Rusya Moskova Kremlin

Rusya Moskova Kremlin

Rusya Moskova Kremlin: Evet, Moskova’daki birinci gün programınızda: Kızıl Meydan var.

Kızıl Meydan’da sizi ilk karşılayacak yapı: farklı mimarisi ile Kremlin Sarayı olacaktır.

Moskova şehrine ait bir haritaya baktığınızda, şehrin merkezinde “Kremlin” (iç kale) bulunduğunu ve bunun çevresinde, şehrin eş halkalar şeklinde yerleştiğini göreceksiniz.

En içteki halka: duvarlarla çevrili Kremlin’dir.

Kremlin ve Kızıl Meydan: UNESCO Dünya Miras Listesinde bulunmaktadır.

Rusya Moskova Kremlin

Çevresi surlarla çevrili yapının içinde, pek çok sayıda da kilise var.

Çevresindeki duvarlarda: 20 uzun kule bulunan saray kompleksi: geçmişte Moskova’yı içinde barındırıyormuş. Rusya’nın kalbine Moskova, Moskova’nın kalbine de Kremlin demek mümkündür.

Kelime anlamına gelince: “Kremlin”; “kale-hisar-şato” demektir.

Eski bir savunma kalesi olan Kremlin: 19 metre yükseklikte, kırmızı bir duvarla çevrilidir.

Bu duvarın çevre uzunluğu: 2250 metredir.

Duvarın giriş yerlerinde ve köşelerinde büyük kuleler var.

Biraz önce söylediğim gibi: toplam 20 kule var. En büyük kule: 72 metre yükseklikte.

Burada ilk yapı 14’ncü yüzyılda yapılmış ve daha sonra yeni ilaveler ile büyütülmüştür.

Evet: burada 20 tane kule var. Bu kuleler bazıları hakkında çok kısa bilgiler vermek istiyorum;
Rusya Moskova Kremlin Spasskaya kulesi
SPASSKAYA Kulesi

Rusya Moskova Kremlin: Kızıl Meydana bakan doğu duvarındaki ana kuledir.

Eski adıyla Frolovskaya (Frol ve Lavr kilisesinin yakınında bulunan) Spasskaya (Kurtarıcı) Kulesi, 1491 yılında mimar Pietro Antonio Solari tarafından inşa edilmiştir.

Kulenin isminin kökeni oldukça ilginçtir. Moskova’nın beyaz taş günlerinden beri  var olan ve kutsal kabul edilen ana kapının üzerine inşa edildiğinden, kulenin kendisi, dikildiği andan itibaren Kremlin duvarı kompleksinin merkezi olarak kabul ediliyordu.

Halk ona özel bir saygıyla davrandı. Çünkü bu kulenin mucizevi güçlere sahip olduğunu ve Kremlin’i düşman istilasından koruduğuna inanılır.

Kimse Spasskaya Kulesinin kapısından at sırtında geçmeye cesaret edemedi. Erkekler şapkalarını çıkarmak zorunda kaldı. Bu nedenle kapının üzerine Smolensk’in Kurtarıcısı ve Edessa imgesi olmak üzere iki imge yerleştirildi.

16 Nisan 1658 tarihli kararnamesi ile Çar Alexei Mihayloviç, ona Spasskaya (Kurtarıcı) adının verilmesini emretti.

Mimari özellikleri

Spasskaya kulesinde 10 seviye olmasına rağmen, beş kattan oluşmaktadır. Ana kare katın köşelerinde yaldızlı rüzgar gülleri olan piramitler vardır.

Kulenin cepheleri, oymalı sütunlar, taretler ve fantastik hayvan figürlerinden oluşan beyaz taş dekorlarla süslenmiştir. Ancak Spasskaya Kulesinin ana özelliği ülkenin ana saati olan Kremlin çanlarıdır.

1491 yılında yeni inşa edilen kulenin tepesine Rus devletinin ana saati yerleştirildi. 1625 yılında kule yeni saati aldı. 18 nci yüzyılda bunların yerini büyük Hollanda çan saat aldı. Mevcut çanlar 1851-1852’de kuruldu Kulenin üç seviyesini (7-9) işgal ediyorlar.

Mekanizmanın toplam ağırlığı yaklaşık 25 tondur. Saatin her birinin çapı 6.12 metre olan dört kadranı vardır. Akrebin uzunluğu yaklaşık 3 metre, dakika 3.28 metredir. Rakamların yüksekliği 72 cm dir.

Çan kulesinin 10 katında, 17-18 nci yüzyıllarda Rus ve yabancı ustalar tarafından dökülen çanlar bulunmaktadır. Kulenin yüksekliği yakut yıldızı olmadan 67.3 metre, yıldızla birlikte ise 71 metredir.

Kulenin tepesideki kırmızı yıldız, 1936 yılında Stalin tarafından mevcut iki başlı kartalın yerine yerleştirilmiştir.

Spasskaya kulesi, Kremlin’in en güzel ve zarif kulesi olarak kabul edilir. Kulenin kapısı: Kızıl Meydanda yapılan resmi törenler ve geçitlerde kullanılır.

Rusya Moskova Kremlin Taynistkaya kulesi
TaYNİTSkaya (gizemler) kulesi

Rusya Moskova Kremlin: İlk inşa edilen Taynitskaya kulesiydi. (1485) İtalyan mimar Antonio Fryazin (Antonio Gilardi) tarafından tasarlandı. Moskova nehrine giden gizli (tayniy) geçit nedeniyle bu adı almıştır.

18 nci yüzyılda Rus ustalar, kulenin tabanına, gözlem kulesi olan dört kenarlı bir çadırla taçlandırılan ek bir kemerli katman inşa ettiler. 18 ve 19’ncu yüzyıllarda kule defalarca yıkıldı ve restore edildi. 1930-1933’te kapı söküldü ve sır iyice dolduruldu.

 

NabATNAYA Kulesi

Rusya Moskova Kremlin: Nabatnaya kulesi 1495 yılında inşa edilmiştir. Adını Moskovalılara yaklaşan olayları veya tehlikeleri bildiren alarm zilinden sonra almıştır. Bir tepe üzerinde yer alan Nabatnaya kulesinden mahallelerin harika bir manzarası görülebilir.

Bekçiler bir şeylerin ters gittiğini fark ettiklerinde zili çalıyorlar ve köylüler kaleye ya da manastır duvarlarının içine sığınmak için koşuyorlardı. İmparatoriçe Catherine II, bu geleneğe son vermeye karar verdi.

1771 yılında Moskova’da veba isyanı patlak verdiğinde ve asi kasaba halkı, halkı Kremlin’e çağırmak için zili çalmaya başladığında, ayaklanmayı bastıran Catherina, zilin dilinin çıkarılmasını emretti.

30 yılı aşkın süredir Nabatnaya kulesinde dilsiz çan asılıydı. 1803 yılında kaldırıldı ve önce Arsenal’e, ardından 1821 yılında Armory’ye verildi.

Rusya Moskova Kremlin

KREMLİN

Rusya Moskova Kremlin: genellikle 1922-1991 yılları arasında: Sovyetler Birliği hükümeti, sekreteri, başbakanlar, cumhurbaşkanları ve bakanların çalışma yeri olarak kullanılmıştır. Günümüzde Kremlin, Rus devletinin sembolü olarak kabul edilmektedir.

Yani: Amerika’daki “Beyaz Saray” ile özdeştirilmiştir. Günümüzde de: Rusya Federasyonu Hükümeti, burada: Kremlin Sarayında çalışmalarını sürdürüyor. Bu nedenle: Kremlin Sarayı ziyarete kapalıdır.

Kremlin’in hemen yanı başında, Rusya karayollarının sıfır noktası var. Buraya: “0 km” deniyor. Bütün yollar, buradan başlatılıyor. Yani başka bir şehre olan uzaklığı öğrenmek istediğinizde, başlangıç noktası olarak Kremlin Sarayının yanı başında olan bu nokta dikkate alınıyor.

Ve ilginçtir ki, insanlar buraya dilek tutmak için de geliyorlar. İnanışlarına göre: burada tutulan dilekler kabul olunuyormuş. Bu sebeple de yerler bozuk paralarla dolu. Bu iş, en çok çevrede dolanıp duran dilencilerin işine yarıyor.

Evet, şimdi Kremlin’i gezmeye başlıyoruz.

Rusya Moskova Kremlin, Burası: 15’nci yüzyıldan günümüze kadar, hayranlık uyandıracak şekilde, hiç bozulmadan gelmiştir.

Günümüzde: Kremlin’de bulunan yapılar şunlardır:

1-Cephanelik odası

2-Meryem Ana’nın Göğe Kabulü Kilisesi

3-Başmelek ve Müjde Katedralleri.

4-Meryem Ana’nın Kutsal Cübbesini Döşeme Kilisesi

5-Oniki Havarili Patrik Sarayı.

Rusya Moskova Kremlin Aziz Nikolas Kulesi
Kutsal Üçleme (Aziz NikHolaos-nikolskaya) Kulesi:

Rusya Moskova Kremlin: St Nicholas kulesi, Kremlin surlarının doğu hattının kapı kulesidir.

Kremlin’e: Alexander bahçelerinin hemen yanındaki “Kutsal Üçleme (Aziz Nikoloas) Kulesinden” gireceksiniz.

Kremlin’in 15 metrelik çadır şeklindeki St Nicholas Kulesi, Kurtarıcı kulesinden sonra ikinci sırada yer alır.

1491 yılında komşusu Spasskaya kulesiyle aynı zamanda inşa edilen bu yapı Aziz Nikolaos manastırına giden yolun giriş kapısıydı.

Kulenin adı

Kulenin adı, savaş platformunun cephesine yerleştirilen Wonderworker Nicholas ikonunun yanı sıra bir  zamanlar Nikolskaya Caddesinde bulunan St Nicholas Rum manastırıyla ilişkilendirilmiştir.

Tüm kapı kulelerinde olduğu gibi, hendek üzerinde yükselen bir köprü ve kapıların üzerinde koruma parmaklıkları (hers) vardı.

Dörtgenin içindeki geçit ve dövüş platformu silindirik tonozlarla örtülüdür. Kule ve dövüş platformu merdiven sistemi ve iki seviyeli koridorlarla iletişim kuruyor.

Nikolskaya kulesi antik mimari formunu diğer kulelere göre daha uzun süre korumuştur. 16 ve 17 nci yüzyıllarda kapıları esas olarak Kremlin’deki boyarların evlerine ve manastır çiftliklerine ulaşmaya hizmet ediyordu.

1730’larda, Kremlin’deki Arsenal ve Annenhof sarayı ile hemen hemen aynı şekilde Barok tarzda dekore edilmiştir. Böylece tek bir topluluk oluşturuyorlardı.

1780 yılında kule ilk kez yuvarlak bir çatı ve oldukça alçak bir çadırla yeniden inşa edildi.

1806’da L.Ruska kuleyi tamamen yeniden inşa etti. Dörtgenin üzerine, açık işlemeli süslemeler ve yüksek bir çadırda Gotik tarzda bir sekizgen yükseltti.

Mimarisi

Dört yüzlü bir şekle ve yakın bitişik, yönlendirilmiş bir savaş platformuna sahiptir ve geçidi Kızıl Meydan’a bakmaktadır.

1612 yılında Polonyalılarla mücadele sırasında Dük Pozharsky liderliğindeki bir Rus gönüllü ordusu, Kremlin’i düşman işgalinden kurtarmak için kulenin kapılarından içeri girdi.

Rusya Moskova Kremlin Aziz Nikolas Kulesi

Yangın, 1700’lerde kuleye zarar verdi ve Napolyon’un güçleri, 1812 yılında geri çekilirken kuleyi havaya uçurdu. 1816-1819 yılları arasında kule yeniden inşa edildi ve hasarlı çatı, delikli detaylara sahip, demirden yapılmış yeni bir Gotik çatı ile değiştirildi.

Kulenin tabanına, dört tane beyaz taşlı köşe kulesi eklendi.

Beyaz süslemeli ve yeşil sivri uçlu, kırmızı renkli, Gotik tarzdaki kule, Nikolsky veya St Nicholas Kulesidir. Kızıl Meydan’daki Tarih Müzesine en yakın kuledir.

Kule, adını bir zamanlar duvarlarını süsleyen Kutsal Mucize Yaratan Aziz Micholas İkonundan alır. Geleneksel olarak anlaşmazlıklar ve tartışmalar, bu simgenin altında çözülürdü.

