur vaziyette heykeli ile meydanı gözlüyor.

Şehrin, geniş bulvarlarında gezintinize devam edebilirsiniz. Çünkü: şehirde, gerçekten birçok geniş cadde var ve hepsinde de, ünlü markaların ürünlerinin satıldığı dükkanlar görülüyor.

Ardından: sahilde, kordon boyunda yürüyüş. Sahil boyunca, kafeteryalar ve barlar sıralanıyor. Özellikle: gençler, buraların müdavimleri. Tabi, sonuçta cıvıl cıvıl ve hareketli ortamlar ortaya çıkıyor. Buradaki kafelerden birine oturun: önce masanıza kocaman silindir bir kap geliyor, bu
kap 1 litrelik içme suyunu barındırıyor.

Daha sonra, yanında içi çikolata bulunan kuruvasanlar ikram ediyorlar. Hemen sonra ise, özellikle “Frappe” yani buraya has bir tür kahve içmelisiniz.

Sahilde gezerken: İskender heykelinin hemen yakınından gezinti tekneleri kalkıyor, bence bunlara mutlaka binin ve Selanik şehrini denizden görün.

Teknelere biniş ücretsiz, sadece tekne içinde bir şey içmeniz zorunlu, menüye bakın ve seçin, içecekler genellikle 4-5 Euro civarındadır. (Bira 5 Euro)

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

KORDON BOYU

İzmir’deki kordon boyuna benzemektedir. Deniz kıyısında, uzunca bir sahil şeridi, sahil şeridinde genişçe bir yürüyüş yolu (ancak bu yürüyüş yolunda, genişçe bir bisiklet yolu ayırmışlar ve özellikle akşam saatlerinde kalabalık olduğunda yürüyen insanlar, bisiklet yolunun geniş olması nedeniyle kendilerine ayrılan yol yetmiyor) arada bir araba yolu ve hemen kıyısında, deniz manzaralı birçok kafe bulunuyor.

Hatta, burada bir de “Mado” bulunuyor. Bu kafelerde: oturup bir şeyler içebilir, deniz ve yürüyüş yapan insanları izleyebilirsiniz. Gerçekten güzel bir ortam yaratılmış.

Bu yürüyüş yolu, Beyaz kule ve hatta arkasına kadar uzanıyor. Bu arada gezerken denize baktığınızda, kirlilik göreceksiniz, denizin üstünde birçok çöp kalıntısı var, hayret ettim.

ŞEHİRDEKİ OSMANLI YAPILARI

Şehirde, Osmanlı döneminde yapılan Osmanlı yapıları ve özellikle Osmanlı dönemi evleri uzun süre kullanılarak günümüze ulaşmıştır. (Atatürk evi gibi)

Bunlar arasında günümüze ulaşanlar: Bey hamamı, diğer ismiyle Cennet hamamı bir Osmanlı yapısıdır. Osmanlı yapıları maalesef biraz bakımsızdır, çünkü mülkiyet sorunu vardır.

Bunlar Türkiye’ye mi yoksa Yunanistan’a mı aittir, bu konuda belirsizlik vardır ve bu yüzden restorasyonları yapılmamaktadır.

Hamza bey camisi de bunlara örnektir. Hamza Bey: İstanbul’un fethinde, gemileri karadan geçirerek Haliç’e indiren Osmanlı Paşasının ismidir. Hamza bey camisinin minaresi yoktur. Cami 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Selanik şehrinde günümüzde ibadete açık ve aktif bir cami yoktur.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik Atatürk’ün doğduğu ev
Yunanistan Thesaloniki-Selanik Selanik Atatürk’ün doğduğu ev
Yunanistan Thesaloniki-Selanik Selanik Atatürk’ün doğduğu ev
Yunanistan Thesaloniki-Selanik Selanik Atatürk’ün doğduğu ev

 

Yunanistan Thesaloniki-Selanik Selanik Atatürk’ün doğduğu ev

ATATÜRK’ÜN DOĞDUĞU EV

Atatürk’ün annesi: Selanik-Langa bölgesindendir. Orada, geniş üzüm bağları varmış. Babası ise: Makedonya-Kocacık köyündendir.

Atatürk’ün doğduğu ev: günümüzde, Selanik şehrinin Aya Dimitriya mahallesinde, Apostolu Pavlu caddesindedir. Hemen bitişiğinde, Türk Konsolosluğu bulunmaktadır.

Ev: 1870 yılından önce, Rodoslu Müderris Hacı Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Burası, önce İbrahim Zühdü isimli bir şahıs ve ailesi ve daha sonra yine Selanikli Abdullah Ağa ve eşi Ümmü Gülsüm’e satılmıştır.

O zamanki adresi: Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesidir. Selanik şehrinde Osmanlı mimari dokusunun hakim olduğu o dönemde, bu ev, Türk evlerinin iç içe olduğu bir çevrede, diğer evlerden farkı olmayan bir yapıydı.

Bütün katlarında ahşap karkasın üzerine bağlandığı teknik uygulanarak inşa edilmişti. Dikdörtgen planlı ev 13.50 x 6.80 metre boyutlarındadır. Evin asıl girişi Apostolou Pavlu Caddesinde olup, günümüzde bu giriş kullanılmamaktadır.

2012 yılına kadar giriş, Agiou Dimitriou Caddesinden, Başkonsolosluğun bahçesinden geçilerek sağlanmaktaydı. 2012 yılındaki restorasyon sonrasında, İsaias Sokak üzerinden, arka bahçe kapısından giriş ve çıkış yapılmaya başlanmıştır.

Ev hakkında bu genel bilgileri verdikten sonra, tarihi süreci anlatmaya devam edelim. Ev: Yani: ev, Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi tarafından yaptırılmamış, sahiplerinden kiralanmıştır. Atatürk: 1881 yılında, bu evin, ikinci katındaki, sol tarafa düşen, ocaklı odada doğmuştur.

Ali Rıza Efendi, 1888 yılında ölünce, genç yaşında dul kalan Zübeyde Hanım: küçük oğlu Mustafa (Atatürk) ,kızları Naciye ve Makbule ile birlikte, geçim masraflarını hafifletmek için, bu pembe evden taşınmışlar ve daha küçük bir eve geçmişlerdir.

Ali Rıza bey tarafından bahçeye dikilmiş nar ağacı, günümüzde de görülmektedir.

Ev: bodrumu ile birlikte, üç katlı ve bir avlu içindedir. Güzel bir bahçesi vardır.

Cumhuriyetin 10’ncu yıldönümünde (29 Ekim 1933 tarihinde); Selanik Belediyesi, Türk-Yunan dostluğu ve Balkan Konferansının bir hatırası olarak: Atatürk’ün doğduğu evin çift kanatlı kapısının sağ  köşesine, mermer bir plaka yerleştirmiştir.

Plakanın üzerine, Türkçe, Yunanca ve Fransızca olarak: Atatürk’ün burada doğduğu yazılmıştır. Selanik Belediyesi: daha sonra, evi, Yunanlı sahiplerinden satın almış ve Atatürk’e hediye edilmesini kararlaştırmıştır.

Ev; ancak, 19 Şubat 1937 tarihinde boşaltılmış ve anahtarları Selanik Başkonsolosluğumuza teslim edilmiştir. 1950 yılına gelindiğinde ise, ev büyük onarım görmüş ve Atatürk Müzesi olarak tanzim edilmiştir. Müze: 10 Kasım 1953 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Yakın zaman önce, burası yeniden restore edilmiştir. Uzun süre kapalı kalan mekandan eşyalar taşınmış, bazıları geri gelmiş, bazıları gelmemiştir.

Ancak saçma-sapan restorasyon alışkanlığı burada da sürdürülmüş ve yerlerin yeni karolarına bakınca, sanki Atatürk’ün daha yeni burada doğduğu düşünülecek bir intiba yaratılmıştır, yani aslına uygun olarak restore edilmesi gerekirdi diye düşünüyorum.

Atatürk evi: ziyareti, Pazartesi günleri hariç her gün saat: 10.00-17.00 arasındadır. Yani saat: 10.00’dan önce buraya gitmemenizi öneririm.

Aslında bütün turlar, gece boyunca yolculuk yapıp sabahın erken saatlerinde buraya ulaşıyorlar ve binlerce insan, saat: 10.00 olmasını bekliyor, beklerken çevreye dağılıyor yani tam bir rezillik.

Özellikle Atatürk evinin hemen karşısındaki kafeterya (İzmirli olan değil) kesinlikle çalışanlarıyla tam bir rezillik, o kadar insan oralarda bekliyor, kafeye girip bir şeyler içiyorlar, magnet satıyorlar, ama es kaza bir kişi tuvalete girmek isterse, asla izin vermiyorlar, bir karış surat, bence bu kafeteryayı KULLANMAYINIZ.

Öte yandan, Sayın Konsolosluk yetkililerinden bir ricada bulunmak istiyorum, LÜTFEN SEVGİLİ ATAMIZIN EVİNİ, her gün saat: 08.00 veya en geç 09.00 da açınız, insanlar büyük bir özlem ve sevgiyle geliyorlar ve dakikalarca oralarda rezil-perişan bekliyorlar.

Evet, saat 10.00’da Atatürk’ün evi kapıları açılıyor, tur görevlileri tarafından ZİYARETÇİLERİN İSİM LİSTELERİ alınıyor ve yüzlerce kişi, sıraya girip, tam bir curcuna içeriye giriliyor, bu güzel insanın hatırına kimse bu rezilliği çekmeyi kafaya takmıyor, ama lütfen biraz düzen alınız.

Atatürk evinin bahçesi: Türk Konsolosluğu olarak kullanılıyor. Fanatik Yunanlılar tarafından yapılabilecek saldırılara karşı: eve girerken, görevliler gerektiğinde pasaport soruyorlar. Yani: ev, büyük bir koruma altında muhafaza ediliyor.

Eve girmeden önce evin hemen önündeki yazıdan söz etmek istiyorum.

Bu yazıda: “Türk milletinin büyük müceddidi ve balkan ittihadının müzahiri Gazi Mustafa Kemal burada dünyaya gelmiştir”. Bu yazı 6 dilde (önce Türkçe olmak üzere ama bozuk bir Türkçe, sebebini anlayamadım) yazılıdır.

Evin gezisi: bir konsolosluk görevlisinin eşliğinde, guruplar halinde yapılıyor. Zira: ev ahşap, ve büyük kalabalık guruplar girdiğinde, aşırı yüklenme nedeniyle zarar görebilme riski var. Evin içine girdiğinizde bir hol ve sonra sağ da Zübeyde hanımın balmumu heykelinin bulunduğu bir oda ve solda Atatürk’ün balmumu heykelinin bulunduğu bir oda görülüyor.

Üst katta ise, Atatürk’ün doğduğu odada: kürsüler ve üzerinde burada Atatürk’ün doğduğunu belirten yazılar görülüyor. Diğer odalarda ise Atatürk’ün bir takım kişisel eşyaları sergileniyor. Evet: evi gezin, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün burada doğduğunu düşünün, her ne kadar ortam gayet yeni olmasına rağmen, bu duyguyu hissederek mutlaka burayı gezmekten mutlu olacaksınız.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

AGİA SOPHİA KİLİSESİ

Hemen yan tarafında Rotondo ve sol tarafta sokak arasında bir kilise bulunmaktadır. Kilisenin ismi “Aya Sofya” dır. Bu kilise, aslında İstanbul’da bulunan Aya Sofya kilisesiyle aynı dönemde yapılmıştır. İçindeki mozaikler İstanbul’dan getirilen sanatçılara yaptırılmıştır.

Bizans dönemindeki kiliselerde, Aya Dimitri de de görüldüğü gibi, ikonalardan ziyade duvarlarda mozaikler ve freskler olurdu, daha çok mozaikler kullanılırdı, özellikle imparator emriyle yapılmış kiliselerde altın mozaik süslemeler olurdu.

Bunlar: zenginlik işareti, güç işaretidir ve genelde bu tarz kiliseler dışarıdan biraz basıktır, daha doğrusu sadedir, içeri girilince altın mozaikler göz kamaştırır. Şöyle derler “İnsan da böyle olmalıdır, dıştan sade olmalı, içten zengin olmalıdır” Kiliseler bu deyimi anımsatacak şekilde yapılmıştır.

Evet, Aya Sofya kilisesinin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak: 6’ncı yüzyılda inşa edildiği düşünülmektedir. Aynı yerde, daha önce: erken Hıristiyanlık dönemine ait bir bazilika kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

1585 yılında, Türkler bölgeyi ele geçirince, cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1890 yılında ise, büyük bir yangın felaketi geçirir. 1907-1910 yılları arasında ise yeniden inşa edilir. 1912 yılında, ibadete açılır. 1978 yılındaki depremde, yine hasar görür.

Yapısal özellikleri: dış bölümü, özellikle çekici değildir. Batı cephesi: düz ve kare şeklindedir. İç kubbesi:10 metre çapındadır. Kilisenin kuzeybatısındaki meydan: şehrin en önemli meydanıdır. Meydan: 2 Kasım 1944 tarihinde, Almanlardan kurtuluş anısına yapılmıştır.

Buradaki pastane ve kafeteryalar, kilise ziyaretinden sonraki mola için iyi bir yerdir. Kiliseyi ziyaret etmek isterseniz: kolsuz gömlek veya şort giymemeniz gerekir.

