Gaziantep Oğuzeli

Gaziantep Oğuzeli


Gaziantep ilinin hemen güneyindeki ilçesidir, ama anayol üzerinde bulunmadığından pek işlek olduğu söylenemez. Oğuzeli ilçesinin en büyük özelliği, Gaziantep ilinin ve yörenin havaalanının buranın yakınında bulunmasıdır. Gaziantep Oğuzeli havaalanı, Gaziantep şehir merkezine 20 km. uzaklıktadır. Oğuzeli denilince benim aklıma ilk gelen ve yöreyi ziyaret etmeyi düşünenlerin mutlaka gitmelerini önereceğim yer: Tılbaşar kalesidir.

ULAŞIM

Oğuzeli-Gaziantep arasındaki uzaklık: 17 km. Oğuzeli ilçesinin güneyinde, Karkamış bölgesinden Suriye’ye geçiliyor yani sınır var. Suriye bölgesindeki karşılık şehir ise, Jarabulus şehridir.  Oğuzeli-Karkamış arasındaki uzaklık: 52 km.

TARİHİ

Oğuzeli ilçesi, ilk olarak, Gaziantep ilinin güneydoğusundaki Sacır suyu kıyısında kurulmuştur. Bu dönemdeki yerleşim yerinin ismi “Büyükkızılhisar” köyüdür. Bu ismi: yörede bulunan, kırmızı topraktan yapılmış, hisar şeklindeki evlerden almıştır. Oğuzeli ismi ise: yerleşim yerinde yaşayan ailelerin, geçimlerine istinaden verilmiştir.
İlçeye bağlı, Tılbaşar köyünde bulunan Tılbaşar Höyüğünde yapılan kazılarda ise, yöredeki ilk yerleşimcilerin, MÖ.3000’li yıllarda buraya yerleştiklerini kanıtlamaktadır. Daha sonraki tarihi süreçte ise, yörede egemenlik kuran uluslar: Hititler, Asurlar, Medler, Persler, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılardır. 639 yılında, Müslüman akıncılar yörede hakimiyeti ele geçirirler. Selçuklu Sultanı I. Mesud döneminde ise, Türkler görülmeye başlarlar. 1516 Mercidabık savaşını takiben ise, Yavuz Sultan Selim tarafından yöre toprakları, Osmanlı hakimiyetine sokulur. Bu dönemde, yörenin ismi “Kızılhisar-ı Fevkani” olarak geçer.
1946 yılında ilçe olan Oğuzeli, 1995 yılında Kilis iline bağlanır. 2004 yılında ise, Gaziantep iline bağlanır.

 

GENEL

İlçe merkezinin denizden yüksekliği: 750 metredir. Güneyde, Suriye ile komşudur. Genel olarak düz bir arazide kurulmuştur. Çevresinde yüksek dağ bulunmamaktadır. En önemli yükselti: Delikli tepedir.

İlçe merkezindeki “Cumhuriyet Parkı” yöre insanının başlıca gezi alanlarındandır. Ayrıca: buraya yolunuz düşerse, kırmızının değişik tonlarını görebileceğiniz nar bahçeleri mutlaka ilginizi çekecektir.
Yörede, Akdeniz ve Karasal iklim hakimdir. Yani, daha doğrusu bir geçiş ikliminden söz etmek gerekir. En yüksek sıcaklık, Temmuz ayında görülür. Kar yağışları, nadiren görülür. İklimsel özelliklerin en belirgini: güneyden gelen kum ve toz fırtınalarının yoğun olmasıdır.
Bölgedeki tarımsal faaliyetlerin temelinde: mısır ve nar üretimi başta gelmektedir. Bunun dışında, sulak olmayan alanlarda ise: zeytin, fıstık, incir ve üzüm üretimi yapılır. Ama, nar öne çıkmaktadır.
Bunun dışında, yörede: kurutmalık ürünlerin üretimi önem kazanmaktadır. Mayıs ayında ortaya çıkan kurutmalık ürünler, ilçenin farklı bölgelerinde yapılan anlaşmalar sonucu tespit edilen ailelere teslim ediliyor, aileler bu ürünleri temizliyor ve kurutuyorlar. Bu işleme: “biber ve patlıcan oymacılığı” deniliyor. Birkaç gün içinde kurutulan ürünler, pazara sunuluyor.

KARACAOĞLAN

Ünlü Türk ozanı Karacaoğlan, uzun yıllar, Oğuzeli ve yöresinde, köylerde dolaşmış ve şiirlerini yazmıştır.