Ekim devrimi sırasında, 1917 yılında Kremlin bombalanırken kule de ağır hasar gördü ve ancak bir yıl içinde onarıldı.

1935 yılına kadar kulenin tepesinde, çift başlı bir kartal bulunuyordu. Daha sonra onun yerini bir yıldız aldı, çerçevesi paslanmaz çelikten yapılmış ve yaldızlı bakırla kaplanmıştı. 1937 yılında kulenin tepesine yakut bir yıldız yerleştirildi.

Evet kulenin bugünkü uzunluğu 67.1 metredir. Yıldızla birlikte uzunluk 70.4 metredir.

Kremlin’e giriş:

Rusya Moskova Kremlin: Burada: yaklaşık 45 dakikalık bir sıra beklemeniz gerekiyor. Girişte: dikkat, sırt çantası içeri sokmuyorlar. Merdivenlerin altındaki emanete, çanta büyüklüğüne göre 40-80 ruble ödeyerek, çantanızı bırakmanız gerekiyor. Kremline giriş ise: 300 ruble.

Burası: 1495 yılında yapılmış ve Kremlin kulelerinin en yükseğidir. Yüksekliği: 80 metredir. Kulenin mahzenleri, yapıldığında cephanelik olarak tasarlanmış. 16 ve 17’nci yüzyıllarda ise: zindan olarak kullanılmış. Napolyon’un ordusu: Eylül 1812 tarihinde, Kremlin’e yine bu kapıdan girmiştir.

Tüm kapı kulelerinde olduğu gibi, hendek üzerinde yükselen bir köprü ve kapıların üzerinde koruma parmaklıkları vardır.

Surlardan içeri giriyorsunuz: kapının sol tarafında kalan bölge: ziyaretçilere ve halka kapalı. Eğer o tarafa yaklaşırsanız; Kremlin muhafızları sizi uyarır. Sizi: kaldırıma doğru yönlendirirler. Kulenin kuzeyinde:

1. Tophane,
2. Senato,
3. Yüksek Sovyet Prezidyumu var.

Tophane: sarı duvarları, yeşil çatıları, beyaz süslemeleri ve güzelce boyanmış yapıları ile dikkati çekiyor. Senato: kubbeli çatısı ile öne çıkıyor. Prezidyum ise: bugün Rus hükümetine ev sahipliği yapıyor.

Evet: kale içinde: sağ tarafta: Kongre Sarayı var.

Rusya Moskova Kremlin Kongre Sarayı

KONGRE SARAYI (KREMLYOVSKJ DVORETS STEJDOV)

Rusya Moskova Kremlin: Dışı beyaz Ural mermerleri ve cam kullanılarak, 1961 yılında 16 ayda yapılmıştır.

Bir zamanlar: Komünist Parti toplantıları: bu sarayın 6000 koltuklu Oditoryumunda yapılırmıştır.

Ancak: aynı yerde, günümüzde, Halkın Temsilcileri Kongresi toplanıyor. Burası: ayrıca, konser salonu ve opera sahnesi olarak da halkın kullanımına açıktır. Zaten uzun yıllarda Bolşoy tiyatrosuna hizmet vermektedir.

Saray, mevcut repertuarın opera ve bale gösterilerine ev sahipliği yaptı ve seçkin solistlerin ve orkestraların katılımıyla Bolşoy Tiyatrosunun pıromiyeri oldu.

Günümüzde Kremlin Sarayının oditoryumu, dünyanın en iyilerinden birisidir. 2013 yılında ses ve aydınlatma ekipmanları kapsamlı bir modernizasyona tabi tutuldu, yetkili uzmanlara göre New York şehrindeki Carnegia Hall ve Irwın Plaza gibi dünyanın ünlü salonlarıyla aynı seviyeye ulaştı.

Rusya Moskova Kremlin Sarayı

KREMLİN SARAYI

Rusya Moskova Kremlin: Tüm Kremlinlilerin anası olarak kabul edilen Moskova Kızıl Meydan’da bulanan Kremlin Sarayı, Avrupa’nın en büyük aktif kalesidir.

Yarı rejim statüsü, tüm kompleksin UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde yer almasını sağlamıştır. Ayrıca anıt Rusya Federasyonu Başkanının resmi konutu olarak bilinmektedir.

Projesinin Konstantin Tan çizmiştir. 1849 yılında inşa edilmiştir. Planlamasına bakıldığında, Kremlin Sarayı düzensiz bir üçgeni içermektedir.

Güney duvarı Moskova Nehrine bakmaktadır. Kuzeyin de Kızıl Meydan ve kuzeybatı bölümünde de Alexander Bahçesi bulunmaktadır. 14’ncü yüzyılda burada katedraller ve manastırlar inşa edilmiştir.

Ayrıca geçmişte Kremlin, Rus Ortodoks kilisesinin merkezi olarak bilinmektedir. 15 ve 16’ncı yüzyıllarda üç devasa katedral yapılmıştır.

İçinde: imparator ailesine ait odalar, muhteşem mobilyalarla döşeli kabul salonları, kristal ve porselen ev eşyaları bulunmaktadır.

Sarayın en önemli salonu olan Georgiyev’de: halen kabuller yapılmaktadır. Devlet Başkanı, devlet nişanlarını burada vermektedir.

Senato Binasının karşısında: Çar Topu var.

Rusya Moskova Kremlin Çar Topu

ÇAR TOPU (TSAR PUSHKA)

Ivanovskaya meydanının batı tarafında, Büyük İvan çan kulesi ve 12 Havari kilisesi arasındadır. Topçuluk ve dökme sanatına ait eski bir Rus eseridir. Dünyadaki en büyük çaplı toptur.

Rusya Moskova Kremlin Çar Topu

Çar Feodor Iannovich’in emri üzerine, seçkin Rus top dökümcüsü Andei Chokhov tarafından 1586 yılında Moskova Top Sarayında bronzdan yaratıldı.

Topun yüzeyi: döküm figürlü frizler, bitki süsleri, anıt yazıtlar ve Çar Feodor Ianovich’in atlı görüntüsü ile süslenmiştir.

Namlunun uzunluğu: 5.34 metre, çapı: 890 mm, namlu kalınlığı: 15 cm., namlusunun ağırlığı ise 40 tondur.

Rusya Moskova Kremlin Çar Topu

1835 yılında Çar Topu, Berdt Sen Petersburg’daki fabrikasında kendisi için özel olarak dökülmüş arabaya sabitlendi. Aynı anda, dört adet 1 ton ağırlığında, içi boş dekoratif gülle yapıldı.

Başlangıçta, Çar topu, Spasskiye kapısı yakınındaki Kızıl Meydan’a sabitlendi. 1706 yılında ise Kremlin’e taşındı. Önce Arsenal’in iç bahçesine, sonra da ana kapıya sabitlendi.

Fakat: Çar, topu hiç kullanmadı yani atış yapmadı. Tarihsel koşullar gereği, hiç bir zaman savaşta kullanılmamıştır. Çar topu, 1960 yılında bugünkü yerine konulmuştur.

Topu geçiyorsunuz ve Katedral Meydanının girişine geliyorsunuz.

KATEDRAL MEYDANI

Rusya Moskova Kremlin: en eski tarihi kısmıdır. Rus dinsel ve mimarisinin önemli bir anıtıdır. Meydanda: sağınızda: Çar Topu’nun arkasında: On İki Havari Katedrali ve Patrik Sarayı var.

Rusya Moskova Kremlin Patrik Sarayı

PATRİK SARAYI VE ON İKİ HAVARİ KATEDRALİ(SOBOR DVENADTSAT APOSTOLOV-PATRIARCH’S PALACE AND THE TWELVE APOSTLES’CHURCH)

Patrik Sarayı, 17’nci yüzyılın ortalarında Moskova sivil mimarisinin en iyi anıtlarından biridir.

Saray: 1653-1655 yılları arasında Patrik Nikon’un emriyle Rus ustalar tarafından inşa edilmiştir.

Sarayın zemin katı, temizlik ihtiyaçları için kullanılıyordu. İkinci katta, Patriğin özel odaları bulunurken, birinci katta kamaralar vardı. Ana oda, Chrism odası olarak da bilinen Çapraz Oda (Krestovaya Palata) idi.

Kutsal Sinod’un yapıldığı, yabancı Büyükelçilerin kabul edildiği, tören resepsiyonları ve ziyafetlerin yapıldığı yerdi. Günümüzde Çapraz oda, ön antre, yemekhane ve 12 havariler kilisesi, 17’nci yüzyıl boyunca Rus kültürünün tarihini ve özelliklerini inceleyen sergiye ev sahipliği yapıyor.

12 Havari kilisesinde, 17 ve 18’nci yüzyıllarda oyulmuş ahşaptan yapılmış yaldızlı ikonostatis özellikle ilgi çeker. Bu oymacılığın harika bir örneğidir. Sergide ayrıca 17’nci yüzyılda ikon resminin gelişimini gösteren bir ikon koleksiyonu da bulunmaktadır.

İleride: meydanın ortasında: Meryem’in Göğe Çıkış Katedrali var.
Rusya Moskova Kremlin Dormition Katedrali

MERYEM’İN GÖĞE ÇIKIŞ KATEDRALİ-GÖĞE KABUL KATEDRALİ (USPENSKJ SOBOR)-DORMİTİON KATEDRALİ

Rusya Moskova Kremlin: Katedral meydanının mimari topluluğu içinde özel bir yere sahiptir. Katedral meydanının kuzey tarafındadır.

Theotokos’un ölümüne adanmış bir Rus Ortodoks kilisesidir. Boyanmış yarım daire şeklinde çatıları ve 5 altın kubbesiyle duruyor.

Katedral ilk olarak 1326 yılında I İvan döneminde taş kullanılarak inşa edilmiştir. Daha sonra İtalyan mimar Aristotele Fioravanti’nin tasarımına göre, büyük prens III İvan’ın emriyle 1475-1479 yılları arasında yapılmıştır.

1547-1896 yılları arasında Rus hükümdarlarının taç giyme törenleri burada yapılırdı. Ayrıca katedral, Moskova Metropolitlerinin ve Rus Ortodoks kilisesi Patriklerinin çoğunun mezar yeriydi.

Aynı zamanda, Moskova Kremlin Müzelerinin bir parçası olarak hizmet vermektedir.

1968 yılı

1968 yılında arkeolojik araştırmalar, mevcut katedralin bulunduğu bölgenin bir Ortaçağ mezarlığı olduğunu gösterdi. 12’nci yüzyılda bölgede ahşap bir kilisenin var olduğu kabul edilmektedir.

Bunun yerini, tarihi kayıtlarda adı geçen 1326 yılı civarında inşa edilen kireçtaşından bir yapı almıştır. 14’ncü yüzyılda Metropolit Peter, Çar I İvan’ı başkent Vladimir’deki Dormition katedrali gibi, Moskova şehrinde de bir katedral inşa etmeye ikna etti.

Katedral, 1326-1327 yılları arasında yapıldı ve o dönemde Moskova, Vladimin Suzdal prensliğinin başkenti oldu. 15’nci yüzyıla gelindiğinde eski katedral harap hale geldi ve 1472 yılında Moskova mimarları Kryvtsov ve Myshkin yeni bir katedralin yapımına başladılar. İki yıl sonra, 1474 yılında bina deprem nedeniyle çökünce tamamlanamadı.

Felaketin ardından Çar III İvan, İtalya’nın Bologna kentinden ünlü bir mimar ve mühendis olan Aristotele Fioravanti’yi Moskova’ya davet etti ve katedralin Rus mimarisi geleneklerine göre sıfırdan tasarlanarak yapılmasını istedi.

Vladimir şehrindeki “Göğe Kabul Katedrali” bir kez daha bina için model olarak alındı ve bu nedenle Rioranvanti, Rus inşaat yöntemlerini incelemek için Vladimir şehrine gitti. Rönesans ruhunu Rus gelenekleriyle birleştiren aydınlık ve ferah bir şaheser tasarladı. Yeni katedralin temeli 1475 yılında atıldı ve 1479 yılında bitirildi.

Yapının içi fresklerle boyanmış ve aralarında Vladimir Theotokos ve Blachernitissa’nın da bulunduğu birçok ikonla süslendi.

