Adana Karataş

Adana Karataş

Yaz aylarında, Adana ve çevresinde yaşayan insanların, dinlenmek ve denize girmek için tercih ettikleri başlıca yerdir. Ancak tarihi ve tarihi yerleri sevenler de, Karataş’ı ziyaret ettiklerinde Magarsus kenti kalıntılarından büyük keyif alacaklardır, Efes antik kentinin yaklaşık 3 misli büyük olduğu söyleniyor.

ULAŞIM

Adana’ya 47 km. uzaklıktadır. Bu mesafe otobüsle 45 dakika ve özel araçlar 30 dakika sürer. Karataş-Yumurtalık arasındaki mesafe: 45 km. dir.

Adana Karataş

GENEL

Yazının girişinde de belirttiğim gibi: Karataş, ülkemizin büyük nüfus yoğunluklu şehirlerinden biri olan Adana’nın, denize açılan iki noktasından biri. (Diğeri, Yumurtalık)

Karataş: Doğu Akdeniz bölgesinde, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin yarattığı doğal sınırlar içinde kurulmuştur.

88 km. uzunluğunda deniz kıyısı bulunmaktadır.

Burada, birçok kamu kurum ve kuruluşuna ait tesis bulunuyor. Ayrıca: Orman Müdürlüğüne ait bir kamping yeri var. Yinede: birçok turistik tesis bulunmasından çok, daha çok yazlık konutların yoğunlaştığı bir beldedir. İlçenin nüfusu kış aylarında 10 bin iken, yaz aylarında 100 bini geçer.

Çukurova’da bulunan ilçe toprakları tamamen düz ovalık bir arazi yapısına sahiptir. Akdeniz kıyısında doğal kumsallar vardır. Kıyıdaki kumul setleriyle deniz arasında lagünler oluşmuştur. Sığ ve tuzlu suları olan bu lagünlerin çevresi bataklıktır.

Karataş’ta, çok önemli üç dalyan var. Bunlar: Hurmaboğazı/Akyayan, Akyatan ve Tuzla Dalyanı. Ayrıca: küçük bir balıkçı barınağı var. Bu dalyanlarda: çeşitli balık türleri bulunuyor.

Akdeniz’e özgü: kefal, çipura ve levrek balıkları, çok sayıda üretiliyor ve yetiştiriliyor. Özellikle: Tuzla dalyanında çıkan balıklar, ayrı bir lezzet taşımaktadır.

Bu arada: amatör balıkçılık yapmak da mümkün. Özellikle: Tuzla Dalyanında Karagöçerler’i öneriyorum. Ancak, kötü bir yolu var. Özellikle, yağışlı havalarda gitmek biraz sorunlu, tercih etmemenizde yarar var.

Adana Karataş

TARİHİ

Bölgede kurulan en eski uygarlık, Hititlerdir. Ayrıca Luvi krallığı ve Kizuvatna (MÖ 2000-1500) krallığı dönemlerine ait sikkeler bulunmuştur. Bölgede ilk yerleşim yeri antik Magarsus şehrindir. Yani Karataş ilçesinin tarihte bilinen en eski ismi “Magarsus” dur.

Bu antik kent, günümüzdeki Karataş ilçesinin 5 km batısındadır. Bu şehir, MÖ 7’nci yüzyılda koloni kenti olarak kurulur, Grek, Roma ve Bizans dönemlerinde de yerleşim görür. Öncelikle büyük ve geniş bir kalesi vardı. İlkçağdan Ortaçağ’a kadar Akdeniz ticaretini ellerinde bulunduran Fenike, Rodos, Girit, Venedik, Ceneviz ve hatta Portekizli deniz ticaret filolarının uğrak yeri olan bir ticaret şehridir.

Bu antik kentin önünde bulunan Dydimae denen iki ada üzerinde iki kalenin mimari kalıntıları görülür. Bunların kalıntıları, Karataş ve civarındaki köylerde yapılan Menzil Han ve İskele yapımında kullanılmıştır.

MÖ 547 yılında Magarkus şehri ve bütün Çukurova, Perslerin eline geçmiştir.

MÖ 331 yılından sonra bölgede Büyük İskender ve ardından Selevkosların hakimiyeti görülür.

Roma imparatoru Justinyen, Mısır seferine giderken, bölgeyi istila etmiş, Magarsus kalesini yıkmıştır. Harun Reşit, bölgeyi ele geçirince, Magarsus kentinin imarını, tahkimini ve iskanını yaptırır.

Homeros, İlyada destanında: Magarsus şehrinin, Misis’i kuran Mopsos’un Turuva savaşında tanışıp Çukurova’ya getirdiği Yunanlı Anfloksos tarafından kurulduğunu yazar. Ancak bölgeye hakim olma isteğiyle daha sonra ikisi de savaşa tutuşurlar.

Bir balıkçı tarafından 1980 yılında balık avı için suyun dibine daldığında suyun dibinde bulduğu ve daha sonra sudan çıkarılıp Adana Müzesine götürülüp sergilenen bronz heykel, Magarsus sanatının hangi düzeyde olduğunun kanıtıdır. Heykelin MÖ 1 ile MS 2’nci yüzyıllara ait olduğu düşünülüyor, MÖ 1’nci yüzyılda Eyalet valiliği yapan Çiçeron’a ait olma ihtimali yüksektir.

Büyük Türk denizcisi Piri Reis: 1517 yılında yazdığı Kitab-ı Bahri adlı eserinde Karataş hakkında şunları yazar “Cihan suyunun beri yanında Od kalesi dirler, denize karşı yüce bir yerde bir harap kale vardır. Ol kalenin altında yani lodos tarafında bir adacık var. Ol adacığa Porto Melun dirler. Küçük gemiler mezkür adacıkla kenar arasına girerler.”

1885 yılında Alishan isimli yazar Karataş Hakkında şunları yazar “Antik Magarsus’un bulunduğu Karataş burnunun üstünde şimdi birkaç harabe ile kuzey tarafında Sen Nikola adına yapılmış küçük bir kilise vardır. Kubbesi dört sütun üzerine kurulmuş olan bu kilisenin yanında lahit ve biraz ilerisinde de eski bir hamam ve sarnıç görülür.

Kilisenin güneyinde bir şatoyu andırır kare şeklindeki yapı kalıntısının sütunları durmaktadır. Burnun doğusunda eskilerin Didime dedikleri, iki küçük adada bazı inşaat kalıntıları vardır. Sahilde büyük bir han ile 50 hanesi Hıristiyanlara ait, Karataş köyü bulunur.”

Yakın tarihte Karataş, 1’nci Dünya Savaşından hemen sonra Fransızlar tarafından işgal edilir. Fransızlar, ermeni militanları ile birlikte yöredeki Müslümanlara eziyet ederler. Milli Mücadeleden  sonra, Karataş’a Selanikli göçmenler getirilerek yerleştirilir, bunlara toprak verilir. Karataş 1928 yılında uçak, 1957 yılında ise ilçe olur.

Peki buranın ismi niye Karataş? Karataş’a adını veren kara taş, volkanik patlamalardan geriye kalan bazalt taşlarıdır. Bölgede yapılan araştırmalarda ve kazılarda, bazalt taşlarla örülmüş bina ve yol örneklerine ulaşılması hedefleniyor.

NE YENİR

Adana yöresinin zengin mutfağı, Karataş mutfağını da etkilemiştir. Adana kebabı çok ünlüdür. Yanında bol yeşillik, ezme, salata yenir ve mevsimine göre ayran veya yöreye özgü şalgam suyu içilir. Tatlı olarak  halka tatlısı önerilir.

PLAJLAR VE KAMP ALANLARI

Karataş ilçesinin 60 kilometrelik kumsal alanı vardır. Bu alandaki plajlar: Atapark, Barınak, Mavikum, Orman altı, Tuzla, Bahçe, Harbiş’tir. Günübirlik tatilciler bu plajları kullanarak denize girebilirler. Aynı zamanda karavan ve çadır turizmi içinde uygundur.

BÜYÜK İSKENDER FESTİVALİ

Karataş ilçesinde, iki yıldır bu festival yapılıyor, tarihi Ağustos ayının son haftasında üç gün sürüyor. Festivalde ücretsiz halk konserleri düzenleniyor. Bu festivalin neden yapıldığını, niye isminin “Büyük İskender Festivali” dendiğini anlamadım, araştırdım öğrenemedin, sanırım Karataş ilçesinin tanıtımı için böyle bir festival düzenleniyor, iyi de ismi niye Büyük İskender?

Adana Karataş Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu ve Uygulama Oteli

KARATAŞ TURİZM İŞLETMECİLİĞİ VE OTELCİLİK YÜKSEK OKULU VE UYGULAMA OTELİ

Çukurova Üniversitesine bağlı okul, 1994 yılında kurulmuştur. 2005 yılında ise Karataş ilçesindeki yerleşkeye taşınmıştır. Konaklama işletmeciliği bölümü örgün eğitim vermektedir. Bu bölümde, temel turizm branşları dersleri ağırlıklı olarak veriliyor. Karataş ilçesinde, okula ait uygulama oteli var. Otel özel işletmeye kiralanmış olup 50 oda, toplantı salonları, restoran, kafe, spor tesisleri ve yüzme havuzu bulunuyor.

Adana Karataş

GEZİLECEK YERLER

KARATAŞ MENZİL HANI

İlçe merkezinde çarşı içindedir. Pazaryeri denilen denize nazır bir tepe üzerindedir. Ancak günümüzde tamamen harabe halindedir.

Hanın kitabesinde yapının 1608 yılında Osmanlı döneminde Mir Ali isimli birisi tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı hanın batı kısmında temel hizasına kadar yıkılmıştır.

Güney kısmında iki tane bina vardır. Kuzeyde cümle kapısı vardır. Doğu kenarındaki mekanların bir kısmı sağlamdır. Yapıda ortada uzun bir avlu ve bu avlunun çevresinde sıralanan odalar bulunur.

Adana Karataş Akyatan Kuş Cenneti ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahası

AKYATAN KUŞ CENNETİ VE YABAN HAYATI GELİŞTİRME SAHASI

Deltada bulunan lagünler ve göller, Akdeniz’in su seviyesinin düşmeye başladığı dönemlerde oluşmaya başlamıştır. (muhtemelen 10 bin yıl önce) Akyatan gölünün bulunduğu yerde: deltayı oluşturan nehirlerin yataklarından taşmaları sonucu, bataklık oluşur. Bu bataklık, daha sonra dalgaların taşıdığı kumların zamanla kıyıda oluşturduğu kordonla denizden ayrılır ve bugünkü durumunu alır. Yani, burası tipik bir alüvyon baraj gölüdür

Akyatan lagünü, 1988 yılında Sulak Alanları Koruma Sözleşmesi kapsamına alınmış ve 2005 yılında Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak ilan edilmiştir.

Burası, Türkiye’nin en büyük lagün gölü ve kuş cennetidir. Yaz süresinde gölü besleyen suların azalması ve buharlaşması nedeniyle, göl alanı küçülür, suyun çekildiği alanlarda geniş çamur düzlükleri oluşur ve yaz sonuna doğru tamamen kurur. Çamur düzlükleri, özellikle gölün kuzeydoğu ve batı kesimlerinde görülür ve Kapıköy yakınlarındaki bazı adalar, kara ile birleşir.

Göl, güneybatıda bulunan 2 kilometrelik bir kanalla denize bağlanır. Göl suları yüksek olduğunda, kanal vasıtasıyla gölden denize, göl sularının düşük olduğu dönemlerde ise denizden göle su akışı olur. Bu yüzden, göl suyundaki tuzluluk durumu mevsimlere göre değişir.

Kışın ve ilkbaharda, drenaj kanalları ile taşınan sular ve yağışların etkisiyle, göl suyu tatlılaşır. Yazın ise yüksek buharlaşma ve denizden göle gelen tuzlu su girişi nedeniyle göl suyu tuzlanır. Tuzluluk oranı, denize bağlantılı olan yerlerde daha yüksek, kuzey kesimlerde yani drenaj sularının etkili olduğu yerlerde ise tuzluluk daha azdır.

Göl ile deniz arasında Türkiye’nin en büyük kumullukları vardır, bunların yükseklikleri 20 metreye kadar ulaşır. Bunlar yağışlı dönemlerde suyla dolar. Ayrıca kumulların kuzeydoğusunda, hiç kurumayan ve ekolojik açıdan önemli Tatlısu birikintileri ve bataklıklar vardır.

Deltalar: dünyanın en verimli doğal alanlarıdır. Bu yüksek verimin oluşturduğu yiyecek ağı, başka su kuşları olmak üzere değişik türden zengin bir yaban hayatının barınması ve beslenmesine olanak verir. Deltalar balıkların yumurta döktüğü, özellikle yavru balıkların beslendiği ve korunduğu alanlardır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre: deltalar, balıkçılığın devamı açısından hayati öneme sahiptir.

Burada, nesli tükenme tehlikesi altında bulunan bitki türleri, memeli hayvanlar ve kuşlar bulunur. Bunlara örnekler: hayvanlar: saz kedisi, turna, yeşil kaplumbağa, caretta caretta, bitkiler: kum zambaklarıdır.

Lagün, 22 kilometrelik kumsalı ile caretta caretta kaplumbağalarına ev sahipliği yapar, bunların Akdeniz’deki en büyük yumurtlama alanı burasıdır.

Burası, fotoğraf çekmeyi seven doğa tutkunlarının yoğun tercih ettiği bir yerdir. Çünkü burada yıllık 300 binden fazla kuş göçü yaşanır ve meraklılarına bu kuşları izleme imkanı tanır. Dünya üzerinde en çok flamingo türü burada yaşar. 2015 yılında yapılan sayımda, lagün alanında 89.900 tane flamingo tespit edilmiştir.

Akyatan gölü, Doğu Akdeniz’in en zengin dalyanlarından birisidir. Denizle olan bağlantısı nedeniyle, göle beslenmek ve üremek için çok sayıda balık girer. Gölün denize açılan bölümünde, Karataşlı balıkçılar tarafından işletilen bir dalyan inşa edilmiştir.

Gölde bulunan balık türleri: sazan, aynalı sazan, yayın, yılanbalıı, levrek, kefal, çipura, yayın, gökkuşağı alasıdır. Gölde avlanan balıkların bir bölümü ihraç edilmektedir. Gölün doğu kesimlerinde, mavi yengeç avlanır. Ancak zaman içinde arkan kirlilik, bu göldeki balık popülesyonuna zarar vermektedir.

