İzmir Bayraklı

İzmir Bayraklı

Günümüzün, İzmir şehrinin büyük bir bölümünü oluşturan  Bayraklı; antik dönemde havasının güzelliği ve şifalı olması ile ün salmıştır.
Ayrıca: antik İzmir şehrinin yani Symniria şehrinin, ilk olarak burada  kurulduğu da öğrenilmiştir.  Son bir not: İzmir şehrinde en güzel deniz manzarasının  buradan görüldüğü söyleniyor.

İzmir Bayraklı

ULAŞIM

Bayraklı: İzmir-Çanakkale kara yolu üzerinde bulunmaktadır.  İzmir şehir içinde bulunması nedeniyle, ulaşım konusunda ayrıntılara girmiyorum.

İzmir Bayraklı

TARİH

İzmir’de Bayraklı yöresinin tarihi geçmişinin MÖ.3000  yıllarına kadar gittiği bilinmektedir. Bu dönemde, yörede Truva uygarlığı egemendi ve Bayraklı bölgesindeki ilk yerleşimcilerin, Truvalılarla yoğun  iletişim içinde bulundukları anlaşılmıştır.

Kazılarda ortaya çıkan taş temeller  üzerinde yükselen taş ve kerpiç ev duvar kalıntıları, bunu ifade etmektedir.

Yine efsanelere göre: binlerce yıl önce, Tanrıların vahşeti  yani deprem sonucu göl haline gelen bir antik şehir ( bu şehrin günümüz  Yamanlar dağındaki Karagöl civarında bulunduğu sanılıyor) terk edildikten  sonra, Bayraklıdaki bu yerleşim yeri kurulmuştur.

Yine aynı dönemde, tüm Ege bölgesinde yoğun Hitit etkisi  görülmektedir. Bu etki, yöredeki Bayraklı kazılarında, Kemalpaşa Karabel de  görülen Hitit kaya kabartmasında görülmektedir.

Tüm bunların yanında, yöredeki  ilk yerleşim: körfezin kuzeydoğusunda, günümüzdeki Bayraklı yöresinde, Tepe  kule mevkiinde kurulmuştur. Tepe kule mevkiinde, Symniria şehrinin varlığı  kanıtlanmıştır. Bayraklının üst kesiminde, 205 metre yükseklikteki  burun üzerinde, Tantalos’un mezarı olarak bilinen yapı görülmektedir. Bu  yapının, MÖ.7’nci yüzyılda yapıldığı anlaşılmıştır.

Bayraklı bölgesindeki bu Symniria yerleşimi: MÖ.1050 yılında, Dor istilası  nedeniyle, Ege sahillerine geçen ve birçok yerleşim yeri kuran Aiol ve İonların  egemenliğine geçtiği görülür. Bu refah döneminde, şehrin sınırları hızla  genişlemiştir.

Gelelim, yörenin Bayraklı isminin kaynağına: Aslında, bu  konuda birkaç söylenti var. Bunların birincisi: Türk korsanlar: bir zamanlar, Akdeniz’e hakim iken, her yıl İzmir bölgesine gelip, günümüzdeki Bayraklının olduğu yerde, bayrak açarlar ve denizci toplarlarmış.

Özellikle “Solumadan can  vermek, terlemeden mal kazanmak isteyenler, bayrağımız altına gelsin” sözleri  ile, gönüllü çekmeye çalışırlarmış. Evet, bayrakların açıldığı yer ve dönemin  anısına, buraya Bayraklı denildiği söylenir.

Bir başka söylentiye göre: 19’ncu yüzyılda, buralarda yerleşik bir soyguncu gurubu, bölgeden geçen kervanları ve tüccarları soyarlar, ancak kimsenin canını yakmazlarmış. Soyguncular her soygundan sonra, günümüzde Tantalos’un mezarının bulunduğu tepeciğe bayrak dikerlermiş. Bu nedenle, soygunları yapanlara “Bayraklı eşkıya” ve yörenin adına da “Bayraklı” denilmiştir.

Bayraklı, 2008 yılında Karşıyaka ilçesinden ayrılarak: İzmir  ilinin müstakil bir ilçesi olmuştur.

İzmir Bayraklı

GENEL

Bayraklı: İzmir şehir merkezinde, körfezin kuzeydoğu  köşesindedir. İlçenin yüz ölçümü:3700 hektar civarındadır.