Beş kubbeli (İsa ve Dört Evangelisti simgeler) yeni kilisenin tasarımı son derece popüler oldu ve Rusya’daki diğer birçok kilise için bir örnek olarak alındı.

1547 yılında ilk Rus Çarı, İvan’ın taç giyme töreni bu katedralde yapıldı. 1721 yılından itibaren Rus İmparatorlarının taç giyme törenleri de yine burada yapıldı. Rus Ortodoks kilisesinin metropolleri ve patriklerinin ritüel yerleştirmesi de bu katedralde gerçekleşti ve mezarları da burada bulunuyor.

Katedral: 1518, 1547, 1682 ve 1737 yıllarında yangınlar ve 1612 yılında Polonya-Litvanya Topluluğu orduları tarafından yağmalanma da dahil olmak üzere pek çok felakete maruz kaldı. Rusya’nın Fransız işgali sırasında yağmalandı ve at ahırı olarak kullanıldı.

Bolşevikler

1917 Bolşevik devriminin ardından, Rus Hükümeti, Moskova Kremlindeki bütün kiliseleri kapattı ve katedrali müzeye dönüştürdü. 1918 yılında Vladimir Lenin’in özel izniyle, son Paskalya Töreni düzenlendi. Kilise hazinelerinin çoğu, Kremlin Cephaneliğine devredildi veya yurt dışına satıldı. 1991 yılında ise Rus Ortodoks Kilisesine iade edildi.

Gelelim günümüze: içeride kilise dekorasyonunda fresk resimler ağırlıktadır. Devasa ikonostasisin 1547 yılından kalmadır. Ancak en yüksek iki kademesi, 1626 ve 1653 yıllarından sonra yapılan eklemelerdir.

İkonostasis: ayinle ilgili işlevi yanında, Rus Çarlarının fethettikleri şehirlerin en önemli ikonlarını koleksiyonlarına ekleyebilecekleri bir tür ganimet duvarı görevi görüyordu.

En iski ikonlardan biri olan “Aziz George” büstünün bulunduğu ikonalar, 12’ci yüzyıldan kalmadır ve 1561 yılında Veliky Novgorad şehrinin fethi üzerine Çar IV İvan tarafından Moskova’ya getirilmiştir. 1395 yılından 1919 yılına kadar katedralde saklanan Rus Ortodoks kilisesinin en önemli ikonlarından biri olan “Vladimir Theotokos” ise, Tretyakov Galerisinde bulunmuştur.

Ayrıca: kilisenin galerisinde 15-19’ncu yüzyıllara ait Rus ahşap heykel ve oymalarından oluşan kalıcı bir sergi vardır. Bu tür sanat eserlerinden pek fazla eser kalmadığından bu koleksiyondaki her parça büyük ilgi ve değer taşıyor.

Bu katedralin diğer önemli bir yanı ise: Rus çarlarının taht törenlerinin burada yapılmasıdır ve halen Çar Korkunç İvan’ın tahtı: hemen girişte durmaktadır.

Evet: Katedral: Napolyon ordularının, 1812 yılında geri çekilmeleri sırasında yağmalanmış. Bu yağmada götürülen: 5 tonluk gümüşün bir kısmı; daha sonra bulunarak iade edilmiş. Bu gümüşler: sonraki yıllarda katedraldeki onarım devam ederken, büyük avizenin yapımında kullanılmıştır.

Evet, katedralden çıkıyorsunuz. Hemen arkada: Emanet Cüppe Kilisesi var.

Rusya Moskova Kremlin Emanet Cüppe kilisesi

EMANET CÜPPE KİLİSESİ (STERKOV RİZPOLOZHENİYA)-CHURCH OF THE DEPOSİTİON OF THE ROBE:

Buradaki ilk kilise, 1451 yılında Moskova Metropoliti Jonah tarafından, eski bir kilisenin yerine inşa edilmiştir. Kilisenin adı: Meryem Ana’nın cübbesinin Filistin’den Konstantinopolis’e götürüldüğü ve şehri yok edilmekten koruduğu zamanı kutlayan, MS 5’nci yüzyıldan kalma bir festivale atıfta bulunmak için verilmiştir. (Örneğin: 860 yılında Rus-Bizans savaşı sırasında Patriğin Meryem Ana Cüppesini denize koyarak işgalci Rus gemilerini yok eden bir fırtınaya neden olduğu söylenir.)

Kilisenin inşası: 1484 yılında Pskov’lu ustalar tarafından, muhtemelen bitişikteki Müjde Katedralini inşa eden aynı mimar gurubu tarafından başlatılmıştır. Geleneksel Erken Rus tarzında inşa edilmiştir. Rus Metropolitlerinin ve Patriklerinin ev kilisesi olarak kullanılmıştır.

1627 yılında Nazary Istomin Savin tarafından yaratılan, dört seviyeli İkonostatis, kilisede korunmuştur. Ayrıca: 1644 yılında Ivan Borisov, Sidor Pospeev ve Semyon Abramov tarafından boyanmış fresklere sahiptir.

Tek kubbeli ve küçük beyaz bir kilisedir. İç mekandaki duvarlar, sütunlar ve kemerler, onarılarak orijinal parlaklığına kavuşturulmuş.  Duvar resimleri Meryem Ana ve Acathistus’un yaşam öykülerini tasvir etmekte olup, inancın arması ve Tanrının önünde insanların koruyucusu olan Meryem Ana’nın onuruna söylenen ciddi bir ilahidir.

Kilisenin galerisinde, 15-17’nci yüzyıllara ait Rus ahşap oymacılığının eşsiz bir sergisi var. Sergide, genellikle uzak yolculuklarda ve askeri kamplarda kullanılan oyma ikonlar, haçlar ve katlanır küçük ikonlar yer alıyor. En eski heykel, Rus ordusunun koruyucusu Aziz Gegorgy’nin görüntüsüdür.

Evet, bu kiliseden çıkıyorsunuz. Hemen ileride: 11 altın kubbesi olan bir yapı görüyorsunuz. Burası: “Terem Sarayı“. (ziyarete kapalı)

Katedral meydanına: yukarıdan bakan taş duvarlar: Fasetalı Saray’a aittir.

Rusya Moskova Kremlin Fecets Sarayı

FASETALI-FECETS SARAYI (GRANOVİTAYA PALATA)-YÖNLER SARAYI

1487-1491 yılları arasında inşa edilmiştir.

Adını: ön cephesindeki hudutlardan almıştır.

Moskova’nın en eski resmi binalarından biridir.

İtalyan mimarlar: Marco Rufo ve Pietro Solario; burayı devlet törenleri, kutlamalar ve yabancı büyükelçilerin kabulü için büyük bir salon olarak inşa ettiler. Amaç o zamanlar ağırlıklı olarak ahşap olan Kremlin’i harap eden bir dizi yangının ardından taş bir saray inşa etmekti. Yeni saray 1492 yılında tamamlandı. Ardından burası Rus çarlarının ana ziyafet kabul salonu olarak kullanıldı.

Korkunç Çar İvan, Kazan Hanedanlığını fethini; 1552 yılında üç gün boyunca Facets Sarayında kutladı Çar Petro, 1709 Poltava muharebesinde İsveç’e karşı kazandığı zaferi ve Büyük Kuzey Savaşının sonucunu, yine bu sarayda kutladı.

Yangınlar

Yüzyıllar boyunca, saray defalarca büyük yangınlardan zarar gördü ve tarihinde bir kaç kez yeniden inşa edildi. Ancak Kraliçe II Elizabeth’in 1994 yılındaki resmi ziyareti de dahil olmak üzere, modern zamanlarda bile devlet resepsiyonları için kullanılmaya devam edildi.

Cepheden bakıldığında üç katlı, dikdörtgen bir yapı gibi görünse de aslında tek katlı, yarı bodrumlu bir yapıdır. Batı tarafından doğrudan Büyük Kremlin Sarayının merkez binasına bağlanmaktadır.

Burada, bu mimarlar: tek bir merkezi sütun üzerinde, dengelenmiş tonozlu bir tavanı olan ve renkli duvarlarla, bütünlük arz edecek şekilde zengince süslenmiş, kocaman ve büyüleyici bir salon yaratmışlar. Tonozlu ana salon yaklaşık 500 metre karelik alana sahiptir.

Kasanın tamamı ve duvarlar, Rus Ortodoks kilisesinin tarihinden çeşitli ayrıntılı temalı fresklerle süslenmiştir. Burası: 16 ve 17’nci yüzyıllarda Çarlar için taht odası, ziyafet salonu olarak kullanılmış olup halen resmi devlet resepsiyonları için kullanılmaktadır. Resimler, 1880’lerde Çar III Alexander’ın emriyle Palekh’li ikon ressamları tarafından restore edilmiştir.

Sarayın güney cephesinde korkulukları stilize aslan heykelleriyle süslenmiş bir dış merdiven olan Kızıl Sundurma bulunur. Çarlar taç giyme törenleri için Domition katedraline giderken bu merdivenden geçiyorlardı. Bu tür son geçit töreni 1896 yılında II Nicholas’ın taç giyme töreniydi.

1682 yılındaki Streltsy Ayaklanmasında, Çar Büyük Petro’nun asi akrabalarından birkaçı merdivenlerden aşağıya, Streltsy muhafızlarının mızraklarının üzerine fırlatıldı. 1930’larda Stalin tarafından yıkılan merdivenin yerine, Kremlin işçileri için bir kantin konmuştur. Ancak 1994 yılında merdiven yeniden inşa edilmiştir.

Günümüzde Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından resmi bir tören salonu olarak kullanılıyor ve bu nedenle giriş sadece önceden ayarlanmış turlarla sınırlıdır.

Bu sarayın hemen sol tarafında: Meryem’e Müjde Katedrali var.

Rusya Moskova Kremlin Meryem’e Müjde Katedrali

MERYEM’E MÜJDE KATEDRALİ: (BLAGOVESHCHENSKJ SOBOR)

Rusya Moskova Kremlin: Katedral, Meryem Ana’nın Müjdesine adanmış bir Rus Ortodoks kilisesidir.

Burası başlangıçta Çarların kişisel şapeliydi ve başrahibi 20’nci yüzyılın başlarına kadar Rus Kraliyet Ailesinin kişisel itirafçısı olarak kaldı.

Yapı, Büyük Dük III İvan’ın Moskova Kremlin’deki büyük yenileme planlarının bir parçası olarak 1484-1489 yılları arasında Pskovlu mimarlar tarafından inşa edildi. Yeni binada 15’nci yüzyıldan kalma bazı ikonlar yeniden kullanıldı. Yapı, 1547 yılındaki yangında ağır hasar gördü ve dönemin Dükü ve daha sonraki Çarı, Korkunç İvan tarafından restore edildi.

Çar III. İvan için inşa edilmiş. 9 adet, altın kaplamalı kubbesi var. Merkezdeki üç kubbe: 15’nci yüzyılda yapılmıştır. Diğer altı kubbe ise: 16’ncı yüzyılda eklenmiştir.

1572 yılındaki dördüncü evliliğinden sonra: Çar Korkunç İvan tarafından, ana girişin kullanılması yasaklanmış. Kendisi için, yeni bir giriş ve paravanlı bir şapel yaptırmıştır.

Kilise hazinelerinin çoğu, 1612 yılında Polonya-Litvanya topluluğu orduları tarafından Moskova’nın işgali sırasında yağmalandı. 1737 yılındaki büyük Kremlin yangınında da hasar gördü. 1812 yılında Moskova’nın Fransızlar tarafından işgal edilmesi sırasında katedral, kışla olarak kullanıldı ve çoğunlukla yağmalandı. 1815-1820 yılları arasında restore edildi. 1917 yılındaki Rus devrimi sırasında katedral yine hasar gördü ve daha sonra kapatıldı.

Çar Korkunç İvan’ın çar olarak taç giymesinden itibaren kraliyet ailesinin üyeleri burada ibadet ettiler, evlendiler ve çocuklarını vaftiz ettirdiler.

Gelelim mimari özelliklerine:

Müjde katedrali, Kremlin de bulunan diğer katedrallere nazaran daha küçük boyutlardadır. Katedral tuğladan inşa edilmiş, cepheleri beyaz kireçtaşından yapılmış ve süslenmiştir.

Katedralin içi: 16’ncı yüzyılda yan sunakların eklenmesiyle birlikte, merkezi ibadet alanı ve çevresindeki birkaç galeriden oluşmaktadır. Ana tonozda; büyük bir ikonostaz bulunmaktadır.

