Muğla Milas Hekotomnos Mezar Anıtı

Muğla Milas Hekotomnos Mezar Anıtı

Tarihe ilgisi olanların büyük olasılıkla ilgisini çekebileceğini düşündüğüm bu hikaye, gerçekten ibret alınması ve gelecek dönemlerde tedbir alınmasının gerekliliğini ortaya koyması açısından ilginç.

HEKOTOMNOS LAHİTİ

Persler: Anadolu’yu istila ettikten sonra: yerli halk arasından yani Kayralılardan birini, kral olarak yönetici seçiyorlardı. Buna: “satrap” ismi veriyorlardı.

O dönemde: hüküm süren, Karya kral ailesinin lakabı “Hekotomnitler” Bu ailenin ilk kralı ise: Kral Hekataios.

Hekataios: Pers istilası sırasında, İonları, Perslere karşı ayaklanmadan vazgeçirmeye çalışmasıyla biliniyor. MÖ.494 yılında, İonlar, Perslerle anlaşma yapmak zorunda kalınca: Pers kralına gönderilen elçiler arasında, Hekataiso’ta bulunmaktadır.

Hekataios: Pers hükümdarını ikna ederek; İon kentlerinin yeniden yasal konumlarına kavuşmasını sağlar. Kendisi de: bu bölgenin satrapı, yani yerel yöneticisi olarak ilan edilir.

Evet, bu muhteşem insanın: iki yapıtı bilinmektedir. Bunlar: Historiai (Tarihçeler) ve Periegesis (Dünya Turu) isimli yapıtlardır. Özellikle: Periegesis adlı yapıtı: iki bölümden oluşmaktadır ve bu bölümlerde: Avrupa ve Asya (Mısır ve Kuzey Afrika) anlatılmaktadır. Yunan tarihçileri, coğrafya ve Etnografya alanlarında, genellikle bu yapıtı kullanmışlardır.

Hatta: MÖ.5.yüzyılda yaşamış ünlü tarihçi Heredot, Hekataios’un yapıtlarını büyük ölçüde kullanmış, ancak isminden söz etmemiştir.

Özellikle, bu dönemde:

Karyalılar tarafından büyük ve ileri bir medeniyetin kurulduğundan söz etmek mümkün.

Tarihi süreç içinde: MÖ.4.yüzyılın başlarında: 395 yılında, kral Hekataios ölür. Kralın ölümünden sonra, satrap olarak oğlu Mausolos atanır. Kral Mausolos; o dönemde, Zeus Karios Kutsal Mabet alanı olarak kullanılan ve sütunlarla çevrili, antik dönemde Zeus’a ibadet edilen bir ana tapınak bulunan bu bölgede: MÖ.390 yılında, çok sevdiği babası için yerin altında bir anıt mezar yaptırır.

Kutsal Mabet Alanı: Zeus için adanmıştır. Tarihi yazıtlardan anlaşıldığına göre: bu kutsal mabette, Zeus’un, 6 metre büyüklüğünde, som altından yapılmış bir heykeline tapınılmaktadır.

Daha sonra: oğul kral Mausolos tarafından, Karya bölgesinin siyasi yönetim merkezi, Milas şehrinden, Bodrum bölgesine taşınır. Mausolos, eşi II. Artemisya (aynı zamanda kız kardeşi) ile birlikte, Bodrum bölgesinde, dünyanın 7’nci harikası olarak kabul edilen “Halikarnasos Mausoleum” yapısını inşa ettirir.

Bu yapının inşasında: dönemin en ünlü sanatkarları görev yaparlar. Ama, maalesef günümüzde, bu yapıdan geriye, sadece temel kalıntıları kalır. Çünkü: buradan çalınan kalıntılar, Londra-British Museum’da sergilenmektedir. Ö

zellikle: 4 at tarafından çekilen bir arabada bulunan, Mousolos ve karısı Artemisya’nın denize doğru yol aldıklarının betimlendiği eser.

Muğla Milas Hekotomnos Mezar Anıtı bulunması

ANIT MEZARIN BULUNMASI

Aradan, binlerce-yüzlerce yıl geçer. 2010 yılı başlarında: Milas Emniyet birimlerine, halk arasında “Uzunyuva” olarak bilinen ve 1.derece arkeolojik SİT alanı ilan edilerek, koruma altına alınmış bölgede: kaçak kazıların yapıldığı ihbarı gelir. Emniyet birimlerinin yaklaşık 7 aylık takipleri sonucu: Ağustos 2010 tarihi başında, kaçak kazı yapılan yere baskın düzenlenir.

Yalnız, hani takip edildiklerini söyledim ya, bu takip edildikleri öne sürülen dönemde, definecilerin, mezar anıtında video filmleri çekerek, burayı internette pazarlamaya çalıştıkları da söylenmektedir.

1’nci derece SİT alanı ilan edilerek koruma altına alınmış bir alanda, yıllardır yapılan soygun. Anlamak mümkün değil? Veya, niye takip yapılan sürede baskın yapılmaz, mezar anıtının soyulması beklenir?

Hani dedim ya, ihbar yapılmış diye, bırakın ihbarları, 1990 yıllarında, bu bölgede kazı çalışmalarını sürdüren İsveç kazı ekibi tarafından: Uzunyuva bölgesinde kamulaştırma çalışmaları yapıldığı takdirde, tüm masrafları kendilerine ait olarak yapılacak bir kazı çalışması sonucunda “Dünyanın en büyük mabetlerinden birinin” bu bölgede çıkarılacağının vaat edildiği söylentisi var.

