Yunanistan Lefkandi

 

Lefkandi

Yunanistan’ın Euboea adasında, güney kıyısında modern Eretria köyü yakınlarında bulunan bir kıyı köyüdür. Yani, ana koyun güney ucundan kısa bir yürüyüş mesafesindedir.

Arkeolojik buluntular, yerel olarak Xeropolis olarak da bilinin burunda, bir yerleşim varlığını doğrularken, yakınlarda birkaç ilişkili mezarlık tespit edilmiştir.

Lefkandi Toumba cenaze binası

TOUMBA CENAZE BİNASI VE HEROON:

1980’lerin başlarında, Lefkandi’dek Toumba mezarlığında yapılan ilginç bir keşifte, MÖ 10’ncu yüzyıl ortalarından kalma, büyük bir yapının zeminine oyulmuş bir kuyunun içindeki iki bölgede özenle gömülmüş bir erkek, bir kadın ve dört atın gömüleri bulunmuştur.

Erkek: 30-45 yaşlarında ve kadın 25-30 yaşlarında içi kerpiç tuğlalarla döşeli ve kille sıvanmış bir bölmede gömülüydü.

Erkek yakılmış, külleri o çağda bile eski olan MÖ 13’ncü yüzyıl sonları ile 11’nci yüzyıl arasına ait, ağzı hayvanlar ve avcılarıyla bezeli Kıbrıs tarzı geniş ağızlı tunç bir çömleğe konulmuştu.

İçeride bu dönem için şaşırtıcı derecede iyi korunmuş olarak katlanmış ve yanda dikilmiş tek bir keten çarşaftan oluşan paketlenmiş bir kefen vardı.

Geniş ağızlı çömleğin yanında bir demir kılıç, bir mızrak başı ve bir biley taşı duruyordu.

Kadın yakılmamıştı. Ayaklarıyla elleri karnı üzerinde kavuşturulmuş ve altın mücevherlerle kaplıydı. (Bu mücevherler: elektrondan yapılmış bir yüzük, bronz bir mangal ve Babil’den geldiğine inanılan ve gömüldüğünde bin yaşında olan bir gerdanlık)

Kadının omuzuna yakın fildişi saplı demir bir bıçak bulundu. Ancak bu kadının adamın kalıntılarıyla birlikte aynı anda mı yoksa sonraki bir tarihte mi gömüldüğü bilinmiyor.

Ancak bilim adamları, kadının muhtemelen kocası olan adamla birlikte gömülmek üzere, katledildiğini öne sürerler. (omuzuna yakın bulunan demir bıçak nedeniyle)

Yandaki bölmede ise dört atın iskeletleri bulunmuştu. (atlardan ikisinin ağzında hala demir parçaları bulunmuştur.)

Lefkandi Toumba Cenaze Binası

Yapının kendisi yaklaşık 9 x 50 metre boyutları ve sıra dışı mimari özellikleriyle olağanüstü etkileyiciydi.

Doğu-batı ekseninde yerleştirilmiş yapı çeşitli kesimlere bölünmüştü.

Giriş için doğuda bir sundurma, doğuda bir oda, altında gömülerin bulunduğu geniş bir merkez oda, kuzey ve güneyinde birer oda bulunan batıda bir koridor ve batıda apsisli bir oda.

Çatıyı merkezde ve kuzey ve güney duvarların iç yüzlerinde bulunan birbirine paralel 3 sıra direk taşıyordu.

Yapının d ışında kuzey ve güney yanlarda, 2 metre kadar açıkta duran en az 28 direk ise, çatının dışarı doğru uzanarak bir tür veranda, daha sonraki Yunan tapınaklarının üstü kapalı kolonadlarının bir öncüsünü meydana getirdiğini gösterir.

Gömüler ve etkileyici bina, ölülerin öze statüsünü yetirince vurgulamıyormuş gibi, arkeologlar binanın kısmen parçalarına ayrılarak hem içinin doldurulduğunu, hem de üzerinin toprak, çakıl taşları ve taşlardan oluşan bir tümülüs ile kaplandığını buldu.

Bu saygın yapı ve mezar alanının, doğu ucundaki yay biçimli kısmında, yaklaşık MÖ 825’e kadar ek gömüler yapılmaya devam etti.

Arkeologlar bu anıtsal mezarı bir heroon yani bir kahramanı, destansı bir insanı anmak için yapılan bir mezar veya tapınak olarak niteledi.

Yazılı kayıtlar olmadığından kahramanın kim olduğu bilinmiyor.

Ama demir çağının başlarındaki erken tarihi, erken dönemlerde denizaşırı ticarette önemli bir rol oynayan bu adadaki Toumba mezarlığında bulunan mezar eşyalarının ortaya koyduğu Yakındoğu, Mısır ve Kıbrıs bağlantıları ve uzun yapının çarpıcı mimarisi göz önünde bulundurulduğunda, Lefkandi’deki keşifler büyük öneme sahiptir.

Lefkandi Toumba cenaze binası mezarlardan çıkarılan bronz kap

Lefkandi’de bulunan bronz eserler:

Lefkandi’de bulunan bronz eserler, sadece maddi anlamda değil aynı zamanda oraya yaşayan insanlar hakkında da bilgi vermektedir. Bronzun nadir ve pahalı olmasının yanı sıra, Yunanistan’a ithal edilmesi, elle üretilmesi ve ölülerle birlikte gömülmesi, onu karşılayabilenlerin ne kadar zengin olduklarını gösterir.

Mezarlarda bulunan bronz kaplar, ölen kişinin zenginliğini gösterir, işçilikleri, el işçiliği ve yapımında kullanılan malzemelerle gösterdikleri özenin bir göstergesidir. Büyük bronz kaplar, tek tek parçalar halinde dökülmüş ve daha sonra tek parça haline getirilmiştir.

Lefkandi Toumba cenaze evi Sentoru

Lefkandi Sentoru:

Toumba mezarlığında, iki parça halinde bulundu. Başı T1 mezarındaki sunular arasında, gövdesi ise 3 metre uzaklıktaki başka bir mezarda (T3) sunular arasındaydı. Tamamlanmış heykelciğin üst gövdesi bir adama, alt gövdesi ise bir at olan bir sentora benziyordu.

Heykelciğin sol dizinde “yara” olarak algılanabilecek bir iz var, bu da heykelin Herakles tarafından yaralanan ünlü Sentor Chiron’un bir tasviri olabileceği yönünde spekülasyonlara yol açtı.

Restore edilen Lefkandi Sentoru, 36 cm boyunda ve 26 cm uzunluğundadır. Kuyruğunun ucu ve sol kolunun büyük kısmı hala eksiktir. Sol kolu, bir zamanlar, belki de daha sonraki tasvirlerde sentorların tuttuğu türden bir dal tutuyordu. Omuzunun üzerinde, belirgin bir kırık daha vardır. Başının tepesinden eksik kuyruğuna kadar vücudu, at gövdesinin alt kısmı hariç, süslemelerle kaplıdır. İnsan vücudu ve dört bacağı katı kilden yapılmıştır. Atın gövdesi, ön ve arkadaki deliklerden anlaşılacağı üzere içi boş bir silindirdir. Bir çarkta yuvarlanan bu gövde, Atina’daki Kerameikos mezarlığında bulunan çağdaş bir Attika Geyiği Heykelciğine benzemektedir.

Heykel Yunanistan Euboea’daki Eretria Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

 

Sonuç:

Evet Lefkandi’den gelen büyüleyici buluntular Eretria Müzesinde bulunmaktadır.

İran Şiraz Persepolis

iran.persepolis.34
İran Şiraz Persepolis

Muhteşem kalıntılar, Şiraz şehrinin 70 km güneydoğusundadır. Tahran şehrinin ise 850 km. güneyinde, Merhamet dağındadır.