Gaziantep Oğuzeli Ezo Gelin

EZO GELİN

Ezo gelin söylencesi, İlçe merkezine bağlı Dokuzyol-Uruş köyü kökenlidir. Asıl adı: Zöhre Bozgeyik’dir. Bir Türkmen aşireti olan Bozgeyikli aşiretine mensuptur. Ezo gelin büyüdüğünde, köy yerinde, kendisi ile evlenmek için birçok genç talip olur, ama hepsini reddeder. Gönlünün kimde olduğu bilinmez. Bir süre sonra Ezo gelin evlenir ve daha sonra boşanır. Takip eden süreçte, bu kez, Suriye bölgesinde bulunan bir akrabasının oğlu ile evlendirilir ve gelin olarak Suriye’ye gitse de, gönlü burada yani köyünde kalır. Sık sık köyüne gelir ve köylünün, çok sevdiği bir insan haline gelir. Öldüğünde Suriye bölgesinde gömülmesine rağmen, 1999 yılında yetkililerin girişimleri ile cenazesi, buraya getirilir ve hazırlanan mezara gömülür.
Ayrıca, Ezo Gelin adına bir müze yaptırılır. Ancak, öldükten sonra da, Antep ovası ve Suriye’nin birçok yerinde, onun adına yakılan ağıtlar dinmez.

GEZİLECEK YERLER

TILBAŞAR KALESİ

İlçe merkezine 12 km. uzaklıktaki, Gündoğan köyünde, Tılbaşar höyüğü üzerindedir. Aslında, bu höyük üzerindeki ilk yerleşimcilerin, MÖ.3000 yıllarına ve hatta Tunç çağına kadar gittiği düşünülmektedir.
Tılbaşar kalesi ise: MS.11 ve 12’nci yüzyıllarda, Haçlı seferleri sırasında: bölgedeki önemli ticaret yolları üzerinde bulunması nedeniyle önem kazanmaktadır. Bölgedeki şehir yapılaşmasının çevresi surlarla çevrilmiş ve tam tepede ise, bu kale yapılmıştır. Kale ve şehir yapısı, o dönemlerde “Tel-Başir” olarak anılmaktadır.
Evet, Tılbaşar höyüğü, Anadolu arkeolojisinde önem kazanan bir höyüktür. Burada, 1995 yılında yapılan resmi arkeolojik kazı çalışmalarında: Tunç çağı, Bizans, Eyyübi ve Haçlı dönemlerine ait önemli kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Özellikle: şehir surlarının toprak yığıntısı haline gelmiş günümüzdeki görüntüsünün önünde, bir zamanlar, Türk ve Haçlı ordularının büyük çatışmalar yaptığını unutmamak gerekir ki, buraya yolunuz düşerse, bu hissi mutlaka yaşayacaksınız.

Gaziantep Oğuzeli Karpuzatan Mesire Yeri

KARPUZATAN MESİRE YERİ

İlçe merkezinin güneybatısındadır. Burada günübirlik piknik alanı bulunmaktadır. Gaziantep şehri sınırları içinde, debisi en yüksek olan su kaynağıdır.
Buraya yolunuz düşerse, mutlaka alabalık tesislerine uğramanızı öneririm. Yalnız, burada alabalık değil, kurbağa üretiliyor. Çünkü: alabalık üretimi için kurulan tesislerde, suyun sıcaklığı fazla gelince alabalık üretimi yapılamamış ve havuzlar, yaklaşık 10 yıl boyunca boş kalmıştır. Bu sırada, yosun tutan havuzlarda çok sayıda kurbağa üremiş ve tam bunlar için ne yapılacağı düşünülürken, yurt dışından kurbağalar için müşteri çıkmış ve bunun üzerine alabalık üretimi için hazırlanan havuzlarda kurbağa üretimine başlanmıştır.

Gaziantep Oğuzeli Orta Cami Minaresi

ORTA CAMİ MİNARESİ

Selçuklu döneminden kalmadır. Yani, muhtemelen 100 yıllık bir geçmişi olduğu düşünülmektedir. Cami yapısı defalarca restore edilerek orijinalliğinden uzaklaşmışsa da, minaresi orijinalliğini korumaktadır.

Karkamış tanıtımı.

Gaziantep tanıtımı.