ROMA İMPARATORLUK SARAYI KALINTILARI

Daha önce belirttiğim gibi Selanik şehri, Roma döneminde İmparatorluğun yönetildiği 4 merkezden birisi olarak seçilmiş ve buraya bir imparatorluk sarayı yapılmıştır. Bu saray günümüzde görülmemekte, sadece kalıntıları görülmektedir. Şehir merkezindeki zafer takı aslında imparatorluk sarayının girişi olarak kullanılmıştır.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

GALERİUS’UN ZAFER TAKI-KAMARA

Şehrin merkezi meydanındadır. Fakat: yıkık bir halde görülüyor. Yalnızca, küçük bir kısmı günümüze kadar sağlam gelebilmiştir. Anıtın, Roma döneminde, 303 yılında, Pers zaferi anısına yapıldığı bilinmektedir. Üzerinde: savaş sahneleri görülmektedir.

ROTUNDA – AGİOS YORGOS

Bu yuvarlık yapı: bir anıt olarak gündeme gelmiştir. Yapıldığında Roma imparator sarayının içinde bulunduğu tahmin ediliyor. Yine söylenenlere göre, tarihi süreç içinde: Roma anıt mezarı, bir Hıristiyanlık kilisesi, cami olarak kullanılmıştır. İçi: erken Hıristiyanlık dönemine ait mozaiklerle dekore edilmiştir.

Şehirdeki, tek minaresi olan yapıdır. Yapı: ilk olarak, bir saray kompleksinin parçası olarak,

Roma İmparatoru Galerius zamanında inşa edilmiştir. Bu dönem: 305-11 yılları arasını kapsamaktadır. Muhtemelen, İmparatorun mezarı olarak yapıldığı düşünülüyor.

Rotunda: 4’ncü yüzyıl sonu ve 5’nci yüzyıl başlarında, bir Hıristiyan kilisesine dönüştürülmüştür. Çünkü: içindeki mozaikler, İmparator I. Theodosius dönemini ifade etmektedir. Osmanlılar, 1430 yılında, Selanik şehrini ele geçirince; 1591 yılında, Agios Georgios, camiye dönüştürülür ve mozaiklerin üzeri boyanır.

Evet: Rotunda: üç dine görev yaptıktan sonra, günümüzde müze olarak kullanılıyor. 1978 yılındaki depremde zarar görür ve restorasyon geçirir, 1999 yılında yeniden ziyarete açılır. Ancak: kubbenin çevresindeki mozaiklerin restorasyonu için yapılan çalışmalar, 2009 yılına kadar sürdürülmüştür.

Yapının özellikleri: yapının 20 metre kalınlığında duvarları bulunmaktadır. İç bölüm: yalnızca birkaç parçası hayatta kalan Bizans mozaikleriyle süslüdür. Ancak, bu mozaikler, yüzyıllar boyunca depremler sonucu olumsuz etkilenmişlerdir. Müzeye giriş ücretsizdir.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

ANO POLİ – ESKİ ŞEHİR 

Burası: eski şehir olarak da isimlendirilir. Atatürk evinden, birkaç sokak yukarıdadır. Şehir merkezinin kuzeyindedir. Selanik şehrinin en yüksek noktasında ve kentin Akropol’u durumundadır.

1917 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır. Küçük taş döşeli sokaklarda, eski meydanlar ve Yunan ve Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan eski evlerin arasında yürüyüş yapabilirsiniz.

EGNETİA CADDESİ

Burası çok önemli bir caddedir. Çünkü: Edirne’den tutun, Arnavutluk’a kadar uzanmaktadır. Roma döneminde kullanılmış ana caddedir ve bu çok uzun cadde, o dönemde bile Egnetia ismiyle bilinmektedir, bugünde aynı isim kullanılmaktadır.

AGİOS DİMİTRİOS – AYA DİMİTROS-AYA DİMİTRİ KİLİSESİ 

Burası bir kilisedir. Daha doğrusu, Yunanistan’ın en büyük kilisesidir. UNESCO tarafından, 1988 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Aziz Demetrios (veya Hagios Demetrios) kilisesi, şehrin koruyucu azizi olan: Aziz Demetrios adına adanmıştır. Buradaki ilk yapı: 4’ncü yüzyılda yapılmıştır. 629-634 yılları arasında ise, beş nefli bir bazilika olarak, yeniden inşa edilmiştir. 1493-1913 yılları arasında, Osmanlı döneminde yapı cami olarak kullanılmış ve aynı dönemde mozaikler zarar görmüştür.

Hatta: 1917 yılındaki büyük yangında: kilisenin çatı ve üst duvarları tamamen tahrip olmuştur. Aynı döneme ait siyah-beyaz fotoğraflar, yangın sırasında kaybedilen erken Bizans dönemi işçilikleri hakkında bilgi vermektedir. 1930-1940 yılları arasında, kilise bölgesinde, arkeolojik araştırma kazıları yapılmıştır.

Kazılarda ortaya çıkarılan kilisenin altında bulunan Roma hamamında: Aziz Demetrius’un esir tutulduğu ve idam edildiği söylenir. Yani “Dimitri” denilen aziz bir din şehididir. Roma döneminde Hıristiyanlık devlet dini olarak kabul edilmeden önce yani pagan döneminde, Hıristiyanlığı kabul eden kişiler işkence yapılarak öldürülüyordu.

Dimitri de, kilisenin bulunduğu yerdeki Roma hamamında şehit edilen bir ilk Hıristiyan’dır. O yüzden, Hıristiyanlık Roma tarafından kabul edildikten sonra onun öldürüldüğü bu noktaya, bir kilise inşa edilmiştir.

Yangınlar sonucu tahrip olan kilise, 1948 yılında, tamamen aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir. Zaten: kilisenin giriş bölümü değil, arka bölümündeki bir duvar, Roma döneminden kalma kilisenin duvarıdır. Yani, tam bir Bizans duvarı görülür, ama ön tarafta daha yeni bir yapı görülür.

Kiliseyi gezmek isterseniz: başınızı örtmek gerekmiyor. Sadece manastırlara girerken baş örtülüyor, omuz açık ya da şort giyen ve pantolon giyen bayanların, uzunca bir şal bağlamasını istiyorlar, yanınızda yoksa manastır girişinde şal veriyorlar. İçeride sessiz olmak gerekiyor, daha doğrusu sessiz olmanız isteniyor.

Önemli bir husus daha: kilisenin önünde iki bayrak görülüyor. Bunlardan birisi Yunan bayrağıdır. Yunan bayrağında zaten dini temsilen haç görülür. Hıristiyan olduğu zaten bayrağın üzerindeki haçtan anlaşılır. Yunan bayrağındaki mavi renk denizi, beyaz renk ise dalgaları veya bulutları temsil eder.

Üzerindeki çizgi sayısı ise, şu sloganın hece sayısıdır “ya bağımsızlık ya ölüm” Kilisenin önünde Yunan bayrağı ile birlikte, ülkenin laik olmadığının en büyük ifadesi olarak bir bayrak daha görülür, bu bayrak “patrikhane” bayrağıdır. Sarı-siyah renklerdedir. İstanbul’da bir futbol takımı, sarı-siyah renkleri kullanır. Aslında bu renkler, Fener Rum Patrikhanesinin renkleridir.

Adalar ve Trakya bölgesi, Yunanistan’daki kiliselerin hepsi, idari yönden aslında İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesine bağlıdır. O yüzden, Patrikhanenin simgesi bayrak bulunur.

Bayrak üzerinde, sarı-siyah renklerle çift başlı bir kartal resmi vardır. Bu da Roma imparatorluğunun ve günümüzde Fener Rum Patrikhanesinin resmidir.

Çift başlı kartal, iki başkentli imparatorluğu temsil eder, kartal başının biri Roma diğeri İstanbul’a bakar resmedilmiştir. Evet, kilisenin içine girildiğinde yine değişik bir durumla karşılaşılır.

Bu kiliseler yani Ortodoks kiliseleri, Katolik kiliseleri gibi şaşalı, heykellerle dolu değildir. Buranın kiliselerinde ikonalar vardır, ikonalar gümüşle kaplanır, bu bir Rus geleneğidir, burada bolca ikona göreceksiniz.

Kilisenin içinde, ilk yapılan kiliseden ve çevredeki diğer antik yapılardan kalma sütunlar göreceksiniz. Bunlar devşirme malzemelerdir, yani daha önceki antik yapılardan toplanıp burada kullanılan malzemelerdir. Ama uyumsuzluk hemen göze çarpar.

2017.07.26.Selanik.5.Beyaz kule.5b
Yunanistan Thesaloniki-Selanik Beyaz Kule
2017.07.26.Selanik.5.Beyaz kule.7c
Yunanistan Thesaloniki-Selanik Beyaz Kule
2017.07.26.Selanik.9.İskender heykeli.1
Yunanistan Thesaloniki-Selanik İskender Heykeli

LEFKOS PİRGOS – BEYAZ KULE

Şehrin simgesidir. Döneminde, padişahlığa muhalif tüm hareketler, başta İttihat ve Terakki olmak üzere, Beyaz Kulenin çevresinde şekillenmiştir. Kuleye giriş ücretlidir ve ücret: 3 Euro’dur.

Bizans surlarının üzerinde, deniz kıyısında kalan tek kuledir. Aslen Roma dönemi yapısı olmasına rağmen, Kanuni Sultan Süleyman döneminde büyük bir restorasyondan geçirilmiştir. Bazı kaynaklarda, 1430 yılında yapıldığı yazılıdır.

Hatta: mimarının, Mimar Sinan olduğu da söylenir. Osmanlılar döneminde: burası, kale, garnizon binası ve hapishane olarak kullanılmıştır. Bu yüzden: Yunanlılar tarafından, işkence yeri olarak görülmektedir.

Hatta: tüm duvarlarının bir zamanlar kan kırmızısı olduğu ve bu nedenle isminin “Kızıl kule” olarak kullanıldığı söylenir. 1878 yılında, yine söylentilere göre: bir mahkum, kendi özgürlüğünü kazanmak için, kuleyi boyamıştır.

Yunan işgali başladığında: kule, sembolik bir vaftiz işleminden geçirilerek arınma-temizlenme adına beyaza boyanır. O günden beri, Beyaz kule olarak anılan bu yapının beyaz boyaları, zamanla dökülmüş olup, günümüzde yine eski rengine kavuşmuştur.

Burada bir de müze var. Müzede: Bizans dönemine ait eserler sergileniyor. Kulenin üst kısmında ise küçük bir kafe bulunuyor.

Beyaz kulenin çevresindeki Osmanlı surları, 1911 yılında yıkılmıştır. Beyaz kuleyi: Pazartesi günleri dışında, saat: 08.30-15.00 arasında gezebilirsiniz.

Özellikle: merdivenlerle dolaşılarak çıkılan en tepesinden, çevreyi seyretmek mümkündür. Ağustos 2017 tarihinde burayı ziyaretimde kulenin içine giriş kapalıydı. Kuleyi dışarıdan görebilirsiniz.

Kulenin bulunduğu alanda: özellikle akşamüstü saatlerinde birçok insan yürüyüşe çıkıyor, mısır satıcıları var (burada kaynamış mısır yok, mısır ateşte pişirilerek satılıyor, 2 Euro) ayrıca yine bu yani kulenin bulunduğu açıklık alanın hemen arkasında, Büyük İskender’in at üzerindeki bir heykeli bulunuyor, tüm bu alanlar park yapılmış, banklar var, insanlar oturuyor, yürüyorlar, deniz kıyısında güzel bir ortam yaratılmıştır.

ALAATTİN KÖŞKÜ

Eski bir Osmanlı sarayıdır. Ordu köşkü olarak da bilinir. Buranın önemi: 31 Mart Vakasından sonra, tahttan indirilen II. Abdülhamit’in, 1909-1912 yılları arasında, burada sürgün hayatı yaşamış olmasıdır. 27 Nisan 1909 tarihinde, Sultan tahttan indirilince, aynı gün gecesi, bir adi suçlu muamelesi görerek, apar topar Selanik’e yollandı.

Ailesinin ve kendisinin bile, şahsi eşyalarını almalarına fırsat verilmeden Yıldız Sarayından çıkarıldılar. Üzerine kışlık giysilerini almadan yola çıkan hanımı, soğuk algınlığı nedeniyle hasta olarak kısa süre sonra vefat etti. Sultan: Selanik’te, yıllardır tamir görmemiş, kullanılmamış ve içi harabe gibi olan Alaaddin Köşkünde göz hapsine alındı.

ROMA FORUMU KAZILARI

Sahil şeridindeki gezinizde, bu kazıları görebilirsiniz.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Beyaz kule civarındadır. Müzede: arkaik, klasik ve Roma dönemine ait heykeller görülebiliyor. Doğu Avrupa’nın ve Balkanların en büyük arkeoloji müzesidir. Müzeye giriş: 6 Euro.

Müze: Avrupa Birliğinden sağlanan fonlar ile, muhteşem bir girişe ve son derece teknolojik bir altyapıya kavuşmuştur. Sualtı araştırmaları, Ege denizinin tarihi geçmişi, Selanik ve Yunanistan’ın antik dönemlere kadar giden tarihi kalıntıları, burada sergileniyor.

Müzede: mitolojik kahramanlar, tanrılar ve bilimsel hayata yön verenlerin heykelleri görülüyor. Ayrıca: Büyük İskender zamanında, sağlık merkezi olarak bilinen Nicomedia ( yani İznik) birçok harita üzerinde işaretlenmiş olarak görülüyor.

Çünkü: Selanik şehrinde yetişen hekimlerin birçoğu, antik dönemde Nicomedia’da eğitim alırlarmış. Ayrıca: yine müzenin bölümlerinden birinde, Anadolu tarihinin, Yunan tarihi olarak yansıtıldığını görebiliyoruz. Müzenin en değerli eserleri ise, altın objeler. Bunlar: genellikle kral mezarlarından çıkarılan, altın işlemeli eşyalar olarak öne çıkıyor.