Belediye, kendisine yapılan bu teklifi kabul etmemiş. Yani, buralarda bir şeylerin bulunduğu, yıllardır biliniyor, hem de, düşünün, yerli halk değil, İsveçliler tarafından. Bütün dünyanın bildiğini, bazı yetkililerin bilmemesi tuhaf değil mi?

Muğla Milas Hekotomnos Mezar Anıtı

Neyse, biz yine anıt mezarın bulunması hikayesine dönelim.

Yaklaşık 10 metre uzunluğunda ve Uzunyuva olarak isimlendirilen, Zeus’un kutsal mabedine ait ayakta kalmış tek sütunun başlangıç noktasındaki bir taş, baraka ev. Daha doğrusu yıkık bir ev. Ancak, Hisar mahallesindeki bu harabe ev, söylentilere göre: Haziran 2010 tarihinde, henüz kimliği belirlenemeyen bir alıcıya, 250 bin dolar karşılığında satılmış.

Evet, evin içinde: beton bir kapak bulunur. Bu kapak açıldığında ise, yerin 22 metre altına inilir. Burada: mezar blokunun 1.80 metre kalınlığındaki mermer bloklarının, defineciler tarafından kırılarak açıldığı görülür. Buradan: dromos  denilen koridora ulaşılır.

Buradan: mezar odasının, 50 cm. kalınlığındaki mermer kapısı delinmiştir. Bu kapıdan girildiğinde: büyük mezar odası ile karşılaşılır.

Muğla Milas Hekotomnos Mezar Anıtı

Mezar odasında:

Bir lahit bulunur. Lahit, muhteşem mermer kabartmalarla süslüdür. Zaten, bu kabartmalar, Kayralıların ileri bir medeniyet olmalarının en büyük kanıtıdır. Lahit, dikdörtgen şeklinde ve 3 metre uzunluğundadır. Lahdin üzerinde: birbirine zıt bölümlerde, iki olay figürlerle canlandırılmıştır. Birinci canlandırmada: bir av sahnesi ve ikinci canlandırma da ise ziyaret sahnesi var.

Av sahnesinde:  kral Hekataios’un, mızrağını bir aslana saplaması betimlenir. Ancak, her ne kadar, antik dönemde, yeniden doğuşa inanıldığı için, kral mezarlarına çok sayıda kişisel kullanım objesi (altın taç, altın işlemeli zırhlar, yüzükler, kolyeler, kaplar gibi) bırakılma geleneği bilinse de: bu lahitlerin içi boşaltılmış.

Yine de, biraz önce sözünü ettiğim, dört bir yanını süsleyen kabartmalar bulunan lahit kalmış. Zaten, bunu taşıma olanakları olsaydı, sanırım bu lahdi de kaçırırlardı. Yani, bu bizler için bir şans değil, zorunlu olarak ortaya çıkmış bir güzellik olarak değerlendirilmeli.

Evet, mezar odasının çevresi ise: 30 cm. genişliğinde, renkli resimlerle çepeçevre süslenmiştir. Bu süslemelerin toplam uzunluğu ise, 30 metreyi bulmaktadır.

Tüm bunların dışında, mezar anıtında, elbette definecilerden kalma çeşitli günümüz eserleri de ele geçirilmiş. Bunlar: 17 adet sikke, 1 adet metal arama dedektörü, 2 adet elmas uçlu matkap ucu, 1 adet calaskal, 1 adet ırgat, 2 adet merdiven, aydınlatma aparatları, soğutma hortumları, çelik halatlar, koruyucu başlıklar ve kürekler.

Evet: sonuçta, muhteşem bir mezar odası ve lahit bulunuyor. Ama, bunları bulanlar arkeologlar değil, hırsızlar. Ancak, büyük bir ihtimalle, bir kısım arkeologla çalışan hırsızlar mı yoksa bunlar?

SONUÇ

Evet, arkeologların söylediklerine göre: bu mezar anıtı, Mısır’da bulunan “Tutankhamon Mezarı” kadar önem taşıyor. Gerekli yayınlar yapılabilirse, dünyanın ilgisi buraya çekilebilirse, gerçekten turizm açısından büyük beklentileri karşılayabilir.

Arkeolojik açıdan ise: Zeus’un tarihi yazıtlarda sözü geçen, 6 metre büyüklüğündeki som altından heykeli burada bulunabilir. Hatta; Büyük İskender’in, kayıp lahdi, bu kutsal alan içinde bulunabilir. Çünkü: çevrede, kral ailesine ait, başka mezarların da bulunabileceği düşünülüyor.

Tüm bu nedenlerle: Kültür Bakanlığı tarafından, anıtmezarın çevresinde kamulaştırma çalışmalarına başlanacağı duyurulmuş.

Mezarın bulunması bölümünde söz ettiğim gibi, herkesin, yıllardır burada bir şeyler bulunduğu yönündeki bilgileri bir yana, soyulan bir anıtmezarın bulunmasından sonra, resmi yetkililer tarafından alınacağı söylenen bir ton önlem bir yana.

Çalan çalmış, kim bilir neler çalındı, nerelere kaçırıldı, kimlerin koleksiyonlarına girdi. Bir anda: Karum Hazinelerinden kanatlı broş atının çalınması ve bu olayın failleri arasında “resmi yetkili bir müze müdürünün de” bulunduğu aklıma geldi.