Sunağın arkasında 1894 yılında Orta Doğu’nun farklı yerlerinden gelen yaklaşık 50 azizin kalıntılarını içeren büyük bir gümüş kutsal emanet kutusu vardır.

 

Rusya Moskova Kremlin Baş Melek Katedrali

BAŞ MELEK KATEDRALİ (ARKHANGELSKJ SOBOR)-ARCHANGEL CATHEDRAL

Rusya Moskova Kremlin: Yapı, Moskova Kremlin Katedral Meydanı’nın tüm topluluğu içinde en eşsiz anıttır.

Katedral: İtalyan mimar Aloisio Novy tarafından 1505-1508 yılları arasında yapılmıştır.

Oradaki silah ustalarının koruyucu azizi olan Başmelek Mikail’e adanmıştır.

Başkent St Petersburg’a taşınmasına kadar Rus çarlarının ana nekropolü idi.

Mevcut katedralin yerinde, daha önce, 1250 yılında inşa edilmiş ve daha sonra kiliseye gömülen ilk Rus hükümdarı olacak olan Büyük Dük İvan Kalita tarafından 1333 yılında taş bir kilise ile değiştirilmiştir.

Daha sonra ise, 1505 yılında yeni bir katedralin temeli atıldı. Bunun inşasını başlatan Dük III İvan, aynı yılın sonbaharında öldü ve gömüldü. Yeni katedral, 1509 yılında tamamlandı ve açıldı.

Büyük şehzadeler, savaşa gitmeden önce, yaptıklarına manevi cesaret aşılamayı umarak, buraya dua etmeye gelirlerdi. Şehzadelerin küçük kardeşleri, büyük şehzadelere sadakat yemini ederlerdi.

Taç giyme töreninin ardından çarlar, atalarına saygılarını sunmak için katedrale doğru ciddi bir geçit töreni düzenlerlerdi. Başmelek Katedrali, Moskova’nın büyük Prens hanedanları Ryurikidler ve Romanovların mezar yeri olmuştur.

Yeni bina İtalyan Rönesansının birçok unsurunu içeriyordu. Bu detayların çoğu Moskova standartlarına göre egzotik olarak değerlendirildi. Ancak daha sonraki onarımlar ve restorasyonlar sırasında ortadan kayboldu.

İç duvarlar, 1560’lı yıllara kadar fresklerle boyanmıştı. Katedralin içinde: Sırbistan Lazar’ını tasvir eden bir fresk, ayrıca: Aziz Sava, Stefan Nemanja ve Bizans İmparatoru VIII Michael Palaiologos’un tasvirleri, Korkunç İvan’ın Sırp kökleriyle bağlantısını kanıtlamaktadır.

1737 yılı yangını

Katedral, 1737 yılındaki Kremlin yangınında hasar gördü.

Rus ordusunun zaferleri, Başmelek Katedralinde kutlandı. Büyük Petro zamanına kadar tüm Rus çarları ve büyük prensleri ile birçok imparatoriçe ve prensler katedralin içine gömüldü.

Katedralde, 46 tane süslü beyaz taştan yapılmış mezar taşı ve bronzdan yapılmış sırlı kasalar ile 54 mezar bulunmaktadır. 17’nci yüzyıl başlarında oraya gömülen ve daha sonra kanonlaştırılan Korkunç İvan’ın oğlu Tsarevich demetrius’un mezarı dikkat çeker.

1917 yılındaki Rus devrimi sırasında, çatışmalarda katedral hasar gördü. Daha sonra ise Bolşevik rejim tarafından kapatıldı. 1992 yılından sonra bina Rus Ortodoks kilisesine aide edildi ve ara sıra dini törenler yeniden başlatıldı.

Gelelim mimari özelliklerine:

Beş kubbe (İsa ve Dört Evangelisti temsil eder) kullanımıyla, Göğe Kabul Katedralinin düzeni yansıtılır. Dış süsleme, kabuk şeklindeki süslemelere sahip karakteristik yarım daire biçimli nişler ve beyaz kireçtaşından yapılmış yay şeklindeki çerçeveli giriş kapılarıdır.

İç bölümde, 13 metre yüksekliğindeki büyük ikonostasisi 1678-1681 yıllarına tarihlenir. İkonotasisin en eskisi olan Başmelek Mikail ikonasının, Dimitri Donskoi anısına eşi Prenses Eudoxia için yaratıldığına inanılmaktadır.

Duvar freskleri, 16 ve 17’nci yüzyıllara tarihlenir.

 

Rusya Moskova Kremlin Baş Melek Katedrali

Buradaki en etkileyici eser: ikonistlerin içindeki kapının sağ tarafında duran, 14 yada 15’nci yüzyıldan kalma olduğu düşünülen, Baş melek Mikail ikonudur.

Rusya Moskova Kremlin Baş Melek Katedrali

Gezimize devam ediyoruz. Katedral meydanı üzerinde: zarifçe yükselen yapı: Büyük İvan Çan Kulesi’dir.

Rusya Moskova Kremlin Büyük İvan Çar Kulesi

BÜYÜK İVAN ÇAN KULESİ (KOLONKOL’NYA İVANA VELİKOGO)

Rusya Moskova Kremlin: Büyük İvan çan kulesinin beyaz taş kompleksi, Katedral meydanının tamamına hakimdir ve dünyadaki en büyük çanlardan birkaçına ev sahipliği yapar. İki altın kubbelidir.

Farklı evrelerde inşa edilen, üç yapıdan oluşur. Bunlar: Büyük İvan çan kulesi, Varsayım çan kulesi ve Filaret Ek binasıdır.

En eski kısmı, bir zamanlar 14’ncü yüzyıldan kalma bir kilisenin çan kulesinin bulunduğu yere inşa edilen Büyük İvan çan kulesidir.

1505-1508 yılları arasında burayı yaptıran mimar Marco Bono adında bir İtalyandır. Başlangıçta daha alçak olan kısmı, bir kilise ve saat kulesi olarak yapılmıştır.

Başlangıçta yaklaşık 60 metre yüksekliğindeydi, sekizgen bir tabanı vardı ve tepesinde bir kubbe vardı.

1600 yılında da Boris Godunov, yapıyı şu anki yüksekliği olan 81 metreye çıkarmıştır. Böylece Çarların ufku tarama ve gözetleme uzaklığı 32 kilometreye çıkmıştır.

Çan kulesinin alt katı Aziz John Climacus’un tapınağı olarak yeniden inşa edildi. Bu nedenle, çan kulesine Büyük İvan (Yuhanna) adı verildi.

Daha sonra: ondan daha yüksek binaların inşa edilmesi yasak olduğundan uzun bir süre tüm Moskova’daki en yüksek yapı olarak kaldı.

Kulenin altından soğan kubbesi

Kulenin altından yapılma soğan kubbesi, hala Moskova’nın en ünlü yapılarından biridir.

17’nci yüzyıl sonlarında Göğe Kabul çan kulesine dönüştürülen kulenin hemen yanına 16’ncı yüzyılda bir kilise inşa edilmiştir.

Birkaç yıl sonra Filaret Ek Binası adı verilen ve onu yaptıran Patrik’in adını taşıyan kare tabanlı bir çan kulesi inşa edildi.

Rusya Moskova Kremlin Büyük İvan Çar Kulesi

1812 yılında Napolyon ordusu Moskova’dan çekilirken kompleksi havaya uçurdu ve çoğunu yok etti. Ancak burada bir efsaneden söz etmek istiyorum. Napolyon, 1812 yılında Moskova şehrini ele geçirince, Müjde Katedralinin merkezi kubbesindeki haçın “som altından” döküldüğünü duyar ve hemen bunun kaldırılmasını emreder.

Ancak katedrali, sadece yaldızlı demir haçı olan Büyük İvan Çan kulesiyle karıştırır. Bu haç, Fransız teçhizatının ve mühendislerinin tüm çabalarına karşı indirilemez.

Ancak bir Rus köylüsü kubbeye tırmanır ve haçı, bir iple aşağıya indirir.

Bu köylü bir ödül almak için Napolyon’un yanına gittiğinde, Napolyon onu vatanına ihanetten hain olarak kurşuna dizdirir. Köylünün getirdiği haç ise, tahtadandı.

Sağlam yapısı sayesinde Büyük İvan Kulesi nispeten zarar görmeden ayakta kaldı.

Çanları

Büyük İvan çan kulesinin çanları, 1918 yılında Kremlin’in Sovyet iktidarının merkezi haline gelmesiyle susturuldu.

Diğer katedrallerden farklı olarak çan kulesi kompleksi müzeye dönüştürülmedi, bunun yerine marangozluk atölyesi ve depo olarak kullanıldı. Nihayet 1922 yılında çanlar yeniden çalmaya başladı ve kompleks, yaklaşık bir asırdır kapalı kaldıktan sonra 2007 yılında yeniden halka açıldı.

Elbette Büyük İvan çan kulesinin tepesinden görülen muhteşem manzarayı mutlaka izlemenizi öneririm. Kremlin tarihine dair ilginç serginin yer aldığı bu mimari şahaseri içeriden de hayranlıkla izlemek için 137 basamaklı merdiveni tırmanmaya değer.

Rusya Moskova Kremlin Büyük İvan Çar Kulesi

Büyük İvan Çan kulesinde bulunan 21 tane çanın en büyüğü olan 64 ton ağırlığındaki çan, bitişikteki kısa kulededir. Bu çan, Çar Çanı olarak isimlendirilir. Bu çan, Londra’nın 13.5 tonluk Big Ben çanından çok daha büyüktür.

Ama tüm bunlar, dünyanın tartışmasız en büyük çanı olan 202 tonluk devasa Çar Çanının yanında oyuncak gibi kalır. Çan uzunluğu 6.14 metredir. Usta baba-oğul zanaatkarlar olarak ünlenen İvan ve Mihail Motorin, çanın dökümünü 1733-1735 yılları arasında iki yılda tamamlamıştır.

Fakat, çan daha döküm kalıbından çıkarılmadan önce, Kremlin’de büyük bir yangın çıkar. Yangın söndürme ekiplerinin, hala sıcak olan çan kalıbı üzerine iyi niyetle döktükleri su, çanı çatlatır. Çandan kopan 11 tonluk bir parça, bugün çan kulesinin ayağında, incelikle süslenmiş, devasa çanın geri kalan kısmının bitişiğinde desteklenmiş biçimde durmaktadır.

Katedral meydanının sonunda: Büyük Kremlin Sarayı var. Daha önce söylediğim gibi: burası ziyarete kapalı. Sarayın: ırmağa bakan, devasa ön cephesinin altından, sağa dönüp, yokuş aşağıya ilerleyin. Karşınıza: Devlet Silahhanesi çıkacaktır.

Rusya Moskova Kremlin Devlet Silahhanesi

DEVLET SİLAHHANESİ (ORUJEYNAVA PALATA)-ARMOURY CHEMBER-CEPHANELİK MÜZE BİNASI

Rusya Moskova Kremlin: Burası, Büyük Kremlin Saray kompleksinin bir parçasıdır. Ünlü mimar Konstantin Ton tarafından 1851 yılında; 17’nci yüzyılda sökülen Ahır Avlusu yerine inşa edilmiştir.

Bina: günümüzde, devlet ve kilisenin asırlar boyunca edindiği servetin sergilendiği ve Rusya’nın en eski müzesi. Burada: Korkunç İvan’ın taçı var. Ayrıca: 16 ve 17’nci yüzyılda; Rus hükümdarlarının başlarını süsleyen: “Monomah Tacı” var.

Çariçe Büyük Yekaterina’nın gösterişli taç giyme töreni elbiseleri ve taç giyme töreni için Petersburg’dan Moskova’ya giderken bindiği fayton bulunuyor.

Ayrıca: Moskova’nın ilk metropoliti olan, Petro’nun 14’ncü yüzyıl resmi kıyafetleri, Godunov’un zırhı ve her Paskalya’da çar için yapılan dünyaca ünlü yumurtalar da dahil olmak üzere, Feberge mücevherleri de sergileniyor.

Müze koleksiyonları yüzyıllar boyunca Çar hazinesi ve Patrik’in kiler odasında saklanan değerli eşyalardan oluşuyor. Serginin bir kısmı Kremlin atölyelerinde yapılmıştır. Bir kısmı da büyükelçilik hediyesi olarak kabul edilir.