Özellikle: o dönemde, günlük yaşamdan kesitler vermesi nedeniyle, bu tür eşyalar önemseniyor. Ayrıca: müze içinde, birçok yerde “Makedonya” yazılarının bulunması, kendinizi, Yunanistan değil de, Makedonya ülkesinde olduğunuzu sanıyorsunuz.

Ancak, bu durum elbette özel, çünkü Yunanlılar ile Makedonyalılar arasında büyük çekişme ve sorunlar bulunuyor. Bu arada, siz müzeyi gezerken, sakın Makedonya farklı bir ülke gibi bir söz söylemeyin. Çünkü: Yunanlılar, utanmasalar, Büyük İskender’in Yunanlı olduğunu söyleyecek kadar, işi abartıyorlar.

PALEOCHRİSTİAN ANITLARI 

1988 yılında, bu bölgede bulunan 15 anıt, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır. Bunların bazıları: Saint Gegorge-Rotunda, Acheiropoietos kilisesi, Basilica of Hagios Demetrios, Ayasofya kilisesi, Panagia Chalkeon Kilisesi, Havariler kilisesi, Saint Nicholas Orphanos kilisesi, Saint Panteleimon kilisesi, Latomos Manastırı, Aya Aikaterini kilisesi.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik
Yunanistan Thesaloniki-Selanik

MUSEUM OF BYZANTINE CULTURE-BİZANS KÜLTÜR MÜZESİ

2005 yılında, Avrupa Konseyi Müze Ödülüne layık görülmüştür. Şehir merkezinde, 2 Stratou Avenue bölgesindedir. Giriş ücretli olup, 4 Euro’dur. Dünya üzerinde, Bizans sanat ve medeniyetine ayrılmış, dünyanın en iyi müzelerindendir.

Müze binası: mimar Kyriakos Krokos tarafından tasarlanmış ve 1989-1993 yılları arasında inşa edilmiştir. 1994 yılında ise, ziyarete açılmıştır.

Müze içinde: bir alışveriş merkezi ve kafe bulunmaktadır. Müzede, özellikle ikonalar sergileniyor. Bunlar, gayet iyi aydınlatılmış 11 odada sunuluyor.

Yaklaşık 2900 eser, Bizans kültürünün tüm özelliklerini ortaya koymaktadır. Bunlar arasında: mermer parçaları, freskler, mozaikler, simgeler, takı ve günlük yaşam araçları vardır.

Bunlar arasında öne çıkan eserler: 4’ncü yüzyıla ait, gümüş, kutsal emanetlerin saklandığı bir sandık, 5’nci yüzyıla ait Hıristiyan mezar freski, 6’ncı yüzyıla ait kilise zemin mozaiği, Bizans sikkeleri, Agia Sophia kilisesinden getirilen İsa’nın simgesi. Giriş: 4 Euro’dur.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik
Yunanistan Thesaloniki-Selanik

YAHUDİ TARİH MÜZESİ

Bu müzede, Selanik yöresinde yaşamış olan Yahudi cemaatinin yaşamlarını tasvir eden fotoğraflar ve eserler sergilenmektedir. 1900 yıllarında, Selanik şehrinde, 80 bin Yahudi yaşamakta iken, 1917 yılındaki büyük yangın sonucunda bu miktar: 60 bin kişiye inmiştir.

Bu 60 bin Yahudi, II. Dünya Savaşı çıkana kadar, Selanik şehrinde yaşamaya devam etmişlerdir.

1941-1943 yılları arasında ise, 49 bin Yahudi, Alman Naziler tarafından, Polonya toplama kamplarına gönderilmişler ve yok edilmişlerdir. Günümüzde, şehirde yalnızca 1000 Yahudi yaşamaktadır.

Müze: 1917 yılındaki yangında ayakta kalan Yahudi Mahallesindeki birkaç yapıdan birinin içinde yer almaktadır. Bu binada, bir zamanlar: Yahudi Gazetesi çıkarılıyormuş. Birinci katta: MÖ.3’ncü yüzyıldan, Dünya savaşına kadar olan süreçte: Yahudi varlığının geçmişi canlandırılıyor. Giriş ücretsizdir.

PANAGİA CHALKEON KİLİSESİ

Kilise: bir bahçe içindedir. Selanik şehrinde, 11’nci yüzyıldan kalma, freskleri ile ilgi çekmektedir.

Yapı: ilk olarak, 1028 yılında kurulmuştur. 1430-1912 yılları arasında ise, Osmanlı döneminde, cami olarak kullanılmıştır. 1934 yılında ise büyük bir restorasyon geçirmiştir.

Yapı: klasik bir Bizans çapraz kare planı ortaya koymaktadır. Derin kırmızı renkli tuğlalarla inşa edilmiştir ve bu renk nedeniyle “Kızıl kilise” olarak da bilinir. Ana cephesi: üç yüksek kemerleri ve üç kubbe ile simetri oluşturmaktadır. Merkezi kubbe: sekizgen kasnaklı ve çapraz kolları olan üçgen alınlıklarla desteklenmektedir.

Kiliseye giriş ücretsizdir. Ancak: kısa kollu gömlek ve şort giymemeniz gerekiyor.

Yunanistan Thesaloniki-Selanik

EPANOMİ BÖLGESİ 

Şehir, Selanik şehrinin hemen yakınında: turizm ve tarım ekonomisiyle önem kazanan bir yerdir. Kıyıları ve organize güzel plajları: Mavi bayraklıdır. Epanomi ile Selanik arasındaki uzaklık: 25 km. dir. Selanik ile arasında, sürekli toplu ulaşım araçları çalışmaktadır.

Yaz aylarında çok kalabalık olur. Çünkü: plajları, yoğun ziyaretçi çeker. Özellikle: güneydeki Halkidiki bölgesindeki plajlar muhteşem güzeldir. Ayrıca: burada birçok konaklama tesisi, tavernalar ve kafeteryalar bulunuyor.

Aynı zamanda: üzümleriyle ünlü ve ülkenin en önemli şarap üreticileri burada bulunmaktadır.

ŞARAP MÜZESİ

Burada; üreticilerin tesislerindeki, bu müzeyi gezebilirsiniz, üretim ve üzüm çeşitleri hakkında bilgi edinebilirsiniz. Tabii, alışveriş şansı da var.

Yunanistan gezi planı.

Yunanistan genel özellikleri.

 

Adana Seyhan

Adana Seyhan


Adana şehrinin merkez ilçelerinden birisidir. Özellikle, Adana şehrinde yaşayanların, üçte ikisi, Seyhan yöresinde yaşamaktadır.

Yani, Adana şehrini ziyaret ettiğinizde, büyük olasılıkla Seyhan ilçesi sınırları içinden de geçeceksiniz.

Burada özellikle görmenizi önereceğim yer: Tepebağ mahallesidir, bir de Taşköprü’den geçerken bu köprünün yüzyıllarca önce yapılmış olduğunu unutmamak gerekir.

Zamanınız varsa, Bebekli kiliseyi ve özellikle kilisenin üzerindeki 2.5 metre yüksekliğindeki tunç Meryem Ana heykelini görmenizi öneririm.

ULAŞIM

Yörede ulaşım: D-400 kara yolu, TEM otoyolu ve demir yolu ile yapılmaktadır. Adana şehrinin merkez ilçelerinden birisi olması nedeniyle, buraya ulaşım, Adana şehrine ulaşım ile aynı değerlerdedir, yani herhangi bir ulaşım sıkıntısı bulunmamaktadır.

TARİH

Tarihi süreç içinde, ilçenin bulunduğu yöre, birçok uygarlığın egemenlik kurduğu bir alandır ki Tepebağ höyüğünde yapılan kazılarda bir kısım tarihi esere, kalıntıya rastlanmıştır.

Şehir, Tepebağ höyüğünün olduğu alanda sürekli yeniden inşa edilerek gelişme göstermiş, bu gelişim Tepebağ’dan sonra Kayalıbağ, Ulucami, Karasoku, Ali Dede, Sarıyakup ve Türk Ocağı Mahalleleriyle güneye doğru ilerlemiştir.

En çok imar çalışmaları, Ramazanoğulları Beyliği (1352-1517) döneminde yaşanmıştır.

Bu günkü anıtsal yapıların birçoğu bu dönemden kalmadır.

19’ncu yüzyıl sonlarına kadar, dar ve çamurlu yolları, tek katlı ve kerpiçten evleri olan Adana şehri: Seyhan nehrinin ıslahı, bölgedeki pamuk üretimin gelişmesi ve beraberindeki sanayileşme sayesinde hızla gelişme sürecine girmiştir. Bu süreç doğal olarak mimariyi de etkilemiştir.

Kerpiç evlerden daha dayanıklı ve görkemli, kagir ve karkas sistemli 2-3 katlı evlerin inşasına geçilmiştir.

Böylece günümüze kadar gelebilen “Geleneksel Adana Evleri” olarak adlandırılan bir yapım tarzı oluşmaya başlamıştır.

Bölgenin tarihi geçmişi, Adana şehrinin tarihi geçmişiyle birlikte değerlendirilir. Seyhan ismi: mitolojide “Adanus” un oğlu “Sarus” tan gelmektedir.

Evet, Seyhan: Adana il merkezinin merkez ilçesi iken, 1986 yılında ayrı bir ilçe olmuştur. İsmini: doğu yakasını oluşturan Seyhan nehrinden almaktadır.

GENEL

Seyhan, Adana ilinin merkez ilçelerinden birisidir. İlçe merkezi, Seyhan nehrinin iki yakasına yayılmıştır.

Batı yakada: Seyhan ve Çukurova, doğu yakada ise Yüreğil ve Sarıçam ilçeleri bulunmaktadır.

Seyhan ve Yüreğil ilçeleri: MÖ. 6’ncı yüzyıla yapılmış, 317 metre uzunluğunda, 21 gözlü, tarihi Taşköprü ile bağlanmaktadır.

Evet, Seyhan ilçesi, Adana ilinde oturan vatandaşların, yaklaşık üçte birine ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye’nin en kalabalık, beşinci metropol ilçesidir.

GEZİLECEK YERLER

Adana Seyhan Tepebağ Mahallesi

TEPEBAĞ MAHALLESİ

Adana’nın ilk yerleşim yeri olan Tepebağ Höyüğü buradadır.

Tepebağ mahallesinin ulaşılabilen kayıtları, MÖ 2000 yılına ait belgelerle başlar. 1360 yılında, Türklerin Tepebağ mahallesini ve çevresini fethetmesiyle devam eder, geleneksel Adana evlerine ait belgelerle sürdürülür.

1998 yılında gerçekleşen Adana depremi, buna bağlı olarak yaşanan göçü ve hasarlı evlerin sit alanında olması nedeniyle onarılamayıp turizme olan etkisi olumsuz olmuştur.

Tepebağ höyüğü, Seyhan nehri ile sınırlı 20 hektarlık bir alana yapılmıştır. 360 x 630 metre ölçülerinde ve 15 metre yükseltiye sahiptir.

Bölgedeki en büyük höyüklerden birisidir. 2013 yılında höyükte kazılar başlamış ve şimdiye kadar yüzeyden yaklaşık 5 metre derinliğe kadar inilmiş ve 6 kültür tabakası saptanmıştır.

Daha derine inildikçe, yaklaşık 3500 yıl öncesine yani Geç Tunç Çağına kadar kesintisiz iskan olduğu anlaşılır.

Her dönemin sosyokültürel ve sosyoekonomik yaşamına ışık tutan mimarinin yanı sıra pipolar, ağırlıklar, kandiller, sikkeler, amphoralar, unguentariumlar, figürinler ve çeşitli çanak-çömlek parçaları bulunmuştur.

Yine Tepebağ höyüğünde yürütülen kazılarda, Adana kentinin ilk yerleşim yerinin burası olduğu konusunda önemli kanıtlar ortaya çıkmıştır.

Adana Seyhan Tepebağ Mahallesi

Evet, bu kazılar devam ederken, bir yandan da Tepebağ mahallesinin günümüzdeki durumundan söz edelim.

Bir zamanlar, Adana merkezindeki mahallenin çevresi surlarla çevrilidir. Ramazanoğulları Beyliği döneminde burası yerleşime açılır.

Yerleşim alanında, 1495 yılında, Ramazanoğlu Halil Bey’in yaptırdığı konakla başlayan yeni şehirleşme döneminde, yapımı gerçekleştirilen evlerin çoğu ise 18’nci yüzyıldan kalmadır.

Evlerin çoğu, şemsiyeyi andıran geniş saçakları, yüksek tavanları ve cumbalarıyla geçmişin nostaljik havasını günümüze taşıyor.

Ünlü “Adana’nın yolları taştan” türküsüne ilham veren daracık sokaklara açılan kanatlı kapılardan evin avlusuna girildiğinde, yüzlerce yıllık kültür ile karşılaşılır.

Ancak Adana depreminden sonra, mahalle, yıkılan ve bir daha onarılmayan evler nedeniyle, tarihi mahalleyi harabe gibi gösteriyor. Buranın bir diğer özelliği, Adana şehrinde her yer düz iken, burası yokuşluktur.

Evet, bu mahallede, sivil konut mimarisinin en güzel örnekleri bulunuyor. Çünkü Tepebağ mahallesi, Osmanlı döneminde, varlıklı bir Ermeni mahallesidir.

Ermeni mimarisini yansıtan tarihi evler ve taş okullar bulunuyordu.