Gaziantep Nurdağı

Gaziantep Nurdağı


Gaziantep Nurdağı: Yöre halkı tarafından “Kömürler” olarak bilinen, özellikle E-24 karayolu üzerinde bulunan 120 metre yükseklikteki viyadük ile bilinen, ancak herhangi bir turistik ve tarihi özelliği bulunmayan bir ilçemizdir. Almanların, Ortadoğu petrol yataklarına ulaşmak için yaptıkları tren yolu hattının buradan geçmesiyle, bir zamanlar burada kurulan TCDD gar istasyon şefliğinin çevresindeki yerleşim ile gelişmiş, E-24 karayolu yapıldığında ise, hızla gelişmiştir. Çünkü: otoyol üzerindeki özellikle kamyoncuların uğrak yeri olan tesisler yoğundur.
Sonuç olarak: her ne kadar buranın tarihi ve turistik özellikleri olmasa da, Adana-Osmaniye yöresinden, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine gidenler, bir şekilde, mutlaka buradan geçmek durumundadırlar.

Gaziantep Nurdağı

ULAŞIM

Nurdağı: E-24 karayolu üzerinde bulunan yolların kavşak noktasındadır. TAĞ Otoyolu olarak bilinen “Tarsus-Adana-Gaziantep” otoyolundaki en büyük viyadük olan “Atatürk Viyadüğü” buradan geçmektedir ki, bu viyadük: ülkemizin en büyük, Avrupa’nın ise, 2’nci büyük viyadüğüdür. Viyadük yüksekliği 120 metredir.
Nurdağı, bağlı bulunduğu Gaziantep il merkezine: 67 km. uzaklıktadır. Nurdağı-İslahiye arasındaki uzaklık: 21 km. Nurdağı-Kahramanmaraş arasındaki uzaklık: 48 km. Nurdağı-Bahçe arasındaki uzaklık: 18 km.

TARİHİ

Hitit imparatorluğuna bazı prensler, Geç Hitit döneminde, bölgede bir takım prenslikler kurmuşlardır. Bunlardan birisi de: Kargamış Hitit krallığıdır. Bu krallığın önemli bir merkezi: günümüzde Nurdağı Fevzipaşa tren istasyonu yakınlarındaki “Zincirli” yani “Sam’al” bölgesindedir. Sam’al krallığının: Asurluların egemenliğini kabul ettiği tarih kesin olarak bilinmemektedir, ancak zamanla Asur egemenliğine geçtikleri kesindir.
İlçe merkezine bağlı Karaburçlu köyü civarında, MÖ. 732-725 yılları arasında yaşamış, Sam’al kralı Barrakip’e ait bir mühür bulunmuştur.
Evet: Geç Hitit dönemine ait medeniyet izleri, yörede: özellikle Zincirli ve Sakçagözü Coba höyüklerinde görülebilmektedir. Bu höyüklerden çıkarılan eserler, günümüzde, Gaziantep Müzesinde sergilenmektedir.
Takip eden tarihi süreçte, yörede birçok ulusun egemenlik sürdürdüğü görülür.
Ama günümüzdeki yerleşim yeri: 1929 yılında, burada TCDD Gar Şefliğinin kurulmasıyla, ilk kez oluşturulmuş ve zamanla, çevreden gelen birkaç aile, bu gar şefliğinin çevresine yerleşerek, burayı köy haline getirmişlerdir. 1972 yılında ise, E-24 kara yolu buradan geçince, bölge hızla yapılaşmaya başlamış ve daha sonra nüfus artışı olmuş ve 1976 yılında, bölgede Belediye oluşturulmuştur.
Ayrıntılı tarih anlatımına girerek, siz okurları bunaltmak istemiyorum. Malum, amacımız yörenin tarihi ve turistik yerlerini tanıtmak.

GENEL

Amanos dağları eteklerinde kurulan İlçe, tarihi ipek yolu üzerindedir. Bu nedenle, Osmanlı döneminde, bölge: Cebeli Bereket yani günümüzdeki Osmaniye iline bağlıdır. Bölgedeki ovalık bölgeler, genellikle: tarım alanı olarak kullanılmaktadır. Dağlık bölgeler ise, maki ve kayalıklarla kaplıdır. Dağlık kesimlerin yamaçlarında ise, su kaynakları bulunur. Güneyde bulunan ormanlık alanlar ise, sık ağaçlıklarla kaplıdır.

İlçe merkezinin denizden yüksekliği: 570 metredir.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Buralara yolunuz düşerse: Gavurdağı salatası yemenizi öneririm. Ama, bunu sipariş ederken “Nurdağı Salatası” demeniz de gerekebilir.