İzmir Bayraklı

KONAKLAMA

Bayraklı Öğretmenevi            Manavkuyu.252.Sok. No.21/1        232-3474343

İzmir Bayraklı

GEZİLECEK YERLER

İzmir Bayraklı

BAYRAKLI HÖYÜK

İzmir şehri, Bayraklı da bulunan bu höyük üzerinde kurulmuştur.

Yüz ölçümü, yaklaşık 100 dönüm olan höyük: bir düzlük üzerinde kurulu bir tepeciktir. Antik dönemde: bu tepeciğin batısı ve güneyi denizlerle çevrilidir. Smyrna olarak isimlendirilen, antik İzmir şehri, bu tepecik üzerinde kurulmuş ve ovaya doğru genişleyerek büyümüştür.

MÖ.11’nci yüzyılda kurulan Smyrna şehri: özellikle MÖ.700-550 yılları arasında, mimari yönden büyük bir atılım içine girmiştir. Özellikle: Helen dünyasının en eski geometrik dokulu şehir planı, ilk kez burada uygulanmıştır. Sütun başlıkları, aiol mimarlığının ilk ve en güzel ve başarılı örnekleridir. Anadolu’nun en eski Athena Tapınağının burada olduğunu da unutmamak gerekir.

Gyges isimli kralın tahta çıkışıyla, MÖ.680 yılından itibaren, Lidya saldırıları ve Lidyalıların Smyrna için her zaman tehlike oluşturdukları görülse de, Smyrna, en parlak dönemini, bu süreçlerde yaşamıştır.

Kenti çevreleyen sur: çok odalı, banyolu evler, kutsal yapı, kamu hizmeti veren çeşme ve geometrik dokulu kent planı: şehrin, Batı Anadolu’da, Arkaik dönemin en önemli şehirlerinden biri olduğunu işaret etmektedir.

Kentin içinde, doğu-batı doğrultusundaki Athena Caddesi, batıda bir limanla biter. Ancak, bu liman, günümüzde, bu bölgedeki evlerin altında bulunmaktadır. Antik kent: MÖ.4’ncü yüzyılda, Pagos dağının yani bugünkü Kadıfekale’nin eteklerindeki yeni yerine taşınmıştır.

KARABEL ANITI

İzmir şehrinin yaklaşık 28 km doğusunda bir dağ geçididir.

İki tarafı yüksek yamaçlarla kaplı Karabel Geçidindeki yol: kuzeydeki Sardes ve İzmir’i, güneydeki Efes’e bağlıyordu.

Karabel geçidinin iki yanında, savaşçı olduğu düşünülen iki kabartmalar vardır.

 

HERODOTOS TESPİTLERİ:

MÖ 5’nci yüzyılda Halikarnassoslu tarihçi Herodotos: eserinin ikinci kitabında, İyonya’da biri Efes ile Foça arasında, öbürü Sardes ile İzmir arasında olmak üzere, iki tane, kayaya oyulmuş betim gördüğünü söyler ve tanımlarını verir.

Heykelin Mısır kralı Sesostris’e ait olduğunu yazmıştır. Sesostris: Hititler ile Kadeş’te savaşan ünlü Firavun değildir. Kudretli rakiplerine üstün gelen ve etkileyen, çok daha büyük bir gücün sembolüydü.

Efes’ten Foça’ya ve Sardes’den İzmir’e giden yollar üzerinde: onun yani Mısır kralı Sesostris’in iki heykelinin kayalara oyulmuş olduğunu belirtir.

Her ikisinin de sağ elinde bir mızrak, sol elinde bir sadak vardır. Boyları yaklaşık 3 kademdir. Giysileri bir Mısırlıyı ya da Habeşi andırıyor. Bir omuzundan ötesine doğru göğsünde: Mısır resimyazısı ile “Bu toprakları omuzlarımla kazandım” yazıyor. Hatta Mısır yazıtlarında, tam olarak şöyle yazıldığını iddia eder “Bu ülkeyi kendi omuzlarımda fethettim”

Ancak: Herodotos’un bu varsayımları tamamen yanlıştır.

