Güney Afrika Cape Town Ne yenir

Güney Afrika Cape Town Ne yenir

Güney Afrika Cape Town Ne yenir;

Burada: yemek porsiyonları oldukça büyüktür. Restoranlarda bir yemek siparişi verdiğinizde eğer bitiremediyseniz, bunu kutuya koydurup yanınıza alabilirsiniz, böyle bir uygulamaya alışıklar. En lüks lokantalarda bile bu tür bir uygulama isterseniz, aksi düşünmüyorlar.

Yemekler: çok baharatlı ve çok yağlıdır. Genellikle sarımsak da kullanıyorlar. Ancak, yemek porsiyonları ucuzdur. Özellikle “kızartma” düşkünüdürler. Şehrin birçok yerinde “KFC” ve benzeri zincir fast-food restoranların şubelerini bulabilirsiniz. Ayrıca: deniz ürünleri ve özellikle suchi gayet uygun fiyatlıdır.

Et olarak ise: özel devekuşu ve timsah eti kullanıyorlar.

Bu şehre yolu düşenler için başlıca önerim: şehirde yemek konusunda V&A Waterfront denilen yeri tercih etmenizdir. Burada: birçok restoran, cafe, bar, otel, müze ve alışveriş merkezi bulunuyor. Ama özellikle: “Ocean Basket” denilen restoranı tercih etmelisiniz.

Bu restoran: bir yandan fast-food ürünleri servis ederken öte yandan şehrin en iyi deniz mahsulleri de burada servis ediliyor. Burada: demir tepsilerde gelen “basket” lerden sipariş ediniz. Bu tepsilerde: balık, safranlı plav, karides, patates kızartması ve çeşitli soslar, hep birlikte servis ediliyor.

Ayrıca: yine bu bölgede: sahipleri Türk olan ve Waterfront Wharf alışveriş merkezinde bulunan “Tasca De Belem” de önerilebilir.

Long Street caddesinde “Mama Africa” isimli restoranı da önerebilirim. Burada timsah eti yemek tercih edebilirsiniz. Şiş kebap tarzında, tavuk etinden biraz daha serttir. Yanında: pilav ve mezeler ayrı bir renk katıyor. Yalnızca timsah eti değil, farklı lezzetler tatmak isterseniz, Mixed Gril yani karışık et menüsü tercih edebilirsiniz.

Ayrıntıya girmeden önce son bir not: Afrika yemekleri sevmiyorsanız veya denemek istemeseniz, şehirde bol miktarda fast-food zincir marka ürünlerini bulabileceğiniz McDonatls ve KFC gibi yerlerin bulunduğunu biliniz.

 

Malayalı Cape Mutfağı

Güney Afrika Cape Town Ne yenir;

Hollanda, İngiliz, Fransız, Alman, Portekiz ülkelerinin şehrin yemek kültüründe etkisi olmuştur. Ama en önemlisi 17. yüzyılda Doğu Hint Adaları’ndan gelen “Malayalı” kölelerindir.
Yerel Malayalı Cape Spesiyalitelerinden bazıları şunlardır:

Lezzetli sarı kremayla servis edilen, tatlımsı, körili kuzu kıyması, bobotie: yağlı salamurada bırakılmış bir çeşit kebap olan sosaties; geleneksel olarak geyik veya koyun etinden yapılan ve genellikle tatlandırılmış sebze veya meyve tabağıyla birlikte sunulan bir baharatlı et yemeği olan bredie ve hafif körili ıskarmoz (yöreye özgü bir olta balığı) smoorsnoek.

Bu mutfakta uzmanlaşmış restoranlar nadirdir. Bunlardan biri Napier Street’deki Cape Manna’dır.

Malatyalı Cape yemekleri pek çok restoranın geniş mönülerinde bulunabilmektedir. Yani bu yöresel yemekleri deneme şansınız yüksektir. En lezzetli olanlardan tatmak için, Mount Nelson Otel’deki Cape Kolonisi’ne gitmelisiniz.