Müze adını, Kremlin’in en eski hazinelerinden birinden almıştır.

Rusya Moskova Kremlin Devlet Silahhanesi
Devlet Cephaneliğindeki eserler

Devlet cephaneliği, 4’ncü  yüzyıldan 20’nci yüzyıl başlarına kadar Rusya, Avrupa ve Doğu ülkelerinde yapılmış 4000’den fazla uygulamalı sanat eserini sunmaktadır.

Burada: eski devlet kıyafetlerini, tören kraliyet kıyafetlerini ve taç giyme elbiselerini, Rus Ortodoks kilisesi hiyerarşi kıyafetlerini, Rus zanaatkarlar tarafından yapılan en büyük altın ve gümüş eşya koleksiyonunu, Batı Avrupa sanatsal gümüşünü, tören silahlarını ve zırhlarını, arabaları muhafaza edilmektedir.

Rusya Moskova Kremlin Devlet Silahhanesi

Rus devlet kıyafetleri koleksiyonu (Russian Stade Regalıa); 12’nci yüzyılın sonlarından ve 13’ncü yüzyılın ilk üçte birine tarihlenen 39 parçadan oluşmaktadır. Büyük olmasa da, diğer Rus müzeleri arasında neredeyse en değerli ve benzersiz olduğu düşünülür.

Rusya Moskova Kremlin Devlet Silahhanesi

Silah ve Zırh Koleksiyonu: 11’nci yüzyıldan 20’nci  yüzyıla kadar uzanan yaklaşık 8000 parçadan oluşuyor. Tarihsel olarak oluşturulmuş iki komplekse dayanmaktadır. Büyük Kraliyet Cephaneliği yani 16 ve 17’nci yüzyıllardaki Rus çarlarının cephaneliği ve İmparatorluk Rustkammer yani 18 ve 19’ncu yüzyılın başlarındaki silah koleksiyonudur.

Rusya Moskova Kremlin Devlet Silahhanesi

Patrik Sarayında: Avrupa ve Rusya kraliyet saraylarında büyük değer gören, 17’nci yüzyıl Türk ustalarının eserleri sergileniyor. Rus devletinin Osmanlı imparatorluğu ile diplomatik ve ticari ilişkileri, 15’nci yüzyılın sonlarında ortaya çıkıyor.

Sonraki iki yüz yıl boyunca, sürekli elçilik ve ticari misyon alışverişiyle desteklendi. Osmanlı imparatorluğu elçileri tarafından Çar Aleksey Mihayloviç’e sunulan saray tören ziyafetlerinin objeleri olan ibrik ve kapaklı leğen, telkari tekniğiyle girift ve zarif bir süslemeyle süslenmiştir.

Çok renkli kabaşonlarla süslenmiş emaye çiçek rozetleri, telkari desenle güzel bir şekilde birleşiyor.

Bu zarif ve solmayan çiçekler, modern kuyumculara ilham kaynağı oldu ve zarif broşlara, küpelere, iğnelere ve kolye uçlarına dönüştü.

Giriş ücreti 1000 Rubledir.

İki kattan oluşuyor. Dokuz salon var.

Zemin katta:
6-14’ncü Salonlarda:

18’nci yüzyıla ait kilise cepheleri, resim ve süs nakışları, 16-20’nci yüzyıl başlarına ait Rus Kraliyet giysileri bulunuyor. Bunların çoğu: Moskova kiliselerinden ve manastırlarından geldi.

Bu değerli el yapımı kumaşlar, 16 ve 17’nci yüzyıllarda Doğu, Batı Avrupa ve Rusya’nın ustaları tarafından üretilmiş olup, günümüzde olağanüstü bir tarihi, kültürel ve sanatsal değer sunmaktadır.

En değerli obje: Büyük Petro’nun geçit töreni giysisidir. Bu kaftan, lüks devlet elbisesi ve meşhur siyah Hollanda takımı, ulusal Rus kıyafetlerinden Avrupa kıyafetlerine ani geçişin mükemmel bir örneğidir.

7-13 Salonlarda:

18’nci yüzyılın eski devlet teşvikleri ve tören nesneleri sergileniyor. Büyük Prens ve Çar hazinesinin en eski kısmı buradadır.

Taçlar, kraliyet arması, asalar, kürekler ve diğer nişanlar, hükümdarlık ortamı, diplomatik resepsiyonlar ve Rus çarlarından çıkış gibi resmi törenlerinin önemli bir parçasıydı.

Bu kıyafetlerin çoğu kalıtsal hale geldi ve kısa sürede siyasi semboller olarak önem kazandı. Rus hükümdarlarının eşsiz tahtları da koleksiyonun önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

8-16’nci salonlarda:

Tören at koşumları var. Bu koleksiyonun temeli, Kremlin Ahırlarının atölyelerinde kraliyet tören alayı için yapılan nesnelerdir. Korkunç Çar İvan, Boris Godunov ve Michael Romanov’un eyerleri görülebilir.

Sergilenen tören at koşumları takımı parçaları (at örtüleri, eyerler, dizginler, at teçhizatının temel unsurları) Rus hükümdarları tarafından yönetilen alayların lüksünü gösteriyor.

Sergilenenler arasında, Rus, İran, Türk, Polonyalı ve Alman ustalar tarafından yapılmış çok sayıda tören at koşumu takımı yer alıyor. Diplomatik hediyeler yanı sıra Türkiye Sultanları tarafından İmparatoriçe Büyük Catherine sunulan iki altın tören at koşumu takımı seti, özel bir ilgi çekmektedir.

Rusya Moskova Kremlin Devlet Silahhanesi
9-16’ncı salonlarda:

18’nci yüzyıl Kraliyet arabaları bulunuyor. Araba koleksiyonu, önde gelen Avrupalı ve Rus araba ustalarının yanı sıra mimarlar ve sanatçıların eserlerini de içeriyor. Rusya ve Batı Avrupa’da at arabalarının gelişiminin izini sürmeye olanak tanır.

En eskilerden (örneğin: Boris Godunov’un 16’ncı yüzyıldaki arabasından) 18’nci yüzyılın sonlarına kadar tören arabalarının biçim, tasarım ve dekorundaki değişiklikler görülebilir.

Yüzyılın zarif ve rahat olanları, İmparatoriçe Büyük Cathenine ait olanlardır. Müze koleksiyonunda toplam 17 araba bulunuyor.

Arabalar değerli bir hediye olarak görülüyordu. Cephenelik odasında, Kral Jacom I, Kral Frederic II ve diğerlerinin sunduğu arabalar var. Arabaları yapanların ve onlara sahip olan Rus hükümdarları ve aile üyelerinin isimleri yazılı.

 

1’NCİ KAT;
Salon 1;

Burada: 12 ile 17’nci yüzyıl başına kadar olan sürece ait Rus altın ve gümüş ürünleri sergileniyor. Müzenin en eski koleksiyonu buradadır.

14’ncü yüzyıla tarihlenen belgelerde, bazı parçaların büyük prenslerin ve Rus devletinin gücünün simgesi olduğu belirtiliyor. 12-13’ncü eserleri, Moğol öncesi Rusya’nın üst düzey işçiliğine tanıklık ediyor.

Birinci kattaki ilk iki salonda sergilenen eşyalar, çoğunlukla Moskova Kremlin ustalarının altın ve gümüş eşyalarından oluşuyor.

Ancak Kiev, Çernigov, Ryazan, Suzdal, Novgorat gibi diğer ünlü Rus şehirlerinden mücevher örneklerinin yanı sıra Bizans, Güney Slav ve Gürcü ustalarının eserleri de var. Vitrinlerden birinde Beloozero’lu Aziz Cyril ve Tsarevith Dmitry’nin türbelerinin kapakları görülebilir.

Salon 2:

Burada, çoğu Kremlin altın ve gümüş odalarında üretilen, 17’nci yüzyıl Rus gümüşçülerinin değerli sanat eserleri sergileniyor. Ayrıca taşra sanat merkezlerindeki ustalar tarafından yapılmış şahaserlerin yanı sıra, Moskova ve Sen Petersburg’un seçkin mücevher firmalarının 18’nci yüzyıldan 19’ncü yüzyıl başlarına kadar uzanan mücevher parçaları ve gümüş eşyaları bulunmaktadır.

Salonlarda sergilenen: ikonlar ve incillerin kapakları, ayinle ilgili kaplar ve değerli kilise eşyaları, gelişme döneminde Kremlin atölyelerinde hazırlanmıştır.

Sergilenen eserler arasında: sofra takımları, çeşitli mutfak eşyaları ve mücevherler özellikle dikkat çeker. Saray kuyumcusu Carl Faberge’nin dünyaca ünlü Paskalya Yumurtaları da dahil olmak üzere, sanat eserleri hem Rusya’da hem de yurt dışında büyük saygı görür.

Salon 3:

Avrupa silah ve zırhlarından oluşan Armory Koleksiyonu: 15 ve 19’ncu yüzyıllarda Batı Avrupalı zanaatkarlar tarafından yapılan saha ve turnuva zırh parçaları, tabancalar, ateşli silahları içeriyor.

Birkaç yüzyıl boyunca Avrupa’da çeşitli askeri teçhizat türlerinin gelişiminin tarihteki ana aşamaları görülebilir. Sergi aynı zamanda Doğu’nun önde gelen zırh üretim merkezleri olan İran ve Türkiye’deki doğulu imalatçıların mükemmel silah örneklerini de içeriyor.

Kalkanlar, hançerler, kılıçlar, miğferler, zincir zırhlar, altın, gümüş ve mücevherlerle süslenmiştir. Sergilenen birçok silah ve zırh, 16 ve 17’nci yüzyıllarda diplomatik hediye olarak Rusya’ya getirilmiştir.

Salon 4:

12-17’nci yüzyıllara ait miğfer, zırhlar ve soğuk çelik koleksiyonu bulunur. Eski Rus silahlarının temel türleri ve ulusal özellikleri hakkında fikir verir.

17’nci yüzyılda cephanelik ustaları tarafından yapılan sanat eserleri, yüksek teknolojik düzey ve zengin sanatsal dekorasyonla karakterize edilir. Silahlar, tabancalar ve tören silahları ve zırhlar bunların göstergesidir.

Rusya’da 18-19’ncu yüzyıllarda silah üretimi, Tula, Olenets, Sesetrorest, Sen Petersburg fabrikalarında üretilen örneklerle sunulmaktadır. Nişan ve nişan koleksiyonu, 18-19’ncu yüzyıllarda Rusya’nın tüm temel askeri ve sivil nişanlarını içermektedir.

Salon 5:

Cephanelik odasının en kapsamlı koleksiyonunda, Alman, Hollandalı, İngiliz, Polonyalı, İsveçli ve Fransız sanatçılarının sanat eserleri yer alıyor. Sergilerin çoğunluğu büyükelçilik hediyesi olarak Rusya’ya getirildi.

Sergi, birçok ülkenin sanatsal geleneklerini ve dekoratif ve uygulamalı sanatın özelliklerini incelediği için olağanüstü ilgi ve değere sahiptir. İngiliz Rönesans gümüş koleksiyonu hayranlık uyandırır. Alman kadehleri özgün tasarımı, uygulama ustalığı ve sıra dışı malzemelerle öne çıkıyor.

Sedef, kaya kristali, fildişi, Hindistan cevizi kabuğu kullanılmıştır. Akşam yemeği ve çay servisleri, Fransız ustalarının yaratıcılığını yansıtıyor. Sergi, Fransa’daki İmperial Sevres Porselen Fabrikasında yaratılan mükemmel eserlerden biri olan Olimpiyat Servisindeki eşyalarla tamamlanıyor.

Klasik mitoloji, resmin konularını ve dolayısıyla hizmetin adını sağladı. Napolyon Bonapart, bu değerli porselen seti 1807 yılında Tilsit Anlaşmalarının sonucunu kutlamak için İmparator 1 Alexander’e sundu.

Rusya Moskova Kremlin: içindeki yapıları gezdiniz.
Borovitski Kapısından çıkıyorsunuz. Kremlin’in batı duvarı boyunca uzanan ağaçlık bir bölge olan ve adını Çar I. Aleksandr’dan alan : “Aleksandr Bahçeleri”ne geleceksiniz.

 

Rusya Moskova Kremlin Alexander Bahçeleri

ALEXANDER BAHÇELERİ

Rusya Moskova Kremlin: geziniz bittikten sonra: burada biraz dinlenme molası verebilirsiniz.