Adana Karataş Tuzla Gölü

TUZLA GÖLÜ

Çukurova Deltasında, balık stoklarının son yıllarda düşmediği tek sulak alan. Burada: üretilen ve yetiştirilen balıkların lezzeti bir başka. Yani: muhteşem bir lezzet.

Diğer lagunlarda olduğu gibi, burada da; çeşitli kuş türlerini görmekte mümkün. Bunlar: Turaç, Yaz Ördeği, Kocagöz, Akça Cılıbıt, Mahmuzlu Kış Kuşu ve küçük Sumru. Hiçbir turizm yatırımı bulunmayan bir yer. Daha önce söylediğim gibi, yine güzel bir görüntü, kuşlar sizi bekliyor. Yanınızda, dürbün ve fotoğraf makinesi bulunmalı.

Adana Karataş Mallos Antik Kenti

MALLOS ANTİK KENTİ

Evet, bugün Adana Karataş bölgesindeki Mallos ismiyle bilinen bir şehrin varlığı hakkında antik dönem yazarları ve diğer bazı kanıtlar bulunmaktadır.

Ancak Mallos şehrinin yeri net olarak bilinmemektedir. Muhtemelen: Ceyhan ırmağının batı kıyısındaki, şimdiki Kızıltahta köyünün bulunduğu yerdeydi. Ancak: şehrin kalıntıları, Ceyhan ırmağının alüvyonları altında kalmıştır.

Antik dönem yazarlarının şehirle ilgili bildirdikleri:

Dr Şaffer:

Mallos şehrinin Ceyhan nehrinin aşağı kesimlerindedir. Çünkü Ceyhan ırmağının üzerinden geçişini hesaba katarak, bu nehrin o zamanlar Karataş tepeler silsilesinin kısmen kuzeybatısından akmış olduğunu söyler. Coğrafi konum olarak bu yorumlar haklıdır.

O dönemki şartlar düşünüldüğünde, Misis, Mallos ve Magarsus un birbirleriyle çok sıkı bir ticari ilişki içinde olmaları gerekmekteydi.

Bu ilişkiyi sağlamanın tek yolu: Misis in bir iç liman halinde kullanılmasını sağlayan Pyramos (Ceyhan) nehriydi. Çünkü yağışların çok yoğunlaştığı ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde, bu üç kenti çevreleyen alan bataklık haline gelmekteydi.

Böylece herhangi bir zorluk karşısında, Mallos’a, Karataş ve Misis’ten kara yoluyla yardım gelmesi neredeyse imkansızdı.

H.Th.Bossert:

1949 yılında bölgede yaptığı araştırmalarda: Kızıltahta köyünde okuduğu bir yazıtta: kayıp kent Mallos’un Kızıltahta ve Terkeşen köyleri arasında bulunduğunu ve zamanla bu şehrin, Ceyhan nehrinin batı kıyısı boyunca çökeller altında kaldığını iddia etmiştir.

Strabon:

Geographika adlı eserinde: “Mallos’un Truva savaşından sonra bölgeye gelen Apollon’un bilici rahipleri Mopsos ile Amphilokhos tarafından kurulmuştur. Şehrin yerini ise şöyle tarif eder. “Ceyhan nehri (antik dönemdeki ismi Pyramus) ağzına yani denize yakın bir tepe üzerinde konumlanmış bir liman kenti” dir.

Büyük İskender zamanında, hayli gelişen Kahinler Kenti Mallos’tan bu tarihlerden sonra bir haber alınamamaktadır.

Sadece MÖ 67 yılında, ünlü Romalı Komutan Pompeius’un Mallos’a;  Kilikyalı korsanları yerleştirdiği bilgisine ulaşılmaktadır.

Vutras’ın Coğrafya Kitabı:

Mallos, Kilikya’da Tarsus şehrinin 63 km güneydoğusunda, Ceyhan nehri kıyısında kurulu, Mopsos Tapınağı ile meşhur bir kentin adıdır.” Şeklinde yazmıştır.

Alishan Sissounadlıl eserinde:

Mallos, Rupenler devrinde pek gelişmişti. Rupen, kızının on bin altınlık dotasını temin edebilmek için Haçlı şövalyelerine, bu paraya karşılık Mallos’un bütün köylerini, ekilmiş ve ekilmemiş arazilerini tutu olarak vermişti.” Şeklinde anlatmıştır.

Dr Bossert:

1950 yılındaki ön raporunda: Mallos’un toprak üstünde mevcut olan binaların hemen hepsinin civarda bulunan köylerdeki yapılar için bir gereç olarak kullanılmıştır.

Sadece Roma dönemine ait olup İslami devirlerde tamir edilen köprünün bir kısmı, Kızıltahta köyüne bağlı Akdeğirmen mevkii yanında kendisini muhafaza etmiş bir durumda bulunup, şimdi değirmen olarak kullanılmaktadır.” Şeklinde yazmaktadır.

Akdeğirmen’in hemen güneydoğu kısmında yaklaşık 400 m yakınında bulunan 9 gözlü bir köprünün kalıntısının, sular azalmaya başladığında ortaya çıkması, bu yapının Mallos’a ait olup olmadığı ile ilgili daha ayrıntılı inceleme yapılmasını gerektirmektedir.

Kızıltahta köyünde bulunan bir mermer yazıt:

Yazıtın bildirdiği yer, yazıtın bu günkü sahibi, eseri tesadüfen bulduğunu söylemiştir. Bu yazıtta “Flavia Procia şerefine bir Heroon inşa ettirmiş olan Mallos şehrinin adı geçmektedir.”

Bu suretle yazıtın, harabesi Kızıltahta köyünün hemen yakınında ve Ceyhan nehrinin batı kıyısı boyunca, toprak altında bulunan Mallos şehrine ait olduğu anlaşılmış bulunmaktadır.

Mallos bölgesinde toplanan keramik parçaları:

Bu parçalar, pek geniş bir Roma ve Bizans iskanının mevcudiyetini göstermektedir.

Nitekim Mallos’un Bizans döneminde Piskoposluk makamı olduğu bilinmektedir.

Roma çağından önceki iskan izlerini, yani Yunan ve daha eski olan Demir çağı buluntuları pek ender olarak görülmüştür.

Mallos’ta daha eski tabakaların halen toprak altında bulunduğu tahmin edilmektedir.

Asıl büyük şehir bir höyük üzerine kurulmamıştır.

Çünkü, gerek Mallos ve gerekse Magarsus şehirleri, hiç olmazsa Yunan devrinden itibaren gelişmeye başlamıştır.

Öte yandan, Mallos şehrinin sahası içinde, Kızıltahta köyü sakinleri tarafından “Terkeşen Höyük” adı verilen bir yükseklik mevcuttur, fakat bu tümsek gözle de farkedilebildiği gibi bir höyük olmayıp, tabii bir kayalığın oluşturduğu yüksekliktir.

Roma ve Bizans döneminde iskan görmüştür.

MALLOS SİKKELERİ:

Mallos kenti ilk olarak MÖ 5’nci yüzyıl ortalarından sonra kendi adına sikke basmaya başlamıştır.

Kent, kesintilerle olsa da Roma İmparatoru I. Valerianus dönemine (MS 253-260) kadar otonom ve yarı otonom olarak sikke basmaya devam etmiştir.

Her ne kadar kentin sikkeleri üzerine birçok araştırma yapılmış olsa da, bunlar daha çok katalog şeklinde yürütülmüş çalışmalar olduğundan, kente ait sikkelerde yer alan bazı tipler, henüz kesin olarak kimliklendirilmemiştir.

Kentin şehir yılı MÖ 68’de başlar.

MÖ 5’nci y üzyılda, bölgede yerel Syennesis Krallığının hakim olduğu, genellikle kabul edilen bir görüştür.

Bu dönemde, Mallos, gümüş stater ve oboller basmıştır.

Sikkelerde daha çok kentle ilişkili sembollerin yer aldığı otonom baskı ağırlık gösterir.

Bu sikkelerin üzerinde, MÖ 425-375 tarihleri arasında Mallos’un “Yunanca isminin kısaltmaları veya tam hali olarak MAP, MAPA, MAPAO, MAPAOTAN, MAAPO” yazıtları yer almaktadır.

Bu dönem baskılarında, en sık görülen sikke tipi: Athena başı, kanatlı tanrı, çift yüzlü baş, Bellerophontes, kuğu, insan yüzlü boğa başı veya ön gövdesi, Gorgon Medusa başı, baykuş, kaplumbağa ve Astragalos’tur.

Kentin erken tarihli sikkelerinde en sık karşılaşılan tip olan “kuğu” Mallos kentinin simgesi olabilir.

Bu simgeler, o dönemin kentlerinde veya kent devletlerinin bir nevi arması görevini görüyordu.

Kuğunun seçilmiş olması da tesadüf deildir.

Çünkü kentin doğusunda ve batısında iki adet lagün (Ağyatan ve Akyatan) bulunmaktadır.

Günümüzde de göçmen kuşların göç esnasında bir süre kaldıkları bu lagünlerde, öyle anlaşılıyor ki antik çağda da bolca kuğu yaşamaktaydı.

Bu dönemde en sık karşılaşılan diğer tip ise insan yüzlü boğa başı veya ön gövdesidir. Bu tasvirler: Pyramos (Ceyhan) nehrini temsil etmektedirler. Kentin sikkelerinde nehir tanrıları, bu dönemden sonra 4’ncü yüzyılda insan başı şeklinde, Helenistik dönemden sonra da insan şeklinde, yüzen nehir tanrıları olarak varlığını Roma dönemi sonuna kadar sürdürmüştür.

Mallos sikkelerinde, çift yüzlü erkek başı da sık görülen tiplerdir. Ancak bunların neyi veya kimi tespit ettiği, temsil ettiği anlaşılamamıştır.

MALLOS ANTİK KENTİ:

Kentin yeri:

Antik dönem yazarlarının yazdıkları ve sikkeler nedeniyle, Mallos kentinin varlığı kesindir. Ancak yeri bulunamamıştır. Çünkü Pyramus nehri kıyısındaki nehir, nehrin akış yönü değiştiği için, günümüzde denizden biraz içeride bir tepe/höyük üzerinde kalmıştır.

Bugünkü duruma göre, bu antik yerleşim muhtemelen Karataş ilçe merkezine 25 km uzaklıktaki Kızıltahta köyü civarında olmalıdır.

KENTİN KURULUŞ ÖYKÜSÜ:

1’NCİ GÖRÜŞ:

Antik dönem yazarları, kentin kuruluşunu efsanevi figürlere bağlıyorlar.

Mophos ve Amphilokhos adlı karakterlerin, Truva savaşı sonrasında bu kenti kurdukları rivayet edilmektedir. Amphilokhos genellikle kral ve kahin olarak tanımlanır. Strabon’a göre: bu iki kardeş Apollon’un yarı tanrı oğullarıdır. Tarihçi Yazar Amphiaras: Alkmaaion’un da oğullarının Truva savaşına tanıklık ettiklerini, nesiller boyu anlatmıştır.

Amphilochus ve Mopsos, Truva savaşından sonra gelip Mallos şehrini kurarlar. Daha sonra Amphilochus, Argos şehrine döner. Ancak buradan sonra tekrar Mallos şehrine dönüp yönetimde yer almak istediğini söyleyince, Mopsos ile çatışır. Aralarında düello yapılır, ancak ikisi de ölür ve birbirlerini görmeyecek şekilde gömülürler. Mezarlarının nerede olduğu bilinmemektedir.

2’NCİ GÖRÜŞ:

Bazı tarihçiler ise, kentte yaşayan bir gurup Argoslunun (Yunan kolonist) bu yerleşimi kurduklarını yazarlar.

MALOS-MAGARSUS BAĞLANTISI:

Yine yaygın görüşlere göre, antik çağlarda Didyma ve Miletos şehirleri arasındaki ilişkiye benzer biçimde, Magarsus/Magarsia’nın Mallos’un limanı olduğu yönündedir.

PYRAMOS (CEYHAN) NEHRİ:

Pyramos nehri, Ceyhan ilçesinden sonra Sirkeli köyü civarında, önüne çıkan orta yükseklikli dağ silsilesinin kuzey yamaçlarını takip eder ve Bebeli köyüne kadar geldikten sonra, burada doğal kesintiye uğrar ve  düzleştiği dar bir alanda, aynı 90 derecelik bir sapma ile yatak değiştirmiştir.

Bu değişikliğin, bir taşkın sebebiyle olduğu muhtemeldir. Nehrin Bebeli köyü civarında olağan yağmur yönünde dev bir bent yapar. Bundan daha önceki güzergahında olduğu gibi, kuzeydoğu-güneybatı uzantıları yüksekçe tepeler silsilesiyle, kuzey yamaçlarında devam etmiştir. Nehrin denize ulaşacağı yer, Akyatan Gölü ile Magarsus arasındaki dar alandır.

KIZILTAHTA KÖYÜ:

Kızıltahta köyü, bugün Pyramos nehrinin kenarında yer almaktadır.

Yani antik Mallos kenti bugünkü Kızıltahta köyünde ise, bu kent için “Pyramos kıyısındaki Antiokheia” olarak adlandırılması, yanlış olmaz.

TARİHİ SÜREÇ:

Tarihçi yazar Arrianus: Büyük İskender’in doğu seferini anlatıyor. Yazar, ünlü Arabasis isimli eserinde, Büyük İskender’in Tarsus’tan sonra Magarsus’a gelip Athena Magarsia’ya kurbanlar sunduğunu, ardından Mallos’a yürüdüğünü belirtir. Eserde bundan sonra anlatılanlara göre, hastalığı nedeniyle, Büyük İskender’in Mallos şehrinde bir dönem kaldığı anlaşılmaktadır.

Mallus şehrinde Amphilokhos’a adaklar adamıştır. Ayrıca İskender, şehri vergiden muaf tutmuştur. Çünkü şehir Argos kolonisidir ve kendisi de Herakles’in şehri Argot’da doğmuş olan İskender, Herakles’in soyundan geldiğini iddia etmiştir.

Büyük İskender, ayrıca: ordusunun geçmesi için, Pyramos nehri üzerine bir köprü yaptırmıştır.

Evet, Mallos şehri büyük öneme sahip olmasına rağmen, önemli bir cazibe taşımamaktadır.