Önemi

Yunanlılar buraya Perslerin şehri anlamına gelen “Persepolis” adını vermişlerdir. Çünkü, antik şehri gezerken, şunu unutmamak gerekir, dünyanın bu en büyük ve ilk imparatorluğunu kuran İranlılar, buradan çıkıp Anadolu’yu ele geçirdikten sonra Yunanistan’a Atina şehrine kadar gitmişler, Atina şehrini yakıp yıkmışlardır.

MÖ 6’ncı yüzyıl sonlarında kurulmuş ve Pers İmparatorluğuna başkentlik yapmıştır. Yani antik dünyanın en büyük gücü olan Pers imparatorluğunun tören başkentidir.

Susa, Ecbatana ve Babylon, Ahemenis isimli krallar, buradan büyük bir imparatorluğu yönettiler. 125.000 metre karelik alanı kapsayan şehir kalıntılarında: çarpıcı yazıtlar, eşsiz mimari ve Lübnan sedir ve Hint tik ağacından yapılmış ahşap sütunlar dikkati çeker.

Pers imparatorluğunun başkenti Persepolis; 2005 yılında BBC tarafından dünyanın 80 hazinesinden biri olarak seçilmiştir. 1979 yılında ise UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

iran.persepolis.33
İran Şiraz Persepolis

Kuruluşu ve Takip eden süreç

MÖ.515 yılından itibaren Darius I (MÖ 521-486) döneminde yapımına başlanan şehir, yaklaşık 100 yılda halefleri tarafından tamamlanmış ve önceleri, bir şehir olmaktan öte, bir  tören yeri olarak kullanılmıştır.

Her yıl 21 Mart tarihinde, Darius tarafından kurulan farklı satraplık yani valiliklerin temsilcileri, İran yeni yılını (Nevruz) kutlamak için, en iyi hediyelerle birlikte, Persepolis şehrine gelirlermiş.

Persepolis oymalarında: Bactrians, Babilliler, Fenikeliler, Etiyopyalılar, Hintliler ve Arabların altın ve fildişi gibi değerli hediyeleri görülmektedir.

Soylular tarafından yönetilen heyetler: muhteşem tören kompleksine Milletler kapısı ve ardındaki 14 metre yükseklikteki, çift dönüşlü merdivenle çıkarlardı. Bu merdiven, iki dev taş boğa tarafından korunurdu. Ardından dört sütunlu büyük bir salona ulaşılırdı.

Kapının batı ve doğu girişlerinin yanında, iki çift, insan başlı kanatlı aslan heykeli bulunur ve bunlar üç dilde Xerxes ismiyle anılırdı.

Büyük salona giren heyetler, krala hürmetlerini sunmak için beklerken, siyah mermer banklara otururlardı. Askeri yetkililer, hediye taşıyanları, Apadana Sarayına doğru yönlendirirdi.

iran.persepolis.11
İran Şiraz Persepolis Saray Kompleksi
iran.persepolis.3
İran Şiraz Persepolis Saray Kompleksi

Saray Kompleksi

Saray kompleksi, yaklaşık 455 x 305 metre boyutlarında, geniş bir platform üzerinde yer alır. Yapı: boşlukların molozlarla doldurulması ile sağlanan geniş bir platform üzerine, kayalık dağın kesilmesiyle yapılmıştır.

Bir zamanlar, çoğu kerpiç bir  duvarla çevriliydi, ancak batıdaki alçak bir praper ova manzarasını sağlıyordu.

Giriş oluşturan etkileyici merdivenler ve kale kapısına, bunları yaptıran Kserkses (MÖ 485-465) tarafından “Tüm Ülkeler” adı verilmiştir.

Saray, arada birkaç avlu olmasına, kamusal ve özel olarak ayrılmasına rağmen, mimarisi demir çağı Mezopotamya’sı geleneklerinden ayrılır.

Birleşik bir bütün yerine, kompleks birbirine gevşekçe bağlı platformlar üzerindeki ayrı binalardan meydana gelen bir öbek şeklindedir.

Bu mimarinin tipik özellikleri arasında, ufak ve geniş kare odalar ile bol miktarda sütun kullanımı sayılabilir.

Sarayın giriş kapısında, çivi yazısı ile “Ahura Mazda her şeyi yarattı. Kserkses’i de her şeyi yönetmesi ve halkı mutla etmesi için kral yaptı” yazılıdır.

Güney yüze oyulmuş bir yazıt: Darius’un Büyük Persopolis şehrinin kurucusu olduğunu kanıtlamaktadır.

Saray inşaatı, MÖ 518 yılında başlamıştır.

Persepoliste bulunan Eski Farsça ve Elam yazılı tabletlere göre: Darius’un saraylarının bu etkileyici kompleks yapısı, planlıdır.

Sadece hükümetin yaşadığı bir yer olmaktan öte, öncelikli olarak bir gösteri yeri ve resepsiyonlar ve festivaller için muhteşem bir merkez olarak Achaemenian kralları ve imparatorları tarafından kullanılmıştır.

Darius, yeterince uzun yaşamamış, planların sadece küçük bir bölümünü görebilmiştir. Bir temel kitabeye göre, onun parlak ve görkemli fikirleri oğlu ve halefi Serhas tarafından takip edilmiştir. Bu kitabeye göre “Babam Darius tahttan gittiğinde Ahuramazda lütufla ben kral oldum. Ben kral olduktan sonra ….. yaptım ve diğer işler ekledi. “

Yani sonuç olarak Persepolis çoğunlukla Serhas’ın eseridir.

iran.persepolis.5
İran Şiraz Persepolis Apadana
İran.persepolis.2
İran Şiraz Persepolis Apadana

Apadana

Saray kompleksindeki yapıların en büyüğü, I Dareus tarafından başlanan, yaklaşık 76 metre karelik alana yapılan ve restorasyon sonrası, yaklaşık 20 metre yükseklikteki, büyük kabul holü, Apadana’dır.

Apadana, Serkes tarafından tamamlanmıştır.

Aslan, boğa veya insan başlı boğa biçimindeki şık taş sütun başları kullanılmıştır.

En büyük ve en görkemli yapı, krallar tarafından ağırlıklı olarak büyük resepsiyonlarda kullanılmıştır.

Darius, heyetleri burada karşılardı.

Günümüzde, onun 20 metre yükseklikteki 72 sütunundan 13 tanesi, kuzey ve doğu bölgesinde iki anıtsal merdiveni görülmektedir.

Sarayın dört köşesinde dışa bakacak şekilde dört kule vardı. 2000 yıl önce yapılan devasa sütunlar hala dimdik ayaktadır.

Sarayın cephesi, kabartma bezeliydi ve ölümsüzler olarak bilinen kralın elit muhafızlarının görüntüleriyle süslüydü.

Asker ve korumalar, atlar, kraliyet ileri gelenleri, Ahameniş ve Medler ile Yılbaşı festivallerini ve Ahameniş imparatorluğuna gelen uluslararası temsilci alaylarını gösteren kabartmalarla bezenmiştir. Bunlar kendi sadakat göstergesi olarak krallara haraç olarak hediyeler taşır.

Bu hediyeler, delegelerin kendi ülkelerinden gümüş ve altın damarlı vazolar, silah, dokuma kumaşları, takı ve hayvanlardır. Sahnelerin genel düzeni, tekrarlayan görüntüler şeklindedir. Giysiler, başlıklar, saç stilleri ve her heyetin kendi ayırt edici karakterlerini vermekte, sakal tasarımlarında belirgin farklılıklar görülmektedir.

Apadana sarayındaki kabul salonu, çok renkli halılarla kaplıydı ve duvarlar güzel çiniler ve süslemelerle dekore edilmişti.

iran.persepolis.7
İran Şiraz Persepolis Taht Salonu

Taht Salonu

Apadana’dan sonra, Persepolis bölümünün ikinci büyük binasıdır.

Doğuda Apadana’yı dengeler konumda, Kserkses’in Taht odası veya 100 Sütunlu Hol olarak bilinen bir başka devasa sütunlu hol vardır. Burası, MÖ 5’nci yüzyıl başlarında Kserkses’in oğlu Artahşasta I tarafından tamamlanmıştır.