Yazıtta gerçekten hiyeroglif kullanılmıştır. Ancak: daha sonraki süreçte bu yazıt deşifre edildiğinde heykelin Arzava bölgesindeki Mira Kralı Tarkasnava’yı temsil ettiği ve muhtemelen MÖ 13’ncü yüzyılda yaptırıldığı öğrenilmiştir. Aslında bu alanda bir dizi kabartma ve yazıt olduğu ve bu alanın yerli krallar tarafından sıkça ziyaret edilen, bir kutsal alan olduğu tahmin edilmektedir.

MİRA KRALI  TARKASNAVA:

Kabartmadaki kişi ise, muhtemelen Mira kralı Tarkasnava’dır. Kral Tarkasnava, Milavata saldırısında Hitit kralı Tuthaliya ile işbirliği yapmıştır.

Hitit kralı Tuthaliya: batıda sürekli ortaya çıkan sorunlara kalıcı bir çözüm bulmak için: bir girişimde bulunmuş ve Mira Krallığına: güneyde Milava ve kuzeyde Viluşa’ya dek uzanan Batı Anadolu bölgesinin büyük kısmında, geniş yetkiler tanımıştır.

Aslında bu yerel kral, Hitit kralının Suriye’deki valilere tanıdığı kadar önemli yetkilere sahip olmuştu.

Günümüzde, Mira’nın Arzava topraklarında bulunduğu biliniyor. Arzava devletleri arasında bulunan ve o dönemde Batı Anadolu Devletlerinin en güçlüsü ve en büyüğü olan Mira krallığının hüküm sürdüğü bölgeydi. Belki de bu anıt, Mira’nın kuzey sınırına yakındı.

 

BUGÜN:

Herodotos’un bir zamanlar gördüğü ve etkilendiğini ileri sürdüğü anıtlardan biri, Torbalı-Kemalpaşa yolu üzerindeki Karabel geçidindedir. 

Karabel geçidindeki taştan savaşçı, yoldan bir hayli yukarıda, geçidin doğu yamacında bulunan bir girintidedir.

Aslında Karabel geçidinde bir dizi kabartma ve yazıt olduğu saptanmasına rağmen, bu anıtlar yol yapım çalışmaları sırasında imha edilmiştir.

1’nci Savaşçı Figürü:

Burada normalden uzun bir savaşçı profili var. Anıtta: yay, mızrak ve kılıç kuşanmış bir erkek tasvir edilmiştir. 

Bu savaşçı, geçit törenindeymiş gibi, sağ ayağını öne atmış olarak görülür. Sağ elinde bir mızrak tutuyor. 

Sol omuzunda bir sadak asılıdır. Başında sivri bir külah var. Üzerindeki tunik, dizlerine kadar uzanıyor. Ayaklarında kıvrık burunlu botlar var. Yüzü, güneye dönüktür.

Yazıt:

Mızrak ve kabartmanın yüzü arasında, üç satırlık resim yazısı var. Bu yazının uzun süre, Mısır hiyeroglif yazısı olduğu iddia edildi.

2’nci Savaşçı Figürü:

Daha aşağıda, tepedeki kayaları sarsan depremin etkisiyle yerinden oynamış olan kayanın üzerindedir.

Bu figür, 1’ncinin kopyasıdır. Her ikisi de, aynı pozisyonda, aynı çizmeleri giyiyorlar ve her ikisinin  de mızrağı ve sadağı var.

Ancak bu 2’nci figür: insan eliyle çok fazla tahrip edilmiştir. Üst kısmı, kasten parçalanmıştır. Bir süre önce, bir Yörük çadırı, bu kayanın yanına kurulmuş ve eski savaşçı oymasının bulunduğu girinti, bu aile tarafından ocak olarak kullanılmıştır.

Bunun sonucunda, burada bulunması muhtemel yazıttan hiçbir iz kalmamıştır.

Zaten bu yazıt, Herodotos’un iddia ettiği gibi, figürün göğsünü tamamen kaplamış değildi.

Yine Herodotos’un iddialarının aksine: boyları üç kademi biraz aşmak yerine, olağanüstü boyuttaydı. Mızrakları sağ değil sol ellerinde tutuyorlardı. Dahası, giysileri bir Mısırlı ya da Habeş’inkinden tamamen farklı ve yazıt göğüslerinde değil, yüz ile kol arasındadır.

Yunanlı tarihçi Herodotos: bu iki savaşçının koruduğu geçidin, hem Efes ile Phokaia’yı hem de Sardes ile Smyrna’yı bağladığını söylerken yanılıyordu. Geçidin kuzey ucu temizlendiğinde, buradan geçen yolun Belkahve’ye ya da Sardes-Smyrna yoluna ulaştığı görüldü.