Tarih hazinelerimizi: Osmanlı dönemindeki Osmanlı Sultanları tarafından yapılan “taş parçaları” mantığı ile mi hala değerlendiriyoruz, aksi halde lütfen sahip çıkalım.

Mezarda soygun yaptığı öne sürülerek gözaltına alınan 9 kişiden 4’ü ise, çıkarıldıkları mahkeme tarafından, 6 Ağustos 2010 tarihinde tutuklanmışlar.

Çin Qufu

Çin Qufu

Burası, ünlü filozof ve eğitimci ve düşünür Konfüçyus’un doğum yeri olarak önem kazanmaktadır. Eyalet başkenti Jinan şehrinin yaklaşık 130 km. güneyindedir. Şehir merkezinin nüfusu: 600 bin kişidir.

Öyle ki, buradaki tapınaklar topluluğu, bir zamanlar Pekin şehir merkezindeki Yasak Şehir ile yarışacak düzeye gelmiştir.

Yani, çok sayıda tarihi saraylar, mezarlar ve tapınaklar bulunuyor. Bunların başlıcaları olan: Ana Tapınak, Mezarlık ve aile konağı bölümleri: 1994 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine yazılarak, koruma altına alınmıştır.

Çin Qufu

Tarihi sürece bakıldığında ise, şehrin Lu hanedanı zamanında, başkent olarak kullanıldığı ve çevresinin duvarlarla çevrildiği görülür. 1522 yılına gelindiğinde: Ming hanedanlığı döneminde, Konfüçyus Tapınağı, Yan Hui Tapınağı ve Kong Aile Konağı inşa edilmiştir ve şehrin çevresi duvarlarla ve hendeklerle çevrilmiştir.

Konfiçyus mezarlığı ise, bu şehrin yaklaşık 1 km. kuzeyindedir. Şehrin batı bölümünde ise, Müslüman halkın yerleşimi görülür ve burada bir de cami yapılır.

Kültür Devrimi sırasında ise, burada bulunan ören yerleri, büyük zarar görür. 1966 yılında, burada bulunan yaklaşık 6000 den fazla eser, devrimciler tarafından tahrip edilmiştir.

Çin Qufu

Evet, bölgedeki: diğer kısımlar: saraylar, pavyonlar, tapınaklar ve 1000 taş tabletin bulunduğu  Bilgeler Takım yıldızı Pavyonu (Kuiwenge) ve kurban törenlerinin düzenlendiği “Büyük kazanımlar salonu” dur. Bu salonun hemen bitişiğinde ise, bilgenin takipçilerinin kalabildiği yüzlerce oda görülüyor.

Çin Qufu

KONG MİAO (ANA TAPINAK)

Tapınak bölümüne giriş ücretlidir: Ücret: yılın belli bölümlerinde: 90-150-130 yuan arasında değişmektedir. Ziyaret saatleri ise: 07.30-16.30 arasındadır. Muhtemelen burayı gezmek için 1-1.5 saat ayırmanız gerekir.

Buranın yapımına, Konfüçyüsun ölümünden hemen sonra, yani: MÖ.478 yılında başlanmıştır. Konfüçyüs, Çin kültürü üzerinde en kalıcı ve derin etkiler bırakmıştır.

Hatta, bir bilge olarak dünyanın birçok yerinde saygı duyulan biri olmuştur. Tapınak, yapıldığı dönemden bu yana, şehirdeki hiçbir yapının, bu  tapınaktan yüksek olmasına izin verilmez.

Evet, takip eden 2000 yıl boyunca, buraya sürekli yeni ilaveler yapılarak geliştirilmiştir. MÖ.204 yılında ise, Han hanedanı imparatoru Gao, burada kurban sunmuştur.

Genellikle Çin imparatorları, önemli günlerde burayı ziyaret etmişlerdir. Hatta, bu ziyarete katılan imparatorların sayısının 12 olduğu biliniyor.

Tapınak alanı: yapıldıktan sonraki tarihi süreçte, birçok hasar görmüştür. Özellikle, yangınlar sonucu birçok kere yok olmuş ve yeniden yapılmıştır. En son restorasyon çalışmaları, 1731 yılında yapılmış ve 1966 yılında, burada bulunan heykeller, Kültür Devrimi sırasında tamamen yok edilmişlerdir.

Evet, burası günümüzde, ülkenin ikinci büyük tarihi bina kompleksidir. Toplam 16 dönümlük bir alanı kapsamaktadır. Bu komplekste, toplam 460 oda bulunmaktadır. Bunlar, 1499 yılındaki büyük yangından sonra tasarlanmışlardır.

Pekin şehir merkezindeki “Yasak Şehir” buranın yapımından hemen sonra yapılır. Çünkü, Yasak Şehir, birçok yönden, buradaki tapınak kompleksine benzemektedir.

Evet, tapınak binasının içinde, ilgi çeken yerlerin başında: Konfüçyüs’un bir kayısı ağacı altında öğrencilerine ders vermesinin anısına, burada “Kayısı Platformu” bulunuyor. Burası, Dacheng Salonu önündeki avludadır.

Tapınakta, her yıl, Konfüçyüs’un doğumu anısına, 28 EYLÜL tarihinde, dini törenler düzenlenmektedir.

Çin Qufu

KONFÜÇYÜS ORMANLARI (KONG LİN)

Kasabanın kuzeyindedir.