Aynı zamanda “Yüz kolon Salonu” olarak adlandırılır. Kolonlar çift başlı, siyah mermerden yapılmış boğa heykelleriyle süslüdür.

Onun taht ve kralın görüntülerini taşıyan 8 taş kapısı vardır.

Kompleks büyük bir coğrafyayı kaplayan imparatorluğun farklı bölgelerinden gelen büyük krala haraçlarını törenle sunan görevlileri gösteren rölyeflerle kapsamlı şekilde dekore edilmiştir.

Hazine Dairesindeki bir rölyefte: haracını sunan bir görevli tarafından yaklaşılan tahtında oturmuş kralın kendisi de görülebilir.

Dareios’un arkasında veliaht prens Kserksek ve görevliler durur.

Bu rölyefteki tema, Pers kralının gücü ve itibarıdır.

Mesajı rölyeflerle iletme düşüncesi, Asurlardan gelmiş olabilir, ancak Persler kraliyet başarılarını daha farklı bir yorumlu sunmuşlardı.

Savaş ve avdaki vahşi zaferler gösterilmez.

Daha eski Mozopotamya sanatından farklı olarak, ilahi destek sembolü tanrılar da yoktur.

Bunun yerine, bu imparatorluğun başarısı düzen ve itaat olarak gösterilir.

Bu rölyeflerde İonyalı (Batı Anadolu) Yunan heykeltıraşların parmağı olmakla birlikte, sunum geleneksel Yakındoğu tarzıdır.

Burada resimlerde görülen rölyefte, Dareios ve Kreskses diğer insanlardan daha büyük ölçekli tasvir edilmiştir ki, bu yüksek statü gösterme tekniğinin geçmişi Mısır’da hanedanlar döneminin başlarına ait Narmer Plati kadar eskiye dayanır.

Ayrıca, bu standart profilden tasvirde, haraç sunanlar gayet düz bir rölyef halinde olup, giysileri gibi etnik göstergeler hariç pek bir kişiliğe sahip değillerdir.

Evet, taht odası rölyeflerine devam edelim.

Güney ve kuzeyde taht sahneleri kabartmaları ve doğu-batı bölümünde canavarlar ile mücadele eden krallar resmedildiği sahnelerle dekore edilmiştir.

Buna ek olarak yapının kuzey revak bölümü iki taş boğa ile çevrilidir.

4600 metre karelik alana yapılan taht salonu, karmaşık ve ağırbaşlı yüzlerce askeri yetkiliyi ağırlamıştır. Öte yandan, taht salonu her şeyden önce bir depo olarak yani hazinenin korunması için görev yaptı.

Zaten, ülkede bulunan diğer buluntularda da, genellikle taht salonuna bitişik odalar ve galeriler, kraliyet hazinelerinin korunduğu ve sergilendiği yerler olarak öne çıktı.

 

Hazine

Taht Salonuna bitişik bir silah deposu olarak ve özellikle Achaemenian krallarının bir kraliyet deposu olarak görev yapan bölümdür. Burada saklanan muazzam servet, uluslar arası ganimet ve yılbaşı ve bayram nedeniyle gelen yıllık haraçlardan oluşmaktadır.

Taht salonu bitmeden, en geniş oda hazine için kullanılmıştır. İki büyük taş kabartma, burayı hazine olarak tasdik etmektedir.

Bunlar tahtına oturmuş Darius I tasviri, kralın arkasında devlet yetkilileri, Veliaht Prens Xerxes durur vaziyette, önde saygılarını sunmak için bekleyen kişiler.

iran.persepolis.1
İran Şiraz Persepolis Darius’un Sarayı

Darius’un Sarayı

12 sütün, 3 küçük merdiven ve merkez salonun çatı desteği. Bu merdivenler üzerinde, kaplı yemekler, hayvan ve yiyecek taşıyan adamlar, görevliler kralın masasına hizmet ederken betimlenmiştir.

Doğu ve batı bölümde, resmi elbiseli kralı ve görevlileri gösteren kabartmalar vardır. Kuzey ve güney kapı üzerinde, canavarlar ile mücadele eden kral betimleniyor.

Saray, güneş ışınları pencerelerden parıldadığında görüntüleri yansıtan parlak taşlarla kaplıydı. 2250 metre karelik alana yayılan saray, İskender tarafından yakılmış ve bu nedenle çoğu hasara uğrayan ilk saraydır.

Sarayın güney tarafından, kraliyet bayanlarının ikamet ettiği Kraliçe Sarayı vardır. Onu batı kanadı, 1930’larda ortaya çıkarılmış ve şimdi Persepolis Müzesi olarak kullanılmaktadır.

 

Kserkses Sarayı

Neredeyse iki katlı, Darius’un kadar büyük, doğu ve batısında iki büyük kapı olan yapıdır. Taş kapı kasaları ve pencerelerde çok benzer dekoratif özellikler görülür.

Canavarlar ile kralın mücadelesini gösteren motifler yerine burada farklı motifler kullanılmıştır. Bu saraydaki tüm kabartmalar, Darius sarayına nazaran daha az korunarak günümüze ulaşmıştır.

Konsey Salonu

Kraliyet konutuna erişim güzel bir merdiven vasıtası ile olur.

iran.persepolis.9
İran Şiraz Persepolis Xerxes Kapısı
iran.persepolis.tüm milletler kapısı.1
İran Şiraz Persepolis Xerxes Kapısı
iran.persepolis.tüm milletler kapısı.2
İran Şiraz Persepolis Xerxes Kapısı

Kserkses Kapısı-Milletler Kapısı

İranlılar buraya “Taht-ı Cemşid” diyorlar. Perslerde aslan güç, kartal özgürlük, boğa dostluk ve insan aklı simgelermiş.

Baharda, Persepolis’te yaşayanların tümü, bu tören yerine geliyorlar ve çevresinde çadırlar kurarak, Saray tarafından kabullenmelerini bekliyorlarmış.

Komşu devletler de elçi gönderirler ve elçiler burada dostluğu  temsil eden boğalarla karşılanırmış. Uğurlanırken ise, aklı simgeleyen insan başlı boğa ile uğurlanırlarmış.

Apadana kuzeyindeki geniş merdivenden inildiğinde, bu etkileyici kapı görülür. Tüm ziyaretçiler, terasa, bu yolla, bu girişi geçerek gelmek zorundadır. Burası çatısı çan biçimli örtülmüş, dört taş sütunla desteklenen bir geniş oda şeklindedir. Bu odanın iç duvarlarına paralel kapı kesintisi vardır.

Kalın kerpiçten yapılmış yapının dış duvarları, sayısız nişler ile dekore edilmiştir. Üç duvarın her biri, doğu, batı ve güneyde, çok büyük bir taş kapı vardır. Batı girişi devasa bir çift boğa ile korunur. İki boğa, doğu kapısında durur.

Güney kapısında, Kreskses’i anlatan bir yazıt vardır. Tüm kapıların iç köşeleri üzerinde bulunan döndürme cihazları, muhtemelen ahşap ve süslü metal levhalar ile kaplı, iki yapraklı kapılar bulunduğunu işaret ediyor.

Kserkses Harem

Bayanların yaşadığı harem, L şeklinde inşa edilmiştir. Ana kanat güney-kuzey yönünde, batı kanadı ana kanadın güney kısmında ve batıya doğru genişletilmiştir. Ana kanat, kuzeydeki geniş bir avluya bakan revakla büyük bir merkez olarak yerleştirilmiş sütunlu salondur.

Salonun kabartmalarla süslü dört kapısı vardır. Güney kapı üzerinde, Xerxes salona girerken tasvir edilmiştir. O, iki görevli tarafından takip edilir. Biri bir fırça taşıyor, diğeri kralın başının üzerinde bir şemsiye tutuyor.