Sonuç olarak: Herodotos, bu heykellerle ilgili bilgiyi başka bir kaynaktan edinmiş olmalı ama Mısırlı Sesostris yorumu kendisine aitti.

SONUÇ:

Bu heykelleri yapan heykeltıraşların, Hititlerin gücüne bizzat tanıklık ettikleri düşünülür. Burada Hititlerin savaşı kazandığı ve geçidi ele geçirdikleri görülür. Bunlar zaferin göstergeleri olarak yapılmıştır.

 

Manisa Ağlayan Kaya

Manisa Ağlayan Kaya

Anıt: Spylos dağının kuzeydoğu eteklerine, Gediz ırmağının güneyinde, Gediz ovasına yönelik Akpınar yakınında, kireç taşı kaya üzerindedir.

Kayanın yakınlarından fışkıran bir pınarın suyunun doldurduğu bir havuz vardır.

Kayanın cephesine kazılan bir niş içerisinde cepheden, yüksek kabartma tekniğiyle işlenmiş, tahtına oturan, ayrıntıları silinmiş bir figür vardır. Bu, saçları omuzlarına dökülen, tepesinde nilüfer çiçeğine benzer bir süs bulunan, yapay bir girinti içindeki bir tahtta oturan bir kadın figürüdür.

Bu figür genellikle ana tanrıça olarak nitelendirilir.

Figürün ayakta duran bir dağ tanrısı olduğunu veya bir dağ üzerine oturan Hava Tanrısı olduğu ileri sürülür. Bu düşüncenin, kabartmanın havuza yönelik olması ve anıtın yakınlarındaki çok sayıda pınar ile dağın yağmur kapasitesi göz önüne alınarak, kabul görmüştür. Anıt bu konumu nedeniyle bereket ayinleri sırasında kullanılan bir pınar anıtı olarak nitelendirilir.

Araştırmacı: Dr Dennis, tanrıçanın oturduğu girintinin duvarında, Hitit harflerinin yer aldığı bir kabartma buldu. Birkaç merdivenle birbirine eklenerek onunla birlikte yukarıya çıktığınızda, resimyazıları var. Hitit imparatorluk dönemine tarihlenen anıtta, nişin dışına kazınmış yazıt “Prens Kuwatnamuwa” olarak okunmuştur.

Evet, bu bir Hitit tanrıçasıdır.

Gelelim bu anıt hakkındaki bir diğer söylentilere:

Lidyalı tarihçiler, bunun Assaon’un kızı olduğunu ve uçuruma atlayarak intihar etmek istediğini söylüyorlar ama Yunan söylencesi onun taş kesilmiş “Ağlayan Niobe” olduğunu iddia ediyor.

Niobe, babasının kral olduğu Sipylos dağında doğar. Tanrıça Leto ile birlikte büyür ve onunla arkadaşlık yapar. Thebai kralı Amphion ile evlenir ve tamı tamamına 6 kız, 6 erkek olmak üzere 12 çocuğu olur.

Bu sırada, tanrıça Leto’nun ise sadece iki çocuğu olur. Niobe, kendisini tanrıça Leto ile bir tutar. “Tanrıçanın iki çocuğu var, bende ise bir düzeni” diye gururlanır. Tanrıça Leto bu sözlere çok üzülür. Leto’nun çocukları olan Apollon ve Artemis, bunun üzerine Niobe’ye çok kızarlar, okları ile Niobe’nin tüm çocuklarını öldürürler.

Homeros, 12 çocuğu tanrılar tarafından öldürülünce Niobe’nin taşa dönüşüp, ıssız dağlarda, hatta Akheloos kıyılarında dans eden su perilerinin yatağı olan Spil Dağında tanrıların lanetine ağıtlar yaktığını anlatıyor.

Öte yandan, Spil dağındaki bu eski anıt, ancak Yunanlıların Lidya ya yerleşmesinden sonra Niobe olarak tanımlandı.

Bu heykelin yontulduğu kireçtaşı kaya yağmurda ıslanıyor ve aşağıya akan damlalar taşı aşındırıyor.

Sofu Yunanlılar bunu söylencelerine Niobe olarak almışlar.

