Eskişehir Yazılıkaya

Eskişehir Yazılıkaya
 

Eskişehir Yazılıkaya: Yazılıkaya ve Midas kenti, günümüzden binlerce yıl önce, Eskişehir-Afyonkarahisar ve Kütahya illeri arasında uzanan ve “Dağlık Frigya Bölgesi” olarak isimlendirilen yerde kurulmuştur.

Frigyalılar: tarihleri boyunca bu bölgede siyasi ve kültürel açıdan, güçlü ve etkili olmuşlardır.

Gezeceğimiz yerde göreceklerimizi iyi değerlendirebilmek için, önce Frig yaşamı hakkında kısa bilgi vermek istiyorum.

Frig nüfusunun büyük bölümü: tarım ve hayvancılıkla geçinin köylü sınıfından oluşmuştur. Çiftçilikle uğraşan toplumlarda, büyük toprakları rahipler yönetir. Hayvancılığa bağlı olarak gelişen “dokumacılık” kolu, Frigler için önemli bir iş kolu olmuştur.

Tümülüslerde: ahşap masa, sehpa, iskemle gibi, farklı ağaç türlerinin birlikte kullanıldığı mobilyalar bulunmuş olup, bunlar; Friglerde zengin orman kaynaklarına bağlı olarak marangozluk ve mobilyacılığın çok geliştiğini gösterir.

Tümülüslerin mezar odalarının yapımında, kereste olarak siyah çam kullanılmış: mobilyacılıkta ise şimşir, sedir, ardıç, ceviz, porsuk ağacı kullanılmıştır. Onlar bezeme ustalarıdır. Friglerde en gelişmiş endüstri dallarının başında “madencilik” gelir.

Maden işçiliği son derece gelişmiştir. Türk hamamlarının geleneksel göbekli taslarının atası olan kaselerle birlikte, kazanlar, kepçeler, testiler ile birlikte, Anadolu’da Friglerle birlikte moda olan çengelli iğnenin atası fibulalar: Friglerin gelişmiş maden teknolojisinin en güzel kanıtları olarak günümüze kadar ulaşmıştır. (Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.)

Ayrıca, metal aletlerle taşları biçimlendirdiler. Boğa şeklindeki kadehleri, Balkanlara kadar gitti.

Eskişehir Yazılıkaya

 

Yazılıkaya/Midas kentinin keşfi ve arkeolojik araştırmalar ve restorasyon

Dağlık Frigya bölgesi ve Midas kenti araştırmaları: 1800 yılında bir İngiliz subayı olan William Martin Leake ve arkadaşlarının Yazılıkaya/Midas anıtını keşfetmesiyle başlar. Bu keşifte anıtın kabataslak çizimi yapılır. Hatıralarında “kayaya oyulmuş, üstü yazılı anıtlar” gördüğünü yazar. Bu kabataslak çizim: birçok hata ve eksiğe rağmen, Frig fasadlarının genel görünüşü hakkında fikir veren ilk çizim olması nedeniyle önemlidir.

1834 yılında, Ch Texier, anıtı inceleyerek gravürünü yapar. Bu gravür, bu anıtın aslına uygun ve tüm görkemini yansıtan ilk ve tek gravürdür.

1886-1893 yılları arasında, buraya gelen arkeolog Radet: anıtın hemen altındaki bölgeye “Yazılıkaya köyü” nün kurulduğunu görür ve yazar.

Yazılıkaya’ya Midas kenti adını veren ilk araştırmacı ise W. Ramsay’dır.

1937-1939 yılları arasında, İstanbul Fransız Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Sanat Tarihçisi Albert Gabriel, Hollandalı arkeolog C.H.Emilie Haspels ile birlikte, Yazılıkaya’da ilk sistemli arkeolojik kazılara başlar. Bu çalışmalarda, ana kayanın üstünde, yer yer 3 metre kalınlığa ulaşan dolgu toprağın altında: kuzeye doğru meyilli bir avlu (17×19 metre), hemen güneyinde sütunlu bir galeriye ait ana kayaya oyulmuş düzgün bir taban ve 4 adet sütun kaidesi gün ışığına çıkarılmıştır. Doğu-batı doğrultusunda uzanan bu galeri, batı yönde büyük bir nişle sınırlanır.

Araştırmacılar, burada bir anıtsal fasad, üzeri açık bir avlu ve bir sütunlu galeriden meydana gelen, Ana tanrıça Matara adanmış büyük bir açık hava kült kompleksi bulunduğu görüşünde birleşirler. 2’nci Dünya Savaşının başlamasıyla ara verilen kazılar, 1948 yılında, savaşın ardından İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Halet Çambel’in sorumluluğunda yeniden başlar.

Aralıklı dönemlerde, 1958 yılına kadar devam eden kazılarda, Haspels; geniş çaplı yüzey araştırması yapar. Bu araştırma sonucunda bir kitap yayınlanır. Bu kitapta: Dağlık Frigya bölgesinin; tarih öncesi dönemden Osmanlı dönemine kadar uzanan geniş bir dilimi anlatılır.

1990-1993 yılları arasında, Eskişehir Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü, Yazılıkaya/Midas şehrinde anıtın çevresinde ve sarnıçlarda temizlik çalışmaları yapar. Tüm araştırma ve kazılar sonunda : Midas kentinin kayalara oyulmuş, çok sayıda ve en anıtsal dini yapılarla donatılarak Frigler tarafından ayrıcalıklı bir konuma yükseltildiği tespit edilmiştir.

2012 yılında Yazılıkaya anıtında restorasyon yapılır. Restorasyonda: anıtın üzerine, kış mevsiminden önce dökülen su geçirmeyi önleyici kimyasal malzeme, aradan bir yıl geçmeden yok olduğu, ayrıca bu kimyasal malzemenin, anıtın renk değiştiren özelliğini de yok ettiği söyleniyor. Yine söylenenlere göre: ana kayadaki çatlakların giderilmesi için yapılan restorasyonda kullanılan çimento dolgularının pul pul döküldüğü söyleniyor.

Evet, Frigyalılar ve yapılan arkeolojik kazılar hakkında bu bilgileri verdikten sonra Yazılıkaya/Midas kentine gelelim.

Burası: Günümüzde Eskişehir-Çifteler-Han ilçesi sınırları içindedir. Eskişehir merkezine uzaklık: 70 km, Ankara merkezine uzaklık: 200 km, Han ilçe merkezine 20 km ve Çifteler ilçe merkezine ise 39 km uzaklıktadır.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Midas kenti ve Yazılı kayayı ziyaret etmek için; tabelaları takip ederek bölgeye geldiğinizde, sizi Yazılıkaya köyü karşılar. Ana yollardaki yazılıkaya tabelaları gayet düzgün ve yeterli, yani burayı bulmak zor değil.

Midas kentinin hemen batı yamacındaki bu köy: 1892 yılında, ana vatanları olan Kafkasya’dan yola çıkan “Karaçaylılar” tarafından kurulmuştur. Burayı tercih etmelerinin başlıca sebebi: bölgenin Kafkasya’ya benzer şekilde çam ormanlarıyla kaplı olmasıdır. İlk kurulduğunda “Çerkez köyü” olarak isimlendirilen yerleşim, zaman içinde “Yazılıkaya Köyü” olarak isimlendirilir.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Köyün hemen girişinde: uzaktan Yazılıkaya anıtını göreceksiniz, hemen sağ yanda ise yol üzerinde “Ziyaretçi otoparkı” tabelası bulunan bir boşluk var. Aracınızı veya tur ile geldiyseniz otobüs burada bırakılıyor ama bırakmayın, çünkü aracınızı burada bırakırsanız, anıtın bulunduğu yere ulaşmak için köy içinden 350-400 metre kadar yürümeniz gerekiyor.

Aracınız ile devam edin ve yine tabelaları takip ettiğinizde: anıtın hemen yakınında güzel bir tek katlı yapı göreceksiniz. Bahçesinde “Atatürk büstü” ve bayrak bulunan bu yapının hemen önünde uygun bir otopark var, aracınızı buraya bırakabilirsiniz (pek büyük değil, belki otopark bulmak sıkıntılı olabilir, bulamazsanız köyün girişindeki otoparka dönersiniz) Ardından: bu tek katlı yapıya girin, orada sizi Han Belediyesi tarafından görevlendirilen bir görevli karşılıyor.

Kendisi size şehrin gezi rotasını; harita üzerinden tanıtıyor, yapının içinde tertemiz tuvaletler var, ayrıca: bekleme salonu ve çay ocağı var, ziyaretçiler için gerçekten böyle güzel bir ortam hazırlayan; ilgili ve bilgili bir personel görevlendiren Han Belediye Başkanına ve görevli Ahmet’e teşekkür etmek gerek.

Ülkemizin resmi makamlarının ve özel kurumların yeterli ilgi göstermediği bu tarih hazinesi yere: kendi imkanlarıyla bir şeyler yapmaya çalışan bu insanlar, gerçekten ülkemiz turizmi için isimsiz birer kahraman sayılabilir.

Zaten Midas antik kentinin kapısından içeri girdiğiniz anda; belli belirsiz isim ve tanıtım tabelaları göreceksiniz. İsim tabelaları: parlak mermer üzerine yapılmış, özellikle güneşli bir günde bunların üzerinde yazılanları okumak mümkün değil, tanıtım tabelaları ise bazıları yerlerde, daha ayrıntıya girmek anlamsız, kötü, ilgililerin yani resmi makamların bu konulara çözüm bulmaları, gerekli ilgi gösterilmeyen alanda hiç olmazsa uygun ve ayrıntılı tabelalar dikerek ziyaretçileri bilgilendirmeli ve yönlendirmeliler. Zaten, şu an okuduğunuz site, bu eksiklikleri gidermek için hazırlanmıştır.

Ülkemizde birçok tarihi yeri gezmiş birisi olarak, daha önce hiç isim kullanmadım, ama burada gerçekten bu insanların kendi çapında hizmeti gözünüze çarpacaktır. (Geziye başlamadan önce, görevli Ahmet’e çay demlemesini söyleyebilirsiniz, gezi sonrasında yorgunluk çayı içebilirsiniz)

Evet, ben gezinize başlamadan önce: gerek Midas şehri ve gerekse Yazılıkaya anıtı ile ilgili bilgiler vermek istiyorum. Ardından: gezimize başlayabiliriz.

Eskişehir Yazılıkaya
 

GEZİ PLANI-ROTASI

Gezi için mutlaka lastik tabanlı ayakkabı giymelisiniz. Ayrıca: güneşe karşı şapka giyerek korunmalı, yanınızda mutlaka su bulundurmalısınız. Yerler çoğu yerde kaygan, yani çevre çok yüksek olmasa da kayarsanız mutlaka sıkıntı yaşayabilirsiniz, bu yüzden özellikle çimenlere ve üzerinde kum bulunmayan kayalara basmalısınız.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Bölgeye giriş için herhangi bir ücret ödenmiyor. Yukarıda sözünü ettiğim, Belediye tarafından yaptırılan konuk evinde, mutlaka önce gezi planını görün, tur yaklaşık 1.5-2 saat kadar sürüyor, yorucu olmaması için, sol yandan tura başlamanızı öneririm, sağ yandan başlarsanız, ileri aşamada dik rampalarla karşılaşacaksınız.

Girişte: ilk yer: Yazılıkaya anıtıdır. Hemen karşısında Kırkgöz kayalıkları var. Yürümeye devam edince, sarnıç görülüyor. (Sarnıcın varlığını, kayalara oyulmuş merdivenlerden anlayabilirsiniz) Sonra Bitmemiş anıt, hemen solda kalıyor. Devamında, antik yol üzerinden ilerleniyor, bir köprü ve ardından Frig kaya mezarı, sarnıçlar, sunaklar ve Sümbül anıtı görülüyor.

Devamında “Kutsal Yol” yani “Kral yolu” görülüyor. Kutsal yol üzerinde yine kaya mezarları bulunuyor. Bu kaya mezarlarından bazıları, yerden yüksek, tırmanmayı tercih edenler bunların da içine girip görebilirler.

Evet, 1,5-2 saatlik turun ardından gezi bitiyor.

Eskişehir Yazılıkaya
 
MİDAS KENTİ

Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucu buluntulara göre, buradaki yani kayalık platform üzerindeki ilk yerleşimin, küçük bir köy olarak, MÖ 3500 yıllarına yani tarih öncesi dönemlere kadar gittiği düşünülmektedir.

Bu küçük yerleşim, MÖ 2000’li yıllarda, büyüyerek şehir haline gelir. Bu tarihte bölgeye yerleşen Hititler: kendi stil ve anlayışlarına uygun kaya kabartmaları ve yerleşimin çevresine kale duvarı yaparlar.

MÖ 1200 yıllarında: Makedonya ve Trakya’dan, Boğazları geçen Traklar, dalgalar halinde Anadolu’ya göç ederler, Hitit imparatorluğunun yıkılmasıyla yoğunlaşan bu göç dalgaları sırasında; Gordion (Polatlı-Yassıhöyük) başkent yapılır. İlk kral Gordios’un ölümünün ardından efsanelere konu olan oğlu Midas kral olur; sürekli savaştıkları Asurlularla barış yapılır.

Midas: iki önemli şehri ihya eder, bunlar Gordios ve dini merkez Yazılıkaya’dır. Bu yüzden, şehir “Midasın şehri” olarak isimlendirilir. Midas şehri, doğanın canlandığı, bereketin fışkırdığı, yaşamın kucaklandığı bir kült alanıydı.

Sonraki dönemde, Romalı bazı yazarlar, bu bölgenin havasının sağlıklı ve toprağının bereketli olduğundan söz ederler. Zaten, bölgeye Frig döneminde de “Sağlıklı Frigya” anlamına gelen “Phriygia Salutaris” denir. Siz de gezerken: belli yerlerde kuvvetli esintisi olan bu havanın güzelliğini hissedeceksiniz.  

Zamanla: deniz seviyesinden 1315 metre yüksekte, tüf kayalardan oluşmuş; vadi taban seviyesinden 60-70 metre yüksekte, 650 metre uzunluğunda ve 320 metre genişliğindeki plato üzerine kurulan şehir, iyice büyür ve gelişir.

Çevresi, muazzam kale duvarlarıyla çevrilerek koruma altına alınır. Günümüzde de, şehri doğal bir sur gibi çevreleyen kayaların belirli noktalarında bulunan, basamak şeklinde kesilmiş temel yuvaları, bir savunma sisteminin varlığını kanıtlar.

Şehrin ana girişi “doğu” yönündedir. Ana kayaya açılan rampalı yol: Kral yolu (Tören yolu) olarak bilinir. Bu rampa boyunca: kaya kütleleri üstüne, figüratif kabartmalar işlenmiştir. Platform düzlüğünde: temelleri kayalara oyulmuş büyük mabet ve iskan alanları oluşturulur. Mabetlerle birlikte: ana kayaya yontulmuş anıtsal ölçekli basamaklı sunaklar, kaya merdiveniyle inilen tonoz örtülü iki kaya tüneli ve güneybatı yönde alt terasta yapıldığı dönemde dünyanın en büyüğü olarak kabul edilen anıtsal kaya sarnıcı yapılır.

Sağlam kale duvarları içinde, su ihtiyacının karşılanması için yapılan su sarnıçları ve karlıklar; önlerine yapılan nöbetçi kulübeleriyle koruma altına alınmıştır.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Yerleşkeyi çevreleyen yüksek tüf kayalıklarda ise, anıtsal ölçekli fasad (Yazılıkaya), basamaklı sunak ve nişlerden oluşan çok sayıda kült anıtı ve mezar oda oyulur. Kayalara oyulan bu anıtsal ya da küçük ölçekli dini yapılar: Friglerin doğayı tüm canlığıyla simgeleyen ana tanrıça Matar Kubileya’ya derin bağlılık ve saygıyı yansıtır.

Bu yüzden: şehri ve yazılıkayayı daha iyi anlamak için, Friglerin dini yapısını bilmek gerekir.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Dini yapı

“Matar” yani “Ana” olarak isimlendirdikleri tanrıça, Frig halkının adeta tek tanrı gibi taptıkları “Ana Tanrıça” dır. Ana tanrıça Matar Kubileya: dağların, hayvanların, şehirlerin ve tarımın hakimi, genç kızların koruyucusu, doğanın, doğurganlığın, bereketin simgesidir.