Doğu kapısı üzerinde, canavarla mücadele eden Xerxes gösteren bir kabartma vardır. Batı kapısı üzerindeki kabartmada, bir aslanla mücadele eden kral görülür. Etkileyici orta kısmın, muhtemelen kraliçe ve beraberindekiler için ayrıldığı düşünülmektedir.

Sütunlu salonun güney ve ana kanat bölümü, iki sıra halinde düzenlenmiş altı daire içerir. Her dairede geniş sütunlu bir oda ve bir ya da bazen iki küçük oda vardır. Batı kanadı, benzer şekilde 16 ek daire içerir.

Harem ana kanadının kuzey kısmında, Meclis salonuna erişimi sağlayan iki merdiven görülür. Harem ana kanat kazıları, Herzfeld tarafından yapılmış ve restorasyon sağlanmıştır. Binanın büyük kısmı, keşif personeli için yaşam alanları olarak hizmet vermiş, ayrıca temizlik, etiketleme ve nesnelerin geri dönüşüm çalışmaları burada yapılmıştır. Son olarak Harem ön restorasyonu ve Persepoliste bulunan nesnelerin sergilenmesi için burası müze haline dönüştürülmüştür.

 

Persepoliste çeşitli yapılar

Güneydoğu köşesine yakın, dağın eteğinde, mütevazi boyutta olan ve garnizon üyelerine belki de esnafa ait olan binalar vardır. Hemen doğusunda bir kerpiç kule, Kuh-i Rahmat dibinde terasın doğu kenarı boyunca uzanan 10 metre kalınlığında duvar ile bağlantılı kuleler görülür.

Kuleli savunma duvarı, yamaç yukarı ve Kuh-i Rahmat sırtlarına doğru uzanır.

Bölgenin güneybatı köşesi, Kserkses sarayının batısı, bir zamanlar Artahşasta’nın I’nci saray sitesi olabilir.

 

Hazine ve diğer keşifler içeriği

Persepolisin güneş altında zengin bir şehir olduğu, onun evlerinin altın ve gümüş zenginliklerle dolu olduğu, Yunan tarihçesi Diodorus tarafından yazılmıştır. Ne yazık ki İskender ve ordusu tarafından şehir yağmalanmış ve yakılmıştır.

Bugüne kadar bulunan sayısız hazine, kraliyet deposundan gelir. Ek nesneler ise, diğer binalardan az sayıda bulunmuştur. Bu buluntuların çoğu : Yunanistan, Mısır ve Hindistan ya da imparatorluğun komşusu diğer ülkelerden gelen haraçlar ve yabancı uluslarla yapılan savaşlardan elde edilen ganimet parçalarıdır. Bazı yerel nesneler, açıkça yabancı kültürel etkileri gösterir.

iran.persepolis.hazine.kil tablet.1
İran Şiraz Persepolis Çivi Yazılı Tabletler

Çivi yazılı tabletler

Yangın ve yağmadan kurtularak günümüze ulaşan nesneler arasında, Persepolisli işçiler hakkında değerli bilgiler sağlayan kil tabletler vardır.

Elam çivi yazısı ve yazılı kil tabletlerin yüzlercesi, bozulmadan hazine enkazı altında ortaya çıkarılmıştır. Bu tabletler, binayı tahrip eden büyük yangın sırasında sıcaktan pişmiş olarak bulunmuştur.

Bu tabletlerden, Mısırdan gelen taş kabartma ve yazıt işçilerini, Karya’dan gelen kuyumcuları ve süs yapımcılarını ve yetenekli işçilerin Persepoliste varlığı öğrenilmektedir. Yine bu tabletlere göre: Persepolisli işçilerin köle olmadığı ve emekleri için para ödendiği yazılıdır.

Bu işçiler arasında bulunan kadınların bazıları kadın denetçi olarak görev yapmış, erkek işçilerin iki katı kadar ödeme almışlar ve özel doğum avantajlarından yararlanmışlardır. Şehrin; 12.000 maaşlı işçi çalışarak 150 yılda tamamlandığı, her ayrıntının düşünüldüğü görülmektedir.

Bazı tabletlerde, Darius veya Xerxes’in saltanatının yıl ve ayları belirtilerek yapılanlar anlatılmıştır. Bazı tabletlerde satış kayıtları, vergi ya da hazineden ödünç ödenen para miktarları yazılıdır.

 

Mühürler

Mühürler, genellikle zamanın Akamanış hükümdarının adını taşımaktadır. Genellikle taştan, silindirik mühürlerde dövüş ya da av sahneleri, hayvanlar arasındaki ritüeller ve kavgalar tasvir edilmiştir. Darius ve Xerxes kraliyet mühürleri, hep vahşi hayvanlar ya da canavarlar, aynı zamanda kraliyet kabartması tasvir ve sahneleri ile yapılan mücadelede muzaffer bir kral tasvir edilir.

iran.persepolis.40
İran Şiraz Persepolis

Çeşitli buluntular

Enkaz altında, yazıtlar, gemilerin parçaları, ritüel nesneler, ağırlıklar ve araçlar bulunmuştur. Son olarak Hazine ve garnizon kesiminde, dövüş donanımlarının yüzlerce örneği, ok uçları, kın ve dizgin süsleri bulunmuştur.

İskender’in adamları çok kapsamlı bir yağma yaptıklarından, takı, çeşitli altın ve gümüş sikkeler ve bazı gümüş düğmelerden sadece birkaç parça bulunmuştur.

Değerli metal kaplar ele geçmemiştir. Ancak birkaç kaymaktaşı kase ve şişe bulunmuş olup, bunların Darius ve Xerxes dönemlerinde Mısır’dan Persepolis’e gönderilen haraç oldukları kanıtlanmıştır. Mısır, döneminde buraya birçok değerli parça ithal edilmiştir.

iran.persepolis.6
İran Şiraz Persepolis Kraliyet Mezarları ve Diğer Anıtlar

Kraliyet Mezarları ve diğer anıtlar

Persler, Zerdüşttü ve kanatlı bir güneş kursu olarak gösterilen “Ahura Mazda” ya taparlardı.

Açık hava ateş sunaklarında tören yaparlardı.

Persopolis’in 6 km kuzeybatısındaki Nakş-ı Rüstem’deki yarlara/uçurumlara oyulmuş, 4 kral mezarının dış cephelerindeki rölyeflerde; ateş sunakları da resmedilmiştir.

Kyros’un ardıllarından dördü burada gömülüdür. Sadece Darius’un mezarında yazıtlar bulunmaktadır. Diğer üç mezar, onun halefleri olan Kserkses, Artaxerxe I ve Darius II’ye atfedilmektedir. Tamamlanmamış olan bir mezar, belki de son Ahemenis kralı Darius III için yaptırılmıştır.

Buradaki oluşturulan kutsal alanda, ilk olarak Darius için büyük bir mezar yeri seçilmiştir. Halefleri, mezarın düzenini kopya etmişlerdir. Mezarın dramatik cephesi, bir haç gibi inşa edilmiştir.

Tapınaklar, antikçağda soyulmuşlardı ama bezeli dış cepheleri günümüze ulaşmıştır.

Giriş merkezde olacak şekilde oyulmuştu.

Giriş boğa başlıklı iki çift sütun arasından yapılır, bunlar iki sıra insan tarafından taşınan divan benzeri bir platformu destekler.

Bunun üzerinde ateş sunağında ibadet halindeki kralın tepesinde, havada Zerdüşt dininin tanrısı Ahura Mazda durmaktadır. Bu sahne, imparatorluğun 28 ulusu temsil eden taht taşıyıcıları tarafından desteklenir. Panellerde, kralın silah taşıyıcıları ve İran muhafızları vardır.

Büyük Kyros ise, Pasargada’ki bağımsız bir binada, kendi basamaklı platformu üzerinde duran tek odalı basit bir yapıda gömülüdür.

Tarihi bilen ve Kyros’a büyük saygı duyan Büyük İskender’in kesin emriyle, Makedon orduları mezara dokunmamıştır.

