Adana Karataş

Adana Karataş

Yaz aylarında, Adana ve çevresinde yaşayan insanların, dinlenmek ve denize girmek için tercih ettikleri başlıca yerdir. Ancak tarihi ve tarihi yerleri sevenler de, Karataş’ı ziyaret ettiklerinde Magarsus kenti kalıntılarından büyük keyif alacaklardır, Efes antik kentinin yaklaşık 3 misli büyük olduğu söyleniyor.

ULAŞIM

Adana’ya 47 km. uzaklıktadır. Bu mesafe otobüsle 45 dakika ve özel araçlar 30 dakika sürer. Karataş-Yumurtalık arasındaki mesafe: 45 km. dir.

Adana Karataş

GENEL

Yazının girişinde de belirttiğim gibi: Karataş, ülkemizin büyük nüfus yoğunluklu şehirlerinden biri olan Adana’nın, denize açılan iki noktasından biri. (Diğeri, Yumurtalık)

Karataş: Doğu Akdeniz bölgesinde, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin yarattığı doğal sınırlar içinde kurulmuştur.

88 km. uzunluğunda deniz kıyısı bulunmaktadır.

Burada, birçok kamu kurum ve kuruluşuna ait tesis bulunuyor. Ayrıca: Orman Müdürlüğüne ait bir kamping yeri var. Yinede: birçok turistik tesis bulunmasından çok, daha çok yazlık konutların yoğunlaştığı bir beldedir. İlçenin nüfusu kış aylarında 10 bin iken, yaz aylarında 100 bini geçer.

Çukurova’da bulunan ilçe toprakları tamamen düz ovalık bir arazi yapısına sahiptir. Akdeniz kıyısında doğal kumsallar vardır. Kıyıdaki kumul setleriyle deniz arasında lagünler oluşmuştur. Sığ ve tuzlu suları olan bu lagünlerin çevresi bataklıktır.

Karataş’ta, çok önemli üç dalyan var. Bunlar: Hurmaboğazı/Akyayan, Akyatan ve Tuzla Dalyanı. Ayrıca: küçük bir balıkçı barınağı var. Bu dalyanlarda: çeşitli balık türleri bulunuyor.

Akdeniz’e özgü: kefal, çipura ve levrek balıkları, çok sayıda üretiliyor ve yetiştiriliyor. Özellikle: Tuzla dalyanında çıkan balıklar, ayrı bir lezzet taşımaktadır.

Bu arada: amatör balıkçılık yapmak da mümkün. Özellikle: Tuzla Dalyanında Karagöçerler’i öneriyorum. Ancak, kötü bir yolu var. Özellikle, yağışlı havalarda gitmek biraz sorunlu, tercih etmemenizde yarar var.

Adana Karataş

TARİHİ

Bölgede kurulan en eski uygarlık, Hititlerdir. Ayrıca Luvi krallığı ve Kizuvatna (MÖ 2000-1500) krallığı dönemlerine ait sikkeler bulunmuştur. Bölgede ilk yerleşim yeri antik Magarsus şehrindir. Yani Karataş ilçesinin tarihte bilinen en eski ismi “Magarsus” dur.

Bu antik kent, günümüzdeki Karataş ilçesinin 5 km batısındadır. Bu şehir, MÖ 7’nci yüzyılda koloni kenti olarak kurulur, Grek, Roma ve Bizans dönemlerinde de yerleşim görür. Öncelikle büyük ve geniş bir kalesi vardı. İlkçağdan Ortaçağ’a kadar Akdeniz ticaretini ellerinde bulunduran Fenike, Rodos, Girit, Venedik, Ceneviz ve hatta Portekizli deniz ticaret filolarının uğrak yeri olan bir ticaret şehridir.

Bu antik kentin önünde bulunan Dydimae denen iki ada üzerinde iki kalenin mimari kalıntıları görülür. Bunların kalıntıları, Karataş ve civarındaki köylerde yapılan Menzil Han ve İskele yapımında kullanılmıştır.

MÖ 547 yılında Magarkus şehri ve bütün Çukurova, Perslerin eline geçmiştir.

MÖ 331 yılından sonra bölgede Büyük İskender ve ardından Selevkosların hakimiyeti görülür.

Roma imparatoru Justinyen, Mısır seferine giderken, bölgeyi istila etmiş, Magarsus kalesini yıkmıştır. Harun Reşit, bölgeyi ele geçirince, Magarsus kentinin imarını, tahkimini ve iskanını yaptırır.

Homeros, İlyada destanında: Magarsus şehrinin, Misis’i kuran Mopsos’un Turuva savaşında tanışıp Çukurova’ya getirdiği Yunanlı Anfloksos tarafından kurulduğunu yazar. Ancak bölgeye hakim olma isteğiyle daha sonra ikisi de savaşa tutuşurlar.

Bir balıkçı tarafından 1980 yılında balık avı için suyun dibine daldığında suyun dibinde bulduğu ve daha sonra sudan çıkarılıp Adana Müzesine götürülüp sergilenen bronz heykel, Magarsus sanatının hangi düzeyde olduğunun kanıtıdır. Heykelin MÖ 1 ile MS 2’nci yüzyıllara ait olduğu düşünülüyor, MÖ 1’nci yüzyılda Eyalet valiliği yapan Çiçeron’a ait olma ihtimali yüksektir.

Büyük Türk denizcisi Piri Reis: 1517 yılında yazdığı Kitab-ı Bahri adlı eserinde Karataş hakkında şunları yazar “Cihan suyunun beri yanında Od kalesi dirler, denize karşı yüce bir yerde bir harap kale vardır. Ol kalenin altında yani lodos tarafında bir adacık var. Ol adacığa Porto Melun dirler. Küçük gemiler mezkür adacıkla kenar arasına girerler.”

1885 yılında Alishan isimli yazar Karataş Hakkında şunları yazar “Antik Magarsus’un bulunduğu Karataş burnunun üstünde şimdi birkaç harabe ile kuzey tarafında Sen Nikola adına yapılmış küçük bir kilise vardır. Kubbesi dört sütun üzerine kurulmuş olan bu kilisenin yanında lahit ve biraz ilerisinde de eski bir hamam ve sarnıç görülür.

Kilisenin güneyinde bir şatoyu andırır kare şeklindeki yapı kalıntısının sütunları durmaktadır. Burnun doğusunda eskilerin Didime dedikleri, iki küçük adada bazı inşaat kalıntıları vardır. Sahilde büyük bir han ile 50 hanesi Hıristiyanlara ait, Karataş köyü bulunur.”

Yakın tarihte Karataş, 1’nci Dünya Savaşından hemen sonra Fransızlar tarafından işgal edilir. Fransızlar, ermeni militanları ile birlikte yöredeki Müslümanlara eziyet ederler. Milli Mücadeleden  sonra, Karataş’a Selanikli göçmenler getirilerek yerleştirilir, bunlara toprak verilir. Karataş 1928 yılında uçak, 1957 yılında ise ilçe olur.

Peki buranın ismi niye Karataş? Karataş’a adını veren kara taş, volkanik patlamalardan geriye kalan bazalt taşlarıdır. Bölgede yapılan araştırmalarda ve kazılarda, bazalt taşlarla örülmüş bina ve yol örneklerine ulaşılması hedefleniyor.

NE YENİR

Adana yöresinin zengin mutfağı, Karataş mutfağını da etkilemiştir. Adana kebabı çok ünlüdür. Yanında bol yeşillik, ezme, salata yenir ve mevsimine göre ayran veya yöreye özgü şalgam suyu içilir. Tatlı olarak  halka tatlısı önerilir.

PLAJLAR VE KAMP ALANLARI

Karataş ilçesinin 60 kilometrelik kumsal alanı vardır. Bu alandaki plajlar: Atapark, Barınak, Mavikum, Orman altı, Tuzla, Bahçe, Harbiş’tir. Günübirlik tatilciler bu plajları kullanarak denize girebilirler. Aynı zamanda karavan ve çadır turizmi içinde uygundur.

BÜYÜK İSKENDER FESTİVALİ

Karataş ilçesinde, iki yıldır bu festival yapılıyor, tarihi Ağustos ayının son haftasında üç gün sürüyor. Festivalde ücretsiz halk konserleri düzenleniyor. Bu festivalin neden yapıldığını, niye isminin “Büyük İskender Festivali” dendiğini anlamadım, araştırdım öğrenemedin, sanırım Karataş ilçesinin tanıtımı için böyle bir festival düzenleniyor, iyi de ismi niye Büyük İskender?

Adana Karataş Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu ve Uygulama Oteli

KARATAŞ TURİZM İŞLETMECİLİĞİ VE OTELCİLİK YÜKSEK OKULU VE UYGULAMA OTELİ

Çukurova Üniversitesine bağlı okul, 1994 yılında kurulmuştur. 2005 yılında ise Karataş ilçesindeki yerleşkeye taşınmıştır. Konaklama işletmeciliği bölümü örgün eğitim vermektedir. Bu bölümde, temel turizm branşları dersleri ağırlıklı olarak veriliyor. Karataş ilçesinde, okula ait uygulama oteli var. Otel özel işletmeye kiralanmış olup 50 oda, toplantı salonları, restoran, kafe, spor tesisleri ve yüzme havuzu bulunuyor.

Adana Karataş

GEZİLECEK YERLER

KARATAŞ MENZİL HANI

İlçe merkezinde çarşı içindedir. Pazaryeri denilen denize nazır bir tepe üzerindedir. Ancak günümüzde tamamen harabe halindedir.

Hanın kitabesinde yapının 1608 yılında Osmanlı döneminde Mir Ali isimli birisi tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı hanın batı kısmında temel hizasına kadar yıkılmıştır.

Güney kısmında iki tane bina vardır. Kuzeyde cümle kapısı vardır. Doğu kenarındaki mekanların bir kısmı sağlamdır. Yapıda ortada uzun bir avlu ve bu avlunun çevresinde sıralanan odalar bulunur.

Adana Karataş Akyatan Kuş Cenneti ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahası

AKYATAN KUŞ CENNETİ VE YABAN HAYATI GELİŞTİRME SAHASI

Deltada bulunan lagünler ve göller, Akdeniz’in su seviyesinin düşmeye başladığı dönemlerde oluşmaya başlamıştır. (muhtemelen 10 bin yıl önce) Akyatan gölünün bulunduğu yerde: deltayı oluşturan nehirlerin yataklarından taşmaları sonucu, bataklık oluşur. Bu bataklık, daha sonra dalgaların taşıdığı kumların zamanla kıyıda oluşturduğu kordonla denizden ayrılır ve bugünkü durumunu alır. Yani, burası tipik bir alüvyon baraj gölüdür

Akyatan lagünü, 1988 yılında Sulak Alanları Koruma Sözleşmesi kapsamına alınmış ve 2005 yılında Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak ilan edilmiştir.

Burası, Türkiye’nin en büyük lagün gölü ve kuş cennetidir. Yaz süresinde gölü besleyen suların azalması ve buharlaşması nedeniyle, göl alanı küçülür, suyun çekildiği alanlarda geniş çamur düzlükleri oluşur ve yaz sonuna doğru tamamen kurur. Çamur düzlükleri, özellikle gölün kuzeydoğu ve batı kesimlerinde görülür ve Kapıköy yakınlarındaki bazı adalar, kara ile birleşir.

Göl, güneybatıda bulunan 2 kilometrelik bir kanalla denize bağlanır. Göl suları yüksek olduğunda, kanal vasıtasıyla gölden denize, göl sularının düşük olduğu dönemlerde ise denizden göle su akışı olur. Bu yüzden, göl suyundaki tuzluluk durumu mevsimlere göre değişir.

Kışın ve ilkbaharda, drenaj kanalları ile taşınan sular ve yağışların etkisiyle, göl suyu tatlılaşır. Yazın ise yüksek buharlaşma ve denizden göle gelen tuzlu su girişi nedeniyle göl suyu tuzlanır. Tuzluluk oranı, denize bağlantılı olan yerlerde daha yüksek, kuzey kesimlerde yani drenaj sularının etkili olduğu yerlerde ise tuzluluk daha azdır.

Göl ile deniz arasında Türkiye’nin en büyük kumullukları vardır, bunların yükseklikleri 20 metreye kadar ulaşır. Bunlar yağışlı dönemlerde suyla dolar. Ayrıca kumulların kuzeydoğusunda, hiç kurumayan ve ekolojik açıdan önemli Tatlısu birikintileri ve bataklıklar vardır.

Deltalar: dünyanın en verimli doğal alanlarıdır. Bu yüksek verimin oluşturduğu yiyecek ağı, başka su kuşları olmak üzere değişik türden zengin bir yaban hayatının barınması ve beslenmesine olanak verir. Deltalar balıkların yumurta döktüğü, özellikle yavru balıkların beslendiği ve korunduğu alanlardır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre: deltalar, balıkçılığın devamı açısından hayati öneme sahiptir.

Burada, nesli tükenme tehlikesi altında bulunan bitki türleri, memeli hayvanlar ve kuşlar bulunur. Bunlara örnekler: hayvanlar: saz kedisi, turna, yeşil kaplumbağa, caretta caretta, bitkiler: kum zambaklarıdır.

Lagün, 22 kilometrelik kumsalı ile caretta caretta kaplumbağalarına ev sahipliği yapar, bunların Akdeniz’deki en büyük yumurtlama alanı burasıdır.

Burası, fotoğraf çekmeyi seven doğa tutkunlarının yoğun tercih ettiği bir yerdir. Çünkü burada yıllık 300 binden fazla kuş göçü yaşanır ve meraklılarına bu kuşları izleme imkanı tanır. Dünya üzerinde en çok flamingo türü burada yaşar. 2015 yılında yapılan sayımda, lagün alanında 89.900 tane flamingo tespit edilmiştir.

Akyatan gölü, Doğu Akdeniz’in en zengin dalyanlarından birisidir. Denizle olan bağlantısı nedeniyle, göle beslenmek ve üremek için çok sayıda balık girer. Gölün denize açılan bölümünde, Karataşlı balıkçılar tarafından işletilen bir dalyan inşa edilmiştir.

Gölde bulunan balık türleri: sazan, aynalı sazan, yayın, yılanbalıı, levrek, kefal, çipura, yayın, gökkuşağı alasıdır. Gölde avlanan balıkların bir bölümü ihraç edilmektedir. Gölün doğu kesimlerinde, mavi yengeç avlanır. Ancak zaman içinde arkan kirlilik, bu göldeki balık popülesyonuna zarar vermektedir.

Adana Karataş Tuzla Gölü

TUZLA GÖLÜ

Çukurova Deltasında, balık stoklarının son yıllarda düşmediği tek sulak alan. Burada: üretilen ve yetiştirilen balıkların lezzeti bir başka. Yani: muhteşem bir lezzet.

Diğer lagunlarda olduğu gibi, burada da; çeşitli kuş türlerini görmekte mümkün. Bunlar: Turaç, Yaz Ördeği, Kocagöz, Akça Cılıbıt, Mahmuzlu Kış Kuşu ve küçük Sumru. Hiçbir turizm yatırımı bulunmayan bir yer. Daha önce söylediğim gibi, yine güzel bir görüntü, kuşlar sizi bekliyor. Yanınızda, dürbün ve fotoğraf makinesi bulunmalı.

Adana Karataş Mallos Antik Kenti

MALLOS ANTİK KENTİ

Evet, bugün Adana Karataş bölgesindeki Mallos ismiyle bilinen bir şehrin varlığı hakkında antik dönem yazarları ve diğer bazı kanıtlar bulunmaktadır.

Ancak Mallos şehrinin yeri net olarak bilinmemektedir. Muhtemelen: Ceyhan ırmağının batı kıyısındaki, şimdiki Kızıltahta köyünün bulunduğu yerdeydi. Ancak: şehrin kalıntıları, Ceyhan ırmağının alüvyonları altında kalmıştır.

Antik dönem yazarlarının şehirle ilgili bildirdikleri:

Dr Şaffer:

Mallos şehrinin Ceyhan nehrinin aşağı kesimlerindedir. Çünkü Ceyhan ırmağının üzerinden geçişini hesaba katarak, bu nehrin o zamanlar Karataş tepeler silsilesinin kısmen kuzeybatısından akmış olduğunu söyler. Coğrafi konum olarak bu yorumlar haklıdır.

O dönemki şartlar düşünüldüğünde, Misis, Mallos ve Magarsus un birbirleriyle çok sıkı bir ticari ilişki içinde olmaları gerekmekteydi.

Bu ilişkiyi sağlamanın tek yolu: Misis in bir iç liman halinde kullanılmasını sağlayan Pyramos (Ceyhan) nehriydi. Çünkü yağışların çok yoğunlaştığı ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde, bu üç kenti çevreleyen alan bataklık haline gelmekteydi.

Böylece herhangi bir zorluk karşısında, Mallos’a, Karataş ve Misis’ten kara yoluyla yardım gelmesi neredeyse imkansızdı.

H.Th.Bossert:

1949 yılında bölgede yaptığı araştırmalarda: Kızıltahta köyünde okuduğu bir yazıtta: kayıp kent Mallos’un Kızıltahta ve Terkeşen köyleri arasında bulunduğunu ve zamanla bu şehrin, Ceyhan nehrinin batı kıyısı boyunca çökeller altında kaldığını iddia etmiştir.

Strabon:

Geographika adlı eserinde: “Mallos’un Truva savaşından sonra bölgeye gelen Apollon’un bilici rahipleri Mopsos ile Amphilokhos tarafından kurulmuştur. Şehrin yerini ise şöyle tarif eder. “Ceyhan nehri (antik dönemdeki ismi Pyramus) ağzına yani denize yakın bir tepe üzerinde konumlanmış bir liman kenti” dir.

Büyük İskender zamanında, hayli gelişen Kahinler Kenti Mallos’tan bu tarihlerden sonra bir haber alınamamaktadır.

Sadece MÖ 67 yılında, ünlü Romalı Komutan Pompeius’un Mallos’a;  Kilikyalı korsanları yerleştirdiği bilgisine ulaşılmaktadır.

Vutras’ın Coğrafya Kitabı:

Mallos, Kilikya’da Tarsus şehrinin 63 km güneydoğusunda, Ceyhan nehri kıyısında kurulu, Mopsos Tapınağı ile meşhur bir kentin adıdır.” Şeklinde yazmıştır.

Alishan Sissounadlıl eserinde:

Mallos, Rupenler devrinde pek gelişmişti. Rupen, kızının on bin altınlık dotasını temin edebilmek için Haçlı şövalyelerine, bu paraya karşılık Mallos’un bütün köylerini, ekilmiş ve ekilmemiş arazilerini tutu olarak vermişti.” Şeklinde anlatmıştır.

Dr Bossert:

1950 yılındaki ön raporunda: Mallos’un toprak üstünde mevcut olan binaların hemen hepsinin civarda bulunan köylerdeki yapılar için bir gereç olarak kullanılmıştır.

Sadece Roma dönemine ait olup İslami devirlerde tamir edilen köprünün bir kısmı, Kızıltahta köyüne bağlı Akdeğirmen mevkii yanında kendisini muhafaza etmiş bir durumda bulunup, şimdi değirmen olarak kullanılmaktadır.” Şeklinde yazmaktadır.

Akdeğirmen’in hemen güneydoğu kısmında yaklaşık 400 m yakınında bulunan 9 gözlü bir köprünün kalıntısının, sular azalmaya başladığında ortaya çıkması, bu yapının Mallos’a ait olup olmadığı ile ilgili daha ayrıntılı inceleme yapılmasını gerektirmektedir.

Kızıltahta köyünde bulunan bir mermer yazıt:

Yazıtın bildirdiği yer, yazıtın bu günkü sahibi, eseri tesadüfen bulduğunu söylemiştir. Bu yazıtta “Flavia Procia şerefine bir Heroon inşa ettirmiş olan Mallos şehrinin adı geçmektedir.”

Bu suretle yazıtın, harabesi Kızıltahta köyünün hemen yakınında ve Ceyhan nehrinin batı kıyısı boyunca, toprak altında bulunan Mallos şehrine ait olduğu anlaşılmış bulunmaktadır.

Mallos bölgesinde toplanan keramik parçaları:

Bu parçalar, pek geniş bir Roma ve Bizans iskanının mevcudiyetini göstermektedir.

Nitekim Mallos’un Bizans döneminde Piskoposluk makamı olduğu bilinmektedir.

