İstanbul Tophane

İstanbul Tophane
 

İstanbul Tophane: Kılıç Ali Paşa Mahallesindedir.

Eski Ceneviz surlarının hemen dışındadır.

Galata surlarının bittiği bölgede stratejik olarak konumlanmış, Kılıç Ali Paşa Camii ve çevresindeki yapılarla Türkleştirilmiş ve Müslümanlaştırılmış, sanayi ve endüstriyel kimliğin ön plana çıktığı, ancak sonrasında Tophane Kışlası, Nursetiye Camii ve Saat kulesinin de inşaasıyla zenginleşen bir geçit alanıdır.

 Kılıç Ali Paşa Camii ve Külliyesi Klasik dönem Osmanlı eserleridir. Tophane Meydanı ve çevresini imgeleyen Tophane Çeşmesi, Nusretiye Kasrı, Nusretiye Camii, Saat kulesi gibi önemli kültür varlıkları ise, Batılılaşma hareketleri sonrası modernleşen devleti simgeleyen Osmanlı Batılılaşma Dönemi yapıları arasında öne çıkmaktadır. Bu anıtsal yapıların çevresini, pek çok kagir sivil mimarlık örneği yapılar sarmalamıştır.

24 Şubat 1823 tarihinde çıkan büyük bir yangında: 48 cami ve bu arada Nusretiye Camii, ayrıca Arabacılar Kışlası ve Tophane Kışlalarından ikisi de yanmıştır.

Günümüzde: burada Amerikan Pazarı ve nargile mekanları, yoğun ilgi çekmektedir.

 

TOPHANE MEYDANI

1894 yılında Galata rıhtımı yapılmadan önce, Pera bölgesindeki elçiler, Topkapı Sarayına gitmek için buradaki iskeleyi kullanıyorlardı.

İstanbul Tophanede bulunan bu meydanda: günümüzde “Topçu Kışlası” yoktur. Ancak bunun haricindeki yapılar şunlardır:

Tophane-i Amire,

Kılıç Ali Paşa Külliyesi Camii (1581), medrese, hamam, türbe

Tophane Çeşmesi (1732)

Nusretiye Camii (muvakkithane, 1852)

Tophane Kasrı (kasır ve saray olarak ilk örnektir, 1852)

Saat kulesi (üzerinde saat bulunan 2’nci meydan, 19’ncu yüzyıl ikinci yarısı)

Tophane Kasrı (Padişahların istirahat köşkü ve aynı zamanda askeri eğitimleri izlediği mekandır. Osmanlı yönetiminin istişare meclisi toplantıları burada yapılmıştır. Lozan sonrası boğazlar konferansı, 2 Dünya savaşı sırasında İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi gibi çok önemli toplantılara tanık olur.

 

TOPHANE KIŞLASI

Fatih Sultan Mehmet döneminde top dökümü ve kapıkulu topçuları için inşa ettirilmiştir. Tophane Kışlası, Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise geliştirilmiştir.

1823 yılında Firuz Ağa yangınında yanmış, sonra yenilenmiştir. Bu yenileme Balyanlar döneminde yapılmıştır, dış cephesi Neo Barok üslupta yeniden yapılmıştır. Bu yenileme sırasında: Nusretiye Camisi de yapılmıştır.

Ancak: 1958 yılında Adnan Menderes’in Başbakanlığı döneminde, yol genişletme bahanesiyle, eski Müşirlik binası ve Salı Pazarına kadar uzanan Sanayi Kışlası ortadan kaldırılmış, yok edilmiştir.

İstanbul Tophane Kışla sahasında, günümüzde sadece saat kulesi ve Mecidiye Kasrı kalmıştır.

İstanbul Tophane Nusretiye Camii

NUSRETİYE CAMİİ

İstanbul Tophane Meclis-i Mebusan Caddesindedir.

Halk arasında “Tophane Camii” diye de bilinir. Ancak Yeniçeri Ocağının kaldırılması anısına camiye “Nusretiye Camii” ismi verilmiştir.

Günümüzdeki caminin bulunduğu yerde, daha önce Sultan III Selim tarafından yaptırılan Tophane-i Amire Arabacılar Kışlası camisi vardı. Bu cami, bölgedeki yani İstanbul sınırları dışında inşa edilen ilk camidir.

Bu cami, 1823 yılında yanar ve yerine Sultan II Mahmut tarafından: 1823-1826 yılları arasında bugünkü cami yaptırılır. Caminin mimarı Kirkor Balyan’dır.

İstanbul Tophane
  

Cami buradaki Topçu Kışlası ile birlikte yaptırılır.

Cami, yüksekçe bir platform üzerine yapılmıştır.

İnşaatta küfeki taşı ve mermer kullanılmıştır.

Cami, geç Barok ve Ampir üsluplarının mimari ve süslemede kullanıldığı önemli bir örnektir.

Giriş sofasında kalem işi süslemenin dışında taş bezeme önemli yer tutar. Özellikle cümle kapısı ve yan sofalara geçilen kapılar, taş tezyinat açısından dikkate değerdir.

Caminin ikişer şerefeli, iki minaresi bulunur. Minareler daha yüksek yapılmak için 1826 yılında alt şerefeye kadar yıkılıp yeniden yapılmıştır, amaç minareler arasına kurulan mahyadır.

İstanbul Tophane
 

İlk yapıldığında: caminin çevresini yüksek avlu duvarı çeviriyordu ve bu duvardaki büyük bir kapıdan geçilerek camiye giriliyordu. Ancak Sultan Abdülaziz döneminde, avlu duvarı yıktırılmış ve yerine daha alçak ama üzerinde dökme demir parmaklık olan bir duvar yaptırılmıştır.

1958 yılında ise, yol genişletme çalışmaları sırasında bu duvarlar yıkılmıştır. Duvarların üzerindeki dökme demir parmaklık ise, buradan sökülmüş ve Sultan Mahmut Türbesinin yan duvarı üzerine takılmıştır.

İstanbul Tophane
 

NUSRETİYE SEBİLİ

İstanbul Tophane Nusretiye Camisi avlusundadır.