Malloslu Krates:

Şehir MÖ 2’nci yüzyılda tanınan, en eski dil bilimcilerden biri olan Malloslu Krates’in doğum yeridir. Ancak o genç yaşta Tarsus’a taşınmış ve ardından Bergama’ya giderek akademik kariyerini orada geliştirmiştir. Malloslu Krates döneminin en önemli dil bilimcilerinden biri olmuştur.

Roma ve Bizans Dönemleri:

Helenistik dönemin ardından, Roma ve Bizans dönemlerinde şehirde yerleşim sürmüştür. Ancak zaman içinde nehir yatağının değişmesi, deniz ve lagün hattının değişmesi nedeniyle, kent yerleşiminin kayması ya da eski liman merkezinin terk edilmesi söz konusu olabilmektedir.

Arkeolojik buluntular, yazıtlar, seramikler, mimari parçalar, bölgedeki bazı köylerde ve özellikle kıyıya daha yakın yerlerde gözlemlenmiştir. Bu da kıyı değişimi, lagün oluşumu gibi doğal değişimlere bağlı olarak antik yerleşimin zamanla göç etmiş olabileceğini göstermektedir.

Nehir yatağı ve deniz kıyısındaki değişimler, antik kalıntıların yer değiştirmesine veya alüvyonların altında gömülmesine yol açmış olmalıdır.

Şehrin sonu:

Şehir: MS 964 yılında Bizans tarafından yakılıp yıkıldıktan sonra, tarihe karışmıştır. Kalıntıları ise, Ceyhan nehri alüvyonları altında kaybolmuştur.

 

Karataş Magarsus şehrin yerleşim planı

MAGARSUS ANTİK KENTİ

Yeri:

İlçe merkezinin batısında bulunan bu antik kent, ilçe merkezine 4 km batısında, Fener Burnu denilen bölgede Dört direkli mevkiindedir.

Neden “Dört direkli” denmektedir?

Çünkü Bizanslılar tarafından yapılmış olan kiliseye Türkler “Karakilise” demişler, ardından savaşta bu kilise yanınca “Yanıkkilise” diye adlandırılmıştır.

Bugün, burası herhangi bir kalıntı olmasa da “Dört Direkli” mevki olarak bilinir.

Peki “Kara kilise” nedir? Yine eski dönem yazarlarından Bağdatlı Ahmet yazdıklarına göre “Söylendiğine göre Kara Kilise Rumlar tarafından siyah taşlarla yapılmıştır. Burada harap olan şeyler arasında bir de kale vardır. Harun Reşit, Karataş’ın imarını, tahkimini ve iskanını emir eyledi ve buradaki mücahitlerin tahsisatına zam yaptı” İbn-ül Adim’in söylediklerine bakalım “Kara kilise veyahut Yanık kilise denen bu şehir eskidir.

Rumlar tarafından siyah taşlarla bina edilmiştir. Sonradan yine onların hücumuyla yıkılmıştır ki, bundan dolayı kendisine Yanık Kilise denmiştir. Şimdi harap bir vaziyettedir. Burası aslında bir kale imiş, deniz kenarındadır. Eski şehir de siyah taşlarla Rumlar tarafından bir tepe üzerinde kurulmuş olup içinde bir kalesi vardır ki bu da haraptır.”

Akdeniz’e girinti yapan bir burun üzerine kurulmuştur.

Denizden yüksekliği 20-50 metre civarında değişen bu tepelik bölge, yöredeki en yüksek yer konumundadır.

Ayrıca Akyatan ve Ağlatan gölleri arasındaki yaklaşık 12 km lik alan boyunca denize paralel olarak uzanmaktadır.

 

Şehrin ismi:

Şehrin ismi; buradaki tapınakta rahibelere verilen Magarsiya isminden türediği düşünülmektedir.

Antik dönem yazarlarından: Strabon, Mela, Plinius, Arrianos ve Pausanias gibi yazarların eserlerinde adı geçen şehir: tarihin farklı dönemlerinde Mallos, Pyramos kıyısındaki Antiokheia, Kara (veya yanık) Kilise, Od kalesi ve Dört Direkli isimleriyle anılmıştır.

 

Önemi:

Antik Magarkos kenti, liman aracılığıyla ticaret yapılmasını kolaylaştırması ve Ceyhan nehri kıyısında kurulmuş olan Mallos, Mopsouhestia (Misis) kentlerinin deniz bağlantısını sağlamış olması açısından, stratejik öneme sahip olmuştur.

Doğal limana sahip olan bu kentte artan ticaret ilişkileri nedeniyle ilerleyen dönemlerde dalgakıranların eklenmiş olduğu ve limanın genişletildiği bilinmektedir.

Magarsus kentinin kalesinin sağ batısında, Ceyhan nehrinin denize döküldüğü ve ticari yük gemileri, Magarsus denetiminde kalenin dibindeki batı kenarından Ceyhan nehrine girerek, bugünkü Kızıltaha köyünde yer alan antik Mallos kentine ulaşarak, getirdikleri yağ, şarap, sabun ve zeytini satıp, burada da tahıl, baharat, ipek ve canlı hayvan taşınmış olduğu tahmin edilmektedir.

 

Tarihi Süreç:

Şehir, MÖ 5’nci yüzyıldan itibaren: Syennesis Hanedanlığı, Pers İmparatorluğu, Makedonya krallığı, Seleukos krallığı, Ptolemalos krallığı, Roma imparatorluğu, Abbasi devleti, Ermeni krallığı ve Osmanlı imparatorluğunun hakimiyetinde kalmıştır.

Şehir, özellikle Roma döneminde önemli bir liman kenti olmuştur.

Roma İmparatoru Elagabalus (MS 218-222) döneminde Coloniae unvanı alan Mallos/Magarsus, MS 260 yılına kadar bir Roma kolonisi olarak kalmıştır.

Seleukos kralı IV Antiokhos döneminde, Magarsos ilk kez şehir statüsü elde eder.

Karataş’ta bulunan bir yazıt üzerindeki “Magarsos halkı” ifadesi değerlendirildiğinde, Karataş-Magarsos eşitlemesi yerindedir.

Roma imparatoru Elagabalus (MS 218-222) döneminde “Coloniae” unvanını alan Mallos/Magarsus MS 260 yılına kadar bir Roma kolonisi olarak kalır.

Geç Roma döneminde ise MS 4 ncü yüzyıldan itibaren bir Piskoposluk merkezi olmuştur.

MS 964 yılında Bizans İmparatoru II Nikephoros Phokas’ın (MS 912-969) bölgesi Abbasilerden geri almak için düzenlediği sefer sırasında yakılıp yıkılan kent, sonraki dönemlerde bir daha eski günlerine dönmemiş ve küçük bir liman yerleşkesi olarak varlığını sürdürmüştür.

Piri Reis:

Magarsus kalıntıları ve kalesi, Piri Reis’in kitabında Od Kalesi ve Osmanlı belgelerinde Vanir kababası adıyla geçmektedir.

 

Bir heykel:

Bir balıkçı tarafından, 1980 yılında balık avı için suyun dibine daldığında, suyun dibinde gördüğü ve günümüzde Adana Bölge Müzesinde sergilenen bronz heykel, Magarsus sanatının hangi düzeyde olduğu hakkında bilgi vermektedir.

Heykelin MÖ 1 ve MS 2 nci yüzyıllara ait olacağı düşünüldüğünden, MÖ 1 nci yüzyılda Eyalet Valiliği yapan Çiçeron a ait olma ihtimali de düşünülmektedir.

 

KENTİN YERLEŞİMİ VE GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

Magarsos antik kentine yönelik 1899 yılında Gewond Alisan tarafından yapılan ilk plan çalışması olarak tanımlanabilecek haritada: kentin orta bölümünde tapınak ile batı surları arasında kısa çizgilerle tanımlanan deniz ve kara yönünde oluşturulmuş surlara ilişkin izler görülmektedir.

Magarsos arkeolojik Sit alanı toplam 158 hektardır.

Magarsos antik kenti planlama alanı içerisinde, korunması gerekli anıtsal yapılar kimliğine sahip sur kalıntıları, tonozlu yapı, tiyatro, hipodrum, Bizans ve Osmanlı hamamı, sarnıçlar, çıkarılmış mezar odaları ile nekropol ve tanımlanamayan iki yapı kalıntısı olmak üzere toplam 11 yapı dışında herhangi bir yapılaşma bulunmamaktadır.

Kıyılar ise dalışa yasak bölge olarak ilan edilmiştir. Kentin bu yönünde denize düşmüş surlar ile antik limana ait olduğu düşünülen kalıntılar mevcuttur.

Doğu, batı ve kuzey yönlerinde, kara surları ve Sit alan sınırları ile örtüşen alanın kuzeybatı ve güneydoğusunda iki ayrı tatil sitesi, kuzeydoğusunda küçük ölçekli bir çiftlik yapısı antik Magarsos kenti ile sınır oluşturmakta ve kenti çevrelemektedir.

Alanda yapılan çalışmalarda, sit alanı sınırlarını da oluşturan surların dışında, yerleşimin varlığına dair herhangi bir arkeolojik kalıntıya şimdilik ulaşılmamıştır.

Magarsos antik kentinde genellikle tek katlı olan tonozlu yapı ve hamamlar ile nekropol alanında bulunan mezar odasında olduğu gibi, tonoz örtülü bu yapıların günümüze ulaşamayan tapınağın mimari özelliklerini söyleme olanağı bulunmamaktadır.

Magarsos yerleşiminde anıtsal yapıların ve yapı kalıntılarının kat durumun incelendiğinde, alandaki yapıların tümünün tek katlı olduğu görülmektedir.

Günümüzde sadece bulunduğu alandan dolayı Nekropol olarak nitelendirilen alan dışında, yapıların plan şemaları da toprak altında veya kalıntı olmaları nedeniyle okunamamıştır.

Anıtsal yapılar arasında plan şeması kısmen anlaşılabilen yapılar tiyatro, Osmanlı hamamı olarak tanımlanan yapı ve nekropol alanındaki mezar odasıdır.

Bu yapılardan planı en net okunabilen tiyatro, Klasik Helen tiyatro şemasını yansıtmaktadır.

Plan şeması net biçimde okunamamakla birlikte, tonoz örtülü ve iki eyvanlı olduğu anlaşılan Osmanlı Hamamı, erken Roma dönemine tarihlenmektedir.

Mezar odasının ize, üzeri tonozla örtülü kare bir mekan olmasının yanı sıra, duvar diplerindeki mezar yuvalarıyla tipik Roma dönemi mezar yapıları plan şemasına sahip olduğu söylenebilir.

 

MAGARSOS ANTİK KENTİNDE KORUMA ALTINA ALINAN ANITSAL YAPILAR:

Antik kentin güney bölümünün bir kısmını kaplayan alanda: 1 tiyatro, 1 hipodrum ve tanımlanamayan tonozlu bir yapı bulunmaktadır.

Diğer bölümde ise, sur kalıntıları, 2 hamam, 2 sarnıç, tanımlanamayan 2 yapı kalıntısı ve mezar odalarını da içeren 1 nekropol bulunmaktadır.

 

DENİZ VE KARA SURLAR VE KÜÇÜK KALE OLARAK TANIMLANAN KULE:

Magarsus sayısız akınlara uğradı, işgallerden kurtulamadı. Fenike, Rodos, Girit, Venedik, Ceneviz ve Portekiz filolarının uğrak yeri olan Magarsus’un görkemli kale duvarlarından bugün geriye pek az şey kalmıştır. Çünkü antik şehri, savaş ve işgallerin yanı sıra büyük depremlerden de nasibini aldı.

Evet, yerleşimde yapılan incelemelerde yüzeyde görüldüğü kadarıyla kuzey hattı boyunca devam eden yükselti, kuzey ve kuzeybatı yönünde yer alan sur kalıntılarının büyük ölçüde sağlam olduğu düşünülmektedir.

Surların, batı, kuzeydoğu ve doğu bölümü ise net biçimde algılanmaz.

Güneydoğu yönünde sur sistemi, Küçük Kale olarak tanımlanan mevcut kulesi ile birlikte yüzeyde görünmekte iken, güney yönünde bulunan deniz surlarının günümüze ulaşmış kısımlarının oldukça tahrip olduğu görülmektedir.

Magarsos antik kentinin, en geniş sınırlarının mevcut sur sistemi dahilinde olduğu bilinmekle birlikte, sur dışındaki yerleşimin varlığına dair herhangi bir arkeolojik kalıntıya ulaşılamamıştır.

Günümüzde insan eliyle veya doğa olayları ile tahrip edilmiş olan ve bütünsellik göstermemesi nedeniyle, yüksekliği ve uzunluğu tespit edilemeyen özellikle kuzey yönündeki sur kalıntılarının arazinin sürekli işletilmesi etkisi ile, toprak altında kaldığı görülmektedir.

1899 yılında hazırlanan kent planında: Karataş Burnu’nun doğu ve batısında, V şeklinde 5 kule ile desteklenen surların tanımlanmış olmasına karşılık, yerleşimin kuzeydoğu yönünde yer aldığı düşünülen iki kuleden sadece bir köşe kuleye yer verilmiştir.

Roma döneminde inşa edilen surların, günümüze ulaşan bölümlerinden de anlaşılacağı üzere, taban seviyesinde kesme blok taşların kullanıldığı ve surların sahip olduğu burç sayısının zaman içerisinde yapılacak kazılarla tespit edileceği anlaşılmaktadır.

 

HİPODROM

Alisan ın planında yeri belirtilmemiş olan Hipodrom, I Derece Sit alanının güneyinde ve deniz kenarında yer alan hipodromun tamamının, toprak altında olduğu ve yapının zemini ile arazinin doğal zemini arasında kot farkı olduğu için algılanamamıştır.

Geç Roma döneminde yapıldığı düşünülen ve kuzeybatı-kuzeydoğu doğrultusunda konumlandırılmış yarım daire plan şemasına sahip hipodrom amfisinin kuzeybatı yönünde yer alan oturma sıraları, arazi eğimi nedeniyle algılanamamıştır.

Buna karşılık hipodromun kuzeydoğu bölümünde sahne ve sahne gerisine (skene) ait büyük boyutlu blok taşlara rastlanmaktadır.

Yapının bulunduğu alanda günümüzde tarım yapılıyor ve bu yüzden hipodrom alanı tahrip edilmektedir.

Karataş Magarsus Tiyatro
TİYATRO:

Magarsus antik kentinde, günümüzde açığa çıkarılan en önemli eser 2500 yıllık antik tiyatrodur.