 

Büyüleyici Deniz Ürünleri

Okyanusa bu kadar yakın olan Cape Town’ın içinde, mükemmel deniz ürünleri bulmak çok zordur. Ama Ocean Basket, cana yakın, gösterişsiz mekanlarda güzel ve ucuz yemekler sunan çok popüler bir deniz ürünleri bistro zinciridir. Bir kez kıyılara yöneldiğinizde, seçenekler, tazelik ve kalite olağanüstüdür.

Kerevit, ıstakoz, istiridye gibi kabuklu deniz hayvanları (genellikle acı baharat sosuyla servis yapılır), midyeler ve ıskarmoz, sarı kuyruk, kinglip, kabeljou ve geelbek gibi olağanüstü lezzetli olta balıkları bolca bulunmaktadır.

Ruslar aşırı avlanma ile Mozambik deniz tekesi yataklarının büyük kısmını yok ettiklerinden beri deniz tekeleri çok pahalıdır. Güney Afrikalılar braai-barbekü- yapmayı çok severler ve deniz ürünleri bu şekilde pişirilmeye özellikle uygundur.

Balık seviyorsanız, kıyı yollarından açık hava deniz ürünleri restoranlarından birine, özellikle Langebaan’daki plajda bulunan Die Strandloper’e gitmek için zaman ayırın. Burada, 10 kap yemekten oluşan öğünde, Batı Cape’te sunulan hayat edilebilecek en taze deniz ürünlerini tatma fırsatı yakalayabilirsiniz.

 

Et Yemekleri

Güney Afrikalıların çoğu et yemeyi çok sever ve sunulmakta olan et ve kümes hayvanı çeşitleri etkileyicidir. Mönüde sığır, domuz, tavuk ve koyun etine, genellikle devekuşu ve timsah gibi daha egzotik çeşitler de katılmaktadır.

Biftek en yaygın seçimlerden biri olarak kalmakta ve çoğunlukla maymun bezesi sosuyla (bir çeşit hint turşisu) servis yapılmaktadır. Yanında, bir dolu sebzeyle birlikte genellikle patates kızartması veya fırın patates verilmektedir.

Spurs gibi biftek restoran zincirleri, her zaman popülerdir ve çocuklarıyla olanlar için genellikle iyi bir seçimdir. Erken dönem Alman yerleşimcilerin etkisi, ağır baharatlı boerewors (çiftçi sosisleri) çeşitlerinin fazlalığında görülebilir.

Biltong (kurutulmuş et), etin baharatlanıp, tuzlanıp, kurutularak en iyi korunabildiği yüzyıllar önce gelişen bir Güney Afrika spesiyalidir. Sığır biltong en yaygınıdır ama av hayvanlarından da yapılmaktadır. Paketler halinde satın alınabilmektedir ve genellikle salata üzerine rendelenmiş halde, restoran mönülerinde yer bulmaktadır.

Denemek şarttır ama her damağa uygun değildir.
Afrikaner tarzı kahvaltı yoğundur, çoğunlukla çok sayıda yumurta, birkaç dilim domuz pastırması ve biftekten oluşur.

Büyük ziyafetleri kaldıramıyorsanız telaşlanmayın, güne teklerle veya taze meyveyle de başlayabilirsiniz. Vejeteryanların umutsuzluğa kapılmasına gerek yoktur. Yıl boyunca salatalar ve sebzeler sunulmaktadır ve çoğu restoranda vajeteryanlara yönelik seçenekler vardır. Burada ayrıca vejateryanlara özel restoranlar da bulunmaktadır.

 

Tatlılar

Tatlılar lezzetlidir ama kalori yüklüdür. Kaymak, şeker ve kayısı reçelinden yapılan malva ve konyağa batırılan, buharda pişirilmiş bir puding olan Cape konyak pudingi yerel lezzetlerden bazılarıdır. Aynı derece lezzetli ama daha az suçluluk duyuran taze meyve kebapları vardır. Tatlı sevmiyorsanız veya tatlıdan sonra hala yeriniz kaldıysa, Güney Afrika peynirleri çok güzeldir ve genellikle Brie (bir tür yumuşak Fransız peyniri) gibi Avrupa klasiklerinin yerel biçimleri sunulmaktadır.