Cami ile birlikte, Sultan II Mahmut tarafından 1827 yılında yaptırılmıştır. Çünkü sebilin üzerinde Keçecizade’nin 1826 tarihini veren manzumesi yerleştirilmiştir. Ancak kitabenin altına dikkatle bakıldığında 1827 tarihi görülür. Sebilin tamamlandığı yılı, rakam olarak büyük olasılıkla kitabenin hattatı Yesarizade Mustafa İzzet yazmıştır.

Evet sebilin cephesi mermer kaplıdır. 5 pencerelidir. Saçaksızdır. Üstü, tamir sırasında kurşun kaplı beton bir kubbe ile örtülmüştür. Arka tarafında ise, sonradan takıldığı tahmin edilen 9 musluk yeri görülmektedir.

İlk yapıldığında yolun öbür tarafında, caminin karşısında kışla kapısında iken, Sultan Abdülmecid zamanında yolun genişletilmesi nedeniyle, caminin şadırvan avlusuna alınmıştır.

KASR-I HÜMAYUN

Son dönem Osmanlı camilerinde bulunan Hünkar Kasırları:  Cuma selamlığında Sultanların ibadet mekanı olarak ve aynı zamanda dinlenmesi için düzenlenmiş özel birimlere sahiptir.

Kasr-ı Hümayun: caminin kuzey cephesinin iki yanındadır. Kasır 2 katlıdır. Zemin katında üst kata çıkan merdivenler bulunur. İkinci kat pencereleri, cami pencerelerinden farklı yapılmıştır. Yapının batı kanadı: padişah tarafından kullanılan dairelere ayrılmıştır. Doğu kanadı ise, devlet erkanına ayrılmıştır.

İstanbul Tophane Nusretiye Saat Kulesi

NUSRETİYE SAAT KULESİ

İstanbul Tophane Kılıçali Paşa Mahallesi Amerikan Pazarı Sokaktadır. Tophane kışlası önünde, Nusretiye camiinin ise arkasındadır.

İlk yapıldığında: Tophane rıhtımında deniz kenarındadır. Ancak sonraki süreçte, denizin doldurulması nedeniyle, gümrük alanının yüksek duvarları arasında kalmıştır. Yine kule ilk yapıldığında üzerinde bulunan bayrak direği günümüze ulaşmamıştır.

Kule: yukarı doğru kademeli olarak daralır ve 4 katlıdır. Yüksekliği 15 metredir. Kenar uzunlukları ise 4.35 metredir.

Kulenin dört cephesi de birbirine benzer tasarlanmıştır. Denize bakan cephede bulunan kapının üstünde “Sultan Abdülmecid” tuğrası görülür. Tuğranın üstündeki kitabede yapım tarihi olarak 1848-1849 tarihleri yazılıdır. Kule, Balyan ailesinden bir mimar tarafından yapılmıştır.

Yani, Topçu Kışlası yapılırken yapılmış, Topçu Kışlası yıkıldıktan sonra varlığını günümüze kadar sürdürmüştür.

Ancak, günümüzde kulenin üstünde bulunan saatler yerlerinden sökülmüştür. Saatlerin sadece kadranları durmaktadır. Saatlerin akıbetleri bilinmemektedir, yani çalınmış veya başka yerde kullanılmış oldukları tahmin edilmektedir.

İstanbul Tophane
 

TOPHANE KASRI

Kasır: Tophane Meclis-i Mebusan Caddesindedir. Nusretiye Caminin yanındadır.

Topçu Kışlası yapısından günümüze kalan Mecidiye Kasrı 1848 tarihlidir.

Yapı: Sultan Abdülmecit döneminde Tophane Müşiri Halil Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mimarı İngiliz elçilik binasının inşaası için İstanbul’a gelen Mimar William James Smith’dir. Yapı: denize paralel ve 2 katlıdır. Dış yüzeyindeki süslemeler ilgi çeker.

Tavan süslemeleri ise kalem işidir ve mermer şömineler oldukça güzeldir ve ilgi çeker. Kasır binası: Padişahlar tarafından, Tophane’de bulunan askeri birlikleri ziyareti sırasında kullanılıyordu. Ayrıca: deniz yolu ile İstanbul’a gelen yabancı devlet adamları burada karşılanıyordu.

Kasır, 1867 yılında yanar ve daha sonra Müşiriyet Dairesi olarak yeniden yapılır.

Mütareke yıllarında, kasır binası İngiliz deniz kuvvetleri askerleri tarafından işgal edilmiştir.

İstanbul Tophane
 

1897 yılında Lozan Konferansından sonraki Uluslararası Boğazlar Komisyonu burada toplanmıştır.

Takip eden süreçte, uzun yıllar “Malüller Yurdu” olarak kullanılmıştır.

1950’li yıllarda yeni düzenlemeler nedeniyle kasır ve deniz arasına “Amerikan Pazarı” denen dükkanlar yapılmıştır. Böylece kasrın deniz manzarası kapanmıştır.

Günümüzde kasır yapısı: Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü olarak kullanılmaktadır.

İstanbul Tophane
 

TOPHANE-İ AMİRE BİNASI

İstanbul Tophane Boğazkesen Caddesi Defterdar Yokuşundadır.

Binanın bulunduğu yerde, daha önce, Bizans döneminde Ste Claire ve Aya Photini kiliselerinin bulunduğu “Metopon“ isimli bir bölge bulunmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul şehrinin fetih edilmesinden sonra, burada top döküm merkezi kurulmuştur. Yani, Osmanlı ordu ve donanmasının kullandığı askeri toplar burada üretilmiştir.

Evliya Çelebi burası ile ilgili 17’nci yüzyılda şunları yazmıştır “ Sahilden 100 adım uzaklıkta, bir tepenin (Cihangir Tepesi) eteğinde, dört tarafı duvarlarla çevrili, kale gibi sağlam bir yapı olan Tophane-i Amire binasının duvarlarının ortasında, yine dört köşe, üstü tahta ile örtülü 40 arşın boyunda, başka yüksek duvarlar vardır” Ayrıca: yine Evliya Çelebi, Sultan II Beyazıt döneminde, binanın çevresinde topçu ve dökümcü ustalarının oturması için yeni yapılar inşa edildiğini yazmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde: mevcut tüm yapılar yıkılarak yerine daha büyük bir bina yaptırılmıştır.