Bu Anadolulu tanrıça, aynı zamanda: analığı, dişiliği, üremeyi ve dolayısıyla yaşamın devamını simgeler. Tasvirlere göre: ölüleri de yönetiyordu. Yanındaki “aslan” yol arkadaşı ve Frigya’nın sembolüdür. Tacı: tüm doğaya hakim oluşunun simgesidir.

Sevgilisi “Attis” ile buluştuğunda, tabiatın mutlu olduğuna, bereketin arttığına inanılırdı. Ayrıldıklarında ise, kış geliyordu. Attis, çıldırıp kendini hadım ettiğinde, saçılan kanlardan “menekşeler” meydana geldi. Kibele, sevgilisinin acısını dindirmek için, onu bir çam ağacına dönüştürdü. Yaz kış yapraklarını dökmeyen çam ağacı: sürekli yaşamı simgeler.

Kybele için düzenlenen şenliklerde, Gallos denen Attis rahipleri, dans ederken kendilerinden geçtiklerinde, cinsel organlarını kesip Kybele’ye sunarlar, sonra bu organlar toprağa gömülür ve toprak ana Kybele, böylece döllenir ve bereket sağlanırdı.

Frigler: birçok yerde; ibadet yerlerini tanrıçanın karakteri gereği: çoğunlukla yerleşkelerin dışına, su kaynakları, koruluk alanlar, ormanlık, ıssız ve gizemli doğanın ortasındaki kayalık alanlara kurarlar. Dağlık Frigya Bölgesinde kayalık alanlarda: fasadlar, sunaklar, nişler oyarlar, bunların önünde Matar Kubileya’ya taparlar.

Tanrıların kayalarda yaşadıklarına inanırlar. Burada: öne çıkan Fasadlar: üçgen alınlıklı, beşik çatılı Frig konutlarının yani megaronların kayalara oyulmuş ön cephesini temsil eder.

Bu cephenin en önemli bölümü: içine ana tanrıçanın heykellerinin ya da kabartmalarının bulunduğu, kapı biçimindeki merkezi kaya nişidir. Dini anıtların mimari tasarımları birbirinden farklı olsa da hepsi işlevsel olarak Matar Kubileya kültüne adanmış birer açık hava tapınağıdır.

Frig yaşamında, bu fasad anıtlarının en önemlisi Yazılıkaya/Midas anıtıdır. Dağlık Frigya bölgesinde: kayalara oyulan diğer bir anıt gurubu da “oda mezarlar” dır. Bu mezarlar, Tümülüsler gibi, soylu sınıfına aittir.

Eskişehir Yazılıkaya
 

YAZILIKAYA/MİDAS ANITI

Anıt: Midas şehri platosunun kuzeydoğu eteğinde, öne doğru çıkıntı yapan kaya kütlesi üzerindedir. Bu yüzden: çok uzaklardan bile görünebilmektedir.

Anıtın üstünde, Paleo-Frigce yazılar vardır. Bu yüzden, yöre halkı tarafından “Yazılıkaya”, sol pervazı üstünde ise “MIDAİ” yazmasından dolayı ise “Midas Anıtı” olarak bilinir.

Frig kaya anıtlarının en görkemlisi olan bu anıtın: MÖ 8 ile 6’ncı yüzyıllar arasında yapıldığı düşünülmektedir. Diğer kaya anıtları gibi: Ana Tanrıça Matar Kubileya’ya adanmış bir açık hava tapınağıdır. Tarih konusunda çelişkiler var.

Çünkü: Frigyalılar, krallarının birçoğuna “Midas” ismini vermişlerdir, bu yüzden Kral Midas döneminde yapıldığı bilinen bu anıtın, hangi Midas zamanında yapıldığı konusunda çelişkilerden söz edilir, muhtemelen MÖ 6’ncı yüzyılda yapıldığı güçlü bir iddiadır. Her yıl: Bahar aylarında, yeni yılı karşılama törenleri buradaki tapınakta yapılıyordu.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Anıtın cephesi “doğuya” bakar. Çünkü: anılan tarihte Frig halkı ana tanrıça ile birlikte, bütün Anadolu’da olduğu gibi “Güneşi” de kutsal sayıyordu. Bu yüzden: şehirde yapılan bütün anıt ve sunaklar, doğu yönüne bakar. (Sadece bir tane anıt “Bitmemiş anıt” batıya dönük olarak yapılmaya başlanmış, ancak bitmemiştir.) Anıt, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla aydınlanır, güneş tanrısı, ilk olarak ona “merhaba” der.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Anıtın ölçüleri: yükseklik 17 metre, genişlik 16.5 metredir. Yerden yükseklik 1.20 ile 1.80 metre arasındadır. İşlenmiş yüzeyi: 280 metrekaredir.  Tüf kayalardan oluşmuş Yazılıkaya platosunun üzerinde, kolayca işlenebilen volkanik tüf kaya yüzeyine: megaron mimari tarzıyla Frig ahşap tapınak mimarisi cephe detayları işlenmiştir. Üçgen alınlık ve beşik çatılı tepe akroterlidir.

Tepe akroteri: karşılıklı iki daire parçasından oluşur. Alınlık ve cephe duvarı: geometrik motiflerden oluşan, zengin bir bezeme ile süslüdür. Bu geometrik bezemelere “meandır” denir. Süslemeler: üst pervaz: baklava motifi, alınlık pervazı: dikey bantlarla kesilen baklava motifi, cephe duvarı ise baklava motifleri arasına kare motifler işlenerek yapılmıştır.

Anıtı gördüğünüzde, bu kadar yükseklikte, o motiflerin nasıl yapıldığı, önüne iskele benzeri bir düzen mi kurulduğunu düşüneceksiniz? Bu sorunun cevabı, anıta 500 metre uzaklıkta bulunan yarım kalmış anıtta görülebilir.

Anıt: bütün bir kaya kütlesine, yukarıdan başlamak suretiyle oyulmuş, oyulan bölümün ön cephesindeki kaba kaya blokları da, cephe oyuldukça oyularak aşağıya doğru inilmiştir. Yani, kaya bir bütün olarak ele alınmış, ön kısım şekillendikçe, kayanın kaba ön bölgesi de aşağıya doğru yontulmuştur.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Niş

Anıtın merkezinde, alt orta kısmında: kapıyı temsil eden “niş” bulunur. Cephe duvarının ortasında bulunan niş boyutları: 2.32×2.41 metredir. Derinliği: 1.02 metredir. Prof Gabriel: burada, büyük ihtimalle “metal çubuklarla niş tavanına tutturulmuş, bronz bir Kybele heykeli bulunduğunu” söyler.

Niş içine: yılın belli zamanlarında, ana tanrıça heykelinin konulduğu düşünülmektedir. Ancak, günümüze böyle bir heykel ulaşmamıştır, çalındığı düşünülüyor. Nişin alt ve üst kısmında görülen oyuklar: tanrıça kült heykelini sabitlemek için açılmış olmalıdır. Bir efsaneye göre: bu niş’in aynı zamanda bir kapı olduğu, bu kapının ölüler diyarına açıldığı da söylenmektedir.

Anıtın üstündeki yazılar

Anıtın üstündeki yazıları incelemeden önce, Frig yazısı hakkında bilgi vermek istiyorum.

Roma döneminde, Frigce “Tanrıların dili” olarak bilinirdi. Zeus ve Kibele’nin Frigce konuştuğuna inanıldığı için, ayinlerde de bu dil kullanılırdı. Frigler, batı dünyası tarafından bir Hint-Avrupa kavmi olarak kabul edildiklerinden, konuştukları dil de bu çerçevede ele alınır. Frig dili ve yazısının çözülmesinde, Grek ya da Latin alfabeleri referans alınmış, ancak tüm denemeler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Mevcut yazıtlarda birbirini tekrarlayan ifadeler olduğu için gramer yapısı bilinmemektedir.

Günümüzde Frig yazısı okunabilmekte olmasına rağmen, henüz tam olarak çözülememiştir. Çünkü henüz araştırmacıların işini kolaylaştıracak, çift dilli bir yazıt (Frigce-Grekçe) ele geçmemiştir. Ayrıca, Hititlerde olduğu gibi, çivi yazılı tablet arşivlerine de ulaşılmamıştır. Anıttaki yazıların sırrını çözmek için, Fransız Prof Cloude Brixhe (80 yaşındadır) yaklaşık 50 yıldır uğraşıyormuş ve defalarca Eskişehir’e gelmiş olduğu söyleniyor.

Eskişehir Yazılıkaya
 

1’nci Yazıt

Konum itibarıyla anıtın tümüyle ilgilidir. Yazıtta, en belirgin olarak; sol üst kısımda, düzleştirilmiş ana kaya üzerine kazınmıştır. 11 metre uzunluğundadır. Yazıtta: Frig diliyle ilintili “Ateş” ve “Midai” sözcükleri okunmaktadır. Ateş sözcüğü: tanrıça Kybele’nin aşık olduğu tanrı Attis ile eşleştirilir. Midai, efsanelere göre Kral Midas’ın annesi ve ürünlerin koruyucusudur.

Aynı zamanda “demir”in keşfi de bu tanrıçayla ilintilidir. Bu yüzden: bu anıt ile demir endüstrisi kökeni arasında bir bağlantı vardır. Burada hemen bir not iletmek istiyorum, Şanlıurfa Göbeklitepe’de kazı ve araştırmaların sponsoru benzeri, burada ki kazı ve araştırmaların da, ülkemizde DEMİR-ÇELİK ENDÜSTRİSİNDE bulunan bir veya birkaç özel firma tarafından SPONSOR olarak finanse edilmesini diliyorum.

Eskişehir Yazılıkaya
 

2’nci Yazıt

Konum olarak, daha özeldir. Sağ yan çerçeve üzerindedir. Bezeme ile çerçeve kenarı arasında kalan boşluğa: yanlamasına, soldan sağa doğru yazılmıştır. 4.75 metre uzunluktadır.

Eskişehir Yazılıkaya
 

3’ncü Yazıt

Yazıtın başındaki “Baba” sözcüğü, belirgin olarak okunmaktadır.

Nişi çevreleyen yazıt:

Nişi çevreleyen ikinci çerçevenin her iki yanında ve nişin sağındaki bezemenin alt kısmında: birkaç Frigce kelime vardır, ama çıplak gözle güçlükle seçilir. Bunlar, oldukça kaba ve yüzeysel olarak kazınmıştır. Bunlarda: ana tanrıça “Matar” ismi geçer.

Frig uygarlığının sonu

Ünlü coğrafyacı Strabon’a göre: MÖ 696 ya da 675 yıllarında, Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya gelen göçebe Kimmer boyları, Frig bölgesini istila eder, Midas bu felaket karşısında boğa kanı içerek yaşamına son verir. MÖ 585 yılında: Medler ve Lidyalıların yaptıkları Kızılırmak seferi sonunda: Frig topraklarından Kızılırmak’ın doğusunda kalan bölümler Medlerin denetimine girer. Kızılırmak’ın batısında kalan bölümler ise Lidya denetimine girer.

Böylece: Frig krallığının politik gücü ve bağımsızlıkları tamamen sarsılır, ancak kent terk edilmez. MÖ 547 yılında, Lidya krallığının yıkılmasının ardından, Frigya toprakları, Anadolu’yu işgal eden Pers imparatorluğunun hakimiyetine girer. 200 yıllık bu süreçte, Frig toprakları, Frigya Satraplığı tarafından yönetilir. MÖ 333 yılına gelindiğinde ise, bölgede Büyük İskender görülür, onun ölümünden sonra ise, Frig toprakları, komutanları arasında çekişme alanı olur.

MÖ 300 yıllarında, şehir iyice zayıflamaya başlar, uzun savaşlar ve kuruyan su kaynakları ve sarnıçlardan su temini zorlaştığından, şehir terk edilir. MÖ 116 yılında ise, bölgeyi ele geçiren Romalılar görülür. Zaman içinde, değişik kültürlerin bölgede egemenlik kurmasıyla, Frig kaya yapıları kendilerine mal edilir, bazı ilave ve değişiklikler yapılarak kullanılmaya devam eder.

Unesco

Tabii anıtın önemini okuduktan ve hatta gördükten sonra, neden bu anıtın Unesco Dünya Kültür Mirası Listesine alınmadığını düşüneceksiniz? 20 yıl önce, yani 1989 yılında anıtın Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınması için Unesco’ya müracaat edilmiş, ancak “Anıt ülkemiz ilgilileri tarafından korunmadığı” için, bu müracaat Unesco tarafından kabul edilmemiş.

Çünkü: anıta sahip çıkıldığının gösterilmesi gerekiyor, bazı projeler yapılmasına rağmen, bunlar hayata geçirilememiştir. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, umarım bir holding, buranın sponsoru olur, gerekli koruma önlemleri alınır ve bu tarih hazinesi, Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilir.

Sonuç

Anıtın yapıldığı volkanik tüf: doğa koşullarında en çabuk yıpranan kaya cinsidir. Anıtın yüzeyindeki geometrik bezemeler, gündüz-gece arasındaki ısı farkı ve mevsimsel farklılıklar nedeniyle parlayarak, kırılarak düşmeye başlamıştır. Yazılar, eskisi kadar güzel okunmuyor. Çünkü yüzeyde yosunlaşma başlamış. Çatlaklar giderek derinleşmiştir.

Uzmanlara göre: ilk yapılması gereken anıtın kopmaya aday parçalarının acilen sağlamlaştırılmasıdır. Hatta: yine uzmanların belirttiğine göre, herhangi bir deprem durumunda, anıtın köyün üzerine düşebileceği söyleniyor. Aslında siz de göreceksiniz, çatlaklara sanırım çimento enjekte edilmiş, ancak bu çimentonun pul pul dökülmeye başlandığı yani kalitesiz olduğu söyleniyor.

İlaveten, yüzyıllardır yer sarsıntıları, kimyasal yağmurlar, kuş pislikleri, yağmur-kar-rüzgar nedeniyle hızla tahrip oluyor. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, Anadolu’da günümüzden binlerce yıl önce ortaya çıkan ve özellikle demir üzerine sanatkar bu toplumun en büyük şehirlerinden ve anıtlarından biri olan bu bölgenin, sponsor bir firma tarafından destelenerek koruma altına alınması ve kazılması sonucunda, büyük bir tarih hazinesinin ortaya çıkacağı kesindir. Özellikle Eskişehir’deki Üniversitelerin öğrencilerinin burayı ziyaret ederek tarih hazinesine sahip çıkmalarını umuyorum.

Eskişehir Yazılıkaya

  KIRKGÖZ KAYALIKLARI

Yazılıkaya anıtının hemen sağındadır.

Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde kullanılmıştır. Doğu yönde, Helenistik döneme ait, anıtsal bir kaya mezar vardır. İki odalı mezarın alınlığı, 2 sütun tarafından taşınır. Günümüzde çok tahrip olduğundan tam olarak görülmez.

Kolay yontulabilen kayanın oyulmasıyla odalar inşa edilmiştir. Bizans döneminde, odalar arasındaki geçişler, yine kayalara oyulan merdivenlerle sağlanır.

Eskişehir Yazılıkaya Kırkgöz Kayalıkları

Hemen ön bölümde: salonun ortasında, üstü demir parmaklıkla kaplı, temizliği yapılmamış kaya içine oyulmuş bir kuyu vardır. Kuyunun, bir yeraltı tüneli olduğuna dair rivayetler vardır. Bir rivayete göre, bu kuyu yer altından bir tünelle, doğudaki Pişmiş Kaleye bağlanmaktadır. Diğer bir rivayete göre ise, tünel güneyde Midas şehrine doğru gitmektedir.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Doğal oluşum nedeniyle kırılarak veya aşınarak meydana gelen “kadın yüzü” şeklindeki silüet, ön ve arka cepheden belli bir açıdan bakıldığında görülebilmektedir.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Yazılıkaya köyü, buraya ilk yerleştiğinde, buranın bazı kişiler tarafından konut olarak kullanıldığı ve buna bağlı olarak aşırı zarar gördüğü görülür. Burada birçok yerde ateş isi izleri yani simsiyah karaltılar göreceksiniz. Ayrıca, elbette burayı ziyaret edenlerin duvarlara yazdıkları isimler de, rezaletin en güncel ve en yeni görünen yüzüdür.