 

Neler İçilir

Masadağının gölgesinde Cape Şarabı değil de ne içilir? Yerel markalar neredeyse her yerde sunulmaktadır. Ürün ve fiyat seçenekleri de mükemmeldir. Güney Afrika beyaz şarapları dünyanın her tarafında takdir edilmektedir ama kırmızı şaraplar da oldukça harikadır.

Tellenbosch’ta geliştirilen Pinotage mutlaka denenmelidir. Her restoranın alkol satma lisansı yoktur ama Cape’te şarap kültürü o kadar yoğundur ki, üst düzey restoranlara şarabınızı getirmeniz doğal karşılanacaktır ve şişe açma genellikle ya ücretsizdir ya da çok ucuzdur.

Bir diğer seçenek, genellikle soğuk olarak servis yapılan lager’dir. (bir tür hafif bira) ve şimdilerde, V&A Waterfront’taki Mitchells gibi küçük birahaneler ortaya çıkmaktadır. İçki içmeyenler için: kayısı, guava ve armut da dahil olmak üzere taze meyve suları ve meşrubatlar mevcuttur.

 

Ne Zaman Yenir

Sabahları yaklaşık 09.00’dan itibaren kafelerde kahvaltı edebilirsiniz. Bazı oteller ve kafeler öğleden sonra çayı sunulurken çoğu restoranda hem öğlen hem akşam yemeği servisi yapılmaktadır.

Akşam yemekleri genellikle 18.30’dan 22.00’ye kadar devam eder ama V&A Watergront gibi yerlerde daha geç saatlere kadar sürebilir. Düş kırıklığına uğramamak için restoranların açılış saatlerini önceden kontrol etmekte yarar vardır.

Ayrıca her restoran her gün açık değildir. En popüler restoranlar bazen haftalar boyunca tamamen rezerve edilmiş olabilirler. Bu yüzden seyahate çıkmadan önce yer ayırtmazsanız kısa bir tatilde masa ayarlamak sorun olabilir.

 

Restoranlarda Görgü Kuralları

Resmi mekanlarda çocuklar hoş karşılanmayabilirler ve kot veya şort giyenler kabul edilmeyebilir ama günlük kıyafetler diğer yerlerde sorun yaratmaz. Restoranlar mutlaka sigara içilmeyen kısım bulundurmak zorundadırlar.

 

Rooibos Çayı

Çayı genellikle sütlü içiyorlar ama asıl buraya özgü bir çay cinsi olan “Rooibos” çayı kullanıyorlar. Bu ülkemizde kullandığınız siyah çaya benzemesine rağmen, biraz farklıdır, rengi daha kırmızı ve daha tatlıdır. Süt eklediğinizde çok daha güzel oluyor.

Cape Town’dan ayrılmadan önce yörenin özel ürünlerinden biri olan Rooibos çayını mutlaka denemelisiniz. Çeşitli kullanım yeri olan bu ürün, 100 yıldan fazla bir zaman önce Cederberg bölgesinin Melez halkı tarafından keşfedilmiştir. Bu insanlar rooibos (kızıl çalı) diye bilinen yabanil Aspalanthus linearis bitkisini toplamışlar ve yapraklarını çekiçle dövdükten sonra güneşin altında kurumaya bırakmışlar ve ferahlatıcı, çaya benzer bir içecek yapmışlardır.

1905’te bir Rus göçmeni olan Benjamin Ginsberg bu potansiyelden yararlanmaya başlamış ve 1930’lara gelindiğinde Clanwilliam kasabası rooibos çayı üretiminde merkez haline gelmiştir. Bugün ise açık veya poşetlenmiş olarak satılmakta, Güney Afrika’nın her yerinde içilmekte olan bu çay dünyaya ihraç edilmektedir.