GEZİLECEK YERLER

HZ. UKKAŞE TÜRBESİ

İlçe sınırları içindeki türbe: Durmuşlar köyündedir.
Uzaktan yemyeşil bir tepe görülür ki, türbe bu tepe üzerindedir.
Aslında: türbenin eski bir kilise kalıntısı ve bir zamanlar, burada 6 keşişin yaşadığı da söylenmektedir.
Türbe yapısının hemen alt kısmında, içinde bol su bulunan kuyular görülmektedir.
Ökkeş isimli türbede cenazesi bulunan şahsın ismi, zamanla Ukkaşe olarak değiştirilmiş ve günümüze bu şekilde ulaşmıştır. Kendisi, Gaziantep yöresinin Müslümanlar tarafından fethedilmesi sırasında şehit düşmüş ve buraya gömülmüştür. Kendisi hakkında anlatılan bir rivayet var. Peygamberimizin mührünü gören “cennetliktir.” Söylenenlere göre: Peygamberimiz, veda hutbesi sonrasında çevresindekilerle vedalaşırken, Ökkeşiye hazretleri, kendisine hitaben “Ya Resullullah, Uhut savaşında, bana kırbacınla vurmuştun. Hakkımı, ancak kısasla ödeşirim” der. Bunun üzerine, Peygamberimiz: elindeki kırbacı, Ökkeşiye hazretlerine verir ve sırtına vurmasını ister. Bu sırada, Ökkeşiye: “Siz bana sırtım çıplak iken vurmuştunuz” der. Peygamberimiz: sırtını açar ve tam bu sırada, Ökkeşiye hazretleri, Peygamberimizin mührünü görür ve öper. Daha sonra ise: “Kısastaki gayem bu idi. Yoksa sizde bir hakkım varsa helal olsun” der.
Evet, burası hakkında anlatılan rivayet bu.
Günümüzde, türbe: özellikle erkek çocuğu olmayan karı-kocalar tarafından ziyaret edilmekte ve kurbanlar kesilmektedir. Hatta, ziyaret sonrası erkek çocuğu doğanlar, çocuğa “Ökkeş” ismini vermektedirler. Böylece: Kahramanmaraş ve Gaziantep yöresinde, binlerce kişiye “Ökkeş” isminin verilmesinin temelinde, bu inanış bulunmaktadır.

HURŞİT AĞA-ZERDA KONAĞI

İlçe merkezine bağlı, Sakça köyündedir.
Konak yapısı, Türk mimarisi özelliklerini taşımaktadır. Taş su basmanı üzerine, kerpiç ve ahşap kamışlar kullanılarak yapılmıştır. Yapım tarihi olarak, 1901 yılı düşünülmektedir.
Televizyon dizilerinden, Zerda dizisi, bu Hurşit Ağa konağından çekilmiştir. Son bir bilgi notu: konağın 2005 yılı başlarında yandığını ve tamamen yok olduğunu öğrendim, son durumu hakkında bilgi sahibi olanların, yorum bırakmalarını rica ediyorum. Öte yandan, Zerda dizisi çekilirken konağa zarar verildiği ve bu yüzden yandığı da bir söylenti.

Gaziantep tanıtımı.

İslahiye tanıtımı.

Bahçe tanıtımı.

Kahramanmaraş tanıtımı.

 

Gaziantep Yavuzeli


Gaziantep Yavuzeli: Gaziantep ilinin hemen yakınında, özellikle Rum kale ile, tarihi güzellikler barındıran bir yöremizdir ki, tarihi yerlere ilgi duyanların, buraya mutlaka uğramalarını öneririm. Bunun yanında, Düllük antik şehri ve dolmen mezarları da mutlaka ilginizi çekecektir.

ULAŞIM

Yavuzeli ilçesinin bağlı bulunduğu Gaziantep il merkezine olan uzaklığı: 38 km. dir. Yavuzeli-Araban arasındaki uzaklık: 26 km. dir.

TARİHİ

Yörenin eski ismi: Cingife’dir. Çünkü: burada, tarihi süreç içinde, bir Ceneviz şehri kurulduğu rivayet edilmektedir.
1517 yılında, Yavuz Sultan Selim, Mercidabık savaşına katılmadan önce, burada konaklar ve yöre halkının kendisine gösterdiği sevgi ve yakınlık nedeniyle, buraya “Yavuzun ili” ismini verir. 1958 yılında, bu isim “Yavuzeli” olarak değişerek günümüze kadar ulaşır.