Konfüçyüs ve takipçilerinin birçoğunun mezarları buradadır. Orijinal mezar bölümü, Zhou hanedanı  döneminde yapılmıştır. Sishui ırmağı kıyısında, Konfüçyüs anısına bir anıt bulunuyor. Bunun hemen yanında ise, kurbanlar için tuğla bir platform var.

Günümüzde, Konfüçyüs’un mezarının çevresinde, onun  soyundan gelenlere, soylular ve statü sahiplerine ait mezarlar bulunduğu söyleniyor. 18. yüzyılın sonlarına gelindiğinde: mezarlık alanının çevresindeki duvarın uzunluğu: 7.5 km.ye ulaşmıştır.

Toplam alan ise, 3.6 km. karedir. Bu büyük alandaki gömüler, yaklaşık 2000 yıldır buradadır.

Konfüçyüs’un soyundan gelenlerin mezarlarının toplam sayısının: 100.000 den fazla olduğu söyleniyor. Bu mezarlıkta, bunun yanında, yaklaşık 10.000 den fazla ağaç bulunmaktadır. Yani, bir anlamda, orman gibi bir görüntü oluşturulmuştur.

Hatta, burada bulunan nadir bazı ağaç türlerinin isimleri bile bilinmemektedir. Mezarlık alanı içinde, 1267 metre uzunluğunda bir yol var. Çam ve selvi ağaçlarıyla kaplı bu yolda yürüyerek, mezarlık ziyareti yapılmaktadır.

Çin Qufu

KONG AİLE KONAĞI (KONG FÜ)

Buraya giriş ücretlidir. Ücret: yılın belli dönemlerine göre: 50-60-150 yuan arasındadır. Ziyaret saatleri ise, 07.30-16.30 arasındadır.

Tapınağın doğusundadır. Burada bulunanlar, tapınak ve mezarlığın bakımından sorumludurlar. Bunlar özellikle, ölüm günü, doğum günü, bitkilendirme ve hasat gibi özel günlerden sorumludurlar.

Buradaki ilk yapı: Song hanedanı döneminde, 1038 yılında yapılmıştır. 1377 yılında, Ming hanedanı döneminde ise, yeniden inşa edilmiştir. 1887 yılındaki yangında yok olan konak, yeniden inşa edilmiştir.

Günümüzdeki konak yapısı: 480 odalı ve 152 binalıdır.

Buranın en yüksek yapısı: 4 katlı bir sığınak kulesidir. Kule, buraya bir saldırı sırasında sığınmak için yapılmış olup, hiç kullanılmamıştır.

Pekin

Çin Guangdonk eyaleti Kanton

Çin Şanghay Shanghai

Karadeniz turu

20170718_085350
Karadeniz turu

Kendi aracı veya otobüsle tur satın alarak Karadeniz turuna çıkmayı düşünenler için, kendi katıldığım gezide gördüklerimi aşağıda yazıyorum.

Otobüsle tur

Öncelikle turu satın alırken: otobüsün kaç model olduğu, otobüste mini televizyon ve priz bulunup bulunmadığını, tuvalet olup olmadığını sorunuz. Çünkü, uzun saatler boyunca yolculuk yapacağınızdan bu hususlar büyük önem taşıyor.

Otobüste: genellikle ve zorunlu olarak 2 şoför bulunması yanında, muavin bulunup bulunmadığını sorun. Çünkü her ne kadar çay-kahve ikramı var denilse de: muavin olmadığında gerek bagajdan bavulların indirilip çıkarılması ve ikram da sorunlar çıkıyor, şoförler bu işlemleri yapmaktan imtina ediyorlar.

Son bir not: turu satın alırken mutlaka koltuk tercihi yapın, yani koltuğunuz belli olsun. Aksi halde, tur boyunca, her otobüsten indiğinizde, otobüse binerken, önlerden yer kapmak için bir koşuşturmaca yaşamak zorunda kalırsınız. Unutmayın ki, turu satın alırken, koltuk numarasını da belirleyen turlar var ve bence bu uygulama son derece olumludur.

KARADENİZ TURU ROTASI

Karadeniz gezi turu rotasını belirlemeden önce: bilmenizi isterim ki: gezilen yerleri burada sadece isim olarak vereceğim, yani amaç gezi rotası belirlemek. Gezilen yerlerle ilgili ayrıntılı bilgi istediğinizde, yine bu sitede, bilgi istediğiniz yerin ismini yazarak bulabilirsiniz.

Yollar

Karadeniz sahil şeridinde, birçok yerde kıyı doldurularak yapılmış (keşke kıyı doldurularak değil de viyadükler yapılarak yapılsa idi) muhteşem güzel bir yol bulunuyor. Yani: ana yollar çok güzel, birçok tünel yapılmış ve ulaşımda sıkıntı yaşanmıyor.

Yol sıkıntısı sadece: yaylalara çıkarken yaşanıyor ki, özellikle Uzungöl yaylalarına çıkarken ve Zil kaleye giderken mutlaka yerel minibüsleri kullanın. Çünkü yayla yollarında kendi aracınızı kullanmak kesinlikle çok sıkıntılı olacaktır, gerek yolların darlığı, toprak olması, virajlar, iniş-çıkışlar sıkıntı yaratacaktır.

Yemekler

Karadeniz yöresinde; hani deniz kıyısı diye deniz ürünlerini beklemeyin, daha çok et ve sebze yemekleri bulunuyor.