Tanen oranı düşük olduğu ve içerisinde katkı maddesi ve kafein bulunmadığı için rooibos çayı sağlıya yararlıdır. Uykusuzluğa, hazımsızlığa, saman nezlesine ve hatta pişiklere (bu son durumda cilde soğuk olarak uygulanıyor) iyi geldiği ve düzenli şekilde soğuk rooibos çayı ile sulanan ev bitkilerinin serpildiği söylenmektedir.

Ayrıca: çorbalara, pastalara, sulu yemeklere ve her çeşit sıcak ve soğuk içeceğe katılmak suretiyle mutfakta da kullanılabilir.

İstanbul Paşabahçe

geziyorum-pasabahce-2
İstanbul Paşabahçe

Çubuklu’yu geçince, Paşabahçe’ye inerken, deniz kenarında toprak bir yol ayrılır. Boğazın en güzel yeri olan bu yol üzerinde bulunan ve antrepolar boşaltılıp restore edilerek turizme kazandırılmıştır. İstanbul’un en ünlü eğlence yerlerinden biri, burada faaliyettedir.

geziyorum-pasabahce-sise-cam-fabrikasi
İstanbul Paşabahçe
geziyorum-pasabahce-sise-cam-fabrikasi-cesmi-bulbul-1
İstanbul Paşabahçe

 

Paşabahçe semtinde eski eserler, yok denecek kadar azdır. Dünyaca tanınan cam ürünleri, 1933 yılından beri burada hizmet veren Şişe-Cam Fabrikasında üretilmektedir.

Semtin adındaki “Paşa” eki: Sadrazam Hezarpare Ahmet Paşa’dan gelmektedir. Bu paşa: Osmanlı İmparatorluğunun en çalkantılı dönemlerinin başı olarak bilinen 17 yüzyılda görev yapmıştır. Sultan “Deli İbrahim” in sadrazamı olan Ahmet Paşa, 1647-1648 yılları arasında 11 ay görev yapmış ve bu lakabı öldükten sonra almıştır.

Çünkü “Hezarpare” parça parça edilmiş demektir. Ahmet Paşa da, önce azledilerek, daha sonra da Yeniçeriler tarafından parçalanarak öldürülmüştür. Bir yeniçeri de, paşanın parça parça olmuş cesedinin etlerini, daha da ufak doğrayarak “ölünün eti, romatizmaya iyi gelir” diye, on akçeye, gelen geçene satmıştır. Ahmet Paşanın bir zamanlar, burada bir konağı ve oldukça geniş arazileri bulunuyormuş.

geziyorum-pasabahce-4
İstanbul Paşabahçe

geziyorum-pasabahce-5

geziyorum-pasabahce-2

 

Günümüzde Paşabahçe

Sanayileşme köylerinden biri olan Paşabahçe’de: Paşabahçe Cam Fabrikası ve fabrika satış mağazası görülmektedir. Satış mağazası her gün açık olup, burayı mutlaka ziyaret etmenizi öneririm. Makine ve el işçiliğiyle üretilmiş ve Beykoz işi denen cam mamuller ve özellikle “Çeşm-i Bülbüller” burada uygun fiyatla satışa sunulmaktadır.

İstanbul günlük gezi planı hakkındaki yazım için.

İstanbul Beykoz tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

 

 

İstanbul Tarabya

tarabya-oteli-2
İstanbul Tarabya

 

İstanbul boğazının Rumeli kıyısındaki bu semtle ilgili olarak: antik dönemden kalma bir efsaneden söz edilmektedir. Buna göre: Kolkhis ülkesini ve altın postu arayan, antik dönemin kahraman denizcileri Argonotlar; buradan geçmişlerdir.

Ancak: önceleri Jason isimli kahramanı seven ve onunla evlenen, ama sonrasında ayrılan kötü yürekli ve hırs küpü Medeia: yüreğince ve ağzında sakladığı bütün zehri, geri dönmekte olan Argonotları engellemek için, burada, Tarabya kıyılarına döker.