GENEL

Yerleşim yerinin doğusundan, Fırat nehri geçmekte olup, Şanlıurfa şehri ile sınırı nehir belirlemektedir. Yörenin denizden yüksekliği: 850 metredir. Yüz ölçümü: 480 km. karedir. İlçenin temel ekonomik etkinliği: tarım ve hayvancılıktır. Sanayi olmadığından, genel anlamda işsizlik yaşanmaktadır. Bunun sonucunda ise, Gaziantep iline göç yoğundur.

Gaziantep Yavuzeli

GEZİLECEK YERLER

DOLMEN MEZARLARI

Daha önce, ben buna benzer mezar yapılarını, Trakya bölgesinde, Kırklareli il sınırları bölgesinde görmüştüm. Bu dolmen mezarları, Yavuzeli-Araban kara yolu üzerinde bulunuyor. İki mezarın, bir tanesi yolun batısındaki Ballık köyünde, diğeri ise, Küçük Karakuyu köyünde bulunuyor.
Köylüler, bu mezar yapılarına: yöresel lisanda “gavrikul” yani “delikle taş” diyorlar. Bu mezarlar: büyükçe bir arazide, yayılarak düzenlenmişler. Bu yayıldıkları arazi: aslında “Karadağ” eteklerindeki kireç taşı tepeleridir. Bu tepelerde, mezar alanlarında, toplam 27 mezar bulunmuştur. Bronz çağında yapıldıkları düşünülmektedir.
Mezar yapıları, yani dolmen mezarları: 2 blok taş ve bunların üstünde 1 blok taş olmak üzere düzenlenmiştir. Yani, 3 yassı şekilli taştan oluşmuştur. Ölçüleri hakkında bilgi vermek gerekirse, genellikle: yükseklikleri: 1.90 m. Civarında, uzunlukları: 3.40 metre ve genişlikleri, 2 metre civarındadır. Günümüzde mezarların içleri, taşla dolu bulunmaktadır.

DÜLÜK ANTİK ŞEHRİ

Dülük antik şehri: İlçe merkezine bağlı, Düllük köyünün, kuzey bölümünde, Keber tepesi ve çevresinde bulunmaktadır. Buraya ulaşmak için: Gaziantep-Yavuzeli kara yolunda ilerlerken; otoban gişelerine varmadan, solda, Beylerbeyi köyü içinden geçen ve yaklaşık 4 km. civarındaki yolu kullanmanız gerekmektedir.

Şehir, antik dönemde, doğu-batı ve kuzey-güney ticaret yollarının kesiştiği yerde bulunması nedeniyle önem kazanmaktadır. Tam kavşak noktasındadır. Yani, bir anlamda “İpek yolu” ve bir anlamda “Asur ticaret yolu” buradan geçmektedir.

Bölgede bulunan “Keber” tepesi üzerinde yapılan resmi arkeolojik kazı çalışmalarında: Paleotik döneme ait: özgün yapılı çakmak taşı bazı aletler ve bu aletlerin yapıldığı atölyeler bulunmuştur. Özgün yapıları nedeniyle, bu aletlere “Dülükien” ismi verilmiştir.
Yine, bölgede, aynı dönemde barınma amacıyla kullanılan bir mağara bulunmuştur. Mağaraya “Şarklı Keper Mağarası” ismi verilmiştir. Gerek çakmak taşı aletler ve gerekse mağara nedeniyle, bölgedeki ilk yerleşimcilerin, muhtemelen MÖ. 6000 yıllarında buraya yerleştikleri düşünülmektedir. Bu tarih dikkate alındığında ise, dünya üzerindeki ilk yerleşimcilerin, burada yerleştikleri ortaya çıkıyor.

Takip eden tarihi süreçte ise, burada Hititler görülür. Doliche olarak isimlendirilen yöre: Hititler tarafından, baş tanrı “Teşup” adına yaratılmış bir “din merkezi” dir. Hitit imparatorluk döneminde, yani MÖ.2000’li yıllarda, burada Hitit Gök ve Fırtına Tanrısı Teşup adına bir tapınak yapılmıştır. Tanrı Teşep: sağ elinde çift ağızlı baltası, sol elinde şimşek demetiyle, boğa üstünde oturur halde, taş üzerine, kabartmalarla işlenmiştir. Ayrıca: yine birçok bronz heykelciği yapılmıştır.