I Derece Sit alanı içindeki Hipodromun doğusunda bulunan tiyatro yapısı, Alisan tarafından 1899 yılında hazırlanan Magarsos kent planı paftasında, belirgin bir şekilde işlenmiş ve tiyatro olarak belirlenmiştir.

Tiyatro için, 1988 yılında başlatılan kazı çalışmaları, 1997 ve 2013-2014 yıllarında sürdürülmüştür.

Tiyatro için 1997 yılında yapılan kazılarda yapı temellerinde kalker taşı, orkestra kısmında da kısmen mozaik kaplama kullanıldığı tespit edilmiştir.

Helenistik döneme ait tabak, kaseler, Roma dönemine ait çeşitli cam şişe parçaları, MÖ 4’ncü yüzyıldan başlayarak MS 9’ncu yüzyılda Bizans dönemine kadar kullanılmış sikkeler bulunmuştur.

2013-2014 yılı kazılarında ise tiyatro yapısının toprak altında bulunan amfi (cevea) bölümü büyük ölçüde açığa çıkarılarak, güney yönüne bakan bir yamaca yaslanmış ve sahne ve sahne gerisi (orkestra ve skene) bölümleri ise kazı çalışmalarının sürdürülememesi nedeniyle toprak altında bırakılmıştır.

Tiyatro kazılarında ortaya çıkan cam şişe parçaları, yapının Roma dönemine tarihlenmesini sağlarken, sikke buluntuları da tiyatronun sonraki dönemlerde Bizanslılar tarafından da bir süre kullanıldığını göstermektedir.

Evet tiyatronun genişliği 30 metre ve uzunluğu 150 metredir. Yaklaşık 3 bin kişi kapasitelidir.

Helenistik dönemde, denizin hemen kenarında bir tepeyi oymak suretiyle, arazinin doğal eğiminden yararlanılarak ve yerel kireçtaşı bloklar kullanılarak inşa edilmiştir.

Tiyatronun en dikkat çekici özelliklerinden biri, deniz kıyısına bu kadar yakın olması ve günümüzde de hala Akdeniz’den gelen esintiler eşliğinde tarihi atmosferin hissedilmesidir. Yani, bu tiyatro, antik dönemde deniz manzaralı yapılmış tek tiyatrodur.

 

SARNIÇLAR:

Antik kentin III Derece Sit alanı bölgesinde sarnıç olduğu düşünülen, birbirinden bağımsız iki yapı bulunur.

A Sarnıcı:

Tamamı planlama alanı olan Magarsos antik kenti içinde ve kentin kuzeybatı bölümünde bulunan, günümüzde tamamen toprak altında olduğu için plan şeması, sarnıcın üst örtüsü, kullanılan malzeme ve ölçüleri de çözümlenememiştir.

İzlerden okunabilen kısımlardan Roma döneminde yapılmış kare formda bir yapı olabileceği düşünülür. Sarnıcın kesme taşlarla inşa edildiği bilinmektedir.

 

B Sarnıcı:

Kentin yaklaşık olarak merkezinde, Osmanlı ve Bizans hamamlarına yakın bir mesafede bulunan, diğer alanlara kıyasla daha küçük kotta yer alan ve dikdörtgen şemalı olduğu gözlenen kalıntının, Roma döneminde yapılmış bir sarnıç olduğu düşünülmektedir.

Günümüze sadece bir duvarı ulaşabilen yapının özgün boyutlarının, işlevinin ve plan şemasının temel seviyesini açığa çıkaracak bir arkeolojik k azı ile tespit edileceği anlaşılmıştır.

Günümüze ulaşan kalınlığı 50-65 cm ve uzunluğu 4-8 metre olduğu düşünülen tek duvar kalıntısında kullanılan kesme taş ve tuğla malzeme, yapının yığma  teknikle inşa edildiğini gösterir.

 

HAMAMLAR:

III Derece sit alanı içinde iki farklı hamamdan kalma olduğu düşünülen, birbirinden bağımsız iki ayrı kalıntı bulunmaktadır.

İlk kalıntının malzeme ve malzeme kullanım tekniğinden hareketle, Osmanlı döneminde yapılmış bir hamamdan kalmış bir bölüm, bu hamama çok yakın mesafede bulunan diğer kalıntının ise Bizans döneminde yapılmış bir hamam kalıntısı olduğu söylenebilir.

 

Osmanlı Hamamı:

Hamam antik kentin yaklaşık olarak merkezinde, diğer alanlardan daha küçük kotta yer almaktadır.

Hamamdan kalma kalıntı, Bizans dönemi hamam kalıntısı olduğu düşünülen yapının yaklaşık 20 m kuzeybatısındadır.

Günümüzde tamamen toprak altında olması nedeniyle plan şeması ve cephe unsurları anlaşılamayan hamam, arazi zeminiyle arasında oluşan kod farkından dolayı bir höyük görüntüsü vermektedir.

Mevcut duvar kalıntılarından kesme taş malzeme ile yığma tekniğiyle inşa edildiği anlaşılan hamamın içine girilebilen küçük bir bölümde, beşik tonozla örtülü iki eyvan tespit edilmiştir.

Hamamın yakınında bulunan ve Erken Roma dönemine tarihlenen yazıtlı bir heykel kaidesinin ortaya çıkartılması sırasında ağır tahribata uğradığı anlaşılmaktadır.

Bu nedenle hamamın yapım tarihinin tespit etme imkanı bulunmamaktadır.

 

Bizans Hamamı:

III Derece arkeolojik sit alanı içindeki kalıntı, kentin yaklaşık olarak merkezinde, diğer alanlardan daha düşük kotta ve Osmanlı hamamı olduğu düşünülen yapıya kuzeydoğu yönde yakın konumdadır.

Günümüze sadece bir duvarı ulaşabilmiş olan yapının özgün boyutlarının, işlevinin ve plan şemasının temel seviyesini açığa çıkaracak bir arkeolojik kazı çalışması yapılmamıştır.

Mevcut duvar kalıntısından, kesme taş ve tuğla malzeme ile yığma tekniğiyle inşa edildiği anlaşılan yapının Bizans döneminde yapılmış bir hamam olabileceği düşünülmektedir.

 

TAMAMLANMAYAN YAPI KALINTILARI:

Magarsos antik kenti içinde işlevi tanımlanamayan ve tonozlu yapı kalıntısı olarak isimlendirilen yapı kalıntıları bulunmaktadır.

 

Tonozlu Yapı Kalıntısı:

Yapı kalıntısı Hipodromun üst kısmındadır.

Günümüzde neredeyse tamamı toprak altında olan ve tonozlu üst örtüsünün bir kısmı toprak üzerinde olduğu için tonozlu yapı kalıntısı olarak isimlendirilen kalıntı, arazi zeminiyle arasında oluşan kot farkı nedeniyle bir höyük görünümündedir.

Plan şeması ve cephe özellikleri anlaşılamayan yapının duvar kalıntılarından, kesme taş ile yığma tekniğiyle inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Yapının içine girilebilen küçük bir bölümü, dikdörtgen planlı tonozlu bir mekandan ibarettir.

Kalıntının Geç Roma döneminde yapılmış ve yakındaki Hipodrom yapısıyla ilişkilendirilebilecek bir yapı olduğu düşünülmektedir.

 

A Yapı Kalıntısı:

Athena Magarsia Tapınağının güneyindedir.

Arazi zeminiyle arasında oluşan kot farkı nedeniyle daha düşük kotta yer almaktadır.

Osmanlı ve Bizans hamamlarına kuzey yönde çok yakın mesafede bulunan A yapı kalıntısı, günümüze sadece bir duvarı ulaşabilmiş olan yapının özgün boyutlarının, işlevinin ve plan şemasının temel seviyesini açığa çıkaracak bir arkeolojik kazı ile tespit edilmesi mümkün olacaktır.

Mevcut duvar izlerinden kesme taş ve tuğla malzemeden, yığma tekniğiyle inşa edildiği anlaşılan kalıntının, Athena Magarsia Tapınağına yakın konumda olması, bu izlerin tapınağa bağlı bir yapıdan kalma olabileceğini düşündürür.

Bu durum dikkate alındığında, yapının tapınakla eş zamanlı veya tapınağın inşasından önce ya da sonra inşa edilmiş olabileceğini düşündürür. A yapı kalıntısı, Roma döneminde inşa edilmiş olmalıdır.

 

B Yapı Kalıntısı:

Kuzeybatıdaki sarnıcın güneyindedir.

Günümüzde tamamen toprak altında olan kalıntı, arazi zeminiyle arasında oluşan kot farkından dolayı bir höyük görüntüsü vermektedir.

Plan şeması ve cephe özellikleri anlaşılamayan yapı kalıntısına ait duvar izinden, yapının kesme taş ve tuğla malzemeden yığma tekniğiyle inşa edildiği anlaşılmıştır.

İşlevi bilinmediği için tarihlendirilmemiştir. Kullanılan malzeme ve malzeme tekniğine göre Roma döneminde inşa edilmiş olmalıdır.

 

NEKROPOL

Magarsos antik kentinin kuzey ve kuzeybatı bölgelerinde sınırları ve büyüklüğü tespit edilmekle birlikte, geniş bir alana sahip olduğu düşünülen Nekropol bulunmaktadır.

Üzerinde kaçak kazılar dışında herhangi bir bilimsel kazı çalışması yapılmamıştır.

Tarımsal faaliyetler sonucu, ölçüleri tam olarak anlaşılamayan bir lahit kapağı bulunmuştur.

Nekropol alanında kaçak kazılar ile tahrip edilen yaklaşık 1.65 x 4 m ölçülerinde, üzeri tonoz örtülü adı bilinmeyen bir mezar odası tespit edilmiştir.

Plan şeması, malzeme, ölçü ve malzeme kullanım tekniklerine bakılarak mezar odasının Roma dönemine ait olduğu düşünülür.

 

ATHENA MAGARSİA TAPINAĞI:

Günümüze ulaşamamış olan ve Alisan ın 1899 tarihinde yapmış olduğu Magarsos kent planında, tiyatronun kuzeyinde hafif eğimli bir alanda gösterilen tapınak, Roma dönemine tarihlenir.

Tiyatronun 200 m kuzeyindeki yüzey taramalarında, tapınağa ait altyapı, üstyapı ve sütun parçaları bulunmuştur.

Tapınak alanında ortaya çıkarılan Roma dönemi sikkeleri üzerinde betimlenen yapının tapınak olabileceği düşünüldüğünden, Athena Magarsia Tapınağının iki odalı ve tonozlu bir yapı olduğu söylenebilir.

Yapının Roma sikkelerinde betimlenmiş olması tapınağın Erken ve Geç Roma dönemi aralığında yapılmış olabileceğini düşündürür.

Yapım tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, Mallos kentinin MÖ 4 ve 5 nci yüzyıllarda Kilikya da kendi sikkelerini basan kentlerden birisi olduğu da bilinmektedir.

Mallos gibi Tarsos, Solai, Issos, Nagidos, Kelenderis ve Kilikya  kentlerinde MÖ 450 ile 323 yılları arasında çeşitli staterlerin basılmış olması bu savı desteklemektedir.

Evet yerel bir tanrıça olan Athena adına Magarsia’ya adanmış olan tapınak, Helenistik dönemde tüm Doğu Akdeniz’deki en önemli kehanet merkezlerinden birisidir.

Yöredeki insanlar ve deniz aşırı yerlerden gelenler, burada konaklıyor, dua ediyordu. Yani bir nevi istişareye yatıyorlardı. Gece gördükleri rüyaları tanrılardan gelen mesaj olarak kabul edip, rahiplere anlatıyorlar, onların yorumlarını dinliyorlardı.

Tapınağın yaklaşık 14 metre yükseklikte olduğu düşünülüyor. Tapınağın temel kısmında bir “kara taş” bulunduğuna ilişkin bilgiler olduğu, Karataş ilçesinin adının buradan geldiği tahmin ediliyor.

Antik dönem yazarlarından Arrianos’un aktardığına göre: Büyük İskender, Perslerle yapacağı İsos savaşından önce, MÖ 333 yılında, Ceyhan nehri üzerine bir köprü yaptırmış, Soli’den Megarsus a yürümüş ve oradan Athena Megarsis e ve şehrin efsanevi kurucusu Amphiaraos oğlu Amphilochus a kurban adamıştır.

Tapınağın; Roma İmparatorluğu döneminde, Hıristiyanlığın kabulünün ardından kilise olarak kullanıldığı belirtilmektedir.

Evet sonuç olarak bu önemli tapınak, günümüzde henüz gün yüzüne çıkarılamamıştır.

 

MAGARSUS LİMANI

Liman, Magarsus antik kentini barındıran ve Fener Burnu olarak bilinen oluşumun doğu yakasındadır.

Burada Magarsus antik kentinin limanı tespit edilmiştir.

Ancak limana yönelik herhangi bir çalışma yoktur.

Bu yüzden Magarsus limanının teknik detayları bilinmiyor.

Kent merkezinden limana doğru, diğer bölgelerdeki keskin falezlerin aksine hafif eğimli bir topoğrafik yapı söz konusudur.

Bu durum limana ulaşımı kolaylaştırmaktadır.

Ayrıca denizden gelindiğinde kente geçişe imkan vermektedir.

Kuzeyden başlayıp güneye inan bu yamaca yerleştirilen limanın kara tarafında, maalesef herhangi bir özgün mimari kalıntı görülmemektedir.

Bu bölgede, limanın hemen kuzeyinde betonarme bazı yapılar yapılmış ve bu yapılara yönelik bahçe düzenlemeleri ve teraslar bulunmaktadır.

Limanın kara yönünde muhtemel kalıntıların bu uygulamalar sırasında tahrip edildiği veya bu inşaatların altında kaldığı düşünülür.

 

Mendirekler:

Magarsus limanındaki mendirek ve/veya dalgakıranların günümüze ulaşabilen kısımları tespit edilememiştir.

Doğu Mendireği ve Batı Mendireği olarak adlandırılan iki temel unsuru bulunan bu liman, kısmen doğal sebepler, kısmen de insan müdahalesiyle tahrip olmuştur.

Bu iki mendirek birbirine belli bir açıyla yaklaşan ve eksenleri kesişen bir yapıya sahiptir.

Her iki mendireğin ucu arasında, gemilerin giriş ve çıkışlarına imkan verecek şekilde yaklaşık 25 metrelik bir giriş açıklığı bırakılmıştır.

 

Doğu Mendireği:

Magarsus limanının iki ana bileşeninden biri olan Doğu Mendireğinin üzerinde, bugün kısmen yıkılmış niteliksiz betonarme bir iskele bulunmaktadır.