Buradaki oyma aslında Küçük Asya da Atergatis, Derketo, kimi zaman da Kybele olarak bilinen ünlü tanrıçaya ait.

II Ramses in gözde kraliçesi Nefertiti nin Ebu-simbel yamacındaki kayanın girintisinde yer alan figürünü gören, biri Spil Dağındaki heykeli yapan sanatçının daha önce Nil i ziyaret ettiğini kolaylıkla düşünebilir.

Belli bir mesafeden, her ikisi birbirine çok benziyor ve daha yakından incelendiğinde, Mısır’daki heykelin Lidya’dakinden çok daha ince ayrıntılar taşıdığı fark edilse bile aralarında çarpıcı bir benzerlik var.

Günümüz

Günümüzde Spil dağının eteklerindeki bu kaya anıtının bulunduğu yere gittiğinizde, kadın yüzü şeklini almış bir kaya parçası göreceksiniz ve daha ilginci, bu kaya üzerindeki göz şeklinde iki oyuktan sürekli olarak suların, gözyaşı damlası şeklinde damla damla sızdığını göreceksiniz.

İşte bu kaya, Ağlayan kaya, kim bilir kaç yıldır burada bu şekilde ve oyuklarından su damlamakta.

Ancak ben buraya gittiğimde, su damlalarını yani kayanın gözyaşlarını göremedim. Yaz mevsimi ve belki de kuraklık mı demeli bilmiyorum, ancak damlama yoktu, umarım siz gittiğinizde damlama olayını görürsünüz.

 

 

Prag Karlovy Vary

Prag Karlovy Vary

Karlovy Vary Prag arası 130 km uzaklıkta. Prag şehirler arası otobüs terminali olan Florenc’e tramvayla gidin ve tur fiyatının beşte birine aldığınız biletlerle yola çıkın. Yol yaklaşık 2-2.5 saat sürüyor.

Yolda, Çek Cumhuriyetinin diğer köy ve kasabalarını da görebiliyorsunuz. Daha sonra, Çek cumhuriyetinin hatta eski doğu blokunun en ünlü kaplıcalarının bulunduğu Karlovy Vary’a varıyorsunuz. Vardığınızda, hemen dönüş biletini alın, yoksa dönüşte, bilet bulamama durumu oluyor.

20160807_105129
Prag Karlovy Vary

Şehrin efsanesine göre,

Kral bir geyik vurmuş ve geyik yaralı olarak kaçmayı başarmış. Geyiğin şifalı sulardan içerek iyileştiğini gören kral, burada bir yazlık saray kurmuştur. Alman kralı Carl, sıcak ve şifalı suların bulunduğu bu köye adını vermiş ve köşkler yaptırmış.

Derken, bunu duyan diğerleri de koşarak buraya gelince, o devrin en güzel konak ve otelleri, buraya inşa edilmiş.

Şehir adını, Charls’tan, yani Karl’dan almış. Şehirde sıcaklıkları 30-70 derece arasında değişen 12 termal kaynak bulunuyor. Bunlar: her türlü hastalığa şifa olmaktaymış.

1918 yılında, Atatürk’ün tedavi amacıyla gittiği, Sigmund Freud, Karl Marx, Beethoven ve Mozart gibi birçok ünlünün de dinlenmek için tercih ettiği bir şehir, daha sonra koruma altına alınmış. Bu kasabanın havası o kadar temiz ki, sokakta bile sigara içilmesine izin verilmiyor.

Bu yüzden, sigara içenlerin bu kurala dikkat etmelerini öneririm. Sigara, sadece izin verilen kafelerde içilebiliyor.

20160807_112018
Prag Karlovy Vary

20160807_111257
Prag Karlovy Vary

Karlovy Vary Gezilecek Yerler

Karlovy Vary şehri, bir vadide kurulmuştur. Yani, ortadan bir nehir geçiyor ve nehrin iki yanında, sıra sıra evler var ve hemen arkalarında yükselen tepeler var. Bu evler 1700-1800’lü yıllarda yapılmıştır.

Çünkü daha öncesindeki yapılanma, buradaki büyük bir yangın nedeniyle yok olup gitmiş ve ardından, günümüzde görülen düzenli ve renkli, bu cıvıl cıvıl yeni yapılar, evler oteller yapılmıştır. Hatta, her evin önündeki bir plakada, evin yapıldığı tarih yazılıdır.