Büyücü Medeia: kocasının ihanetine karşılık çocuklarını öldüren bir tragedyanın lanetli kişisi olarak bilinir.

Bu zehrin adı: tüm çağdaş dillerde ilaçlar için kullanılan zehir yani “Farmacia” dır ve İlaç biliminde kullanılan “Farmakoloji” bu sözcükten türemiştir.

Bizans döneminde: 5 yüzyılda bölgenin ismi olan “Farmacia” yı beğenmeyen Attikos isimli bir papaz: yöreye insanların ruhunu dinlendiren bir yer anlamında “Therapia” ismini koymuştur.

Çünkü, buranın havasının insanlara şifa verdiği düşünülmüştür. Hatta yine o dönemde, akıl hastalarını buraya getirip tedavi ettikleri söylenmektedir.

Bölge ile ilgili olarak, Bizans döneminden günümüze ulaşan pek fazla bilgi yoktur. Ancak, Bizans döneminde, burada önemli bir kilisenin varlığından söz edilmekte ve bu kilisenin 18 yüzyıla kadar burada bulunduğu belirtilmektedir. (Aya Yorgi isimli bu kiliseden aşağıda söz edeceğim)

1655 yılında burada bulunan küçük balıkçı Rum köyünün kaderi değişmiştir. Çünkü Terkos Metropolitliğinin merkezi, Terkos’dan Tarabya’ya yani buraya nakledilmiştir.

Osmanlı döneminde: Sultan II. Selim, Boğaziçi gezilerinden birinde, Tarabya koyunda oturup servi ağaçlarının gölgesinde dinlenmiştir. Hatta buraya “Tarabiye” yani “Keyif” adını verdiği söylenir.

tarabya-genel-1
İstanbul Tarabya

Ardından ünlü Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa: burada bir köy kurdurmuş ve kendi adına bir de köşk yaptırmıştır. 18 yüzyılda ise, Sultan III. Mustafa döneminde, Sadrazam Moldovalı Ali Paşa: İstanbul şehrinin güvenliğini sağlamak için burada bir Yeniçeri ocağı kurdurmuştur. Böylece: bölge kalabalıklaşmış ve hareketlenmiştir.

19 yüzyıla gelindiğinde ise: Sultan Abdülaziz: özellikle mimar kardeşler Balyanlara yaptırdığı Kalender Kasrı ile birlikte, Tarabya ve civarı, şehrin en ünlü ve zengin kişilerinin piknik yapıp eğlendikleri bir mesire alanına dönüşmüştür. Özellikle, Haliç kıyısında Fener semtinde yaşayan Rum soyluları, burayı sayfiye yeri olarak kullanmışlardır.

Çünkü Fener semtinin dar sokaklarında bulunan kasvetli evlerinden, daha havadar ve sağlıklı bir yere yani buraya taşınmayı uygun bulmuşlardır.

Ancak: 1821 yılında başlayan Mora isyanı sonrasında, bu Rum beyleri, Osmanlı nezdindeki tüm itibarlarını kaybetmişler ve Tarabya’da bulunan yazlık konutlarının büyük bölümü, padişah tarafından el konularak yabancı elçiliklere hediye edilmiştir.

I. Dünya savaşı ve büyük mübadele ve en son olarak 6-7 Eylül olaylarının ardından, Tarabya’da bulunan Rum nüfus hızla azalmıştır.

Tarabya ile ilgili yine ilginç bir not: Nazım Hikmet, vatanı terk ederken, son olarak burada bulunmuş ve buradan motorla Karadeniz’e doğru açılarak vatandan ayrılmıştır.

tarabya-genel-3
İstanbul Tarabya Büyük Tarabya Oteli

 

Büyük Tarabya Oteli

Tarabya koyunun kuzey köşesinde, deniz kıyısındadır. Günümüzde yıkılma aşamasında olan otel 1966 yılında açılmıştır ve hemen arkasında, 19 yüzyılda Boğaziçi’nin en lüks yapısı olan “Sumer Palas” oteli bulunuyormuş.