Bu betonarme iskele, büyük oranda antik mendireğin üzerine oturtulmuştur.

Bu iskele yapılırken, antik mendireğe kısmen zarar vermiştir.

Limanın hemen kuzeyinde bulunan birkaç modern yapı yapılırken, bu iskelenin de o yapılara hizmet vermek üzere inşa edildiği kesindir.

Bugün doğu mendireğinin liman içine bakan yüzü, kumluk plaja kadar izlenebilmektedir.

Mendireğin limanın içine bakan yüzü ölçüldüğünde yaklaşık 35 metrelik bir uzanım görülürken, limanın dışına bakan doğu yüzü esas alınarak yapılan ölçümlerde 60 m lik bir uzanım görülmektedir.

Bunun temel nedeni, limanın dışına bakan yüzünde malzeme birikimi olmasıdır.

Mendireğe ait döşeme taşları yer yer izlenebilmektedir.

Ancak bunlar da tahrip olmuştur.

Doğu mendireğine ait malzemenin su üzerine pek çıkmadığı, genellikle suyun 0-20 cm altında olduğu, yer yer ise daha derinlere doğru indiği görülmektedir.

Betonarme iskelenin yapımı sırasında, yüzeydeki malzemenin zemin tasfiyesi amacıyla alınmış veya sökülmüş olma ihtimali yüksektir.

Ancak betonarme iskelenin ayakları arasındaki boşluklarda bile özgün döşeme taşları rahatlıkla görülebilmektedir.

İzlenebilen döşeme taşlarının kireçtaşı özelliklerini yansıttığı söylenebilir.

Ölçülebilen döşeme taşlarının ortalama boyutu 50 x 100 cm dir.

Mendireğin uç kısmında ise, görece olarak daha büyük boyutlu taşlar kullanılmıştır.

Mendireğin uç kısmı, suyun sert baskısını hafifletmek için hafifçe yuvarlatılmıştır.

Böylece mendirek ucu hem güçlü bir statiğe sahip olmuş hem de verilen dönüş sayesinde yumuşak bir tasarıma dönüşmüştür.

Mendireğin üst yüzeyindeki eni yaklaşık 5 m iken, sualtında görünen tabana yayılım yaklaşık 12 metredir.

 

Batı Mendireği:

Limanın bir diğer ana bileşeni Batı Mendireğidir.

Doğu mendireği ile arasında kara yönünde yaklaşık 50 metrelik bir mesafe bulunmaktadır.

Batı mendireği, kumsaldan itibaren – 20 cm kotunda başlamakta ve daha sonra yer yer su yüzeyine çıkmaktadır.

Başlangıç noktasından itibaren kireçtaşı olma olasılığı yüksek, kesme taş malzeme kullanılarak yapılmış döşemeler görülebilmektedir.

Doğu mendireğine oranla daha uzun bir yapıya sahip bu mendireğin devamında da düzgün kesme döşeme taşları yer yer izlenmektedir.

Batı mendireğinde, modern çağda herhangi bir insan müdahalesi olmamıştır.

Mevcut deformasyon büyük oranda su yükselmesi ve bu baskısı, fırtına, tektonik veya dip hareketleri gibi doğal sebeplere bağlı olarak oluşmuş olmalıdır.

Doğu mendireğinin düz bir hat üzerinde uzanmasının aksine, Batı merdireği, karadan itibaren denize doğru 15 metre uzandıktan sonra yaklaşık 45 derecelik bir açıyla sola dönmekte ve doğu mendireğinin ucuna doğru 55 m boyunca uzanmaktadır.

Bu dirsek oluşumu, bu tarafta asıl mendireğin büyük oranda karadan alüvyon akışı ile denizden gelen kum birikmesi sonucu toprak/kum altında kaldığı ve mendireğin sadece 15 m lik kısmının suya doğru uzandığı, 55 m lik geri kalan kısmın ise dalgakıran olarak tasarlandığı ihtimalini ortaya koymaktadır.

 

ADALAR-DYDİMAE

Kıyıdan yaklaşık 1 km açıkta yer alan, halk arasında Gavur Adası ve Türk Adası olarak bilinen iki adacık bulunur.

Antik dönem denizcilik kaynaklarında, Didymos adıyla bölgede duraklanabilecek bir liman olarak tanımlanan bu adalara, 19’ncu yüz yılda bile kıyıya yanaşamayan gemilerin yanaştığı bilinmektedir.

 

DOĞU ADASI

Bu ada, kıyıdan yaklaşık 1.1 km açıktadır.

Batısında bulunan diğer adayla olan mesafesi ise 500 m civarındadır.

Adanın yüzeyinde herhangi bir yerleşim izinin yanı sıra bitki örtüsü veya toprak da bulunmamaktadır.

Tamamen kayalık bir yapıda olan Doğu adasının deniz seviyesinden yüksekliği 1.5 m dolaylarındadır.

Ancak ada üzerinde yapılan araştırmada, adanın tamamen antik taş ocağı olarak kullanıldığı, bu sebeple ada yüzeyinin yer yerdeniz seviyesine ve altına indiği görülmüştür.

Ada yüzeyini oluşturan kütlesel kayalık oluşum, farklı ebatlardaki antik yapı taşı elde edilecek şekilde kesilerek buradan inşa malzemesi elde edildiği anlaşılmaktadır.

Yer yer büyük blok taş olacak şekilde malzeme kesilirken, yer yer bölge için standart denilebilecek 50 x 100 cm boyutlarında taş alınmıştır.

Bunun sonucunda bazı bölgelerde geniş boşluklar oluşmuştur.

Bu ada üzerinde de bitirilmeden bırakılmış taş yerleri ve formları rahatlıkla görülmektedir.

Adanın anakaraya bakan ve korunaklı kuzey kıyısında, bir kaya üzerinde palamar deliği görülmüştür.

Bu palamar halkası, antikçağdan yakın çağa kadar adanın gemiler için yanaşabilecekleri ve kullanılan bir yer olduğu bilgisini teyit eder.

Palamar babası, dik bir kayalık çıkıntıya oyulmuştur.

Palamar halkasının çapı yaklaşık 13 cm civarında, derinliği ise 15 cm civarındadır.

Halkanın bulunduğu noktadaki düz kayalık sahil, bir platform işlevi görerek, adaya yanaşan gemilerin buradan çıkarılan malzemeyi rahatlıkla bindirmelerine de olanak sağlayacak niteliktedir.

 

BATI ADASI

Bu ada, Doğu Adasının 420 m batısında, modern Karataş limanının dalgakıran ucuna ise 350 m uzaklıktadır.

Anakaraya olan uzaklığı 600 m civarında olan Batı adası, ortalama 7500 m karelik bir alanı kaplar.

Ada yüzeyinin deniz seviyesinden yüksekliği, orta bölgelerde azami 1 m dolaylarında, kenarlarda ise deniz seviyesindedir.

Ada üzerinde yaz aylarında restoran olarak kullanıldığı öğrenilen bir niteliksiz yeni yapı bulunmaktadır.

Bu adanın yapısı, yakınındaki Doğu Adasından çok za bir farklılık göstermektedir.

Adanın kuzey kıyısı kısmen kumsaldır.

Ada yüzeyi tamamen kayalık olup buradaki kayalığın da bölge morfolojisiyle uyumlu bir şekilde kireçtaşı olduğu görülür.

Batıdaki ada üzerinde yapılan incelemelerde, yapı elamanları görülmüştür.

Ada yüzeyinde çeşitli boyutlarda ve formlarda olan ve ada yüzeyine dağılmış yapıtaşları vardır.

Bunların en belirgin özelliği renkleri ve taş ürünüdür.

Bu taşlar, bölgenin malzemesinden farklı olarak açık renge sahiptir.

Bu guruptaki taşların gri ve kahverengi tonlarındaki kireçtaşından ziyade mermer benzeri bir kaya türünden üretildikleri anlaşılmaktadır.

Beyaz renkli mermer yapı taşları incelendiğinde, yuvarlak veya kavisli bir yapının inşasında kullanılmış olmaları muhtemeldir.

Taşların çoğunun kullanıldıkları yapıda, yuvarlak bir hat oluşturacak şekilde tasarlandıkları açıkça görülmektedir.

Yine taşlar neredeyse tümünde hem kenet hem de zıvana izler görülmektedir.

Modern yapının önünde, aynı renk ve malzemeden üretilmiş iki adet sütun başlığı görülmektedir.

Bu başlıklarda zıvana yuvaları ve akıtma kanalları açıkça görülmektedir.

Adadaki bir diğer gurup yapı kalıntısı ise, kısmen yıkılmış, kısmen de iyi durumda olan taş sırasıdır.

Adanın batı ve kısmen kuzey yönünde bulunan bu taş sırası, adanan bu yönde kıyı çizgisini de oluşturmakta ve düşük kotlu bu kısımlara suyun geçişini engellemektedir.

Bu duvar kalıntısı, bir mekan oluşturmaktan çok bir alanı çevrelemek veya korumak için inşa edildiği açıktır.

Adanın üzerinde herhangi bir yerleşim izi yoktur.

Zaten büyük oranda kayalık olan ada yüzeyinde yerleşime ilişkin muhtemel temellerin toprak altında kalması gibi bir durum söz konusu değildir.

Bu nedenle adanın sürekli yaşama imkan sağlayacak kalıcı bir yerleşim yeri olmadığı düşünülür.

 

Adana Karataş Akdeğirmen

AKDEĞİRMEN

Kızıltahta mahallesinde ve Ceyhan nehri üzerinde kurulmuştur.

Roma mimarisiyle yapılmıştır. 1700 yıl önce Roma döneminde inşa edilen Akdeğirmen’de yerel halk tarafından 1960 yılına kadar buğday unu üretildiği ancak daha sonra değirmenin bakımsızlığı nedeniyle kapandığı söyleniyor. Ama neden kapanmış, çevre köylerden gelenler değirmen yapısının tahta ve demirlerini yağmalamışlar, ardından da yapıyı yakmışlar. (yangın izleri bugünde görülmektedir.)

Değirmen kısmı iki katlıdır. Altında bulunan köprünün, sadece nehrin karşı tarafından ayakta kalmış 4 gözü görülebiliyor, yani yıkılmış.

Evet Akdeğirmen ve değirmene giden yol üzerindeki köprü günümüzde bakımsızlık nedeniyle harap halde, yani buraya gidip görmek isterseniz, beklentiniz çok olmasın. Çünkü köprünün kötü olması nedeniyle, aracınızı bırakıp, değirmene ulaşmak için bir süre yürümeniz gerekiyor.

Adana Karataş Yedi Kardeşler Türbesi ve Anıt Ağaç

YEDİ KARDEŞLER TÜRBESİ VE ANIT AĞAÇ

Yöre halkının çok tanrılı dine inandığı dönemde, 6 kardeş, halkı tek tanrılı dine inanmaya davet eder. Ancak bu kardeşlere sadece 1 çoban inanır. Yöre halkı 6 kardeşi ve 1 çobanı öldürür, yedisini de palamut ormanlarının içine gömerler. Sonra halk, Allah’ın bir olduğuna inanınca, bu yedi kişi kıymete biner ve şimdiki türbelerini yaparlar. Bundan dolayı, buraya yedi kardeş ziyareti denir.

Anıt ağaç yaklaşık 500 yıllıktır.

Adana İmamoğlu

Adana İmamoğlu


Adana ilinin en yeni ilçelerinden birisidir. Buradaki yaşam, tamamen tarım ile orantılıdır ve özellikle pamuk üretimi yaygındır. Bunun yanında, İmamoğlu ilçesinde, tarihi ve turizm yönünden ilginizi çekebilecek herhangi bir yer veya kalıntı bulmanız mümkün değil.

Adana İmamoğlu

ULAŞIM

Bağlı bulunduğu, Adana il merkezine 45 km. uzaklıktadır. Ulaşım açısından buranın en büyük özelliği: Adana-Kozan-Feke-Saimbeyli-Tufanbeyli kara yolu üzerinde bulunmasıdır. İmamoğlu-Kozan arasındaki uzaklık: 27 km.

Adana İmamoğlu

TARİH

İmamoğlu bölgesinin en eski yerleşim kalıntıları: Çörten köyü Pekmezci mahallesindeki “Altınini” ve Koyunevi Köyünde bulunan “Mozaik” kalıntılarıdır.

Bunlardan başka, yörenin tarihi süreç içindeki önemine ve kuruluşuna ait herhangi bir kalıntı ve bilgi bulunmamaktadır. 1965 yılında, Kozan-Adana arasındaki ulaşımın emniyeti için, yol güzergahı üzerinde bir han ve hanın yanında güvenliği sağlayacak bir emniyet teşkilatı kurulmuş ve zamanla insanların buraya yerleşmeleri sonucu, İmamoğlu ilçe merkezi ortaya çıkmıştır.

Evet, yine söylenenlere göre: günümüzdeki ilçe merkezinin daha önce “Garipler Mezarlığı” olduğu ve çevredeki göçerlerin cenazelerini buraya gömdükleri, bu mezarlık alanın bir süre sonra kaldırılarak, yerleşim yerinin açıldığıdır.

Hatta, bölgenin bir zamanlar bataklık olduğu, bol miktarda sivrisinek bulunduğu ve bu nedenle sıtma hastalığının yaygın olduğu, ancak yine de yol güzergahı üzerinde bulunması nedeniyle, buranın zamanla büyüyüp geliştiği söylenir.

Özellikle: 1936 yılında Romanya’dan gelen göçmenlerin buraya yerleştirilmeleriyle, ilçe merkezi büyümüştür. Hatta, sonraki yıllarda, çevrede Ceyhan ve Kozan ilçelerindeki Romanya göçmenleri de buraya gelerek yerleşmişlerdir.

Zaman içinde Romanya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin ve çevre il ve ilçelerden gelen yerli halkın yerleşmesiyle: burası Koyunevi köyünün bir mahallesi olur. 1940 yılında ise köy olur.

1945 yılında İmamoğlu pazarı kurulur. 1945 yılından itibaren, göçer Yörükler ve civar köylerde barınan yarı göçebe hayatı yaşayan aşiretler de, İmamoğlu’na yerleşirler. 1950 yılında, Bulgaristan’dan gelen Türk asıllı göçmenler de buraya yerleştirilir. 1964 yılında bölgede Belediye teşkilatı kurulmuştur.