Tepebağ Lisesi, Cumhuriyetin ilk yıllarında “Amerikan Kız Koleji” olarak eğitim vermiştir.

Hatta bu okul ile Bebekli Kilise arasında yer altından bir bağlantı olduğu söylenir. Ermeniler, o dönemde, Kolejin güneyinde ikamet etmişlerdir.

Adana Seyhan Tepebağ Mahallesi

 

Bölgedeki yapıların birçoğu Sit alanı ilan edilerek koruma altına alındığı için, bu yapılarda bu güne kadar hiçbir onarım faaliyeti de yapılamamıştır.

Ancak, 27 Haziran 1998 Adana depreminde bu konutların birçoğu hasar gördü.

Ardından, Tepebağ bölgesinin bir arkeoloji parkına dönüştürülmesine karar verildi.

Yukarıda sözünü ettiğim gibi kazı çalışmaları başladı ve bir yandan da 18’nci yüzyıldan kalan gerek evler ve gerekse kamu binaları, deprem sonucu onarılıp restore edilerek butik otellere, kafelere ve restoranlara dönüştürülmeye başlandı.

Ayrıca yine bu evlerde film ve dizi çekimleri yapılıyor.

Ramazanoğlu Konağı, Adana’nın ve Türkiye’nin en eski ev örneklerindendir. Dünyada yapıldığı günden bu yana, hala ayakta olan en kadim evlerden birisidir. 

Mahallenin çevresi çok hareketli olmasına rağmen, içleri çok tenhadır. Çünkü depremden sonra özellikle nüfus iyice azalmıştır.

Son bir not, Atatürk’ün evi Tepebağ mahallesindedir.

Adana Seyhan Tepebağ Mahallesi Atatürk Müzesi-Suphi Paşa Konağı

 

Atatürk Müzesi-Suphi Paşa Konağı

Tepebağ Mahallesindedir. Mustafa Kemal Atatürk, Adana şehrini 9 kere ziyaret etmiştir. 15 Mart 1923 tarihinde eşi Latife Hanım ile şehri ilk ziyaret ettiğinde, Adana’da eski adı Ramazanoğulları ailesinden Suphi Paşa’nın Konağı olan (Tepebaşı Konağı) bu binada iki gece kalmıştır.

13 Ocak 1925 tarihinde şehre geldiğinde ise yine bu konakta kalmıştır. Seyhan nehri kıyısındaki konak, Eski ve Yeni köprü arasındaydı. 1882 yılında Reji Dairesi ve lojman olarak yaptırılmıştı.

1902 yılında Adanalı Suphi Paşa, konağı satın alarak bazı odalar ekletti. Atatürk’ün Adana’ya geleceği öğrenilir öğrenilmez, Adana Belediye Başkanı Ali Münif, onun kalabileceği en uygun yer olarak bu konağı seçti. 

Yapı: 2 katlı, çıkmalı, kırma çatılı, kagir bir yapıdır. Bu özellikleri nedeniyle kültür varlığı olarak tescil edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Evet, burası geleneksel bir Adana evidir.

Daha sonra ise 1981 yılında “Atatürk Bilim ve Kültür Müzesi” olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır, giriş ücretsizdir.

Konağın güneyinde, havuzlu büyük bir bahçe vardır. Müzeye: nehre bakan kemerli bir kapıdan girilir.

Buradan selamlık denen geniş salona geçilir. Alt katında üç odası, kiler ve mutfak vardır.

Salondan bir merdivenle üst kata çıkılır.

Üst katta, büyük bir salon, odalar, haremlik vardır.

Atatürk, konağın kuzeyindeki caddeye bakan yönünde ve köşede bulunan cumbalı odada yatmış, bitişiğindeki odayı da çalışma odası olarak kullanmıştır.

Çalışma odasında: Maraş işi koltuk, masa, sandalye, telefon, dolap ve Atatürk portresiyle birlikte Kurtuluş savaşı sırasında ve sonrası yıllarda çıkan yerel gazetelerden Yeni Adana, Türk Sözü, Çukurova, Dirlik gazeteleri bulunmaktadır. 

Kütüphanede ise: Osmanlıca ve Türkçe (Latin harfleriyle) yazılı 2000’e yakın kitap vardır. Kitapların çoğu bağış yolu ile sağlanmıştır. 

Konağın bu yönünde ikinci bir giriş kapısı bulunmaktadır.

Müzede, çok sayıda kitap, Atatürk’ün bal mumu heykeli (binanın üst katındaki bu bal mumu heykel, Emekli Subay Nevzat Duruak tarafından yapılmıştır) ve Kuvay-i Milliye döneminden kalma büstler, gazete arşivleri, fotoğraflar, etnoğrafik ürünler sergileniyor.

Burada ayrıca Hatay’ın kurtuluşunu anlatan özel bir oda da vardır.

Bu odanın hikayesi ise şudur “Atatürk Adana’ya geldiğinde, Ayşe Fıtnat hanımın başkanlığında bir gurup Hataylı, Fransız işgalindeki Hatay’dan gelerek Atatürk’ün huzuruna çıkmış ve ona siyah gül hediye etmiştir.

Buna karşılık Atatürk de “Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde kalamaz” demiştir. Bu olayı anlatmak için, bu odaya mankenler konmuştur.

Ayrıca ceviz oymalı sehpa, Türk bayrağı ve Hatay’dan gelen heyetin çeşitli boylarda fotoğrafları bulunur.

Her yıl, Atatürk’ün Adana’ya gelişi anma törenleri, 15 Mart tarihinde burada kutlanır.

Adana Seyhan Adana Sinema Müzesi

Adana Sinema Müzesi

23 Eylül 2011 tarihinde açılan müze, Tepebağ mahallesinde, Taşköprü yolunun devamında, eski tahta bir konak içindedir. Tepebağ mahallesindeki sıralı konaklardan ilkinin restore edilmesiyle oluşturulmuştur. 

Konak: 3 katlıdır. Tahta basamaklarla çıkılır. Giriş ücretsizdir. Müzeyi gezmek için 30 dakika ayırmalısınız.

Müzenin ana teması: “Altın Koza” gibi önemli bir film festivaline ev sahipliği yapan Adana şehrinin, sinema sanatına verdiği saygıdır. Altın Koza film festivali hakkında kısa bilgi: festival ilk olarak 1969 yılında yapılır.

O tarihten günümüze kadar her yıl zenginleşerek devam eder ve sadece Çukurova bölgesinin değil, ülkemizin tümünün önemli ve ilgi gören kültür sanat etkinliklerinden birisi olur.

Burada, sinemada emeği geçen Adana doğumlu sanatçı ve yazarların bal mumu heykelleri sergileniyor.

Bunlar arasında hemen göze çarpanlar: Münir Özkul, Muzaffer İzgü, Şener Şen, Yılmaz Güney, Orhan Kemal, Abidin Dino, Adile Naşit, Ali Özgentürk, Orhan Duru, Aytaç Arman, Bilal İnci, Meral Zeren, Menderes Samancılar, Nurhan Tekerek, Mahmut Hekimoğlu….

Balmumu heykellerin bazıları oldukça gerçekçi görülüyor.

Müzede ayrıca: antika fotoğraf makinaları, film afişleri, Yılmaz Güney’in kişisel eşyaları, hapishanede iken karısına yazdığı mektuplar sergileniyor. 

Sinema müzesinde bir de kütüphane bölümü var. Buranın arşivinde: 1891 tarihli Osmanlıca fotoğraf kitabı, Artist ve Ses dergileri, Yılmaz Güney’in ilk romanı Boynu Büyük Öldüler ve birçok usta yazarın eserleri bulunuyor.

Kütüphane arşivindeki kitap toplamı 2000 adettir.

Adana Seyhan Tepebağ Mahallesi Bebekli Kilise

Bebekli Kilise

Tepebağ mahallesindedir. 1880’li yıllardan kalma, St Paul adına yapılmış bir İtalyan Katolik kilisesidir. Ermeni apostolik kilisesi olarak inşa edilmiştir.

1915 yılından sonra Adana’da Ermeni kalmadığından, kilise Katolik cemaate verilmiştir. Ama Ortodoks cemaati tarafından da kullanılmaktadır.

Kilisenin tepesinde, 2.5 metre boyunda, tunçtan yapılmış Meryem Ana heykeli vardır. Bu heykel “bebeğe” benzetilir ve bu yüzden kiliseye “Bebekli kilise” ismi verilmiştir.

Meryem Ana’nın “bebek” olarak adlandırıldığı dünyadaki tek mekandır. Bu kilise ile ilgili, 2005 yılında yaşanan bir olay var, bundan biraz söz etmek istiyorum.

2005 yılında kilisenin Polonya asıllı papazı Niewinski, kilise çevresindeki iş yeri ve dükkanları bedelsiz olarak kilise arsasına katmak ister, ama beceremeyince de kilisenin kapısına “kapalı” yazısı asıp kayıplara karışır.

Bir başka söylentiye göre: Vatikan, kilise çevresindeki eğlence mekanlarının ruhsatlarının iptalini ister, bu istek yerine getirilmeyince kilisenin Vatikan talimatıyla kapatıldığı söylenir.

Öte yandan: mahalleli tarafından söylenenlere göre, kilise çevresindeki arsalar, 1968 yılında zamanın papazı Alponz tarafından, İrfan Ekmekçi isimli bir avukata satılmıştır.

2005 yılında ise, görevli papaz, kilisenin çevresindeki oldukça büyük bir araziyi, kilise arsasına bedelsiz katmak istemiştir.

Tabii bu istek olmamış, kilise çevresindeki eğlence yerlerinin ruhsatları da iptal edilmemiş, sadece imar planında bir koruma alanı oluşturulmuştur. Evet, yine bir olay, 2011 yılında kilise, kılıç ve bıçaklı kişilerin saldırısına uğramış, İsa ve Meryem Ana ikonaları kırılıp, eşyaları tahrip edilmiştir.

Saldırganlar olayın sonrasında yakalanmıştır.

Adana Seyhan Tarihi Saat Kulesi-Büyük Saat

 

TARİHİ SAAT KULESİ-BÜYÜK SAAT

Medresenin hemen yanında, Adana Vakıflar Çarşısı girişinde, Ali Münif Caddesinde, trafiğe kapalı bir alandadır.

1925 yılında İş Bankası tarafından, başka bir meydanda yaptırılan saat kulesinden sonra, burası “Büyük Saat Kulesi” olarak isimlendirilmiştir. İş bankası, küçük saat meydanında, reklamlarında görülen kumbara şeklinde küçük bir saat yapmıştır. (küçük saat kulesiyle ilgili bilgi aşağıdadır.)

Kulenin yapımına 1881 yılında Adana Valisi Ziya Paşa zamanında başlanır ve 1882 yılında Vali Abidin Paşa (Abidin Dino’nun dedesidir) zamanında tamamlanır. 

Kule: resmi dairelerin mesai zamanlarını ve ezan vakitlerini göstermek için yapılmıştır. Çok estetik bir mimarisi yoktur. Küçük tuğlalar kare prizması şeklinde örülerek yapılmıştır.

Bu küçük tuğlaların örme işlemi oldukça zordur. Daha çok tarihi değeri ön plandadır. Saat kulesi, 32 metre yüksekliktedir. Bu yükseklik, burayı Türkiye’nin en yüksek saat kulesi yapar.

İstanbul Dolmabahçe saat kulesinden 5 metre daha yüksektir. (Dolmabahçe saat kulesi 27 metredir.) Kulenin yapılışı sırasında, Osmanlı hakimiyeti altındaki bir çok yerde saat kulesi bulunmasına rağmen, bu kule, en yüksek kule olması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. 

Fransızlar, Adana’yı işgal ettiklerinde, kule Ermeniler tarafından yağmalanıp saat mekanizması tahrip edilmiştir.

Ancak, Cumhuriyet döneminde onarılmış, 1926 yılında, Almanya’dan saat mekanizması getirilerek, kuleye monte edilmiştir.

Kulede bulunan büyük saat, yapıldığı dönemde, modernleşmenin simgesi olarak önem kazanmıştır. Kulenin dört bir yanda, dört saat bulunuyor.

Bu saatler, her saat başında bir çınlama sesi verirler.

Kulenin içinde: hem yukarı çıkan hem de aşağıya yerin altına inen bir merdiven vardır.

Yukarı çıkan, saat mekanizmasının bulunduğu bölüme çıkan merdiven 112 basamaktır.

Kulenin üzerinde, baldaken şeklinde bir köşk olup bunun dört tarafına saatin kadranları yerleştirilmiştir. 

Ancak, söylentilere göre: yerin üstündeki uzunluk kadar, yerin altında da kulenin temelleri uzanmaktadır.

Temel derinliğinin de 35 metre olduğu söyleniyor. 

Kulede bulunan saatin: 92 yıldır her hafta, Adana Büyükşehir Belediyesinden bir görevli tarafından kuruluyor ve bakımı yapılıyor.

Çünkü: Çan’ında “Societe İntibah Tourhan Djemala a co Adana Turkei” yazan saatin mekanizması özeldir ve her hafta kurulması ve yağlanması gerekiyor.

Hatta, bu görevli bir gün saatin mekanizmasının durduğunu gördüğünü, yukarı çıkıp mekanizmaya baktığında ise, saate bir uçurtmanın takılı olduğunu gördüğünü ve uçurtmayı çıkardığında saatin yeniden çalışmaya başladığını söylemektedir.

Kule: Adana şehrinin en iyi ışıklandırılan mekanıdır. Bu yüzden, burayı özellikle akşam saatlerinde, yani ışıklandırıldığında da görmenizi öneririm, ancak elbette yalnız gitmeyin, güvenlik problem olabilir.