Eskişehir Yazılıkaya

 YARIM KALMIŞ ANIT

Yazılıkaya anıtının yaklaşık 500 metre güneybatısındadır. Yazılıkaya’nın hemen sağ yanından giden patikayı takip ederek buraya ulaşabilirsiniz. Bu iki anıtın, birbirine benzer ortak noktaları vardır. Özellikle, her ikisi de geometrik desenlerle süslenmiştir.

Ancak küçük yazılı kaya anıtı tamamlanmamıştır. Çünkü, yapılışı sırasında: tamamlanmadan Kimmerler tarafından şehrin yağmalandığı düşünülmektedir.

Anıtın en büyük özelliği, diğer birçok dini anıtta olduğunun tersine, doğu değil batıya dönük olmasıdır. Bunun anlamı ve izahı yoktur.

Frig kaya anıtlarında, mimari yapım metotları, bitmemiş kaya anıtı üzerinde, çok net bir şekilde görülür. Uygulanan metoda göre, kayanın en üst kısmı, düzleştirildikten sonra, tasvirlerin eklendiği anlaşılmaktadır. Anıt yukarıdan aşağıya doğru işlenmeye başlamış, ancak alt kısımlarında ana kaya işlenmeden kalmıştır.

Eskişehir Yazılıkaya


Anıtın üst kısmında bulunan akroter üzerinde, nilüfer/lotus çiçeği tasvirleri görülür. Bu anıt üzerinde de küçük bir niş görülür. Anıt üzerinde betimlenen baklava motifinin Midas anıtı üzerinde betimlenen motiften daha kompleks olduğu görülür. Bitmemiş anıt: tapınak işlevi görmemiş olmasına rağmen, anıtın sol tarafında kalan küçük alınlığın, yedek tapınma alanı olarak kullanıldığını betimler.

Eskişehir Yazılıkaya

SU SARNICI

Patika üzerinde yürümeye devam ettiğinizde, güneybatı yönde, kayalara oyulan merdivenle inilen, tonoz örtülü anıtsal su sarnıcı görülür. Sarnıcın içinde yapılan kazılarda, söylenenlere göre bir Kybele heykeli bulunmuş ancak daha sonra bu heykel kaybolmuş, bugün nerede olduğu bilinmiyor, büyük ihtimalle çalınmış olmalıdır.

Evet, sarnıcın içine girmek isterseniz ki, bence mutlaka girin, merdivenlerden inmeyin çünkü oldukça tehlikeyi, yanda küçük bir giriş yeri/boşluk var, biraz eğilerek oradan girin, içeride büyük bir oda göreceksiniz, odanın her iki yanında, tüneller var, ama bu tünellerin girişi toprakla kapalı, nereye gittikleri bilinmiyor, sarnıcın büyüklüğü etkileyici, mutlaka girin ve görün.

Eskişehir Yazılıkaya
 

Giriş kısmında belirttiğim plana göre yürümeye devam ediyoruz. Yolumuzun üstünde sunaklar, kutsal yol ve kayalara oyulmuş mezarlar görülüyor.

Eskişehir Yazılıkaya
 

 

Eskişehir tanıtımı.

Han tanıtımı.

Seyitgazi tanıtımı.

Seyitgazi dağlık Frig bölgesi tanıtımı.

 

Rusya Moskova Bulvar gezisi

Rusya Moskova Bulvar gezisi

Moskova Tarih Müzesinin ilerisinde: bir meydan var; Manezhnaya Meydanı. Kızıl Meydan ve GUM’un sol yanında kalıyor.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Manezhnaya Meydanı

MANEZHNAYA MEYDANI

Moskova’nın kalbindedir.

Meydanda: doğuda Hotel Moskva, güneyde Devlet Tarih Müzesi ve Alexander bahçesi, batıda Moskova Maneji ve kuzeyde Moskova Devlet Üniversitesi vardır.

Meydanın kökeni: Çar Korkunç İvan tarafından, çamurlu Neglinnaya nehri kıyısında bulunan Ortaçağ Moiseyevski Manastırının yıkılması sonucu 1798 yılında kurulan “Moiseyevskaya Meydanına” dayanır. Sık sık taşan nehir, menfezlerle çevrilmiş olsa da bölgede meyhaneler her zaman tıka basa doludur. Bu durum, bölgeye kötü bir şöhret ve ilginç bir isim “Moskovanın göbeği) kazandırmıştır.

1932 yılında Komünist toplantılar ve gösterilere yer açmak için, buradaki bazı binalar yıkıldı. Bunun üzerine Moiseyevskaya Meydanı, bugünkü durumuna geldi.

1990 yılında meydan trafiğe kapatıldı ve büyük ölçüde yenilendi. Bu yenilemenin en büyük katkısı: dört katlı bir yeraltı alışveriş merkezi ve otoparktır. Alışveriş merkezinin üzerinde cam kubbe bulunur. Bu kubbe, kuzey yarımkürenin dünya saatini oluşturur. Kubbenin tepesinde Moskova’nın sembolü olan Aziz George ve Ejderhanın atlı heykeli bulunur.

Yine bu yenileme faaliyetleri sonucunda: Neglinnaya nehrinin eski nehir yatağı, özellikle sıcak yaz günlerinde gerek Moskovalılar ve gerekse turistlerin serinleme yerleri olmuştur. Günümüzde yer altından borularda akan nehir: çeşmeler ve Rus masal karakterlerinin heykelleriyle dolu bir dere tarafından taklit edilmiştir.

Meydanın çevresinde: Klasik Merkez Sergi Salonu, Ulusal (Metropol) Otel ve Moskova Oteli var.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Devlet Tarih Müzesi

DEVLET TARİH MÜZESİ-STATE HİSTORİCAL MUSEUM

Müze günümüzde: eskiden Çar Büyük Petro’nun emriyle yapılan “Ana Ecza Deposu” nun yerindedir. Müzenin yıldı 1.5 milyon kişi tarafından ziyaret edildiği söyleniyor.

Burası Rus tarihi müzesidir. Müze 1872 yılında kurulmuştur. Mevcut müze yapısı, 1875-1881 yılları arasında inşa edilmiştir. Müzede 40 sergi salonu bulunur. İç mekanlar: Rus uyanışı tarzında karmaşık bir şekilde dekore edilmiştir. Sovyet döneminde, müzede bulunan duvar resimleri şatafatlı kabul edildi ve üzerleri sıvandı.

Müzenin koleksiyonundaki toprak nesne sayısı milyonlarla ifade edilmektedir. Bu koleksiyonda: Rusya topraklarında yaşayan tarih öncesi kabilelerden, Romanov hanedanı üyelerinin sahip olduğu paha biçilmez sanat eserlerine kadar geniş bir yelpazededir.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Moskova Maneji

MOSKOVA MANEJİ-MOSCOW MANEGE

Yapı ilk olarak: kapalı bir binicilik akademisi, atların geçit törenlerine ev sahipliği yapmak için yapılmıştır. Ayrıca: subaylar burayı bir eğitim okulu olarak kullanıyorlardı. Manejin uzunluğu 180 metredir. Genişlik 44 metre ve yükseklik 15 metredir. Tüm bir 2 binden fazla askeri olan birliği ve davetli izleyicileri barındıracak kadar büyüktür.

2004 yılında yapıda büyük bir yangın çıktı. Ahşap kirişler çöktü sadece duvarlar yerinde kaldı. Yapı: 2005 yılında restore edildi.

2012 yılından beri burada “Moskova Tasarım Müzesi” bulunmaktadır. Çatının iç desteği yoktur. 45 metre boyutundadır. İnşa tarihleri ise, 1817-1825 yılları arasındadır. Cephe beyaz ve krem sarıya boyanmıştır. Kemerli pencere bölümlerini, Roma Dor sütunları süsler.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Moskova Devlet Üniversitesi

MOSKOVA DEVLET ÜNİVERSİTESİ-MOSCOW STATE UNİVERSİTY

1755 tarihinde Rus İmparatoriçesi Elizabeth döneminde üniversitenin kurulmasına karar verildi. Üniversite, Kızıl Meydan da bulunan Ana Ecza Deposunu, 1755-1787 yılları arasında kullandı. Daha sonrasında ise, 1782-1793 yılları arasında üniversite için yeni bina inşa edildi.

Üniversitede 15 araştırma enstitüsü, 43 fakülte, 300 den fazla bölüm bulunmaktadır. Üniversite mezunları arasında: Sovyetler Birliğinin ve daha sonraki hükümet liderleri bulunmaktadır. 2019 yılı itibarı ile, 13 Nobel ödülü almış kişi, bu üniversiteye bağlıymış.

Yürümeye devam ediyorsunuz, bir blok ötede, bir meydan daha var: Tiyatro Meydanı.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Moskova Tiyatro Meydanı

TİYATRO MEYDANI (TEATRALNAYA PLOSHCHAD)

Meydan ilk olarak, 1812 Moskova yangınından sonra Neglinnaya nehrinin yer altı kanallarına alınmasından sonra ortaya çıktı. Günümüzde de nehir meydandaki parkın altından akmaktadır. O meydan 1820’lerde simetrik Neoklasik tarzda tasarlandı ve Neoklasik binalar, meydanın çevresini sardı.

Bu meydan: 1919-1991 yılları arasında Sverdion meydanı olarak bilinir. Meydan adını, üzerinde bulunan 3 tiyatrodan almıştır. Bunlar: Bolşoy Tiyatrosu, Maly Tiyatrosu ve Rus Akademik Gençlik Tiyatrosudur. Ayrıca: Gotik uyanış tarzı “Tsum” lüks büyük mağaza binası bulunmaktadır.

Bu meydana: Bolşoy Tiyatrosunun dış cephesi hakimdir.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Moskova Bolşoy Tiyatrosu

BOLŞOY TİYATROSU (BOLSHOİ THEATRE)

İtalya-Milan’daki “La Skala” ve Paris’teki “Grand Opera” gibi, dünyanın en meşhur tiyatrolarından biridir. Burada: bale ve opera gösterileri yapılır. Ruslar, bu ikonik yapılarını 100 Rublelik banknotlarının üzerine de taşımışlardır. Bolşoy tiyatrosuna girdiğinizde, kendinizi neredeyse 250 yıllık bir tarihe ve gerçekten eşsiz bir atmosfere kaptırırsınız. Opera yıldızları için seçkin bir sahne ve ünlü Bolşoy Balesinin ana üssü olan bina, her zaman özel bir hayranlık uyandırmıştır.

Bolşoy Tiyatrosu kurucusu II Catherine

Bolşoy Balesi ve Bolşoy Operası: dünyanın en eski ve en iyi bilinen bale ve opera toplulukları arasındadır. 200’den fazla dansçı ile dünyanın en büyük bale topluluğudur. Topluluk 1776 yılında II Catherine’in Eyalet Savcısı Prens Pyotrr Urusov’a tiyatro gösterileri, balolar ve diğer eğlenceleri organize etme izni vermesiyle kuruldu. Bu tarih yani 28 Mart 1776 yılı Bolşov Tiyatrosunun kuruluş günü olarak kabul edilir.

Projesini, mimar Joseph Bove’nin çizdiği bina, daha önce yanan, 1824 tarihli orijinal tiyatronun yerini alması amacıyla, 1850’lerde yapılmıştır.

Başlangıçta sadece Rus eserleri sergileniyordu, ancak 1840 civarında yabancı besteciler de repertuara alındı.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Bolşoy Tiyatrosu

Dış cephesi: düğün pastası şeklinde, pembe-beyaz renklidir.

Ses sanatçıları Fyodor Şalyapin, Sergey Lemeşev, Galina Vişnevskaya, İrina Arhipova; bale sanatçıları Galina Ulanova, Maya Plisestskaya, Mihail Barışnikov, Vladimir Vasilyev ve Maris Liepa, bu tiyatroda sahne almıştır. Bolşoy Tiyatrosunun yurt dışı turneleri, daima kapalı gişe oynar.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Bolşoy Tiyatrosu Alınlıktaki Apollo heykeli

Alınlıktaki Heykel

Alınlıktaki heykel (Apollon; güneş arabasında heykeli): heykeltıraş Pyotr Klodt tarafından yapılmıştır. Kaymaktaşı bir arabada, tek ayak üstünde, hareketsizce üç kaymaktaşı atı sürüyor ve onu Rusya’nın eski tapınaklarından kıskançlıkla ayıran Kremlin duvarına öfkeyle bakıyor. Evet, Apollo’nun şaha kalkmış dört at tarafından sürülen arabasının, bronz heykeliyle taçlandırılmış, klasik sütunlu portikodan yürüdüğünüzde; bir oditoryuma ulaşacaksınız.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Bolşoy Tiyatrosu Alınlıktaki Apollo Heykeli

Burası: kırmızı ve altın renkli boyalarıyla, son derece gösterişlidir.

Pyotr İlyiç Çaykovski’nin “Kuğu Gölü” balesinin galası, 20 Şubat 1877 tarihinde burada yapılmış ve her yıl yine oynanıyormuş. Çaykovski, Bolşoy tiyatrosunda sadece balenin değil aynı zamanda operanın da yazarı olarak sahneye çıktı.

Moskova Bolşoy Tiyatrosu

2002 yılında, eski tiyatronun hemen yanında, yeni ve modern bir Bolşoy tiyatro sahnesi açılmış ve buradaki gösteriler kesintisiz devam ediyor. Çünkü: orijinal tiyatro her zaman kullanılmıyor.

Günümüzde, binada seyircilerin geçici için galeriler, katlara çıkan merdivenler, dinlenme için köşe ve yan salonlar ve geniş giyinme odaları vardır. Devasa Oditoryum, 2000 den fazla kişiyi ağırlayacak kadar büyüktür. Orkestra çukuru derinleştirilmiştir. Maskeli balolar sırasında parterin zemini, sahne önü seviyesine kadar yükseltildi, orkestra çukuru özel kalkanlarla kapatıldı ve harika bir dans pisti elde edildi.

Moskova Bolşoy Tiyatrosu Müzesi

Müze:

19’ncu yüzyılın ilk yarısı gibi erken bir tarihte, İmparatorluk Tiyatrolarının Moskova ofisinde performanslara, sanatçılara, müzisyenlere, tasarımcılara, repertuar oyun ilanlarına ve programlara ilişkin arşiv belgelerinin toplanması süreci başlatıldı.

1918 yılında, Devlet Akademik Tiyatro Müdürlüğü ve Yönetimin girişimiyle, özel bir tiyatro müzesi oluşturuldu. Ocak 1923 tarihinde, Bolşov Tiyatrosunun kıyafet çemberinin salonlarında ilk sergi açıldı.

 

Rusya Moskova Bulvar gezisi Moskova Maly Theatre

MALY THEATRE (MOSCOW)

Bu küçük tiyatro, yakınlardaki Bolşoy ve Büyük Opera tiyatrosunun aksine, Rusya’da oyun yapımıyla ilişkili bir tiyatrodur. 1806 yılında kurulan tiyatro, 1824 yılından bu yana günümüzdeki binasında bulunmaktadır.

19’ncu yüzyılda, yüzyılın en dramatik tiyatrosu olarak kabul edildi. Günümüzde burada 100 civarında drama oyuncusu ve toplam 700 personel bulunmaktadır. Rusya Senfoni Orkestrası ve profesyonel bir koro da vardır.

Tiyatro Meydanında: Metropol Otelin dış cephesinin karşısında, meydanın merkezindeki bahçede bir heykel var.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Moskova Karl Marx Heykeli

KARL MARX HEYKELİ

Tiyatro meydanında Bolşoy tiyatrosunun hemen yakınındadır.

202 yıl önce, Trier’de, o zaman Prusya’da ve şimdiki Almanya’da doğan Karl Marx, kasabanın baş hahamı olarak görev yapan Mordechai Halevi’nin oğlu ve Halam Shmuel’in baba tarafından torunuydu. Evet Karl Marx “Modern Musa” olarak tasvir ediliyor ve Das Kapital adlı kitabını sosyal adaletin kutsal kitabı olarak temsil ediyor.

Gelelim anıta:

Anıt, 1961 yılında Sovyet Heykeltıraş Lev Kerbel tarafından yapılmıştır.

Anıt 160 ton ağırlığındadır ve Kudashavsky maden ocağından çıkarılan, yekpare yani tek parça bir gri granit bloktan yapılmıştır.