Peki neden İmamoğlu ismi? Yine söylenenlere göre: biraz önce söylediğim gibi, Toroslardan doğan Çepelce deresi üzerinde kurulan Köprübaşı’nda, konaklamak için bir han yapılmıştır. Bu han: Kör İmam isimli bir kişi tarafından yapılmıştır ve yöre bu yüzden “İmamoğlu” ismini almıştır.

Adana İmamoğlu

GENEL

İlçenin genel coğrafi durumu: ovalık özellik göstermektedir. Zaten Çukurova’nın kuzey bölümünde bulunmaktadır.

İlçe merkezinin kuzey kısımları ise, yer yer tepeliklerden oluşur. Yine de geniş bölüm ovalıktır.
Yerleşim yerinin yüz ölçümü: 424 km. karedir. Bu alanın büyük bölümü tarım arazisidir.

Bölgede tipik Akdeniz iklimi egemendir ve buna bağlı olarak: yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Bitki örtüsü, genellikle makilik ve çalılıktır.

Merkezin deniz seviyesinden yüksekliği 90 metre olup, kuzeye doğru gidildikçe rakım 200 metreye kadar çıkmaktadır.

Yörede yaşayan insanların başlıca ekonomik etkinlikleri: tarımdır. Tarımda ise: buğday, ayçiçeği, mısır ve pamuk üretimi baştadır. Özellikle, pamuk üretiminin artması sonucu, bir kısım sanayi tesisi kurulması sağlanmıştır.

GEZİLECEK YERLER

İmamoğlu Altınini Yeraltı Şehri

 

ALTINİNİ YERALTI ŞEHRİ

Çörten köyüne bağlı Pekmezli mahallesindedir.

Mağara 1920’li yıllarda keşfedilmiştir. Yörede yaşayanlar tarafından, girişinde parlayan bir cisim görmesi sonrasında keşfedilen mağaraya girmeye, köyde kimse cesaret edemez.

Sonunda iki kişi bu gizemi çözmek için harekete geçer.

Dar ve karanlık geçitlerden giren ikili, gizemli bir ses duyarlar. “Altınini, altınini ……..”

Telaşla geri dönen ikili koşarken, taşların yer değiştirdiğini fark ederler. 

Hatta köy halkı mağarada altın bulunduğu efsanesini duymuştur. 

Burada 1990 yılında başlayan kazılar 1991 yılında sona ermiştir. Ardından 1991 yılından bu yana unutulmuştur. 

İmamoğlu Altınini Yeraltı Şehri

MÖ 5 yılına kadar giden bir geçmişe sahiptir. Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenmektedir. 

Bir mağaradan çok, insanların yaşadığı bir yerleşim yeridir. 

Birkaç katlı bir yapıya sahiptir. Bu katlar arasında çeşitli yaşam alanları, depo odaları ve kiliseler mevcuttur. 

Burada doğal kayanın içi oyularak, birçok mekan oluşturulmuştur.

Ayrıca bu insan yapımı kayalık mekanların dışında, tuğla ve kesme taş örgülü bir yapı kalıntısı bulunur.

Kayaçların erimesiyle taban seviyesi oldukça yükselmiştir.

Mekanların içinde yoğun kaçak kazılar yapılmıştır. Yukarıda da belirttiğim gibi insanlar bu mağarada altın olduğuna inanmaktadırlar. 

Burası günümüzde 1’nci derece Sit alanı olarak koruma altındadır.

Evet bugün burayı ziyaret edip gezebilirsiniz. Yeraltı şehrinin çeşitli alanları gezilebiliyor. 

 

Adana İmamoğlu Ağzıkaraca Köyü-Kaya Mezarları

AĞZIKARACA KÖYÜ

Ağzıkaraca köylüleri, bölgede çok fazla bulunan bir ağaca “Karaçalı ağacı” derler.

Bu ağaç mahallede bolca bulunur.

Ağzıkaraca köyü isminin bu ağaçlardan geldiği düşünülüyor.

Köy: Adana il merkezine 54 ve İmamoğlu ilçe merkezine 9 km uzaklıktadır.

KAYA MEZARLARI

Gelelim mezarlık konusuna: Ağzıkaraca köyünde, kayalık kütlenin hemen güneyinde bulunan kayalık alanda kaya mezarları bulunmaktadır.

Kaya mezarlarının en önemli özelliklerinden biri, mağara yapılarının içlerinin oyularak inşa edilmiş olmasıdır. Yani, insan eliyle oyularak yapılmışlardır. Çünkü inanışa göre, bu mezarlara gömülen kişiler, dirildiklerinde bu mezarları evleri olarak kullanacaklardır. 

Ancak günümüzde, kaya mezarları çöp ve toprakla doldurulmuştur ve bu yüzden içine girilemiyor.

Ancak görüldüğü kadarıyla, kayaya oyulmuş basamaklarla mezar odalarına girilebilir. Şu anda bu kaya mezarlarıyla ilgili herhangi bir çalışma yapılmamaktadır.

Evet, herhangi bir araştırma yok, sadece varlığı biliniyor. 1’nci derece Sit alanı olarak tescil edilmiştir.

 

Adana İmamoğlu Ağzıkaraca Köyü-Kale kalıntısı

KALE 

Köyde kale mevkiindedir.

Kayalık ve hafif eğimli bir tepenin üstünde bulunan kalenin, kuzey ve güneybatı yönündeki dış surları günümüze ulaşmıştır.

Bu sur duvarları, doğal kayaç üzerine inşa edilmiştir.

Moloz taş örgülü ve kireç harçlıdır.

Kale içinde, kaya oyularak yapılmış iki sarnıç vardır. Kalenin, kuzeydoğusunda bulunan Kozan kalesiyle görsel bağı bulunur.

Kale içindeki mekanlara ilişkin, temel seviyesinde izler görülür.

Güneydoğu yönünde, yoğun çatı kiremit ve seramik buluntuları vardır.

Bunlara istinaden, sur dışında da bir yaşantı olduğu değerlendirilmiştir.

Günümüzde, kalenin içi ve çevresinde tarım yapılmaktadır.

Buradan elde edilen antik yapı taşları ise, köydeki yapılarda devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

Adana İmamoğlu Koyunevi Köyü

KOYUNEVİ KÖYÜ

İmamoğlu ilçesinin kuzeyindedir.

Adana il merkezine 48 km ve İlçe merkezine 2 km uzaklıktadır.

Köy halkı, bir zamanlar, konar göçer olarak yaşarken, günümüzdeki köyün güneyinde bulunan Ebiş deresi kenarında ve İmamoğlu ilçesinin bulunduğu mevkide yaşarmış ve bu kişilerin koyun ağılları ise, günümüzde köyün bulunduğu yerde imiş.

İnsanlar koyun ağıllarına giderken “koyun evine gidiyoruz” ağıllardan gelirken de “koyun evinden geliyoruz” derlermiş.

Daha sonra, köyün şimdiki yerine yerleştiklerinde köyün ismi “Koyunevi” olmuştur.

Milli Mücadele yıllarında, Koyunevi köyü, karargah olarak kullanılmıştır.

Burada iki bölüklü bir tabur yerleşmiştir.

Diğer köylerde yaşayan ve Ermeniler nedeniyle kaçan birçok kişi de Koyunevi köyüne sığınmıştır.

İmamoğlu Koyunevi Mahallesi mozaiklerin üzerinde bulunan ev

MOZAİKLER

Köyün içinde, Ömer Bozatlı isimli şahsın evinin bahçesinde Roma-Bizans dönemi mozaiklerine rastlanılmıştır.

Toplam 2 metre karelik bu mozaikler yeşil renkli, üzeri hayvan motifli ve yazıtlı mozaik alan: bahçeden, evin zemin katında bulunan ahıra kadar uzanmaktadır.

İmamoğlu Koyunevi Mozaikleri

Bu mozaikli alan çevresinde, antik döneme ait temel kalıntıları da vardır.

Çevrede yapılan incelemede: antik dönem mimari malzemeleri bulunmuştur.

Mozaik üzerindeki yazıtlar: Bizans dönemine aittir. Hatta, bu yazıtların Bizans döneminde burada yapılmış bir yapının kitabesi olarak düşünülmektedir.

Mozaik alan, halen koruma amaçlı kumla örtüldüğü için görülmez.

 

Adana İmamoğlu Ayvalı Köyü

AYVALI KÖYÜ

Tarihi kalıntılar

Tarihi kalıntıların bulunduğu bu alan, günümüzde tarım arazisi olarak kullanılmaktadır.

Bu alanda yapılan incelemelerde, çok sayıda seramik kalıntısı bulunmuştur.

Bu seramikler arasında, özellikle ince işçilik gösteren terra sigiletta örnekleri ilgi çeker.

Bunlar: yeşil ve kahverengi tonlarında sırlı, bitkisel ve geometrik motiflerle süslenmiş seramiklerdir.

Bu seramiklerin, yapılan tarım faaliyetleri sonucunda, höyük eteğinden ovaya yayıldığı düşünülmektedir.

Ayrıca yine bu bölgede, geç Roma ve erken Bizans dönemlerine ait bir taban mozaiği bulunmuştur.

Açıkta bulunan bu mozaik taban: iri ve özensiz tesseralardan yapılmıştır.

Adana İmamoğlu Üçtepe Köyü

ÜÇTEPE KÖYÜ

Köy, Adana il merkezine 64 km ve İmamoğlu ilçe merkezine 26 km uzaklıktadır.

Pınargözü (kazangölü)

İlçe merkezine yaklaşık 18 km uzaklıktadır. 

Aladağ yolunda Üçtepe’ye bağlı olan Şelale, çevre düzenlemesi yapılarak bir mesire alanı haline getirilmiştir. 

Bu bir su kaynağıdır. Bu su kaynağının çevresi, piknik ve mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

İmamoğlu Kazan Gölü Mesire alanı

KAZAN GÖLÜ MESİRE ALANI

Adana merkeze 70 km uzaklıktadır. İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır. 

İmamoğlu Musulu-Menteş mevkiinde İmamoğlu Belediyesi tarafından yapılmıştır.

İki vadi arasında 7 metre falezden dökülen su ve kuş sesleri, tabiat güzelliği hepsi bir arada. 

Burada: piknik ve kamp alanı bulunuyor. Çadır kamp alanı var. Alanda tuvaletler, lavabolar, su, mangal alanları, çocuk parkı, kendin pişir kendin ye yerleri, şelale, restoranlar ve otopark mevcuttur. 

Oturma alanları da bulunmaktadır. Belediyenin kendi işlettiği kamelyalar kullanılıyor. Her kamelyanın yanında mangal mevcut, ayrıca mangal götürmeye gerek yoktur. Belli aralıklarla musluklar yerleştirilmiş. 

Yine Belediye bünyesinde bir restoran ve büfe var. Fiyatlar uygun sayılabilir. 

 

 Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

 

 

Adana Pozantı

 

Adana Pozantı


Pozantı denilince: Adana ve bu yöreden devamla, doğu bölgelerine gidilirken, bir sürü ağır tonajlı aracın (kamyon, tır) yolu bir sıkıntı haline soktuğu ve aynı anda: şeker pınarı kaynak suyunun çıktığı yer ve lokantanın görüldüğü, bu lokantada, yenilen harika yiyeceklerinin damak tadı bıraktığı ve sonra, yine o çileli yola devam edildiği aklıma geliyor.

 

ULAŞIM

Pozantı’nın il merkezine uzaklığı 112 km dir. Ulaşım otoyol ve ilçeden geçen D-750 kara yolu ile sağlanır. Ancak kış aylarında, bu yolda geçici süreli kapanmalar yaşanmaktadır. Pozantı ilçesinde 1912 yılından bu yana demir yolu hattı bulunmaktadır. Her gün demir yolu ile Adana, Ankara, Niğde, Kayseri ve Konya’ya seferler yapılmaktadır.

TARİH

Tarih boyunca, Pozantı’ya çeşitli isimler verilmiştir.

Klasik devirde Tiana (Tuvana) olarak isimlendirilen ve Tarsus yolu üzerinde bulunduğu bildirilen ve bugünkü Pozantı olduğundan şüphe edilmeyen “Podandos” un, Hitit dönemine ait Paduvanda ile olan isim benzerliği dikkat çeker.

Pozantı’nın ilk çağlarda ismi “Pendonsis” dir. Araplar “El Bedendum” ve Türkler ise “Bozantı” ismini vermişlerdir. İlçenin eski kuruluş yeri, günümüzdeki Anahşa kalesinin çevresidir. Gülek boğazı yolu.

Birçok milletin konup göçtüğü Pendonsis şehri kalıntıları üzerine kurulmuştur, tarih boyunca coğrafi konumundan dolayı önemli bir konak yeri olmuştur. Bizans imparatorluğu döneminden sonra bölgede Abbasiler görülür. Abbasi döneminde Halife Harun Reşit zamanında, bu bölgede çok sayıda Türk aşiret ve boyu yerleşir.

1015 yılından itibaren, Anadolu’ya başlayan Türk akınları, buralara kadar uzanır. 1071 Malazgirt zaferinden sonra, Türk Toprağı olur. Haçlı seferleri sırasında yeniden Bizanslıların eline geçen Pozantı, Yavuz Sultan Selim tarafından 1571 yılında Osmanlı topraklarına katılır.

Pozantı’nın tarihinde benim çok etkilendiğim bir olay var. Osmanlı ordusu, Mısırlı isyancı Mehmet Ali Paşa’nın ordusuyla yapılan çatışmalarda bozguna uğrar ve Pozantı vadisinden yürüyerek veya at sırtında, perişan bir halde geçer ve Pozantı’daki hastaneye ulaşırlar. Yaralı Türk askerleri, Pozantı hastanesindeki Ermeni asıllı doktorlar tarafından zehirlenerek veya yanlış tedavi sonucu hayatını kaybeder daha doğrusu öldürülürler ve yüzlerce askerin mezar yerleri halen bilinmemektedir.

Mondros ateşkes anlaşmasının imzalanmasından sonra, Pozantı’da Fransızlar tarafından işgal edilir. 25 Mayıs 1920 tarihinde Pozantı işgalden kurtarılır. 5 Ağustos 1920 Pozantı kongresinden sonra, Adana il merkezi, Adana’nın kurtuluş tarihi olan 5 Ocak 1922 tarihine kadar, Pozantı’ya taşınmıştır.

Pozantı’nın Atatürk ile ilgili bir anısı: “Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş savaşında, birkaç gün yörede kalmış ve bir eve misafir olmuştur. Kullandığı kahve fincanı ve dolmakalemi, ev sahiplerinde bulunmaktadır.”