Burası: Kremlin’in arka batı duvarı boyunca uzanıyor.

19’ncu yüzyıl başında Manej Meydanı olarak da bilinen bu bölge, olduğu gibi “Neglinnaya nehri”nin su yatağı imiş. Tarihsel olarak nehir kıyısında halk şenlikleri düzenleniyordu. Suyu temizdi ve balıkçılıkla ünlüydü.

Napolyon’a karşı kazanılan bir zaferin anısına; Çar I. Aleksandr, nehrin 3 km uzunluğunda bir boru yardımı ile yer altına alınmasına ve bu bölgeye güzel bir bahçe yapılmasına karar vermiş.

1812 yangınından sonra Moskova’nın restore edilmesi planının bir parçası olarak mimar Osip Bove tarafından tasarlanmış, boşalan yerde bahçeler düzenlenmiştir. Bahçeler 1819-1823 yılları arasında inşa edilmiş ve başlangıçta Kremlin Bahçeleri olarak adlandırılmıştır.

1856 yılında II İskender’in taç giyme töreninden sonra bahçelerin adı İskender Bahçeleri olarak değiştirilmiştir.

Halen, bu nehir, o dönemde yapılan, yer altındaki gizli borulardan akıyormuş.

Bahçe parçaları

Bahçe: 3 parçadan oluşuyor. Aşağı bahçede: saat başı nöbet değişimi yapan askerlerin bulunduğu “Meçhul Asker” anıtı ve Sonsuz Meşale, orta bahçede: Grotto Harabeleri ve yukarı bahçede: Romonov Hanedanlığının 300. yılının anısına dikilen “Obilisk” bulunmaktadır.

Parkın ana girişi,  Leningrad’da Mars alanından getirilen sonsuz alevin bulunduğu Meçhul Asker Mezarının bulunduğu yerdendir. Bahçenin dökme demir kapısı ve ızgarası, Rusya’nın Napolyon’a karşı kazandığı zaferleri anmak için tasarlandı ve bahçedeki kayalar, Fransızların Moskova’yı işgali sırasında yıkılan binaların molozlarından oluşuyor.

Üst bahçe

Üst bahçenin orta bölümünde Orta Arsenal Kulesinin altına inşa edilmiş sahte bir mağara bulunmaktadır. Mağaranın önünde, Romanov Hanedanının 300’ncü yıldönümünü kutlamasından bir yıl sonra 10 Temmuz 1914 tarihinde dikilen bir dikilitaş bulunur.

Finlandiya granitinden yapılan bu anıtta, tüm Romanov Çarları listeleniyor ve Rus eyaletlerinin armaları bulunuyor. Dört yıl sonra hanedan sona erdi ve Bolşevikler, İmparatorluk kartalını kaldırdılar ve anıtı, Lenin tarafından bizzat onaylanan 19 Sosyalist ve komünist filozof ve siyasi liderin yer aldığı bir listeyle yeniden oydular.

Başlangıçta aşağı bahçede bulunan bu yapı, 1966 yılında bugünkü yerine taşınmıştır. Lenin’inkinin kaldırılması ve orijinalinin kopyası olan bir dikilitaşın yeniden yerleştirilmesi konusunda tartışmalar sürmektedir.

Tüm Moskova halkı, eline içecek bir şeyler alıp, çimlere uzanıp dinleniyorlar. Sizde, onlara katılabilirsiniz.

Bahçenin kuzey kısmı, Manege Meydanındaki büyük yeraltı alışveriş kompleksinin bitişiğindedir.

Bahçenin kuzey ucunda: Tophane Köşe Kulesinin külahının altında; 1941 Moskova Savaşı sırasında; Hitler’in saldırısına karşı, kenti savunurken ölenlerin anısına yapılan: “Meçhul Asker Anıtı” var.

Rusya Moskova Kremlin Meçhul Asker Anıtı

MEÇHUL ASKER ANITI

Rusya Moskova Kremlin: 1967 yılında oluşturulan bu anıtta, Büyük vatanseverlik savaşı sırasında Nazi Almanya’sı kuvvetlerinin Moskova’ya doğru nüfus ettiği en yakın nokta olan Leningradskoe Shose’nin 41’nci kilometresine düşen bir askerin cesedi bulunuyor.

Onur nöbetçilerinin nöbet tuttuğu bir numaralı karakol, eskiden Lenin’in mozolesinin önünde bulunuyordu. Ancak 1990’larda Meçhul Asker Mezarına taşındı.

Anıtın üzerindeki etkileyici kitabede “Adın bilinmez, yaptıkların ölümsüz” yazıyor. Moskova’da bir adet olarak: yeni evli çiftler, buraya, anıta çiçek bırakıp, hiç sönmeyen ateşin yanında fotoğraf çektirirler. Bu nedenle: burada bulunduğunuzda, böyle bir törene rastlayabilirsiniz. Burada: daima iki asker nöbet tutuyor.

Moskova Alışveriş

Moskova Alışveriş

Rusya, Moskova, Gezilecek diğer yerler

Rusya Moskova Yeme-içme

Rusya Moskova Yeme-içme Moskova Mutfağı

MOSKOVA MUTFAĞI

Rusya Moskova Yeme-içme: Rusların yemekle arası pek iyi değildir.

Tabii, bunda Rusya’nın sahip olduğu coğrafi koşullar ve iklim, en önemli etkenlerden biridir.

Ancak, Rus mutfağının Avrupa ve Arap mutfaklarından etkilendiği söylenebilir.

Eğer yerel yemek tatlarını denemek isterseniz: şehirde bolca bulunan fast-foot restoranlarını deneyebilirsiniz.

Daha önceki yazılarımda söz ettiğim gibi: özellikle Mc.Donalts restoranlarının ürünlerinde domuz eti kullanılmıyor. (Çünkü: Yahudiler de domuz eti yemiyorlar)

Şehri gezerken göreceğiniz sarı renkli “M” harfleri: fastfoot restoranlarının işaretidir.

RUS MUTFAĞINDAN ÖZEL TATLAR

Moskova Mutfağı yeme-içme Zakuski

ZAKUSKİ

Bu bir nevi ordövr tabağıdır. Ancak: Rus mutfağının dünyaca tanınan, en ünlü yemeklerinden biridir.

Rusların, meze olarak adlandırdıkları bu tabak: aslında çeşitli soğuk ve sıcak büfe yemeklerinden oluşuyor.

Rus geleneklerine göre: en az 3-4 çeşit içeren Zakuski: tepsi içinde, masa ortasına konan zengin bir ordövr tabağıdır. İçinde: füme somon ya da mersin balığı, söğüş et, haşlanmış deniz ürünleri, çeşitli salatalar, soslu patates, domates, biber, patlıcan ve enginar dolmaları, yumurta, havyar ve çeşitli kızartmalar var. Beraberinde, Zakuski votka içiliyor.

Moskova mutfağı yeme-içme Borsc çorbası

SUPY

Rus mutfağında çorba her şey demek. Çünkü içeriğinde her şey var. Balıktan sebzeye, ete kadar değişik besinleri içeren çorbalar komple bir öğün sayılabiliyor. Özellikle: Borsc ve Sthtci. Balık ve etin yanı sıra pancar, lahana ve patates ile hazırlanıyor.

Her ikisinin de özelliği: Smetana denilen ekşi krema ile sunulması. Soljanka çorbası ise, mantar ya da balıkla hazırlanıyor. Bunun içinde: pancar ve turşu da var. Mutlaka deneyin. Acı sevenlere önerebilirim. Okroska: balık ve etle zenginleştirilmiş, soğuk bir çorba. Botwina: ıspanakla hazırlanan soğuk bir çorba çeşidi.

Moskova mutfağı yeme-içme et yemekleri

 

Günümüzde Rus mutfağında: haşlama, ızgara ve kızarmış etler tercih ediliyor. En ünlü et yemekleri: “Beef-Stroganoff” adlı et ve mantarla hazırlanan yemek.

Moskova mutfağı yeme-içme tatlılar

TATLILAR

Risel ve Kompot: komposto meyve, jöle ve peynirle hazırlanıyor. Pahsa ve Kulic: Ortodoks Rusların Paskalya Bayramının geleneksel tatlıları olarak tanınıyor.

Pahsa, meyve şekerleriyle süslenmiş, piramit şeklinde bir pasta. Kulic ise, üzeri kremayla kaplı, büyük bir ekmek şeklinde kek. Pudin, İngiliz pudinglerine benziyor. Varenk: çilek, vişne ya da reçel içeren bir hamur tatlısıdır.

Moskova mutfağı Lapşa

LAPŞA

Bizim erişteye benzer bir yemek cinsi. İngilizce ismi “noodle”. Muhteşem bir tadı var. Daha çok, Asya mutfağında yaygın olarak kullanılan etten sebzeye, farklı soslara kadar her şeyle zenginleştirilip, tadına tat katılan erişteyi, Moskova’da pek çok mekanda tatmanız mümkün.

Tavuklu ve karidesli olanı: 400 ruble, acılı, “mie tongseng” denilen, domatesli ve koyun etli kızarmış erişte ise: 430 ruble. Lapşa’yı en uygun yiyebileceğiniz restoran ismi: Daikon.

Moskova Mutfağı Havyar

HAVYAR

Rus mutfağı denilince, akla ilk olarak havyar gelir. Havyar: dişi mersinbalığının döllenmemiş yumurtalarından elde ediliyor. Mersinbalığının bilinen 20 cinsinden, yalnızca 5’i, ülkenin kuzeyindeki soğuk denizlerde yaşıyor.

Dünya havyar pazarının, % 90’ı, bu balığın üç cinsinden elde ediliyor. Rus havyar çeşitlerinden Beluga, nadir bulunan ve en değerli havyarlardan biri.

Adını, nesli tükenmekte olan en büyük ve en vahşi mersin balığından almış. Osiortr havyarı: parlak gri renkte, fındık tadı ile tanınıyor. Adı, orta büyüklükteki mersin balığından geliyor.

Sevryuga: küçük taneli ve gri renkli bir havyar. Hafif keskin bir tadı var. Somon balığı yumurtalarından elde edilen, küçük ve portakal renkli taneli havyara, kırmızı havyar deniliyor.
Evet, havyar pahalı bir besin.

Çünkü, giderek kirlenen denizlerde mersin balığının nesli epey azalmış.

Moskova’da gidebileceğiniz birkaç mekan

TSENTRALNIY RESTORAN-KAFE

ABD elçiliği ile Hayvanat Bahçesi arasındaki ünlü Stalin Gökdeleni var. Bu bina: 1948-1954 yılları arasında yapılmış.

O büyük binanın altında, muhteşem sütunlu, bir müzeyi andıran havası ve inanılmaz fiyatlarıyla bir nostalji yaşayın. Kahvaltı: 80 ruble, borçç çorbası: 75 ruble, tavuk jülyen: 80 ruble, öğlen yemeği: 170 ruble. Sovyet yadigari, yüksek tavanlı muhteşem salonunun havasını soluyun.

GÜRCÜ YEMEK KÜLTÜRÜ

Moskova’da en ünlü yemek kültürü Gürcülere ait. Gürcü yemekleri ve mezelerini tatmak için, Moskova’da gidebileceğiniz pek çok yer var.

Özellikle: Abrat sokağındaki “Genatsvale”yi öneririm. Burada yemeğe: haçapuri (peynirli ekmek) ile başlayıp, patlıcanlı mezelerle (baklacan s orehemi) devam edebilir, daha sonra ise lüle kebap (Adana kebap benzeri) denenebilir.

Moskova votka

MOSKOVA’DA İÇECEKLER

Moskova’da canınız içki içmek istediğinde, binlerce hatta milyonlarca küçük barlardan tutun da, Night Bars’lardan, Night Clublara, Dance Clublardan erotik şovlar yapan Clublere kadar her türlü eğlence anlayışına hitap eden, yer bulmak mümkündür.

Moskova Votka

Ülkenin ulusal içkisi: “votka”. Çeşitleri ise, saymakla bitmez. “Limonnaya” denilen limonlu votka, içine bir limon kabuğu ilave edilip, 2 hafta bekletildikten sonra içilir.

Servis anına kadar, kadehleriyle birlikte buzlukta donduruluyor.

Servis yapılırken, asla parmak değmemesi gerekiyor.

Çünkü bardakta parmak izi Rus geleneklerine aykırıdır.