Mezar, mucizevi bir şekilde günümüze dek gelebilmiştir.

Makedonların Saldırısı ve şehrin yok olması

Persepolis, güneşin altında zengin bir şehir olarak bilinmektedir. Ancak şehrin güvenliği ve ihtişamı, sadece 200 yıl sürdü. Görkemi kısa ömürlü oldu, saraylar yağmalandı.

MÖ.330 yılında İskender tarafından şehrin büyük bölümü harap edilmiş ve 200 yıllık güzellik ve ihtişamın bütün izleri silinmiş ve yağmalanmıştır.

Makedonlar tüm erkekleri öldürmüş ve çok sayıda mobilya ve her türlü değerli nesne dolu evleri yağmalamıştır.

Kadınları ise köle olarak esir almışlar, onları uzaklara götürmüşlerdir. Efsanelere göre: İskender, burada 2.5 ton gümüş bulmuştur.

Plutarkhos’a göre: MÖ.330-331 yıllarında Büyük İskender tarafından yakıldı ve şehrin hazineleri 20.000 katır ve 5000 deve üzerinde götürüldü.

Persepolis kalıntıları, MS.1620 yılına kadar, gömülü kaldı.

İlk arkeolojik araştırmalar, 1931-1934 yılları arasında Chicago Üniversitesinden Prof. Ernst Herzfeld tarafından yapıldı. Kendisi, o tarihte, Şura salonunun küçük merdivenlerini ortaya çıkardı.

Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Alman Filozof Friedrich Hegel, “kalkınma ilkesi Pers tarihi ile başlar, bu nedenle tarihin başlangıcını oluşturur” demiştir.

1971 yılında Şah Rıza Pehlevi, büyük harcamalar yaparak burada bir şölen düzenlemiştir.

Pers imparatorluğunun 2500 kuruluş yılı onuruna davetler verilmiştir. Humeyni döneminde ise, Şiraz valisi, şehri saldırılardan korumak için büyük çaba harcamıştır.

Sıradan hakkın yaşadığı aşağı kentin yerin henüz belirlenememiştir.

Irak Ninive-Nimova-Ninova

Asur Sarayı

Ninive, günümüzde Irak’ın kuzeyindeki en büyük kent olan Musul’un hemen karşısında, Dicle nehrinin doğu kıyısında büyük bir alan kaplar ve 19’ncu yüzyıl ortalarından bugüne dek çok kez incelenmiştir.

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Buradaki ilk kazılar, 1847 yılında Austen Henry Layard tarafından yapılmış ve bu çalışmalar George Smith ve Rassam tarafından devam ettirilmiştir.

TANIMI:

Nimova, antik dünyanın en önemli kültür merkezlerinden biriydi.

İnsan medeniyetinin gelişiminde önemli rol oynadı.

Çünkü çeşitli sanat ve eğitim dallarının ortaya çıktığı en büyük metropoldü.

Asurlular tarafından siyasi merkez olarak kabul edilmiş ve ilk dini başkentleri Aşur’dan hemen sonra geliyordu.

Şehrin ana höyüğü olan Kuyunijk’te yapılan kazılar, MÖ 6000-MS 600 yılları arasında yerleşim yeri olarak kullanıldığını göstermiştir.

Ninova, önceleri kraliyet ikametgahıydı ve sonunda MÖ 700 civarında Kral Senacherib tarafından Asurluların başkenti olarak ilan edildi.

Senacherib’in halefleri, MÖ 612 yılındaki yıkıma kadar burada yaşadılar.

Ninova şehir surlarının çevresi 12 km den uzundur ve 6 kapı kazılmıştır. Uçsuz bucaksız bir metropol ve şehri geçmenin 3 gün sürdüğü bildiriliyor.

Kuyunujik höyüğünde Senacherrib sarayının taht odası süiti yeniden kazılmış olup, kralin fethini tasvir eden kabartma levhaların bir kısmı hala yerindedir.

Kuyunjik’in 1.6 km güneyinde bulunan imparatorluk cephaneliğinin bulunduğu Nebi Yunus Höyüğü, Yunus Peygamberin sözde mezarını içeren bir caminin etrafında toplanmış evlerle örtülmüştür.

Kral Sanherib

ÖNEMİ:

Yeni Asurluların son başkenti Ninive idi.

Ninova süryaniler için “kök ve vatan” demektir.

Sanherib (MÖ 704-681) bu eski kenti başkent yaptıktan sonra, büyüktü, donattı ve çalışmalarının ayrıntılı kayıtlarını bıraktı.

Yeni sokaklar ve meydanlar tasarladı.

Benzersiz Saray (180 x 190 m ölçülerinde) adı verilen çok şık bir saray inşa ettirdi.

Çok çeşitli otlar ve meyve ağaçlarıyla dolu, harika bir park yaptırdı.

Kuşlar ve yabani hayvanlar için bir alan yaptırdı.

Kente su getirmek için çeşitli araziler boyunca 18 kanaldan oluşan bir su sistemi vardı ve su kemerinin birkaç bölümü, yaklaşık 40 km uzaklıktaki Jerwan’da keşfedildi. Anıtsal su kemeri, 2 milyondan fazla taş ve su geçirmez çimentodan yapılmıştı. Romalıların su kemer inşa etmeye başlamadan 500 yıldan fazla bir süre önce inşa edilen su kemerlerinin üzerinde şu sözler yazılıydı:

“Dünyanın kralı Sanherib, Asur kralı. Ninova çevresine doğru uzanan, suları birleştiren çok uzak bir su yolu döşedim. Dik yamaçlı vadilerin üzerine beyaz kireçtaşı bloklarından bir su kemeri gerdim, o suların üzerinden akmasını sağladım”

Ama bu doğa aşığı hükümdar, yönetimi de ihmal etmedi.

İmparatorluk süresince ayaklanmalara sert karşılık verdi ve Kudüs’e dokunmamaya karşılık Yahuda kralıyla zorlu bir anlaşma yaptı.

Tanrıları, Mezopotamya boyunca uzun geçmişten beri yüceltilen asi Babil’i bile yağmaladı ve yıktı.

“Efendim, Asur’un yüreğini dindirmek için, yüce kudreti karşısında halklar diz çöksün diye, en uzak halklara hediye olarak Babil’in tozunu kaldırttım ve Asur’daki Yeni Yıl Festivali Tapınağında birazını kapalı bir küpte sakladım”

Bu kere, bu kibir cezasız kalmadı.

Sanherib tapınakta dua ederken, kendi oğlu veya oğullarınca “koruyucu tanrıların heykelleriyle ezilerek” öldürüldü.

Yaklaşık 75 yıl sonra Babilliler de intikamlarını alacaktı.

Asurbanipal kitaplığı adı verilen arşivde, aralarında Gılgamış Destanının da bulunduğu binlerce çivi yazılı tablet ele geçmiştir.

Şehrin Surları rölyefi

MİMARİ ÖZELLİKLERİ:

MÖ 7’nci yüzyıldan kalma duvarları yaklaşık 13 km uzunluğundadır. Bunu çevreleyen su dolu bir hendek bulunur. Surların kalındığı ise, yer yer 45 metre genişliğe kadar ulaşıyordu.

Bu surlar; 750 hektarlık dev bir alanı çevreler.

Khanwar nehri, şehrin merkezinden akarak batı tarafında Dicle nehrine katılıyordu.

Burayı antik Yakındoğu’da bu tarihe kadar bilinen en büyük kent yapar.

Sadece Babil zaman içinde burayı geçecektir.

Burada bir zamanlar 120 bin kişinin yaşadığı düşünülüyor.

Batı sektöründe, ırmak boyunca, diğer Yeni Asur kentlerinden de aşina olunduğu üzere, kentin geri kalanından yüksek iki tepe vardır.

Bunlar: kale ve cephaneliktir.