Anıtta Karl Marx; sanki bir konuşmayla emekçi halka sesleniyormuşçasına kürsüde duran bir konuşmacı olarak tasvir edilmiştir.

Anıtın ön yüzünde “SSCB’nin Tüm Ülkelerin Proleterleri Birleşin” sloganı yazılıdır. Anıtın her iki yanında, iki granit sütun var. Bunlardan birinde Engels’in Marx’ın cenaze töreninde söylediği sözler yer alır “Onun adı ve eylemi yüzyıllarca yaşayacak” ve diğer yanda ise Lenin’in bir sözü “Marx’ın öğretisi her şeye kadirdir çünkü doğrudur.”

Anıt, 2016 yılında Rus Kültürel Miras Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Yine: Tiyatro Meydanın güneyinde:Devrim Meydanı var.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Devrim Meydanı

DEVRİM MEYDANI

Moskova’nın merkezinde Tversko’da bulunan bir meydandır. Moskova şehrinin merkez meydanlarından biridir. Şehrin turistik bölgesinin tam göbeğinde olan konumu ile toplanma ve turların da başlangıç ve bitiş yeridir.

Rusya Moskova Bulvar Gezisi Devrim Meydanı

Başlangıçta Moskova nehrinin bir kolu olan Neglinnaya nehri buradan akıyordu. 1534-1538 yılları arasında, İber kapısı ve şapeli ile Kitay-gorod duvarı inşa edildi. İber kapısının diğer adı olan Diriliş Kapısından sonra buraya “Voskresenskaya Meydanı” yani “Diriliş Meydanı” ismi verildi.

1917 yılındaki Ekim devrimi sırasında, burada korkunç sokak dövüşleri oldu ve çarpışmalarda birçok insan öldü.

Rusya Moskova Bulvar Gezisi Devrim Meydanı

Bu yüzden, 1918 yılında Bolşevikler tarafından meydan yeniden adlandırıldı. 1993 yılında, meydan trafiğe kapatılarak yayalaştırıldı. Meydanın altında, üç Moskova metro istasyonu bulunur. 1935 yılında meydanın kuzey bölümüne “Hotel Moskva” inşa edildi.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Devrim Meydanı Metro İstasyonu

METRO İSTASYONU-PLOSHCHAD REVOLYUTSİİ

Moskova Metrosu üzerinde  bir istasyondur. İstasyon ismini altında bulunduğu Devrim Meydanından almıştır. İstasyon 1938 yılında açılmıştır. Mimar Alexey Dushkin’dir. İstasyonda;  siyah mermer kaplı alçak direklerin üzerinde duran kırmızı ve sarı mermer kemerler bulunuyor. Kemerlerin arasındaki boşluklar, kısmet dekoratif havalandırma ızgaraları ve tavan oymalarıyla doldurulmuştur.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Devrim Meydanı Metro İstasyonu

Her kemerin altında toplam 76 tane bronz heykel vardır. Heykeller Ekim 1917’den Aralık 1937’ye kadar olan olaylardan kronolojik olarak düzenlenmiştir. Heykeller; sporcular, yazarlar, askerler, çiftçiler, sanayi işçileri, okul çocukları ve havacılar gibi Sovyetler Birliği halkını tasvir eder. Tüm figürler (öncülerin figürleri hariç) kemerli pasajların sınırlı tonozlu hacmine sığması için ya dizlerinin üzerine ya eğilmiş ya da otururken tasvir edilmiştir.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Devrim Meydanı Metro İstasyonu

Bugün bu heykellerin bazılarını oturmanın kişiye iyi şans getireceğine inanılıyor. Sizde deneyebilirsiniz. Bunlar hangi heykeller; kız öğrencinin ayakkabısı, askerin tabancası, devriye köpeği (sınır muhafızına eşlik eden bir köpek), horozlar. Şimdi köpeğin burnuna dokunmanın iyi şans getireceği hakkındaki inanışın hikayesine gelelim: Bronz sınır köpeği heykeline dokunma geleneği uzun zaman önce ortaya çıktı.

Ancak ilk başta bu sadece bir öğrenci sorunuydu. Halkın çoğunluğundaki öğrenciler karanlık ve düzensizdi. Sınavın bitimine 3 gün kala, geriye kalan tek şeyin sadece bir mucize ummaktan ibaret olduğunu hatırlarlar. Ve azizlere değil Sovyet mucizesi için başka kime dua edilebilir. Komsomol. Öyleyse kayıp bir Komsomol’un mistik hamisi Moskova zindanlarının alacakaranlığında cilalı burnu gizemli bir şekilde titreyen bronz bir hayvana dönüşsün. Genel olarak, ilk başta komikti.

Günümüzde,

Platformdan geçen on metro yolcusundan en az üçü, kesinlikle bunlara bakacaktır.  Yoğun saatlerde burunu silme sıklığı dakikada 20-30 yaklaşıma ulaşır ve kuyruk oluşur. Bir zamanlar köpeğin burnu parlıyordu ama şimdi yüzey kabartmasını tamamen kaybetmiştir ve hatta şeklini kaybetmeye başladığı söyleniyor.

Bu heykellerin dokusunun ne kadar ince ve dikkatli bir şekilde işlendiğine dikkat edin. Askerlerin paltolarının sertliği, tüylü köpekler ve diğer her şey. Köpeğin ağızlıkları öne saçlarını, sonra burnunu kaybetti. Sadece delikler kaldı. Birkaç yıl sonra onlar da muhtemelen olmayacaktır. Horozlar hızla tüy kaybediyorlar.

Moskova Metropol Hotel

METROPOL HOTEL İN MOSCOW

Moskova’nın merkezinde 5 yıldızlı bir oteldir.

1899-1905 yılları arasında inşa edilmiştir. Tanınmış ve yetenekli mimar ve sanatçılardan oluşan bir gurup, otel kompleksinin oluşturulmasında çalıştı. Resimler ve dekor unsurları: Vasnetsov ve Korovin’in eskizlerine göre yapılmıştır.

Moskova Metropol Hotel

Vrubel’in otel duvarının kuzey tarafındaki “Prenses Rüyası” panosu, Moskova’nn en ünlü paneli olarak kabul edilir. Loittaine’nin şiirindeki dramanın, Prenses Rüyası adlı Rusça çevrisine dayanıyor. Oyundaki karakterlerden biri de ozan Jofre Rudel’dir.

Otelin büyük açılışı 1905 yılında gerçekleşti. O dönem için büyüklüğü, konforu ve dekorasyonu bakımından benzersiz, modern çağın ruhuna uygun, birbirinin aynısı olmayan 400 odalı bir otel kompleksiydi. 1906 yılında Moskova’nın ilk iki salonlu sineması, otelde açıldı. Restoran aynı anda 1700 kişiyi ağırlayabilir. (Yeni yıl kutlamaları için bu sayıda koltuk sağlandı).

Mart 1918 tarihinde Sovyet Hükümeti, Moskova’ya taşınınca, Metropol Otel, yeni hükümetin ana konutlarından  biri haline geldi ve Sovyetlerin ikinci evi adını aldı. Sonraki yıllarda devlet ve hükümet başkanları, sinema, pop ve spor yıldızları otelde konakladı.

Moskova şehrinin en güzel Art Nouveau binalarından biri olarak kabul edilir.

Moskova Hotel Moskva-Four Seasons Hotel

HOTEL MOSKVA-FOUR SEASONS HOTEL MOSCOW

Meydanın kuzeyindedir. Sovyet Moskova’sında inşa edilen ilk otellerden biriydi. İlk olarak: 1932-1935 yılları arasında Schchusev tarafından inşa edilmiştir. İkinci aşama: 1968-1977 yılları arasında yapılır.

Moskova Hotel Moskva-Four Seasons Hotel

Ancak günümüzdeki binanın inşa tarihi 2014 yılıdır. Mevcut bina, dış bölümde Schchusev’in planlarını aynen kopyalamıştır. Ancak hacim olarak eski binayı aşmıştır.

Evet, otel günümüzde Moskova şehrinin en büyük otellerinden biridir. Komplekste: otel odaları, daireleri, ofisler, perakende satış alanları ve kongre merkezi bulunmaktadır.

Moskova Diriliş Kapısı Eski resmi

DİRİLİŞ KAPISI

İlk olarak: 1535 yılında inşa edilmiştir. Ancak 1680 yılında tekrar inşa edilmiştir. Iverskaya şapeli buraya yaslanmıştır. Kızıl Meydan’a geçişte ve Trinity Yolunun ilk caddesi olan Nikolskaya caddesine çıkışı  kapatıyor. Diriliş kapısı, Kutsal Yolun başlangıcının ayrılmaz bir parçasıdır. Günümüzde ise dekoratif nitelikte bağımsız bir mimari yapı olarak algılanıyor.

Ancak hiçbir şekilde dekoratif bir kemer değil, gerçek bir kale kulesidir. 15’nci yüzyıl başlarında Kremlin’in doğusundaki Moskova banliyösü büyümüş ve aslında şehrin bir parçası haline gelmiş, sakinleri arasında soylu insanlar ve zengin tüccarlar ortaya çıkmıştır. Ardından şehrin bu bölümünün özel koruma malzemeleriyle korunması ihtiyacı ortaya çıkar.

Yani bir kale duvarı gibi. Kitai-Gorod’un surları: bir hendek, toprak bir sur ve sur üzerindeki ahşap bir duvardan oluşuyordu. Kitay-Gorod duvarı, Kremlin’in Arsenal kulesinin köşesinden, Neglinnaya nehri boyunca, yerleşimin etrafından Lubyanskaya Meydanı boyunca uzanıyordu. Ardından Moskova nehrine dönüyor ve nehir boyunca başka bir Kremlin kulesi olan Sviblova’ya dönüyordu.

Ancak, 1535 yılında, hendek boyunca ahşap bir duvar yerine, kırmızı yanmış tuğladan bir duvar dikmeye başlandılar. Bunlar: demir bağları ve bağlantı elemanları olan ağır kale tuğlalarıydı.

19’ncu yüzyılda, Kıyamet Kapısı, bazı askeri unsular tarafından korunmuştur. İki katlı odalarda ve yukarıdaki iki sekizgen kulede, eskiden ateşli silahlar,  topçular ve okçular vardı. Bunlar bir düşman saldırısı veya kuşatma durumuna karşı hazır bulunurlardı. Sonraki dönemde Diriliş kapısı yanındaki kazı çalışmalarında, bir yığın antik dönem top güllesi bulunmuştur.

Evet; günümüzde:

Diriliş kapısı olarak adlandırılan kule, o dönemde Kitaygorod kale kulesi idi. Neglinnaya nehrinin kıyısında duruyordu ve bu yüzden orijinal adı Neglinensky veya Neglinnye kapısıydı.

1556 yılında İngiliz Kralı Philip, Korkunç İvan’a hediye olarak: bir aslan, bir  dişi aslan ve bir aslan yavrusu gönderdi. Bunlar Neglinnaya kulesi yakınındaki bir hendekte halkın görmesi için bir kafese yerleştirildi. Bu dönemde kapının ismi “Aslan kapısı” oldu.

17’nci yüzyılda, Diriliş kapısı Kızıl Meydan’ın ana girişi olarak kullanılmaya başlandı. Diğer kapılardan farklı olarak, bir değil iki geçiş kemeri vardı. Taş oymalarla süslenmiş ve yaldızlı bakırla kaplanmıştı. Moskova şehrine gelen tüm yabancı elçiler, şehre hangi yönden girerlerse girsinler, mutlaka özel icra memurları tarafından Tverskaya caddesine kadar eşlik edildi ve ardından Neglinka üzerindeki Voskresenky köprüsünü takip ederek Diriliş kapısına girdiler.

Bu rota, yabancılar üzerinde her zaman büyük etki yarattı. Diriliş kapısından geçmek, diplomatik törenin parçasıydı. Ayrıca: Kremlin Kraliyet Sarayına bir geçitle bağlanan geçitlerin üzerine “ışık odaları” inşa edildi ve Çar, bu odaların pencerelerinden geçişleri izledi.

Bunu bilen yabancılar: ülkenin büyüklüğünü gösteren şeyleri, geçit törenine hazırladılar. Maiyetlerinin büyüklüğünü, kıyafetlerinin zenginliğini, hediyelerin sayısını ve lüksünü, yani ülkenin büyüklüğünü gösteren şeyleri gösteren geçit töreni hazırladılar.

17’nci yüzyılın sonu ve 18’nci yüzyılın başlarında, Kıyamet Kapısının sağ ve sol taraflarındaki Kitai-Gorod duvarı sökülerek yerine kapıya yakın idari binalar inşa edildi.

19’ncu yüzyılda Vilayet Hükümetinin arşivi Kıyamet Kapısında saklanıyordu. Devrim öncesinde, Çar II Nicholas, Diriliş Kapısının Tarih Müzesine devredilmesini ilişkin bir karar imzaladı ancak devrim olayları nedeniyle bu gerçekleşmedi.

Kasım 1917 tarihinde Iverskaya şapeli, kendisini devrimci olayların ortasında buldu. Diriliş kapısı, Şubat Devriminden sonra yeni devrimci hükümetin örgütlenmesinin merkezi haline gelen Moskova şehir duması binasının duvarına bitişikti. Moskova’da sürekli bir miting vardı. Şehir Duması, binlerce göstericiyle çevriliyordu.

Evet, sonuç olarak hikayeyi daha fazla uzatmak istemiyorum. Diriliş Kapısı: 1994-1996 yılları arasında restore edilmiştir.

Moskova Merkez Lenin Müzesi

MERKEZ LENİN MÜZESİ (TSTENTRAL’NYJ MUZEJ LENİNA)

Gorki Leninskiye’deki bu müzede, Sovyet Liderinin mumyalanmış cesedi olmayabilir ancak aynı kederli duyguyu uyandırmak için yaratılmıştır. Lenin’in ikametgahının yakınında bulunan bu bina, Sovyetler Birliğinin kuruluşundan ulusun Sovyet Liderin ölümüne kadar olan başarıları kutluyor.

Lenin’e adanan bir müze fikri, 1970’lerin başında ortaya atıldı. Ancak tamamlanması 15 yıl sürdü. Hedeflerinden biri, kamuoyunun dikkatini tarihsel bir figür olarak Lenin’e yeniden çekmekti. I Dünya savaşında, Sovyetlerin Doğu Cephesinde kazandığı zaferin düzenli olarak anılmaya başlamasıyla birlikte, tartışmalı isim Joseph Stalin, SSCB’nin kurucusunu gölgede bırakmaya başladı.

1987 yılında halka açılan Lenin Müzesi, Genç öncülere yönelik parti toplantıları veya törenlerine ev sahipliği yapacak çok işlevli bir merkez olarak tasarlandı. Ancak 4 yıl sonra hem SSCB hem de ideolojisi çöktü ve müze, Komünist ideolojinin en modern vitrini haline geldi.

Moskova Merkez Lenin Müzesi

1990’lı yıllarda müze sergileri, 1917-1922 Rus iç savaşı sırasında Kızıl Orduya karşı çıkan Beyaz Hareketlere ait belge ve posterleri içerecek şekilde genişletildi. Rus muhaliflerin infazında, ölümcül kıtlıklarda ve Sovyet toplama kamplarının inşasında Lenin’in rolünü çoğunlukla dışarıda bırakıyor.

Lenin Müzesinde başlıca ilgi çeken yerlerden biri, bir dizi üç boyutlu cam sergi olan “küpler” dir. Her küpün içinde, Batıdan ithal edilen ve 1980’lerde kurulan aynı Apple bilgisayar ekipmanı tarafından kontrol edilen slayt projektörleri, hareketli aynalar, dekorasyonlar ve ışıklardan oluşan bir sistem bulunuyor.

Müze yetkilileri tarafından sağlam tutulan tek şey ekipman değildir. Küçük salonlardan birine kuruma çeşitli vesilelerle gönderilen sıra dışı hediyeler bulunuyor. Çoğu Sovyet Fabrikaları tarafından yapılmıştır. Sonuç olarak, oda eksantrik nesnelerle doludur. Örneğin: preslenmiş toz şekerden yapılmış bir Lenin Büstü gibi.

Ul. dan yürümeye devam ediyorsunuz ve hemen karşınıza; Lubyanskaya Meydanında Lubyanka binası çıkıyor.