Kara lahana ki, Karadeniz’de çok meşhurdur sadece 1-2 yerde sarma şeklinde karşıma çıktı. Sarı mısır ekmeği boldu. Kahvaltılar genellikle klasik kahvaltılıklardan oluşuyor.

Hani  dikkat çeken ve mutlaka yiyin denebilecek bir yiyecek türü pek yoktu. Akçaabat köftesi denenmelidir. Alabalık genellikle pek lezzetli değil ve bol yağlıdır. Mıhlama yine sadece 1 yerde karşımıza çıktı, değişik bir lezzet. Ama dediğim gibi, aklımda kalan ve önerebileceğim bir lezzet olmadı.

Kıyafet

Unutmayın ki, insanların birçoğu buraya yani Karadeniz turuna, sıcaklardan kurtulmak için geliyorlar. Burası ve özellikle yaylalar serin oluyor. Yanınızda mutlaka yağmurluk, şemsiye ve su geçirmeyen ve altı lastik ayakkabılar bulundurun.

Hatta kış aylarında gidiyorsanız çok daha fazla giysi almanız gerekiyor, yaz aylarında ise, özellikle geceler soğuk oluyor. Yağmur zaten her an ve her yerde yağabiliyor. Hava sürekli nemli, hani giysilerimi yıkar giyerim derseniz o da mümkün değil, çünkü hava nemli, kurumaz, yani bolca giysi götürmelisiniz.

Bu arada: Karadeniz yöresinde özellikle Fırtına deresi çevresinde bolca sivrisinek var, yanınızda sivrisinek savar götürmenizi öneririm.

Fırtına deresi ve rafting

Yörede bilindiği gibi, birçok derenin üstünde “Elektrik tirbünleri” yapılmış ve derelerin suları bu tirbünlere çekilmiş, yolculuk boyunca bu tirbünleri bolca göreceksiniz.

Hani bu dere sularını tirbünlere çektik ama dereceler can suyu verdik diyorlar ya, görünce bunun inanılacak bir söz olmadığını göreceksiniz Çünkü birçok derenin suyu çok cılız, sadece Fırtına deresi bu durumdan kurtulmuş ve yazın ortasında bile çok gürültülü ve yoğun akan suyu vardır.

Fırtına deresinde rafting yapılıyor. Dere kıyısında bolca rafting yaptıran yerler var. Ama dere gerçekten çok coşkulu, yani rafting yaparken dereye düşerseniz sıkıntı olacağı kesindir. Bu yüzden, özellikle amatörler yani daha önce rafting tecrübesi yaşamamış olanlara önermiyorum. Zaten tura çıktığınızda, dereye düşerseniz en baştaki sıkıntı ıslanan giysiler olacaktır.

Fırtına deresinde “Ziplane” denen bir etkinlik daha yapılıyor. Derenin her iki kıyısına çekilen çelik bir halat, halatın altında bir oturma yeri olan düzenek, buna biniyorsunuz.

Bir kıyıdan öbürüne git ve öbür kıyıda bir eleman sizi karşılıyor, başka bir halata geçip geldiğiniz kıyıya geri gidiyorsunuz. Derenin üzerinde, hızla süzülerek yapılan yolculuk heyecan verici oluyor.

Fırtına deresinin kıyısında birçok otel, konaklama tesisi ve restoran bulunuyor. Özellikle coşkun akan derenin kıyısındaki restoranlarda mola vermenizi öneririm.

Güvenlik

Karadeniz turu yaptığım süre içinde, birçok yerde, gerek akşam saatlerinde ve gerekse ara sokak ve caddelerde gezindim. Hiçbir güvenlik sorunu yaşamadım. Ancak bu söylediklerim güvenlik sorunu yaşanmayacak anlamına gelmez, tedbirli olmakta yarar olduğunu unutmayınız.

Çay ve Çay Fabrikaları

Karadeniz yöresinin en önemli tarım etkinliği çay, geziniz boyunca birçok yerde çay bitkisini ve çay kesen yöre insanını göreceksiniz.

Karadeniz gezisinde, bu bölgede bolca bulunan çay fabrikalarını ziyaret etmek isterseniz, fabrikalar genellikle bu ziyaretlere açık olmuyor. Tirebolu tarafında, sadece bir fabrika ziyaret için açıktır.

Burada, size ikram edilen çay eşliğinde, fabrikanın çalışma sistemi anlatılıyor ve ardından, çay ürünlerinin satışının yapıldığı yere geçiliyor. Burada dikkatimi çeken ve ilk kez duyduğum “Beyaz Çay” konusu var. Beyaz çay: elle toplanan ve çayın en değerli ürünüymüş ve kilosunun 900 TL. olduğunu duyunca şaşırdım.

Bence Çay Fabrikası pek ilginç değil, ama buraya kadar gelmişken çay ürünlerinden satın almak gerekiyor. Özellikle: yılda 3 kez hasadı yapılan çay ürününün ilk hasadı yani Mayıs ayı hasadı ürününü satın almanız öneriliyor.

Rize Bezi

Rize yöresinde bir bez dokunuyor ve bu bezden çeşitli giysi ürünleri yapılıyor. Ürünlerin satıldığı yerde bir dokuma tezgahında, Rize bezinin dokunmasını da görebiliyorsunuz. Gömlekler ve her türlü tekstil ürünleri satılıyor ama bana biraz sert kumaş gibi geldi, tercih sizin.