Takip eden tarihi süreçte, yani Helenistik dönemde ise, Hitit medeniyeti yıkılmasına rağmen, tanrı Teşup geleneği sürdürülmüştür. Ancak: Teşup’un işlevi aynı olmasına rağmen, ismi “Zeus” ve “Jupiter” olarak değiştirilmiştir. Romalı askerler arasında “Jupiter Dolikhenos kültü” büyük ilgi ve sevgi görür ve bu yüzden, bu kült, Avrupa’nın birçok yerine kadar yayılır. Hatta, Romalı askerlerin birçoğu, kendilerine güç ve kuvvet versin diye, Jupiter Dolikhenos’un küçük heykelciklerini, kolye olarak boyunlarına takarak savaşa giderlermiş.

Yine, bu yörede: “Mitra” inancı kalıntıları da görülmektedir. Şöyleki: ayrıntıya girmeden önce, bilmenizde yarar var, o dönemde; bu tapınım türünün ayinleri gizlidir ve Roma ordusu askerleri arasında yaygındır. Ayrıca, yine bu tapınım türünün üyeleri arasında, gizli kalmış: bürokratlar, tüccarlar ve köleler de bulunmaktadır.
Dünya üzerinde bilinen, yer altına inşa edilmiş ilk Mitras tapınağı (Mithareum) burada, yani Dülük bölgesinde, Keber tepesinin güney eteğinde: 1997-1998 yıllarında yapılan resmi arkeolojik kazı çalışmalarında bulunmuştur. Bu dini inanç, dünya üzerinde birçok yere yayılmış olması nedeniyle önem kazanmaktadır.
Bu yer altı tapınak yapısı: 2 salonludur ve merkezi konumdaki nişinde: kabartma halinde “boğa öldürme sahnesi” yani “Tauroktoni” işlenmiştir.
Bu kabartmada: tanrı Mitras: takım yıldızlarını simgeleyen: akrep, yılan, köpek gibi figürler ve gezegenleri simgeleyen: yıldızlar eşliğinde: bir boğayı öldürmektedir.
Astroloji bilimine göre: ekinoks, Yunan ve Roma dönemlerinde, boğada imiş. MÖ.4000 ile 3000 yılları arasında gerçekleşen “Boğa çağı” bitimi, bu boğa öldürme sahnesiyle betimlenmiştir. Aynı dönemde, Perseus yıldızlarının tam boğa üzerinde bulunması, boğanın Perseus tarafından öldürüldüğünü izah etmektedir. Bu sahnede: Perseus’un yerine geçen Tanrı Mitras; boğanın gücünü yok ediyor ve ekinoksu, boğa burcundan çıkarıp, koç burcuna sokmaktadır. Yani: boğa çağı bitip, başka bir çağ başlamaktadır.
Mitras ayinlerinde: kurban edilen boğanın kanı: içilir ve bu kan ile aynı zamanda yıkanılırmış. Böylece: yok olan bir çağı simgeleyen boğanın gücüne ve ölümsüzlüğe ulaşılacağına inanılırmış.
Evet, Mitras kültürü: MS.1’nci yüzyıldan itibaren, Tarsus yöresinden yayılmaya başlamış ve MS.3’ncü yüzyılda: Avrupa’da İskoçya ve Afrika’da Büyük Sahra bölgesine kadar ulaşmıştır.

Evet, tarihi süreç içindeki bölgenin önemini anlatmaya devam ediyorum. Bizans dönemine gelindiğinde: Düllük kenti, Hititlerden bu yana devam eden dinsel kimliğini “Başpiskoposluk” kurularak devam ettirmeye başlamıştır. Hatta, şehir yine aynı dönemde “Telukh” adıyla, eyalet merkezi statüsü kazanmıştır. Ancak, İslam akınları sonucu kent tahrip olunca, MS.7’nci yüzyılda, Başpiskoposluk, buradan ayrılarak, Zeugma şehrine taşınmıştır.

Bununla birlikte, Düllük şehrinde yaşayan insanlar da, günümüzdeki Gaziantep şehri kalesi çevresinde kurulan “Ayıntap” şehrine göç etmeye başlamışlardır. Tüm bunların sonucunda, gittikçe küçülen Düllük şehri: Ayıntap şehrine bağlı bir köy haline gelir. Düllük şehri kutsal alanı ise: Evliya Düllükbaba Türbesi ile, kutsal alan kimliğini günümüze kadar taşımaya devam etmiştir.

Gelelim, günümüzde burada görebileceklerinize: burada özellikle Keber tepesinin güneyindeki: Şarklı Keper Mağarası isimli mağara ilginizi çekecektir. Bunun yanında, Keber tepesinin karşı sırtlarında, nekropol alanı yine ilgi çekebilir. Bu alanda, kayalara oyulmuş, çok sayıda mezar odası bulunmaktadır.