Moskova Lubyanka Binası

LUBYANKA BUİLDİNG-BİNASI

Lubyanka meydanındaki bu bina:19’ncu yüzyılın sonlarında Rossiya Sigorta şirketi tarafından inşa ettirilen kompleksin bir parçasıdır. Ekim devriminden  sonra binalar Çeka’nın (Bolşevik güvenlik gücü veya polis) yetki alanına girdi.

Yani: bir zamanlar KGB’nin merkezi olan sarı binadır.

Bina, 5 katlı bir yapı gibi görünüyor ama yeraltına doğru, birçok derinlikleri varmış. Hatta 1920 yılından beri kompleksin topraklarında bir iç hapishanenin faaliyet gösterdiği söyleniyor. 1936 yılı itibarı ile cezaevinde 118 hücre bulunduğu söyleniyor. Kompleks aynı anda, 350 ye kadar mahkum barındırabiliyormuş.

Hücrelerde günümüzde en önemli karşı devrimci ve casuslar bulunuyormuş. Bunların davaları araştırılırken veya bilinen nedenlerden ötürü tutuklanan kişinin bulunduğu yeri gizlemek için dış dünya ile bağlantısının tamamen kesilmesi gerektiğine inanarak bu iç hapishaneyi kullanıyorlarmış.

Muhtemelen ilk mahkumlar: toprak sahibi Nikolai YEgorovich Lenin, Sergei ve Olga’nın çocuklarıydı. 1923 yılında Patrik Tikhon, Lubyanka’daki bu binada tutuldu. Stalin’in ölümünden sonra toplu tutuklamalar azalmış ve 1950’lerin ortalarına gelindiğinde sadece 66 hücre faaliyet gösteriyormuş. KGB Başkanı Vladimin Semichastny’in emriyle iç hapishane 1961 yılında tasfiye edilmiştir.

Son mahkum casuslukla suçlanan Amerikalı pilot Gary Powers imiş. İç hapishanedeki hücrelerin çoğu ofis ve kantine dönüştürülmüş. Bir müze, gizli belgelere erişimi olan kişilerin erişimi için, hayatta kalan 6 odaya yerleştirilmiştir.

Moskova Lubyanka Binası

KGB nin kurucusu Felix Dzerzhinsky’in binanın önündeki heykeli: 1991 yılında indirilmiştir.

Ruslara Moskova’nın en yüksek binası hangisidir diye sorduğunuzda, hemen KGB binası olarak cevap veriyorlar.

Çünkü: bodrum penceresinden bile Sibirya görünüyormuş. KGB artık isim değiştirmiş. Federal Güvenlik Bürosu olmuş.

Binlerce siyasi mahkum, bu binanın bodrum katlarında ve zindanlarında yok olmuşlar. İlk Sovyet gizli örgütü olan “Çeka” nın kurucusu “Feliks Çerjinski”nin bir heykeli: Lubyanka binasına bakan meydanın ortasında duruyor.

Yakındaki bir parkta: küçük, taştan yapılma yeni bir anıt “Stalin” dönemindeki temizlik sırasında: acı çeken ve ölen milyonlarca insanın anısına dikilmiş.

Lubyanka Binası ve çevresini gördükten sonra, geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz ve Manejnaya Meydanına geliyoruz. Buradan: Tverskaya Ul. caddesine giriyoruz.

Moskova Tverskaya Caddesi

TVERSKAYA CADDESİ-TVERSKAYA STREET (ULİTSA TVERSKAYA)

Moskova’nın ana alışveriş caddesidir. Manezhnaya Meydanından Zafer meydanına kadar uzanır. Cadde 20’nci yüzyılın ilk yarısında genişletildi ve yeniden inşa edildi. Moskova’nın en iyi evleri, otelleri ve mağazaları burada inşa edildi.

Bunlar arasında öne çıkanlar: Mimari yaratıcılığın başyapıtları arasında bulunan akvaryum tavanlı Prens Gagarin sarayı (1707-1708), İngiliz kulubü (1780’ler) ve Eliseevsky Mağazası (1770’ler, 1790’lar ve 1898 deniden inşa edildi) sayılabilir.

Rus imparatorluğu döneminde, St Petersburg şehrinden Moskova’ya gelen çarlar, Kremlin’e bu cadde üzerinden girerlerdi. Taç giyme törenlerinde buraya birkaç zafer kapısı yerleştirildi. Puşkin zamanında 5 kilise vardı ancak günümüzde hiçbiri yoktur.

Moskova Tverskaya Caddesi

Çok işlektir. Bütün kaldırımları boyunca: görebileceğiniz ve aralarında: Benetton, Yves Rocher, Pizza Hut ve Mc.Donald’s’ın da bulunduğu; bizlere pek yabancı gelmeyen ama kesinlikle komünist rejime ait olmayan isimleri göreceksiniz. Bunlar: değişimin işaretleridir. Aralarda: diğer mağazalarda bulunuyor. Örneğin: Yelisev Yiyecek Pazarı.

 Tepenin başında: Tverskaya Meydanı var.

TVERSKAYA ZASTAVA MEYDANI

1742 yılında burada bir gümrük noktası kuruldu. Muzaffer Rus orduları, buradaki kapıdan geçti ve 1814’te Napolyon’a karşı kazanılan zaferi kutlamak için, günümüzde Triumphalnaya yani Zafer Meydanı olarak adlandırılan yere ahşap bir zafer takı dikildi. 1834 yılında bunun yerine taştan bir kemer konuldu ve meydanın adı “Yeni Zafer Kapıları” meydanı olarak değiştirildi.

1936 yılında meydan yeniden tasarlandı ve kemer kaldırıldı. 1950 yılında meydan park olarak düzenlendi. 1951 yılında buraya Maxim Gorki’nin bronz bir heykeli yerleştirildi ancak heykel 2008 yılında Merkez Sanatçılar Evi yakınındaki heykel parkına kaldırıldı.

Günümüzde meydanın solunda: Belediye Binası, kentin kurucusu olan: Prens Yuri Dolgorukinin bir heykeli var.

Moskova Prens Yuri Heykeli

PRENS YURİY DOLGORUKİY HEYKELİ

Önce bu meydanda daha önce bulunan bir anıttan söz etmek istiyorum. 1912 yılında buraya büyük beyaz general Mikhail Skobelev’in anıtı dikildi. Bir atlı heykeli olduğu için Yuri’nin heykeline benziyordu. 1918 yılında bu anıtın kaldırılmasına karar verildi.

Skobelev heykeli, Troporyova Bölgesi, ruzskaya caddesindeki Harp Okulunun önüne yeniden dikti. Daha sonra yeni Sovyet Anayasasının tanınması amacıyla meydana aceleyle bir Anayasa dikili taşı inşa edildi. Ertesi yıl yanına bir Özgürlük heykeli dikildi. 1941 yılında ikisi de yok edildi.

Atlı heykel,

1147 yılında Yuriy Dolgorukly (1099-1157) tarafından Moskova’nın kuruluşu anısına dikilmiştir. Efsane: Moskova’yı bu adamın kurduğunu söyler ancak, Moskova’nın ilk sakinlerinin Yury’den 200 yıl önce burada yaşadıkları tespit edilmiştir.

Dolgorukly: Kiev Ruslarının Büyük Prensi ve Rurik hanedanının bir üyesiydi.

Moskova Prens Yuri Heykeli

Dolgorukly ayrıca, Komünist partinin ideolojisini yansıtmıyordu. Çünkü daha önce resmi olarak “köylülüğün sömürücüsü ve feodal sistemin vergi tahsildarı” olarak görülüyordu.

Uzun kollu lakaplı prens Yuri, bir aristokratla ters düşmüş, toprağına, parasına el koyması yetmezmiş gibi karısını da alıvermiş aristokratın.

1147 yılı, Yuri’nin Moskova’da geçirdiği ilk yıldı ve 1156 yılında ahşap bir kale inşa edildi.

Ancak yine de bronz heykel: 6 Haziran 1954 tarihinde, günümüzdeki Moskova Belediye Başkanlığı binası önündeki Tverskaya Meydanına dikildi. Heykel, 1941 yılında yıkılan Sovyet Anayasası Anıtının yerini aldı. Aslında Prensin görüntüleri günümüze ulaşmamıştı, bu nedenle heykelin yazarları, savaş zırhı giymiş, savaşan bir atın üzerinde bir Rus kahramanının kolektif bir görüntüsün yarattılar.

Atı durduran ve üzengileri kaldıran binici, sanki yeni bir kalenin yerini işaret ediyormuş gibi kolunu uzatmış (Lenin heykellerine benzer) otoriter bir hareketle betimlendi. Ayrıca, bu uzatılmış sağ kol, sürekli olarak kendi bölgelerine uzanıp genişlemeyi ifade ettiği için vurgulanmıştır.

Kalkanı üzerinde ise, Aziz George’un bir ejderhayı öldürdüğü resim bulunur.

Gerçekte ise: Prens uzun boylu değildi sadece 1.60 cm civarındaydı ve osteokondroz ve omurilik fıtığı hastasıydı.

Anıtın kaidesi, St George Katedralinin kabartma motifleri üzerine süslü bir oyma ile süslenmiştir. Kaidedeki bir plaket üzerinde 1147-1947 tarihlerini taşıyan bir kitabe bulunmaktadır. Aslında heykelin şehrin 800’ncü yılı için dikilmesi planlanıyordu ancak bazı aksaklıklar nedeniyle ancak 8 yıl sonra açılışı yapılabildi. Ayrıca: heykeldeki kısrağın, Stalin tarafından aygıra çevrilmesini istediği söylenir.

Yuri heykelinin arkasındaki küçük parkta Lenin’e ait bir anıt var ve hemen karşısında Kosma ve Damain kiliseleri var.

 

Aynı caddeden (Trevkkaya) ilerlemeye devam ediyorsunuz ve yakınlarda: Puşkin Meydanı karşınıza çıkıyor.

Moskova Puşkin Meydanı

PUŞKİN MEYDANI (PUSHKİNSKAYA PL)

Tverskaya Caddesi ile Bulvar Çevreyolu’nun kesişimindedir.

Sadece yayalara açıktır, burada trafik yoktur.

Eski ismi “Strastnaya Meydanı” idi (bu isim 1930’larda Sovyet rejimi tarafından yıkılan Strastnoy Manastırından gelir) ama 1937 yılında Alexander Puşkin olarak yeniden adlandırıldı.

Evet burası sadece Moskova’nın değil aynı zamanda dünyanın en işlek meydanlarından biri olarak kabul edilir.

Rusya’nın Picadilly Circus’u olarak biliniyor.

Burada, Ocak 1990 tarihinde Sovyetler Birliğinin ilk ve o dönemdeki dünyanın en büyük McDonalts restoranı burada açılmıştır.

Moskova Puşkin Meydanı

Puşkin meydanındaki yaya alt geçidi: 2000 yılında bir bombalama alanıydı ve kurbanların anısını anmak için küçük bir anıt yerleştirilmiştir.

Evet, meydanın ortasında: Puşkin Heykeli var.

Moskova Puşkin Heykeli

PUŞKİN HEYKELİ

Puşkin, Rusyanın en ünlü şairi. “Aşkın olmadığı yerde, gerçek de yoktur” diyen şairin adı, hem meydana, hem de metro istasyonuna verilmiş. Karısı güzeller güzeli Natalya’nın neden olduğu bir kıskançlık sonucu, Puşkin, düelloda öldürülmüş.

Dünyaca ünlü şair, öldüğünde, yalnızca 37 yaşında imiş. Çeçen savaşları sırasında, bomba konularak 21 kişinin yaralandığı “Puşkinskaya”metro istasyonunun karşısındaki Puşkin heykeli, günümüzde: sevgililerin, arkadaşların ve iş adamlarının popüler buluşma yerlerinden biridir.

Evet heykel, 1880 yılında dikilmiştir. Ama: heykelin oluşumunun ilginç bir hikayesi var. Evet, heykelin ilk oluşumu: Aleksandr Puşkin’in de eğitim aldığı, elit bir eğitim kurumu olan Tsarskoye Selo’daki imparatorluk Lyceum’unun 60.yılı kutlanırken atılır. Bir gurup eski öğrenci, bir komite kurar ve “Rus şiirinin güneşi” olarak adlandırılan Puşkin anısına bir heykel yapmak üzere komite kurar.

Komite, şairi beğenen, ona gönül vermiş herkesi az ya çok parasal desteğe davet eder. Aristokratlardan işçilere, öğrencilerden ofis çalışanlarına kadar, birçok vatandaş katkıda bulunur ve o zaman için oldukça büyük bir miktar olan 106.575 ruble toplanır.

Anıtın oluşturulması için bir yarışma düzenlenir ve bu yarışmanın sonucunda, 19 dizayn içinden Aleksandr Opekushkin’in ki seçilir. Bu şahıs, eski bir işçi olup, bu statüden kurtulmak için çok çalışmış, hatta yıllar sonra sanat akademisinin bir üyesi olmuştur.

Puşkin anıtı, önce ünlü şairin yaşadığı Petersburg kentine dikilmek istenir. Ancak, Baş şehrin yöneticileri ile şairin hayranlarının istekleri karşı karşıya gelir. Çelişki ve kararsızlık sürecinin sonunda ise anıt Moskova’da şu anda bulunduğu meydana dikilir.

Puşkin Meydanından, Bulvar Çevre Yoluna giriyoruz. (Tverskoy Bulvarı)

BULVAR ÇEVREYOLU (BUL’VARNOYE KOL’TSO)

Burası: eski bir kent surunu izleyen, dairesel bir bulvardır ve orta kısmından, aşağıya doğru, heykelleri, eski demir barakaları, sokak lambaları ve çocuklar için oyun alanlarıyla, güzel bir parkı var.

Bulvarlar, tarihi beyaz şehir Moskova’nın batı, kuzey ve doğu tarafları boyunca yarım daire şeklinde bir zincir oluşturur. Güneyde, Moskova nehrinin setleriyle biter.

Bu yol boyunca; 19’ncu yüzyıl binaları sıralanıyor. Bunlardan biri: Puşkin Müzesi.

Moskova Puşkin Müzesi

PUŞKİN MÜZESİ (MUZEJ İZOBRAZİTEL’NYKH İSKUSSTV İMENİ PUSHKİNA)

Bu müze: diğer Puşkin Müzesinden farklıdır. Yalnızca: isim benzerliği var. İçerikleri çok farklıdır.

Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi: Bulvar Çevre yolunun üzerinde bulunuyor. Müze: 1912 yılında açılmıştır. Bugün müzenin koleksiyonunda yaklaşık 700 bin sanat eseri bulunmaktadır. Müzenin yılda 1 milyondan fazla kişi ziyaret etmektedir.

Günümüzde: Petersburg’daki Hermitage’den sonra, Rusya’daki en büyük Avrupa sanat koleksiyonuna sahiptir.

Bu geniş koleksiyon içindeki en önemli bölüm ise: Empresyonistlerdir.

Buradaki başyapıtlar arasında: Rembrandt, Rubens ve Van Gogh’un eserleriyle; 19 ve 20’nci yüzyıl Fransız sanatından oldukça etkileyici bir koleksiyon (Cezanne, Corot, Degas, Gauguin, Monet, Picasso, Matisse, Renoir ve Toulouse Lautrec) bulunuyor. Rus koleksiyoncular, bu sanatçıların değerlerini ilk fark edenler arasındadır.

Bunun haricinde yer alan: Yunan, Mısır ve Roma eserlerinin yanı sıra, ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken koleksiyon günümüzde ülkemizden bir zamanlar çalınıp götürülen Troya Hazinesi olarak bilinen eserlerdir.

Birçok altın ve değerli taşlardan oluşan bu hazine görülmeye değer. Müzede: 20’nci yüzyıl hazineleri, Roma, Mısır ve Ortaçağdan kalan birçok koleksiyon sergileniyor.

Moskova Puşkin Müzesi Truva Hazinesi

Gelelim müzenin bizimle ilgili bölümüne.

Ülkemizden Henry Schiliman isimli bir hırsız tarafından çalınan Truva hazinelerinin bir kısmı günümüzde burada sergileniyor. Kısa bir bilgi vereceğim, sonra burayı ziyaret ederseniz, gidin bu güzelliklerin karşısında bize ait olan bu güzelliklerin karşısında oturup seyredin.