Roma çağından önceki iskan izlerini, yani Yunan ve daha eski olan Demir çağı buluntuları pek ender olarak görülmüştür.

Mallos’ta daha eski tabakaların halen toprak altında bulunduğu tahmin edilmektedir.

Asıl büyük şehir bir höyük üzerine kurulmamıştır.

Çünkü, gerek Mallos ve gerekse Magarsus şehirleri, hiç olmazsa Yunan devrinden itibaren gelişmeye başlamıştır.

Öte yandan, Mallos şehrinin sahası içinde, Kızıltahta köyü sakinleri tarafından “Terkeşen Höyük” adı verilen bir yükseklik mevcuttur, fakat bu tümsek gözle de farkedilebildiği gibi bir höyük olmayıp, tabii bir kayalığın oluşturduğu yüksekliktir.

Roma ve Bizans döneminde iskan görmüştür.

MALLOS SİKKELERİ:

Mallos kenti ilk olarak MÖ 5’nci yüzyıl ortalarından sonra kendi adına sikke basmaya başlamıştır.

Kent, kesintilerle olsa da Roma İmparatoru I. Valerianus dönemine (MS 253-260) kadar otonom ve yarı otonom olarak sikke basmaya devam etmiştir.

Her ne kadar kentin sikkeleri üzerine birçok araştırma yapılmış olsa da, bunlar daha çok katalog şeklinde yürütülmüş çalışmalar olduğundan, kente ait sikkelerde yer alan bazı tipler, henüz kesin olarak kimliklendirilmemiştir.

Kentin şehir yılı MÖ 68’de başlar.

MÖ 5’nci y üzyılda, bölgede yerel Syennesis Krallığının hakim olduğu, genellikle kabul edilen bir görüştür.

Bu dönemde, Mallos, gümüş stater ve oboller basmıştır.

Sikkelerde daha çok kentle ilişkili sembollerin yer aldığı otonom baskı ağırlık gösterir.

Bu sikkelerin üzerinde, MÖ 425-375 tarihleri arasında Mallos’un “Yunanca isminin kısaltmaları veya tam hali olarak MAP, MAPA, MAPAO, MAPAOTAN, MAAPO” yazıtları yer almaktadır.

Bu dönem baskılarında, en sık görülen sikke tipi: Athena başı, kanatlı tanrı, çift yüzlü baş, Bellerophontes, kuğu, insan yüzlü boğa başı veya ön gövdesi, Gorgon Medusa başı, baykuş, kaplumbağa ve Astragalos’tur.

Kentin erken tarihli sikkelerinde en sık karşılaşılan tip olan “kuğu” Mallos kentinin simgesi olabilir.

Bu simgeler, o dönemin kentlerinde veya kent devletlerinin bir nevi arması görevini görüyordu.

Kuğunun seçilmiş olması da tesadüf deildir.

Çünkü kentin doğusunda ve batısında iki adet lagün (Ağyatan ve Akyatan) bulunmaktadır.

Günümüzde de göçmen kuşların göç esnasında bir süre kaldıkları bu lagünlerde, öyle anlaşılıyor ki antik çağda da bolca kuğu yaşamaktaydı.

Bu dönemde en sık karşılaşılan diğer tip ise insan yüzlü boğa başı veya ön gövdesidir. Bu tasvirler: Pyramos (Ceyhan) nehrini temsil etmektedirler. Kentin sikkelerinde nehir tanrıları, bu dönemden sonra 4’ncü yüzyılda insan başı şeklinde, Helenistik dönemden sonra da insan şeklinde, yüzen nehir tanrıları olarak varlığını Roma dönemi sonuna kadar sürdürmüştür.

Mallos sikkelerinde, çift yüzlü erkek başı da sık görülen tiplerdir. Ancak bunların neyi veya kimi tespit ettiği, temsil ettiği anlaşılamamıştır.

MALLOS ANTİK KENTİ:

Kentin yeri:

Antik dönem yazarlarının yazdıkları ve sikkeler nedeniyle, Mallos kentinin varlığı kesindir. Ancak yeri bulunamamıştır. Çünkü Pyramus nehri kıyısındaki nehir, nehrin akış yönü değiştiği için, günümüzde denizden biraz içeride bir tepe/höyük üzerinde kalmıştır.

Bugünkü duruma göre, bu antik yerleşim muhtemelen Karataş ilçe merkezine 25 km uzaklıktaki Kızıltahta köyü civarında olmalıdır.

KENTİN KURULUŞ ÖYKÜSÜ:

1’NCİ GÖRÜŞ:

Antik dönem yazarları, kentin kuruluşunu efsanevi figürlere bağlıyorlar.

Mophos ve Amphilokhos adlı karakterlerin, Truva savaşı sonrasında bu kenti kurdukları rivayet edilmektedir. Amphilokhos genellikle kral ve kahin olarak tanımlanır. Strabon’a göre: bu iki kardeş Apollon’un yarı tanrı oğullarıdır. Tarihçi Yazar Amphiaras: Alkmaaion’un da oğullarının Truva savaşına tanıklık ettiklerini, nesiller boyu anlatmıştır.

Amphilochus ve Mopsos, Truva savaşından sonra gelip Mallos şehrini kurarlar. Daha sonra Amphilochus, Argos şehrine döner. Ancak buradan sonra tekrar Mallos şehrine dönüp yönetimde yer almak istediğini söyleyince, Mopsos ile çatışır. Aralarında düello yapılır, ancak ikisi de ölür ve birbirlerini görmeyecek şekilde gömülürler. Mezarlarının nerede olduğu bilinmemektedir.

2’NCİ GÖRÜŞ:

Bazı tarihçiler ise, kentte yaşayan bir gurup Argoslunun (Yunan kolonist) bu yerleşimi kurduklarını yazarlar.

MALOS-MAGARSUS BAĞLANTISI:

Yine yaygın görüşlere göre, antik çağlarda Didyma ve Miletos şehirleri arasındaki ilişkiye benzer biçimde, Magarsus/Magarsia’nın Mallos’un limanı olduğu yönündedir.

PYRAMOS (CEYHAN) NEHRİ:

Pyramos nehri, Ceyhan ilçesinden sonra Sirkeli köyü civarında, önüne çıkan orta yükseklikli dağ silsilesinin kuzey yamaçlarını takip eder ve Bebeli köyüne kadar geldikten sonra, burada doğal kesintiye uğrar ve  düzleştiği dar bir alanda, aynı 90 derecelik bir sapma ile yatak değiştirmiştir.

Bu değişikliğin, bir taşkın sebebiyle olduğu muhtemeldir. Nehrin Bebeli köyü civarında olağan yağmur yönünde dev bir bent yapar. Bundan daha önceki güzergahında olduğu gibi, kuzeydoğu-güneybatı uzantıları yüksekçe tepeler silsilesiyle, kuzey yamaçlarında devam etmiştir. Nehrin denize ulaşacağı yer, Akyatan Gölü ile Magarsus arasındaki dar alandır.

KIZILTAHTA KÖYÜ:

Kızıltahta köyü, bugün Pyramos nehrinin kenarında yer almaktadır.

Yani antik Mallos kenti bugünkü Kızıltahta köyünde ise, bu kent için “Pyramos kıyısındaki Antiokheia” olarak adlandırılması, yanlış olmaz.

TARİHİ SÜREÇ:

Tarihçi yazar Arrianus: Büyük İskender’in doğu seferini anlatıyor. Yazar, ünlü Arabasis isimli eserinde, Büyük İskender’in Tarsus’tan sonra Magarsus’a gelip Athena Magarsia’ya kurbanlar sunduğunu, ardından Mallos’a yürüdüğünü belirtir. Eserde bundan sonra anlatılanlara göre, hastalığı nedeniyle, Büyük İskender’in Mallos şehrinde bir dönem kaldığı anlaşılmaktadır.

Mallus şehrinde Amphilokhos’a adaklar adamıştır. Ayrıca İskender, şehri vergiden muaf tutmuştur. Çünkü şehir Argos kolonisidir ve kendisi de Herakles’in şehri Argot’da doğmuş olan İskender, Herakles’in soyundan geldiğini iddia etmiştir.

Büyük İskender, ayrıca: ordusunun geçmesi için, Pyramos nehri üzerine bir köprü yaptırmıştır.

Evet, Mallos şehri büyük öneme sahip olmasına rağmen, önemli bir cazibe taşımamaktadır.

Malloslu Krates:

Şehir MÖ 2’nci yüzyılda tanınan, en eski dil bilimcilerden biri olan Malloslu Krates’in doğum yeridir. Ancak o genç yaşta Tarsus’a taşınmış ve ardından Bergama’ya giderek akademik kariyerini orada geliştirmiştir. Malloslu Krates döneminin en önemli dil bilimcilerinden biri olmuştur.

Roma ve Bizans Dönemleri:

Helenistik dönemin ardından, Roma ve Bizans dönemlerinde şehirde yerleşim sürmüştür. Ancak zaman içinde nehir yatağının değişmesi, deniz ve lagün hattının değişmesi nedeniyle, kent yerleşiminin kayması ya da eski liman merkezinin terk edilmesi söz konusu olabilmektedir.

Arkeolojik buluntular, yazıtlar, seramikler, mimari parçalar, bölgedeki bazı köylerde ve özellikle kıyıya daha yakın yerlerde gözlemlenmiştir. Bu da kıyı değişimi, lagün oluşumu gibi doğal değişimlere bağlı olarak antik yerleşimin zamanla göç etmiş olabileceğini göstermektedir.

Nehir yatağı ve deniz kıyısındaki değişimler, antik kalıntıların yer değiştirmesine veya alüvyonların altında gömülmesine yol açmış olmalıdır.

Şehrin sonu:

Şehir: MS 964 yılında Bizans tarafından yakılıp yıkıldıktan sonra, tarihe karışmıştır. Kalıntıları ise, Ceyhan nehri alüvyonları altında kaybolmuştur.

 

Karataş Magarsus şehrin yerleşim planı

MAGARSUS ANTİK KENTİ

Yeri:

İlçe merkezinin batısında bulunan bu antik kent, ilçe merkezine 4 km batısında, Fener Burnu denilen bölgede Dört direkli mevkiindedir.

Neden “Dört direkli” denmektedir?

Çünkü Bizanslılar tarafından yapılmış olan kiliseye Türkler “Karakilise” demişler, ardından savaşta bu kilise yanınca “Yanıkkilise” diye adlandırılmıştır.

Bugün, burası herhangi bir kalıntı olmasa da “Dört Direkli” mevki olarak bilinir.

Peki “Kara kilise” nedir? Yine eski dönem yazarlarından Bağdatlı Ahmet yazdıklarına göre “Söylendiğine göre Kara Kilise Rumlar tarafından siyah taşlarla yapılmıştır. Burada harap olan şeyler arasında bir de kale vardır. Harun Reşit, Karataş’ın imarını, tahkimini ve iskanını emir eyledi ve buradaki mücahitlerin tahsisatına zam yaptı” İbn-ül Adim’in söylediklerine bakalım “Kara kilise veyahut Yanık kilise denen bu şehir eskidir.

Rumlar tarafından siyah taşlarla bina edilmiştir. Sonradan yine onların hücumuyla yıkılmıştır ki, bundan dolayı kendisine Yanık Kilise denmiştir. Şimdi harap bir vaziyettedir. Burası aslında bir kale imiş, deniz kenarındadır. Eski şehir de siyah taşlarla Rumlar tarafından bir tepe üzerinde kurulmuş olup içinde bir kalesi vardır ki bu da haraptır.”

Akdeniz’e girinti yapan bir burun üzerine kurulmuştur.

Denizden yüksekliği 20-50 metre civarında değişen bu tepelik bölge, yöredeki en yüksek yer konumundadır.

Ayrıca Akyatan ve Ağlatan gölleri arasındaki yaklaşık 12 km lik alan boyunca denize paralel olarak uzanmaktadır.

 

Şehrin ismi:

Şehrin ismi; buradaki tapınakta rahibelere verilen Magarsiya isminden türediği düşünülmektedir.

Antik dönem yazarlarından: Strabon, Mela, Plinius, Arrianos ve Pausanias gibi yazarların eserlerinde adı geçen şehir: tarihin farklı dönemlerinde Mallos, Pyramos kıyısındaki Antiokheia, Kara (veya yanık) Kilise, Od kalesi ve Dört Direkli isimleriyle anılmıştır.

 

Önemi:

Antik Magarkos kenti, liman aracılığıyla ticaret yapılmasını kolaylaştırması ve Ceyhan nehri kıyısında kurulmuş olan Mallos, Mopsouhestia (Misis) kentlerinin deniz bağlantısını sağlamış olması açısından, stratejik öneme sahip olmuştur.

Doğal limana sahip olan bu kentte artan ticaret ilişkileri nedeniyle ilerleyen dönemlerde dalgakıranların eklenmiş olduğu ve limanın genişletildiği bilinmektedir.

Magarsus kentinin kalesinin sağ batısında, Ceyhan nehrinin denize döküldüğü ve ticari yük gemileri, Magarsus denetiminde kalenin dibindeki batı kenarından Ceyhan nehrine girerek, bugünkü Kızıltaha köyünde yer alan antik Mallos kentine ulaşarak, getirdikleri yağ, şarap, sabun ve zeytini satıp, burada da tahıl, baharat, ipek ve canlı hayvan taşınmış olduğu tahmin edilmektedir.

 

Tarihi Süreç:

Şehir, MÖ 5’nci yüzyıldan itibaren: Syennesis Hanedanlığı, Pers İmparatorluğu, Makedonya krallığı, Seleukos krallığı, Ptolemalos krallığı, Roma imparatorluğu, Abbasi devleti, Ermeni krallığı ve Osmanlı imparatorluğunun hakimiyetinde kalmıştır.

Şehir, özellikle Roma döneminde önemli bir liman kenti olmuştur.

Roma İmparatoru Elagabalus (MS 218-222) döneminde Coloniae unvanı alan Mallos/Magarsus, MS 260 yılına kadar bir Roma kolonisi olarak kalmıştır.

Seleukos kralı IV Antiokhos döneminde, Magarsos ilk kez şehir statüsü elde eder.

Karataş’ta bulunan bir yazıt üzerindeki “Magarsos halkı” ifadesi değerlendirildiğinde, Karataş-Magarsos eşitlemesi yerindedir.

Roma imparatoru Elagabalus (MS 218-222) döneminde “Coloniae” unvanını alan Mallos/Magarsus MS 260 yılına kadar bir Roma kolonisi olarak kalır.

Geç Roma döneminde ise MS 4 ncü yüzyıldan itibaren bir Piskoposluk merkezi olmuştur.

MS 964 yılında Bizans İmparatoru II Nikephoros Phokas’ın (MS 912-969) bölgesi Abbasilerden geri almak için düzenlediği sefer sırasında yakılıp yıkılan kent, sonraki dönemlerde bir daha eski günlerine dönmemiş ve küçük bir liman yerleşkesi olarak varlığını sürdürmüştür.

Piri Reis:

Magarsus kalıntıları ve kalesi, Piri Reis’in kitabında Od Kalesi ve Osmanlı belgelerinde Vanir kababası adıyla geçmektedir.

 

Bir heykel:

Bir balıkçı tarafından, 1980 yılında balık avı için suyun dibine daldığında, suyun dibinde gördüğü ve günümüzde Adana Bölge Müzesinde sergilenen bronz heykel, Magarsus sanatının hangi düzeyde olduğu hakkında bilgi vermektedir.

Heykelin MÖ 1 ve MS 2 nci yüzyıllara ait olacağı düşünüldüğünden, MÖ 1 nci yüzyılda Eyalet Valiliği yapan Çiçeron a ait olma ihtimali de düşünülmektedir.

 

KENTİN YERLEŞİMİ VE GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

Magarsos antik kentine yönelik 1899 yılında Gewond Alisan tarafından yapılan ilk plan çalışması olarak tanımlanabilecek haritada: kentin orta bölümünde tapınak ile batı surları arasında kısa çizgilerle tanımlanan deniz ve kara yönünde oluşturulmuş surlara ilişkin izler görülmektedir.

Magarsos arkeolojik Sit alanı toplam 158 hektardır.

Magarsos antik kenti planlama alanı içerisinde, korunması gerekli anıtsal yapılar kimliğine sahip sur kalıntıları, tonozlu yapı, tiyatro, hipodrum, Bizans ve Osmanlı hamamı, sarnıçlar, çıkarılmış mezar odaları ile nekropol ve tanımlanamayan iki yapı kalıntısı olmak üzere toplam 11 yapı dışında herhangi bir yapılaşma bulunmamaktadır.

Kıyılar ise dalışa yasak bölge olarak ilan edilmiştir. Kentin bu yönünde denize düşmüş surlar ile antik limana ait olduğu düşünülen kalıntılar mevcuttur.

Doğu, batı ve kuzey yönlerinde, kara surları ve Sit alan sınırları ile örtüşen alanın kuzeybatı ve güneydoğusunda iki ayrı tatil sitesi, kuzeydoğusunda küçük ölçekli bir çiftlik yapısı antik Magarsos kenti ile sınır oluşturmakta ve kenti çevrelemektedir.

Alanda yapılan çalışmalarda, sit alanı sınırlarını da oluşturan surların dışında, yerleşimin varlığına dair herhangi bir arkeolojik kalıntıya şimdilik ulaşılmamıştır.

Magarsos antik kentinde genellikle tek katlı olan tonozlu yapı ve hamamlar ile nekropol alanında bulunan mezar odasında olduğu gibi, tonoz örtülü bu yapıların günümüze ulaşamayan tapınağın mimari özelliklerini söyleme olanağı bulunmamaktadır.

Magarsos yerleşiminde anıtsal yapıların ve yapı kalıntılarının kat durumun incelendiğinde, alandaki yapıların tümünün tek katlı olduğu görülmektedir.

Günümüzde sadece bulunduğu alandan dolayı Nekropol olarak nitelendirilen alan dışında, yapıların plan şemaları da toprak altında veya kalıntı olmaları nedeniyle okunamamıştır.

Anıtsal yapılar arasında plan şeması kısmen anlaşılabilen yapılar tiyatro, Osmanlı hamamı olarak tanımlanan yapı ve nekropol alanındaki mezar odasıdır.

Bu yapılardan planı en net okunabilen tiyatro, Klasik Helen tiyatro şemasını yansıtmaktadır.

Plan şeması net biçimde okunamamakla birlikte, tonoz örtülü ve iki eyvanlı olduğu anlaşılan Osmanlı Hamamı, erken Roma dönemine tarihlenmektedir.

Mezar odasının ize, üzeri tonozla örtülü kare bir mekan olmasının yanı sıra, duvar diplerindeki mezar yuvalarıyla tipik Roma dönemi mezar yapıları plan şemasına sahip olduğu söylenebilir.

 

MAGARSOS ANTİK KENTİNDE KORUMA ALTINA ALINAN ANITSAL YAPILAR:

Antik kentin güney bölümünün bir kısmını kaplayan alanda: 1 tiyatro, 1 hipodrum ve tanımlanamayan tonozlu bir yapı bulunmaktadır.

Diğer bölümde ise, sur kalıntıları, 2 hamam, 2 sarnıç, tanımlanamayan 2 yapı kalıntısı ve mezar odalarını da içeren 1 nekropol bulunmaktadır.

 

DENİZ VE KARA SURLAR VE KÜÇÜK KALE OLARAK TANIMLANAN KULE:

Magarsus sayısız akınlara uğradı, işgallerden kurtulamadı. Fenike, Rodos, Girit, Venedik, Ceneviz ve Portekiz filolarının uğrak yeri olan Magarsus’un görkemli kale duvarlarından bugün geriye pek az şey kalmıştır. Çünkü antik şehri, savaş ve işgallerin yanı sıra büyük depremlerden de nasibini aldı.

Evet, yerleşimde yapılan incelemelerde yüzeyde görüldüğü kadarıyla kuzey hattı boyunca devam eden yükselti, kuzey ve kuzeybatı yönünde yer alan sur kalıntılarının büyük ölçüde sağlam olduğu düşünülmektedir.

Surların, batı, kuzeydoğu ve doğu bölümü ise net biçimde algılanmaz.

Güneydoğu yönünde sur sistemi, Küçük Kale olarak tanımlanan mevcut kulesi ile birlikte yüzeyde görünmekte iken, güney yönünde bulunan deniz surlarının günümüze ulaşmış kısımlarının oldukça tahrip olduğu görülmektedir.