Sultan III Ahmet döneminde bu binada yıkılmış ve 1743 yılında Sadrazam Damat İbrahim Paşa tarafından günümüzde görülen 5 büyük kubbeli bina yaptırılmıştır. Bu dönemde yeni dökümhane ile birlikte Sultan için bir köşk ve büyük bir sarnıç da yaptırılır.

1823 yılındaki yangında: Topçu ve Top arabaları kışlası, dökümhanenin bir kısmı ve cami harap olmuştur. Yine aynı yıl Sultan II Mahmut tarafından yenilenirler.

1843 yılında Zeytinburnu bölgesinde; toplar yeni kurulan “Grande Fabrique” de dökülmeye başlanınca, 1850 yılından sonra Tophane-i Amire’de top dökümü bitmiştir.

1955 yılını takiben Askeri Müze yapılmak istenen müze, uzun süre depo olarak kullanılmıştır. 1972 yılında ise, düşünülen restorasyon, maliyet nedeniyle iptal edilmiştir. Yine aynı yıl Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapı: Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine tahsis edilmiştir.

1992 yılına kadar çeşitli düzenlemeler geçiren yapı: aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesine devredilmiştir.

Günümüzde bina: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kültür Merkezi olarak kullanılmaktadır. Burada “Tophane-i Amire Kültür Sanat ve Merkezi” bulunmaktadır.

İstanbul Tophane
 

Merkezde 3 tane ayrı sergi mekanı bulunmaktadır.

Bunlar:

Tophane-i Amire Beş Kubbe

Tophane-i Amire Tek Kubbe

Tophane-i Amir Kültür ve Sanat Merkezi.

Bu sergi mekanlarında, ulusal ve uluslararası sergiler düzenlenmektedir.

İstanbul Tophane
 

NARGİLECİLER

İstanbul Tophane Kılıçali Paşa Caddesinde bulunan bugünkü Nargileciler, eski Amerikan Pazarıdır. Daha öncesinde ise Toplu Kışlası alanıdır. Amerikan Pazarı sıra dükkanlarına yaklaştığınızda, nargilelerin dumanının muhteşem kokusu hissedilir. Nargile kafelerin, Galataport projesi kapsamında kaldırılacağı söyleniyor ve zaten mevcut dükkanların büyük çoğunluğu kapanmıştır.

İstanbul Tophane
 

TOPHANE ÇEŞMESİ

İstanbul Tophane Meydanının ortasındadır. Ancak tarihi süreç içinde deniz doldurulunca günümüzde denizden uzak kalmıştır.

Sultan I Mahmut tarafından, 1732 yılında Mimar Mehmet Ağa’ya yaptırılmıştır. Bu yüzden “I Mahmut Çeşmesi” olarak da bilinir.

Çeşmenin bulunduğu yerde, ilk yapıldığında birçok dükkan bulunduğu, bu dükkanların çeşmeye yer temini için yıktırıldığı, sahiplerine başka bir yerde yeni dükkanlar yaptırıldığı bilinmektedir.

İstanbul’un en büyük 3’ncü çeşmesidir. En yüksek duvarlı çeşmedir.

Çeşme: plan olarak Sultan III Ahmet döneminde, 1728 yılında Üsküdar’ın İskele Meydanında yaptırılmış olan büyük çeşmeye benzer. Her iki çeşme de alt kısımlarının köşeleri pahlı ve üst kısmının köşeleri pahsız olan kare kesitli birer meydan çeşmesidir. Ancak Tophane çeşmesinin mimarisi, Üsküdar çeşmesinin mimarisinden daha sadedir.

Çeşmenin mermer kaplı olan dört cephesi, mimari detay bakımından birbirinin aynıdır.

İstanbul Tophane
 

Ortada: sivri kemerli ve pirinç musluklu birer çeşme ve yalak bulunur. Çeşmenin her iki yanında, birer saksı içine dikilmiş, dalları yemişlerle dolu limon, armut, şeftali, nar ve ceviz gibi meyve ağaçlarını temsil eden kabartmalı panolar, bu panoların dış taraflarında üst kısımlarında birer hücre bulunur. Bu hücrelerin dış taraflarında dal, yaprak ve çiçek motiflerinden oluşan oyma bir pano vardır.

Üsküdar çeşmesi Türk rokokosunun öncülerindendir. Tophane çeşmesi, ondan 4 yıl sonra yapılmış olması nedeniyle, daha ileri bir adımı teşkil eder.

Çeşme ilk olarak 1837 yılında ve ardından 1957 ve 2006 yıllarında onarım görmüştür.

“İstanbul Kanatlarımın Altında” filminin bir kısmı, çeşmenin önündeki sette çekilmiştir.

Çeşme günümüzde faaldir.  

İstanbul Tophane
 

CEMİLE VE MÜNİRE SULTAN SARAY (ÇİFTE SARAYLAR)

İstanbul Tophane ile Kabataş arasında Fındıklıdadır.

Cemile ve Münire Sultanlar, Sultan Abdülmecid’in kızlarıdır. Salıpazarında bulunan Emnabad Sarayının yerine, Çifte Saraylar denen saraylar yapılmıştır. Çifte Saraylar: 1856-1859 yılları arasında Mimar Garabed Balyan tarafından yapılmıştır. Saraylardan biri Cemile Sultan’a ve diğeri ise Münire Sultan’a tahsis edilmiştir.

Münire Sultan Sarayı

Ölümünün ardından, bir süre Sultan Abdülaziz kızı Saliha Sultan ve daha sonra Sultan Abdülhamid kızı Adile Sultan tarafından kullanılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra İstanbul Komutanlığı olarak kullanılmıştır. 1943 yılında ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

1952 yılında Atatürk Kız Lisesi olmuş, 1972 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisine devredilmiş, günümüzde Mimar Sinan Üniversitesi olarak kullanılmaktadır.

Cemile Sultan Sarayı

Ölümünün ardından Sultan Abdülaziz kızı Nazime Sultan tarafından kullanılmış, 1913 yılında onarılmış ve Cumhuriyetin ilanına kadar Meclis-i Mebusan binası olarak kullanılmıştır. Buna istinaden kara tarafındaki caddenin ismi “Meclis-i Mebusan Caddesi” olmuştur. Yapı: 1926 yılında Sanayi-i Nefise Mektebu olmuş, 1948 günü yanmış sonra onarılarak 1953 yılında yeniden öğrenime açılmıştır. Yangından sonra eski binanın konturları korunarak yeni bina yapılmıştır.