Köpüklü votka “Pertsovka”: ardıç, zencefil ve karanfil aromalı votka “Ohotniçya” ve tatlı votka “Stolichnaya” akla gelen örneklerden birkaçı.

Votka: meze, havyar, füme balık ve et ile, salamura ürünler eşliğinde içiliyor.

“Pertsovka” denilen kırmızı biber aramalı votka. “Stolichnaya” denilen tatlı votka.

En popüler içecek ise çay. Moskova’da votkadan sonra en çok tüketilen alkolsüz içecektir.
Semaver denilen büyük metalik ya da bakır çaydanlıklarda hazırlanıyor.

Şekeri çayın içine karıştırmak yerine “kıtlama” yapılıyor.

Ruslar siyah çayı çok seviyorlar.

Rus geleneklerine göre, çay içimi bir merasimi andırıyor.

Çay, kulplu büyük cam bardaklarda sunuluyor.

Rusya, Moskova, Yeme-içme

Moskova Nereler gezilir

Rusya, Moskova, Yakın çevresi gezilecek yerler

İtalya Floransa

İtalya Floransa

İtalyanca ismi “Firenze” dir. Latince ismi ise “Fiorenza-Florentia” dır.

Şehrin bu değişik isimlerini de yazıyorum çünkü Avrupa’da iken bu şehre ulaşmak isterseniz, birçok yerde “Firenze” ismi kullanılmaktadır.

Yani: Floransa, yalnızca tarafımızdan kullanılan bir isimdir.

Bu yüzden, özellikle ulaşımda sıkıntı yaşamamak için, şehrin değişik isimlerini bilmenizde yarar var.

Evet, Floransa: 2012 yılında, gerek uluslararası düzeyde ve gerekse ülkemiz basınında, 2012 yılında, mutlaka görülmesi gerekenler listesinde, 1’nci sırada seçilmiştir.

Sanırım bunun en büyük sebebi: bu şehirde, kilometre kareye düşen “eser” sayısı açısından, dünyada tek olmasıdır.

Şehir: 15’nci yüzyılda, Avrupa’nın kültür başkentiydi. Yani: 15’nci yüzyıla, Floransa damgasını vurmuştur.

Şehir: Rönesans yani “Yeniden Doğuş” un beşiğidir ve sanat ve mimari harika eserlerle doludur. Bunun sonucunda, şehir: 1982 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek, koruma altına alınmıştır.

Evet, bu şehirde 70’den fazla müze var. Bunlar arasında özellikle: Uffizi galerisi, Palatine galerisi ve Arkeoloji Müzesini mutlaka görmenizi öneriyorum. Hatta: 50 dolar karşılığında; “Floransa Kart” satın alırsanız, kent içindeki toplu taşımada, 3 günlük ücretsiz ulaşım yanında, 50 müzeyi de, ücretsiz gezebilirsiniz.

İtalya Floransa

ULAŞIM

Floransa şehri: İtalya’nın başkenti Roma şehrinden 1.5 saat, Venedik şehrinden: 3 saat (hızlı tren ile) ve Milano şehrinden, yine hızlı tren ile, yaklaşık 3 saat uzaklıktadır.
Genellikle, Roma şehrinde konaklayan turlar, buraya günübirlik gezi yapıyorlar. Ama, tur ile gitmek istemezseniz, Roma şehrinden kalkan 2 tren buraya geliyor. Hızlı trenler: 1.5 saat ve 45 Euro karşılığında, Roma-Floransa arasındaki yolu alıyorlar. Ama, hızlı değil de normal tren isterseniz, yaklaşık 4 saatlik bir yolculuk ve 17 Euro ödemeniz gerekir.

İtalya Floransa

HAVAALANI

Şehrin havaalanı “Americo Vesbucci Havaalanı”, şehir merkezine 5 km uzaklıktadır.
Havaalanından, şehir merkezine, taksi ile gitmek isterseniz, muhtemelen 15-20 Euro arası ücret ödemeniz gerekmektedir.

İtalya Floransa

TARİHİ

Şehir, ilk olarak: MÖ.80 yıllarında, Romalı general Lucius Cornelius Sulla tarafından, gazi askerlerinin yaşam alanı olarak kurulmuştur. Yani, iki nehir arasında: Arno nehrinin verimli vadisi içinde, bir ordu kampı olarak yapılmıştır. Zamanla, yöre, bir ticaret merkezi haline gelmiştir.

Tarihi süreç içindeki 200 yıllık dönemde, şehir, çalkantılı bir dönem yaşamış ve özellikle Ostragotlar tarafından sık sık saldırılara maruz kalmıştır. 6’ncı yüzyıl ise, barış içinde geçer. 774 yılında, şehir, Toskana krallığının bir parçası haline gelir. Bundan sonra, nüfus hızla artmaya başlar ve ticaret, şehri zenginleştirir.

1000 yılına gelindiğinde, şehrin altın çağı başlar. 1013 yılında, Basilica di San Miniato bazilikasının inşaatına başlanır. 1284 ve 1406 yıllarında, en güçlü rakip şehir Pisa ile yapılan çatışmalar kazanılır ve ticaret iyice gelişir. 1348 yılındaki veba salgınında, şehrin 94 bin kişilik nüfusunun, 25 bin kişiye düştüğü görülür. 1382-1434 yılları arasında, şehir, Albizzi ailesinin egemenliği altına girer.

15’nci yüzyıla gelindiğinde ise, şehrin:

Ekonomik açıdan zenginleştiği ve Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri haline geldiği görülür. Aynı dönemde, Cosimo de Medici, şehrin yönetiminde etkin hale gelir. Yani: tarihin en soylu ailelerinden olan “Medici” ailesi ortaya çıkar.

1469 yılında, Medici ailesinin bir ferdi olan Lorenzo Medici döneminde: Michelangelo, Leonardo da Vinci, Botticelli gibi sanatçılar, şehre gelirler. Hatta: çeşitli müzik etkinlikleri düzenlenir ve şehir, besteciler ve şarkıcılar tarafından da tercih edilir hale gelir.

Bunun üzerine, çağdaş Floransalılar, Lorenzo il Magnifico’ya “Muhteşem Lorenzo” ismini verirler. Yani: Lorenzo de Medici, İtalya’nın siyasi ve kültürel beyni olarak kabul edilir.

Hatta: Medici ailesinin iki üyesi: Papa olarak görev yapmışlardır. Ayrıca: Catherine de Medici: 16’ncı yüzyıl başlarında, Fransa kralı I. Henri ile evlenmiş, 1559 yılında, kral eşinin ölümü üzerine, bir süre, Fransa’yı yönetmiştir.

Şehir: 14 ile 16’ncı yüzyıllar arasında: dünyanın siyasi, ekonomik ve kültürel başkenti olmuştur. Hatta: günümüzdeki “Euro” gibi, bir zamanlar, ortaçağ döneminde, 300 yıl boyunca, Avrupa ülkelerinin birçoğunda, Floransa parası olan “Filorin” kullanılmıştır.

1494 yılında, Lorenzo Medici ölür ve oğlu Pietro II başa geçer. Bu sırada, Fransa ordusu, komşu Pisa şehri kapılarına gelir dayanır ve daha sonra şehri ele geçirirler. Floransalı isyancılar ve kral II. Pietro şehirden kovulurlar.

16 Mayıs 1527 tarihinde, Floransa’da, ikinci Medici dönemi başlar.

Medici hanedanı: 1737 yılında, Avusturya topraklarında da egemen olurlar. 1801 yılına gelindiğinde ise, bu kez, Toskana bölgesinin Fransa tarafından ilhak edildiği görülür.

1807 yılında, Mediciler, tahttan indirilirler. Floransa, Fransa’ya bağlanır ve 1814 yılında Toskana tahtına çıkan Napolyon: 1859 yılındaki Viyana kongresi sonucu, tahttan indirilir. 1861 yılında, Toskana bir eyalet olarak kabul edilir.

1865 yılına gelindiğinde, Floransa, İtalya başkentidir. Bu dönemde, şehirde önemli yapılaşma görülür. Şehrin batı ucunda, büyük bir zafer takı inşa edilir.

20’nci yüzyıla gelindiğinde: şehrin nüfusunun iki katına çıktığı görülür. Dünya savaşı sırasında ise, 1943-1944 yılları arasında, Alman işgali görülür. 1944 yılında, müttefiklerin baskıları sonucu geri çekilen Alman birlikleri, Arno nehri üzerindeki tüm köprüleri tahrip ederler.

Ancak, şehirdeki Alman general ikna edilir ve Ponte Vecchio bölgesi, tarihsel değeri nedeniyle, son anda havaya uçurulmaktan kurtarılır. Bunun yanında, şehrin güney bölümündeki tarihi alan olan “Corridoio Vasariano” bölgesi tahrip edilmekten kurtarılamaz.

Savaştan sonra, bu bölgedeki yapıların birçoğu : mümkün olduğunca, modern tasarım ile eski tarz birleştirilerek, yeniden inşa edilmişlerdir.

1945 yılının ortalarında, II. Dünya savaşı sonunda, şehir, Amerikalılar tarafından ele geçirilir ve şehirde ilk Amerikan Üniversitesi kurulur.

Kasım 1966 tarihinde, şehir hayatında yine önemli bir olay olur. Arno nehrinin yükselen suları, şehrin sular altında kalmasına sebep olur ve birçok sanat hazinesi, bu selden olumsuz etkilenir.

Kasım 2002 tarihinde, şehir yine sel sularının etkisi altına girer.

İtalya Floransa

GENEL

Floransa: derli-toplu bir şehirdir. Şehrin tarihi değerlerinin hepsi: Centro Storico bölgesindedir. Ancak, km. kareye düşen tarihi eser sayısı bakımından; dünyada, birinci sıradadır.

Böyle olunca da, özellikle yaz aylarında, şehir milyonlarca turist tarafından ziyaret edilmektedir. Zaten, şehir dümdüz olduğu için yürüyerek rahatlıkla gezilebiliyor.

Stendhal Sendromu: şehirde birbirine benzer o kadar çok eser ve meydan, alan var ki; şehir ziyaretçileri “ben daha önce buraya gelmiştim”, “ben daha önce bu eseri görmüştüm” gibisinden, bir tür sendroma giriyorlar.

Hatta: bu eserlerden etkilenenlerin bir kısmı: içinde bulundukları zamanı unutup, geriye, yıllar öncesine, eserlerin yapıldığı yıllara gidiyorlar. Bu nedenle: şehir geziniz için mutlaka uzun zaman ayırın ve bu şehirden, bir-iki günde çıkmayı düşünmeyin.

Şehirde, 400 bin civarında bir nüfus yaşamaktadır. Toskana bölgesinin en kalabalık şehridir. Şehir her ne kadar tarihi özellikleriyle öne çıksa da, Floransa, aynı zamanda, İtalyan moda merkezi olarak da bilinmektedir. Dünya moda başkentleri arasında, ilk 50 içinde bulunur.

Şehrin ortasından: Arno nehri geçmektedir.

Şehri ziyaret zamanı: Floransa şehrine, paskalya zamanı bir Pazar günü giderseniz, çok güzel bir geçit törenini izleyebilirsiniz. Bunun yanında: şehrin bulunduğu bölgede: nemli subtropikal ve Akdeniz ikliminin etkin olduğunu bilmekte yarar vardır.

Bu iklim özellikleri nedeniyle: bölge orta derecede yağış alır ve kışları nispeten serin, yazları ise nemlidir. Özellikle: Haziran-Ağustos ayları arasında, sıcak ve nemli ortam egemendir. Yaz sıcakları, kıyı boyunca daha yüksektir.

En sıcak ay: 30-31 derece ile, Temmuz ve Ağustos aylarıdır. En serin aylar ise: Aralık-Ocak ve Şubat ayları olup, ısı genellikle 1-2 derece civarındadır.

İtalya Floransa

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

İtalya Floransa; Şehir içi otobüs biletleri, 1 Euro’dur. 24 saat geçerli otobüs biletleri ise, 4.5 Euro’dur. Otobüslere binerken, biletinizi otobüs girişinde damgalatmanız gerekmektedir, aksi halde, büyük para cezası ödemek zorunda kalırsınız.

ALIŞVERİŞ

İtalya Floransa; Şehirde alışveriş yapmak isterseniz, tercih edebileceğiniz büyük mağazalar: Coin ve Rinascente olabilir.