Magarsos antik kentinin, en geniş sınırlarının mevcut sur sistemi dahilinde olduğu bilinmekle birlikte, sur dışındaki yerleşimin varlığına dair herhangi bir arkeolojik kalıntıya ulaşılamamıştır.

Günümüzde insan eliyle veya doğa olayları ile tahrip edilmiş olan ve bütünsellik göstermemesi nedeniyle, yüksekliği ve uzunluğu tespit edilemeyen özellikle kuzey yönündeki sur kalıntılarının arazinin sürekli işletilmesi etkisi ile, toprak altında kaldığı görülmektedir.

1899 yılında hazırlanan kent planında: Karataş Burnu’nun doğu ve batısında, V şeklinde 5 kule ile desteklenen surların tanımlanmış olmasına karşılık, yerleşimin kuzeydoğu yönünde yer aldığı düşünülen iki kuleden sadece bir köşe kuleye yer verilmiştir.

Roma döneminde inşa edilen surların, günümüze ulaşan bölümlerinden de anlaşılacağı üzere, taban seviyesinde kesme blok taşların kullanıldığı ve surların sahip olduğu burç sayısının zaman içerisinde yapılacak kazılarla tespit edileceği anlaşılmaktadır.

 

HİPODROM

Alisan ın planında yeri belirtilmemiş olan Hipodrom, I Derece Sit alanının güneyinde ve deniz kenarında yer alan hipodromun tamamının, toprak altında olduğu ve yapının zemini ile arazinin doğal zemini arasında kot farkı olduğu için algılanamamıştır.

Geç Roma döneminde yapıldığı düşünülen ve kuzeybatı-kuzeydoğu doğrultusunda konumlandırılmış yarım daire plan şemasına sahip hipodrom amfisinin kuzeybatı yönünde yer alan oturma sıraları, arazi eğimi nedeniyle algılanamamıştır.

Buna karşılık hipodromun kuzeydoğu bölümünde sahne ve sahne gerisine (skene) ait büyük boyutlu blok taşlara rastlanmaktadır.

Yapının bulunduğu alanda günümüzde tarım yapılıyor ve bu yüzden hipodrom alanı tahrip edilmektedir.

Karataş Magarsus Tiyatro
TİYATRO:

Magarsus antik kentinde, günümüzde açığa çıkarılan en önemli eser 2500 yıllık antik tiyatrodur.

I Derece Sit alanı içindeki Hipodromun doğusunda bulunan tiyatro yapısı, Alisan tarafından 1899 yılında hazırlanan Magarsos kent planı paftasında, belirgin bir şekilde işlenmiş ve tiyatro olarak belirlenmiştir.

Tiyatro için, 1988 yılında başlatılan kazı çalışmaları, 1997 ve 2013-2014 yıllarında sürdürülmüştür.

Tiyatro için 1997 yılında yapılan kazılarda yapı temellerinde kalker taşı, orkestra kısmında da kısmen mozaik kaplama kullanıldığı tespit edilmiştir.

Helenistik döneme ait tabak, kaseler, Roma dönemine ait çeşitli cam şişe parçaları, MÖ 4’ncü yüzyıldan başlayarak MS 9’ncu yüzyılda Bizans dönemine kadar kullanılmış sikkeler bulunmuştur.

2013-2014 yılı kazılarında ise tiyatro yapısının toprak altında bulunan amfi (cevea) bölümü büyük ölçüde açığa çıkarılarak, güney yönüne bakan bir yamaca yaslanmış ve sahne ve sahne gerisi (orkestra ve skene) bölümleri ise kazı çalışmalarının sürdürülememesi nedeniyle toprak altında bırakılmıştır.

Tiyatro kazılarında ortaya çıkan cam şişe parçaları, yapının Roma dönemine tarihlenmesini sağlarken, sikke buluntuları da tiyatronun sonraki dönemlerde Bizanslılar tarafından da bir süre kullanıldığını göstermektedir.

Evet tiyatronun genişliği 30 metre ve uzunluğu 150 metredir. Yaklaşık 3 bin kişi kapasitelidir.

Helenistik dönemde, denizin hemen kenarında bir tepeyi oymak suretiyle, arazinin doğal eğiminden yararlanılarak ve yerel kireçtaşı bloklar kullanılarak inşa edilmiştir.

Tiyatronun en dikkat çekici özelliklerinden biri, deniz kıyısına bu kadar yakın olması ve günümüzde de hala Akdeniz’den gelen esintiler eşliğinde tarihi atmosferin hissedilmesidir. Yani, bu tiyatro, antik dönemde deniz manzaralı yapılmış tek tiyatrodur.

 

SARNIÇLAR:

Antik kentin III Derece Sit alanı bölgesinde sarnıç olduğu düşünülen, birbirinden bağımsız iki yapı bulunur.

A Sarnıcı:

Tamamı planlama alanı olan Magarsos antik kenti içinde ve kentin kuzeybatı bölümünde bulunan, günümüzde tamamen toprak altında olduğu için plan şeması, sarnıcın üst örtüsü, kullanılan malzeme ve ölçüleri de çözümlenememiştir.

İzlerden okunabilen kısımlardan Roma döneminde yapılmış kare formda bir yapı olabileceği düşünülür. Sarnıcın kesme taşlarla inşa edildiği bilinmektedir.

 

B Sarnıcı:

Kentin yaklaşık olarak merkezinde, Osmanlı ve Bizans hamamlarına yakın bir mesafede bulunan, diğer alanlara kıyasla daha küçük kotta yer alan ve dikdörtgen şemalı olduğu gözlenen kalıntının, Roma döneminde yapılmış bir sarnıç olduğu düşünülmektedir.

Günümüze sadece bir duvarı ulaşabilen yapının özgün boyutlarının, işlevinin ve plan şemasının temel seviyesini açığa çıkaracak bir arkeolojik k azı ile tespit edileceği anlaşılmıştır.

Günümüze ulaşan kalınlığı 50-65 cm ve uzunluğu 4-8 metre olduğu düşünülen tek duvar kalıntısında kullanılan kesme taş ve tuğla malzeme, yapının yığma  teknikle inşa edildiğini gösterir.

 

HAMAMLAR:

III Derece sit alanı içinde iki farklı hamamdan kalma olduğu düşünülen, birbirinden bağımsız iki ayrı kalıntı bulunmaktadır.

İlk kalıntının malzeme ve malzeme kullanım tekniğinden hareketle, Osmanlı döneminde yapılmış bir hamamdan kalmış bir bölüm, bu hamama çok yakın mesafede bulunan diğer kalıntının ise Bizans döneminde yapılmış bir hamam kalıntısı olduğu söylenebilir.

 

Osmanlı Hamamı:

Hamam antik kentin yaklaşık olarak merkezinde, diğer alanlardan daha küçük kotta yer almaktadır.

Hamamdan kalma kalıntı, Bizans dönemi hamam kalıntısı olduğu düşünülen yapının yaklaşık 20 m kuzeybatısındadır.

Günümüzde tamamen toprak altında olması nedeniyle plan şeması ve cephe unsurları anlaşılamayan hamam, arazi zeminiyle arasında oluşan kod farkından dolayı bir höyük görüntüsü vermektedir.

Mevcut duvar kalıntılarından kesme taş malzeme ile yığma tekniğiyle inşa edildiği anlaşılan hamamın içine girilebilen küçük bir bölümde, beşik tonozla örtülü iki eyvan tespit edilmiştir.

Hamamın yakınında bulunan ve Erken Roma dönemine tarihlenen yazıtlı bir heykel kaidesinin ortaya çıkartılması sırasında ağır tahribata uğradığı anlaşılmaktadır.

Bu nedenle hamamın yapım tarihinin tespit etme imkanı bulunmamaktadır.

 

Bizans Hamamı:

III Derece arkeolojik sit alanı içindeki kalıntı, kentin yaklaşık olarak merkezinde, diğer alanlardan daha düşük kotta ve Osmanlı hamamı olduğu düşünülen yapıya kuzeydoğu yönde yakın konumdadır.

Günümüze sadece bir duvarı ulaşabilmiş olan yapının özgün boyutlarının, işlevinin ve plan şemasının temel seviyesini açığa çıkaracak bir arkeolojik kazı çalışması yapılmamıştır.

Mevcut duvar kalıntısından, kesme taş ve tuğla malzeme ile yığma tekniğiyle inşa edildiği anlaşılan yapının Bizans döneminde yapılmış bir hamam olabileceği düşünülmektedir.

 

TAMAMLANMAYAN YAPI KALINTILARI:

Magarsos antik kenti içinde işlevi tanımlanamayan ve tonozlu yapı kalıntısı olarak isimlendirilen yapı kalıntıları bulunmaktadır.

 

Tonozlu Yapı Kalıntısı:

Yapı kalıntısı Hipodromun üst kısmındadır.

Günümüzde neredeyse tamamı toprak altında olan ve tonozlu üst örtüsünün bir kısmı toprak üzerinde olduğu için tonozlu yapı kalıntısı olarak isimlendirilen kalıntı, arazi zeminiyle arasında oluşan kot farkı nedeniyle bir höyük görünümündedir.

Plan şeması ve cephe özellikleri anlaşılamayan yapının duvar kalıntılarından, kesme taş ile yığma tekniğiyle inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Yapının içine girilebilen küçük bir bölümü, dikdörtgen planlı tonozlu bir mekandan ibarettir.

Kalıntının Geç Roma döneminde yapılmış ve yakındaki Hipodrom yapısıyla ilişkilendirilebilecek bir yapı olduğu düşünülmektedir.

 

A Yapı Kalıntısı:

Athena Magarsia Tapınağının güneyindedir.

Arazi zeminiyle arasında oluşan kot farkı nedeniyle daha düşük kotta yer almaktadır.

Osmanlı ve Bizans hamamlarına kuzey yönde çok yakın mesafede bulunan A yapı kalıntısı, günümüze sadece bir duvarı ulaşabilmiş olan yapının özgün boyutlarının, işlevinin ve plan şemasının temel seviyesini açığa çıkaracak bir arkeolojik kazı ile tespit edilmesi mümkün olacaktır.

Mevcut duvar izlerinden kesme taş ve tuğla malzemeden, yığma tekniğiyle inşa edildiği anlaşılan kalıntının, Athena Magarsia Tapınağına yakın konumda olması, bu izlerin tapınağa bağlı bir yapıdan kalma olabileceğini düşündürür.

Bu durum dikkate alındığında, yapının tapınakla eş zamanlı veya tapınağın inşasından önce ya da sonra inşa edilmiş olabileceğini düşündürür. A yapı kalıntısı, Roma döneminde inşa edilmiş olmalıdır.

 

B Yapı Kalıntısı:

Kuzeybatıdaki sarnıcın güneyindedir.

Günümüzde tamamen toprak altında olan kalıntı, arazi zeminiyle arasında oluşan kot farkından dolayı bir höyük görüntüsü vermektedir.

Plan şeması ve cephe özellikleri anlaşılamayan yapı kalıntısına ait duvar izinden, yapının kesme taş ve tuğla malzemeden yığma tekniğiyle inşa edildiği anlaşılmıştır.

İşlevi bilinmediği için tarihlendirilmemiştir. Kullanılan malzeme ve malzeme tekniğine göre Roma döneminde inşa edilmiş olmalıdır.

 

NEKROPOL

Magarsos antik kentinin kuzey ve kuzeybatı bölgelerinde sınırları ve büyüklüğü tespit edilmekle birlikte, geniş bir alana sahip olduğu düşünülen Nekropol bulunmaktadır.

Üzerinde kaçak kazılar dışında herhangi bir bilimsel kazı çalışması yapılmamıştır.

Tarımsal faaliyetler sonucu, ölçüleri tam olarak anlaşılamayan bir lahit kapağı bulunmuştur.

Nekropol alanında kaçak kazılar ile tahrip edilen yaklaşık 1.65 x 4 m ölçülerinde, üzeri tonoz örtülü adı bilinmeyen bir mezar odası tespit edilmiştir.

Plan şeması, malzeme, ölçü ve malzeme kullanım tekniklerine bakılarak mezar odasının Roma dönemine ait olduğu düşünülür.

 

ATHENA MAGARSİA TAPINAĞI:

Günümüze ulaşamamış olan ve Alisan ın 1899 tarihinde yapmış olduğu Magarsos kent planında, tiyatronun kuzeyinde hafif eğimli bir alanda gösterilen tapınak, Roma dönemine tarihlenir.

Tiyatronun 200 m kuzeyindeki yüzey taramalarında, tapınağa ait altyapı, üstyapı ve sütun parçaları bulunmuştur.

Tapınak alanında ortaya çıkarılan Roma dönemi sikkeleri üzerinde betimlenen yapının tapınak olabileceği düşünüldüğünden, Athena Magarsia Tapınağının iki odalı ve tonozlu bir yapı olduğu söylenebilir.

Yapının Roma sikkelerinde betimlenmiş olması tapınağın Erken ve Geç Roma dönemi aralığında yapılmış olabileceğini düşündürür.

Yapım tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, Mallos kentinin MÖ 4 ve 5 nci yüzyıllarda Kilikya da kendi sikkelerini basan kentlerden birisi olduğu da bilinmektedir.

Mallos gibi Tarsos, Solai, Issos, Nagidos, Kelenderis ve Kilikya  kentlerinde MÖ 450 ile 323 yılları arasında çeşitli staterlerin basılmış olması bu savı desteklemektedir.

Evet yerel bir tanrıça olan Athena adına Magarsia’ya adanmış olan tapınak, Helenistik dönemde tüm Doğu Akdeniz’deki en önemli kehanet merkezlerinden birisidir.

Yöredeki insanlar ve deniz aşırı yerlerden gelenler, burada konaklıyor, dua ediyordu. Yani bir nevi istişareye yatıyorlardı. Gece gördükleri rüyaları tanrılardan gelen mesaj olarak kabul edip, rahiplere anlatıyorlar, onların yorumlarını dinliyorlardı.

Tapınağın yaklaşık 14 metre yükseklikte olduğu düşünülüyor. Tapınağın temel kısmında bir “kara taş” bulunduğuna ilişkin bilgiler olduğu, Karataş ilçesinin adının buradan geldiği tahmin ediliyor.

Antik dönem yazarlarından Arrianos’un aktardığına göre: Büyük İskender, Perslerle yapacağı İsos savaşından önce, MÖ 333 yılında, Ceyhan nehri üzerine bir köprü yaptırmış, Soli’den Megarsus a yürümüş ve oradan Athena Megarsis e ve şehrin efsanevi kurucusu Amphiaraos oğlu Amphilochus a kurban adamıştır.

Tapınağın; Roma İmparatorluğu döneminde, Hıristiyanlığın kabulünün ardından kilise olarak kullanıldığı belirtilmektedir.

Evet sonuç olarak bu önemli tapınak, günümüzde henüz gün yüzüne çıkarılamamıştır.

 

MAGARSUS LİMANI

Liman, Magarsus antik kentini barındıran ve Fener Burnu olarak bilinen oluşumun doğu yakasındadır.

Burada Magarsus antik kentinin limanı tespit edilmiştir.

Ancak limana yönelik herhangi bir çalışma yoktur.

Bu yüzden Magarsus limanının teknik detayları bilinmiyor.

Kent merkezinden limana doğru, diğer bölgelerdeki keskin falezlerin aksine hafif eğimli bir topoğrafik yapı söz konusudur.

Bu durum limana ulaşımı kolaylaştırmaktadır.

Ayrıca denizden gelindiğinde kente geçişe imkan vermektedir.

Kuzeyden başlayıp güneye inan bu yamaca yerleştirilen limanın kara tarafında, maalesef herhangi bir özgün mimari kalıntı görülmemektedir.

Bu bölgede, limanın hemen kuzeyinde betonarme bazı yapılar yapılmış ve bu yapılara yönelik bahçe düzenlemeleri ve teraslar bulunmaktadır.

Limanın kara yönünde muhtemel kalıntıların bu uygulamalar sırasında tahrip edildiği veya bu inşaatların altında kaldığı düşünülür.

 

Mendirekler:

Magarsus limanındaki mendirek ve/veya dalgakıranların günümüze ulaşabilen kısımları tespit edilememiştir.

Doğu Mendireği ve Batı Mendireği olarak adlandırılan iki temel unsuru bulunan bu liman, kısmen doğal sebepler, kısmen de insan müdahalesiyle tahrip olmuştur.

Bu iki mendirek birbirine belli bir açıyla yaklaşan ve eksenleri kesişen bir yapıya sahiptir.

Her iki mendireğin ucu arasında, gemilerin giriş ve çıkışlarına imkan verecek şekilde yaklaşık 25 metrelik bir giriş açıklığı bırakılmıştır.

 

Doğu Mendireği:

Magarsus limanının iki ana bileşeninden biri olan Doğu Mendireğinin üzerinde, bugün kısmen yıkılmış niteliksiz betonarme bir iskele bulunmaktadır.

Bu betonarme iskele, büyük oranda antik mendireğin üzerine oturtulmuştur.

Bu iskele yapılırken, antik mendireğe kısmen zarar vermiştir.

Limanın hemen kuzeyinde bulunan birkaç modern yapı yapılırken, bu iskelenin de o yapılara hizmet vermek üzere inşa edildiği kesindir.

Bugün doğu mendireğinin liman içine bakan yüzü, kumluk plaja kadar izlenebilmektedir.

Mendireğin limanın içine bakan yüzü ölçüldüğünde yaklaşık 35 metrelik bir uzanım görülürken, limanın dışına bakan doğu yüzü esas alınarak yapılan ölçümlerde 60 m lik bir uzanım görülmektedir.

Bunun temel nedeni, limanın dışına bakan yüzünde malzeme birikimi olmasıdır.

Mendireğe ait döşeme taşları yer yer izlenebilmektedir.

Ancak bunlar da tahrip olmuştur.

Doğu mendireğine ait malzemenin su üzerine pek çıkmadığı, genellikle suyun 0-20 cm altında olduğu, yer yer ise daha derinlere doğru indiği görülmektedir.

Betonarme iskelenin yapımı sırasında, yüzeydeki malzemenin zemin tasfiyesi amacıyla alınmış veya sökülmüş olma ihtimali yüksektir.

Ancak betonarme iskelenin ayakları arasındaki boşluklarda bile özgün döşeme taşları rahatlıkla görülebilmektedir.

İzlenebilen döşeme taşlarının kireçtaşı özelliklerini yansıttığı söylenebilir.

Ölçülebilen döşeme taşlarının ortalama boyutu 50 x 100 cm dir.

Mendireğin uç kısmında ise, görece olarak daha büyük boyutlu taşlar kullanılmıştır.

Mendireğin uç kısmı, suyun sert baskısını hafifletmek için hafifçe yuvarlatılmıştır.

Böylece mendirek ucu hem güçlü bir statiğe sahip olmuş hem de verilen dönüş sayesinde yumuşak bir tasarıma dönüşmüştür.

Mendireğin üst yüzeyindeki eni yaklaşık 5 m iken, sualtında görünen tabana yayılım yaklaşık 12 metredir.

 

Batı Mendireği:

Limanın bir diğer ana bileşeni Batı Mendireğidir.

Doğu mendireği ile arasında kara yönünde yaklaşık 50 metrelik bir mesafe bulunmaktadır.

Batı mendireği, kumsaldan itibaren – 20 cm kotunda başlamakta ve daha sonra yer yer su yüzeyine çıkmaktadır.

Başlangıç noktasından itibaren kireçtaşı olma olasılığı yüksek, kesme taş malzeme kullanılarak yapılmış döşemeler görülebilmektedir.

Doğu mendireğine oranla daha uzun bir yapıya sahip bu mendireğin devamında da düzgün kesme döşeme taşları yer yer izlenmektedir.

Batı mendireğinde, modern çağda herhangi bir insan müdahalesi olmamıştır.

Mevcut deformasyon büyük oranda su yükselmesi ve bu baskısı, fırtına, tektonik veya dip hareketleri gibi doğal sebeplere bağlı olarak oluşmuş olmalıdır.

Doğu mendireğinin düz bir hat üzerinde uzanmasının aksine, Batı merdireği, karadan itibaren denize doğru 15 metre uzandıktan sonra yaklaşık 45 derecelik bir açıyla sola dönmekte ve doğu mendireğinin ucuna doğru 55 m boyunca uzanmaktadır.