Bu arada, hani kapısını açık görüp de, saat kulesine çıkmak isteyenler olabilir, kapının açık olması, saatin bakım ve kurulumunu yapmak için gelen görevlinin bulunduğunu gösterir.

Adana Büyük şehir Belediyesinden gerekli izinler alındığı takdirde, saat kulesinin tepesine çıkıp, şehir manzarası izlenebilmektedir. Bunun dışında kuleye çıkmak mümkün değildir.

Kulenin hemen sağ tarafında bir mezar bulunuyor. Bu mezar Adana’nın ilk valisi olan Ziya Paşa’ya aittir. Ayrıca saat kulesinin hemen yanında güzel bir çay bahçesi vardır.

Saat kulesinin çevresi: kumaşçılar, tenekeciler, sobacılar, tespihçiler, kuyumcular, her türlü gümüş takı ürünleriyle şalvar, oyma sandık satıcıları ve yemek yerleriyle doludur.

Yani iyi bir çevre düzenlemesi yoktur. Gündüzleri şeker ve lokum satıcıları, el sanatları satıcıları, akşamları ise kebapçılar ve kalabalık müşterileriyle doludur.

Özellikle, burayı görmek için bir pazar günü sabahı tercih ederseniz, kuleyi gördükten sonra hemen çevresindeki mekanlarda ciğer ve kebap yiyebilirsiniz.

Adana Seyhan Ziya Paşa Parkı

 

ZİYA PAŞA PARKI

Büyük saat kulesinin biraz ilerisindedir. Ziya Paşa’nın kabrinin bulunduğu bu parkta dinlenebilirsiniz ve Adana’nın lezzetli çay ve kahvesini tadabilirsiniz.

Burada bir ilginç yapı var. Park alanı içindeki bu tarihi yapı, günümüzden 650 yıl önce Ramazanoğulları Beyliği döneminde, Kanuni Sultan Süleyman’ın misafir olarak kaldığı sarayın selamlığıdır.

Burayı da ziyaret edebilirsiniz. 

Adana Seyhan Küçük Saat Kulesi

KÜÇÜK SAAT KULESİ

Burası: “Kemer altı Camisi” nin yanındaki kale kapısından dolayı “Ters kapı” ya da “Tarsus Kapı” diye biliniyordu.

Ancak Cumhuriyetin ilk yıllarında bu meydana saat konulunca, saat bulunduğu semte de ismini vermiş, semtin ismi “Küçük Saat semti” olmuştur.

Saatin mekanizması, sembolik bir kumbara içine yerleştirilmiştir.

Yani, sanatsal olarak değeri olmamasına rağmen, şehrin en işlek caddelerinin kavşak noktasında bulunduğu için dikkat çekicidir.

Burası şehrin en canlı ticaret noktalarından birisidir. Dükkanlar, alışveriş merkezleri ve günün her saatinde kalabalık yollar ve hareketli manzaralar izlenir.

İş bankası, bu saatin mekanizmasının yerleştirildiği kumbaraları, uzun yıllar müşterilerine ve özellikle çocuklara dağıtmıştır.

Adana Seyhan Kapalı Çarşı-Kazancılar Çarşısı-Ciğerciler Sokak

 

KAPALI ÇARŞI-KAZANCILAR ÇARŞISI-CİĞERCİLER SOKAK

Büyük saat kulesiyle aynı yerdedir. Ciğerciler sokak, tarihi çarşı hamamının karşısındaki sokaktadır.

Tarihi Kapalı Çarşı; Ramazanoğulları Beyliği döneminde, 1800’lü yılların sonunda yapılmıştır. Yapıldığı yıllarda üstü kapalı olduğu için bu isimle anılır.

Daha sonraki yıllarda havanın sıcak olması nedeniyle üstü açılmıştır. Sadece “Bedesten” denen bölümün üstü halen kapalıdır.

Birçok deprem ve işgal görmesine rağmen, restore edilerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Merkezde konumlandırılmış Hükümet konağı, Ulu cami ve Yağ camisine komşu olan bu çarşıda: kalaycılar, bakırcılar, ahşap işlemecileri gibi yerler vardır.

Yani “Kazancılar Çarşısı” tarihi kapalı çarşıda bakır kazan imal edenlerin ve kalaycıların bulunduğu kısımdır.

Pazar günleri kapalı olan burada: diğer günlerde hala kazancılar, kalaycılar, antikacılar, sandıkçılar, kebap şişleri yapanlar ve yöresel bir tatlı olan tahin helvası üreticilerini görebilirsiniz.

Şehrin alışveriş için en elverişli yeridir. Burayı gezerken hediyelik bazı şeyler satın alabilirsiniz.

Kazancılar çarşısında, her pazar bir hareketlilik yaşanır. Pazar sabahı saat: 05.00’de Ciğerciler Sokağında kurulan ciğer tezgahlarından dumanlar tütmeye başlar, saat 06.00 gibi masalar müşterilerle dolar ve metrelerce uzaktan görülen dumanlar ve alınan koku, sokağa girildiğinde hemen hissedilir. Saat: 09.00-10.00 gibi burası boşalır.

Açık havada, şarkılar-türküler eşliğinde güne ciğer yiyerek başlanır. Evet sabah kahvaltısında zeytin, peynir, reçel yerine acılı ciğer kebabı, çay yerine şalgam suyu içiliyor ve bu gelenek yaklaşık 100 yıldır devam ediyor. Sadece ciğer mi, hayır, sadece sabahın erken saatleri mi hayır.

Burada tarihi kebapçılar da bulunuyor ve bunlara akşam saatlerinde de gidilebilir. Hatta, bir kebapçı dükkanının 1908 yılında açıldığı söyleniyor. Adana’nın bu en eski kebapçı dükkanında, lezzetli kebaplar yemek mümkündür. Fasıllı eğlenceler eşliğinde, salata ve meze çeşitleri de muhteşem güzeldir.

Adana Seyhan Taş Köprü

TAŞ KÖPRÜ

Seyhan nehri üzerindedir. Adana merkez ilçelerinden Seyhan ve Yüreğil ilçelerini birbirine bağlar. Adana şehrinin simgesi kabul edilen bu köprü, kısa bir süre öncesine kadar, dünya üzerinde, üzerinde araç trafiğinin işlediği en eski köprü olarak biliniyordu.

Gelelim köprü hakkındaki mimari bilgilere

Köprü MS 384 yılında Roma İmparatoru Hadrianus (117-138) döneminde, mimar Auxentus tarafından yapılmıştır. Yapılış amacı: Roma askerlerinin ulaşımını sağlamaktır. Ayrıca bölgedeki ticaret ağının da önemli bir parçasıdır.

Adana Arkeoloji Müzesinde bulunan köprü kitabesinde; köprünün mimarının ismi yazılıdır. Bu yazıtta “Gerçek şu ki Auxentius, bu mucize senin eserindir. Daha önceleri, tecrübesiz olan çok kişinin çeşitli teşebbüsleri oldu, fakat onların girişimleri Tarsus çayının dalgaları için bile zayıf oldu.

Sen ise buradaki köprüyü, kemerlerin üzerinde, ebediyet için kurmuşsun” Köprünün 4’ncü yüzyıla tarihlenen kitabesinde, aynı yerde daha önce köprüler yapıldığı, fakat hepsinin yıkıldığı kayıtlıdır. Mimar Auxentius: Senatörlük makamına kadar yükselmiş, Teknik adamların üstadı unvanı ile onurlandırılmış, toplumda saygın konumu olan başarılı bir teknik adamdır.

Auxentus, hem mimar ve hem de Kilikya Valisi olarak görev yapmıştır. Ayrıca, Roma şehrinde bir köprü ve Diana Tapınağının onarımını yaptığı da bilinir. Köprünün uzun yıllar boyunca Seyhan nehrinin sert tabiatına rağmen yıkılmamış olması, yapılırken dönemin en üstün teknolojisinin ve mühendislik bilgisinin kullanıldığını kanıtlar.

Daha sonra İmparator I. Justinyen (527-565) döneminde onarılmıştır. Bu onarım öncesinde; Anazarbus şehrini yıkan depremin köprüye de zarar verdiği düşünülmektedir. Çünkü bu dönemde köprü harap durumdadır ve geçmek tehlikelidir.

İmparator Justinian, önce büyük bir kanal açtırarak nehrin yatağını değiştirtir ve mevcut nehir yatağı kurutulur. Hasarlı taş ayaklar, kuru zeminde yeniden inşa edilir, onarım tamamlanınca nehir eski yatağına döndürülür. Bu bilgi, köprünün ilk inşa edildiği dönemde de yatağının değiştirildiğini gösterir.

Abbasiler döneminde: Harun Reşit (766-809) köprünün giriş ve çıkışına kapı ve mazgal gibi ilaveler yaptırır ve Adana kalesine birleştirmiştir. Hatta, Abbasi halifesi Memun döneminde; köprüden geçenlerden para/haraç alındığı bilinmektedir.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde köprünün kapı ve mazgallarını yazmıştır ancak bunlar günümüze ulaşmamış, sadece kale duvarlarının bazı kalıntıları kalmıştır. Yine Evliya Çelebi’nin köprü hakkındaki yazılarına göre: köprünün uzunluğu 550 adımdır ve 21 gözlüdür, 14 büyük kemeri ile 5 küçük tahliye kemeri vardır. “

9’ncu yüzyılın başında, Harun Reşit oğlu 7’nci Abbasi Halifesi Memun tarafından köprü onarılır.

Osmanlı döneminde en kapsamlı onarım 1847 yılında yapılır. Onarım sebebi, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın Adana’yı işgalinde, kalede meydana gelen patlamanın, köprüye hasar vermesi ve 1845 yılında meydana gelen büyük selin, hasarlı kısmı iyice tahrip etmesidir. Bu onarımda, köprünün iki başındaki kapıların üstüne, iki ayrı kitabe yerleştirilmiştir.

Bunlarda, köprünün Sultan Abdülmecit’in emriyle onarıldığı yazılıdır. Köprünün batı tarafındaki tonoz ayağında görülen çok kollu yıldız ve hilal ile oluşan armanın da bu onarım sırasında işlendiği düşünülür. 1879 yılında, köprü yine harap halde iken Adana Valisi Ziya Paşa tarafından onartılmıştır. Onarım kitabesi, Adana Etnografya Müzesinde korunmaktadır.

Adana Seyhan Taş Köprü

Son onarım ise, 1949 yılında yapılır.

Yapıldığında köprü 21 gözlüdür. Ayaklarının genişliği 8,5-9 metredir. Kemer açıklıkları 13.7 ile 17.4 metre arasındadır. Orta kısımdaki kemerin açıklığı 19.6 metreye ulaşır. Kemerlerin bir kısmı tam kemer, bir kısmı sivri kemer biçimindedir.

Ancak Seyhan nehrinin ıslah çalışmaları sırasında kara bölümündeki gözleri taş ve toprakla doldurulmuş ve Abidinpaşa caddesinin altında kalmış olup, 14 gözlü görünmektedir.

Ortadaki büyük kemerde, iki aslan kabartması görülür. Bu aslan kabartmalarının, zaman içindeki onarımlardan birinde eklendiği düşünülmektedir. Ortaçağ tarzındaki aslanların, Selçuklu dönemine ait olduğu düşünülmektedir.

Günümüzde; Abidinpaşa caddesindeki bir iş hanının altında korumaya alınan duvar parçası, köprünün köprünün batıdaki başlangıç kalıntısıdır. Doğu tarafında, köprü bitiminde 60-70 metre öteye uzanan rampa, köprünün bu doğrultuda da uzaması gerektiğini işaret eder.

Zaten, şehrin doğu kapısının bulunduğu semt, günümüzde “Kale kapısı” diye adlandırılır. Köprünün çıkışı da buradadır. Bu isim, şehirden çıkılan yönü değil, köprüden şehre gelişi referans alır.

Doğu-batı doğrultusunda uzanan köprü, günümüzde 319 metre uzunluğa sahiptir. Genişliği 11.40 metredir, batı ucunda genişlik 8.5 metreye düşer. Yüksekliği ise 13 metredir. Köprünün ortası, yanlarından 2.5 metre daha yüksektir.

İlk yapıldığı yıllarda dar olmasına rağmen, daha sonraki yıllarda genişletilmiştir. Gayet uzun olan köprüde, gerekli mukavemeti sağlamak için kalınlığı fazla tutulmuştur. Köprü parke taş döşelidir.

Köprü ile ilgili eski dönem fotoğraflarının bazılarında, köprünün üzerinde kule sanılan bir yapı görülür. Günümüze ulaşmayan bu yapı hakkında yapılan incelemeler sonucu, bu yapının bir kule değil, iki katlı bina yüksekliğinde bir kapalı çarşı olduğu anlaşılmıştır.

Köprü hakkında, tarihteki ilk kayıtların Hitit dönemine kadar gittiği bilinir. Çünkü Roma döneminden önce de, Hititler ve Mısır arasındaki ulaşıma en elverişli yol buradan geçiyordu.

Toroslardaki Gülek Boğazı (Kilikya kapıları) üzerinden Çukurova’ya açılan ve Tarsus ve Adana’ya ilerleyen yol, eski dönemlerden beri kervanların başlıca yoludur. Ortadoğu’ya ve Suriye’ye ilerleyen ordular için daha uygun bir yol yoktur.