Tulum ve Horon

Karadeniz’de birçok yörede, birçok kere tulum denen çalgı ile karşılaşacaksınız. Tulum çalan kişi ve ona uyarak bir tür halay şeklinde oynanan oyuna katılan birçok kişi, bence eğlenceli, ama bir anlamda bilmek gerek.

Horon tam bir teknik oyun türü, turistlere bir şey diyen yok ama gerçek Karadenizliler arasında horon oynanırken, ritmi tutturamayanlar, halkadan atılıyor. Ama dediğim gibi bilmeseniz de, mutlaka birileri yol gösteriyor, katılın, deneyin. Unutmadan: kefenin cebi yok ama tulumun cebi var, tulumcuya mutlaka bahşiş vermeyi unutmayın.

Sürmene ve Bıçakcılar

Karadeniz gezisinde, Sürmene ve bıçakçıları ziyaret etmeden olmaz. Bıçakçılardan, meşhur Sürmene bıçaklarından satın alabilirsiniz, fiyatları uygun.

Akçaabat köftesi

Türkiye’de en iyi köfteler yarışması düzenlendiğinde, birinci Sultanahmet, ikinci İnegöl ve üçüncü Akçaabat köftesi seçilmiş olduğu söyleniyor. Güzel bir lezzet, buralara kadar gelip tatmamak olmaz, Akçaabat yöresinde, mutlaka yemenizi öneririm.

GEZİ PROGRAMI

2017.07.17.Ordu.Boztepe.2
Karadeniz turu

1.GÜN

Karadeniz turuna: Ordu şehrinden başlıyoruz. Ancak: Ordu şehrinde sadece Boztepe’yi görüyoruz ve teleferik yolculuğundan sonra şehir merkezine girmeyip (dönüşte girilecek) yola devam ediyoruz. Boztepe’de büyükçe bir restoran var, manzarası gayet güzel, burada kahvaltı yapabilirsiniz ki, muhteşem güzel bir manzara eşliğinde kahvaltı güzel gidiyor.

Ardından: sahil yolundan yola devam ediyoruz ve Giresun kalesi ve Giresun adasını gördükten sonra kıyı yolundan ayrılıyor. Harşit vadisine giriyoruz. Bu arada: denizin doldurulmasıyla yapılmış Ordu-Giresun havaalanını göreceksiniz.

Torul üzerinden Karaca Mağarasına varıyoruz. Burası tam bir doğa harikası ve mutlaka görmenizi öneriyorum. Gerek mağaranın içi ve gerekse hemen önünden çevrenin manzarası muhteşem güzeldir.

Ardından: yeşillikler içinden geçerek, Zigana dağlarının eteğindeki Hamsiköy’e gidiyoruz. Burada: yine tam bir doğa harikası bu diyarda, Hamsiköy Sütlacı yemenizi öneririm. Hatta, köyün içinde yemyeşil ortamda yürüyüş yapın.

Bu yolculuğun ardından: Maçka yöresinde konaklayabilirsiniz.

20170718_085350
Karadeniz turu
20170718_135500
Karadeniz turu
20170718_125756
Karadeniz turu
20170718_142012
Karadeniz turu

2.GÜN

Maçka Altındere Milli Parkına gidiyoruz. Burada: her ne kadar kapalı da olsa, uzaktan Sümela Manastırını görüyoruz. Bu muhteşem yapıyı, uzaktan da olsa mutlaka görmenizi öneririm. Altındere Milli Parkı içinde, otobüs ve araçların park ettikleri alandan biraz ileriye yürüyünce, seyir terası var, oradan manastırı görebilirsiniz.

Ardından: Uzungöl’e hareket ediyoruz. Derken, merakla beklediğiniz ve çok meşhur Uzungöl’e varıyorsunuz. Ama bir bakıyorsunuz ki, göl filan kalmamış. Daha doğrusu küçücük bir göl ve çevresinde yüzlerce tesis, hani gölün kıyısındaki caminin göl yüzeyine yansıyan fotoğrafı çok meşhurdur ya, öyle çok yapı var ki, göle yansıması filan mümkün değil.

Zaten bu kadar çok yapı olunca göl de kirlenmiş, göl mavi değil (eskiden mavi olduğu söyleniyor), tamamen yemyeşil olmuş, ben gittiğimde gölde dip temizliğinin yapıldığı söyleniyordu.

Neyse: yoğun tesisler derken hani bunları öyle büyük tesis sanmayın, birçoğu derme çatma otel, motel ve restoran şeklinde yapılmıştır. Kalabalık, özellikle kara çarşaflı ve hatta peçeli Arapları bolca görebilirsiniz. Bisiklet türü araçlarla insanlar gölün çevresinde dolaşıyorlar. Yürüyenler de var. Ama özellikle Araplar, havası nedeniyle burayı tercih ediyorlar.

Uzungöl’e gidip te yaylalara çıkmamak olmaz. Burada birçok minibüs var ve bunlara binerek yaylalara çıkabilirsiniz. Ama cesaretiniz olması gerek, çünkü bu minibüs sürücüleri daracık, toprak ve virajlı yollarda çıkıp inerek araç kullanırken, bir yanınızın sürekli yükselen bir uçurum olduğunu sakın unutmayın. Asla kendi aracınız ile çıkmaya kalkmayın diye öneririm.