Bu dirsek oluşumu, bu tarafta asıl mendireğin büyük oranda karadan alüvyon akışı ile denizden gelen kum birikmesi sonucu toprak/kum altında kaldığı ve mendireğin sadece 15 m lik kısmının suya doğru uzandığı, 55 m lik geri kalan kısmın ise dalgakıran olarak tasarlandığı ihtimalini ortaya koymaktadır.

 

ADALAR-DYDİMAE

Kıyıdan yaklaşık 1 km açıkta yer alan, halk arasında Gavur Adası ve Türk Adası olarak bilinen iki adacık bulunur.

Antik dönem denizcilik kaynaklarında, Didymos adıyla bölgede duraklanabilecek bir liman olarak tanımlanan bu adalara, 19’ncu yüz yılda bile kıyıya yanaşamayan gemilerin yanaştığı bilinmektedir.

 

DOĞU ADASI

Bu ada, kıyıdan yaklaşık 1.1 km açıktadır.

Batısında bulunan diğer adayla olan mesafesi ise 500 m civarındadır.

Adanın yüzeyinde herhangi bir yerleşim izinin yanı sıra bitki örtüsü veya toprak da bulunmamaktadır.

Tamamen kayalık bir yapıda olan Doğu adasının deniz seviyesinden yüksekliği 1.5 m dolaylarındadır.

Ancak ada üzerinde yapılan araştırmada, adanın tamamen antik taş ocağı olarak kullanıldığı, bu sebeple ada yüzeyinin yer yerdeniz seviyesine ve altına indiği görülmüştür.

Ada yüzeyini oluşturan kütlesel kayalık oluşum, farklı ebatlardaki antik yapı taşı elde edilecek şekilde kesilerek buradan inşa malzemesi elde edildiği anlaşılmaktadır.

Yer yer büyük blok taş olacak şekilde malzeme kesilirken, yer yer bölge için standart denilebilecek 50 x 100 cm boyutlarında taş alınmıştır.

Bunun sonucunda bazı bölgelerde geniş boşluklar oluşmuştur.

Bu ada üzerinde de bitirilmeden bırakılmış taş yerleri ve formları rahatlıkla görülmektedir.

Adanın anakaraya bakan ve korunaklı kuzey kıyısında, bir kaya üzerinde palamar deliği görülmüştür.

Bu palamar halkası, antikçağdan yakın çağa kadar adanın gemiler için yanaşabilecekleri ve kullanılan bir yer olduğu bilgisini teyit eder.

Palamar babası, dik bir kayalık çıkıntıya oyulmuştur.

Palamar halkasının çapı yaklaşık 13 cm civarında, derinliği ise 15 cm civarındadır.

Halkanın bulunduğu noktadaki düz kayalık sahil, bir platform işlevi görerek, adaya yanaşan gemilerin buradan çıkarılan malzemeyi rahatlıkla bindirmelerine de olanak sağlayacak niteliktedir.

 

BATI ADASI

Bu ada, Doğu Adasının 420 m batısında, modern Karataş limanının dalgakıran ucuna ise 350 m uzaklıktadır.

Anakaraya olan uzaklığı 600 m civarında olan Batı adası, ortalama 7500 m karelik bir alanı kaplar.

Ada yüzeyinin deniz seviyesinden yüksekliği, orta bölgelerde azami 1 m dolaylarında, kenarlarda ise deniz seviyesindedir.

Ada üzerinde yaz aylarında restoran olarak kullanıldığı öğrenilen bir niteliksiz yeni yapı bulunmaktadır.

Bu adanın yapısı, yakınındaki Doğu Adasından çok za bir farklılık göstermektedir.

Adanın kuzey kıyısı kısmen kumsaldır.

Ada yüzeyi tamamen kayalık olup buradaki kayalığın da bölge morfolojisiyle uyumlu bir şekilde kireçtaşı olduğu görülür.

Batıdaki ada üzerinde yapılan incelemelerde, yapı elamanları görülmüştür.

Ada yüzeyinde çeşitli boyutlarda ve formlarda olan ve ada yüzeyine dağılmış yapıtaşları vardır.

Bunların en belirgin özelliği renkleri ve taş ürünüdür.

Bu taşlar, bölgenin malzemesinden farklı olarak açık renge sahiptir.

Bu guruptaki taşların gri ve kahverengi tonlarındaki kireçtaşından ziyade mermer benzeri bir kaya türünden üretildikleri anlaşılmaktadır.

Beyaz renkli mermer yapı taşları incelendiğinde, yuvarlak veya kavisli bir yapının inşasında kullanılmış olmaları muhtemeldir.

Taşların çoğunun kullanıldıkları yapıda, yuvarlak bir hat oluşturacak şekilde tasarlandıkları açıkça görülmektedir.

Yine taşlar neredeyse tümünde hem kenet hem de zıvana izler görülmektedir.

Modern yapının önünde, aynı renk ve malzemeden üretilmiş iki adet sütun başlığı görülmektedir.

Bu başlıklarda zıvana yuvaları ve akıtma kanalları açıkça görülmektedir.

Adadaki bir diğer gurup yapı kalıntısı ise, kısmen yıkılmış, kısmen de iyi durumda olan taş sırasıdır.

Adanın batı ve kısmen kuzey yönünde bulunan bu taş sırası, adanan bu yönde kıyı çizgisini de oluşturmakta ve düşük kotlu bu kısımlara suyun geçişini engellemektedir.

Bu duvar kalıntısı, bir mekan oluşturmaktan çok bir alanı çevrelemek veya korumak için inşa edildiği açıktır.

Adanın üzerinde herhangi bir yerleşim izi yoktur.

Zaten büyük oranda kayalık olan ada yüzeyinde yerleşime ilişkin muhtemel temellerin toprak altında kalması gibi bir durum söz konusu değildir.

Bu nedenle adanın sürekli yaşama imkan sağlayacak kalıcı bir yerleşim yeri olmadığı düşünülür.

 

Adana Karataş Akdeğirmen

AKDEĞİRMEN

Kızıltahta mahallesinde ve Ceyhan nehri üzerinde kurulmuştur.

Roma mimarisiyle yapılmıştır. 1700 yıl önce Roma döneminde inşa edilen Akdeğirmen’de yerel halk tarafından 1960 yılına kadar buğday unu üretildiği ancak daha sonra değirmenin bakımsızlığı nedeniyle kapandığı söyleniyor. Ama neden kapanmış, çevre köylerden gelenler değirmen yapısının tahta ve demirlerini yağmalamışlar, ardından da yapıyı yakmışlar. (yangın izleri bugünde görülmektedir.)

Değirmen kısmı iki katlıdır. Altında bulunan köprünün, sadece nehrin karşı tarafından ayakta kalmış 4 gözü görülebiliyor, yani yıkılmış.

Evet Akdeğirmen ve değirmene giden yol üzerindeki köprü günümüzde bakımsızlık nedeniyle harap halde, yani buraya gidip görmek isterseniz, beklentiniz çok olmasın. Çünkü köprünün kötü olması nedeniyle, aracınızı bırakıp, değirmene ulaşmak için bir süre yürümeniz gerekiyor.

Adana Karataş Yedi Kardeşler Türbesi ve Anıt Ağaç

YEDİ KARDEŞLER TÜRBESİ VE ANIT AĞAÇ

Yöre halkının çok tanrılı dine inandığı dönemde, 6 kardeş, halkı tek tanrılı dine inanmaya davet eder. Ancak bu kardeşlere sadece 1 çoban inanır. Yöre halkı 6 kardeşi ve 1 çobanı öldürür, yedisini de palamut ormanlarının içine gömerler. Sonra halk, Allah’ın bir olduğuna inanınca, bu yedi kişi kıymete biner ve şimdiki türbelerini yaparlar. Bundan dolayı, buraya yedi kardeş ziyareti denir.

Anıt ağaç yaklaşık 500 yıllıktır.

Adana İmamoğlu

Adana İmamoğlu


Adana ilinin en yeni ilçelerinden birisidir. Buradaki yaşam, tamamen tarım ile orantılıdır ve özellikle pamuk üretimi yaygındır. Bunun yanında, İmamoğlu ilçesinde, tarihi ve turizm yönünden ilginizi çekebilecek herhangi bir yer veya kalıntı bulmanız mümkün değil.

Adana İmamoğlu

ULAŞIM

Bağlı bulunduğu, Adana il merkezine 45 km. uzaklıktadır. Ulaşım açısından buranın en büyük özelliği: Adana-Kozan-Feke-Saimbeyli-Tufanbeyli kara yolu üzerinde bulunmasıdır. İmamoğlu-Kozan arasındaki uzaklık: 27 km.

Adana İmamoğlu

TARİH

İmamoğlu bölgesinin en eski yerleşim kalıntıları: Çörten köyü Pekmezci mahallesindeki “Altınini” ve Koyunevi Köyünde bulunan “Mozaik” kalıntılarıdır.

Bunlardan başka, yörenin tarihi süreç içindeki önemine ve kuruluşuna ait herhangi bir kalıntı ve bilgi bulunmamaktadır. 1965 yılında, Kozan-Adana arasındaki ulaşımın emniyeti için, yol güzergahı üzerinde bir han ve hanın yanında güvenliği sağlayacak bir emniyet teşkilatı kurulmuş ve zamanla insanların buraya yerleşmeleri sonucu, İmamoğlu ilçe merkezi ortaya çıkmıştır.

Evet, yine söylenenlere göre: günümüzdeki ilçe merkezinin daha önce “Garipler Mezarlığı” olduğu ve çevredeki göçerlerin cenazelerini buraya gömdükleri, bu mezarlık alanın bir süre sonra kaldırılarak, yerleşim yerinin açıldığıdır.

Hatta, bölgenin bir zamanlar bataklık olduğu, bol miktarda sivrisinek bulunduğu ve bu nedenle sıtma hastalığının yaygın olduğu, ancak yine de yol güzergahı üzerinde bulunması nedeniyle, buranın zamanla büyüyüp geliştiği söylenir.

Özellikle: 1936 yılında Romanya’dan gelen göçmenlerin buraya yerleştirilmeleriyle, ilçe merkezi büyümüştür. Hatta, sonraki yıllarda, çevrede Ceyhan ve Kozan ilçelerindeki Romanya göçmenleri de buraya gelerek yerleşmişlerdir.

Zaman içinde Romanya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin ve çevre il ve ilçelerden gelen yerli halkın yerleşmesiyle: burası Koyunevi köyünün bir mahallesi olur. 1940 yılında ise köy olur.

1945 yılında İmamoğlu pazarı kurulur. 1945 yılından itibaren, göçer Yörükler ve civar köylerde barınan yarı göçebe hayatı yaşayan aşiretler de, İmamoğlu’na yerleşirler. 1950 yılında, Bulgaristan’dan gelen Türk asıllı göçmenler de buraya yerleştirilir. 1964 yılında bölgede Belediye teşkilatı kurulmuştur.

Peki neden İmamoğlu ismi? Yine söylenenlere göre: biraz önce söylediğim gibi, Toroslardan doğan Çepelce deresi üzerinde kurulan Köprübaşı’nda, konaklamak için bir han yapılmıştır. Bu han: Kör İmam isimli bir kişi tarafından yapılmıştır ve yöre bu yüzden “İmamoğlu” ismini almıştır.

Adana İmamoğlu

GENEL

İlçenin genel coğrafi durumu: ovalık özellik göstermektedir. Zaten Çukurova’nın kuzey bölümünde bulunmaktadır.

İlçe merkezinin kuzey kısımları ise, yer yer tepeliklerden oluşur. Yine de geniş bölüm ovalıktır.
Yerleşim yerinin yüz ölçümü: 424 km. karedir. Bu alanın büyük bölümü tarım arazisidir.

Bölgede tipik Akdeniz iklimi egemendir ve buna bağlı olarak: yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Bitki örtüsü, genellikle makilik ve çalılıktır.

Merkezin deniz seviyesinden yüksekliği 90 metre olup, kuzeye doğru gidildikçe rakım 200 metreye kadar çıkmaktadır.

Yörede yaşayan insanların başlıca ekonomik etkinlikleri: tarımdır. Tarımda ise: buğday, ayçiçeği, mısır ve pamuk üretimi baştadır. Özellikle, pamuk üretiminin artması sonucu, bir kısım sanayi tesisi kurulması sağlanmıştır.

GEZİLECEK YERLER

İmamoğlu Altınini Yeraltı Şehri

 

ALTINİNİ YERALTI ŞEHRİ

Çörten köyüne bağlı Pekmezli mahallesindedir.

Mağara 1920’li yıllarda keşfedilmiştir. Yörede yaşayanlar tarafından, girişinde parlayan bir cisim görmesi sonrasında keşfedilen mağaraya girmeye, köyde kimse cesaret edemez.

Sonunda iki kişi bu gizemi çözmek için harekete geçer.

Dar ve karanlık geçitlerden giren ikili, gizemli bir ses duyarlar. “Altınini, altınini ……..”

Telaşla geri dönen ikili koşarken, taşların yer değiştirdiğini fark ederler. 

Hatta köy halkı mağarada altın bulunduğu efsanesini duymuştur. 

Burada 1990 yılında başlayan kazılar 1991 yılında sona ermiştir. Ardından 1991 yılından bu yana unutulmuştur. 

İmamoğlu Altınini Yeraltı Şehri

MÖ 5 yılına kadar giden bir geçmişe sahiptir. Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenmektedir. 

Bir mağaradan çok, insanların yaşadığı bir yerleşim yeridir. 

Birkaç katlı bir yapıya sahiptir. Bu katlar arasında çeşitli yaşam alanları, depo odaları ve kiliseler mevcuttur. 

Burada doğal kayanın içi oyularak, birçok mekan oluşturulmuştur.

Ayrıca bu insan yapımı kayalık mekanların dışında, tuğla ve kesme taş örgülü bir yapı kalıntısı bulunur.

Kayaçların erimesiyle taban seviyesi oldukça yükselmiştir.

Mekanların içinde yoğun kaçak kazılar yapılmıştır. Yukarıda da belirttiğim gibi insanlar bu mağarada altın olduğuna inanmaktadırlar. 

Burası günümüzde 1’nci derece Sit alanı olarak koruma altındadır.

Evet bugün burayı ziyaret edip gezebilirsiniz. Yeraltı şehrinin çeşitli alanları gezilebiliyor. 

 

Adana İmamoğlu Ağzıkaraca Köyü-Kaya Mezarları

AĞZIKARACA KÖYÜ

Ağzıkaraca köylüleri, bölgede çok fazla bulunan bir ağaca “Karaçalı ağacı” derler.

Bu ağaç mahallede bolca bulunur.

Ağzıkaraca köyü isminin bu ağaçlardan geldiği düşünülüyor.

Köy: Adana il merkezine 54 ve İmamoğlu ilçe merkezine 9 km uzaklıktadır.

KAYA MEZARLARI

Gelelim mezarlık konusuna: Ağzıkaraca köyünde, kayalık kütlenin hemen güneyinde bulunan kayalık alanda kaya mezarları bulunmaktadır.

Kaya mezarlarının en önemli özelliklerinden biri, mağara yapılarının içlerinin oyularak inşa edilmiş olmasıdır. Yani, insan eliyle oyularak yapılmışlardır. Çünkü inanışa göre, bu mezarlara gömülen kişiler, dirildiklerinde bu mezarları evleri olarak kullanacaklardır. 

Ancak günümüzde, kaya mezarları çöp ve toprakla doldurulmuştur ve bu yüzden içine girilemiyor.

Ancak görüldüğü kadarıyla, kayaya oyulmuş basamaklarla mezar odalarına girilebilir. Şu anda bu kaya mezarlarıyla ilgili herhangi bir çalışma yapılmamaktadır.

Evet, herhangi bir araştırma yok, sadece varlığı biliniyor. 1’nci derece Sit alanı olarak tescil edilmiştir.

 

Adana İmamoğlu Ağzıkaraca Köyü-Kale kalıntısı

KALE 

Köyde kale mevkiindedir.

Kayalık ve hafif eğimli bir tepenin üstünde bulunan kalenin, kuzey ve güneybatı yönündeki dış surları günümüze ulaşmıştır.

Bu sur duvarları, doğal kayaç üzerine inşa edilmiştir.

Moloz taş örgülü ve kireç harçlıdır.

Kale içinde, kaya oyularak yapılmış iki sarnıç vardır. Kalenin, kuzeydoğusunda bulunan Kozan kalesiyle görsel bağı bulunur.

Kale içindeki mekanlara ilişkin, temel seviyesinde izler görülür.

Güneydoğu yönünde, yoğun çatı kiremit ve seramik buluntuları vardır.

Bunlara istinaden, sur dışında da bir yaşantı olduğu değerlendirilmiştir.

Günümüzde, kalenin içi ve çevresinde tarım yapılmaktadır.

Buradan elde edilen antik yapı taşları ise, köydeki yapılarda devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

Adana İmamoğlu Koyunevi Köyü

KOYUNEVİ KÖYÜ

İmamoğlu ilçesinin kuzeyindedir.

Adana il merkezine 48 km ve İlçe merkezine 2 km uzaklıktadır.

Köy halkı, bir zamanlar, konar göçer olarak yaşarken, günümüzdeki köyün güneyinde bulunan Ebiş deresi kenarında ve İmamoğlu ilçesinin bulunduğu mevkide yaşarmış ve bu kişilerin koyun ağılları ise, günümüzde köyün bulunduğu yerde imiş.

İnsanlar koyun ağıllarına giderken “koyun evine gidiyoruz” ağıllardan gelirken de “koyun evinden geliyoruz” derlermiş.

Daha sonra, köyün şimdiki yerine yerleştiklerinde köyün ismi “Koyunevi” olmuştur.

Milli Mücadele yıllarında, Koyunevi köyü, karargah olarak kullanılmıştır.

Burada iki bölüklü bir tabur yerleşmiştir.

Diğer köylerde yaşayan ve Ermeniler nedeniyle kaçan birçok kişi de Koyunevi köyüne sığınmıştır.

İmamoğlu Koyunevi Mahallesi mozaiklerin üzerinde bulunan ev

MOZAİKLER

Köyün içinde, Ömer Bozatlı isimli şahsın evinin bahçesinde Roma-Bizans dönemi mozaiklerine rastlanılmıştır.

Toplam 2 metre karelik bu mozaikler yeşil renkli, üzeri hayvan motifli ve yazıtlı mozaik alan: bahçeden, evin zemin katında bulunan ahıra kadar uzanmaktadır.

İmamoğlu Koyunevi Mozaikleri

Bu mozaikli alan çevresinde, antik döneme ait temel kalıntıları da vardır.

Çevrede yapılan incelemede: antik dönem mimari malzemeleri bulunmuştur.

Mozaik üzerindeki yazıtlar: Bizans dönemine aittir. Hatta, bu yazıtların Bizans döneminde burada yapılmış bir yapının kitabesi olarak düşünülmektedir.

Mozaik alan, halen koruma amaçlı kumla örtüldüğü için görülmez.

 

Adana İmamoğlu Ayvalı Köyü

AYVALI KÖYÜ

Tarihi kalıntılar

Tarihi kalıntıların bulunduğu bu alan, günümüzde tarım arazisi olarak kullanılmaktadır.

Bu alanda yapılan incelemelerde, çok sayıda seramik kalıntısı bulunmuştur.

Bu seramikler arasında, özellikle ince işçilik gösteren terra sigiletta örnekleri ilgi çeker.

Bunlar: yeşil ve kahverengi tonlarında sırlı, bitkisel ve geometrik motiflerle süslenmiş seramiklerdir.

Bu seramiklerin, yapılan tarım faaliyetleri sonucunda, höyük eteğinden ovaya yayıldığı düşünülmektedir.

Ayrıca yine bu bölgede, geç Roma ve erken Bizans dönemlerine ait bir taban mozaiği bulunmuştur.

Açıkta bulunan bu mozaik taban: iri ve özensiz tesseralardan yapılmıştır.

Adana İmamoğlu Üçtepe Köyü

ÜÇTEPE KÖYÜ

Köy, Adana il merkezine 64 km ve İmamoğlu ilçe merkezine 26 km uzaklıktadır.

Pınargözü (kazangölü)

İlçe merkezine yaklaşık 18 km uzaklıktadır. 

Aladağ yolunda Üçtepe’ye bağlı olan Şelale, çevre düzenlemesi yapılarak bir mesire alanı haline getirilmiştir. 