20160807_135435
Prag Karlovy Vary

20160807_135443
Prag Karlovy Vary

Mustafa Kemal Atatürk’ün şehirdeki hatırası

Hemen şehrin dışındaki bir otoparkta duruyor ve buradan, şehrin başlangıç noktasına ücretsiz belediye otobüsü ile 2-3 dakikada gidiliyor. Şehrin başlangıç noktasındaki büyük bir otelin önünde otobüsten indikten sonra, ilk görülmesi gereken, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de bir zamanlar tedavi (böbrek rahatsızlığı varmış, çünkü buraya gelmeden önce bulunduğu yerde iki kere sıtmaya yakalanmış ve bundan kurtulmak için yoğun kinin aldığında böbrekler rahatsızlanmış) için buraya gelip 38 gün kaldığı oteli görüyoruz.

Aslında daha fazla kalması gerekiyormuş ama şehzade Vahdettin Padişah olunca tedaviyi kesip erken yurda dönmek zorunda kalmıştır. Diğer ilginç bir olay ise, Atatürk’ün burada kaldığı sürede tuttuğu günlüklerdir ve bu günlükleri, yurda döndüğünde Afet İnan’a vermiş ve öldüğünde basılmasını istemiştir. Bu günlüklerde, büyük önder, Karlovy Vary’de geçirdiği günleri yazmıştır.

Kendisi, sadece 3 kere yurt dışına çıkmıştır.

Bu yüzden, Karlovy Vary günlükleri özellik arz etmektedir. Bu günlüklere internet ortamında ulaşıp okumak mümkündür. Benim ilgimi çeken, o dönemde savaş olduğundan buraya tedaviye gelenler, yanlarında bazı gıdalar getirirlermiş. Doktoru, Atatürk’e ne getirdin diye sorduğunda, Atatürk bundan haberi olmadığını, bu yüzden bir şey getirmediğini söyler, bunun üzerine doktoru, senin yerine ben bunu karşılayacağım şeklinde bir yardımda bulunur.

Evet: Atatürk’ün o zamanlar kaldığı küçük otel, hemen birinci katında, bir pencere yanında, Çekler güzel bir plaket asmışlar. Aslında burada hep bir plaket varmış ama 1981 yılında yani UNESCO’nun o yılı Atatürk yılı olarak kabul ettiği yılda, Çekler buraya gayet güzel ve mermer bir plaket asmışlar. Plaket üstünde “Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Kemal Atatürk, burada kalmıştır” yazılıdır.

Öğrendiğime göre, otel idaresi, Atatürk’ün kaldığı bu odayı müşteriye açmıyor, öylece muhafaza ediyormuş. Odada, Atatürk ile ilgili fotoğraflar varmış, sadece bazı özel durumlarda, para karşılığı bu odayı özel guruplara açıyormuş yani genel ziyarete açık değildir. Atatürk’ün kaldığı otelin hemen yanındaki otelde ünlü Sigmond Fireud kalmış ve bu da plaket le belgelendirilmiştir.

20160807_140620
Prag Karlovy Vary

20160807_122806-1
Prag Karlovy Vary

Sonra, nehir kıyısından yürümeye devam ediyoruz.

Hemen solda, hediyelik eşya satış mağazaları, restoranlar, kafeler, oteller görülüyor. Hediyelik eşya satış mağazaları arasında, porselen ve kristal eşyaların satıldığı yerler de görülüyor, ama fiyatlarının pahalı olduğu bellidir. Yürüyerek ilerlediğimizde: bir süre sonra, yani yaklaşık 15 dakika sonra, ilk su termal kaynaklarına ulaşıyoruz. Burada, açıkta bir havuz var ve fıskiyesi ile ortama güzel bir hava katıyor. Hemen yanında, kapalı bir alan var ve camlarla kaplı bu alanın içinde, 3 tane asıl su kaynağı yani çeşme bulunuyor.

20160807_114116
Prag Karlovy Vary

20160807_113524
Prag Karlovy Vary

20160807_114316
Prag Karlovy Vary

Buradaki kaynaklar yani çeşmelerin hepsinin üstünde numara ve suyun sıcaklığı yazılıdır. Çünkü, suyu görünce pat diye elini süren birçok kişi, suyun aşırı sıcak olması nedeniyle bir an yangı hissi yaşıyorlar halbuki suyun sıcaklığı, çeşmenin üzerinde açıkça yazılıdır. Hatta çeşmeler numaralandırılmış, size … numaralı çeşme nerde gördünüz mü şeklinde soru soran bile olacaktır.