1954 yılında Pozantı ilçe olmuştur.

Adana Pozantı

GENEL

Pozantı yüksek Toros dağlarında, bu dağların en kolay geçit veren yeri olan Gülek Boğazı yolunda ve Çakıt vadisinin ortasında kurulmuştur.

İlçe merkezi Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’yu İç Anadolu ve Avrupa’ya bağlayan kara ve demir yolu hattı üzerinde önemli bir geçit durumundadır.

İlçenin en önemli ekonomik faaliyetleri: E-90 kara yolu üzerinde bulunan lokanta işletmeciliği ve küçük sanayi işletmeciliğidir. Özellikle: E-90 kara yolu kenarında, Çamardı yolu kavşağında, “Hayat Su” şişeleme fabrikası bulunmaktadır. Bu fabrikada üretilen şişelenmiş su: ülkemizin birçok yerine dağıtılmaktadır. Buranın en büyük özelliklerinden biri de: burada bulunan piknik yeridir. (Şekerpınarı piknik yeri ve lokantası)

1914-1917 yılları arasında demir yolunun buraya gelmesiyle Pozantı daimi yerleşim yeri haline gelmiştir.

Ancak, ilçe genelinin dağlık ve bir kısmının orman içi köy olması nedeniyle, tarım ve ziraat alanları azdır. Geçim kaynağı: hayvancılık, arıcılık, orman işçiliği, nakliyecilik ve özellikle ilçe merkezinde E-90 kara yolu üzerinde bulunan lokanta işletmeciliği ve küçük sanayi işletmeciliğidir.

İlçenin özelliği nedeniyle: yaylacılık cazip hale gelmiştir. Tekir ve Bürücek yaylalarından sonra: Alpu, Fındıklı, Kamışlı, Hamidiye, Aşçıbekirli, Dağdibi, Gökbez, E.Konacık, Y.Konacık köylerinde, yayla cazibesi arttırılmıştır.

Yaz aylarında, ilçe sınırları içinde yaylacılığın etkisiyle nüfus on katına kadar çıkmaktadır. Adana ve Mersin gibi, yazın çok sıcak ve yakın olan bölgelerden sıcaktan kaçış nedeniyle, yaylacılık önem kazanmıştır.

Bu yüzden lüks siteler oluşturulmuştur. Yaz aylarında özellikle de hafta sonlarında ilçenin nüfus yapısı farklılaşmaktadır. Umarım, yeni yapılacak lüks siteler nedeniyle orman varlığı daha da tahrip edilmez.

Pozantı denilince, burada yaz turizminden çok, kar ve kayak turizmi akla geliyor. Akdeniz ikliminde yaşayan Adana insanı, özellikle hafta sonları, günübirlik gezilerle, ilçeyi ziyarete geliyorlar.

Kar yağışı alan alanlar, bölge insanının ilgisini çekiyor. Ulaşım kolaylığı nedeniyle, başta Adana kent merkezi olmak üzere, kentte oturanların günübirlik kar görmek amacıyla, buraya toplu veya kişisel geziler düzenleniyor. Ancak, ihtiyaçları gidermeye uygun tesisleri bulmak zordur.

Adana Pozantı Meslek Yüksek Okulu

POZANTI MESLEK YÜKSEK OKULU

Çukurova Üniversitesine bağlı Pozantı Meslek Yüksekokulu 2009 yılında kurulmuştur. Yeni binasında 2017-2018 döneminde hizmet vermeye başlamıştır. Okul bünyesinde, Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü ve bu bölüme bağlı Bahçe Tarımı ve Organik Tarım programları vardır. Ayrıca Turizm ve Otel İşletmeciliği ile Muhasebe ve Vergi bölümü de bulunur.

Adana Pozantı

GEZİLECEK YERLER

Tarihi Akköprü ve Anahşa kalesi ve Toros Tünelleri, İbrahim Paşa Tabyaları ile birlikte Pozantı’nın en önemli turistik varlıkları yaylalarıdır.

Adana Pozantı Cemal Paşa

 

CEMAL PAŞA CAMİİ VE ÇEŞMESİ

Pozantı çarşı merkezinde ve Tarihi Merkez Camisi olarak bilinen ancak asıl adı Ahmet Cemal Paşa camisi ve caminin şadırvan bölümünde bir çeşme vardır. Bunlar ilçe merkezindeki tek tarihi eserdir.

Caminin yapım tarihi net olarak bilinmemektedir. Ancak kitabesinden anlaşıldığına göre, 1914-1917 yılları arasında tamir ve onarım çalışması yapılmıştır. Caminin Osmanlı devletinin son döneminde İttihat ve Terakki Cemiyetine mensup, üç paşadan biri olan Kolordu Komutanı Ahmet Cemal Paşa’nın talimatı ve destekleriyle restore edilmiştir.

Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşına girdiği sırada, Enver Paşa’nın emriyle Suriye’de güvenliği sağlamak ve Mısır’ı İngiliz istilasından kurtarmak için, Suriye’de Dördüncü Ordu Komutanlığına tayin edilerek görevlendirilen Ahmet Cemal Paşa, Pozantı’dan geçerken ilçede yer alan tek caminin yıkık ve virane olduğunu görür, caminin tamir ve onarımı için talimat verir.

Caminin yapımı sırasında, caminin yan tarafına bir de sebil çeşme yapılmasını sağlar.

Ahmet Cemal Paşa, 1917 yılında Suriye’deki görevini bitirip İstanbul’a dönerken yine Pozantı’ya uğrar ve caminin onarımının tamamlanmasını bizzat denetler, caminin iç mefruşatını bizzat kendi bütçesinden karşılamış ve caminin yeni halinden çok memnun olduğunu ifade etmiştir. 

Caminin kitabesinin Celi-Sülüs hattıyla gayet sanatlı bir şekilde yazılmasından anlaşıldığına göre, ya Adana’da ya da İstanbul’da yazdırıldığı tahmin edilmektedir. Çünkü o dönemde Pozantı’da böyle bir hattat bulunması pek mümkün değildir. 1916-1917 yıllarında tamir ve bakımı tamamlanan camiye, Ahmet Cemal Paşa adı verilmiştir.

Pozantılılar tarafından Merkez Camii olarak bilinen camiye, Cumhuriyet döneminde belli aralıklarla yapılan bakımlarda caminin orijinal yapısı maalesef korunamamıştır. Caminin yan duvarında, mermer kitabede yer alan ve Osmanlı Türkçesi kullanılarak güzel bir Celi-Sülüs hattıyla yazılan şiir, aslında caminin de yapım onarım aşamasını anlatan kısa bir tarihçe denilebilir. Merkez camii çeşmesinin üzerinde de Osmanlıca yazılmış bir beyit bulunmaktadır.

Bu çeşmenin de yapım tarihi bilinmemekle birlikte tamir ve onarımı camiyle aynı zamanda yapılmıştır. Hem cami, hem de sebil üzerindeki kitabede yazılı olan tarih 1916-1917 yıllarıdır. Orijinal yapı, zaman içinde onarım görmüş, bazı dini günlerde artan cemaat sayısını karşılamadığı için, üstüne bir kat daha eklenerek yükseltilmiş, üstü kubbelerle örtülmüştür. Caminin orijinal kitabesi kaldırılarak muhafaza altına alınmış, yerine Türkçesi asılmıştır.

Son bir not: Cemal Paşa, Osmanlının savaş hezimetinin ardından yurt dışına kaçtı ve gıyabında 5 Temmuz 1919 günü idama mahkum edildi, 21 Temmuz 1922 günü ise Gürcistan Tiflis’te Ermeniler tarafından öldürüldü. Vasiyeti üzerine Erzurum’da bulunan Karskapı şehitliğinde gömülüdür.

Adana Pozantı Akköprü (Şekerpınar Köprüsü)

   

AKKÖPRÜ (ŞEKERPINAR KÖPRÜSÜ)

Köprü, hemen yakınında bulunan Şekerpınar’dan dolayı, Şekerpınarı köprüsü olarak da bilinir. Şekerpınarı kaynağı ve şeker pınarı turistik lokantası, karayolunun dinlenme yeri olarak kullanılır.

Adana-Niğde il sınırlarını oluşturur. Çiftehan-Pozantı demir yolu, köprünün hemen doğusundan geçer. Köprü civarı, sarp dağlarla çevrilidir. Bir ortaçağ dönemi yapısıdır. Ancak yapılış tarihi net olarak bilinmez. Çünkü kitabesi yoktur. Roma, Bizans, İslam ve Selçuklu döneminde kullanıldığı tahmin edilmektedir. 

9’ncu yüzyılda Halife Memun, Bizansa karşı yaptığı seferde bu köprüyü kullanmıştır ve yazılı kaynaklarda belirtilmiştir. Buna göre, köprünün bu tarihten önce yani 833 yılından önce yapılmış olması gerekir. Köprü, 14’ncü yüzyılda, Karamanoğulları Beyliği zamanında bir gümrük noktası olarak kullanılmıştır. 

Yine, 14’ncü yüzyılda, Koca Mehmet Paşa zamanında onarılmıştır. 19’ncu yüzyılda ise, köprünün Mısırlı İbrahim Paşa tarafından onarıldığı kayıtlardadır. Köprünün yakın çevresinde bulunan yaklaşık 100 yıllık iki adet demir yolu köprüsü ve iki adet tünel bölgede arkeolojik sit potansiyeli oluşturmaktadır.

Adana Pozantı Akköprü (Şekerpınar Köprüsü)

Teknik özellikleri

Köprü kagir ve tek gözlüdür. Sarımtırak renkli kesme taşlardan yapılmıştır. Her iki kıyıdan, orta kemere doğru yükselen meyilli bir şekli vardır. Boyu 83 metre, genişliği 5.70 metredir ve kemer açıklığı ise 10.35 metredir. 

Evet, köprünün günümüze kadar sağlam olarak gelebilmesinin en büyük sebebi, zaman içinde yapılan onarımlardır. Ancak, Ekim 1991 tarihindeki taşkın felaketinde köprü oldukça fazla hasar görmüş ve büyük kısmı yıkılmıştır. Yıllarca öylece yıkık olarak kalan köprü, 2001 yılında onarılmış ve günümüzdeki şeklini almıştır.

Adana Pozantı Şekerpınar
Adana Pozantı Şekerpınar
Adana Pozantı Şekerpınar

 

ŞEKERPINAR

Şekerpınarı, Adana il merkezine 100 km uzaklıktadır. Bu mesafe araba ile yaklaşık 1 saat civarında sürer.

Şekerpınarı mesire alanı, tarihi Akköprü ile birlikte Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alındı. Burası, Toros dağlarının içinden gelen harika suyu ile tanınıyor. Dağın içinden kocaman bir nehir çıkıyor ve Seyhan nehrinin kollarından biri olan Çakıt’ın büyük bölümünü oluşturuyor. 

Tanınmış bir su markası, burada şişeleniyor. Aynı zamanda Pozantı ve Akçetekir’in suyu buradan sağlanıyor. Ayrıca, burası dinlenme tesisleri ve özellikle güzel et lokantaları ile tanınıyor. Piknik de yapılabiliyor. Piknik masaları, taş barbeküler, oturma bankları ve çınar ağaçlarıyla çevrili alan özellikle sıcak yaz günlerinde, serin havada piknik yapmak isteyenler tarafından dolduruluyor.

Adana Pozantı Şekerpınar
Adana Pozantı Şekerpınar
Adana Pozantı Şekerpınar

 

Evet;  Adana’ya giderken, buraya mutlaka uğrayın. Burada: dağın yamacından çıkan şekerpınarı kaynağını görebilirsiniz. Büyük havuzlar var, mangal ve gerçekten çok lezzetli olan et (kilo ile satın alabilirsiniz) pişirmeniz mümkün. Ayrıca: buradan almanızı önereceğim bir şey daha var. Evet: bal alın. Gerçek anlamda, hakiki bal bulmanız mümkün.

Adana Pozantı İbrahim Paşa Tabyası

 

İBRAHİM PAŞA TABYASI

Toros dağları üstünde, Tekir boğazına hakim bir tepe üzerindedir. Tarsus-Pozantı istikametinde otobanda ilerlerken, Tekir yaylası mevkiine gelmeden, yolun solundaki yüksek bir tepe üzerinde görülmektedir.

Oldukça sağlam olarak günümüze ulaşmayı başarmış Osmanlı dönemi yapısıdır. Bu bölgede 5 tabya bir arada bulunmaktadır. Bunlar: Yer Tabyaları, Armutlu Tabya ve Ak Tabya (Beyaz, Küçük Tabya) dır.

Tabya, Osmanlı döneminde 1830’lu yıllarda Osmanlı devletine isyan ederek Çukurova bölgesini ele geçiren Mısırlı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından; yol güvenliğini sağlamak için yaptırılmıştır.

Kızıl Tabya, Büyük veya Fenerli Tabya olarak da isimlendirilir. Bu tabyalardan çıkarılan birkaç top, Gülek Kasabasına nakledilmiştir.

Bunlardan Kızıl Tabya ve Ak Tabya karşılıklı iki yüksek tepede yapılmıştır ve birbirlerini görürler. Ancak günümüzde her iki tabya da uzaktan görünmüyor, çünkü tamamen ağaçlarla kaplanmıştır.

Özellikle Elmalı Boğazının girişinde, hakim bir noktada bulunan Kızıl Tabya, muhteşem görünür. Bunun dışında, yeraltı tabyaları dışarıdan bakıldığında görülmez, çok büyük emek verilerek yapılmışlardır. Tabyalar, mermilere dayanacak şekilde üzerleri taş ve toprakla örtülmüş, gözetleme ve havalandırma pencereleri yapılmıştır.

Kızıl Tabya: üç katlıdır. Alt katlarda havalandırma açıklıkları vardır. Üst katta, ince uzun mazgal pencereleri görülür. Bütün odalar, birbirleriyle bağlantılı değildir. Genelde, kapıdan içeriye girildiğinde, solda iç içe geçen 2 oda ve diğer tarafta ayrı bir oda şeklinde mekanlar sıralanır.

Doğu ve batı yarım daire, burç şeklinde düzenlenen tabyanın, batı cephesi temel seviyesine kadar yıkılmış, ancak doğu cephesi sağlamdır. Oval planlı olarak yapılmıştır. Duvar örgüsünde yöresel taş malzeme kullanılmıştır. Duvarların iç ve dış yüzeyleri, küçük dörtgen düzgün kesme taş ile örülmüştür. Duvar araları moloz taşlarla doldurulmuştur. 