Moskova Puşkin Müzesi Truva Hazinesi

Evet. Henry Schlieman (1822-1890) 1980 yılında, Çanakkale Boğazının girişine yakın Hisarlık Tepesinde kazı yapmaya başladı. Tepenin tabanı, çevresinde binlerce yıl boyunca bir kültürel katman tabakasının çökeldiği kıtasal kayalardan oluşuyordu.

Bu arkeolojik alan, en az 9 surlu yerleşimin kalıntılarını içeriyordu. Truva VI ve Truva VII yerleşimleri, bugün çoğu bilim adamı tarafından Homeros’un yücelttiği Truva kalıntıları olarak kabul edildi.

Ancak Shhlieman tarafından bulunan sur ve içinde bulunan tüm hazineler, modern bilimde, MÖ 2400-2200’e yani Erken Tunç çağına kadar uzanan Troya II’nin daha eski katmanına atfedilmektedir.

Öyle ki,

Bu hırsız aynı zamanda tam bir tarih yok edicisi olarak da kayıtlara geçti. Kendisi de söylediği gibi, “Truva’nın sadece ana karada ve çevresinde olması gerektiğine dair daha önceki hatalı düşüncemden dolayı, 1871 ve 1872 yıllarında maalesef şehrin büyük bir kısmını yok ettim” işte arkeolog demeye utandığım bu adam, Truva hazinelerini de çalıp (karısının şalvarı içine gizleyerek) buradan kaçırdı, Avrupa’da bir süre hazineleri satmak için uğraştı, satamayınca Berlin şehrine bağışladı.

Sonradan Rusya ya nasıl ulaştığı bilinmiyor, muhtemelen Almanya’da idi ve II Dünya Savaşından sonra Almanlardan Ruslara geçti.

Caddenin hemen karşısında: Kurtarıcı İsa Katedrali var.

Moskova Kurtarıcı İsa Katedrali

KURTARICI İSA KATEDRALİ (HRAM HRİSTA SPASİTELJA)

İsa’nın doğuşuna adanmıştır. Moskova nehrinin sol yakasında, Kremlin’den çok uzak olmayan Rus Ortodoks kilisesidir.

Orijinal tapınak, Rus halkının Napolyon’a karşı kazandığı zaferin onuruna inşa edilmiştir. Tapınağın duvarında 1812’de Napolyon’un ordusu ile yapılan savaşta ve Napolyon’a karşı yapılan diğer doğrudan savaşlarda şehit düşen Rus subaylarının isimleri yazıyordu.

Benzeri olmayan bir geçmişe sahiptir. Muazzam bir mimari eserdir. Mimar Konstantin Ton’un projelendirdiği eser, 1839-1883 yılında Rus-Bizans tarzında yapılmıştır. 44 yıl boyunca Rusya’nın her yerinden önde gelen inşaatçılar ve sanatçılar tarafından inşa edilmiştir.

Evet toplam 103 metre yüksekliğiyle Romanya Bükreş’teki Halkın Kurtuluşu Katedrali ve Rusya St Petersburg şehrindeki Aziz Peter ve Paul Katedralinden sonra, dünyanın en yüksek üçüncü Ortodoks kilise binasıdır. Katedralin dev kubbesi, eski ve güvensiz cıva yaldızlama tekniği yerine altın elektro kaplama tekniği kullanılarak yaldızlandı.

Halka bağışlanan kilesinin iç mekanlarını ünlü Rus ressam ve heykeltıraşları yapmıştır.

5 Aralık 1931 tarihinde: akıl almaz bir kültürel tahrip hareketiyle; yapılması planlanan bir Sovyetler Sarayına yer açmak için: Stalin’in emriyle, burası havaya uçurulmuştur. Enkazın bölgeden temizlenmesi bir yıldan fazla sürdü. Sovyet Sarayının inşaatı, fon eksikliği, yakınındaki Moskova nehrinden gelen su baskını sorunları ve II Dünya savaşının patlak vermesi nedeniyle durduruldu.

Katedralin duvarlarında ve banklarında bulunan mermerlerin bir kısmı, yakındaki Moskova Metro İstasyonunda kullanıldı. Su basmış temel çukuru yerinde kaldı, ancak 1958 yılında Nikita Krusçev döneminde Moskova Havuzu adıyla dünyanın en büyük açık hava yüzme havuzuna  dönüştürüldü. Stalin bu durumu şöyle özetlemiştir “Önce bir kilise vardı, sonra çöp ve şimdi de utanç”

1994 yılında, havaya uçurulan kilisenin yeniden yapılmasına karar verildi. Bina, eski fotoğraflara, resimlere ve krokilere göre, modern teknolojiler kullanılarak yeniden kuruldu. 19’ncu yüzyılda, inşasının 45 yıl sürdüğü kilise, 20’nci yüzyıl sonunda, yalnızca altı ayda, yeniden inşa edildi.

19 Ağustos 1997 tarihinde, Moskova’nın 850. yıldönümünde kilise ışıklandırıldı. Her gün saat: 10.00-17.00 arası ziyarete açıktır. Katedralin tepesinden, şehri görebilirsiniz. Günümüzde: 10.000 kişilik bir topluluğu barındırabilecek büyüklüktedir

Yalnızca: birkaç blok ötede, Aleksandr Puşkin Müzesi var.

 

ALEKSANDR PUŞKİN MÜZESİ (MUZEJ PUSHKİNA)

Burayı: Puşkin Güzel Sanatlar Müzesiyle karıştırmamak gerekir. Rusya’nın en ünlü şairinin ismi ve dış cephelerindeki klasik sütunlar dışında: hiçbir ortak tarafı yoktur. Bu Puşkin Müzesinde, saygıdeğer şairin meslek hayatı anılmakta ve el yazmaları ile kişisel eşyalarından oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir.

Kendisi: hiçbir zamanda yaşamamışsa da, 1814 tarihli, keresteden yapılma, alçı bezekli bina, mimari alanda ilgi çekmektedir. Müze: her gün, saat: 10.00-18.00 arasında açıktır. İkiye ayrılmış müzenin, diğer kısmı: Tretyakov Sanat Galerisidir.

Dünyaca ünlü, bir diğer sanat koleksiyonu: Eski Tretyakov Sanat Galerisinde görülebilir. Yalnız, buraya gitmek için: Moskova nehrinin diğer yanına geçmeniz gerekir. Bunun için: Prechistenskaya caddesini takip ediyorsunuz ve Krymsyk köprüsünden karşıya geçiyorsunuz, hemen solda.

Moskova Tretyakov Sanat Galerisi

TRETYAKOV SANAT (TRET’YAKOVSKAYA GALEREYA) GALERİSİ

19 ve 20’nci yüzyıllara ait, Rus güzel sanatlarının sergilendiği milli müzedir.

Müze 1856 yılında Moskova’da tüccar Pavel Tretykov tarafından kurulmuştur. Tretyakov, 1950’lerin ortalarından itibaren kendi koleksiyonu için yapıtlar toplamaya başlamıştır. Bu yapıtlar, 1893 yılında Pavel ve Sergey Tretyakov, Moskova Şehir Galerisi adıyla halkın hizmetine açıldı. Sergilenen koleksiyonda Rus sanatçılara ait 1276 tablo bulunuyordu.

Moskova Tretyakov Sanat Galerisi

1918 tarihinde, Devrim hükümeti, galerinin Rusya Federatif Sovyet Cumhuriyetinin mülkü olduğunu ilan etti ve bugünkü adını aldı.

Moskova Tretyakov Sanat Galerisi

II Dünya savaşının başlamasıyla müzedeki eserler, 1941 tarihinde, bir trenle Moskova’dan Novosibirks’e nakledildi. Sovyet birlikleri Berlin’e girince, 14 Mayıs 1945 tarihinde yeniden açıldı.

Müzenin ilk kurulduğu, koleksiyonun oluşturulduğu dönemlerde koleksiyon, resim sanatında demokratikliği savunan “gezgin” ressamların tablolarından oluşuyordu. Koleksiyonda: tümü Rus sanatçılara ait, 130 bin eser var ve bunların yalnızca önemlileri galeride sergileniyor.

Sergilenen eserler arasında: ünlü 12. yüzyıl Bizans ikonu Vladimir’in “Kutsal Bakire”sinden Vasily Kandinsky’nin 20. yüzyıl başlarından kalma, soyut eserlerine kadar, Rus sanatının en iyi örneklerini görebilirsiniz.

Ayrıca: 12.ve 17. yüzyıllar arasından kalma: dinsel sanat eserlerinden oluşan bir koleksiyonda; Rus sanatçı Andrey Rublyov’un, 15. yüzyılda yaptığı ikonası “İsa’nın insanlara Görünüşü” muhteşem bir yapıt. Mutlaka görün.

Özellikle: önceleri Seregiyev Posad’daki Kutsal Üçleme Katedralinde bulunan “Kutsal Üçleme”; her ziyaretçinin mutlaka görmesini önereceğim bir sanat eseridir.

Zaman zaman sergilenen diğer eserler arasında: İlya Repin’in “Korkunç İvan Grozni ve Oğlu İvan Surikov” tablosunu, “Streslilerin İdam Sabahı”, İ.N. Krampskoy’un “Tolstoy’un Portresi” ve V.G. Perov’un “Dostoyevkki’nin Portresi” görülmeye değer eserler.

MOSKOVA ŞEHRİNİN KULELERİ

Moskova Neberezhnaya Kulesi

NEBEREZHNAYA KULESİ

Kelime anlamı “set üzerindeki kule” demektir.

Moskova Uluslararası iş merkezinin (MIBC) arsasında bulunan iki gökdelen ve bir yüksek binadan oluşan ofis kompleksidir. Kompleks 2003-2007 tarihleri arasında tamamlanmıştır.

Kule A: 17 katlı, Kule B: 27 katlı ve Kule C: 59 katlıdır. C kulesi, 268 metredir, bu uzunluk bir zamanlar Rusya ve Avrupa’nın en yüksek binası olarak ona ün katmıştır.

En ilginç olan, bu kuleler ülkemizin inşaat şirketi “Enka” tarafından yapılmıştır.

Moskova Evolotion Kulesi

EVOLUTİON TOWER

Evrim kulesi, Uluslararası iş merkezi arsasındadır. Ofis binasının yüksekliği 246 metredir ve 55 katlıdır. Şekli ilgi çeker. (DNA’nın çift sarmalına benzer.) Kule 2011-2014 yılları arasında yapılmıştır.

Rusya Moskova Bulvar gezisi Moskova Russian Tower Kulesi

RUSSİA TOWER:

Kızıl Meydan’a 5.5 km uzaklıktadır. Ofisleri, oteli, alışveriş merkezleri ve özel bahçeli daireleriyle burada 25 bin kişiye hizmet vermektedir.

Moskova şehrinde, süper yoğun bir dikey şehir düşüncesine göre, kulenin yüksekliği 612 metredir. Kat sayısı 118’dir. Dünyanın doğal havalandırmalı en yüksek kulesidir ve Avrupa’nın en yeşil yeni biridir. Binanın ana yapısı: yükseldikçe sivrilen üç koldan oluşuyor. Üç camlı, yüksek performanslı cephe, ısı kaybını azaltıyor.

Üst katlarda, konut ve otel konaklamaları vardır. Daireler: temiz havadan, doğal ışıktan, iki veya üç kat yükseklikteki hacimlerden ve gökyüzü bahçelerine erişimden yararlanır. Zirvede: kafe ve barların bulunduğu halka açık seyir terası var. Bunun yanında: buz pateni pisti ve mağazalar, sokak düzeyinde hayata canlılık katıyor.

Moskova Kremlin

Rusya Moskova Kızıl Meydan

Moskova Alışveriş

 

Avustralya Perth

Avustralya Perth

 

Ülkenin batı kıyılarındaki bir şehirdir.

Nüfus yoğunluğu açısından, ülkenin dördüncü büyük şehridir.

The Economist Dergisinin, 2008 yılı değerlendirmelerinden, Dünyanın En Yaşanılası Şehirleri Listesinde, 4’ncü sırada yer almıştır.

Şehrin çevresi çöllerle çevrilidir.

Şehrin ortasından Swan nehri geçmektedir. Şehirde bu nedenle birçok su yolu ve yemyeşil parklar bulunuyor.

Şehir, 1829 yılında Yüzbaşı James Stirling tarafından Swan nehri kolonisinin idari merkezi olarak kuruldu. Şehir, adını o zamanlar Perthshire Parlamento Üyesi ve Savaş ve Kolonilerden Sorumlu Dışişleri Bakanı olan Sir George Murray’in etkisinden dolayı İskoçya’nın Perth kentinden almıştır.

Şehrin nüfusu, 19’ncu yüzyıl sonlarında Batı Avustralya’daki altına hücumun bir sonucu olarak önemli ölçüde arttı. Avustralya’nın II Dünya savaşına katılımı sırasında Fremantle, Pasifik Tiyatrosunda faaliyet gösteren denizaltılar için bir üs olarak hizmet verdi ve ABD Donanması Catalina uçan tekne filosu Matilda Körfezinde bulunuyordu.

Savaştan sonra ağırlıklı olarak İngiltere, Yunanistan, İtalya ve Yugoslavya’dan gelen göçmen akını hızla nüfus artışına yol açtı. Bunu 20’nci yüzyılın sonlarından ve 21’nci yüzyılın başlarında meydana gelen ve Perth’in eyalet çevresinde bulunan birçok büyük madencilik işletmesinin bölgesel merkezi haline gelmesine neden olan çeşitli madencilik patlamalarından kaynaklanan ekonomik faaliyetlerde bir artış izledi.

Evet, bugün, yumuşak kumlu plajların ve manzaralı parkların, küçük barlar, yaratıcı restoranlar ve özel olarak seçilmiş sokak sanatlarından oluşan gelişen bir metropolle buluştuğu Perth’te her iki dünyanın en iyilerini bulabilirsiniz.

Avustralya Perth

Avustralya’nın kentsel vahası Perth, Batı Avustralya’nın uçsuz bucaksız doğası içinde yer alıyor ve yerel halkın onu sevmesinin nedeni de budur.

Burada sadece sakin beyaz kumlu plajlarda dinlenmekle kalmaz, aynı  zamanda hareketli sanat galerilerine, tarihi mahallelere ve destansı etkinliklere kendinizi kaptırabilirsiniz. Petrh’in hemen dışında cennet gibi yerel şarap imalathaneleri ve eşsiz yaban hayatı bulabilirsiniz.

 

Avustralya Perth

PERTH’İN BEYAZ KUMLU PLAJLARI

Bu kıyı şeridi, beyaz kumlu plajlar,  sakin sular, şnorkelli yüzme alanları, sörf dalgaları ve ilginç kafeler sunmaktadır. Şehirden sadece birkaç dakika uzaklıktaki pek çok cennet gibi kaçış sayesinde gün batımına kadar kalabilir ve konaklama yerinize kolayca geri dönebilirsiniz.

Avustralya Perth

City Beach, Perth şehir merkezine en yakın plajdır. Arabayla sadece 15 dakika uzaklıktadır. Şık ama rahat bir havaya sahip olan Odyssea restoranları, daha meraklı bir kalabalığın ilgisini çeken Hamptons v bir pizzacı olan Rise ile çevrilidir.

Hepsi muhteşem kıyı manzarasına sahiptir. Uzun zamandır plajın kuzey ucundaki yerinin tadını çıkaran Clancy’s Fish Pub, daha genel, pub tarzı yemekler sunmaktadır ve aileler için idealdir.

Plajın kendisi hoş bir alandır, ancak dalgalar zaman zaman kuvvetli olabilir ve günün sonunda rüzgar sıklıkla kuvvetli esmektedir.

Avustralya Perth Kambur balinalar

KAMBUR BALİNALAR;

Her baharda Batı Avustralya kıyı şeridi boyunca göç eden 35 binden fazla kambur balinayla, bir balina izleme gezisine katılmalısınız. Tur esnasında eğer balina görülmezse, şirket yolculara tekrar tura ücretsiz katılma hakkı verir. Balina sezonu: Eylül-Kasım ayları arasındadır. Tur tekneleri, Hillarys Tekne Limanından kalkar. Tur yaklaşık 2 saat sürer.