Bu mezar odalarının bir kısmının ön odasına, taş basamaklar ile inilmektedir. Mezar odasının içinde ise, lahitler görülmektedir. Bir kısım mezar odasının içinde ise, Medusa başı gibi mitolojik kabartmalar var. Bir başka kabartma da ise, Hermes, ölünün ruhunu yer altına götürmesi için, Hades’e yol göstermektedir. Çünkü: antik dönemde, ölüm sonrası yaşama inanılmaktadır. Hatta, bu inancın bir sonucu olarak, mezar yapıları, günlük yaşanılan bir ev gibi düşünülerek yapılmıştır.

Yine nekropol alanının doğu bölümünde: 2 kaya kilise görülmektedir. Kaba tepenin üzerinde ise: Jüpiter Dolikhenus tapınağı kalıntılarına ve taban döşemesine ait yassı taşların bir kısmı, toprak üzerine dağılmış olarak görülmektedir. Yine bu bölümde, ismini verdiğim tapınaktaki görevlilere ait mezarlar bulunmuştur ve bunların 16 tanesi ziyarete açılmıştır. Bu mezarlara taş basamaklar ile inilmekte ve mezar içinde, lahitler görülmektedir.

Ayrıca: yaklaşık 6 bin yıl öncesine kadar uzanan geçmişiyle, Düllük köyü, geleneksel tarihi mimari evleri ve camisiyle ilginizi çekecektir.

Elbette, burada da yukarıda sözünü ettiğim resmi arkeolojik kazı çalışmaları dışında yapılan, kaçak kazılar ve kaçırılan kalıntılar yok değildir. Dülük arşiv bölümünde bulunduğu öğrenilen, mühür baskıları, kaçak kazılar sonucu yağmalanmış ve büyük bölümü yurt dışına kaçırılmıştır.

Eşyanın güvenliğinin sağlanması için, para torbaları, resmi ve özel mektuplar, belgeler ve balyalar gibi çeşitli nesnelerin mühürlenmesinde kullanılan bu yüzük ve mühür şeklindeki mühür baskıları: kil çamuruna basılıyordu ve üzerinde: tanrı, tanrıça, hayvanlar ve kişilere ait çeşitli resimler bulunuyordu. Bu mühür baskılarının çok küçük bir bölümü, günümüzde, Gaziantep Müzesinde sergilenmektedir.

Gaziantep Yavuzeli
Gaziantep Yavuzeli
Gaziantep Yavuzeli

       

RUM KALE

Evet, yine Oğuzeli ilçesinin tarihi güzelliklerinden birisi. Üç yanı zümrüt yeşili göl ve bunu çeviren dik, sarp ve kayalıklı tepelerle çevrili tam bir doğa ve insan harikasıdır.

Rumkale: İlçe merkezine bağlı, 25 km. uzaklıktaki Kasaba köyünün yakınlarında; Fırat nehri ve Merzimen çayının birleştiği yerde, dik bir kaya üzerindedir.

Rum kale ile ilgili, antik dönem yazılı kaynaklarındaki ilk bilgilere: MÖ.885 yılında, Asur kralı III. Salmanazar tarafından, Şitamrat isimli yerin ele geçirilmesi sırasında rastlanmaktadır.

Buraya ulaşmak isterseniz: Kasaba köyünden veya Halfeti bölgesinden, tekneye binmeniz gerekiyor. Çünkü, kalenin üç yanı, baraj gölü ile çevrilmiştir. Kasaba köylülerine ait küçük balıkçı teknelerini veya Gaziantep Valiliğine ait tekneyi kullanabilirsiniz. Halfeti ilçesinden ise, doğruca, teknelerle kaleye gidiliyor.

Antik dönem boyunca, burasının bilinen isimlerini sıralamak gerekirse: Şitamrat, Hromklay, Ranculat, Kal-at el Rum, Kal-at el Müslimin, Kale-i Zerrin (Altın kale), Rum kale. Bölge: özel ve stratejik konumu nedeniyle: Med, Pers, Helenistik ve Roma dönemlerinde yerleşim görmüştür.

Özellikle, Roma döneminde, Hz. İsa’nın havarilerinden Johannes’in yani Yuhanna’nın, İncil’in nüshalarını, buradaki kayadan oyma bir odada çoğalttığı rivayet edilmektedir.

Tarihi süreç içinde: 1113 yılında, Rumkale: III. Grigoris tarafından, satın alınır ve Başpiskoposluk makamı, buraya taşınır. Şair Aziz Nerses mezheplerinin birleştirilmesi nedeniyle: burada yapılan toplantılara, imparator elçileri, Kayşum ve Yakubi baş patrikleri katılırlar.