Ancak Sümer otelinden de önce, burada Kırım Savaşı için İstanbul’da konuşlandırılan İngiliz askerleri için yapılmış “Angleterre Otel” bulunuyormuş.

Sümer otel, günümüzdeki Tarabya Otelinden çok daha estetik bir görüntü veriyormuş.

Sümer Palas Oteli, 1800’lü yılların sonlarında: İngiliz, Alman, Rus ve Fransız Büyükelçiliklerinin yazlık konutları ve bazı ünlü zenginlerin burada muhteşem köşkler yaptırmaları nedeniyle, burada yapılan ilk otel olarak önem kazanmaktadır.

Otel, hemen arkasında bulunan koruluğu da ismini vermiştir. Otel, 1953 yılında çıkan bir yangın sonucunda yanarak yok olmuştur. Günümüzde sadece koyun güneyinde, garaj restoran denen yerde bazı duvarları durmaktadır.

vilayetler-evi-1
İstanbul Tarabya İstanbul Vilayetler Evi

 

İstanbul Vilayetler Evi

Kireçburnu’ndaki burası: set üstünde yani yüksekte bir restoranı ve hemen deniz kıyısında daha doğrusu cadde kıyısındaki kafesiyle, deniz kenarında muhteşem güzel bir tesis olarak öne çıkıyor.

Ama burada özellikle: kafe bölümünde, 250 yıllık olduğu iddia edilen çınar ağacını mutlaka görmelisiniz. Ayrıca: hemen dış bölümde, deniz kıyısındaki Osmanlı dönemi çeşme de ilgi çekmektedir. Çeşme: kitabesine göre: 1814 yılında Sultan II. Mahmut döneminde yapılmıştır.

aya-yorgi
İstanbul Tarabya Aya Yorgi Kilisesi

Aya Yorgi Kilisesi

Bizans döneminde, Tarabya’da “Azize Eufemia” adında bir kilise bulunuyormuş. Ama en ilginç olan: 1655 yılında Metropolitlik, Trakya’daki Terkos (Derkon) denen yerden buraya taşınmıştır. Yani, kilisenin hemen yanında Metropolitlik binası yapılmıştır.

Bu kilise: Tarabya koyunun bitiminde, günümüzdeki Tarabya otelinin alanı içinde kalıyordu ve bu kilise: 1950’li yılların sonuna kadar, Terkos Metropolitliğinin merkez kilisesi olarak kullanılmıştır. Yazılı kayıtlara göre: bu kilise: bazilikalı, tek nefli, zemini mermer kaplı ve çatısı kiremit örtülü, kagir bir yapıdır.

Özellikle: yortu günü olan 23 Nisan tarihinde, Rumlar tarafından doldurulurdu. Ancak 1955 yılındaki 6-7 Eylül olayları sırasında, buradaki Metropolitlik binası yakılarak yok edildi. 1958 yılında ise, Aya Yorgi kilisesi, Sarıyer Belediyesi tarafından istimlak edilerek yıkıldı.

ipsilanti-yalisi-2
İstanbul Tarabya İpsilanti Yalısı

 

İpsilanti Yalısı

Günümüzde İtalyan Elçiliği olarak kullanılan yapının ön yüzü: İpsilanti Yalısı olarak isimlenmektedir.

18 yüzyılda yaptırılan bu yalı: bir süre: Eflak Voyvodası Aleksandre İpsilanti isimli bir Rum soylusu tarafından kullanılmıştır ve ismi buradan gelmektedir.

İpsilanti: o dönemde Fener semtinde yaşıyordu ve dönemin Sultanı Abdülhamit’e ulaşmayı başaran ve yakın ilişkileri olan Rum soylulardan biriydi. 1774 yılında Babaali’ye baş tercüman olarak atanmıştı. Özellikle Sultan II. Selim döneminde, devlet kademesinde bayağı yükselmişti.