İstanbul Tophane Kılıç Ali Paşa Külliyesi

KILIÇ ALİ PAŞA KÜLLİYESİ

İstanbul Tophane Mumhane Caddesinin sonunda Hamam Sokaktadır.

Kılıç Ali Paşa: Sultan II Selim ve Sultan III Murad dönemlerinde Kaptan-ı Deryalık yapmıştır. Aslen İtalyan asıllıdır ve adı Giovanni Dionigi Galenidir. Müslüman olduktan sonra “Uluç Ali” ismini almıştır. 16 yıl boyunca sürdürdüğü Kaptan-ı Deryalık görevinde birçok deniz zaferine imza atmıştır. Çeşme ve İnebahtı deniz savaşlarında, Kılıç Ali Paşa kendi filosunu kurtarmıştır.

İstanbul’a dönüşünde Sultan II Selim tarafından Kaptan-ı Derya yapılmış, Uluç lakabı da Kılıç’a çevrilmiştir. Bu yenilgiden sonra Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ile birlikte, Osmanlı donanmasını eskisinden daha güçlü bir şekilde kurmuş ve Akdeniz’e hakim olmuştur. 21 Haziran 1587 yılında vefat etmiştir.

Kılıç Ali Paşa: külliye yaptırmak üzere dönemin Sultanından arazi ve izin talep eder. Sultan “O deryaların Serdaru dur, varsın muktedirse camiini de derya üzre yapsun, ona karada bir karış yer vermem” der.

Evet bu gerçek bir öykü, bunun üzerine Kılıç Ali Paşa: Tophane rıhtımının kenarına taş, moloz ve toprak yığarak denizin doldurulmasıyla elde edilen zemin üzerine camiyi yaptırır.

Külliyenin mimarı Mimar Sinan’dır. 1580 yılında yapılmıştır. 

Külliyede: cami, medrese, Sıbyan mektebi, hamam, türbe, sebil, şadırvan ve medrese yapılmıştır.

Ancak, külliyenin büyük bölümü, 1914 yılındaki yol genişletme çalışmaları sırasında değişikliğe uğramıştır.

İstanbul Tophane
 

Kılıç Ali Paşa Camii

Cami, yukarıdaki öyküde de belirttiğim gibi, İstanbul Tophane’de denizin doldurulmasıyla elde edilen zemin üzerine yapılmış bir tür Yalı Camiidir. Caminin yapımında: Mimar Sinan: uzun meslek yaşamının son büyük eserlerinden olmasına rağmen, küçük ölçüde Ayasofya planı ve Osmanlı Türk mimarisi unsurlarını bir arada kullanmıştır.

Ancak cami: basit bir taklit olmaktan öte, Ayasofya mimarisinin geliştirilmiş bir şeklidir. Statik bakımdan çok daha güvenli yapılmıştır.

Caminin cümle kapası üzerinde bulunan kitabesinde: 1580 yılında yapıldığı yazılıdır.

Caminin muhteşem ahşap kapı kanatları, kündekari üzerine fildişi, abanoz ve elma ağacından incecik kakmalarla, kabartmalı nakışlarla ve metal gülçelerle işlenmiştir.

Caminin içindeki renkli cam alçı pencereler olağanüstü güzeldir. Bu pencerelerin birinde, 1913 yılında Bursalı Tevfik adında bir usta tarafından yapıldığını belirten bir imza bulunmaktadır.

Son cemaat yeri, sütunlara dayanan kemerlerin taşıdığı 5 kubbe ile örtülüdür. Son cemaat yeri: 16’ncı yüzyıl İznik çinileriyle bezenmiştir. Mihrabın çevresi ve kıble duvarı da çinilerle süslenmiştir.

İç kısımda ilk göze çarpan: lacivert üzerine beyazla çevrilmiş ve bütün duvarların üst kısımlarını çepeçevre kuşatan nefis çiniler üzerine nakşedilmiş kuşak yazılarıdır.

Son bir not: söylentilere göre, Don Kişot romanının yazarı Miguel de Cervantes, Osmanlı’ya esir düştüğü dönemde, bu caminin yapımında çalıştırılmıştır. İnebahtı savaşından İspanya’ya dönerken 1575 yılında bindiği kadırga Osmanlı donanması tarafından kuşatılır ve Cervantes Kılıç Ali Paşa’ya esir düşer.

Hatta bu savaşta bir elini kaybeder. Cezayirli birisi tarafından köle olarak satın alınır. Sonra birkaç yıl İstanbul’da kalıp cami inşaatında çalıştıktan sonra sahibi tarafından azat edilir ve İspanya’ya geri döner. Romanlarında esaret günlerini tasvir eder.

Kılık Ali Paşa Türbesi

Caminin kıble tarafındadır. Kesme taştan yapılmış, sekizgen şeklindedir. Türbenin üstünü: iç içe çift kubbe örter. Türbenin içinde: Kılıç Ali Paşa ile Uluç Hasan Paşa’nın sandukaları vardır.

İstanbul Tophane Kılıç Ali Paşa Hamamı

Kılıç Ali Paşa Hamamı

Hamam, leventlere hizmet vermesi için, 1578-1583 yılları arasında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.

Kubbesi, oldukça geniş ve görkemlidir, aynı zamanda gün ışığı geçirir. Duvarlar taş ve tuğla olarak karma örülmüştür. Hamam, son olarak uzun bir restorasyon süreci ardından tekrar hizmete açılmıştır.

Sebil

Caminin köşesinde cadde üzerindedir.

Kitabesi yoktur. Sultan Abdülaziz döneminde yol genişletme çalışmaları sırasında, Tophane köşesindeki sebilin yerinden sökülerek buraya, cami avlu duvarına bitişik olarak yeniden konuşlandırıldığı düşünülmektedir. Yani muhtemelen sebil külliyenin bir parçası değildir.