Kapı Lamassoları

Şehrin Kapıları:

15 giriş belirlenmiştir. Akropolis’in surlarını kesen 15 büyük kapı, kısmen kerpiçte, kısmen de taştan inşa edilmişti. Yaklaşık 5 km uzunluğundaki uzun doğu kesiminde 6 kapı vardı. 800 metre uzunluğundaki güney kesimle sadece bir kapı vardı.

Aşur kapısı, yaklaşık 4 km uzunluğundaki batı kesiminde 5 kapı, yaklaşık 1.9 km uzunluğundaki kuzey kesimde ise Adad, Nergal ve Sin olmak üzere 3 kapı vardı. Bu girişlerin birçoğunun taştan yapılmış dev heykellerle (lamassu) kaplı olduğu bilinmektedir.

Nergal Kapısı

Nergal kapısında, Sanherib’e atfedilen iki kanatlı taş boğa heykeli yeniden inşa edildi.

Irak Eski Eserler Dairesi tarafından yanına bir müze inşa edildi.

Adad kapısında birçok yazılı çini vardı ve Sin kapısı olduğu düşünülen kapıda, kemerli bir kapıdan geçerek siperlere erişim sağlayan bir rampa veya merdiven boşluğuna açılan bir koridor vardı.

Mashi Kapısı

En etkileyici olan Şamaş Kapısıydı. Irak Eski Eserler Dairesi adına Tarık Madhloum tarafından keşfedilen kapı: iki hendek ve bir su yolu üzerinden, kemerleri doğal konglomeradan oyulmuş bir dizi köprüyle ulaşılıyordu. Duvar kireçtaşı kaplıydı ve arkasında bir savunma yolu uzanan mazgallı bir korkulukla taçlandırılmıştı. Yapı, Sanherib damgası taşıyan kerpiç ve pişmiş tuğlalardan inşa edilmişti. Uzun, çıkıntılı bir burcun ortasında 4.5 metre genişliğnde bir giriş vardı ve bu burç, 6 kule ile daha da güçlendirildi.

Kapının iç tarafındaki kabaca oyulmuş taş levhalar bir kulenin yanışını tasvir ediyordu, bu oymaların Ninova’nın düşüşünü temsil etmesi ve Asur sonrası döneme ait olması mümkündür.

Kapının iç planı, Layard ve Rassam tarafından keşfedilen, oyulmamış ortostatlarla (dik levhalar) kaplı 6 büyük odayı içerir.

Botanik Bahçeleri

Botanik Bahçeleri;

Ninova’nın ünlü bahçeleri, her bitki ve hayvan sever için mutlaka görülmesi gerekin bir yerdir.

Teraslı saray bahçelerinin, Amanos Dağının bir kopyası olduğu ve her türlü aromatik bitki ve meyve ağacına ev sahipliği yaptığı söylenir.

Şehrin hemen dışında, Hatti diyarından (Günümüz Türkiye’sinde) aromatik ağaçlar, meyve ağaçları ve Keldani dağlarından ve topraklarından (günümüz Irak’ın güneyinden) gelen ağaçlardan oluşan eşsiz bir koleksiyona sahip botanik bahçeleri bulunmaktadır.

Bahçeler, karmaşık bir kanal ağı ile sulanmaktadır. Av koruma alanlarında yaban domuzu, karaca ve bir aslan bile görmek mümkündür. Günümüzde faal olan, bahçe dükkanı, imparatorluğun dört bir yanından çiçeklerin yanı sıra çok çeşitli yemeklik otlar ve şifalı bitkilerle doludur.

Zigurat

Ziggurat:

Bu devasa tapınak kulesi, kale höyüğünde gururla yükselir ve şehrin her köşesinden görülebilir.

Kule, bir dizi dik merdivenle erişilebilen ardışık katlardan oluşur.

Güneşte pişirilmiş tuğlaların farklı renklerde sırlanmış fırınlanmış tuğlalarla kaplanmasıyla inşa edilmiştir.

Ne yazık ki, günümüzde, ziggurat genel ziyaretçilere kapalıdır ve sadece rahiplerin erişimine açıktır, bu yüzden ihtişamını uzaktan hayranlıkla izlemeniz gerekecektir.

 

İştar Tapınağı:

Savaş ve tutku tanrıçası Ninovalı İştar’a adanmış bu tapınak kompleksi, bin yıldan fazla bir süredir aynı yerde duruyor.

Yakındaki Nabu tapınağı ise, edebiyat, yazıcılar ve bilgelik tanrısına adanmıştır.

Her iki tapınak da renkli sırlı çini ve tuğla cepheleri, oyma taş duvar panelleriyle kaplı iç mekanları ve çok sayıda zengin altın ve gümüş süslemeleriyle dikkat çekiyor.

Av malzemelerini taşıyan bir katır rölyefi

 

Kraliyet Hayvanat Bahçesi:

Asur kralları, av parklarını ve eğlence bahçelerini geyik, ceylan ve hatta aslan gibi hayvanlarla doldururlardı. Bir rölyefte, bir dişi aslan ve muhteşem yeleli bir aslan, pastoral bir bahçede dinlenirken görülmektedir.

Asurbanipal’in aslan avı sahnesi rölyefi

Asurlular için aslanlar dünyadaki tüm tehlikeleri temsil ediyordu, bu nedenle bu rölyefteki sakin aslanlar, kralların vahşi doğa güçlerini kontrol etme yeteneklerinin bir göstergesi olabilir. Kraliyet av parklarında aslanlar da avlanırdı.

Aslan avları rölyefi

Asur kralları, drama dolu halk gösterilerin bir parçası olarak bu korkunç hayvanları öldürerek imparatorluğu korumaya layık olduklarını kanıtlamışlardır. Asur aslan avı, Kral Asurbanipal’in sarayındaki rölyeflerde ünlü bir şekilde tasvir edilmiştir.

Kraliyet botanik bahçeleri rölyefi

Kraliyet Botanik Bahçeleri:

Ninova’daki kraliyet bahçeleri muhteşemdi. Dağlara doğru 50 km’den fazla uzanan kanallarla sulanıyor ve böylece yıl boyunca her türlü bitkinin yetiştiği bir vaha haline geliyordu. Son zamanlarda efsanevi Babil Asma Bahçelerinin (Antik dünyanın 7 harikasından biri) aslında Ninova’daki bahçeler olduğu ve daha sonraki yazarların Ninova ile Babil’i karıştırdığı iddia ediliyor. Öyle olmasa bile, Asurbanipal’in bahçeleri kesinlikle etkileyici ve egzotikti. Kral, imparatorluğun dört bin yanından bitkiler toplayıp başkentine getirmişti.

Koyuncuk Tepesi

KOYUNCUK TEPESİ-SARAYLAR:

Sanherib’in sarayı en az 80 odadan oluşuyordu ve bunların çoğu heykellerle kaplıydı.

Ünlü sarayın büyük kısmında K tablet koleksiyonu bulundu.

Bazı ana kapıların iki yanında, insan başlı boğalar vardı.

Kral Sanberid’in Rakipsiz Saray adını sonuna kadar hak eden yapı, yaklaşık 500 x 250 metrelik bir alanı kaplıyor ve şehre bakan yüksek bir terasta yer alıyordu. Sarayın dış cepheleri, cilalı beyaz sıva ile kaplanmış ve mavi sırlı tuğlalarla kaplanmış kireçtaşı bloklardan oluşan bir temel üzerine dikilmiş onbinlerce pişmiş tuğladan yapılmıştı. Sedir ağacından yapılmış devasa kapılar, süslü parlak bakır şeritlerle süslenmişken, kemerler ve saçaklar renkli sırlı çinilerle süslenmişti.

Saray, oda ve koridorlarla çevrili birkaç büyük, taş döşeli avludan oluşmaktadır.

Vahşi aslanlar şeklinde kaideleri olan dökme bronz sütunlar dikkat çeker.

Tam bir teknoloji harikasıdır.