Ancak, daha sonraları, Eflak-Boğdan eyaletlerinin Osmanlının elinden çıkması çabalarına karıştığı anlaşılınca, (çünkü buradaki görevi sırasında, gizli çalışmalarla silahlı bir güç oluşturdu) istifa etmek zorunda kaldı, 1787 yılındaki Osmanlı-Rus savaşında, Osmanlılara esir düştü.

Sonra tekrar af edilerek 1796 yılında yine Eflak voyvodası oldu. Ancak 2 yıl sonra yine istifa etmek zorunda kaldı. Ancak ihtilalci damgası yediği için bir süre hapiste kaldı ve 1806 yılında öldü.

Alexander İpsilanti: 1799 yılında, Rusya’ya kaçınca, bu yalı 1807 yılında Sultan III. Selim tarafından, dönemin Fransa Büyükelçisi Fransa İmparatoru Napolyon’un çok yakın arkadaşı olan General Horace Sebastiani’ye elçilik tarafından kullanılmak üzere tahsis edilir.

1850 yılında, oldukça harap durumdaki yalı: büyük onarımlar geçirir. 1913 yılında çıkan bir yangında ise, yapının büyük kısmı yanarak yok olur. Sadece sonradan elçilik tarafından inşa ettirilen ek bina kalır. Ardından, yalı büyük bir onarım geçirir ve 1989 yılından bu yana, Marmara Üniversitesi tarafından kullanılmaktadır. Evet, yalı 3 katlıdır ve bir Türk konağı şeklinde inşa edilmiştir.

sahil-guvenlik-komutanligi-1
İstanbul Tarabya Sahil Güvenlik Marmara ve Boğaziçi Bölge Komutanlığı

Sahil Güvenlik Marmara ve Boğaziçi Bölge Komutanlığı

Sarıyer’e gelmeden hemen önce, Büyükdere mevkiinde, sahilde kazıklı yol üstündedir. Yaklaşık 100 yıllık yapı: (Sultan Vahdettin’in 1902 yılında inşa edilen av köşkü) birinci ulusal mimari akımı stilinde, sivri kemerli, pencereli ve çinilidir. Oranlarının düzgünlüğüyle dikkat çekmektedir.

cezayirli-camii-3
İstanbul Tarabya Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii

 

Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii

1551 yılında Sultan III. Murat döneminde, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşanın cerrahı Mehmet Efendi tarafından yaptırılan bu küçük cami (yeterli parası olmadığından cami küçük olmuştur) : Komutanlığın hemen yakınındadır. Osmanlı döneminde caminin bulunduğu yer: Sultan II. Selim’in av sahası olarak bilinen Çayırbaşı denen yerdir. Eskiden hemen sahilde, deniz kıyısında olan cami, daha sonra kıyının doldurulması nedeniyle günümüzde bir hayli içeride kalmıştır.

Cami: Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından yenilendiği için, bu isimle anılmaktadır. Çünkü Gazi Hasan Paşanın yolu, bir gün bu camiye düşer ve pek harap halde gördüğü camiyi 1782 yılında tamir ettirir. Bir de çeşme ekletir.

Ancak kesme taştan yapılmış bu çeşmenin teknesi, yol yapımına kurban gitmiştir. Çeşmenin kitabesinde bir “çapa” göze çarpar. Bu çapa arması, denizcileri simgelemektedir. Öte yandan: bu cami: Sarıyer Çayırbaşı Büyükdere girişindeki fidanlığın hemen önünde bulunması nedeniyle, Çayırbaşı Camisi diye de bilinmektedir.

Kagir duvarlı, kırmızı boyalı cami: ahşap ve kiremit örtülü çatıya sahiptir. Kesme taştan yapılan minare, camiyle aynı renge boyanmıştır. Geniş silindir bir gövdeyle basık bir görüntüsü vardır. Minarenin hemen yanındaki hazirede: caminin ilk banisi Cerrah Mahmut Efendinin mezarı görülür.

İstanbul günlük gezi planı hakkındaki yazım için.