Medrese

Külliyenin bir parçası olan yapının girişi, kuzeydedir. Ancak girişin önünde zemin kodunun yükselmesi nedeniyle medrese yapısı çukurda kalmıştır. Kareye yakın plandadır. Dershane odası, tam ortadadır. Kenarları 9 metre uzunluktadır. Ayrıca 18 tane öğrenci odası bulunur. Dershane ve öğrenci odalarının önünde, avluya açılan bir revak vardır.

Yapı, tarihi süreçte birçok kez onarım görmüş, bazı odaları kullanılmış, bazı odaları ise harap durumda bırakılmıştır. Medrese içinde bulunan kütüphanedeki kitaplar, 1918 yılında Süleymaniye Merkez Kütüphanesine taşınmıştır.

Uzun yıllar Çocuk Esirgeme Kurumuna devredilmiş ve Dispanser olarak kullanılmıştır. Bu sırada büyük değişiklik yapılmıştır. 1995 yılında yapı tahliye edilmiştir.

Günümüzde kendi haline terk edilen yapı kapalı tutulmaktadır.

Beyoğlu bölgesi gezisi.

Brezilya Ouro Preto

Brezilya Ouro Preto

Kasaba: Rio de Jeneiro şehrine 395 km, Sao Paulo şehrine 682 km, Bresilia şehrine 824 km uzaklıktadır. Rio şehrinden yaklaşık 7 saatlik bir otobüs yolculuğu ardından buraya varılır.

Kasaba “Minas Gerais” bölgesinin en güzel kasabasıdır. UNESCO tarafından 1980 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Çünkü: Brezilya sömürge mimari döneminin tam bir başyapıtı olarak kabul edilmektedir. Yani: “Siyah Altın” anlamına gelen “Ouro Preto”: Güney Amerika’nın sömürge dönemine ait en görülmeye değer yerlerden birisidir.

Brezilya Ouro Preto

 

1698 yılında “Antonio Dias de Oliveira” bu bölgede keşif yaparken: siyah bir metalin bulunduğu madenlere ulaşır ve bu metalin altın olduğunu anlayınca “El Dorado” efsanevi Kayıp Altın Şehrini bulduğunu düşünür.

Ardından ise yeni keşfedilen altın yatakları yüzünden, binlerce hazine avcısı buraya akın eder ve hatta madenlerde çalıştırılmak üzere Afrika’dan binlerce köle getirtilir. Çeşitli yerlerden gelenler, bölgenin çeşitli yerlerinde kendi şapellerini ve küçük kamplarını oluşturdular.

1711 yılına gelindiğinde ise bu dağınık yerleşimler bir araya gelerek “Villa Rica de Albuquerque” yani bugünkü “Ouro Preto” denen kasabayı oluşturdular.

18. yüzyıl ortalarına gelindiğinde, o döneme kadar hızla büyüyen kasabanın nüfusu Rio şehrinin tam beş katına ulaşmıştır. Ancak: insanlar altınları nereye harcayacaklarını bilmediklerinden, kiliselerde dekor olarak kullanmışlardır.

Öte yandan: altın aramak için buraya gelenlerle birlikte, Antonio Francisco Lisboa tarafından yaratılan “Assis kilisesi” ve diğer yerlerde, üstün kaliteli eserler üretmek üzere Sao Francisco (Aleijadinho) gibi diğer birçok sanatçı da buraya gelmiştir.

Barok heykeltıraş Aleijadinho burada birçok kilise, köprü ve çeşme yapmıştır. Bunlar: geçmişte yani o dönemdeki refahı temsil etmesi açısından son derece önemlidir. Çünkü: 19. yüzyılda altın madeni tükenince şehir olduğu gibi kalarak günümüze gelmiştir.

Brezilya Ouro Preto

Brezilya Ouro Preto

 

Çoğunlukla tek veya iki katlı evler: birbirini destekler gibi görünerek bir tepenin üzerine gurup şeklinde yerleşmiş ve düzensiz bir peyzaj hattı oluşturmuş olmalarına rağmen: bunlar arasında Aleijadinho ve diğerleri gibi seçkin ve yetenekli sanatçıların mimari ve sanatsal başyapıtları da bulunmaktadır.

Avrupa’da başarıyla uygulanan Barok ve Rokoko mimari stilleri: Brezilya’da 18. yüzyılın ikinci yarısında “Maden Barok” tipi tarzında ilk olarak burada gelişmiştir. Brezilya kıyı şehirlerinin aksine Barok Ouro Preto şehri: tipik Brezilyalı olarak kabul edilir. Özellikle Aleijadinho tarafından iç dekorasyonları yapılan “Sao Francisco de Assis” ve “Santa Efigenia dos Pretos” kiliseleri mükemmeldir.

Evet, kısa zaman sonra altın kaynakları ve madencilik rezervleri hızla düşünce, şehir ekonomisi bozulmuştur. 1823 yılında şehir “Ouro Preto” olarak yeni isim almıştır. 1897 yılında eyaletin başkenti “Belo Horizonte” şehri olmuştur. Böylece “Ouro Preto” şehrinde şaşalı günler sona ermiş, ancak kasaba yine de zengin mirasını korumayı başarmış ve muhteşem güzel mimari anıtlarıyla 1930’lardan bu yana Brezilya’nın en çok turist çeken yerlerinin başında gelmektedir.

Şehir dar bir vadiye kurulmuş olduğundan: bolca dik yokuş bulunmaktadır ve burayı gezmek biraz zahmetlidir. Bu yüzden: yanınızda rahat ve kaymaz tabanlı ayakkabı bulundurmanızı öneririm. Ancak: bu dik yokuşlar, taş yollara rağmen: çeşmeler, köprüler ve evler o kadar renklidir ki, her sokağa girmek ve görmek isteyebilirsiniz. Bunların yanında burada rakım yaklaşık 1100 metre olduğundan, diğer şehirlere nazaran hava daha serindir. Yani yanınızda kalın giysiler bulundurmanız önerilir.

Brezilya Ouro Preto

Brezilya Ouro Preto

 

Bu güzellikleri korumak adına: günümüzde burada bir ev yapılmak istendiğinde, 18. yüzyıl mimarisine uygun olarak inşa edilmesi zorunluymuş.

Şehrin gezilecek yerlerine gelmeden önce, yine çok özel bir durumdan söz etmek istiyorum. Bu şehir: Brezilya tarihinde turistik yönü ötesinde ayrı bir önemi daha vardır. Burada altın bulunduğunda, ülkede Portekiz sömürge dönemi yaşanmaktadır.