Bu kapalı alan, suyun yeryüzüne çıktığı yer olarak önem kazanıyormuş. Burada, 3 çeşme dışında, yine hediyeliklerin satıldığı dükkanlar ve tuvaletler var. Tuvaletler elbette paralıdır.

20160807_114807
Prag Karlovy Vary

20160807_114225-1
Prag Karlovy Vary

Buradan çıkıp, hemen sol yana baktığımızda, yine bir tören alanı görülüyor.

Yunan tapınak mimarisi tarzında yapılan bu alanda törenler düzenleniyormuş, yine buranın hemen kapısında, bulunduğum döneme has, bir sanatçı tarafından yapılan kum heykel görülüyor.

İçeride sol yanda yazının hemen başında belirttiğim ve buranın efsanesini anlatan bir pano görülüyor, panonun hemen altında ise yine bir çeşme, numarası ve suyunun sıcaklığı yazılıdır.

Ardından yürümeye devam ettiğimizde, sağ yanda hediyelik eşyaların satıldığı büfeler ve sağ yanda dükkanlar görülüyor. Zaten, bir süre sonra yani yaklaşık 20-25 dakikalık yürüyüşten sonra, cadde bitiyor.

Cadde bitiyor ama hani iç caddeler ve sokaklara gireyim ne var diye düşünmeyin, bu ana caddenin dışındaki cadde ve sokaklar, gerek meyilli olması yani yokuş yukarı olması ve gerekse size yani turistlere hitap edecek bir şeyler bulunmaması ile önem kazanıyor yani ana caddeden ayrılmayınız.

Zamanınız varsa, dönüş yolunu nehrin karşı kıyısından yaparak değişik bir yerler veya nesneler görebilirsiniz demek isterim ama orada da çeşitli dükkanlar var ve pek de ilginç değildir. Çünkü, buranın zaten en büyük özelliği, insanların buraya tedavi için gelmeleri, yani burası bir alışveriş mekanı veya tarihi bir mekan değildir.

20160807_111559
Prag Karlovy Vary

20160807_130405
Prag Karlovy Vary

Eğer zamanınız varsa

Nehrin sağ kıyısından giderken, küçük bir meydanlık alanda, büyükçe bir otelin önündeki alanda, yerdeki plakalara bakın, bu plakalarda, buraya gelen ünlülerin ismi ve geliş tarihleri yazılıdır.

Hemen burada, sol yanda bulunan kafe, Atatürk’ün günlüklerinde yazdığı üzere sık sık gittiği bir kafedir ve bu kafede, bence mutlaka oturup bir kahve için, bir pasta yiyin, mutlaka keyif alacaksınız, fiyatları makuldür ve hatta bu esnada tuvaletini ücretsiz kullanabilirsiniz.

20160807_111416
Prag Karlovy Vary

Bu arada, bir Rus zengini tarafından, tepeye nefis görünümlü bir kilise yaptırıldığını göreceksiniz. Yine tepede bir İsa heykeli, şehri koruması için dikilmiştir.

Tüm bunları yazınca, belki okurlar merak edeceklerdir, burayı ziyaret ettik, peki kaplıcalara girebilirmiyiz diye.

Burası kaplıca yeri değil, burası içmeler diye tabir edilen bir tür tedavi yeridir. Yani, buraya tedaviye gelenler kaplıca türü yıkanma veya suya girme değil, mevcut suları içerek tedavi oluyorlarmış. Suların içilmesine gelince, kükürtlü ve bol mineralli bu suların içilmesi için doktor önerisi gerekiyor.

Her türlü hastalık için, ayrı reçete yazan doktorlar, hangi çeşmeden, hangi saatte, hangi gün, ne kadar su içilmesini, hastalara reçete ediyorlarmış. Buna uymak gerekiyormuş, aksi halde tedavi gerçekleşmiyormuş. Sırf bu yüzden, insanlar, ellerinde bardak, kupa veya şişelerle çeşme çeşme geziyorlar.