13’ncü yüzyılda, bölgede bulunan çok sayıdaki Yakubi nedeniyle, Yakubi Patriği II. Ignace tarafından, burada bir kilise yaptırılır. Hatta, kale, bir patriklik makamı olarak da kabul edilir. 1279 yılına gelindiğinde, kalenin Memlükler tarafından kuşatıldığı görülür. Ancak, ele geçirilemez.

1292 yılında Memlükler, kaleyi yeniden kuşatırlar ve bu kez ele geçirirler. Kale tamir ettirilir ve Kal-at el Müslim adını alır. Daha sonra ise, yukarıda belirttiğim gibi “Kale-i Zerrin yani Altın kale ismi kullanılmaya başlanır. Ancak, Memlükler zamanında, kale önceki yıllardaki parlak dönemlerini bir daha yaşayamaz.
1516 yılında, bu kez, kale Osmanlıların eline geçer.

Gelelim kalenin özelliklerine: kale, biraz önce de söylediğim gibi, dik yükselen bir sarp kayalık üzerindeki tepeye kurulmuştur. Doğa ile uyumlu bir mimari özelliğe sahiptir. Genişliği 120 metre, uzunluğu ise 200 metredir.
Hatta: kalenin birinci bedeni: doğu, kuzey ve batı yönünde, doğal kayalıkların dik olarak yontulmasıyla oluşturulmuş sur şeklindedir.

İkinci beden ise, bu doğal sur üzerinde, sert kalker kesme taşlar kullanılarak yapılan sur ile oluşturulmuştur.
Bu surlar üzerinde, 8 burç ve çok sayıda mazgal penceresi bulunmaktadır. Güney bölümde ise: kayalık uzantısı oyularak, hendek oluşturulup, güvenlik sağlanmıştır. Hendek derinliği: 30 metre, genişliği 20 metredir. Tüm bu yapılaşma sonucunda: kalenin, kara ile bağlantısı, tamamen kesilmiştir.

Kalenin: 2 giriş kapısı bulunmaktadır. Bunlardan doğu yönündeki giriş kapısı: Fırat nehri üzerinde, batı yönündeki giriş kapısı ise: Merzimen çayı üzerindedir. Biraz önce söylediğim gibi, kara ile bağlantı yoktur. Kara ile bağlantı, bu kapılardaki köprüler ile sağlanırmış ki, günümüzde bu köprülerin kalıntıları bulunmamaktadır.

Bu köprülerden geçildikten sonra, patika bir yol ile kalenin kapılarına ulaşılmaktadır. Batı cephesindeki bu patika yol üzerinde, 20 metre aralıklarla, 4 tane kule bulunmakta olup, savunma güçlendirilmiştir. Yani, köprüyü geçen düşman, kalenin kapısına ulaşmadan önce, bu kulelerdeki savaşçılar tarafından engellenmektedir.

Kalenin eteklerinde ise: aşağı şehir kalıntıları görülmektedir. Ayrıca, günümüzde burada görebilecekleriniz: kalenin beden duvarları, burçları, Şair Aziz Nerses kilisesi, Barşavma Manastırı, su sarnıçları ve su kuyusu sayılabilir. Su kuyusu önem kazanmaktadır. Bu kuyu: 8 metre genişliğinde ve 80 metre derinliğindedir ve basamaklarla, Fırat nehri seviyesine inilmekte ve böylece, gizli olarak Fırat nehrinden su ihtiyacı karşılanmaktadır.

Kuyunun içi yüzünde, kayanın oyulmasıyla, helezonik bir merdiven oluşturulmuştur. Bunun dışında, yine kale içinde, işlevi günümüze kadar tespit edilemeyen birçok yapı kalıntısı görülmektedir.

Şair Aziz Nerses Kilisesi

Rumkalenin güneyindedir.
Yapı: 1173 yılında, Şair Aziz Nerses tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı ve 3 apsislidir. Kilise yapısı, İslami dönemde cami olarak kullanılmıştır.

Barşavma Manastırı

Rum kale içinde, kuzey bölümdedir.
Yapı: 13’ncü yüzyılda, Yakubi azizi Barşavma tarafından yaptırılmıştır.
Günümüze yapıdan yalnızca, bazı bölümler ayakta kalmıştır. Yakında, bir de kuyu görülmektedir.

Araban tanıtımı.

Gaziantep tanıtımı.