Bu bir su kaynağıdır. Bu su kaynağının çevresi, piknik ve mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

İmamoğlu Kazan Gölü Mesire alanı

KAZAN GÖLÜ MESİRE ALANI

Adana merkeze 70 km uzaklıktadır. İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır. 

İmamoğlu Musulu-Menteş mevkiinde İmamoğlu Belediyesi tarafından yapılmıştır.

İki vadi arasında 7 metre falezden dökülen su ve kuş sesleri, tabiat güzelliği hepsi bir arada. 

Burada: piknik ve kamp alanı bulunuyor. Çadır kamp alanı var. Alanda tuvaletler, lavabolar, su, mangal alanları, çocuk parkı, kendin pişir kendin ye yerleri, şelale, restoranlar ve otopark mevcuttur. 

Oturma alanları da bulunmaktadır. Belediyenin kendi işlettiği kamelyalar kullanılıyor. Her kamelyanın yanında mangal mevcut, ayrıca mangal götürmeye gerek yoktur. Belli aralıklarla musluklar yerleştirilmiş. 

Yine Belediye bünyesinde bir restoran ve büfe var. Fiyatlar uygun sayılabilir. 

 

 Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

 

 

Adana Kozan

Adana Kozan


Yumuşak iklimi, yaylaları, tarihi evleri ve milattan önce kurulan medeniyetlere ev sahipliği yapmış kaleleriyle, Adana’nın en gözde ilçelerinden biridir. Umarım, bu turizm varlıkları, yakın zamanda Kozan’ın, turizmde büyük atak yapmasına neden olur.

Adana Kozan

ULAŞIM

İl merkezine 68 km. uzaklıktadır. Adana tarafından girişte, Deli Çay üzerinde kurulan köprü geçilerek ilçeye ulaşılır. Özellikle yaz aylarında, bu yolculuğunuzda, portakal çiçeği kokuları size eşlik edecektir.

Adana’dan özel aracınız ile, yaklaşık 45 dakikada Kozan’a ulaşmanız mümkün. Çevre il ve ilçelerden de, Kozan’a ulaşmak için alternatif yollar bulunuyor.

GENEL

Kozan isminin anlamı şudur: Kozan şehri, Kozan dağının doğu eteklerine kurulmuştur. Kozan dağı, güneşi engeller, öğleden sonra Kozan gölgelik olur. Bu yüzden Kozan’a gölgelik anlamına gelen “Kuzan” denir.  Adana ovasının yukarı ova denilen kısmında, düz arazinin tepelik bölgeye geçtiği kısımda kurulmuştur.

Adana Kozan

İlçe merkezinin rakımı 110 metredir. İlçenin 5 km kuzeyi yayla özelliği taşır.

İlçede Akdeniz iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak kışlar yağmurlu, yazlar ise kuru ve sıcak geçer. Yazları aşırı sıcak olması nedeniyle ilçe merkezindeki nüfusun büyük bölümü, kuzeyde bulunan yaylalara göç ederler. Toros dağlarının uzandığı kuzey kesim, geniş çam ormanlarıyla kaplıdır. Eşsiz güzellikleri ile bu dağlar yaz boyunca insanları barındırır.

Kilgen çayı üzerine 1973 yılında Kozan Barajı inşa edilmiştir.

NE YENİR

Kuşbaşı ve kıyma ile yapılan Adana kebabı, burada da oldukça ünlüdür. Yöre mutfağının en ünlü yemeklerinin başında içli köfte gelir. Kozan Belediyesi tarafından yapılan yemek yarışmasında “Kozan usulü Tarhana çorbası, Börek çorbası, Kozan usulü Ekşili köfte, Kozan usulü içli köfte, ciğer kebabı, Erişteli bulgur pilavı birinci oldu. Tatlı olarak Büzdürük tatlısı deneyebilirsiniz. Maya reçeli de olabilir.

TARİHİ

Sis şehri ve arkasını verdiği dağlık bölge, Hititlerden Asurlara kadar uzanan tarih boyunca yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Tarihi Komana (Şar) şehri, erken dönemde Hitit-Kizzuvatna krallığının merkeziydi.

Mezopotamya’dan İç Anadolu’ya uzanan ticaret ve kervan yolunun, Anavarza-Sis-Kayseri bağlantılı olması, bölgenin stratejik öneminden kaynaklanır.

Sis şehrinin kuzeyindeki “Karasis” antik şehrinin giriş kapısında bulunan “fil” kabartması nedeniyle, İskender döneminde burada yerleşim bulunduğu kanıtlanır ve dağlara doğru uzanan kervan yolunun buradan kontrol edildiği kanıtlanır.

Bölge: Asur, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim gördü. Asur belgelerinde geçen Sizu’nun (klasik çağlardaki Sisium veya sonraları kullanılan Sis) günümüzdeki Kozan olabileceği görüşü ağırlıktadır. Aynı zamanda Asur metinlerindeki Simala’nın “Sam’al” (Zincirli)’a eşitlendiği görüşleri de yaygındır.

Sizu ve Simala isimlerine, Kültepe metinlerinde rastlanılır. Kozan’ın Kiraz Bel ve Gez Bel geçitlerini aşarak Kayseri ve Kültepe (Kanis Karum)’ye giden önemli bir yolun başlangıcında olması ve yakınındaki Tırmıl Höyükte bulunan MÖ II bin yıla tarihlenen yüzey buluntuları, Sizu’nun Kozan olabileceği ihtimalini güçlendirir. Muhtemelen kuzeyden Gez Bel üzerinden Kilikya’ya inen Asurlu tüccarların veya Doğu Kilikya’nın o zamanki insanlarının bu yolu kullanmış oldukları kuvvetli ihtimaldir.

MÖ II. Bin yılın başlarına tarihlenen ve tarihçiler tarafından “Asur Ticaret Kolonileri Çağı” (MÖ 1950-1750) adı verilen dönemde, Asur devletinin Anadolu politikası barış ve sakinlik üzerine idi. Çünkü bu dönemde Mezopotamya ve Anadolu arasında yoğun bir ticaret vardı. Ancak yeni Asur devleti kurulunca, Anadolu politikası değişmiş, Anadolu’nun yeraltı ve yer üstü zenginliklerinden faydalanarak Akdeniz’e ulaşmayı hedeflemişlerdir. Roma döneminde dünya olimpiyat oyunları burada yapıldı. 

Bizanslıların ardından, bölgede Abbasi İslam ordusu görüldü. 1269 yılında, Anavarza şehrinde büyük bir deprem oldu ve şehirde yaşayan Ermeniler ve halk, Sis şehrine göçtüler. 1340 ile 1350 yılları arasında, bölge Ramazanoğulları ve Türkmen aşiretlerine geçti. 1375 yılında Mısır Memlükleri geldiler. 1517 yılında ise, Yavuz Sultan Selim, bölgeyi Osmanlı egemenliğine soktu. 

1700-1865 yılları arasında: bölgede Kozanoğulları beyliği görülür ve bölge coğrafyasında isim “Kozan” olarak değişime uğrar. 1865 yılında Osmanlı ordusunu bölgeye geldi, Kozanoğulları bölgeden sürüldü ve Kozan Sancağı kuruldu.

1’nci Dünya Savaşından sonra, 7 Mart 1919 tarihinde Kozan, Fransızlar tarafında işgal edildi. 2 Haziran 1920 tarihinde ise, Kozan, Fransız işgalcileri ve Ermenilerden temizlendi. 1920 yılında, Kozan, milletvekili olarak Ankara’ya Mareşal Fevzi Çakmak’ı gönderir.

1923 yılında Kozan vilayet oldu. 1926 yılında ise, Adana iline bağlı bir ilçe oldu.

1930 yılında yaşanan ve Cumhuriyetin en önemli olaylarından birinde devrim şehidi olarak tarihe geçen Asteğmen Fehmi Kubilay, Giritli bir ailenin çocuğu olarak Kozan’da doğmuş ve çocukluğunun bir bölümünü Kozan’da geçirmiştir.

Çünkü 1902 yılında Giritli muhacirler, Kozan’a yerleştirilmişler ve Kozan’ın sosyalleşmesine önemli katkı sağlamışlardır.

Adana Kozan

GEZİLECEK YERLER

Adana Kozan Hoşkadem Camii-Büyük Cami

 

HOŞKADEM CAMİİ-BÜYÜK CAMİ

İlçe merkezinde çarşı içindedir. Aşağı ve Yukarı çarşı caddelerinin kesişim noktasında bulunan meydandadır.

Çukurova’nın Türklerin eline geçtiği ilk yıllarda yapılmış olması nedeniyle önemlidir. Caminin kuzey kapısı üzerinde bulunan kitabesinde, Mısır Kölemen Sultanı Abdullah Hoşkadem tarafından 1448 yılında yapıldığı yazılıdır.

Aynı tarihte burada Ermeni Manastırı vardı, cami bu Ermeni manastırına karşı çok daha ihtişamlı bir mabet olarak yaptırılmıştır. Mısır’da Türk hükümdarlarından olan Seyfeddin Hoşkadem unvanı ile 860-872 yılları arasında hükümdar olmuştur.

Bu kişi tarafından camiye birçok vakıflar yapılmış olduğundan, camiye “Hoşkadem” ismi verilmiştir. O tarihte Kozan, Memluklu hakimiyetindedir. Bütünü ile dikdörtgen plan oluşturan cami, ulu camiler sınıfına dahil edilir. Yay kemerli giriş kapısının üzerinde, büyükçe bir kartuş içine yazılmış üç satırlık inşa kitabesi vardır.

Osmanlı döneminde caminin ismi “Cami-i Kebir” dir. Ancak Osmanlı yapısından çok farklı olarak, geniş kubbe yerine ufak bir kubbeye sahiptir. Osmanlı üslubunun dev fil ayakları ve sütunları yerine, dikdörtgen bir plan üzerine taşlar üst üste kireçle örülerek kurulmuştur.

Yani caminin yapımında demir ve çimento kullanılmamıştır. Ancak yine de yıllardır sağlam olarak günümüze kadar gelmiştir. Kesme taştan yapılmış duvarlarında çok az pencere vardır. Pencereler doğu tarafındadır. Ancak tüm pencere doğramaları özgünlüğünü yitirmiştir. Cümle kapısına, 11 basamaklı merdivenle çıkılır. 

Orta kısmın üzerini örten kubbe, şekil itibarıyla çok değişik bir tarz gösterir. Üst üste iki kubbe halinde olan orta kubbeden, alttaki büyük, üstteki ise daha küçük ölçüde yapılmıştır. Bu şekil kubbe, Türk mimarisinde fazlaca görülmemekle birlikte, orijinal olmadığı kanaati vermektedir.

Bu şeklin muhtemelen, orta kısmı örten büyük kubbenin üzerinde, vaktiyle bir aydınlık feneri bulunmakta iken, sonradan yapılan onarımlarda fener kısmına da bir kubbe yapılmak suretiyle üst üste iki kubbeli hale getirilmiştir.

Caminin batı duvarına daha sonradan betonarme bir ek yapılmıştır. Ayrıca özgün halinde meydana açık olan cami girişi, yine ek olarak yapılan avlu duvarıyla meydandan ayrılmıştır. Cami giriş kotu, meydandan 160 cm yükseltilerek camiye görkemli bir görünüş kazandırılmıştır.

Adana Kozan Hoşkadem Camii-Büyük Cami

  

Caminin minaresi kuzeydoğuda olup, Sultan II. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Ancak klasik Türk mimarisine uymaz, kalın minare ve geniş şerefeli şekilde inşa edilmiştir. Kozan’da hava sıcak olduğundan, caminin doğusunda yapıya ait dükkanların üzerine yazlık kısım konulmuştur. Burada Osmanlı döneminden kalma bir mihrap bulunur.

Son onarım çalışmalarında: caminin ön avlusu yeniden düzenlenmiş, parke taşı ve havuzlarla birlikte yeni bir görünüm almıştır. Kozan ilçesinde, kurtuluş törenleri buradan başlar, Hürriyeti temsil eden gelinlik giydirilmiş özgürlük kızı, törenle bu mabetten çıkarılır.

Adana Kozan Küçük Cami

KÜÇÜK CAMİ

İlçe merkezinde Mahmutlu mahallesinde Çamurdan sokak üzerinde bulunan ve 1530 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde Yusuf Bin Abdullah tarafından yaptırılan bu cami, 1920 yılında işgalci Fransızlar tarafından tahrip edilmiştir. Bu tahrip döneminde kitabesi alındı ve bu yüzden uzun süre caminin ismi bilinmedi ve minaresinin boyundan ötürü Küçük cami olarak isimlendirildi.

Daha sonra vatandaşlar tarafından onarılarak ibadete açılmıştır. O dönemde yakılan camide hala yangın izleri görülür. 2009 yılında yapılan onarım ile cami özgün haline dönüştürülmüştür.

Caminin kitabesi daha sonra yakınlardaki bir konağın duvarında bulundu ve restorasyon sırasında camide kapı üzerine yerleştirilmiştir. Kitabede Sultan Selim Han oğlu Süleyman Han yazıyor. Yani, Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmıştır. Küçük Cami ile aynı parsel içerisinde, günümüzde tamamen yok olmuş Küçük Medresenin varlığı yazılı kaynaklardan öğrenilmektedir.

Adana Kozan Muhtar Hacı Konağı

 

MUHTAR HACI KONAĞI

İnkilap ilköğretim okulunun güney yanındadır.

Konak 1903 yılı yapımıdır. Yapılış hikayesi oldukça ilginçtir. Konağın ustası Acem usta adında Kayserili bir Türk’tür. Acem isminin İranlı olduğu düşünülse de aslında konağın inşaatı esnasında mesleğinde acemi olması nedeniyle ismi “Acem usta” olarak kullanılmıştır.

Yani “Acemi usta” kelimesi zamanla Acem usta olarak gelmiştir. Söylenenlere göre, Acem usta, konağı yaparken, her gece rüyasına ölen ustası girer ve evi nasıl yapacağını tarif edermiş. Acem usta, sabah olunca rüyasında ustasının gösterdiği yere kadar yapar, ondan sonrasını öbür güne bırakırmış, böyle böyle binayı yapıp Muhtar Hacı Ağa’ya teslim etmiş.

Evet, Kozan ilçesindeki ahşap yapıların aksine, taştan yapılmıştır. 3 katlıdır. Kuzey tarafındaki balkon, taş işçiliği bakımından tam bir sanat eseri gibidir. İç mekan oldukça güzeldir. Katların birbirine geçişleri, evin kullanımında birçok kolaylık sağlamıştır. Odalar arasında tahta kapılar bulunur. Birinci ve ikinci katlarda ocaklık vardır. Üçüncü katta, misafirler ağırlanırmış.

Adana Kozan Tarihi Kozan Köprüsü

TARİHİ KOZAN KÖPRÜSÜ

Kilgen çayı olarak da bilinen Kozan çayı üzerindedir. Hemen ilçenin girişindedir. Roma dönemi yapısı tarihi köprünün 9 ayrı gözü vardır. Günümüzde bu tarihi köprü, Kozan’ın batı kısmıyla birleşmektedir. Birçok onarımdan geçmiş olmasına rağmen, hala tarihi dokusunu koruyor. 

Kozan barajı yapılmadan önce, Kilgen çayının azgın sularından Kozan ahalisi, Tarihi köprüyle kurtulmuştur. Baraj yapıldıktan sonra köprünün altından geçen coşkulu sular kalmamıştır. Ancak bugün içme suyunun geçtiği borular köprü üstünde asılı bulunmakta ve köprünün görsel bütünlüğünü bozmaktadır. 

Köprü yapımından bugüne kadar sağlam bir şekilde Kozan halkına hizmet etmeye devam etmektedir. Duyduğuma göre, köprü çevresinde Atatürk Parkı yapılması düşünülmekteymiş. Evet köprünün üzerinden yürüyerek geçiniz.

Adana Kozan Bedesten-Arasta

BEDESTEN-ARASTA

İlçe merkezinde, Aşağı Çarşıda Hoşkadem Camisinin doğu yönünde Kadirli caddesi üzerindedir.

Bedestenin, batı ve kuzey cephesinde olmak üzere iki giriş kapısı vardır. Ana giriş batı cephesindedir. Bu giriş sivri kemerli bir niş içerisinde bulunan basık kemerli bir kapıdır, üzerinde mermer yazıtı bulunur. Yazıtta 1320 hicri yılı, miladi 1902’de Hacı Ali tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir. Kuzey cephesindeki giriş kapısı ise, basık kemerli olup ana giriş kapısından daha küçüktür. 

Bedesten dikdörtgen planlıdır. Dış duvarlar, batı cephesinde kesme taş, kuzey cephesinde kaba yontu taştan oluşmaktadır. Dış duvarların kalındığı 60 cm dir. Dükkanlar arası bölge duvarların kalınlığı 22.5-28 cm arasındadır. Bedesten içinde toplam 19 dükkan vardır. Batı cephesinde yer alan giriş kapısı, doğu-batı yönünde uzanan orta yola açılır.

Bu aksın her iki yanında, yedişer dükkandan toplam 14 dükkan bulunur ve dükkanların üzeri sivri beşik tonozla örtülüdür. Dükkanlar çift kanatlı ahşap kapılarla orta yola açılır. Orta yolun, bir dönem kayrak taşıyla kaplı olduğunu yapıda bulunan izlerden anlıyoruz.

Dükkanların önünde bulunan koridorlar, orta yoldan daha yüksek kottadır ve döşemesi ahşap ve taş kaplıdır. Kuzey cephesinde bulunan giriş kapısından 8 basamaklı, genişliği 254 cm olan taş merdivenle, kuzey-güney doğrultusunda uzanan bir orta yola çıkılır.

Bedestenin batı cephesinde, bedestenle bir bütün olarak inşa edilmiş olan 3 dükkan vardır, bu dükkanların girişi bedestenden bağımsız olup yapının yer aldığı Kadirli caddesine açılırlar. Bedestendeki dükkanlarda manifaturacılar ve sarraflar bulunuyormuş. 2004 yılında yapı yıkılmayı beklerken, Kentsel Sit Alanı ilan edilerek Kozan Belediyesine devredilmiştir.

Yapı genel özellikleri bakımından özgünlüğünü korumasına rağmen zarar görmüştür. 1998 Ceyhan depreminde, yapının ana tonozlarından biri yıkılmıştır. Ayrıca uzun süredir kullanılmaması da yapının bozulmasına neden olmuştur. Yapının üzerinde bulunduğu caddenin zemin kodu, yol çalışmaları nedeniyle yükselmiş ve bedestenin zemin kotu bu seviyeden 56 cm aşağıda kalmıştır.

İSTİKLAL İLKOKULU

İlçe merkezinde, İstiklal sokak ile İsmet Atli sokak kesişimindedir. 1993 yılında Kültür varlığı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Okulun temeli, 1905 yılında Mutasarrıf Muammer Paşa zamanında atılmış ve 1910 yılında tamamlanmıştır.

1911 yılında Hamiyet Mektebi adıyla özel okul olarak açılıp 1913 yılında Milli Eğitim hizmetine girmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra ise ismi değiştirilerek İstiklal İlkokulu olmuştur. Okul dikdörtgen plan şemasına sahiptir, yığma yapım tekniğiyle taştan yapılmıştır.

Özgün halinde basık kemerli olan pencereleri kesme taş, giriş kapısı yine basık kemerli ve giriş üstü üçgen alınlıkla bitmektedir. Yapı günümüzde birçok değişikliğe uğramıştır. Pencere oranları değiştirilmiş, cephesi sıvanmış, bodrum kat seviyesinde yeni pencereler açılmıştır. Yapının girişinde bulunan üçgen alınlık ta günümüzde yoktur.

Adana Kozan Bucak Kalesi

 

BUCAK KALESİ

İlçe merkezine yaklaşık 30 km uzaklıktadır. Bucak köyünde kuruludur. Bucak köyü, üç dağın arasında kalmaktadır ve bu dağlarda ilme bitkileri yaygın olarak yetiştiği için ilk olarak “İlmeli Bucak” ismi verilmiş, daha sonra ise bu köye Oğuz boyu katıldığı için “Oğuzhanlar” denmiştir, son olarak “Buca” olarak isim almıştır. 