Evet, bazı arkeologlara göre, MÖ 1550’lerde Hattuşa şehrinde hüküm sürmüş olan Hitit Kralı Arnuwanda’ya ait Hattuşaş şehri kalıntılarında bulunan taş tabletlerin birinde: Kral, “Adania” ile olan savaşını anlatırken “Adania denilen bir şehirle savaştım.

Önünden bir nehir akıyordu, nehrin üzerinde de bir köprü vardı” demiştir. Ayrıca, bir başka rivayette Hitit Kralı Hattuşili, Suriye’ye giderken, Adana’dan geçmiş ve Seyhan nehri üzerinde bu köprüyü yaptırmıştır.

1860’lı yıllarda, Adana’yı ziyaret eden seyyah Langlois, köprünün Roma İmparatoru Hadrianus (76-138) döneminde yaptırıldığını, adını taşıyan bir kitabenin 1842 yılında mevcut olduğunu yazmıştır, anılan kitabe günümüzde kayıptır.

2007 yılında yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, köprü araç trafiğine kapatılmıştır, sadece yayaların geçişine açıktır. Bu kapatılmada yeni yapılan köprünün de etkisi olmuştur.

Yeni köprüden buraya su verilmiyor, yani sular çekildiğinden, bu köprünün cazibesi de kalmamış ve ayrıca bu köprünün üstü, halihazırda işportacılarla doludur. Yani köprü günümüzde sadece yaya trafiğine açıktır. Öte yandan, köprü üstünde aşırı yoğun motosiklet trafiği de var, buraya yolunuz düşerse gezerken dikkatli olmanızı öneririm, hızla geçiyorlar.

Adana Seyhan Taş Köprü

Köprünün üstünde, özellikle arka planda “Adana Merkez Camisi” nin görüntüsü muhteşemdir. Köprü geceleri ışıklandırılıyor, ama güzel bir ışıklandırma yapılmamış.

Köprünün hemen karşısında “Atatürk Müzesi” ve “Sinema Müzesi” vardır.

Son bir not: “Adana köprü başı” nakaratıyla ünlenen türkü, Adana şehrindeki bu köprünün ülke çapında ün kazanmasına neden olmuştur. Halen yörede yaşanan bir geleneğe göre: evlenmelerde, eşyalarla birlikte nehrin üzerinden geçilir, diğer yakada danslar edilerek, eğlenildikten sonra, eşyalar eve götürülür. Düğün zamanında da gelin köprüden geçirilir.

Adana Seyhan Ulu Cami

ULU CAMİ

Taşköprü’ye 200 metre mesafededir. Adana Merkez Camisinden sonra, şehirdeki en büyük ikinci camidir. 

Caminin inşasına, 1513 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından başlanmış ve 1541 yılında Piri Mehmet Paşa zamanında bitirilerek ibadete açılmıştır. Esas binanın batı tarafındaki giriş kısmı, Ramazanoğlu Halil Bey tarafından yaptırılmıştır.

Bu giriş kapısının üstünde, kademeli bir sistemle, yukarı doğru sivrilen konik çatının Selçuklu mimarisi karakterinde yapılmış olması, 16’ncı yüzyılda küçük bir beylik halinde bulunan Ramazanoğullarının burada önce küçük bir mescit yaptırdığı, fakat daha sonra Beyliğin büyümesi ve mescidin yeterli olmaması ile bugünkü esas binanın yapılmış olduğu düşünülmektedir.

1000 metre kare alanı kaplayan külliye bölgesinde: cami, türbe, medrese ve bahçe vardır. Haremlik, selamlık ve Ziya Paşa türbesi bulunur. 

Türbede bulunan üç sanduka, tamamen çinilerle süslenmiştir. 

Adana Seyhan Ulu Cami

 

Özellikle duvarları ve iç bölüm mimarisi görülmeye değerdir. Mimaride Roma ve Bizans kalıntıları, bloklar ve sütunlar kullanılmıştır. Siyah taşlarla süslüdür.

Doğu cephesindeki avlu kapısında ve caminin esas mekanının cephesinde, siyah ve beyaz mermer levhalar kullanılarak cephe görünüşüne renk katılmıştır.

Kıble duvarına paralel konulmuş, dört sütun ile iki nef teşkil edilmiş ve sütunlar hafif sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır.

Kıble duvarında çevresi siyah mermerden yapılmış bir bordürle çevrilen mihrabı, bilhassa caminin kıble duvarını kaplayan 16 ve 17’nci yüzyıllara ait çiniler, güzellikleriyle ilk bakışta dikkat çekmektedir.

Cami ve türbede kullanılan bu çiniler, mimariye renk katmış ve göz alıcı bir güzellik oluşturmuştur. Bir kısım çini, İznik yapımıdır. Diğer bir kısım çini ise, mahalli üslup ve geleneklere göre yapılmıştır.

Caminin mihrabı, tamamen çini kaplanmamış, sadece mihrap nişinin altında bir kısım çini kaplıdır. Çünkü klasik dönemde, mihrabın tamamen çiniyle kaplanması tercih edilmiyordu. Mihrap nişinin alt kısmındaki pano, kare çini levhalarla kaplanmıştır.  

Adana Seyhan Ulu Cami

Minare, kare kaide üstünde oturtulmuştur ve doğu portaline bitişiktir. Kaidesindeki madalyonlar ve küçük pencereler, Memlük minarelerini andırır. 

Günümüzde burada çeşitli kurslar (ebru vb.) veriliyor. Son bir not, camide fotoğraf çekilmesine izin vermiyorlar. Camiyi gezerken, çevredeki dükkanlardan cezerye ve lokum alabilirsiniz. Caminin medrese kısmındaki şadırvandan su içmenizi, medrese bahçesinde ise çay içmenizi öneririm. 

Adana Seyhan Yağ Camii ve Ramazanoğulları Medresesi

YAĞ CAMİ VE RAMAZANOĞULLARI MEDRESESİ

Seyhan ilçe merkezinde; Eski Belediye Caddesi üzerinde, Ulu camiye yakın “Büyük çarşı” semtindeki bu cami hakkında: ünlü gezgin Evliya Çelebi: Eski cami olarak söz etmiştir.

1501 yılında Saint Jacques adında yaptırılan bir Ermeni kilisesinin Ramazanoğlu Halil Bey tarafından camiye dönüştürülmesiyle oluşmuştur.

Adana Seyhan Yağ Camii ve Ramazanoğulları Medresesi

1542 yılında Ramazanoğullarından Piri Paşa tarafından medrese ilave edilmiştir.

Fransız bir seyyah olan Bertrandon Broque, caminin bulunduğu yerde, St Jean kilisesinin bulunduğundan söz eder.

Evliya Çelebi, ünlü Seyahatnamesinde, bu camiyi “Yağ camisi” ismiyle belirtir. Çünkü caminin önünde bir zamanlar “Yağ pazarı” kurulurmuş.

Adana Seyhan Yağ Camii ve Ramazanoğulları Medresesi

Mimari özellikler

Caminin en ilgi çeken bölümü: sarı taştan yapılan giriş kapısıdır, burası görkemli görünümü ile dikkat çeker.

Dikdörtgen planlı cami eski bir kilise yapısı olduğu için, kubbe, şadırvan gibi klasik cami mimari özelliklerine sahip değildir. Caminin önünde dört sütun üzerine beş kemer açıklı revak şeklinde, son cemaat yeri vardır.

İç duvarları sıvasızdır, ham taş kolonlarda eski medeniyetlerden kalma kalıntılar yani devşirme malzeme kullanılmıştır. Devşirme ve çok alçak olan sütunlar, sivri kemerlerle birbirine bağlanır. Nef üzerini beşik tonoz örter. Büyük bir avlunun çevresine sıralanan dershane, yatakhane ve çeşitli hücrelerden meydana gelen medresesi vardır.

Medrese 2005 yılında onarılmıştır. Bu arada merak ettiğim bir husus var, caminin girişinde tanıtım tabelasında, caminin eski bir Ermeni kilisesi kalıntıları üzerine inşa edildiği söyleniyor ancak kalıntılar üzerine değil, doğrudan kilisenin tadil edilmesiyle yapılmıştır, yazılanla bilinen sanırım farklı,

Sütunlu avlu görülmeye değerdir. Küçük caminin avlusundan girdiğinizde, hemen karşınıza eskiden dervişlerin konakladığı küçük odalara açılan bir kapı görülür.

Avluya girince hemen sağ yanda, üzerinde bacalar bulunan bir bölüm göreceksiniz, oranın eskiden şarap mahzeni (bazı kaynaklarda ise yağ deposu) olduğu söyleniyor ve daha sonra yer altındaki bu bölüm, abdest alma yeri olarak düzenlenmiştir.

Tabii kiliseden çevrilen yapıya, minare eklenmesi gerektiğinden, minare 24 yıl sonra yani 1522 yılında eklenmiştir.

Evet, son bir not, cami konum olarak; şehrin en iyi ve tanınmış kebapçıları ve şalgam satıcılarına komşudur.

Adana Seyhan Sabancı Merkez Camisi

SABANCI MERKEZ CAMİSİ

Seyhan nehri kıyısındadır. Taşköprü’ye oldukça yakındır. Merkez Parkın sonundadır, yani caminin çevresinde oldukça güzel bir park alanı vardır.

Cami: Türkiye ve Orta doğunun en büyük camisidir. Sabancı ailesi, Diyanet İşleri Başkanlığıyla birlikte bu muhteşem eseri yaptırmıştır. Ancak, caminin yapım maliyetinin % 50’lik bölümü halkın bağışlarıyla sağlanmış, kalan kısım ise Hacı Sabancı ve onun ölümünden sonra ise Sabancı ailesi tarafından karşılanmıştır. Bu yüzden, başlangıçta “Merkez Camisi” olarak düşünülen ismi “Sabancı Merkez Camisi” olarak değiştirilmiştir.

Caminin temeli, 13 Aralık 1988 tarihinde atılmış ve 10 yıl sonra, 1998 yılında açılmıştır. Proje mimarı Necip Dinç’tir. Genel görünüm olarak Sultan Ahmet Camisine, plan ve iç mekan olarak Selimiye Camisine benzer. Bu nedenle, bu camiye: Selimiye’nin eşi, Sultan Ahmet’in kardeşi, Kocatepe’nin çağdaşı denir. 

Mimari özellikleri

Caminin mimari özellikleri, İslam ile ilgili çeşitli bilgilerin belirtisi olarak inşa edilmiştir.

Ana kubbe etrafındaki 4 yarım kubbe: 4 halifeyi, 4 mezhebi, 4 büyük meleği işaret eder. Bir alt kattaki 12 yarım kubbe: İslam’ın tasvip ettiği 12 tasavvuf yolunu ifade eder. 5 normal kubbe: İslam’ın 5 şartını işaret eder.

Sekiz fil ayağı üzerine oturtulan 32 metre çapındaki ana kubbe, burayı, Türkiye’de yerden yüksekliği en fazla olan ve en geniş kubbeli camisi yapar.

Ana kubbe çapının 32 metre olması, 32 farz’ı işaret eder. Kubbenin namaz kılınan koddan itibaren yüksekliği 54 metredir. Bu yükseklik rakamı: 54 farzı temsil eder. 

Ana kubbedeki 70 pencere, Hz Muhammed’in peygamber olduğunda yaşı ve bir günde kılınan 40 rekat namazı gösterir. Avlusunda 28 kubbe vardır ve bunlar Kuran’da adı geçen 28 peygamberi temsil eder.

 İki mekandaki (avluda 28 ve 5 normal kubbe) toplam 33 kubbe: tespih, tahmid, tekbirin ayrı ayrı 33’er defa tekrarını belirtir. 6 minare, İmanın 6 şartını temsil eder.

Minarelerden: Bunlardan ana gövdeye bitişik 4 tanesinin yüksekliği 99 metre ve son cemaat mahallindeki 2 minarenin yüksekliği ise 75 metredir.

4 minarenin 99 metrelik yüksekliği, Allah’ın 99 güzel ismini anmak içindir. Minarelerde 16 şerefe vardır, bu sayı daha önce kurulan 16 Türk devletini temsil eder.

Minareler, beyaz çimento ile fil dişi renginde kırma malzeme karıştırılarak elde edilen betondan, betonarme olarak yapılmıştır. Camiye 5 kapı ve şadırvanlı avluya 3 kapıdan girilir. Bunların toplamı olan 8 sayısı, cennet kapısını simgeler.

Diğer özellikleri

Camide aynı anda 28.500 kişi ibadet edebilmektedir. Camide asansörlü minareye bir verici konmuştur. Bu verici aracılığıyla yapılan telsiz yayını ile, 60 km çaplı bir daire içinde kalan 275 camiye merkezi yayın sistemiyle vaaz yayını yapılmaktadır. Caminin kıble yönündeki sebil çeşmesinden, dini günlerde bal, gül, nar ve su şerbeti akar.

Adana Seyhan Sabancı Merkez Camisi

Caminin içi

Caminin içindeki çiniler, vitraylar ve altın varaklı yazılar görülmeye değerdir. Hat eserlerinin tümü Hattat Hüseyin Kutlu’ya aittir. Cami çinileri, klasik İznik çinisi tekniğiyle yapılmıştır. Kıble cephesindeki dört pano: büyüklük bakımından dünyanın en büyük cami panoları olarak kabul edilir.

Tüm nakış eserleri ve çinilerin desenleri, Mimar Nakkaş Semih İrteş’e aittir. Mihrap, minber, kürsü, taç kapı ve diğer kapılar mermerdir. İç ve dış aydınlatma ve iç seslendirme projeleri, Philips tarafından yapılmıştır. Klimalar kolonlara gizlenerek görüntü kirliliği önlenmiştir.