 

GEZİ YERLERİ:

 

Avustralya Perth Batı Avustralya Sanat Galerisi

BATI AVUSTRALYA SANAT GALERİSİ-ART GALLERY OF WESTERN AUSTRALİA

Şehir merkezindedir. Galeri her gün saat 10.00 ile 17.00 arasında açıktır. Giriş ücretli değil, ancak ziyaretçilerden gönüllü bağış bekleniyor.

İkonik Devlet Sanat Koleksiyonuna ev sahipliği yapan galeri, Eyaletin en kapsamlı görsel sanat galerilerine ev sahipliği yapıyor. Müzenin koleksiyonunda 1800’lü yıllardan günümüze kadar yaratılmış 18  binden fazla eser bulunmaktadır.

İlgi çekici Aborijin sanatını, yirminci yüzyıl heykellerini ve sürekli gelişen çağdaş tablo sergilerini görebilirsiniz.

Avustralya Perth Tiyatro Vakfı

PERTH TİYATRO VAKFI-PERTH THEATRE TRUST

Bu vakıf, Perth şehri içinde çok sayıda mekan işletiyor. Barok tarzdaki Majesteleri Tiyatrosundan Devlet Tiyatroları Merkezinin modern ihtişamına kadar her tiyatronun kendine has bir kişiliği ve topluluğu vardır.

Şehrin dört bin yanındaki mekanlarda bir komedi gösterisini, dans performansını ve hatta bir sirk gösterisini izleyin, her zaman görülecek heyecan verici bir şeyler vardır.

Majestelerinin Tiyatrosu

Burada bir müze var. İsmi: sahne sanatları Müzesidir. Müze, tiyatro tarihçisi Ivan King OAM tarafından toplanan, Majestelerinin zengin ve heyecan verici tarihini ayrıntılarıyla anlatan 40 binden fazla çevrimiçi kataloglanmış  tiyatro hatırasına sahiptir. Fotoğraflar, basın kupürleri, senaryolar, notalar ve diğer eserler gibi öğeler, Sahne Sanatları Müzesinin internet sitesinde çevrimiçi olarak sergileniyor. MOPA koleksiyonunu bazı kısımlarını tarihi tiyatronun her yerinde bulmak mümkündür.

Avustralya Perth Valley Şarap İmalathaneleri

VALLEY ŞARAP İMALATHANELERİ

Bu ikonik Avustralya şarap bölgesinin mahzen kapılarından şarapları yudumlayın ve örnekler alın. Rustik cazibe, köklü tarifler ve nesiller boyu ve topraklara ekilen geleneksel şarapları göreceksiniz. Batı Avustralya’nın Swan Vadisinde ve burayı mutlaka gezmenizi öneririm. Burada birçok özel şarap imalathanesi bulunmaktadır.

Perth London Court

LONDON COURT

Hay St 647 numaradadır. Perth’in Londra Court’u bir sır olmasa da Elizabeth tarzı ara yola adım attığınızda kesinlikle böyle hissettirir. Bu açık hava alışveriş merkezi, Perth’in kalbindeki Hay Street Alışveriş Merkezi ve St Georges Terrace’tan geçiyor. Ancak başka bir çağı taşındığınızı düşünmenize neden oluyor. Kemerli açıklıkları ve karmaşık mimarisinin yanı sıra manikür salonlarını, kuyumcu mağazalarını ve kafeleri keşfetmek için dar sokakta dolaşın.

Perth Lucky Chans Laundry and Noodle Bar

LUCKY CHANS LAUNDRY AND NOODLE BAR

Kuzey Köprüsü bölgesinde William St 311 numaradadır. Bao çörekleri, balonlu çay kokteylleri, baharatlı köfteler ve erişteler, bunların hepsi Lucky Chans Laundry and Noodle Bar da sunulmaktadır. İsim sadece ilginç değil, bu bar eskiden bir çamaşırhane işletmesiydi ve içeri girerken hala bir dizi çamaşır makinesinin (aynı zamanda kuru temizleme ve yıkama programları için fiyat listesinin) yanından geçeceksiniz. İçeri girdiğinizde, tamamen dolu bir bar bulacaksınız. Bar ve Asya yemekleri pişiren cızırtılı bir mutfağı var.

 

NORTHBRİDGE PİAZZA-KUZEY KÖPRÜSÜ MEYDANI:

Şehir yaşamının titreşen enerjisinden ve sürekli hareketinden ilham alan City Beats, şehrin ritmini yakalıyor ve varlığınıza tepki veriyor.

PERTH CULTURAL CENTRE-PERTH KÜLTÜR MERKEZİ:

Perth kültür merkezi, hem Perth sakinleri hem de ziyaretçiler için canlı, kapsayıcı ve çekici bir yerdir. Bölge: WA Sanat Galerisi, WA Boola Bardip Müzesi, WA Eyalet Kütüphanesi, Mavi oda, PICA (Perth Çağdaş Sanatlar Enstitüsü) ve WA Devlet Tiyatro Merkezinden oluşmaktadır. Perth şehir tren istasyonu ile Northbridge’in eğlence merkezi arasındadır ve Roe, Beaufort, Francis ve William Streets ile sınırlanır.

Perth Kültür Merkezinin bulunduğu alan, bir zamanlar izole edilmiş ve güvensiz olduğu bilinen, yeterince kullanılmayan bir alandı. 2004 yılında WA Eyalet Hükümeti, eski EPRA’nın sınırını Francis, William, Roe ve Beatufot Sokakları ile sınırlanan Perth Kültür Merkezi bölgesini de kapsayacak şekilde genişletti.

Bu yeniden yapılanma boyunca Devlet, her yaştan ve her kökenden insanın etkileşimde bulunabileceği bir yer yaratmak için toplumla birlikte çalıştı. Urban Orchard, bir zamanlar karanlık ve izole bir çatı katındaki otoparkın, özellikle her yıl düzenlenen Fringe Festivali sırasında keyif alınacak renkli, eğlenceli bir alana nasıl dönüştürüldüğünün harika bir örneğidir.

Yerleşim öncesi geleneksel sahipleri olan Whadjuk Noorgar halkı, müzenin bulunduğu alanı çevreleyen sulak alanlara, tatlı su kaynaklarına ve toprak boya çukurlarına güveniyordu. Yiyecek bol olduğunda insanlar zengin ve çeşitli bitki ve hayvan kaynaklarını paylaşmak, kendi tarih ve kültürel ritüellerini uygulamak ve aileleri ve arkadaşlarıyla sohbet etmek için bir araya geliyorlardır.

Perty Optus Stadium

OPTUS STADİUM

Burası, şehirde çok amaçlı, birinci sınıf bir mekandır. Stadyum, yıl boyunca önemli ulusal ve uluslararası spor ve eğlence etkinlikleri takvimine ev sahipliği yapıyor ve daha önce Prix Versailles 2019 uluslararası mimarlık ödüllerinde Dünyanın En Güzel Stadyumu ve 2022 Stadyum İş Ödüllerinde Yılın mekanı seçilmiştir.

Stadyum ve çevresindeki park, Burswood Yarımadasındaki Perth Merkezi İş Bölgesinin doğusunda yer almaktadır. Batıda pitoresk Swan nehri ve Perth şehrinin, doğuda ise dağ eteklerinin manzarasına sahip bu 60 bin koltuklu stadyum, Avustralya Futbol Ligi, Uluslararası ve Big Bash Ligi Kriket, futbol, ragbi ligi ve futbol gibi çeşitli spor ve eğlence etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır.

Çevredeki Stadium Park Bölgesi, Chevron Parkland’daki doğa oyun alanlarının, BHP Boarwark ve Amfitiyatronun, piknik ve barbekü alanlarının, kamusal sanatın yanı sıra sayısız dinlenme tesisinin keyfini çıkarmak için her yaştan ziyaretçiye yıl boyunca erişim sağlar. Ayrıca Swan nehrine bakan City View Cafa’de yemek yeme fırsatı da mevcuttur.

 

SWAN NEHRİ:

Nehir: yaklaşık 250 km. lik bir yol aldıktan sonra buraya ulaşıyor.

Bu nehir adını, buraya özgü olan siyah renkli kuğulardan almaktadır. Bu kuğuların, 17’nci yüzyıldan bu yana, burada yaşadıkları biliniyor. Bu siyah renkli kuğular: yüksek gürültülü sesler çıkarıyorlar. Ancak, gayet uysallar, ziyaretçiler bunları elleriyle besliyorlar.

Evet Swan nehri, şehrin yüksek binalarının silüetiyle çarpıcı bir kontrast oluşturuyor. Çift kullanımlı yollar, nehrin etrafında yürümeyi, bisiklete binmeyi veya kaymayı ya da Segway’de tur yapmayı mümkün kılar. Ayrıca piknik yapılabilecek, gün batımının keyfini çıkarabileceğiniz ve şehrin ışıkla canlanmasını izleyebileceğiniz çok sayıda çimenlik alan bulunur.

Su sporları meraklıları için yelken, rüzgar sörfü ve kano, Perth’de popüler seçeneklerdir ve kıyı boyunca kiralık tesisler mevcuttur. Nehrin etrafındaki köprüler yürüyüşü (Narrow Köprüsü ve Geçit yolundan geçmek) yaklaşık 2.5 saat sürer.

Black Meydanındaki iskeleden Fremantle, Swan Valley ve Rottness Island’a yapılan nehir gezilerinin yanı sıra Güney Perth ve Perth Hayvanat bahçesine giden feribotların kalkış noktasıdır. Nehrin kenarındaki canlı konumda kamusal sanat eserleri kafeler, restoranlar ve hareketli barlar bulunuyor.

Perty Bell Tower

THE BELL TOWER

Located at Barrack Square’de yer alan, Perth şehrine sadece 5 dakikalık kısa bir yürüyüş mesafesindedir.

Perth’in hareketli Barrack Meydanında Swan nehri ile buluştuğu yerde bulunan Bell Tower’ın yüksek cam kulesi, Avustralyalılar ve turistler için çok ziyaret edilen bir yerdir. Kule, dünyadaki en büyük müzik enstrümanlarından biridir ve Londra’nın Trafalgar Meydanındaki Buckingham Sarayının kilisesi olan Saint Martin in the Fields kilisesinin tarihsel açıdan önemli çanlarını barındırmak için özel olarak inşa edilmiştir. Bu çanların tarihi 14’ncü yüzyıl öncesine kadar uzanıyor. Bu çanlar şehrin 200’ncü kuruluş yıldönümü için, İngiltere kraliçesi tarafından armağan edilmiştir.

Batı Avustralya’nın en eşsiz ve ziyaret edilen cazibe merkezlerinden biri olan kule, turistlere bu ünlü çanlar ve antik zil çalma sanatı hakkında büyüleyici gösteriler sunmanın yanı sıra, altınca kattaki açık hava gözlem güvertesinden Swan Nehrinin muhteşem manzaralarını sunmaktadır.

Kule, tarihi çanlarının yanı sıra yakın zamanda ANZAC çanını da kurmuştur. ANZAC çanının 500 yıldan fazla dayanması ve 6.500 kg ağırlığında olması bekleniyor. Kule, dünyada zil sesini çalışırken görebileceğiniz veya etkileşimli Chiming Deneyimi turlarından birinde zil sesini kendi kendinize deneyebileceğiniz tek yerdir.

Perty Bell Tower

Evet, 2001 yılında tamamlanan kulenin yapımında: cam, çelik ve bakır kullanılmıştır. Kulenin yüksekliği: 83 metredir. Kulenin en üst katında, gözlem platformu var. Buradan, şehrin manzarası muhteşem görülüyor.

Perty Buchingham house

BUCKİNGHAM HOUSE

1880 ile 1890 yılları arasında pastoralist John Buckingham tarafından inşa edilen bu 4 odalı kireçtaşı ve demir kır evi, Ashby, Tapping, Tognos ve Neville aileleri de dahil olmak üzere önde gelen Wanneroo ailelerine ev sahipliği yapmış ve şehrin tarihinin zengin bir bölümünü oluşturmaktadır. Buckhingham evi yerel halk tarafından yıktırılmaktan kurtarıldı.

Dikkatli bir restorasyonun ardından Buckhingam evi, 1985 yılında ulusal miras olarak açıldı ve o zamandan beri topluluk tarafından beğenildi. Eski Wanneroo’yu keşfetmek için burayı ziyaret edebilirsiniz.

Ailelerin kır evinde nasıl yaşadığını görün, alanda kullanılan süt ürünleri ve tarım ekipmanlarını keşfedin ve şehirdeki sütçülüğün büyüleyici tarihi hakkında bilgi edinin. Buckhingam Evinin ziyaret ederken, ziyaretçiler Eski Wanneroo Okul Evini de görebilirler. Okul binası, kara tahtaların norm olduğu ve disiplin için aptal şapkaların kullanıldığı 1899 yılında açılmıştır.

PERTY CONNORS MİLL MUSEUM

CONNORS MİLL MUSEUM

Müze, 1870 yılında George Hassell tarafından Dan Connor için inşa edilmiştir. Toodyay’da inşa edilen üçüncü buharla çalışan değirmendi ve o zamandan beri aynı zamanda elektrik santrali, özel konut, ziyaretçi merkezi ve şimdi de müze olarak kullanılıyor.

Değirmen tarım geçmişi ve buhar motoru ve freze makineleri dahil olmak üzere çalışma sergileriyle üç kat yüksekliğindedir. Diğer sergiler arasında, Country ile Ballardong Noorgar bağlantısı ve arı kovanları, kereste, bağcılık ve hayvancılıkla ilgili sergiler yer alıyor. Connors Mill haftanın yedi günü, sabah saat 9 dan saat 15.30 a kadar açıktır.

PERTY FREMANTLE PRİSON

FREMANTLE PRİSON

Frementle Hapishanesi, Batı Avustralya’nın önde gelen turistik mekanlarından biridir ve Batı Avustralya’da Dünya Mirası Listesine giren ilk inşa edilmiş miras alanıdır. Cezaevi 1850’li yıllarda hükümlüler tarafından inşa edilmiş ve yaklaşık 140 yıl boyunca hapsedilme yeri olarak kullanılmıştır. Tek kişilik hücreleri ve darağacıyla Fremantle Hapishanesi, rahatsız edici derecede yeni bir ceza sistemi anıtıdır.

Fremantle kasabasına ve ötesindeki Hint Okyanusuna bakan bir sırttan oyulmuş kireçtaşından inşa edilmiş, Avustralya’daki en sağlam mahkum hapishanesidir ve yapımından bu yana çok az değişiklik göstermiştir. Fremantle Hapishanesi artık tarihin, gizemin ve eğlencenin anahtarını elinde tutuyor. İçeri adım atın ve büyüleyici bir Hapishane Günü Turunda deneyimle rehberle gezin. Tünel Turu macerasında Hapishanenin 20 metre altındaki tünel labirentini yürüyerek ve tekneyle keşfedin.

THE PERTH MİNT-DARPHANE

THE PERTH MİNT-DARPHANE

1899 yılında açılan bu tarihi binada, birinci sınıf sergisini ve büyüleyici altın keşif yolculuğu tanıtılıyor. Olağanüstü altın külçeleriyle karşılaşacak, elinizde büyük bir altın külçesi olacak ve Avustralya’da şimdiye kadar yapılmış en ünlü madeni para ve madalyalardan bazılarını göreceksiniz.

Girişte birincilik gururu, % 99.99 saf altı yatırım madeni paralardan oluşan, beğenilen Avustralya Kanguru sergisinin muazzam bir versiyonu olan Bir Ton Altın Paraya aittir. Gerçek değeri 90 milyon  doları aşan devasa parça, Guinnes Dünya Rekorları tarafından en büyük madeni para ünvanını kazanmıştır. Batı Avustralya’nın altın ve gümüş mirasının eşsiz örnekleri olan “Kral Henry ve Karratha Kraliçesi” dünyadaki en büyük ve en değerli metal örneklerinden ikisidir.

Gezide, eski eritme evinde geleneksel altın dökümü görebilirsiniz. Erimiş altının gözlerinizin önünde parlayan som bir altın külçeye dönüşmesini hayranlık izleyebilirsiniz. Ziyaretinizin bir simgesi olarak, birkaç dakika içinde kişisel mesajını kazıyabileceğiniz madalyonlar mevcuttur. Ayrılmadan önce Perth Mint Shop’u mutlaka gezin.