Portekizliler: bu zenginlikten başları dönünce, altın satışından vergi almaya kalkarlar, ancak bunun üzerine Ouro Preto halkı ayaklanır. Bu ayaklanma hareketi, Brezilya’nın ilk devrimci bağımsızlık hareketi olarak tarih sayfalarına işlenir. Yani “İnconfidencia” nın temelleri burada atılmıştır.

Buradaki bu ayaklanma hareketinin kahramanı “Tridendes” yani “diş çeken” lakabı ile anılan “Jose de Silva Xavier” dir. Bu özgürlük savaşçısı: planlarının ayrıntılarını harekete geçiremeden hareket içinde yer alan biri tarafından yetkililere bildirildiğinde 1792 yılında yakalanır ve Rio şehrinde idam edilir. Bu yüzden, kasabanın en güzel meydanında bir heykeli vardır ve meydan onun ismiyle “Praça Tiradentes” olarak isimlendirilir. Kendisinin idam edildiği 21 Nisan tarihi ise, her yıl resmi tatil olarak belirlenmiştir ve kutlamalar yapılır.

Gelelim günümüze: bugün burası bir üniversite şehri olarak biliniyor. “Universidade Federal de Ouro Preto” üniversitesi, yaklaşık 10 bin öğrenci bulundurmaktadır.

Öte yandan: şehir “karnaval” eğlenceleriyle de çok ünlüdür. Özellikle gençler karnaval kutlamalarına Rio şehri yerine, burada katılmaktadırlar.

Brezilya Ouro Preto

 

GEZİLECEK YERLER

Brezilya Ouro Preto Sao Francisco de Assis Kilisesi

 

Sao Francisco de Assis Kilisesi

Burası Brezilya mimarisinin bir başyapıtı olarak kabul edilmektedir. Brezilya’da Portekiz menşeli dünya harikası olarak 2009 yılında ilan edilmiştir.

Yapı: Aleijadinho tarafından tasarlanmış ve Antonio Francisco Lisboa tarafından dekore edilmiştir. Yapımı: 1766-1809 yılları arasındaki dönemdedir. Kilisenin içindeki dekorasyonda yer yer altın kaplama kullanılmıştır. Parça detay ve mükemmelliği ve zenginliği etkileyicidir. Özellikle cephe sömürge dönemi mimarisinin bir başyapıtıdır.

Özellikle “Manuel de Costa Athayde” tarafından yapılmış tavan paneli mükemmeldir. 10 yıllık çalışma sonucunda yapılan ve gökyüzünün taklidi olan bu panelde “melekler gökyüzüne doğru gider” şekilde gösterilmiştir. Panel: ilizyon yanında muhteşem bir perspektife sahiptir. Latince yazılarla süslenmiştir. Bu panelin yapımında kullanılan malzemeler, yani boyalar Portekiz’den getirilmiştir.

Brezilya Ouro Preto Santa Efigenia dos Pretos Kilisesi-Siyah kilise

 

Santa Efigenia dos Pretos Kilisesi-Siyah kilise

Bir tepenin üzerinde bulunan ve 18.yüzyıla tarihlenen kilise: altın madencileri tarafından finanse edilmiş ve köleler tarafından 1730-1790 yılları arasındaki 60 yıllık süreçte inşa edilmiştir. Bir tepenin üstünde bulunmasının nedeni, merkezden görülen şehrin panoramasında önemli yer kaplamasıdır. Ancak tepenin üstüne bu kiliseye ulaşana kadar yorulmamak mümkün değildir.

Projenin mimarı Manuel Francisco Lisboa’dır ama Francisco Xavier de Brito da katılmıştır.
Cephesindeki taş saat; şehrin en eski saatlerindendir. Sunak Francisco Xavier De Brito ve Aleijadinho tarafından oyulmuştur.

Nef boyunca yan koridorlarda bölgedeki madenciliğin evrimi anlatılmaktadır. Yapının içinde bazı detay ve boyamalarda Makao (Çin) etkisi görülmektedir. Bunlar iki resimde Çin kırmızısı kullanılmasıyla gündeme gelmektedir.

Yapının iç dekorasyonu da çok zengindir. Tavan boyamasında “siyah papa” görülür ve bu yüzden kiliseye “siyah kilise” ismi verilmiştir. Bu tavan boyaması Manuel Rabelo de Souza tarafından yapılmıştır.

Söylenenlere göre: burayı yapan ve Afrika’dan Kongo’dan getirilen köleler: saçları, tırnakları ve diş aralarına sakladıkları altın tozu kaçakçılığı ile kilise yapımına katkıda bulunmuşlardır. Kilisenin girişindeki taş lavaboda: siyah kadınlar kiliseye girmeden önce saçlarının arasına sakladıkları altın tozlarını yıkıyorlarmış.

Süzülmüş altın bir bağış olarak bırakılıyormuş.

Neden? Çünkü: bu dini yapı “Kral Chico” isimli popüler bir efsaneye bağlıdır. Şair Manuel Bandeira tarafından anlatılan bu efsaneye göre: “Afrika-Kongo kralı Chico Rei: savaşçı hükümdar ve tanrı Zambi Apungo’nun yüksek rahibidir. Ancak kendisi ve tüm kabilesi Portekizli tüccarlar tarafından yakalanır ve köle tacirlerine satılırlar.

O, 1740 yılında köle gemizi “Magdalena” ile Brezilya’ya gelir. Ancak aile üyeleri arasında Atlantiği geçerken yalnızca kendisi ve oğlu sağ kalır. Kraliçe Djalo ve kızı prenses Itulo: fırtına tanrılarının öfkesini yatıştırmak için köle gemisi “Magdalene”lı denizciler tarafından okyanusa atıldılar.

Daha sonra köleler Augusto isimli bir binbaşı tarafından satın alındılar ve Chico Rei, oğlu ile birlikte Vila Rica şehrine götürüldü. Ancak bir köle olarak çalışmalarına rağmen kendisi ve oğlu köleler tarafından “kral” olarak kabul edildi. Kral Chico’nun oğlu Manumission; daha sonra evlenir ve kendi kral, eşi kraliçe olur.