Adana Seyhan Yeni Cami-Abdürrezzak Antaki Camisi

YENİ CAMİ-ABDÜRREZZAK ANTAKİ CAMİSİ

Kuruköprü’den küçük saate giderken Özler caddesi üzerindedir. Oldukça merkezi konumu nedeniyle ulaşımı kolaydır.

Yeni cami, kitabesine göre Osmanlı döneminde 1724 yılında Adana şehrinin ünlü zenginlerinden Abdürrazzak Antaki tarafından yaptırılmıştır. Minare ise, 1729 yılında, Abdullah oğlu Ali Beşe tarafından yapıya eklenir. Cami halk arasında “Antaki” ismiyle de bilinir.

Mimari özellikleri

Caminin mimarisi, çok kubbeli ulu cami planı tipindedir. Arap-Memlük mimari etkileri taşır. Mısır-Kahire şehrindeki Memlük yapılarını hatırlatır. Taş işçiliği dikkat çeker. Özellikle kıble cephesindeki taş işçiliği görülmeye değerdir. Pencere kenarlarına küçük sütunlar yerleştirilmiştir. Pencerelerin çevresi, içleri bitki motifleri bulunan rozetlerle süslenmiştir. 

Tavanda 10 küçük kubbe vardır. Minare güneybatıdadır. Ancak minaresine altından girilen ender camilerden biridir. Minare mükemmel görünüyor. Harimin kuzey duvarının doğu ucunda, 3.53 metre genişliğinde, büyük bir kemerli kapı giriş açıklığı vardır.

Ancak kemerin üst kısmı yok edilmiştir. Buraya büyük bir betonarme kiriş eklenmiştir. Caminin minare kürsüsünün caddeye bakan tarafında, Osmanlı dönemi güneş saatlerinin güzel bir örneği vardır. Ancak taştaki aşınma nedeniyle saat görüntüsü bozulmuş, saat mili yoktur.

1998 Adana depreminde, cami hasar görmüş, Cami derneği tarafından onarımı yaptırılmıştır. Bu onarımda, caminin kubbelerinde bulunan çatlaklar sıvanmış, cami iç beden duvarının derzleri yenilenmiş, tüm ahşap imalatlar yeniden yapılmıştır.

Ancak bu onarımda, caminin temel ve temel zemininde herhangi bir inceleme veya güçlendirme çalışması yapılmamış ve ardından, kubbe, minare ve beden duvarında çatlamalar olmuştur.

Tüm bu hasarların giderilmesi için, 2012 yılında cami büyük onarımdan geçirilmiştir. Yaklaşık 290 yıldır ilk defa tadilata alınan caminin onarım çalışmaları 14 ay sürmüştür ve bu onarım çalışmalarında, cami bahçesinde bulunan ek kısım yıkılarak tarihi doku korunmuştur.

Ek bölüm bodrum kata taşınarak cemaat kapasitesi arttırılmıştır.

Adana Seyhan Çarşı Hamamı

ÇARŞI HAMAMI

Eski Belediye caddesi üzerinde, Saat kulesinin karşısındadır. Hamam yapısı, Adana şehrinin en büyük ve en eski hamamıdır.

1529 yılında Ramazanoğlu Halil Bey oğlu Piri Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapı: düzgün taşlarla örülmüş ve mermerlerle kaplanmıştır.

Adana Seyhan Çarşı Hamamı

Giriş kapısı üzerindeki kitabesi, taş oymacılığın en güzel örneklerinden birisi olarak dikkati çeker. Kitabe ve motiflerle süslemelerin altında, 1945 yılında Nuri Has tarafından onarım yapıldığını gösteren mermer levha bulunur.

İçeride soyunmalık bölümündeki kubbenin de taş işçiliği mükemmeldir. Ilıklık bölümünde, yerdeki döşeme, farklı renkli mermerlerden yapılmıştır. Bu döşeme, Ramazanoğullarının yakın ilişkide bulundukları Suriye ve Mısır mimari stillerinden etkilendiklerinin kanıtıdır.

Hamamın üstü, 16 x 43 metre ölçülerinde ve üzeri beş kubbe ile örtülüdür. Yapıldığı  dönemlerde, suyu büyük oluklarla Seyhan ırmağından getiriliyordu.

Hamam yapısı, 1945 yılında restore edilmiştir, yapıldığı tarihten itibaren sadece “Hamam” ismiyle bilinmektedir. Günümüzde de işlevini sürdüren hamamda, ana caddeye bakan kapısındaki taş işçiliği görülmeye değerdir.

Adana Seyhan Adana Kalesi

ADANA KALESİ

Seyhan ırmağı ve Taşköprü’nün batı kıyısındaki höyük üstündedir. Tepebağ ve Kayalıbağ mahallelerini çevreleyen bir konumdadır. 

Kale, yontma taştan yapılmış olup, MS 781 yılında Abbasi halifesi Harun Reşit tarafından yaptırılmıştır. Çevresi 300 metre kadar olan kalenin, doğu yönünde Seyhan ırmağı akar ve gövdeyi yalayıp geçer.

Kalenin öbür üç tarafı ise, su dolu hendeklerle çevrilidir. Sultan 4. Murat: Bağdat seferine giderken, Adana şehrine uğramış ve kale içinde Ramazanoğlularının yaptırdığı bir sarayda konaklamıştır. 

Kaleden günümüze, sadece Geç Roma dönemine ait sur kalıntıları kalmıştır. Çünkü kale surları, 1836 yılında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa tarafından yıktırılmıştır.

Bu yüzden, kaleden geriye sadece “Tarsuskapısı” ve “Kalekapısı” denen iki parça duvar kalmıştır. Kale kapısı, Taşköprü’den şehre girişte bulunur ve halen bu semtin adı “Kalekapısı” olarak geçer.

Tarsuskapısı ise, Küçük Saat Meydanında bulunan Kemer Altı Camisi civarındadır, Tarsus yönünde olduğu için Tarsuskapı ismi verilmiştir.

Bu yüzden, Kemer Altı Camisi, Tarsus Kapı Camisi olarak da bilinir. Fransız seyyah Lucas, 1706 yılında Adana’ya geldiğinde, Adana kalesi hakkında şunları yazar “Adananın ortasından Paris şehrindeki Sen nehri büyüklüğünde Çakıt (Seyhan) ırmağı geçer.

Bu nehrin kenarında ise şehrin kalesi vardır. Çevresi 300 metreden fazla olmayan bu kalenin içinden, büyük gözlü bir taş köprüye geçiliyor ve buradan şehrin dışına çıkılıyor.

Bu köprünün sağ kolu üzerinde büyük su kemerleri ve bunların alt taraflarında da nehirden su çeken su depoları bulunuyordu.

Büyük kemerli su yolları, ırmaktan alınan suyu kanallar vasıtasıyla şehre gönderiyordu. Bu kale, küçük olmakla birlikte sağlam bir temel üzerine yapılmıştır.

Bir gün kaleyi gezerken: üzerinde kuleleri bulunan surun, kale kadar eski olan kapısından içeri girdim. Bu kapının alt tarafı büyük demir levhalardan, üst tarafı da kalın at nallarından yapılmıştı.

Buradan sonra dar yollardan geçerek muhafızların oturduğu garnizona ulaştım. Bundan sonra surları dolaştım.

Surlarda küçük bir top ve birkaç tane de mühimmat deposu vardı.

Fakat bunların hepsi boştu, kalede başka görülmeye değer bir şey yoktu.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Adana kalesi hakkında şunları yazmıştır “Şimdilerde sadece sur kalıntıları görülen Adana kalesinin sonunu getiren ise Osmanlıya karşı ayaklanma başlatan Kavalalı oğlu İbrahim Paşa, Adana’dan çekilirken, ardında hiçbir iz bırakmamak adına, önce şehirdeki cephaneliği havaya uçurmuş, ardından ise Adana kalesinin surlarını yıktırmıştır”

1836 yılında yıkılan surlar, ne yazık ki, takip eden dönemde yeniden yapılmamıştır. 

Adana Seyhan Hasan Ağa Camisi-Hasan Kethüda Camisi

HASAN AĞA CAMİSİ-HASAN KETHÜDA CAMİSİ

Ali Ağa mahallesinde, Yağ camisinden 150 metre güneydedir. 

Cami, klasik Osmanlı dönemine ait, şehirdeki tek örnek camidir. Mimarı bilinmemektedir ancak caminin planının Mimar Sinan tarafından çizildiği söyleniyor.

Cami, 1558 yılında, Ramazanoğlu Halil Bey’in kölesi Hasan Kethüda ile yine azatlı kölesi Atike tarafından yaptırılmıştır. 

Hasan Kethüda: Ramazanoğlu Piri Paşa, şehir dışında iken, sorumlu olduğu Ulu Caminin yapımı sırasında artan malzeme ile bu camiyi yapmıştır. Çünkü her iki caminin mimari elemanları arasında büyük benzerlik vardır.

Özellikle, kubbeleri örten oluklu kiremitler, çiniler ve mihrap ile minberdeki renkli taş işçiliği büyük benzerlik gösterir. Ancak söylentilere göre, bunu duyan Ramazanoğlu Piri Mehmet Paşa, ceza olarak onun başını kestirmiştir. 

Caminin yapımı 25 yıl sürmüştür. 

Giriş kapısının kuzey duvarı görülmeye değerdir, burada oymalı süslemeler vardır. Caminin güney duvarında, 1671 yılında Çukurova’ya gelen Evliya Çelebi’nin imzasını taşıyan bir mermer yazıt vardır. Caminin minaresi 1730 yılı yapımıdır ve tek şerefelidir.

Ancak: 1814 ve 1946 yılında yapılan büyük onarımlar sonucunda, camide büyük değişiklikler yapılmış olup, orijinal kısımlar harim, minare ve son cemaat yerinin bir bölümüdür.

Harimin kuzeyini boydan boya geçen ahşap mahfilin alt yüzü, zengin ve başarılı kalem işleriyle süslüdür. Ahşap kapı kanatları geometrik ve pencere alınlıkları ise bitkisel motifli çinilerle süslenmiştir. 

Adana Seyhan Çoban Dede Parkı ve Çoban Dede Türbesi
Adana Seyhan Çoban Dede Parkı ve Çoban Dede Türbesi
Adana Seyhan Çoban Dede Parkı ve Çoban Dede Türbesi

 

ÇOBAN DEDE PARKI VE ÇOBAN DEDE TÜRBESİ

Seyhan nehrine hakim bir tepe üstündedir. Türbenin çevresi, Çoban dede parkı olarak düzenlenmiştir. Güzel bir manzaraya sahip olan park, Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmıştır. Özellikle yapay şelaleler güzeldir, motopom ile gölden çekilen sularla bu yapay şelaleler oluşturulmuştur. 

Adana Seyhan Çoban Dede Parkı ve Çoban Dede Türbesi

Burasıyla ilgili bir hikaye anlatılmaktadır. Bir zamanlar, Adana şehrinin eski yerleşim yerinden, göl kenarına doğru taşınması nedeniyle Seyhan gölü çevresinden geçen Adnan Menderes Bulvarı yeni açılmıştır.

Bulvarın çevresinde parklar ve dinlenme alanları düzenlenir. Bir gün Çoban dede türbesinin bulunduğu bu alanda da, alanın düzeltilip doğal bir park alanı haline getirilmesi için iş makinaları, dozerler ve kepçeler gönderilir.

Ancak: bu iş makinaları tepeyi yok etmek için çalıştırılmak istendiğinde, bunlar bir türlü çalıştırılamaz. Çalışanların tepeye kepçe vurmaları ile kepçeler kırılır, bir süre sonra mezar fark edilir ve türbe yapılır.

Uzaktan buraya baktığınızda, türbenin bulunduğu yerin çevresinin iş makinaları ile oyulduğu, türbenin bulunduğu bölümün ise bir kule gibi kaldığı görülür. Bu durum, biraz önce yazdığım öyküyü hatırlatmaktadır. 

Yine anlatılanlara devam edelim, malum burası, özellikle Adanalılar tarafından yoğun olarak tercih edilen bir yerdir.

Çoban dedenin gerçek ismi bilinmiyor ve türbenin bulunduğu bu tepede koyunlarını otlatırmış, bu yüzden çoban dede olarak isimlendirilmiştir. Niğde’nin Bor ilçesinden gelmiş ve 1848 yılında burada vefat etmiştir. 

Adana Seyhan Çoban Dede Parkı ve Çoban Dede Türbesi

Türbe, bakımsız iken 1981 yılında onarılmıştır. 2015 yılında ise, Çoban dede parkının bir bölümüne kuş cenneti ve mini hayvanat bahçesi yapılmıştır. Burası elbette özellikle çocukların aşırı ilgisini çekmektedir. 

Adana Seyhan Merkez Park

MERKEZ PARK

Reşatbey Mahallesi, Fuzuli caddesindedir. Park yapılmadan önce, bu bölgede şehir otogarı, nehrin taşmasına karşı önlem olarak boş bırakılan alanlar ve narenciye bahçeleri bulunuyordu. 

Adana Seyhan Merkez Park

Bu alandaki 100 ev yıkılarak, buraya 2004 yılında burada Türkiye’nin en büyük parkı yapıldı. Kenarlara dizilmiş uzun sıra sıra apartmanları ile, park alanı Amerika’daki Central Parka benzetiliyor. 

Parkın bir ucu Sabancı Merkez Camisine çıkıyor. Diğer ucunda ise, Galeria Alışveriş merkezi bulunuyor. Seyhan nehrinin iki yakasına kurulmuştur. Özel aracınızı, hemen parkın altındaki otoparka bırakabilirsiniz. Evet, 330 dönümlük park oldukça büyüktür. Burayı gezmek için en az 2 saat ayırmalısınız. 