Bir zamanlar maden arayıcılarından altın yatakları almak için kullanılan miras odalarında yer alana günümüzün cilalı iç mekanları, Avustralya’nın en değerli doğal hazinelerinin çoğunu sergiliyor. Yeni Pembe Elmas Odası, yakın zamana kadar sadece Batı Avustralya’nın Kimberley bölgesinde çıkarılan, en nadir ve en çok aranan elmaslardan bazıları olan Argyle Pembe Elmasları içeren muhteşem parçalara ayrılmıştır.

PERTY THE REGAL THEATRE

THE REGAL THEATRE

Hay caddesi ile Rokeby yolunun köşesinde yer alan tiyatro, Subiaco’nun çok sevilen simgesidir. İlk olarak 1937 yılında film için inşa edilmiş ve 1977 yılında canlı tiyatroya dönüştürülmüştür. Tiyatro, adını açılışı sırasında yakın zamanda tahta çıkan ve daha sonra ön girişin üzerine neon ışıklı bir taç yerleştirilmesiyle tanınan Kral George IV dan almıştır.

Tiyatro, 1994 yılında eyaletin bina mirası listesine alınmıştır. National Trust’ın listesinde yer alıyor ve Avustralya Miras komisyonuna kayıtlıdır. Tiyatro, Regal Tiyatro Vakfı aracılığıyla WA halkına verildi ve canlı tiyatro topluluk için canlı tutmaya devam ediyor. Dünyanın her yerinden gösterilere ev sahipliği yapan tiyatro, Perth halkına çok çeşitli performanslar sunmaktadır.

PERTH WA MARİTİME MUSEUM-DENİZCİLİK MÜZESİ

WA MARİTİME MUSEUM-DENİZCİLİK MÜZESİ

Fremantle’nin merkezinde bulunan müze, WA’nın  tarihi, spor ve  denizcilik mirasını öne çıkaran ünlü hikayeler ve gemilerle doludur. 2005 yılında açılmıştır. America’s Cup’ı kazanan yat Avustralya II’yi görebilirsiniz. Soğuk savaş dönemi denizaltısı HMAS Ovenst’ta eski bir askerlik görevlisinin hikayelerini içeren bir tura çıkabilir ve WA’nın Hint Okyanusuna olan yakınlığı hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Gezi teknelerinden el işi yelkenli teknelere ve ticari inci avcılarına kadar Müze, WA’nın denizle ilişkisini araştıran eşsiz galerilere ev sahipliği yapmaktadır. Denizcilik Müzesini gezdikten sonra WA Gemi Enkazları Müzesine kısa bir yürüyüş yapan ve WA’nın tehlikeli kıyıları, Avrupa’daki ilk karşılaşmalar, deniz ticaretinin zenginlikleri ve bilinen tarihteki en ölümcül isyanlardan biri olan Batavia hakkında bilgi edinin.

PERTH AQWA-THE AQUARİUM OF WESTERN AVUSTRALİA

AQWA-THE AQUARİUM OF WESTERN AVUSTRALİA

Aqwa, Perth şehir merkezinin 20 dakika kuzeyinde, Hillarys Tekne limanındadır. Yılın her günü saat: 10.00-17.00 arasında açıktır.

Burada: Güney Okyanusunun buz gibi soğuk sularından uzak, kuzeydeki mercan resiflerinin tropik harikalar diyarına kadar kıyılar boyunca bir su altı yolculuğuna çıkmak mümkündür. Burada görebilecekleriniz şunlardır:

Avustralya’nın en büyük su altı tünelinde dev köpek balıkları, vatozlar ve kaplumbağalarla yüz yüze gelebilirsiniz. Yapraklı deniz ejderleri gibi nadir ve sıra dışı yaratıklarla karşılaşabilirsiniz. Tehlike bölgesinden bazıları erik kadar küçük olan ölümcül iğneler ve ısıranlarla yüzleşebilirsiniz. Yaşayan bir mercan resifinin renkli dünyasının büyüsüne kapılabilirsiniz.

PERTH ARMADALE RENTİLE CENTRE-SÜRÜNGEN MERKEZİ

ARMADALE RENTİLE CENTRE-SÜRÜNGEN MERKEZİ

1995 yılında halk açılan Armadale Sürüngen ve Yaban Hayatı Merkezi, 70’in üzerinde farklı türün sergilendiği çok çeşitli yerli sürüngenlere ve diğer Avustralya yaban hayatına ev sahipliği yapmaktadır. Sahipleri Klaas ve Mieke Gaikhorst, 30 yılı aşkın süredir yerli hayvanları kurtarıyor ve rehabilite ediyor ve bu süre zarfında, insanların onları doğru şekilde tanımlayamaması nedeniyle birçok zararsız sürüngenin (bacaksız kertenkeleler ve pitonlar dahil) gereksiz yere öldürüldüğüne tanık oldu.

Merkezi açmadan önce Klaas, Perth Hayvanat Bahçesindeki sürüngen bakıcısıydı. İnsanların sürüngenler konusunda eğitilmesine çok ihtiyaç duyulduğunu gördü ve bir eğitim tesisi kurmak için 1993 yılında Hayvanat Bahçesinden ayrıldı. Burada, ziyaretçiler hayvanları doğal ortamlarında güvenli bir şekilde gözetlemeyi, neye benzediklerini, nasıl davrandıklarını ve alışkanlıklarını görebiliyorlar. Gün boyunca daha uysal hayvanlardan bazılarına (yılan ve kertenkeleler) dokunma veya onları tutma şansı verilmektedir.

PERTH CİTY OF STİRLİNG

CİTY OF STİRLİNG

Stirling şehri görülecek ve yapılacak birçok şeyin bulunduğu canlı bir aktivite merkezidir. Şehir, güzel plajları, harika sörfü ve Hint Okyanusuna uzanan muhteşem gün batımlarıyla ünlüdür.

Bozulmamış parklar ve rezervler, yürüyüş ve bisiklet yollarının yanı sıra tüm yıl boyunca keyfini çıkarabileceğiniz çeşitli spor ve boş zaman etkinlikleri sunar. Çok çeşitli yemek ve mutfaklardan lezzetler sunan çeşitli bar, kafe ve restoranlarda çok sayıda etkinlik ve eğlence sunulmaktadır.

Scarborough Plajı, Batı Avustralya’nın ünlü plaj kültürünü temsil eden canlı ve cennet gibi bir destinasyondur. Geniş beyaz kumlu plajlar ve berrak sular bulunur. Ziyaretçiler Sunset Hill’de dinlenebilir, plaj aktiviteleriyle kendilerine zaman ayırabilirler. Kıyıda WA’nın tek sahil havuzu vardır ve jeotermal ısıtmalı olduğundan tüm yıl boyunca kullanılabilir.

PERTH STİRLİNG GARDENS:

STİRLİNG GARDENS:

Burası, Adliye Binasını çevreleyen bir bahçedir. Bu bahçede, ilginç bir anıt var. Bu anıt: “Maden Dikilitaşı” olarak isimlendiriliyor. Batı Avustralya’da çıkarılan bütün madenler, burada bir araya getirilmiş ve anıt oluşturulmuştur. Bunun dışında: kanguru heykelleri var.

Evet, Stirling Bahçeleri, Perth şehrinin en eski bahçesidir ve kanguru heykelleri sayesinde aynı zamanda en çok tanınan ve en çok fotoğrafı çekilen bahçelerden biridir. Adını Vali James Stirling’den alan bahçeler, ilk kez sömürge botanikçisi James Drummond tarafından 1830’larda tohumlardan örnekler yetiştirilmek için iklimlendirme bahçesi olarak kullanıldı.

Rezerv, 1845 yılında ilk botanik bahçesi olarak resmen açıldı. Kanguru heykelleri, bir su özelliği devasa Moreton Körfezi incir ağacı ve May Gibbs’in efsanevi eserleri Snugglepot ve Cuddlepie bu park alanının daha ilginç yönlerinden bazılarıdır. Bahçelerde yıl boyunca ANZAK Günü töreni de dahil olmak üzere birçok etkinlik düzenlenmektedir.

PERTH TOWN HALL-BELEDİYE BİNASI

TOWN HALL-BELEDİYE BİNASI

1870 yılında inşa edilen Perth Belediye Binası, Avustralya’nın Gotik tarzdaki tek belediye binasıdır ve dünyada hükümlüler tarafından inşa edilen tek belediye binasıdır. Burası: 12 Ağustos 1829  tarihinde koloninin kurucusu Kaptan James Stirling, toprak iddiasını ve geleneksel sahiplerinin yerinden edilmesini simgeleyen bir ağacı kestiği yerdir.

1870 yılında tamamlanan Belediye Binası, başkentin diğer belediye binalarından önemli ölçüde daha küçüktü ve taş yerine tuğladan yapılmıştı ve mimar Richard Rocah Jewell’in Viktoria Dönemi Özgür Gotik tasarımı, 14’ncü yüzyıl Avrupa pazar kasabalarını örnek alarak modellenmiştir.

Bina 1 Haziran 1870 günü bir törenle açıldı, kutlama yemeği için salona sadece erkeklerin girmesine izin verilirken, kadınlar galeriden izlemek zorunda kaldılar. Zemin kattaki pazar yeri, birkaç yıl sonra çöktü, ancak salon konserlerden Batı Avustralya’nın Avustralya’nın geri kalanlarından ayrılmasını destekleyen mitinglere, çiçek gösterilerine kadar bir dizi sosyal ve politik toplantılar için kullanılmaya devam etti.

Ancak Belediye binası her zaman pek sevilmedi. Neredeyse anında, eleştirmenler korkunç akustiği kınadı ve konsey hızla ofis alanını boşalttı, ancak yalnızca salonun bulunduğu araziye sahip olduğu ve çevredeki alanların hiçbirine sahip olmadığı için bina genişletilemedi. 1924 yılında Konsey, Murray caddesindeki ofislere taşındı ve Tudor tarzı pazar alt katını mağazalara dönüştürerek bu hareketi finanse etti. Batı Avustralya gazetesinin “Belediye vandalizmi” olarak tanımladığı bir kararla.

Evet, bugün CBD’nin merkezinde Kiralık Salon olarak faaliyet gösteren ödüllü bir restorasyon, Perth Belediye Binasını zarif ve zamansız bir miras mekanından benzersiz bir deneyim arayan etkinlikler veya düğünler için doğal bir seçim haline getirmektedir.

Evet, bu simgesel yapısı gezebilir ve Belediye Binası duvarlarından geçen insanların tarihini, işçiliğini ve hikayelerini keşfedebilirsiniz. Binanın içini keşfetmek ve birçok sırrından bazılarını öğrenmek isterseniz, her ayın ilk perşembe günü saat; 10.15’de Perth Belediye Binası turana katılabilirsiniz.

 

PERTH ROTTNEST ADASI

ROTTNEST ADASI

Yemyeşil bitki örtüsü, turkuaz sular ve açık hava maceralarıyla doludur. Başka bir deyişle, mükemmel bir günlük gezinin tüm özellikleri vardır. Adada yapılacak en iyi şeylere göz atın. Ada, Perth kıyısından sadece 19 km açıktadır. Sakin ortamı kendinizi çok uzakta hissetmenizi sağlayacaktır.

Yerel halkın dediği gibi, Rotto, muhteşem deniz yaşamı ve adanın en ünlü sakini olan sevimli quokka’da dahil olmak üzere çok sayıda benzersiz bitki örtüsü ve faunaya sahip, korunan bir doğa rezervidir. Zengin kültürel mirası keşfedin, beyaz kumlu plajları keşfedin ve tertemiz sularda yüzüp şnorkelli dalış yapın, bunların hepsini cennetin bu küçük yerinde yaşayın.

Rottness adasında 63 plaj ve 20 koy bulunmaktadır. Adanın en meşhur canlısı olan Quokka sevimli olduğu kadar meraklı ve arkadaş canlısıdır, dolayısıyla yanınıza gelmeleri çok muhtemeldir. Kameranızı hazırlayın, ancak saygılı olan ve güvenli bir mesafeyi koruyun, böylece bu özel karşılaşmayı yakalamanıza izin verecek kadar  rahat hissederler.

PERTH ROTTNEST ADASI

Kambur balinalar, Eylül ayından Kasım ayına kadar kıyı şeridi boyunca göç eder ve Rottness Adasının korunan sularında zaman geçirirler. Bu güzel varlıklar hakkında bilgi edinmek içir Rottnest Fast Rerries ve deniz biyologlarıyla birlikte balina izlemeye giden.

Perth Kings Park

KİNGS PARK

Binlerce yıl boyunca Perth’teki Kings Park, Aborijin toplulukları için önemli bir tören ve Rüya görme alanıydı. Doğa koruma alanı, Swan nehrinin kıyısında, şehrin kalbindeki gökdelenlere arabayla sadece 10 dakika uzaklıktadır. Burası dünyanın en büyük şehir içi parklarından biridir. Parkın  toplam alanı 400 hektardır. Eliza Dağı’nın zirvesinde yüksek bir konuma sahip olması, onu Perth şehir silüetinin ve Swan nehrinin panoramik manzaralarını çekmek için en iyi nokta haline getiriyor.

Avustralya’da kamu kullanımına ayrılan ilk park 1872 yılında Kings Park olmuştur. Aynı zamanda Eyalet Savaş Anıtı ve Eyalet Botanik Bahçesine de ev sahipliği yapıyor. Eylül ayında her yıl düzenlenen Kings Park Festivaliyle kutlanan baharda 1700 eşsiz yerli türün yanı sıra göz kamaştırıcı kır çiçekleri sergileniyor.

PERTH BATI AVUSTRALYA BOTANİK BAHÇESİ

BATI AVUSTRALYA BOTANİK BAHÇESİ

Kings Park’ın neredeyse üçte ikisi, 326 tür yerli bitki ve 70’in üzerinde kuş türünü içeren doğal çalılık alandır. Kings Park’ın dengesi, mükemmel şekilde ekilmiş bahçeler ve açık dinlenme alanlarından oluşmaktadır. Batı Avustralyalılar ve ziyaretçiler için rahatlama, dinlenme ve merak uyandıran bir yerdir.

1965 yılında açılan Batı Avustralya Botanik Bahçesi, ilham verici bir manzarada toplu olarak veya bireysel örnekler olarak sergilenen, çoğunlukla Batı Avustralya bitkilerinden oluşan bilimsel bir koleksiyona sahiptir. WA Botanik bahçesi özellikle dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan Batı Avustralya kır çiçeklerinin olağanüstü çeşitliği nedeniyle, yalnızca yerel bitki örtüsüne odaklanmayı sürdürmesi nedeniyle dünyanın dört bir yanından benzersizdir.

Aborijin  Tarihi:

Aborijin tarihi özellikle büyüleyicidir. Kings Park, efsanevi yılanı Wagyl’in buraya yakın bir yerde toprağa girip Eliza Dağının eteklerinde ortaya çıkıp güzel Swan nehrini yarattığı söylenen Abirojinler için kutsal bir yer olarak saygı görüyor.

Kuşbakışı manzarasıyla gerçekten büyüleneceğiniz, ağaç tepesinde yürüyüş içeren Lotteryest Federasyon Yürüyüş Yolunu mutlaka denemelisiniz. Bu yürüyüş Aborijin ve Avrupa tarihinin yanı sıra bölgenin faunasının harikalarına da gözlerinizi açan bilgilendirici plaketlerle tamamlanıyor.

Anıtlar ve Heykeller:

Kings Park ve Botanik Bahçesi, Avustralya’daki diğer parklardan daha fazla anıt, heykel ve onur caddesine sahiptir. Anıtlar arasında Batı Avustralya’nın ilk Başbakanı John Forrest’in heykeli, Öncü Kadınlar Anıtı, 10.Hafif Süvari Anıtı, Kraliçe Victoria Heykeli ve çiçekli saat yer alıyor.

Devlet Savaş Anıtı Mezarlığı, Perth’in silüeti boyunca kolayca fark edilir ve Kings Park’ın en ikonik özelliklerinden biridir. Tefekkür Mahkemesi, Hatıra Alevi, Yansıma Havuzu ve ANZAC Bluff özelliği bu bölge içerisindedir. Devlet Savaş Anıtı, yıllık ANZAC günü şafak ayini için 40 binden fazla ziyaretçi çekiyor.

Avustralya Canberra

Avustralya Darwin

Avustralya Sydney