Onlar tarafından koruyucu olarak Aziz Iphigenia seçilir ve Vila Rica şehrindeki bu siyah gurup: siyahların ilk kardeşliği topluluğu olarak Santa Iphigenia kilisesini yaparlar ve 6 Ocak tarihi, her yıl sadık Afrikalılar tarafından, sokaklarda danslar edilerek kutlanır.

 

Padre Faria Chapel

St Iphigenia kilisesinden siyah insanlar tarafından atılan beyaz insanlar kardeşlik gurubu tarafından 1740 yılında kurulmuştur. Şapelin tarihi ayrıntıları hakkında pek bilgi yoktur. Sadece çanı 1750 ve avlusu 1756 yılına tarihlenmektedir. Dış alanda soğanlı bir piramit çatı ve aynı zamanda küçük çan kulesi vardır.

 

Aleijadinho Müzesi

1968 yılında kurulmuştur. Müzede: değerli kutsal koleksiyonları korumak amaçlanmıştır ve bunlar arasında kutsal sanat ve grafik belgeleri bulunmaktadır.

Brezilya Ouro Preto Museu de Ciencia e Tecnica-Mineral Müzesi

 

Museu de Ciencia e Tecnica-Mineral Müzesi

Mineraloji koleksiyonu 1875 yılında Fransız bilim adamı Claude Henri Gorceix tarafından getirilen numunelerle kurulmuştur. Kendisi Rio de Jenerio şehrinde kurulan Mineroloji ve Jeoloji Laboratuvarı kurucusudur.

Zamanla çeşitli bağışlar yolu ile müzenin koleksiyonu büyümüş ve dünyanın en büyüklerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Özellikle: elmas ve uranyum gibi minerallerin numuneleri ilgi çekmektedir.

Müzenin bulunduğu bina: 1741-1748 yılları arasında Jose Fernandes Pinto Lucknow tarafından tasarlanmış eski Guvernörler sarayıdır. Valiler, 1897 yılına kadar burada ikamet etmişlerdir. Binada 1752 yılından kalma bir çeşme bulunmaktadır. Daha sonra bu saray Ouro Preto Üniversitesinin “Madencilik Okulu” ve “Minaral Müzesi” tarafından işgal edilmiştir.

Brezilya Ouro Preto Komplo Müzesi-Museu da Inconfidencia

 

Komplo Müzesi-Museu da Inconfidencia

Müzenin bulunduğu binanın yapımına 1785 yılında başlanmıştır. Yapımda mahkum köleler, marangozlar ve bazı sanatçılar çalışmışlardır. Bunlar arasında: Aleijadinho ve Xavier de Brito gibi sanatçılar da vardır.

Bina: bir devlet hapishanesi olarak ve eski Town Hall olarak kullanıldıktan sonra 1938 yılında boşaltılmıştır. Ardından bu müze oluşturulmuştur.
Müze: 1789 yılındaki Brezilyanın bağımsızlığını ifade eden “Minas Komplosu” için düzenlenmiştir. Ayrıca: madenci toplumunun zengin kültürünü yansıtmaktadır. Koleksiyonda 4000 den fazla parça bulunduğu söyleniyor.

Müzede komplo ile ilgili el yazmaları ve eserlerin koleksiyonu bulunmaktadır. Ayrıca: mobilyalar, kostümler ve 18. ve 19. yüzyıldan kalma çeşitli nesneler görülebilmektedir.
Evet, adından da anlaşılacağı üzere, yukarıda sözünü ettiğim burada başlatılan bağımsızlık hareketi ile ilgili yani “Tridentes” e yapılan komplo ile ilgilidir. Burada hareketin önde gelen isimleri, Tridentes’in asıldığı darağacı parçaları ve yine onun tarafından yazılan “Marilia de Dirceu”nun ilk baskısı bulunuyor.

Brezilya Ouro Preto Masalların House-Casa dos Contos

 

Masalların House-Casa dos Contos

Rua Sao Jose adresindedir. Barok mimarinin önemli bir örneğidir.
Şehrin ana meydanında, beyaz parlak boyalı ve pencereleri olan burası: 1782-1787 yılları arasındaki beş yıllık süreçte, bir vergi yöneticisi konutu ve 18. yüzyıl sömürge döneminde Brezilyalı bir zengin evi olarak kullanılmıştır.

Macedo isimli bu zengin kişi: 1789 yılında “Minas Gerais” yer altı bağımsızlık hareketi (Inconfidencia) nın en seçkin destekçilerinden birisiydi. Ayrılıkçı hareketin bastırılması sırasında, ev, sadık askerler ve müttefik isyancılar için bir konaklama yeri olarak kullanılmıştır. Ancak Macedo: şüphelerden sıyrılmayı başardı, ancak parasını yönetemedi ve büyük borç içine düşünce 1803 yılında evini satmak zorunda kaldı ve ev “Kraliyet Hazinesi” tarafından ele geçirildi.

Daha sonra ise “Tales House” ismini almış ve kraliyet hazineleri ve Altın kurulu evi olarak kullanılmıştır. Portekiz döneminde vergiler buraya ödeniyordu.

Claudio Manuel de Costa: tutuklandığında burada hücresinde idam edilmiştir. Günümüzde müze olarak kullanılan yapıda sergilenenler: 18. ve 19. yüzyıla ait mobilyalar, belgeler, mektuplar, zengin kütüphane ve sikkelerdir.

Ev takip eden süreçte uzun yıllar boyunca: bir postane, bir banka ve belediye başkanının ofisi olarak kullanılmıştır. Brezilya Maliye Bakanlığı evi 1973 yılında teslim almış ve bugünkü görünümünü kazandırmıştır.

 

Oratory Müzesi-Museu do Oratorio

Şehir merkezinde, Mount Carmel Our Lady kilisesinin avlusundadır.
Burada dünya çapında benzersiz 162 oratories sergilenmektedir ve Ekim 1998 tarihinde Flavio Gutierres Kültür Enstitüsü bünyesinde açılmıştır. Burada sergilenen koleksiyon, koleksiyoncu Angela Gutierrez tarafından Brezilya hükümetine bağışlanmıştır.