Park alanı içinde: 67 tür bitki var, bitki ve ağaçların toplamı 400 bin kadardır. Ayrıca 40 tür kaktüs bulunuyor. Yani bir anlamda, Adana şehrinin bir açık hava bitki koleksiyonu müzesi gibidir. Turunç ağaçları ayrı bir güzelliktedir. Park alanında, 12 tane havuz bulunuyor.

Bu havuzlardan üzerinde dünya haritası olan küre çok ilgi çeker. Mermerden yapılmış heykeller var. Parkı çevreleyen bölümde, 3 kilometrelik yollar var, bunlardan bir tanesi koşu yolu olarak düzenlenmiştir, ikincisi ise bisiklet ve gezi faytonu yoludur. 

Yine park alanı içinde, 300 kişi kapasiteli amfi tiyatro vardır. Burada çeşitli gösteriler düzenleniyor. 

Park alanında: Kıbrıs savaşına katılmış gemi, tanklar ve uçakları görebilirsiniz. Saltanat kayıklarına binerek nehirde gezebilirsiniz. 

Adana Seyhan Merkez Park

Nehrin üzerinde akşamları ışıklandırılan Sinanpaşa asma köprü var. Bu asma köprü, nehrin üstünden karşı kıyıya geçmeyi sağlıyor ama fazlaca sallanıyor, telaşlanmadan geçebilirsiniz. Kullanılan bitkilerin arasına, değişik hayvan figürleri yerleştirilmiştir. 

Parkta, parkı baştan sona gezdiren tren var, tren özellikle çocukların ilgisini çekiyor ama ailecek binebilirsiniz. Burada festivaller düzenleniyor ve özellikle festival zamanlarında park aşırı kalabalık oluyor.

Son yıllarda “Lezzet Festivalleri” ve “Portakal çiçeği festivali” bu park alanında yapılıyor ama bu sırada elbette aşırı kalabalık, aynı zamanda park alanının çimlerini de perişan ediyor. 

Adana Seyhan Merkez Park

Park alanının bir diğer sıkıntılı yönü, son yıllarda burada oldukça yoğun göçmen nüfus bulunmasıdır ve özellikle akşam saatlerinde güvenliğe dikkat ediniz.

Öte yandan, bu göçmen yoğunluğu parkta birçok çöp yığını oluşmasına da sebep oluyor, park alanı oldukça kirlidir. Siz yine de gidin, bu büyük parkı görün, gezin.

Adana Seyhan Adana Etnografya Müzesi

ADANA ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Kuru köprü mevkiinde, 1845 yılında yapılan bir kilise, sonradan terk edilmiş, Fransız işgali sırasında, Fransız askeri hastanesi olarak kullanılmıştır. 

Bu yapı, 1924 yılında ise, Arkeoloji ve Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiştir. Türkiye’nin en eski on müzesinden biridir.

Ancak, 1972 yılında, eserler, yeni yapılan müze binasına taşınmıştır.

Ardından, bu kilise restore edilmiş ve 1983 yılında Etnografya Müzesine çevrilerek ziyarete açılmıştır. 

Müzede 2775 adet Etnografik eser sergileniyor ve bunlar arasında özellikle Çukurova köyleri ve Toroslarda yaşayan, Çukurova’nın yerlileri olarak anılan Türkmen ve Yörük ailelerine ait günlük eşyalar ilgi çekiyor. 

2016 yılının ilk günlerinde müzenin ismi “Adana Kuruköprü Kilisesi Anıt Müzesi ve Geleneksel Adana Evi” olarak değiştirilmiştir. 

 

Bahçe

Müze bahçesinde: sülüs, küfi ve nesih hatla yazılmış mezar taşları ve kitabeler sergileniyor. Bunlar arasında ilgi çekenler: Misis hanı kitabesi, Taşköprü ve Misis köprüsü onarım kitabeleri, Osmanlı devlet arması bulunuyor. 

Adana Seyhan Adana Etnografya Müzesi

 

Etnoğrafik Eserler

Burası 4 bölüme ayrılmıştır. Bunlar: Istar bölümü, Yörük çadırı bölümü, Şark odası ve Panolar bölümleridir. Istar bölümünde kilim örnekleri var, Yörük çadırı bölümünde ise kara kıl çadır kurulmuştur ve içi düzenlenmiştir.

Şark odası bölümünde, ortada bir mangal ve giyinmiş Türkmen kızı mankeni görülüyor. Panolar bölümünde: Toroslarda yaşayan aşiretlerin el dokuma kilim örnekleri, halı, heybe, seccade, yastık örtüleri sergileniyor. 

Müzenin bir de vitrinler bölümü bulunuyor. Bu bölümde: vitrinler içinde bazı objeler sergileniyor. 

Adana Seyhan Adana Arkeoloji Müzesi

ADANA ARKEOLOJİ MÜZESİ

Seyhan Reşatbey Mahallesi Fuzuli Caddesindedir.  

Müze, burada daha önce kurulu “Milli Mensucat Fabrikası” yerine yapılmıştır. Biraz bu fabrikadan söz etmek istiyorum.

Fabrika 1907 yılında, Seyhan ilçesi, Döşeme Mahallesi ve eski istasyon civarında, Aristidi Kozma Simyonoğlu tarafından “Simyanoğlu Fabrikası” ismiyle kurulmuştur. Adana’nın en eski sanayi kurumlarından biridir.

Fabrika; Atütürk’ün talimatıyla, 1927 yılında el değiştirmiş, dönemin iş adamları tarafından hazineden satın alınmış ve “Milli Mensucat Fabrikası” kurulmuştur. Bu dönemde, fabrikada üretilen “Aslan” markalı iplikler, ülke genelinde yoğun talep görmüştür.

1978 yılında, fabrika biriken borçları nedeniyle, yeniden devlete geçmiş, üretime ara verilmiş ve 1983 yılında yeniden açılmış ama bu kez adı “Milsan Mensucat” olmuştur.

Adana sanayisi için bir okul niteliği taşıyan fabrika, aynı zamanda Türk Edebiyatı için de ilham kaynağı olmuştur. Yazar Orhan Kemal, önemli eserlerinden biri olan “Bekçi Murtaza” kitabını, fabrikadan esinlenerek yazmıştır.

Hayatının bir döneminde, bu fabrikada memurluk yapan yazarın ünlü romanındaki baş karakter “Murtaza” fabrikada gece bekçisidir. 

Evet, fabrika binası müze olarak düzenlenerek: 18 Mayıs 2017 tarihinde “Dünya Müzeler Günü” nde ziyarete açılır. 

Adana Seyhan Adana Arkeoloji Müzesi

 

Ancak tüm üniteler devreye girmemiş, sadece 1’nci Etap çalışmaları tamamlanmış, Arkeoloji bölümü açılmıştır. Tamamen bittiğinde, müzenin Türkiye’nin en büyük müzesi olacağı söyleniyor, sergileme alanı 68 bin metre kareyi bulacak, arkeoloji, mozaik, Etnografya, tarım, sanayi ve kent müzeleri olarak bir kompleks yaratılacakmış.

Ayrıca sergi ve konferans salonları, açık hava sineması, kafeterya ve restoranı da bulunacakmış. 

Müze oldukça güzel dizayn edilmiş, içeride dinlenme yerleri var. Eserlerin bilgilendirme yazıları yeterli, fotoğraf çekilmesine izin veriliyor. Müzede gezinirken, dinlendirici bir müzik sesi geliyor.

Önce girişte barkovizyon gösterisini izleyin, bu gösteride: Adana ve ilçeleri tanıtılıyor. Bence mutlaka zaman ayırıp izleyin. 

Adana Seyhan Adana Arkeoloji Müzesi

Ardından, müzede bulunan 8 salonu gezmeye başlayabilirsiniz. 

Bu salonlarda: Prehistorik dönem eserleri, Hitit, Asur, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait heykeller, lahitler, steller, sunaklar ve büstler, cam, pişmiş toprak ve bronzdan yapılmış çeşitli kaplar, altın takılar ve diğer arkeolojik buluntular sergileniyor.

Bu buluntular arasında, özellikle Gözlü kale, Yumuk tepe, Sirkeli ve Misis kazılarında ele geçenler özel bir önem kazanıyor ve bunlar Çukurova’nın zengin tarihine ışık tutan özgün eserlerdir. 

Müzede daha çok Roma dönemi eserleri var. Ayrıca Likya bölgesinde (günümüzde Adana, Mersin yörelerinde) bulunmuş Hitit ve biraz da Osmanlı dönemi eserleri bulunuyor. Çoğunluğu ise “Anavarza” antik kentinden yani Doğu Roma’nın başkentinden gelmiştir. 

Adana Seyhan Adana Arkeoloji Müzesi

 

Teşhir edilen eserler arasında, ilgi çeken ve özellikle görmenizi önereceklerim şunlardır (eğer müzeyi tamamen gezmek için en az 2 saat gibi yeterli zamanınız yoksa, doğrudan bu eserleri görmenizi öneririm, çünkü bu eserler, müzenin yıldız eserleridir); Hitit Fırtına Tanrısı Tarhunda’ya ait taş heykel, Anadolu Hiyeroglif Yazılı Stel, Babil Steli, Adana Karataş’ta denizden çıkarılan bronz erkek heykeli, Roma dönemine ait mermer “Antropoid Lahit” ve “Akhilleus Lahti” dir. 

Akhilleus Lahti: Tarsus’tan getirilmiştir, yüksek kabartma biçiminde Troya savaşlarını betimleyen mermer bir lahittir. 

Yine heykel salonunda, Seyhan baraj gölü suları altında kalan “Augusta” antik kentinden getirilen “Medusalı Lahit” ve Karataş-Magarsus antik kentinden getirilen insan boyutundaki bronz “Karataş” heykeli mutlaka görülmelidir. 

   

 Müzenin son bölümünde: yakın çağ ve tarihe ait eserler sergileniyor. 

En sonunda, yorgunluk gidermek için, müzenin kafe bölümünü ziyaret edebilir, hediyelik eşyaların satıldığı bölümü gezebilirsiniz. 

Adana Seyhan Atatürk Parkı

ATATÜRK PARKI

Merkez Park’tan Stad önündeki Ziya Paşa caddesinden geçip düz giderseniz, buraya ulaşırsınız.

Eskiden bu bölgedeki araziler değerli değilmiş, bir dönem burada Giritli göçmenlere tahsis edilen baraka tipi konutlar varmış, derme-çatma binaların bulunduğu bölge “Giritli Mahallesi” olarak bilinirmiş. Stadyum tarafında eskiden Ermeni Mezarlığı, Sabuncuzade camisinin olduğu yerde ise Müslüman Mezarlığı varmış. Hatta yine bu bölge yağışlı günlerde tam bir bataklık oluyormuş.

Günümüzde ise çok güzel bir park alanı haline getirilmiş ve bu güzel park alanına büyük önderimiz Atatürk’ün ismi verilmiş.

Atatürk Parkı, bölgede her türlü restoran, kafe ve eğlence merkezinin bulunduğu bir yer olarak önem kazanıyor. Resmi bayram törenleri burada Atatürk heykelinde yapılıyor.

Şehrin ortasında, dinlenip nefes alınabilecek, yeşillikler içinde, süs havuzları ve yürüyüş parkurlarıyla ilgi çeken bir park, özellikle palmiye ağaçları ayrı bir hava katıyor. Park’ta “Aşk ve Sadakat Köprüsü” var, Avrupa’da benzerlerine göre kötü bir taklit olmuş, burası bir tür “Kilit Takılan Köprü” konumuna sokulmuş, kilit takılır, anahtarı göle atılır, böylece sevdiğiniz kişi ile olan bağınızın anahtarı sonsuza kadar gölün derin sularında kalacak ve sizi kimse ayıramayacaktır.

 

Ancak aşırı kilit takıldığını göremedim, saçma bir uygulama, zaten aşırı kilit takılsa, köprünün ağırlığını etkiler.

Ayrıca, Atatürk Caddesi girişinde “I Love You Adana” yazısı bulunuyor, ziyaretçiler burada fotoğraf çektiriyorlar.

Şehir dışından gelenler zamanınız varsa bence buraya bir uğrayın, güzel bir yer.

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Ankara Atatürk Orman Çiftliği Atatürk Evi

Ankara Atatürk Orman Çiftliği Atatürk Evi

Atatürk Orman Çiftliğinin tam merkezinde. Atatürk’ün 100’ncü doğum yılı etkinlikleri çerçevesinde yaptırılmış. Selanik’teki Atatürk evinin; aynı plan ve ölçülerinde.

1981 yılı, 10 Kasım günü ziyarete açılmış. Girişler ücretsiz. İlginizi çekebilir.

Girdiğinizde bir hol var ve burada idari büro var. Sol yandaki ahşap merdivenlerden üst kata çıkıyorsunuz.

Burada; sağ yanda, misafir odası, sol yanda ise, Zübeyde Hanımın odası görülüyor.

Yine; sol yandan ahşap merdivenlerle yukarı çıktığınızda ise, burada bir odada, Atatürk’ün giysileri sergileniyor.

Ankara Atatürk Orman Çiftliği Atatürk Evi: Bunun yanında; yine Atatürk’e ve annesi Zübeyde hanıma ait bir kısım eşya sergilenmekte. İlginizi çekeceğine inanıyorum, kısa bir zaman ayırarak uğrayın.

Dikkat, içeride resim çekmek yasak. Bu resimleri dikkatle izleyin, başka bir yerde görmeniz mümkün değil.