Kendi aracınızı otoparka bırakın ve minibüslerle çıkın. Çünkü bunlar yolları ezberlemiş, aksi halde sıkıntı yaşarsınız. Anlatılanlara göre: Arap turistler, kendi ülkelerinde hep düz yollarda araba kullandıklarından, burada araba kiralayarak yaylalara çıkmaya kalktıklarında: o dar, virajlı ve toprak yollarda karşıdan bir araba geldiğinde ve özellikle minibüs geldiğinde şaşırıp kendi kullandıkları arabaları yolun ortasında park ediyorlarmış.

Sonuçta elbette şoförler arasında tam bir curcuna çıkıyor. Gerçekten yol kötü, sakın kendi aracınız ile çıkmayın, 30 TL verin ve minibüsler le çıkın.

Lostra yaylası: bir başka güzeldir. Burada herhangi bir tesis, kafeterya yoktur. Yola devam ediyoruz, sırada: Karestel yaylası vardır.

Aşağıda, yüzlerce metre aşağıda, Uzungöl manzarası ve hemen karşınızda bembeyaz bulutları görebilirsiniz, yani bir anlamda uçakta gibisiniz. En büyük sıkıntı: havanın güzel olması, yani sis olduğunda, hiçbir şey göremiyorsunuz, umarım yukarı çıktığınızda sis olmayan, açık bir hava ile karşılaşırsınız.

Yukarıda, yaylara bir tane kafeterya var, burada oturup bir şeyler içebilirsiniz. Hani, süt-yoğurt, doğal güzellikler diye düşünüp ayran içmeyi düşünürseniz, ümidiniz kırılır. Burada süt o kadar yoğunmuş ki, ayran yapılırken içine daha hafif olsun diye soda ilave ediliyormuş. Bir dikkatimi çeken husus daha: kafeteryada kasanın üstündeki bir ilan oldu, küçük bir ilanda “10 mermi 20 TL” yazıyordu. Sanırım buraya gelip te havaya birkaç el ateş etmekten bahsediyor, yorum sizin.

Evet, yine farklı bir yoldan ama yine zahmetli, sıkıntılı, korkunç bir yoldan Uzungöl kıyısına geri dönüyoruz. Yolun zahmetli olması yanında, yol aynı zamanda kalabalık, dar yollarda iki araba karşılıklı geldiğinde tam bir rezillik yaşanıyor.

Uzungöl’de bir şeyler yemek isterseniz: alabalık değil, özellikle köfte yemenizi öneririm, çünkü alabalık aşırı yağlı yapılıyor.

Uzungöl dönüşünde: dere üzerinde ünlü “Kiremit köprü” görülmelidir. Kısa bir mola verebilirsiniz. Ardından: Rize ilinin Pazar ilçesi ve burada ünlü kız kulesi görülüyor. Artvin Arhavi ve Hopa ilçeleri üzerinden yola devam edilerek Hopa ilçesinde gece konaklanıyor.

3.GÜN

Karadeniz gezisinde, bu günü Gürcistan Batum şehri gezisine ayırabilirsiniz. Bu gezi için tam bir gün gereklidir. Eğer Batum şehrinde konaklamayacaksanız, dönüşte Hopa veya Fırtına deresi kıyısındaki otellerde konaklayabilirsiniz. Batum otellerinde gecelemenin çok pahalı olduğu unutulmamalıdır.

20170720_091626
Karadeniz turu
20170720_154142
Karadeniz turu

4.GÜN

Bu gün, yolculuk: Hopa-Çamlıhemşin üzerinden Ayder yaylasıdır. Yol üzerinde: Çamlıhemşin ilçesinde minibüslerle Şenyuva köyündeki tarihi Çinçiva köprüsü görülmelidir. Yolun sıkıntılı olması nedeniyle, kendi aracınız ile değil, minibüslerle buraya gitmeyi düşünün.

Ardından yine yol üzerinde bulunan Zil kale görülmelidir. Zil kale: muhteşem manzarası ile tam bir doğa harikasıdır, mutlaka uğrayın ve hemen kapısındaki kafeterya da mutlaka mola verin. (burada Laz böreği yemenizi öneririm) Kaleye çıkma durumunda, sürekli yağan yağmur ve nem nedeniyle merdivenlerin kaygan olduğunu unutmayın. Ayakkabılarınızı uygun ayarlayın, umarım sis olmaz, aşağıda muhteşem bir manzara izleyebilirsiniz.

Ardından “Ayder Yaylasına” hareket ve günümüzde, aynen Uzungöl gibi tamamen tesislerle doldurulmuş Ayder yaylasını mutlaka görmelisiniz. Yine burada da çimlerin üzerine oturmuş, piknik yapan, hatta yağan yağmur altında ıslanan Arap turistleri göreceksiniz.

Kara çarşaflı ve peçeli Arap turistler burada da çok kalabalıklar. Ayder yaylasında önce “Gelintülü” şelalesini görün, bu şelale metrelerce yüksekten aşağı doğru akarken, gelin tülü gibi açılarak genişliyor.

Ayder Yaylası: havası ile dikkat çekiyor, tabii tüm gördüğünüz yerlerim yemyeşil olması da başka bir güzellik sunuyor. Ama biraz önce belirttiğim gibi, burası da tamamen tesisleşmiş. Burada, yürüyüş yapabilirsiniz, tertemiz havası mutlaka ilginizi çekecektir. Tek sıkıntı: yoğun yağmur olmayan ve sis olmayan bir günde burada bulunmanızdır, bu güzelliği yaşamak için bunlar gerekiyor.