 

Tasarrufların Müzesi-Museu das Reduçoes

Rua Sao Gonçalo-Amarantina ilçesi adresindedir.
Ouro Preto kasabasının tarihi merkezine yaklaşık 25 km uzaklıktadır. Burada madenci insanların yetenek ve sanatları hakkında nesneler sergilenmektedir. Burada: orijinal binalarda kullanılan aynı malzeme kullanılarak yapılmış tarihi evler ve tarihi anıtlar koleksiyonu sanatsal düşük ölçekte yeniden yapılarak sergilenmektedir. Zengin mimari: 500 yıllık asma bahçeleri ile bezenerek süslenmiştir. Ayrıca 15 devletten gelen 25 anıt kopyası da sergilenmektedir.

 

Guignard Evi Müzesi-Museu Casa Guignard

Bobadela Earl Street caddesindedir.
Alberto da Veiga Guignard: yüzyılın en başarılı Brezilyalı sanatçısıdır. Kendisi “Minas Gerais” tarihi kentlerinin manzaralarını yansıtan çalışmaları ile tanınır.
Guignard Evi Müzesi: 1987 yılında Ouro Preto merkezinde tarihi bir binada açılmıştır. Burada onun eserleri görülmektedir.

 

Madenler

Şehrin eski altın madenlerine turistler için tur düzenleniyor. Bunların en popüler olanları “Chico Rei” dir ve Mina Senhora da Conceiçao kutsal alanına yakındır.

 

Carnaval

Şehir sokakları her yıl Şubat ya da Mart ayında; karnaval nedeniyle binlerce ziyaretçi çekmektedir. Bu karnaval etkinliklerinde birçok kişi özel kostümler giyerler ve Samba okulları ile birlikte kasaba sokaklarında geçit törenleri düzenlenir.

Brezilya Rio de Janeiro yakınları

Brezilya Rio de Janeiro yakınları

Burası: Rio da Janeiro eyaletinin ikinci büyük şehridir. Rio da Janeiro şehrine 17 km uzaklıktadır. Her iki şehir arasındaki bağlantı “Rio-Niteroi” köprüsü ve feribotlar ile sağlanmaktadır. Feribot yolculuğu yaklaşık 20 dakika sürer ve yolculukta güzel Rio manzarası izlemek mümkündür. Kara yolunu tercih ederseniz, kendi türünde dünyanın en uzun köprüsü olan “Rio-Niteroi” köprüsü tercih edilir.
Şehir: Brezilyalı bir yerli tarafından 1570’li yılların başında kurulmuştur. Şehrin isminin kelime anlamı “Saklı Sular” demektir.

Brezilya Rio de Janeiro yakınları

Brezilya Rio de Janeiro yakınları

Günümüzde ise: şehir, Brezilya ülkesinin en zenginlerinin yaşadığı bir şehir olarak tanınmaktadır. Şehir önemli bir sanayi ve ticaret merkezidir. Birçok kişi burada yaşamakta ve Rio şehir merkezine gidip-dönmektedirler. Yani bir anlamda, Rio şehrinin “Kadıköyü denebilir. On binlerce insan, İstanbul’da olduğu gibi her gün karşı yakaya geçip şehir merkezindeki işlerine gitmekte ve akşam geri dönmektedirler.

Eğer askeri tarihe merakınız varsa, yakınlardaki “Fortaleza de Santa Cruz” denilen yere bir gezi yapabilirsiniz. Kale girişine yakın küçük koylara sıkışmış tenha plajlar da denize girmek için idealdir. Ayrıca deniz ürünleri servisi yapan restoranlar da caziptir.

Brezilya Rio de Janeiro yakınları

Okyanus kıyısındaki plajlar

Niteroi alanı içinde birkaç plaj bulunmaktadır. Guanabara körfezi boyunca uzanan bu plajlar güzel görünse de bu sularda yüzmek çoğu kişi tarafından tavsiye edilmez. Sadece güneşlenmek için kullanılır.

Denize girmek için körfezin Rio tarafına İpanema veya Copacabana yönünde Atlantik kıyısında 30-40 dakika yolculuk yapmak gerekir. Buradaki plajlar temiz ve beyaz kumlu olsa da, su kirli ve siyahtır. Suyun her geçen yıl kirlendiği söyleniyor.

Çünkü şehrin kanalizasyonunun doğrudan suyun içine verildiği söyleniyor. Özellikle yağmur yağdıktan sonra kesinlikle denize girilmemesi isteniyor.
Bölgedeki bazı önemli plajlar şunlardır:

 

Boa Viagem

Bu plaj “Çağdaş Sanat Müzesi” yakınındadır. Plajın yakınlarında 18. yüzyıldan kalma bir şapel ve kale kalıntıları ilgi çekmektedir. Plaj bölgesi aileler için önerilir.

Brezilya Rio de Janeiro yakınları Niteroi Güncel Sanatlar Müzesi-Museu de Arte Comtemporanea

Brezilya Rio de Janeiro yakınları Niteroi Güncel Sanatlar Müzesi-Museu de Arte Comtemporanea

 

Niteroi Güncel Sanatlar Müzesi-Museu de Arte Comtemporanea

Uçurumun kenarında bir uzay gemisi görüntüsündedir ve 1996 yılında tamamlanmıştır. Burası Rio şehrinin en fantastik yapısıdır.
Müzenin bulunduğu binanın tasarımı mimar Oscar Niemeyer tarafından yapılmıştır. Bu ünlü mimar 1960’larda Rio şehrinden başkent ünvanını alan “Brasilia” şehrini sıfırdan yaratmıştır.
Yapının modern çizgileri dikkat çekmektedir. Dışarıdan bakıldığında sanki havada asılı imiş gibi durmaktadır. Niteroi’yi Rio şehrinden ayıran Guanabara körfezini görecek şekilde inşa edilmiştir.

Üstelik Sugar Loaf ve Corcovado manzarası da mükemmeldir.
Müzedeki sergilerde: çoğunlukla 1980’li yıllardan itibaren önemli Brezilyalı sanatçıların eserleri, Daniel Senise ve Joao Sattamini koleksiyonları bulunmaktadır. Müze: heykel, tekstil ve boyama üzerine odaklanmış, Brezilyalı çağdaş sanatın değişen seçkilerini sunmaktadır.