Turistik ziyaret için buraya gelenler de, sulardan az oranda içmelidir çünkü aşırı içildiğinde ishal olma durumu söz konusudur. Zaten suyun tadını alınca, buruk tat, fazla içmenizi önleyecektir, yine de birazcık ta olsa tadına bakmalısınız.

20160807_122720
Prag Karlovy Vary

20160807_140620
Prag Karlovy Vary

20160807_112009
Prag Karlovy Vary

Alışveriş

Becherovka

Karovy Vary denince, bu içki akla geliyor. Yeşil renkli şişesiyle gerek Prag ve gerekse burada buna bolca rastlayacaksınız. Söylenenlere göre, bir doktor ilaç yapımı ile uğraşırken 40 çeşit bitkiyi karıştırarak bu likörü bulmuş ve yine söylenenlere göre sindirim sistemine iyi geliyormuş. Size bunun fiyatı hakkında bilgi vermek istiyorum.

Çünkü, gerek Prag ve gerekse burada birçok değişik fiyat alternatifiyle karşılaşacaksınız. Genelde 50 cc lik şişesi 8 Euro, 70 cc lik şişesi 15 Euro ve 1 litrelik şişesi 17-18 Euro civarında satılıyor. İlaveten, yanında 2 kadeh ile satılan hediyelik şişeleri, 2-3 Euro daha fazla satılıyor.

Bu söylediğim rakamları destekleyecek fiyat bulduğunuzda gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için hediyelik olarak satın alabilirsiniz. Hediyelik olarak düşünenler, söylediğim gibi, yanında 2 kadeh bulunan hediyelik paketi tercih edebilir. Bunun en ucuz satıldığı yer olarak, Karlovy Vary şehrinde, nehir kıyısında, yine bunun yeşil şişesi benzeri bir küçük yerde satıldığını gördüm.

Yani bu yüzden, Prag şehrinden değil, eğer Karlovy Vary’i ziyaret edecekseniz, buradan satın almanızı öneririm, çünkü daha ucuzdur. Evet burada yani paragrafın sonunda bir şey söylemek istiyorum, bunun tadına baktım, rezalet bir tadı var, sakın almayın, aynen Mesir Macunu gibi bir tat var, yani bitki ağırlıklı bir tat, yani berbat bir tat var, almayın.

Kağıt Helva

Karlovy Vary şehrinde: bir tür kağıt helva satılıyor. Ama gerçekten çok ince ve içinde çikolata, limon, fındık ve benzeri şeyler bulunuyor. Fındıklısı, ısıtılarak yeniyor. Diğerleri olduğu gibi yani soğuk yenebiliyor.

Tanesi 0.40 cent, paket olarak satın alırsanız 1.40 cent. Zaten eğer tur ile buraya gittiyseniz, rehber tüm hediyelik eşyaları satın alabileceğiz bir yere sizi götürüyor ve orada, bu kağıt helvadan birazcık tatma şansınız oluyor, bence satın alın, çünkü değişik bir lezzet, ama çikolatalısını tercih etmenizi öneririm.

Bardak-Kupa

Yukarıda bolca sözünü ettiğim çeşmelerden şifalı olduğu söylenen suları içmek için, insanlar ellerinde bir tür bardak-kupa ile dolaşıyorlar. Bu kupanın özelliği, hemen kulp bölümünde bir orijinal pipet olması, yani bardağınızı çeşmeden doldurduğunuzda, bu pipet yardımı ile suyu rahatlıkla içebiliyorsunuz.

Çünkü: bu suların bazıları çok sıcak ve bu sıcak suları yudum yudum içmek gerekiyor, bu yüzden sadece ve sadece burada bulunan bu orijinal pipetli ve yüzlerce değişik tip ve resmi bulunan bardak-kupalardan gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için hatıra veya hediyelik satın alabilirsiniz. Fiyatları, 5-6 Euro civarında, çeşit o kadar çok ki, fiyatları beğeninize göre değişecektir.

Şehirdeki diğer başlıca hediyelik, gözüme çarptığı kadarı ile, bayanlar için tırnak törpüsü, ama bu törpü, metal değil, seramikten yapılmış, gayet süslü ve gösterişlidir.

Evet, gezi bittiğinde, en başta belirttiğim gibi, şehrin girişindeki büyük otel önünden, belediye otobüsüne binerek, 2-3 dakikalık bir yolculuktan sonra, Prag otobüslerinin park ettiği otopark bölümüne gidebilirsiniz.