Hitit saraylarının kusursuz bir kopyası olduğu söylenen, revaçta olan Bit-Hilani odası mutalka ziyaret edilmelidir.

Gelelim taht odasına: devasa insan başlı kanatlı boğaların çevrelediği üç girişi olan kuleli bir cephesi bulunur. Taht odasının ötesinde, sarayın idari, törensel ve evsel bölümleri bulunmaktadır, ancak buralar ziyarete kapalıdır.

Sarayın görkemli odaları, hepsi parlak renkli, hikaye sahneleri ve koruyucu büyülü figürlerle oyulmuş taş duvar panelleriyle dekore edilmiştir. Tüm kabartmaların bir araya getirildiğinde 3 km uzunluğa ulaşacağı söylenir.

Sarayın içi

Asurbanipal Sarayı:

Büyük Asur Krallarının sonuncusu Asurbanipal’ın (MÖ 668-627) sarayları buradadır. Hükümdarlığı döneminde; Asurlular batıda Kıbrıs’tan doğuda İran’a kadar uzanan ve bir dönem Mısır’ı da içine alan dünyanın en büyük imparatorluğuydu. Asurbanipal, Asur imparatorluğunun kralı olma konusunda mütevazi değildi, kendine “dünyanın kralı” diyordu.

Asur’un en büyük krallarından biri olmasına rağmen, Asurbanipal, tahta çıkmak için uygun bir aday değildi çünkü kralın küçük oğluydu. En büyük ağabeyi ve tahtın varisi öldüğünde, babası Esarhaddon, bir sonraki büyük oğlu Şamaş-şum-ukin’i devre dışı bıraktı ve Asurpanibal’i veliaht yaptı. Bu cesur bir hareketti. Esarhaddon’un kendi babası, küçük kardeşlerini tahta çıkardıktan sonra oğulları tarafından vahşice öldürülmüştü. Şamaş-şum-ukin’i Babil kralı yaptı. Kulağa o kadar da kötü gelmiyor, değil mi? Aslında tam olarak değil, O kardeşine hesap vermek zorundaydı. Gerilimler daha sonra top yekün bir savaşa dönüşecekti.

Evet Asurpanibal hakkında bilgi vermeye devam edelim. Çünkü bu şehirde onun da sarayı vardı. Asurbanipal, tebaası arasında popülerdi ancak düşmanlarına karşı acımasızdı. Yenilmiş bir kralın çenesine köpek zinciri taktığı ve onu bir köpek kulübesinde yaşamaya zorladığı söylenir. Bu antik dünyanın standartlarına göre bile oldukça acımasızdı.

Asurbanipal, Mısır ile bir savaş devraldı ve bu savaşı ele alarak düşmanlarını yok etti ve imparatorluğu daha da büyüttü. Elam devleti Asur’a karşı ayaklanmaya çalıştığında, Asurbanipal onları ezdi. Elam kralını ve oğlunu kendi kılıcıyla öldürdüğünü iddia etti. (Gerçekte savaşta değil de sarayın güvenliğinde evindeydi.) Elam kralının başı, bahçedeki bir ağaca süs olarak asıldığında, Ninova’daki saraya geri getirdi. Çoğu insan bunu çok açık bir uyarı olarak görecektir.

Düşmanlarını ezmek sadece dış tehditlerle sınırlı değildi. Kendi kardeşini de yok etti. Daha önce de gördüğümüz gibi, Asurbanipal, Şamaş-şum-ukin Babil kralı ilan edilmişti. Asurbanipa’e hesap vermekten bıkan kardeşi, imparatorluktaki diğer ücra halklarla bir koalisyon kurarak ona karşı komplo kurdu ve Babil adına tartışmalı şehirleri ele geçirdi.

Asurbanipal komployu keşfettiğinde, Babil’i 2 yıl boyunca kuşattı. Açlıktan ölmemek için kendi çocuklarını yiyen insanlara dair korkunç hikayeler vardır. Sonunda Asurbanipal’in kardeşi, yakalanmaktan kurtulmak için yanan sarayında can verdi ve suç ortakları da öldürüldü.

Evet kraliyet saraylarına devam edelim.

Asurbanipal, kraliyet başkenti Ninova’dan hüküm sürdü. Ninova şehri, Asurbanipal’in büyükbabası Sanherib tarafından, büyüklüğü ve ihtişamıyla antik dünyayı hayrete düşüren biyük bir şehre dönüştürüldü. Asurbanipal, saltanatının büyük bölümünde tüm halk için bir hayranlık nesnesi olarak inşa edilen Rakipsiz Saraydan hüküm sürdü.

Koyuncuk’taki iki kraliyet sarayından da, etkileyici yontulmuş levhalar çıkarılmıştır.

İşlenen konular, Kalah’ta II Asurnasirpal dönemindekilerle aynı olup, aslan avları ve askeri seferlerle kralın gücü yansıtılmıştır.

Asurbanipal’in Elamlılar karşısındaki ilk zaferi Nenive’deki sarayında şaşırtıcı bir rölyefle kutlanmıştır.

Hoş bir bahçede, sedirde uzanan kral ile yanında koltukta oturan kraliçesi hizmetkarlarınca serinletilirken bir yandan da içkilerini yudumlarlar.

Sol tarafta bir müzisyen harp çalar.

Bu huzurlu sahnenin ortasında ağaçların birine asılmış bir kesik baş durur.

Bu, Til-Tuba Savaşında öldürülen Elam Kralı Teumman’ın başıdır.

Bu heyecandan uzak tarz ile, kraliyet sarayının yontma dekorlarını görme ayrıcalığına erişenlere, düşmanların başlarına gelenler ve hükümdarların soğukkanlılığını gösteriyordu.

Sanherib sarayının taht odasında ve bitişikteki bazı odalarda restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

İki ana odanın tüm girişleri kanatlı boğa heykelleriyle çevrili olarak bulunmuştur ve 19’ncu yüzyıl kazıcılarının hiçbirinin kaydetmediği bir dizi ortostat bulunmuştur.

Bu levhalardan biri, kulelerle ağır bir şekilde savunulan yabancı bir şehrin Asur ordusuna teslim oluşunu tasvir etmektedir.

Taht odasının bitişiğindeki taş döşeli bir banyo ve büyük antrede en az 40 oyma ortostat bulunmaktadır.

Temsil edilen konular arasında Sanherib’in dağlık bölgelerde yaşayan halklara karşı yürüttüğü seferler, kuşatılmış şehirler ve Asur ordusu birlikleri yer almaktadır.

Asurbanipal tarafından inşa edilen kütüphane:

Düşmanlarını ezip aslanları öldürmese de, belki de uygunsuz bir şekilde Asurbanipal bilimsel uğraşlardan hoşlanıyordu.

Bir kral için alışılmadık bir şekilde okuyabiliyor ve yazabiliyordu.

Bilimsel yetenekleriyle övünmeyi severdi ve hatta saray kabartmalarında kendini kılıcının yanında kemerinde bir kalem (yazmak için kullanılır) ile tasvir ederdi.

Kalem, kılıçtan daha güçlü olabilir, ancak Asurbanipal, ikisinde de oldukça becerikliydi. Asurbanipal, dünyada sistematik olarak toplanan ve kataloglanan ilk kütüphaneyi kurdu. Sahip olmaya değer her kitabın bir kopyasını istedi ve adamlarını dünyadaki tüm bilgiyi toplamak için imparatorluğun dört bir yanına gönderdi.

Asur kitapları çoğunlukla kağıda değil, kil tabletlere semboller oluşturmak için küçük kamalar kullanan çivi yazısı adı verilen bir yazıyla yazılırdı. Toplamda bu tabletlerden yüz binlercesini topladı ve bunların yaklaşık 30 bin tanesi şu anda İngiltere’de Britihs Museun’dadır.

“Ben, Asurbanipal, Nabu’nun (yazı tanrısı) bilgeliğini öğrendin, ne kadar varsa, bütün uzmanların yazıcılık uygulamalarını ele geçirdim, onların talimatlarını inceledim” demiştir.