Ayder Yaylasında birçok otel ve konaklama tesisi var.

Burada gecelemenizi öneririm. Ancak yoğun Arap turistler nedeniyle önceden yer ayırtmanızı öneririm. Çünkü size 100-110 TL. civarında verdikleri bir gece konaklamalı ve kahvaltılı odayı, Arap turistlere çok daha fazla fiyata satıyorlar.

Ayrıca: dikkatimi çeken bir husus: yamaçta olan otellere ulaşım için yürüyorsunuz ancak bavullar otellerin kendi yaptırdıkları özel bir teleferik hattı ile taşınıyor.

Bir de, otellerde, kahvaltıda, çeşit az olmasına rağmen, otel görevlilerinin kahvaltılıkların başını bekliyorlar. Açık büfe olmasına rağmen, ikinci bir tabak almamanız için her türlü tedbiri almaları, yani 2-3 zeytinin üstünde bekçilik yapmak pek hoş olmuyor.

Son bir not: Ayder yaylasında kaplıca da bulunuyor, uzaktan düzgün bir tesis gibi görünmesine rağmen ben gitmeyi tercih etmedim, çünkü çıkışta üşütüp hasta olma riski yüksek.

20170721_105317
Karadeniz turu
20170721_112520
Karadeniz turu

5.GÜN

Bugün Ayder Yaylasından hareket ediyoruz ve istikamet Trabzon şehir merkezidir. Trabzon şehir merkezinde Atatürk Köşkü ve Ayasofya camisini mutlaka görmenizi öneririm. Büyük önderimiz Atatürk’ün köşkü gerçekten ilginizi çekecektir. Ayasofya camisi ise, tarih severlerin mutlaka uğramasını önereceğim önemli bir tarih hazinesidir.

Trabzon şehir merkezinde gezdikten sonra, rotamız Ordu şehir merkezidir.

Yol üzerinde bolca bulunan fındık ürünleri satış yerlerinden birine uğrayıp, yöreye özgü fındık ve mamullerinden satın alabilirsiniz. Bu ürünlerde palmiye yağı olmadığını ve tamamen doğal olduğunu söylüyorlar.

20170721_181026
Karadeniz turu

Yine yol üstünde: Yoson Burnu denen yerde mutlaka mola verin, sitedeki yazımda hikayesini ayrıntılı anlattığım Yoson Burnu: gerçekten tam bir doğal güzelliktir.

Burada kısa bir mola verin ve fenere kadar yürüyüş yapın, özellikle güneşin batış saatine denk getirin. Ülkemizde güneşin yılın büyük bölümünde aynı yerden doğup aynı yerden battığı ender yerlerden biridir. Aynı yer deyimi: denizdir.

Ordu şehir merkezinde, daha önce Boztepe’ye çıkmadı iseniz, şimdi çıkmanızı önerimi, çünkü Boztepe gerçekten güzel bir yerdir.

Ardından: gecelemeyi Fatsa’da yapabilirsiniz.

20170722_091401
Karadeniz turu

6.GÜN

Ünye-Terme üzerinden Samsun şehir merkezine ulaşım. Samsun şehir merkezinde: Bandırma vapuru ve ilk adım anıtını gezmelisiniz. Bandırma vapurunun içine giriliyor ve bence ilginç, mutlaka girin ve gezin. Samsun gerçekten tam bir büyük şehir olmuş, muhteşem büyük ve güzel bir şehirdir.

20170722_132158
Karadeniz turu

Ardından: Amasya şehir merkezine hareket. Yeşilırmak’ın hayat verdiği bu şirin şehrimizde merkezde: Mini Amasya müzesinin gezilmesi, Beyazıt Külliyesinin görülmesi, uzaktan Krallar mezarlarının izlenmesi ilginç gelecektir.

Mutlaka mola verin ve hatta Amasya şehrinde öğlen yemek yiyin, özellikle et tercih edin. Çünkü Amasya şehrinin et yemekleri çok lezzetlidir. Ülkemizde denizi olmamasına rağmen yalıları olan tek şehir Amasya’da Yeşilırmak kıyısındaki yalıları gezip görmenizi öneririm.

SONUÇ

Ben Ankara’dan hareketle Karadeniz turu yaptım. Siz de: bu tur programını incelediğinizde: kendi bulunduğunuz yerden hareket ederek, kendinize ait bir Karadeniz tur programı yapabilirsiniz. Önemli olan: hareket noktanız ve tur için ayıracağınız süredir.

Yukarıdaki programda mutlaka görmeniz ve yapmanız gereken hususları not alırsanız, kendinize ait güzel bir Karadeniz tur programı yapabilirsiniz. Öte yandan: Karadeniz bölgesi elbette bu şehirlerden ve yörelerden ibaret değildir.

Ancak benim Temmuz 2022 tarihindeki yaptığım tur da gezip gördüğüm yerler için yaptığım plan yani tur programında buralar vardı. Yoksa: Sinop, Karadeniz Ereğli, Akçakoca, Kefken, Kerpe, Şile elbette Karadeniz yöremizin güzel yerleri arasındadır.

Unutmamak gerekir ki: dünyanın birçok güzelliklerini gezerken, kendi ülkemizin birçok güzelliklerini görmüyor, göremiyoruz. Mutlaka zaman ayırın ve Karadeniz turu yapın.