Bir ortaçağ dönemi kalesidir. Kale surları ve burçları, sapasağlam olarak günümüze kadar gelmiştir. Ancak kaleyi kimin inşa ettirdiği bilinmez. Kale, yaklaşık 60-70 metre yükseklikteki bir tepede kuruludur. Askeri amaçlı yapıldığı tahmin edilmektedir. 

Kale moloz taş örgülü ve taş kaplamalıdır. Dış kontuarlarını korumaktadır. Ancak iç mekanlar, tamamen yıkılmıştır. Girişi, doğu yönündeki kemerli kapıdandır. Girişin hemen güneyinde, ilk burç vardır. Bu burcun altında muhtemelen sarnıç olan kubbeli bir mimari mekan görülür.

Kuzeybatı yönünde kabayontu taş örgülü ve tonozlu bir mekan daha vardır. Alt katta hiç mazgal yoktur, gözetleme birimlerinin üst katta bulunduğunu gösterir. Yapınan Anavarza kalesiyle görsel bağı vardır.

Adana Kozan Yarıkkaya (Uzunoğlan) Kalesi

YARIKKAYA (UZUNOĞLAN) KALESİ

Kozan ilçe merkezinin kuzeydoğusundadır.

Kale: Ferhatlı ve Eskimantaş köylerini birbirinden ayıran Uzunoğlan tepesinde, denizden 750 metre yüksekliktedir. Karstik bir araziden oluşan tepe, Anavarza ve Karasis kalelerini görebiliyor. Uzunoğlan ve Tülek Tepelerini birbirinden ayıran 530 metre rakımlı, Gedikboğazı mevkiinden asfalt bir yol geçer.

Kalenin hemen yanından geçen bu yolun iki ucu da kaleyi, ilçe merkezine bağlar. Kalenin en yüksek yerinde bir açık hava tapınağı vardır. Tabanı mermer ile kaplı ve çevresinde büyük sütunlar dikili olan bu tapınağın güneye bakan kısmındaki bir kayada: Hitit tanrıçasının kabartması vardır.

Ayrıca kale ve yakın çevresinde, yeraltından çıkan geyik ve aslan heykelcikleri ve çeşitli motifler de, Hititleri işaret eder. Böylece, kale yapım tarihi olarak Hitit dönemine kadar gider. Eski Hitit kaleler zincirinin bir halkasını oluşturur. Sağlam olarak günümüze gelmiştir. 

Uzunoğlan’ın eteklerinde ve yakın çevresinde şehir yerleşmelerinin izlerine rastlanır. Elek sırt, Beşiktaş mevkileri ile Tülek ve Çamlıtepe eteklerinde vardır. Belirtilen yerlerdeki şehir harabeleri, kale ve şehir yaşantısı hakkında bilgi veriyor.

Adana Kozan Andıl (Andala) Kalesi

ANDIL (ANDALA) KALESİ

Andıl kalesi, ilçe merkezinin 15 km kuzeyinde, ilçe merkezinden görülebilen bir konumdadır.

Orta Toroslarda bulunan çok sayıdaki kale kalıntılarından birisidir. Kalenin hangi tarihte yapıldığı bilinmez. Kimler tarafından yapıldığı hakkında yapılan araştırma sonuçlarına göre: kalenin yapımında kullanılan malzemelerden, inşaat tekniklerinden ve kale ile yakın çevresinden çıkan çeşitli sikke ve araç gereçlerden kalenin bir ortaçağ kalesi olduğu anlaşılmaktadır.

Çünkü kale ve yakın çevresinde çok sayıda sikke bulunmuştur. Köylüler tarafından bulunan bu sikkeler arasında: Kilikya Ermeni Prensliğine ve Roma dönemine ait olanlar çoğunluktadır. Sikkelerde Ermeni Prenslerinden II. Levon ve II. Hetum’a ait olanlar da bulunmaktadır. 

Kale, denizden 1510 metre yükseklikte, Andıl dağının zirvesine kurulmuştur. Geniş bir çevreye hakimdir. Çukurova’yı İç Anadolu’ya bağlayan ticaret yolunun güvenliğini sağlamak için yapılmıştır. Kozan’dan Feke ve Saimbeyli’ye giden, tarihi kervan yolunun batı yanına inşa edilen kale, haberleşme açısından çok önemli rol üstlenmiştir.

Yapılan araştırma sonuçlarına göre, kale, 13’ncü yüzyılda bir manastır olarak da hizmet vermiştir. Andıl köyünün tam güneyindeki teraslarda, büyük yapılarda mahzenler bulunmuştur. İki büyük binada Ermeni tasarımlarına özgü duvar veya duvar kalıntıları vardır. 

Dağın zirvesinde bulunan kale, dikdörtgen şeklindedir. Aynı yükseklikteki iki bina ve 11 odadan meydana gelir. Ancak merkezde bulunan burcun, batıda bulunan dış kısmı yıkılmıştır. Kale hakkında ilk araştırmalar Robert Edwards tarafından yapılmıştır.

Bu araştırmacının 1949 yılında yaptığı araştırmalara ait sonuç raporları daha sonra yapılan araştırmalarla aynıdır. Robert Edwards’ın raporuna göre: bu binanın batı duvarında Ermeni mühendisliğine ait bazı belirtiler bulunmaktadır. Fakat bu raporda belirtilen bu bazı belirtiler günümüzde yoktur.

Kalenin kuzey, güney ve doğu yönlerinde dik uçurumlar vardır. Bu uçurumlar, kalenin batı tarafının savunulması için önemlidir. Kalenin batısında bulunan oda ve mahzenler yıkılmış durumdadır. Buradaki odalardan duvarı sıvalı olanı muhtemelen bir su deposudur.

Yanındaki bir oda da benzer bir görev icra etmekte idi. Buradaki binanın doğu duvarlarında, havalandırma için küçük ve yüksek pencereler vardır. Bu binanın kuzey duvarında büyük ve oval bir kaya vardır. Bu anıtsal sütun dışarı doğru çıkıntılı değildir. Ortadaki odada, kuzeye açılan doğu duvarında yüksekçe bir kapı vardır. Aynı odanın kuzeyinde bir tane mahzen bulunmaktadır.

Ancak raporda bahsedilen binalar günümüzde yıkıntı şeklindedir. Yere paralel olarak yıkılmış katlar arasında bir kişinin geçişine müsaade edecek kadar boşluklar vardır. Bugün bu boşluklar açıklaması güç görevleri olan kalıntılardır. Çevresine hakim bir yüksekliğe inşa edilen, Andıl Kalesinin büyük bir kısmı ayakta olup, herhangi bir ciddi araştırma yapılmamıştır.

Adana Kozan Karasis Kalesi

KARASİS KALESİ

Çukurova’daki kaleler zincirinin önemli bir halkasını oluşturur. Kozan Barajının hemen kuzey kesiminde bulunan kale, ilçe merkezine 17 km uzaklıktadır. MÖ 333 yılında Büyük İskender’in eline geçen Kozan ve çevresi, onun ölümünden sonra halefleri olan General Selefkos’un idaresine geçmiştir. Kalenin Selefkoslar döneminde inşa ettiği düşünülüyor.

Seleukos imparatorluğunun anılan dönemde başkenti Antiokheia yani bugünkü Antakya şehridir. Karasis dağı üzerinde, sivil kullanım amaçlı herhangi bir yapı kalıntısı yoktur. İmparatorluğun kuruluş aşamasında yapılmaya başlandığı sanılan bir askeri tesis niteliğindedir. Karasis kalesi: dağın zirvesinin jeolojik yapısına uygun olarak aşağı ve yukarı kale olmak üzere birbiriyle bağlantılı iki yapı gurubundan oluşmaktadır.

Adana Kozan Ergenuşağı Köyü

ERGENUŞAĞI KÖYÜ

Seyhan nehrinin kollarından biri olan Göksu ırmağı, Kozan’In Ergenuşağı köyünden geçer. Bugün, bu köyde, Göksu ırmağı üzerinde Gökdere barajı yapılıyor. Ergenuşağı köyü, Seyhan havzasının doğusunda, Kozan ilçesinin kuzeybatısında uzak bir köydür. Yapılan yüzey araştırmaları sırasında köyde Roma imparatorluk dönemine ait tarihlenen bir mezar evi incelenmiştir.

Bundan başka köyün kuzeyinde, Şimşir dağının doğu eteklerinde bulunan bir manastırın, define arayıcıları tarafından büyük ölçüde tahrip edilmiş olan kalıntısına rastlanmıştır. Manastırın 1 km kadar güneyinde bulunan 2 tane Roma imparatorluk dönemine tarihlenen mezar evi ile Roma devrine tarihlenen bir mezar yazıtı parçası, burada bir Roma-Bizans yerleşmesi olduğunu belgeler.

Bu mezar evlerinin bulunduğu tepenin yamaçlarında demir cüruflarının bulunması, burada Antik dönemde ya da erken Bizans döneminde demir madeni işletilmiş olabileceği ihtimalini doğrulamaktadır. Hem Ergenuşağı hem de Şimşir dağının, Kastabala-Hierapolis’teki Tarkondimotos krallığının hakimiyetinin kuzeyindeki köy yerleşme yerlerinden olduğu tespit edilmiştir.

MARANKEÇİLİ KÖYÜ

İlçenin 60 km kuzeybatısındadır. Ergenuşağı köyünün hemen doğusundadır. Köyün Kayabaşı mahallesinde Ceneviz kalesi olarak anılan tepenin zirvesinde, kısmen ana kaya içine oyulmuş antik bir yapı kalıntısı tespit edilmiştir.

İşlevi kesin olarak bilinmeyen ancak muhtemelen bölgedeki yerel dağ tanrıları kültü ile ilgili bir tapınağa ait olan bu kalıntıların bulunduğu tepenin çevresinde antik bir köy yerleşmesi olduğu düşünülür. Tepenin güney yamacında yerel taştan yapılmış çeşitli mezar yapılarına ait 5 tane mezar yazıtı parçası görülmüştür.

YASSIÇALI KÖYÜ

İlçe merkezinin 12 km güneybatısındadır. Köyün güneydoğusunda, Anazarbos’un çevresinde kentin arazisinin yayılma alanını belirlemek amacıyla yapılan araştırmalar sırasında, 1991 yılında bir vatandaşın evinde 8 satırlık Grek yazısıyla yazılmış olan bir adak yazıtı ile 4 adet minik antik yazıt bulunmuştur.

Yazıtın, ürünün bereketli olmasını sağlayan Theos Agathos’a yani iyi tanrıya ve Tanrı Uranos’a bir tapınağın rahibi ve kutsal kölelerin sunak hazırlaması, civarda bu tanrılara adanmış olan yerel bir tapınak bulunduğunu göstermektedir. İyi tanrı kültünün ovalık Kilikyada’ki ilk belgesi, daha önce Kozan’ın Yüksekören köyünde bulunan bir adak yazıtıdır. Böylece bu köyün Roma imparatorluk döneminde kurulmuş olan bir köyün üzerinde bulunduğu anlaşılmıştır.

Yassıçalı’da ayrıca, 5 adet kayalara oyulmuş mezar odasının açılarak soyulduğu görülür. Bu mezarların içlerindeki genellikle pişmiş toprak lahitlere, gömü yapılmış olduğu, bu tür lahitlerin mezar girişleri çevresine dağılan parçalardan anlaşılmaktadır.

Burası köyün nekropolüne aittir ve köyün içinde “Köyiçi” mevkiindedir. Köyün yakınlarındaki Koyak mevkiinde de doğal kayalara oyulmuş ve içi su dolu olan bir mezar anıtı keşfedilmiştir. Mezarın girişi batıya doğrudur. Girişin genişliği 1 metre, uzunluğu 1.5 metredir, çevresinde başka mezar yoktur. 

Köyün 1 km güneyinde Sandıklı mevkiinde bulunan tepede, 2 adet lahit tespit edilmiştir. Lahitlerden birinin uzun kenar üstünde, üç bölümlü dairesel formlar mevcuttur. Kısa kenarlarda da dairesel formlar kullanılmıştır. Diğer lahitin lahit teknesi tamamen tahrip edilmiştir.

Adana Kozan Kuyuluk Köyü

KUYULUK KÖYÜ

İlçe merkezinin 13 km güneydoğusunda olan Kuyuluk köyünde, 20 metre uzunluğunda ve 3 metre eninde mozaikli bir alan bulunmuştur. Roma dönemi özellikleri gösteren mozaikte, geometrik motiflerin yanı sıra hayvan figürleri de vardır. Merkezde ise, 7 satırlık bir yazıt bulunur.

Ayrıca mozaikli alanın 3 metre batısında, girlandlı bir lahit de bulunmuştur. Kuyuluk köyünün Hanburnu mevkiinde, doğu-batı uzantısında yaklaşık 3 metre yükseklik ve 31 metre uzunluğunda, dış duvarı tamamen ayakta olan bir yapı kalıntısı vardır. Yapı, muhtemelen 2 katlıdır. Toprak altında kalmış bölüme doğru inen kaya oygu bir merdiven vardır.

Bu merdivenin güneyinde 1 metre ölçüsünde büyük tessaralı mozaikli bir zemin, yapı taşları ve sütun parçası bulunur. Muhtemelen Bizans dönemindendir. Ayrıca orta kısımda, daire içinde bir haç motifi olan köşegenli bir sütun gövdesi de tespit edilmiştir. Buranın bir han olabileceği düşünülmektedir. Burada ayrıca bir de tapınak kalıntısı bulunur.

ESKİKABASAKAL PERİ KALESİ

İlçe merkezinin güneyindedir. Eskikabasakal köyünde bir evde Latince ve eski Yunanca olmak üzere, 2 dilde yazılmış, bir onurlandırma yazıtı bulunmuştur. Sunağın Latince yazıtından sonra gelen Yunanca metnin ilk satırında, MÖ 19 yılında başlayan Anazarbos yerel takvimine göre verilmiş 133 yıl sayısı okunur.

Böylece sunağın MS 114 yılında diktirilmiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı köyün içinde çok sayıda Roma imparatorluk dönemine ait yapı temelleri ve mozaik döşeme görülmesi, buranın eskiçağda bir köy yerleşimi olduğunu belgeler.

Köyün doğusunda nekropol alanı, 2 kilise, kuyular ve çeşitli yapı kalıntıları vardır. Nekropoldeki mezarların çoğu tahrip edilmiştir. Mezarlar kaya oygu mezarlardır. Sağlam olan biri incelenmiş ve içine yine kaya oygu basamaklarla girildiği görülmüştür. Mezarların kapısı güney yönündedir.

Yoğun bir bitkileşme vardır. Nekropolden doğuya gidildikçe yapı kalıntıları çoğalır. Burada tamamen tahrip edilmiş bir lahit vardır. Yapılar kesme blok taş kullanılarak inşa edilmiştir.

Nekropol ile Peri kalesi olarak bilinen tepelik alan arasında bir kilise vardır. Kilisenin apsisi ve yan duvarları yıkılmıştır. Ancak dikdörtgen olan hücresi sağlamdır. Girişi kuzey yönündedir ve muhtemelen tek neflidir. Peri kalesinin üzerinde de büyük bir kilise vardır.

Kilise kesme blok taştan altıgen şekilde inşa edilmiştir. Ana mekanın yan duvarları moloz taş örgülü, kireç harçlı, kaba yontu taş örtülüdür. Kilisenin yapı taşları arasında, giriş üst lentosu olduğu düşünülen taşların üzerinde “haç” motifleri görülür. Yapı güney ve batı yönünde doğal kayaya oturtulmuştur.

FERHATLI KÖYÜ

İlçe merkezinin 14 km kuzeydoğusundadır. Ferhatlı köyünde, Köreken dağlarında bulunan Uzunoğlan Tepesindeki buluntulardan en eskisi, kutsal bir alan içine yapılmış, III. Salmanassar’a ait bir kaya kabartmasıdır. Bu Asur imparatoru III. Salmanassar’ın buraya sefer düzenlediğini gösterir.

Yine aynı bölgede Çukurova’ya hakim alanda olduğu için çeşitli dönemlere tarihlenen buluntular vardır. Kastabala-Anazarbos’ta bulunan Takkondimotos Krallığının yayılma alanı içindedir. Buradaki büyük bir Roma tapınağı, hava ve bereket tanrılarının tapınım gördüğü kutsal bir alandır.

Tapınılan tanrılardan en önemlisi Zeus Keraunios’tur. MÖ 9’ncu yüzyıldan itibaren eskiçağ içlerine kadar sürekli kullanılan, hava olayları ve bereket tanrılarına adanmış bir tapınak ile çevresinde Roma döneminden başlayarak, ortaçağ kadar uzanan bir yerleşim merkezi vardır.

TIRMIL HÖYÜK

Aslınlı köyü sınırları içindedir. Muhtemelen kuzeyden Gez Bel üzerinden, Kilikya’ya inen Asurlu tüccarların veya Doğu Kilikya’nın o zamanki insanlarının bu yolu kullanmış oldukları düşünülmektedir. Yüksekliği 15 metreden fazladır, genişliği yaklaşık 200 metredir.

Tarım yapılan bir arazidir. Üzerinde bir bahçe bulunmaktadır. Kuzeyinden ve doğusundan yol geçer. Doğusundaki Kozan-Adana kara yolunun genişletilmesi sırasında, bir bölümü ortadan kaldırılmıştır. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenen çok sayıda seramik parçasına rastlanmıştır.

ALAPINAR HÖYÜK

Alapınar köyü, ilçe merkezinin 10 km güneyindedir. Höyük, köy merkezinin doğusundadır. Yaklaşık 15 metre yüksekliktedir. Üzerinde yoğun bitkileşme, zeytin, incir ve portakal ağaçları bulunur. Anavarza’nın yaklaşık 20 km batısındadır. Anavarza’nın görüş alanı içindedir.

Höyükte çok sayıda pişmiş toprak seramikler mevcuttur. Kulp gövde parçalı terra sigalatta seramikler Antik yapı katmanları tespit edilmiştir. Anavarza’nın su ihtiyacı, höyüğün batısında çıkan su kaynağından, su kemerleri vasıtasıyla taşınarak karşılanmaktaydı. Köyün güneybatısında, Bekirce mevkiinde, Roma dönemine tarihlenen bir hamam kalıntısı, su kemeri ve taşınan suyun birikmesi neticesinde küçük gölet ve su kemeri kalıntısı bulunmaktadır.

TILAN HÖYÜK

İlçe merkezine yaklaşık 14 km uzaklıktadır. Anavarza’nın 10 km kuzeybatısındadır. Höyük ile aynı ismi taşıyan mahallenin 650 metre kuzeybatısındadır. Tılan höyük, 30 metre yüksekliği (tepe rakımı 76 m.) ve 150 x 300 metre boyutlarıyla orta büyüklükte höyük sınıfına girer. Höyüğün kuzey ve kuzeybatı bölümleri, yamaçlarında görülebilen üzeri kireç taşından bir ana kaya kütlesi üzerindedir. 

Höyüğün kuzey, güney ve doğu eteklerinde pınarlar bulunur. Güney etekte, su yapısının bir bölümü olabilecek, mimari bloklar ve yapı kalıntıları bulunmaktadır. Yapının duvarları araları harçla doldurulmuş taşlar ve tuğla kullanılarak almaşık teknikle örülmüştür. 

Bu yapı, kullanılan yapı malzemesi ve örgü tekniği olarak Anazarbos’a su getiren su kemerleriyle benzer özellikler taşıdığı için, Roma imparatorluğu dönemine ait olmalıdır. Anazarbos’a su sağlayan kaynaklardan birisi Hamam köyünde tespit edilmiştir. Bu kaynağın güney doğusunda kayalara oyulmuş bir merdiven ve Roma Geç İmparatorluk Dönemi (MS 4 ve 7’nci yüzyıl) yapı kalıntıları bulunmaktadır. 

Tılan Höyük, bölgenin diğer çağdaş yerleşimleri olan Taşlı ve Tırmıl höyükleri ile birlikte Kozan, Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli, Komana ve Kayseri istikametine giden yol ağı üzerinde bulunmaktadır. Ayrıca Kozan’ın Çiriş Tepe, Alapınar höyük, Çukur Köprü höyük, Tırmıl ve Tepecikören yerleşmeleri gibi, Çukurova’ya inen İmamoğlu ana yol güzergahı üzerinde yer almaktadır. Höyük için Steno Williams, Kalkolitik ve Helenistik dönem arasında kesintisiz iskan olduğunu düşünmektedir.