Asurbanipal’in kütüphanesi, MÖ 612 civarında s arayın yanan duvarlarının altına gömülmüş ve 2.000 yıldan fazla bir süre kayıp kalmıştır. Kütüphanenin ilk kırık ve dağınık kalıntıları, 1849 yılında bulunmuş ve şu anda British Museum’da sergileniyor.

O zamandan beri dünyanın dört bir yanından bilim insanları bu parçaları incelemişler ve Asur kültürü hakkında bildiklerinizin çoğu bu metinlerden gelmektedir.

Eserler arasında Gılgamış Destanı da vardır. Günümüzde dünyanın en eski edebiyat eserlerinden biri olarak kabul edilen bu eserin bir kısmı, günümüzde Tufan Tableti olarak adlandırılan tablete kaydedilmiştir. Büyük Tufan’ın öyküsünü anlatan ve o zamana kadar sadece İncil’den bilinen bir kitap.

Asurbanipal

Asurbanipal neden tabletler topladı?

Asurbanipal olağanüstü bir kraldı. Yazıtlarında, bilgisinin genişliği ve derinliğiyle övünür. Diğer Asur kralları orduyu uzak diyarlara seferlere götürürken, Asurbanipal evinde kalırdı. Asurpanibal’in saraylarının duvarları, birçoğunda kemerine sıkıştırılmış bir yazı kalemi ile tasvir edilen kral kabartmaları da dahil olmak üzere oyma kabartmalarla süslenmişti.

Asurbanipal’in babası, genç prensin eğitim almasını istiyordu çünkü bu imparatorluğu yönetmek için güvendiği uzmanlığa erişmesini sağlayacaktı. Asur bilimi tanrıların iradesini anlamaya odaklanmıştı, bu yüzden kütüphanesi de tanrılardan gelen alametleri yorumlayan metinlere odaklanmıştı.

Ancak Asurbanipal’in edebi kitaplara da ilgisi vardı. Asurbanipal, muhtemelen duygusal nedenlerle, eğitimi sırasında yazdığı tabletleri hala saklıyordu. Koleksiyonundaki tabletlerin çoğu, sarayına ait olduklarını belirten bir tür kütüphane damgası taşıyordu.

Nebi Yunus bölgesi

NEBİ YUNUS TEPESİ:

Nebi Yunus adı verilen diğer tepe, Koyuncuk’un 1 km güneyindedir.

İkisinin arasından antik kenti kuzey ve güney kısımlara ayıran Dicle’nin kollarından Husur ırmağı geçer.

Nebi Yunus Bölgesi

Nebi Yunus tepesinde, büyük balığın karnından kurtulduktan sonra, Ninivelilere vaaz verdiğine inanılan Yunus Peygamber ile bağdaştırılmış bir Müslüman türbesi vardır.

Metta oğlu Yunus, Asur İmparatorluğunun başkenti Ninova (Ninive) hakkına gönderilmiş bir peygamberdir. Yunus, 33 yıl onları tanrının dinine davet etmiş, kendisine bu süre içinde sadece 2 kişi inanmıştır.

Bu dini alan ve çevresinde sınırlı kazı yapılabilmiştir.

Yine de Asur savaş makinasının kalbinin burası olduğu açıkça belirlenmiştir.

Cephanelik:

Nebi Yunus höyüğünde bir cephanelik inşa etti.

Mısır’ın fethini kutlamak amacıyla girişine Firavun Taharka (Tarku) heykellerini ganimet olarak dikti. Bunlar 1954 yılında Irak Eski Eserler Dairesi adına Fuad Safar tarafından keşfedildi.

 

ESKİ KENT TEPESİ:

Bu iki önemli tepe dışında, kentin kuzeybatı köşesinde, kral tarafından inşaat yaptırılmayıp bir tür yukarı sınıf bölgesi işlevi gören “eski kent tepesi” nde de kazılar yapılmıştır.

Yakınlarda seramik ve bakır atölyeleri bulunmuştur.

 

AŞAĞI KENT:

Kentin geri kalan çok büyük kısmı olan Aşağı Kent, 1990’larda bir yüzey araştırması yapılana dek pek keşfedilmemiştir.

1991 yılında Körfez Savaşı bu çalışmaları durdurdu.

Ama Musul kenti, antik kentin güney kısmına genişlemeye başladığından, bu önemli kurtarma çalışmasının acil tekrar başlatılması gerekti.

ASURBANİBAL:

Kral Sanherib’den sonra gelen oğlu Esarhaddon (hükümdarlığı MÖ 681-669) tahta geçmiş ve babasının yapı çalışmalarını sürdürmüştür. Esarhaddon Mısır seferinde öldüğünde annesi Zakutu (yaklaşık MÖ 718-668) oğlu Asurbanipal’in yeni kral olarak tahta geçmesini yasallaştırmıştır.

MÖ 7’nci yüzyıl sonlarında Asurbanipal, Akropolis’in kuzeybatı ucunda yeni bir saray inşa ettirdi.

Ayrıca büyük kütüphaneyi yaptırdı.

Verileri toplamak ve kopyalamak için, yazıcıları topladı.

Ülke genelindeki antik metinler, K Koleksiyonu, 20.000 den fazla tablet veya tablet parçasından oluşuyordu ve Mezopotamya’nın kadim kültürünü kapsıyordu.

Konular edebi, dini ve idari olup, tabletlerin çoğu mektup biçimindedir.

Temsil edilen öğrenim dalları arasında matematik, botanik, kimya ve sözlük bilimi yer almaktadır.

Kütüphane, antik dünya hakkında çok sayıda bilgi içermekte ve gelecek nesiller için akademisyenlere ilham kaynağı olacaktır.

Asurbanipal’in ölümünden 14 yıl sonra, Ninova, bir daha asla toparlanamayacağı bir yenilgiye uğradı.

MÖ 612 yılında Babilliler, İskitler ve Medler tarafından şehrin yağmalanmasını temsil eden geniş kül izleri, Akropolis’in birçok yerinde bulundu.

MÖ 612 yılından sonra şehir önemini yitirdi.

Ancak bazı Seleukos ve Yunan kalıntıları vardır.

MS 13’ncü yüzyılda şehir, Musul Atagelreri altında bir miktar refah içinde görüldü.

Daha sonra evler en azından MS 16’ncı yüzyıla kadar iskan edilmeye devam etti.

 

Ölümü:

Asurbanipal’ın hayatı iyi belgelenmiş olsa da ölümü bir sır olarak kalmıştır. 19’ncu yüzyılda arkeolojik keşifler yapılmadan önce, Asurbanipal sonrası yazarlar tarafından Sardanapalus olarak biliniyordu ve Asur’un son kralı olarak romantikleştiriliyordu. Bir Farsça anlatıma göre, Ninova düşmanlarının eline düştüğünde, sarayında cariyeleriyle, altın ve gümüşle birlikte kendini yaktı.

Ancak arkeolojik kanıtlar, Asurbanipal’in Asur’un son kralı olmadığını ve Ninova’nın düşüşü sırasında ölmediğini kanıtlamıştır. Ancak ölümünden kısa bir süre sonra MÖ 612 yılı civarında imparatorluk zayıflamış ve çeşitli guruplar Asur şehirlerini yağmalayarak imparatorluğun çöküşüne yol açmıştır. Ondan sonra gelen krallar hakkında çok az şey bilindiğinden, Asurbanipal’in Asur’un son büyük kralı olduğuna inanılır.

 

ŞEHRİN SONU:

MÖ 612 yılında, Medler, İskitlerden de yardım alarak, 3 aylık bir kuşatmadan sonra Ninive şehrini ele geçirip yağmaladılar.

 

HEYKELLERİN PARÇALANMASI:

İşid, Musul’un da içinde bulunduğu Ninova eyaletinde bulunan bir arkeoloji müzesini (Nineveh Arkeoloji Müzesi) yerle bir etti.