Tabyanın girişi kuzeydedir. Tabyanın iç kısmında, tonozlu mekanlar bulunur. Tabyanın su sarnıcı ve diğer bölümlerinden bir kısmı, günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir. Tabyanın üst kısmında: tabyayı çepeçevre saran, iç kısımları tuğla örülü, basık kemerli mazgal delikleri bulunur.

İbrahim Paşa Tabyası, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulunun, 1986 tarihli kararı ile, korunması gereken, taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Burayı ziyaret ederseniz aslında oldukça bakımsız olmasına rağmen, yıllara meydan okuyarak günümüze sağlam olarak gelebilmiş ilginç bir yapı göreceksiniz.

Adana Pozantı Anıt Ağaçlar

      

ANIT AĞAÇLAR

Çetinlik dağı ormanlık arazide Hamidiye köyünde Sedir ağacı vardır. 635 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Ağacın gövde çapı 175 cm, tepe çapı 8 metre ve boyu 35 metredir. Toros sediri olarak bilinir.

Bürücek yaylasında Ceviz ağacı vardır. 380 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Ağacın gövde çapı 146 cm, tepe çapı 17 metre ve boyu 32 metredir. Ağaçlar Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu tarafından tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Adana Pozantı Anahşa Kalesi

 

ANAHŞA KALESİ

Pozantı-Ankara D-750 kara yolunun batısındadır. Eski Konacık’ın 4 km doğusundadır. Tekir yaylasından öteye, Pozantı’ya bir vadi boyunca giderken, sol tarafta bir dağın yamacında kartal yuvası gibi yüksekçe bir yerde görülür. Buraya ulaşmak oldukça zordur. Çünkü 1800 metre yükseklikte, vadiye hakim bir savunma kalesi olarak yapılmıştır. Geniş bir tepe üzerindedir.

Araplar bu kaleye “Hüsnüs-Sekabile” derdi. Gülek boğazı girişindeki kalenin, İskitler zamanında yapıldığı tahmin ediliyor. Güney bölümü sarp ve kayalıktır. Kuzeyde iki burun vardır. İç kısmında ise tonozlu yapılar ve su sarnıçları görülür. Üst kısmında ve özellikle doğu ve batıda mazgal delikleri vardır. Kaleye ana giriş kuzeydendir.

Ünlü gezgin Evliya Çelebi, 1671 yılında burayı görmüş ve “kalenin mamur bir bölge olduğunu” yazmıştır. Kale, yüzyıllar boyunca yakınından geçen kervan yolunun kontrol noktasıydı. Kalede görevli askerlerden, babadan oğula görev yapanlar “kale ağası” olarak adlandırılırdı. Günümüzde de aynı yörede ve Adana şehir merkezinde, soyadı “Kaleağası” olanlar, Annahşa kalesinde görev yapan askerlerin torunlarıdır.

ELMALI BOĞAZ MEVKİİ

Elmalı boğaz mevkii, Adana il merkezine 80 km. Tarsus’a 50 km. Niğde’ye 100 km uzaklıktadır. Pozantı ilçe merkezine ise, TEM Otoyolundan 12 km uzaklıktadır.

Tesisin denizden yüksekliği 1850 metredir. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından kayak merkezi kurulması planlanmış ve 1994 yılında inşaatına başlanmış ancak günümüzde atıl durumdadır. Öngörülen bu proje bitirilirse, burası bölgenin kayak merkezi olarak önem kazanacaktır.

Adana Pozantı Akçatekir Yaylası

AKÇATEKİR YAYLASI

Adana-Ankara E-5 karayolunun 107’nci kilometresinde, yolun her iki yanında uzanır. Adana il merkezine en yakın yayladır.

Pozantı ilçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Yaylada yaklaşık 20 bin hane bulunur. Normalde yaylanın nüfusu 3000 kişi iken, yaz aylarında yayla sezonunu açılmasıyla buradaki nüfus 150 binlere kadar çıkar. Yani, yaz mevsiminde burası kalabalık bir şehre dönüşür.

Akçatekir yaylasında 6 mahalle vardır. Bunlar arasında ilk ve en eski sayfiye yaylacılığının yapıldığı alan Bürücek yaylasıdır.

Yaylanın alt ve üst yapı bakımından oldukça zayıf olduğu ve yazlık yaylacı nüfusunu karşılayamadığı açıkça görülür. Ancak bu kadar çok yaylacının ihtiyaçlarını karşılamak için, birçok iş alanı gelişmiştir. Yayla sınırları içinde, toplam 350 iş yeri bulunur. Akçatekir yaylasında 49 cami ve çok sayıda süper market vardır. 

Bürücek ve Üçoluk’da doğal güzellikler yanında tarihi değerler de vardır. Bürecek yaylası, tarihi çok eskilere dayanan bir sayfiye yaylasıdır ve Adanalı yerliler tarafından yoğun tercih edilir. Tarihi açıdan, İbrahim Paşa tabyası da buradadır ve günümüzde ayakta durmaktadır.

Evet, sayfiye dışında burayı günübirlik te ziyaret edebilirsiniz. Çünkü: Tekir yaylası: çam, ardıç ve meyve bahçeleriyle doludur. Yayla mimarisine uygun ahşap yapılar bulunur. Yaylanın kuzey ve güneyinde, yaylaya 2 km uzaklıkta Osmanlı tabyaları ve Orman İşletme Müdürlüğü tarafından koruma altına alınarak üretilen Yaban Keçileri Üretim İstasyonu vardır.

Adana Pozantı Fındıklı Yaylası

FINDIKLI YAYLASI

Pozantı-Çamardı yolu üzerinde, Alpu’dan sonra ikinci mahalle ve yayla yerleşimidir. Burası yol üzerinde geçmişte Fındık geçidi olarak da anılan bir geçit olarak bilinir. Günümüzde ormanlar içinde doğal görünümü ve temiz havasıyla Adanalıların yayla olarak tercih ettikleri bir mahalle yerleşimidir. Yaylanın ana ekonomik kaynağı meyvecilik, tarım ve bağcılıktır. Ancak yayla yerleşmesi mahallelilerin üzüm bağlarını bozarak Adanalılara sattığı alan olduğundan bağcılık ortadan kalkmak üzeredir.

Günümüzde kayıtlarda köy olarak geçen yerleşimde, alt yapı bakımından önemli eksikler vardır. Köyün resmi kayıtlarda nüfusu 350-400 kişi olmasına rağmen yazlık nüfusu 4000 kişidir. Gün geçtikçe talep artan yaylada, yaylacı evleri son yıllarda oldukça fazla yapılmakta ve lüks dubleks evler ortaya çıkmaktadır. 

Yaylanın en büyük cezp edici yanı, doğal güzellikleri ve mikro klima özelliğinden dolayı orman örtüsünün zenginliğidir. Köyün imkanları dahilinde bazı tesisler ve işyerleri bulunur. Ancak, sağlık, elektrik, su ve Pazar yeri gibi ana gereksinimler yoktur.

ARMUTOĞLU YAYLASI

Pozantı-Ankara yol ayrımından doğuya doğru dönülerek, 13 km lik çam ve köknar ormanı içinden geçen yolla buraya ulaşılır. Yayla tamamen bakir durumdadır. Sedir, köknar, ardıç ağaçları, kır çiçekleri hep iç içedir. Sarımsak dağının eteğinde bulunması nedeniyle, yaban hayatı bakımından da çok zengindir. Buz gibi suları olan bol su kaynakları görülür. Yaylada yapı yoktur. Bu yüzden kamp yapacakların çadır ve temel ihtiyaçlarını beraberlerinde getirmeleri gerekir.

Adana Pozantı Aşar Yaylası

    

AŞAR YAYLASI

Pozantı-Çamardı kara yolunun 14’ncü kilometresinden dönülerek ulaşılır. Yolun son 1.5 km lik bölümü stabilizedir. Yaylada, ahşap ve taşlardan yapılan yayla evleri, çam, köknar ve sedir ağaçları vardır.

Adana Pozantı Belemedik Vadisi

 

BELEMEDİK VADİSİ

Belemedik köyündedir. Adana merkezden trenle gidebilirsiniz veya Pozantı’dan kara yolu ile ulaşmak mümkündür. İlçe merkezine 9 km uzaklıktadır. İl merkezine olan uzaklık ise 117 km dir. Çakıt suyu kıyısında kurulmuştur.

Adana Pozantı Belemedik Vadisi

 

Belemedik köyünde Çınar ağacı vardır. 200 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Anıt ağaç olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Adana Pozantı Belemedik Vadisi

1904-1914 yılları arasında, Alman İmparatoru ve Sultan II. Abdülhamit arasında imzalanan Hicaz-Bağdat demiryolu yapım aşamasında açılacak 12 Toros tüneli için o dönem şantiye merkezi olarak burası seçilmiştir. Halen burada tarihi dokusunu yitirmeyen Almanlardan kalan taş yapılar bulunmaktadır. Bunlarla ilgili yöre insanının anlattığı bazı gerçeklerden söz etmek istiyorum.

Bu inşaatlarda yani tünel ve köprü inşaatlarında her gün bir kişi ölürmüş, Çamalan’da Alman mezarlığı varmış, sonra Almanlar buradan gitmek istememişler. Atatürk demir ki “Tamam, gitmezlerse gitmesinler, siz gidin oralara yerleşin” Bunun üzerine yöre insanı buralara gelip yerleşmiş, ancak o dönemde buralar çok modern imiş, Adana il merkezinde elektrik yokken, burada elektrik varmış. Almanlar gittikten sonra burası çok kalabalık ve hareketli olmuş. Burası uzun süre buranın pazarıymış, civarda kimin ne ihtiyacı varsa buraya gelirmiş.

Varda köprüsü ve Kapıkaya kanyonunu görmeye giderseniz, buraya da uğrayın. Burası fotoğrafçılar tarafından yoğun ziyaret ediliyor. Vadinin ortasından akarsu akıyor. Vadinin rakımı 600 metredir ve en büyük özelliği, kış öncesinde sonbaharda yaprakların renklerinin yeşilden sarıya, bordo ve kırmızıya dönmesidir. O yüzden bu doğa harikasına, özellikle sonbaharda gitmelisiniz.

Tren yolu, sararmış ağaçlar, oldukça güzel bir atmosferi vardır. Adana-Ankara tren yolunda Belemedik de istasyon bulunuyor.

Kamp yapmak mümkündür. Yer yer piknik yapacak yerler de bulunuyor. Belemek tren istasyonuna kadar geldiğinizde, az ileride tarihi anıt ağaç ve Alman evleri görülüyor. Bu evler, Almanlar Varda köprüsünü yaparken inşa edilmiş ve burada kalmışlar. Ayrıca bir de Alman mezarlığı bulunuyor.

Vadide 20 km uzunluğunda bir yürüyüş parkuru vardır. Bu parkurda trekking yapabilirsiniz.

Son bir not, burada yani Belemedik Tabiat Parkında, Doğa ve Fotoğraf Yarışması düzenleniyor. İlk yarışma 2015 yılında yapılmıştır. “Sonbaharda Belemedik bir başka güzel, fotoğraf makineni kapta gel” sloganıyla düzenlenen fotoğraf yarışmasına, isteyen fotoğraf severler katılabiliyor. Yarışmaya katılmayı düşünenler, Pozantı Belediyesinin sosyal medya hesaplarını takip edebilirler.

GÜLEK BOĞAZI

Gülek boğazının denizden yüksekliği 1050 metre olup, Orta Toroslardaki Bolkar dağlarının doğusuna düşer. Gülek boğazından geçen yolun uzunluğu 350 km dir ve büyük orduların geçişleri dahi rahatça sağlanabilir.

Kilikya geçitlerinden Gülek boğazı, tarihin her döneminde her açıdan hayati önem gösterir. Büyük orduların geçebileceği yapısı daima etkili bir faktör olmuştur. Antik dönem yazarı Heredot: Anadolu’nun batısından başlayarak Susa ve Persopolis’e kadar uzanan tarihi ticaret yolu Kral yolu güzergahının, Kilikya’dan gelen yollarla desteklendiğini belirtir.

MÖ 401 yılında, Pers satrabı Kyros ordusunu ve MÖ 333 yılında Büyük İskender ordusunu buradan geçirmiştir. Ayrıca Büyük İskender, Asya seferi için lojistik desteği de bu geçitten sağlamıştır.

Gülek boğazı; İskender’in kendi isimleriyle bilinen Akdeniz’deki liman kentleri ile diğer önemli limanların Anadolu’nun iç bölgeleri ve Yunanistan ile Makedonya arasındaki bağlantıyı sağlayan geçittir.

MS 3’ncü yüzyıl başlarında Roma’nın Parth seferi sırasında, orduların Fırat boylarından geçişini kolaylaştırmak için, İmparator Augustus Caracalla tarafından dağlar delinerek Gülek boğazındaki yol genişletilmiş ve bu durum bazı yazıtlarla belgelenmiştir.

Antik dönemde Kilikya kapıları (Pylai Kilikiai) diye bilinen bugünkü Gülek Boğazı civarındaki bölgelerde yapılan incelemelerde:

Bu boğazdan geçen otobanın hemen yanında, bir kayaya oyulmuş kaide üzerindeki İmparator Caracalla dönemine ait Kilikya-Kappadokya sınır yazıtı, 19’ncu yüzyıl başından beri bilinmektedir.

Bu yazıttan, Caracalla’nın bu getiçi genişlettirdiğini öğrenilir. Bugün karayollarının yaptığı bir duvar sayesinde, bölgenin tarihi ve coğrafyası için önemli olan bu yazılı belge, toprakla örtülüp yok olmaktan kurtulmuştur.

Gülek boğazında Caracalla dönemine tarihlenen bir yazıt daha bulunmuştur. Kaybolmuş olan bu yazıtta da Caracalla’nın yolu genişlettiğinden söz edilmektedir.

Kilikya Kapıları adıyla, binlerce yıldır tanınan bu geçitte ve civarında bulunan yazıtlar sayesinde, Caracalla’nın Parth seferine çıktığı 214 yılından bu sefer sırasında Harran’da öldürüldüğü 217 yılına kadar geçen dönemde, Tuna sınırlarındaki Roma lejyonlarını Suriye sınırına aktarırken buradan rahat geçebilsinler diye, stratejik önemi büyük olan bu geçitte zaman zaman genişletme ve yol onarma faaliyetlerinde bulunduğu belgelenmektedir.

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.