ÇUKURKÖPRÜ HÖYÜK

İlçe merkezinin 15 km güneydoğusundaki Faydalı köyünün 750 metre batısında Kozan Kadirli kara yolunun 2 km güneyindedir. Faydalı köyünün yaklaşık olarak 200 metre kuzeybatısındaki höyük Mevkii I ve köyün 600-700 metre kuzeybatısındaki Höyük Mevki II’de, Roma ve Bizans dönemlerine ait seramik buluntular veren küçük çaplı yerleşimlere rastlanmıştır. 

Höyüğün 50 metre doğusundan Sumbaş çayı geçer. Hazine arazisindeki höyük, tarımsal faaliyetler nedeniyle neredeyse tamamen düzleştirilmiştir. Çukur köprü höyük, Kozan’ın diğer çağdaş yerleşimleri olan Çiriş Tepe, Alapınar Höyük, Tılan, Tırmıl gibi yerleşimleriyle birlikte, Çukurova’ya inen Anavarza, Ceyhan ana yol güzergahı çevresinde bulunmaktadır.

KUYTUCAK KÖYÜ

Kozan’dan Savruk yaylası ve Ergenuşağı’na gidilirken yol üstündedir. Bu yol, Çukurova’yı Kayseri üzerinden Orta Anadolu’ya bağlar. Kayseri güzergahında bir ara yol üzerindedir. Kuytucak köyünün Göltaşı mevkiinde, geniş bir alana yapılan bir Roma devri yerleşme yeri tespit edilmiştir.

Roma devrine tarihlenen bir mezar yazıtı incelenmiştir. İnceleme yapılan alanda, çok sayıda temel, mezar evleri, zeytinyağı ve şarap işlikleri görülür. Kuytucak köyü, Karapınar Mahallesinde bulunan su kaynağında, ana kayaya çizilmiş bir genç erkek büstünün yüz kısmının define aramak amacıyla büyük ölçüde tahrip edilmiş olduğu görülür.

Karapınar ile Kapız deresi arasındaki tepede, büyük bir Roma devri köyü yer almaktadır. Kuytucak köyünün bulunduğu tepenin, Roma döneminden kalma bir antik dağ olduğu da anlaşılmıştır.

Adana Kozan Sis Şehri

SİS ŞEHRİ

Sizzü-Sision-Siska-Sis (Kozan) Seyhan havzası içinde sayılan Kozan (Sizu-Sis-Sision) ilçesi esasen Seyhan ve Ceyhan havzaları arasındadır.

Kozan (Sizu-Sision-Sis) şehri, günümüzdeki Kozan ilçesi yerleşmesinin 7 km güneyi ve 10 km güney doğusunda Ceyhan havzası içindedir.

Sis şehrinde 3000 yıllık insan yerleşimi bilinmektedir. Bu şehre: Asurlular “Sizu”, Romalılar “Sision” ve daha sonra da “Sis” demişlerdir. Şehir aynı isimle 1928 yılına kadar varlığını korumuştur.

1269 yılında Anavarza antik kentinde büyük bir deprem oldu ve şehir hasar gördü. Şehirde yaşayan Ermeni Prensliği ve halk, Sis şehrine taşındı. Ermeni Kral II. Leon zamanında Sis kalesinin eteğinde, Kral Sarayı yaptırdı. 1340 ve 1350 yılları arasında, bölgede Ramazanoğulları ve Türkmen aşiretleri görülür, bunlar Misis ve Adana şehirlerini ele geçirirler. 

1375 yılında, Mısır Memlükleri, Sis Ermeni krallığını kuşatma altına aldılar ve ardından şehri ele geçirdiler, Kilikya krallığı sona erdi. Ancak, Sis şehrinin Ermeniler için dini önemi devam etti. Sis Ermeni Manastırı ve kilisenin aynı yerde bulunması ve Ermeniler için dini önem taşıyan kutsal eşyaların da bu mekanlarda bulunması nedeniyle, Güney Anadolu şehirlerinde yaşayan Ermeniler, dini inançları gereği Sis şehrini ziyaret ediyorlar ve burada pelesenk yağı bulunan “Altın kazanın kapağının açılması” törenine katılıyorlardı. 

1448 yılında, Türk asıllı Sultan Melik Seyfettin Çakmak adamlarından Emir Abdullah Hoşkadem tarafından, Sis şehrinde Büyük cami yaptırıldı. 1517 yılında Sis şehri ve bölgenin diğer yerleri, Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. Sis: Adana ve Tarsus şehirleriyle birlikte, sancak halini aldı. 1519-1540 yılları arasındaki Osmanlı Tahrir Defterlerine göre, Sis Sancağı: Feke, Anavarza, Lembert, Küpdere ve Pars-berd kalelerinden oluşuyordu. 

1700’lü yılların başlarında, Kozanoğulları kısa sürede Sis şehrinin idaresini aldılar. Kozanoğullarının derebeylik yönetimi 1700-1865 yılları arasında devam etti. Bu zaman içinde, bölge coğrafyasının ismi “Kozan” olarak değişti. 1865 yılında, Osmanlı buraya ordu gönderdi, Kozanoğulları sülalesi sürgün edildi ve Kozan Sancağı kuruldu. Sis, Kadirli, Feke, Haçin kazaları, Kozan sancağına bağlandı.

Adana Kozan Kozan (Sis) Kalesi

 

KOZAN (SİS) KALESİ

Kozan merkeze 15 km uzaklıktadır. Buraya iki yoldan gitmek mümkündür. Kozan-Saimbeyli yolunun Kozan Barajı doğusundaki yol takip edilerek Andıl dağına ve oradan da kaleye ulaşmak mümkündür. Ayrıca, Dağılcak mesire yerinden de buraya ulaşabilirsiniz. Kaleye ulaşmak için orman içinden geçilirken, yolda çeşitli kalıntılar göreceksiniz.

Bu kalıntılar, Kilikya bölgesinin Katolikos Sarayının kalıntılarıdır. Katolikoslar, Ermeni kilisesinin liderlerinden biriydi. Türkiye’den kaçtıktan sonra Katolikosun yeni oturum alanı Lübnan Beyrut şehri olmuştur. Buradaki katolikostan kaçırılan kalıntılar ise, yine Beyrut’da bulunan “Antelias” da sergilenmektedir.

Kozan ilçesinin tam ortasında bulunan ve tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Kozan Kalesi: Asur, Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu, Memluk, Ramazanoğulları ve Osmanlının izlerini taşıyan 33 burcu bulunmaktadır. Hatta, bir zamanlar kalenin küçük bir Ermeni prensliği tarafından da kullanıldığı ve hatta vaftiz yağı üretiminin yapıldığı söyleniyor.

MÖ 4’ncü yüzyıl başı ile MÖ 3’ncü yüzyıl başında, Seleukoslar döneminde yapılmıştır. Büyük İskender, Kapadokya’yı aldıktan sonra, bu iki bölge arasında kontrol noktalarına ihtiyaç duymuş ve Karasis kalesi, bu amaca uygun olarak Büyük İskender’in komutanlarından ”Seleukos” tarafından yaptırılmıştır.

Kozan Kalesi eteklerinde bulunan Surp Sofya Manastırı ve müştemilatının kalıntıları, manastır, Lübnan a taşınmadan önce 600 yıl boyunca eski başkent Sis’te bulunan Kilikya Ermeni katolikosluğu makamıydı.

Kalenin mimari yapısı

Kozan kentinin en büyük yapısı olan ve yüksek bir dağın başına kurulan Kozan kalesi, Çukurova’yı çevreleyen ve yüksek dağlara yapılan kalelerden biridir.

MÖ 2000’li yıllarda Asurlular tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak Asurluların Çukurova bölgesinde 50-60 yıl gibi kısa bir süre egemen oldukları ve bölgeyi sömürge olarak kullandıkları göz önünde bulundurulduğunda, kalenin Asurlular tarafından yapıldığı pek inandırıcı olmaz. 700 yıla yakın bir süre bölgede hakim olan Hititlerin bu kaleyi yapmış olma ihtimali daha yüksektir.

Evet, kale; Çukurova’yı çevreleyen dağ kaleleri zincirinin dördüncü halkasını teşkil eder. Yapıldığı dönemde, İskenderun körfezinden çıkacak düşmanı haber vermek için: Toprakkale-Yılankale ve Anavarza kaleleri üstünde ateş yakılıyor ve Kozan kalesine haber veriliyormuş. Berrak bir havada, Kozan kalesinden Akdeniz’in bile görülebildiği söyleniyor.

Kale, amfi tiyatro şeklinde inşa edilmiş olup kalenin alçak surları, Tarsus kalesi örnek alınarak yapılmıştır.

İlçeye hakim konumda, 475 metre rakımlı bir kalker tepe üzerine iki gurup halinde inşa edilen kalenin 44 kule ve burcu vardır. Üst kısmın en güneyinde bulunan kule “Kral kulesi” olarak bilinir. Ancak günümüzde oraya ulaşmak oldukça zordur, eğimli ve kaygan bir yamaçtan ilerlemek gerekir.

Güneydeki tahkimat gurubunun ortasında ve zirvede iç kale bulunur.

Kuzey ve güneydeki bu iki gurup, birbirlerine bir surla bağlıdır ve her ikisinin çevre uzunluğu 6 kilometreyi bulur.

Kale ve çevresinde Asurca, Ermenice yazıtlara rastlanmıştır.

Büyük kısmı Ortaçağ’da inşa edilmiş olan Kozan kalesinin duvarlarındaki blok taşlar üzerinde bulunan ve antik devir taşçı ustası işaretleri olan eski Yunanca harfler keşfedilmiştir.

Üzerinde taşçı ustası işareti niteliğindeki eski Yunanca harfler bulunan blok taşların, burada Helenistik veya Roma imparatorluk döneminde inşa edildiği ve muhtemelen Ortaçağ’da sökülmüş bir kaleye ait oldukları düşünülmektedir.

Ayrıca, kalenin kuzey yamaçlarının dibinde, Roma döneminde yapılmış ve halen kullanılan önemli bir köprü vardır.

Kozan kalesine çıkarken, askerlik şubesinin hemen üstündeki “Ağca Baba” nın mezar taşı olarak kullanılan ve civardaki antik nekropollerden buraya getirilmiş olduğu anlaşılan, yazıtlı ve silindirik bir taş mevcuttur.

Bu taş ile Kozan’daki Taş Mahallesi ve Mahmutlu Mahallesindeki birçok evin bahçesinde görülen ve çevredeki antik yerleşme yerlerinin nekropollerinden getirilmiş olan yazıtlı mezar stelleri, sütunlar, Kozan’ın tarihine ve Anazarbos’un kuzeydeki arazisinde, Roma imparatorluk devrindeki sosyal yapıya ait bilgilere katkıda bulunmaktadır.

Romalılar, Selçuklular, Ermeniler ve Ramazanoğulları tarafından onarım görmüştür.

Kalede, 20-30 basamak merdivenle inilen mahzenler ve gizli yollar mevcuttur. İç kale de dahil altı bölümden oluşur. Bütün bölümleri birbirine bağlayan kapılar vardır.

Kalenin eteklerinde, ikinci bir sur kalıntısı vardır. Efsaneye göre, Anavarza kralının güzel bir kızı varmış, bu güzel kıza 1 Türk ve 1 gayri Müslim genç talip olur, kral kızını hangi gence vereceğine karar veremez ve bu iki gence bir teklifte bulunur “Kaleye içme suyu getirin, kim önce getirirse kızımı ona vereceğim” der.

Bu teklif üzerine, Türk genci, günümüzde hala görülen surları (su kemerini) yapar ama sebebi bilinmez, suyu getiremez. Diğer genç ise, suyu en kestirme yoldan getirir ve kral kızını ona vereceğini ilan eder. Ancak kralın kızının gönlü Türk gençtedir, bunun üzerine sevmediği biriyle zorla evlendirilmeyi istemeyen kral kızı, kalenin en sarp ve uçurum yerinden atlayarak intihar eder. İşte, kalenin eteklerindeki ikinci sur kalıntısı, Türk gencin kaleye su getirmek için yaptığı sur daha doğrusu su kemeridir.

Restorasyon

2009 yılında Kozan Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi ve sur aydınlatması yapılan Kozan Kalesi, bölge halkının sosyal aktivitelerini gerçekleştirdiği bir mekana dönüşmüştür.

Kalede son olarak 2013 yılında surların restorasyonu için çalışmalar başlamıştır.

Battal Gazi’nin zindanı da buradadır, ama yerini gösteren tabela bulunmuyor. Söylenenlere göre, Battal Gazi, bir dönem Kozan’da yaşamış, Kozan’ın fethine katılmış ve bir süre kalede zindanda kalmıştır. Ancak zindandan kurtulup düşmanla savaştığı rivayet edilmektedir.

Kozan kalesi, Kozan Belediyesi tarafından kale eteklerinde yapılan çevre düzenlemeleri sonucunda, vatandaşların yoğun olarak gittiği sosyal mekanlardan biri haline gelmiştir.

Oldukça temiz ve düzenli bir kale, hemen dibine kadar aracınız ile gidebilirsiniz, ama yukarılara, kalenin tepesine çıkmak isterseniz, mutlaka iklim  durumunu, güneşi, sıcağı dikkate alın. Ancak tepeye çıkarsanız, doğu yönünde Kozan ilçe merkezi, batı yönünde ise muhteşem bir Çukurova manzarasını görebilirsiniz.

Adana Kozan Kilikya Manastırı-Aziz Sofya Katedrali

 

KİLİKYA MANASTIRI-AZİZ SOFYA KATEDRALİ

Kozan kalesi eteklerindedir. Bu Sis Ermeni Manastıra: 1292-1921 yılları arasında Kilikya Ermenilerinin merkezi manastırıdır. Kilikya manastırı, Rubinyan Krallarından Haytum tarafından, Ayasofya benzeri olarak inşa edilmiştir. Bu manastırın bir benzeri de Ermenilerin merkezi olan “Açmiyazin” şehrindedir. 

Kilikya manastırı, Ermeni papalarının ruhani merkezi sayılırdı. Manastırın çevresinde bulunan çiçekler, yedi kulplu altın kazanların içine konulur, 3-4 senede bir yağ çıkartılırdı. Buna “Pelesenk Yağı” denilirdi. Altın kazanların ağzının açılış töreni için açık arttırma yapılır ve en çok parayı veren altın kazanın ağzını açardı.

Pelesenk yağı (suyu) her taraftan gelen Hıristiyanların katıldığı büyük bir merasimle elde edilirdi. Bu yüzden, Kilikya manastırının, o dönemdeki Hıristiyan dünyasında özel bir yeri vardı. Bütün Anadolu’dan kervanlarla Sis kentine gelen Ermeniler, pelesenk törenlerine katılırlar ve bir tür ermişlik derecesi kazanırlarmış. Ayrıca orada çocuklar bu su ile vaftiz edilirlermiş.

Manastırda 2 büyük kapı, 366 oda ve birkaç tane altın kazan bulunduğu söylenir. Ayrıca, manastırın birçok bölümü mermer kaplıydı. Manastır, 1921 yılında Lübnan Beyrut şehrine taşınmış ve halen orada faaliyetini sürdürmektedir. Kozan’daki manastırın, diğer Ermeni kilise ve manastırlarından, statü olarak yüksek olduğu belirtilir. 

2 Haziran 1920 tarihinde, Fransızlar Kozan’ı terk ederken, Katalikos vekili Yahişa efendi, manastırın bütün anahtarlarını bir çuvala koyarak, Kozan Mutasarrıfı İhsan Bey’e teslim etmiş ve burasının bir cami, hastane veya okul yapılmasını istemiş, ancak 1940’lı yıllarda dönemin yetkilileri, Manastırın tahrip edilmesini engelleyememişler. 

Ancak aradan geçen zamanın ardından, bugün Kilikya Manastırı diye bir şey kalmamıştır, sadece çevre duvarları ayaktadır. Çünkü yapının taşları Kozan Lisesi inşaatında ve Kozan Belediye Mezarlığının duvarlarında kullanılmıştır.

KEŞİŞ MAĞARASI

Kozan kalesinin eteklerindeki bu mağaranın ilginç bir hikayesi vardır. Hikayeye göre, Hz Mevlana, Konya’dan Suriye Şam şehrine giderken, 7 yıllık yolculuğunun bir bölümünde, yolu Kozan’dan geçer. Sis diyarı Kozan’da Keşiş Mağarasında yaşayan 3 keşişle karşılaşır.

Bu keşişler, karşısındaki insanın düşüncelerine okuyabilme özelliğine sahiptirler. Mevlana “Arifelerin Menkıbeleri” adlı eserinin 2’nci cildinde, hayatını anlatan bölümde bu hikayeden söz eder.

Kalenin eteklerindeki mağara, bugünde görenleri büyülemektedir. Ancak hazine avcıları tarafından sık sık ziyaret edilmiş ve harap haldedir. Mağaranın dış görünüşü, Trabzon’da bulunan Sümela Manastırını anımsatır.

Adana Kozan Yaverin (Arıkan) Konağı

 

YAVERİN (ARIKAN) KONAĞI

Konak 1903 yılı tarihli tapu kaydına göre Ermeni toplumunun ileri gelenlerinden Mıcırıkyan Kirkor Efendiye aittir. Türk dostu Kirkor efendi, sık sık devlet idarecilerine yardımda bulunması nedeniyle zamanla “Yaver” olarak adlandırılmıştır.

Kirkor efendi, 1919 yılında bir suikast sonucu ölünce, tapu oğulları, kızları ve annesine geçmiştir. Son olarak konak, 12 Eylül 1933 tarihinde, Seyhan Vilayetine satılmıştır. 1944 yılında ise Seyhan vilayetinden açık arttırma ile satışa çıkarılmış, 1948 yılında Emine Arıkan adına tescil edilmiş ve 1936 yıl sonundan itibaren burada oturmaya başlamışlardır.

1981 yılında ise, konak Abdullah Arıkan ve eşi Emine Arıkan adına tescil edilmiştir. Konak 1993 tarihinde, Adana Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenmiştir. Haziran 2004 tarihinde ise Kozan Belediyesi tarafından kamulaştırılmış ve restore edilerek 2008 yılında Butik otel ve restoran olarak hizmete sunulmuştur.

Evet, burası İlçenin en huzurlu köşelerinden, sırtını tarihi Kozan kalesine dayamış, tarihle bütünleşen bir tarihi mekandır.  Çevresini çepeçevre duvarlar kuşatır. Üst katında cumbalar vardır.

Mimari özellikleri

1890’lı yılların sonunda inşa edilen yapı: yüksek,  taş avlu duvarları, kemerli giriş kapıları, taş zemin katları gibi özelliklere sahiptir. Ara katta ve birinci katta, açık sofalar bulunur. Kuzey ve güney yönlerdeki cumbaları ve işçiliği dikkati çeker. Doğu cephesinde, son katta, ahşap payandalarla desteklenen ahşap balkon ve payandaların arasını bağlayan ahşap kemerler, sokak cephesini zenginleştirir. 

Zemin katın ve ara katın yüksek taş duvarları üzerinde yükselen son kat, dıştan genel görünüşe hakimdir. Yapı, geniş bir açık sofa ile güneye yönlendirilir. Ara katta odalar, doğrudan sofaya açılır. L şeklindeki yapının bir diğer kanadındaki odalara balkondan ulaşılır. Tüm döşeme ve kirişler ahşaptır.

Ara kata taş basamaklarla, üst katlara ise ahşap merdivenlerle ulaşılır. Yapının üzeri ise Marsilya kiremidiyle örtülmüştür. Ön ve arka avlularda birer su kuyusu bulunur. Binanın bahçe kısmında, yaşları itibarıyla tarihi ağaç denilebilecek iki ağaç bulunur.

Konak günümüzde butik otel ve restoran olarak kullanılmaktadır. Özellikle hafta sonlarında aşırı kalabalık oluyor, kahvaltıya gelenler burayı oldukça hareketlendiriyor, siz de buraya kahvaltıya gitmelisiniz.

Adana Kozan Anavarza

ANAVARZA

Kozan ilçe merkezinin 28 km güneyinde, Dilekkaya köyündedir. Dilekkaya köyü, antik şehir duvarlarının hemen dışında kurulmuştur.

Sumbas veya Kesik suyunun Ceyhan ırmağı ile birleştiği yerin 8 km kuzeyindedir.

Antik kent: Roma, Bizans, Ermeni, Abbasi, Selçuklu, Ramazanoğulları, Osmanlılar gibi çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış, farklı kültürlere ait izler bir arada görülmektedir.

Bu yüzden: UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesine alınmıştır.

Yazının hemen başında bir konudan söz etmek istiyorum, buraya ulaşmak oldukça zor, çünkü trafik veya yol gösteren levha yok, neden yok, çünkü Belediyenin belirttiğine göre, bu tür levhaları takıyorlarmış ama bu tür levhalar çalınıyormuş. İlginç, böyle bir hırsızlığı ilk defa duydum, neyse gelelim şehri anlatmaya.

Günümüzdeki Dilekkaya köyü: antik yerleşimin üstüne kurulmuştur.

Köydeki evlerin bahçeleri müze gibi, bahçelerde mezar taşları vardır.

Anavarza Mozaikleri

Köy halkı, kalıntılarla iç içe yaşıyorlar.

Antik şehrin en güzel kalıntılarından olan “mozaikli havuz” burada uzun yıllar bekçilik yapan bir kişinin evinin bahçesindedir. Anavarza mozaikleri olarak isimlendirilen bu mozaiklerde, 18 çeşit deniz hayvanı gösteriliyor. Bunlar: 3.55 x 10.75 m ebatlarında bir havuz tabanı için hazırlanmıştır.

Yine başka bir havuz tabanı için hazırlanmış mozaikte, yunus balığına binmiş, eli kamçılı Erol ve deniz tanrıçası Theis bulunmakta olup buna “Anavarza kızı” denilmektedir. Yani antik kalıntıları gezmek yetmiyor, köylülerin evlerinin bahçelerinde de görülmesi gereken yerler var, sormalısınız. 

Evet, şehir düz bir ova üzerinde bulunuyor ve arkasında, yükselen ve Asurlular’dan sonra birçok güç tarafından işgal edilen Anavarza kalesi vardır.

Anavarza kalesi, yukarı Çukurova’nın ortasında yükselen, çevreye hakim, yüksekçe bir kaya tepesi üzerinde, muhteşem bir kaledir. Kuzeyden güneye yaklaşık 3 km ve doğudan batıya yaklaşık 2 km boyutlarındadır. Kaleden, diğer kaleler ve hatta İskenderun körfezi görülebilir.

Anavarza şehri ve kalenin MÖ 9’ncu yüzyılda, Asurlular tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Ancak kale hakkında bilinen en kesin bilgi: buranın Roma ordusu için yapılmış bir şehir olmasıdır.

Ancak şehir, MÖ 1’nci yüzyılda Roma’nın eline geçtikten sonra önem kazanır. Şehir Roma imparatorluğu döneminde “Caesarea ad Anabarsum” olarak  adlandırılmıştır. Ünlü doktor Dioskurudes ve şair Optianus bu şehirde doğmuş ve yaşamıştır. 

Devasa şehir bir zamanlar, Roma IV. Lejyonuna ev sahipliği yapmıştır. Anavarza ören yerini çevreleyen surlar, 1500 metre uzunluğundadır ve giriş kapılarından biri 3’ncü yüzyıl olarak tarihlenen zafer takı şeklinde tasarlanmıştır.

Şehir hakkında bilinen kayıtlar; MÖ 19 yılında, Anazorbusu ziyaret eden Roma imparatoru Augustus tarafından kente “Kaısareia” ismi verilmiştir. MS 204-205 yıllarında ise, Roma imparatoru Severus’un ödüllendirmesiyle şehir önemli bir kent haline gelmiş ve MS 408 yılında ise, Kilikya başkenti olmuştur. 

Roma imparatoru Caracalla, şehre o kadar hayranmış ki, şehirde basılan paraların üzerine Metropolis damgası vurdurmuştur. Anazarbos şehri, MS 3’ncü yüzyılda Tarsus ile rekabet edecek konuma gelir. Bu tarihten itibaren, şehir Çukurova’nın başkenti konumundadır. MS 6’ncı yüzyılda olan deprem, kentte büyük hasara sebep olur. Ancak, 524 yılında, İmparator Iustinianus tarafından, şehir yeniden inşa edilir ve “Justiniapolis” adını alır. Kale sınır kalesi olarak kullanılır. 

Bizans ve ardından 758 yılında Abbasi İslam orduları şehri ele geçirdiler. Hükümdar Harun Reşit zamanında şehir yeni bir kimlik kazandı, Anavarza ve Sis şehirlerine, Türkistan’dan getirilen Türkmenler yerleştirildiler. (MS 800’lerin başında) 1097 yılında I. Haçlı orduları tarafından şehir alınır.

Feke’deki Ermeni Baronluğu, Anavarza’ya getirilir ve Kudüs yolunun emniyeti için burada Ermeni Prensliği kurulur. 1269 yılında Anavarza kentinde büyük bir deprem oldu ve şehir hasar gördü. Şehirde yaşayan Ermeni Prensliği ve halk, Sis şehrine taşınır. Bu tarihten sonra Anavarza, önemini kaybederek bir köy haline gelir. Halen varlığını Dilekkaya köyü olarak sürdürmektedir.

Kale hakkında mimari bilgiler

Günümüze kadar gelen kalıntılar, asıl kale ve alt kısımdaki surlar olmak üzere iki bölümdür. Kaleyi baştan başa kuşatan surlar, çok uzundur. Anadolu’da bu kadar uzun dış surla savunulan kaleler yok denecek kadar azdır. Bu bakımdan, Anavarza kalesinin Anadolu kaleleri arasında önemli bir yeri vardır.

Daha dışarıda olan ikinci sur: Ermeni katolikosluğuna merkezlik yapan kiliseyi, kiliseye ait kütüphaneyi, misafirhaneyi ve keşiş odalarını çevreler. Surların doğu cephesinin uzunluğu 1500 metreyi ve yüksekliği 8-10 metreyi bulur. Sur duvarları her 70 metrede bir olmak üzere 20 burçla desteklenmiştir. Kalenin 4 kapısı vardır. Batıdaki kapı üç kemerli bir zafer takı şeklindedir.

Kalenin iç kısmı

Birinci bölümde askeri kışla, Ermeni prensi Toros’a ait üç nefli kilise ve bazı Ermeni krallarına ait mezarlar vardır.

İkinci bölümde: askeri kışla ile ilgili odalar, depo odaları ve su tankları bulunur.

Her iki bölüm arasında, kaya platformun üzerinde inşa edilmiş 3 katlı kule vardır.

Kaleye: Alapınar’dan 12 km ve Sumbas gözünden ise 20 km uzunlukta su kemerleriyle su getirilmiştir. Bu su kemerleri Romalılardan kalmadır.

Antik şehirde gezi

Kalenin ana giriş kapısına kadar olan 1.5 km lik yol, asfalt yapılmıştır. 200 metre yüksekliğiyle ovaya hakim bir tepe üzerinde yükselir.

Kaleden aşağıya bakıldığında: Çukurova’nın bir parçası olan Ceyhan ovası ve Çukurova’nın öz kuşu olan Turaçı görürsünüz.

SUR İÇİNDEKİ YAPILAR

Adana Kozan Şehre giriş kapısı-Alakapı

Şehre giriş kapısı-Alakapı

Şehre giriş kapısı: Ala kapı, Anavarza’nın geçmişte yaşadığı birçok deprem yüzünden, ancak kısmen günümüze kadar gelebilmiştir. Kapı: korint biçiminde, 6 sütunlu, MS 3’ncü yüzyıla tarihlenen Roma yapısıdır. Bir zafer takı şeklinde dizayn edilmiştir. 3 girişli zafer takı, Adana bölgesindeki tek örnektir.

Sütunlu Yollar

Kalıntılardan anlaşıldığına göre, kenti güneyden kuzeye ve batıdan doğuya doğru kesen iki sütunlu yol bulunmaktadır. Ana cadde güney-kuzey yönde uzanan cadde idi. Ala kapı denilen zafer takından başlayıp kent içinde yaklaşık olarak 1150 metre kadar uzanmaktadır.

Yolun genişliği 32 metredir. Ölçülere bakıldığında, bu sütunlu yol, antik dünyanın en geniş ve en büyük sütunlu caddesidir. Taşlarla döşeli caddenin her iki yanının sütunlarla döşeli olduğu ve bu sütunların gerisinde yan yana dizilmiş, sıralı dükkanların yer aldığı anlaşılmaktadır. Batı-doğu caddesi, kentin batı kapısından başlayıp, doğudaki kayalıklarda son buluyor.

Yaklaşık 950 metre uzunluğundaki bu caddeden, günümüze ulaşan kalıntılar bu caddenin de sütunlu olduğunu göstermektedir. Ana caddelerin birleşme yerlerinin yakınlarında ne olduğu anlaşılamayan bina kalıntıları görülmektedir.

Ana caddelerin iç taraflarında, eksende olmayan sokaklar seçilmektedir. Buradan da şehrin sokak yapısının yeniden yapılan imarlarla bozulduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde yürütülmekte olan kazılar, bu tabloyu daha da netleştirecektir.

Tuğla yapılar

Anavarza’da yakın dönemde yapılan araştırmalarda 30’dan fazla tuğla yapı tanımlanmış olmasına rağmen bunların işlevleri saptanamamıştır. Ancak bu tuğla yapılardan dört veya beş tanesinin hamam olduğu düşünülmektedir. Roma dönemine tarihlenen bu yapılardan ilki, kentin merkezinde, sütunlu caddeye yakın olan güneybatı hamamıdır.

Bu yapı, Anavarza’daki ana yapılardan birisidir. İkinci büyük hamam ise, kuzeyde yer alan kuzeybatı hamamıdır. Burası ise kentin en büyük hamamıdır. Hamam, batı kenarında büyük su havuzlu 40 x 25 metrelik bir alanı kaplamaktadır. Üçüncü hamam ise, küçük batı hamam olarak adlandırılır, kuzeybatı hamamının kuzeybatısındadır. Dördüncü hamam, Anavarza’nın en kuzeyinde yer alan Kuzey Hamamı denen yapıdır.

SUR DIŞINDAKİ YAPILAR

Amfi tiyatro

Günümüzde Çeçen köyünden geçen ve antik dönemde Misis’e giden yolun yaklaşık 200 metre doğusundadır. Tamamıyla taş malzemeden inşa edilen amfi tiyatronun tamamen düzgün ölçülü 22 basamaktan oluştuğu anlaşılmaktadır. Bir elips oluşturan amfi tiyatro, doğuya sırtını verdiği basamaklarla biter ve üst tarafta daire düz bir yapıyla tamamlanır.

Stadyum

Amfi tiyatronun yaklaşık 300 metre kuzeydoğusundadır. Kuzeydoğu-Güneybatı yönünde uzanan stadyum, 410 metre uzunlukta ve 64 metre genişliktedir. Kalan izlerden, güneybatı ucunda süslü bir kapısının olduğu anlaşılmaktadır. Koşu yolunun ortasında, stat uzunluğu boyunca uzanan harçlı sırt bulunmaktadır.

Günümüzde yerlere dağılmış sütun parçalarından koşu yolu boyunca geniş aralıklarla korint stili sütunların dizili olduğu anlaşılmaktadır. Güneydoğu bölümündeki seyirci yerleri, küçük basamaklarla ulaşılan, bir tanesi 8, diğeri 9 sıralı iki kayaya kazılmış tribünden ibarettir.

Tribünün arkasındaki kayalık, düz bir şekilde kesilerek üst tarafa gölge yapmak üzere gerilecek kalaslar için delikler açılmıştır. Romalılar döneminde, burada görkemli spor oyunları yapılmıştır yani bir anlamda dünya üzerinde ilk olimpiyatların burada yapıldığı söylenir.

Ali kesiği

Stadyumun yaklaşık 50 metre kadar kuzeydoğusunda, kayalık üzerinde yarık şeklinde, 250 metre uzunluğunda ve 4-15 metre genişliğinde bir geçit bulunur. Bu geçit doğal değildir, insan gücüyle yapılmıştır. Muhtemelen Roma döneminde Hieropolis-Castabala ile Anavarza’nın bağlantısı bu geçit ile sağlanıyordu.

Nekropol

Sur dışında bulunan nekropollerden birisi stadyumun yaslandığı kayalıkların hemen üstünden başlayıp, güneybatıya doğru gidip amfi tiyatronun üzerindeki kayalıklarda sonlanır.

Diğer nekropol ise Ali kesiğinin kuzeyi ile tiyatronun doğusundaki kayalık alandadır. Yukarı kentin kalesinin güney surlarının yakınına kadar yayılan bu nekropol Anavarza’nın en büyük nekropolünü oluşturur.

Tiyatro

Ali kesiği geçidine yakın olan tiyatro, şehir surlarının güney doğusundadır. Tepenin eteğinde inşa edilen tiyatro, düzlüğe indiğinde kendi ayakları üzerinde yükselir. Günümüzde tiyatro oldukça kötü durumdadır. Ceveası tam olarak belli olmadığından oturma düzeni hakkında da fikir ileri sürmek zordur.

Caveanın her iki kanadında tonozlu girişlerin olduğu anlaşılmaktadır. Orkestrayla birlikte cavea’nın çapının 60 metre civarında olduğu anlaşılmaktadır. Tiyatronun hemen üst kısmında ise, nekropol alanı yer alır. Nekropolde oldukça fazla miktarda lahdin varlığı dikkat çeker.

Aşağı Kent Kiliseleri

Havariler Kilisesi-Kamışlı kilise

Çevresinde yetişen kamışlardan dolayı, Dilekkaya köylüleri kiliseye kamışlı kilise ismini vermiştir. Kilise, aşağı şehirde, güney-kuzey sütunlu yolun batısında, batı-doğu sütunlu yolun ise kuzeyinde, merkezi bir konumdadır. Kilise tamamen yıkılmıştır.

Apsisin güney bölümü dışında, çok az bir bölümü ayaktadır. Güney duvarı düz olarak devrilmiştir ve taşlar üst üstü olduğu gibi durmaktadır. Bir narteksi bulunmayan kilise, 56.20 x 28.10 metre ölçülerindedir. Tamamen kesme taşlarla inşa edilen kilise de şipolien malzeme de kullanılmıştır.

Apsis dış tarafa 5 bölümlü şekilde yansıtılmıştır. Kilisenin üst örtüsü hakkında tam bir bilgi yoksa da apsisin hemen üstünde bir yarım kubbenin varlığı tahmin edilmektedir.

Güneybatı Kilisesi

Kilise kentin batısında, batı giriş kapısının güneydoğusundadır. Kilise günümüzde tamamen yıkılmış durumdadır. Kalan izlerden ve çevreye dağılan mimari parçalardan tamamıyla kesme taştan inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bir sıra taş dizisi ile temel seviyesinde ancak plan verebilecek seviyededir.

Kalan bir sıra taş dizisi takip edildiğinde, kilisenin 52 metreye yakın bir uzunluğa ve 24 metre civarında bir genişliğe ve 7 metre genişliğinde transeptler uzanmaktadır. Kapıların beşi güney tarafta, beşi ise kuzey taraftadır. Bir kapı batı taraftadır ve doğrudan apsise yönelmektedir.

Kuzey kanadın ortasında bulunan ana kapının basit işlemeli kenger yapraklı parçaları yerlere dağılmış durumdadır. Apsisin kuzey tarafında bir odaya işaret eden izler görülmektedir. Kilisenin üst örtüsü hakkında bir fikir yoktur. Tabanda kullanılan farklı renkli mozaik taşlar, günümüzde de görülmektedir.

Yukarı Kent Kilise ve Şapelleri

Kaya Kilise

Yukarı şehirde kale surlarının güneyinde nekropol alanı içindedir. Kalker kayalıkların oyulmasıyla oluşturulan kilise, günümüzde büyük oranda tahrip olmuş vaziyettedir. Kilisenin uzunluğu 43 metre civarında, genişliği 29 metre civarındadır. Apsisin dış tarafı yuvarlaktır ve içeride bir oturak bulunmaktadır. Kalan izler apsisin üç pencere ile dışa açıldığını gösterir.

Kilisenin güney bitişiğindeki kayalara oyulmuş şekilde, yan yana sıralanmış yedi-sekiz mezar yapısı görülmektedir. Bunlar belirli bir düzen şeklinde sıralanmışlardır. Kaya kilisenin güney doğu ucunda bir şapel vardır. Bu şapel 12 x 5 metre ebatlarında olup batısındaki giriş ile kiliseye güneydoğudan bağlanmaktadır. Bu şapel kilisenin aksine kesme taşlardan inşa edilmiştir. Günümüzde büyük oranda yıkık vaziyettedir.

Ermeni Krallarının Kilisesi

Ermeni kralları burada taç giydikleri için bu isim verilmiştir. Yukarı kentte, kalenin birinci bölümünde avlu içindedir. Düzgün kesme taşlardan, 13.10 x 9.65 metre ölçülerinde ve üç nefli bazilikal planda inşa edilen kilisenin, güney ve batıda olmak üzere iki giriş kapısı vardır.

Bugün bu kapılardan güneydeki tamamen, batıdaki ise büyük oranda yıkılmıştır. Dışa taşıntı yapmayan apsisin bulunduğu doğu tarafında üç dar pencere açılmıştır ve bu pencerelerin her biri, içte ayrı bir bölüme aittir. Batı taraftaki kapının her iki yanında birer küçük pencere görülür. Kilisenin kuzey duvarında kapıya yer verilmemiştir. Sadece üç pencere açıklığı görülmektedir.

Duvarın üst kısmında, binanın tamamını çevreleyen ancak günümüzde tam olarak okunamayan Ermenice bir kitabe kuşağı görülür. Bu kitabeden anlaşıldığı kadarı ile kilise, Anavarza başkent iken ülkenin erken dönem yöneticilerinin gömü yeri olarak kullanılmıştır. Kilise günümüzde çok az mimari kalıntıyla ulaşmıştır.

Üst örtüsü, kuzey ve güney duvarları tamamen yıkılmıştır. Batı girişi ve duvarlarından çok az bir kalıntı günümüze ulaşmışken, en sağlam tarafı doğu duvarı ve bu duvar üzerinde bulunan yapı elemanlarıdır.

TECİRLİ KÖYÜ

Anazarbos’un yaklaşık 10 km kadar güney doğusundaki Tecirli köyü civarında bulunan bir yazıtta “Oresibelos” ismindeki nehir tanrısına sunuda bulunulmaktadır. Bu tür adaklarda, nehir tanrısının aynı adı taşıyan nehrin personifikasyonu olduğu dikkate alındığında, civarda antik devirde Oresibelos adını taşıyan bir akarsuyun varlığı söz konusudur. 

Ancak bunun bölgedeki akarsulardan hangisiyle özdeş olduğu bilinmez. Çünkü bölgenin en büyük akarsuyu olan Ceyhan nehrinin, antik dönemdeki ismi “Pyramos” dur. Bu durumda, Oresibelos, antik devirde Pyramos’a dökülen civardaki daha küçük akarsulardan biri olmalıdır.

Ancak yazıtın bulunduğu yer de dikkate alınırsa, Oresibelos’un Toros dağlarından doğup Anazarbos’un doğusundan Pyramos’a dökülen, bu günkü Savrun çayı olabileceği düşünülür.

ÖZBAŞI KÖYÜ

Özbaşı köyünde, bir dükkanın duvarına inşa edilmiş olan blok üzerinde bir yazıt vardır. İlk satırında MÖ 19 yılında başlayan Anazarbos takvimine göre verilmiş yıl sayısından MS 112 yılına tarihlenen bu yazıtta bu civardaki bir köydeki, dernek mensuplarının köyleri için sunuda bulunduklarından söz edilir.

Ancak yazıtın kısmen kırılmış olması nedeniyle, adağın hangi tanrıya yapıldığı anlaşılmaz. Kozan ilçe merkezinden Özbaşı köyüne giden yolun üzerinde, yol açılırken kısmen tahrip olmuş iki mezar odası görülür.

SAĞKAYA KASABASI

Anazarbos’un 10 km güneybatısındaki kasabanın belediyesi önünde, Anazarbos’dan buraya getirilmiş olan ve üzerindeki yazıttan Tanrıça Roma’ya adanmış olduğu anlaşılan, yuvarlak bir sunak vardır. Tanrıça Roma kültünün Anazarbos’taki varlığı daha önceki yıllarda bulunan iki yazıt sayesinde bilinmektedir.

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.