Peki bu şehirden ne satın alınmalı şeklinde bir soruya verilecek en güzel cevap: “şarap” olabilir. Çünkü: özellikle, buradan kendiniz veya yakınlarınız için hediyelik olarak, şarap satın alabilirsiniz. Ayrıca: deri ürünleri ve dantel de tercih edebilirsiniz.

NE YENİR-NE İÇİLİR 

İtalya Floransa; Şehirde: trattoria denilen restoranlar bulunmaktadır. Bunlar: sade ve güzel lokantalardır. Özellikle: şehirde, Pazar günleri kurulan Bit pazarına da ev sahipliği yapan “Piazza Santo Spirito” yani Kutsal Ruh Meydanına giderseniz: buradaki trattoria’larda, uygun fiyatlı, yerel lezzetlerden tadabilirsiniz. Bu meydanda, aynı zamanda, birçok bar da bulunmaktadır.

Şehirde, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz önerebileceklerimin başında: Bruschetta gelir. Bu: kızartılmış ekmek üzerine, domates, sarımsak, fesleğen ve zeytinyağı sürülerek yenilen bir spesiyaldir.

Carpaccio: ince dilimlenmiş, sığır etidir.

Bistecca alla Florentina: genellikle az pişirilen, kalın bir tür biftektir ki, hatta kanlı kanlı yenilmektedir.

Tabii bu ülke, bu şehir olur da “pizza” olmaz mı? Elbette var. Özellikle, önereceğim bir pizza restoranı “la lampara” olabilir.

Tatlı derseniz: 1872 yılından günümüze hizmetini sürdüren, Signoria Meydanında bulunan “Caffe Rivoire” de, sıcak çikolata denemelisiniz.

Son olarak, bu şehirde “dondurma” yemelisiniz. Dondurmayı: Bargello’nun arkasında: Galateria del Neri, Vestri veya Vivoli denilen yerde tatmalısınız.

Chianti Classico: bu bir tür şaraptır ve Toskana vadisi üzümlerinden üretilmektedir. Özellikle: Floransa ve Siena arasındaki “Chianti” denilen yer, ünlü şarap üretim alanıdır.

İtalya Floransa

GECE HAYATI

Şehirde, özellikle akşam saatlerinde: Piazza della Republica meydanı oldukça hareketlidir. Bu hareketlilik, sokak müzisyenlerinin müzikleriyle sağlanmaktadır.

Gece hayatının hareketlendiği diğer yerlerden bazıları ise: May Day Lounge, Central Park ve The Fiddler Elbow.

Bunların yanında “Red Garten” düşünülebilir. Burada, mükemmel hizmet sunulmaktadır.

Piazza della Liberta meydanındaki Partere denilen yer de ilgi çekmektedir.

MEDİCİ

Lorenzo de Medici: şehri, kültür başkenti haline getirmiştir. Kendisi: başarılı bir işadamı ve aynı zamanda bankerdir. Ancak, döneminde, sanatçılara destek olmasıyla tanınır.

Özellikle: Donatello, Michelangelo ve Da Vinci gibi sanatçılara olan desteği ile tanınır.

Michelangelo: 12 yaşında, Medici’nin sanat okuluna girer ve üstün dehası, burada keşfedilir.

Bunun yanında: bir diplomat gibi hareket ederek, savaşan prenslikler arasında, barışın sağlanmasında büyük emeği olmuştur.

Hatta: dönemin Papaları, kendisinin önerilerini dinlemişler, fikirlerine değer vermişlerdir.

Evet, bu büyük şahıs: 1469-1492 yılları arasında, gerçekten büyük başarılara imza atmıştır. Bir anlamda, Rönesans’ın babası olarak kabul edilir.

DANTE

1265-1320 yılları arasında yaşamıştır. Dante Alighieri; modern edebiyatın, dünyadaki kurucularından birisidir. Aynı zamanda, İtalya’nın en büyük şairi olarak kabul edilir. İtalyan dilinin de babasıdır.

En önemli eseri olan “İlahi Komedya” da: değişik bir yolculuk ile, tanrıyı bulmaya çalışan bir adamın öyküsünü anlatmaktadır.

GEZİ PLANI

Şehirdeki gezimizin ilk durağı: bu şehre en büyük değer katan yapı olan “Duamo” yani “Basilica di Santa Maria del Fiore” den başlayacağız.

Bulunduğunuz yerden, bir şekilde: “Piazza del Duamo” olarak isimlendirilen bölgeye ulaşmalısınız.

Çok kalabalık, hareketli bir yer. Ama, özellikle, burada göreceğimiz “Bazilika” ve “Çan kulesi” inanın muhteşem, gözlerinize inanamayacaksınız, tam bir mimari harikalar.

Ama, aynı zamanda uzun bir kuyruk, sıra beklemeniz gerektiğini unutmamanız gerekir. Hatta, bu sıra yani kuyruk çoğu kez, bazilikanın çevresini dolanıyor. Neyse, en iyisi siz sıraya girin, ilk durak Bazilika.

PİAZZA DEL DUOMO

Katedral meydanı, tarihi merkezin tam ortasındadır. Şehirde ve Avrupa bazında, en çok ziyaret edilen yerlerin başında gelmektedir. Özellikle: Piazza del Duamo, Vaftizhane ve Giotto Campanile binaları, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınarak korunan şehrin tarihi bölgesinin en ilgi çeken binalarıdır. Evet, gelelim bu tarihi yapıları gezmeye.

Önce: yukarıda sözünü ettiğim gibi, uzunca bir kuyrukta, sıraya giriyoruz ve Duamo katedralini geziyoruz.

İtalya Floransa
İtalya Floransa

DUAMO-SANTA MARİA DEL FİORE KATEDRALİ-FLORANSA KATEDRALİ-MERYEM ANA KATEDRAL

Duamo ismi: şehrin en büyük kilisesine verilen özel bir isimdir. Ülkenin diğer şehirlerinde de en büyük kiliseler, bu ortak isimle anılıyor. Bizde ki “Ulucami” benzeri bir isimlendirme yöntemi kullanılıyor. Duamo kelime anlamı ise “kubbe” dir.

Büyüklüğü ile, Avrupa’nın dördüncü kilisesidir. Roma Katolik Başpiskoposu, bu kilisede yaşamaktadır.

Mimar Arnolfo di Cambio tarafından yapılmıştır. Ancak, yapının muhteşem kubbesi, sonradan Filippo Brunelleschi tarafından eklenmiştir. Kubbe: iç içe geçme iki kubbe gibi, birbirine geçme tuğlalarla yapılmıştır. Yani: modern çağın yeni yapısal teknikleri kullanılmaya başlanıncaya kadar, dünyanın en büyük tuğla yapılı kubbesi olarak öne çıkmıştır.

İç içe geçme iki kubbe, dıştaki tuğla, içteki ise demir-çelikten. Düşününce, yüzlerce yıl geçmesine rağmen yıkılmamış olması ilgi çekiyor. Michelangelo: Roma şehrindeki “St. Pietro kilisesi” ni yaparken; buranın kubbesinden ilham almıştır.

Evet: bu muhteşem yapının inşasına: 1295 yılında başlanmıştır. Yapımın tamamlanması, 140 yıllık süreç sonunda, 1435 yıllarına kadar sürer. Dış cephesi: yeşil, pembe ve beyaz mermerler ile yapılmıştır. Yapının uzunluğu: 153 metre, yüksekliği: 116 metredir.

Giriş ve sunak arasındaki uzaklık: bir hayli fazladır. Yapının içinde: özellikle, Michelangelo tarafından yapılan “Pietro” isimli heykel mutlaka görülmesi gereken bir eser olarak öne çıkmaktadır. Bu heykelde: Meryem Ana’nın acısı yansıtılmaktadır.

Katedrali gördükten sonra yapının hemen yanındaki uzun kuleyi görmelisiniz.

İtalya Floransa
İtalya Floransa

GİOTTO CAMPANİLE-ÇAN KULESİ

Katedral kompleksinin bir parçası gibi yerleştirilmiştir. Zengin heykelsi süslemeleri ve mermer dış cephesi ilgi çekmektedir. Bu durum, kulenin, katedralin boyalı bir kulesi gibi görünmesine neden olur.

1334 yılında, ünlü ressam Giotto di Bondone tarafından yapılmıştır. Ancak, sanatçı kulenin yapımında, kendi tasarımı, ışık-gölge oyunları ve değişik çizim teknikleri kullanmıştır.

Beyaz mermerden geometrik desenler, sanatçının ölümü üzerine, 1337 yılında, Carrara isimli sanatçı tarafından bitirilmiştir. Ancak, günümüzde, sanatçının birçok eseri kule yapısında görülebilmektedir.

Kule: 15 metre yüksekliğinde bir podyum üzerinde durmaktadır. Bunun üzerinde, 84.7 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. En büyük çan: 5300 kg. ağırlıktadır.

1705 yılında yapılmıştır. En küçük çan ise, 1956 yılında yapılmış olup, 237 kg. ağırlıktadır.

Kulenin seyir terası, 84.7 metre yüksekliktedir ve buraya çıkmak için, 414 basamaklı merdiveni tırmanmak gerekiyor.

Daha sonra, yine meydanın tam ortasında güzel bir dini yapı daha var.

İtalya Floransa
İtalya Floransa

FLORANSA BAPTİSTRY-BATTİSTERO Dİ SAN GİOVANNİ-VAFTİZHANE

Duamo kilisesinin karşısında, küçük bir bazilikadır.
Yapı: 1059-1128 yılları arasında inşa edilmiş, şehrin en eski yapılarından birisidir. Mimari tarzı: Romanesk.
Yapının bronz heykellerle süslü kapılarındaki kabartmaları ilgi çekmektedir. Yapının bronz kapılarını yapmak için, dönemin Floransalı sanatçıları arasında büyük yarışmalar yaşanır.

Güney kapıları: Andrea Pisano tarafından yapılmıştır. Kendisi: Avrupa’nın en iyi bronz demircilerinden biri olarak tanınır.

Kapıların: döküm ve altın yaldız işlemeleri, Venedik tarafından yapılır. 6 yıllık bir çalışma sonunda, kapılar, 1336 yılında tamamlanır.

Kuzey ve doğu kapıları: Lorenzo Ghiberti tarafından yapılmış olup, İncil’den sahneler işlenmiştir. 1348 yılında, birçok sanatçının yarıştığı bir yarışma sonucu, Lorenzo seçilmiştir.

Bu kapıların yapımı: 17 yaşındaki sanatçının, tam 21 yılını almıştır.

Bu yaldızlı bronz kapılarda: İsa’nın yaşamını tasvir eden, 21 panel ve ayrıca, Yeni Ahitten, 28 panel bulunmaktadır.

Doğu tarafındaki kapı ise, Michelangelo tarafından yapılmış olup, “Cennetin kapıları” betimlenmiştir.

Bu betimlemelerin orijinalleri: 1990 yılında, 500 yıllık süreçte maruz kaldıkları yıpranmaların önlenmesi için alınmış ve yerlerine kopyaları konulmuştur.

Orijinal paneller: Museo dell’Opera bölümünde, kuru ortamda muhafaza edilmektedir.

Binada

Bizans stili mozaikler ilgi çekmektedir. Hatta: ünlü yazar İnferno: Cehennem isimli eserini yazarken, bu mozaiklerden esinlenmiştir. Hatta: ünlü yazar Dante’nin, ölüm ve yeniden dirilişi konusundaki düşünceleri; bu mozaiklere ve görüntülere bakarak büyümüş olması nedeniyle, derinden etkilenmiştir.

Evet, vaftizhanenin iç kısmı: Roma şehrindeki, Pantheon tapınağına benzemektedir. İç mekan oldukça karanlıktır. Işık, küçük pencerelerden girmektedir.

İç duvarların işlemelerinde, geometrik desenler hakimdir, renk olarak ise, koyu yeşil ve beyaz mermer kullanılmıştır. Biraz önce sözünü ettiğim mozaik tavan bölüm ise: 1225 yılında, Venedikli ustalar tarafından yapılmıştır.

Ünlü sanatçı “Dante”nin ve Medici ailesinin birçok ferdinin vaftizi burada yapılmıştır. Hatta: 19’ncu yüzyılın sonuna kadar, Katolik Floransalıların tümünün vaftizleri burada yapılmıştır.

Daha sonra, katedral yapısının hemen arkasında, bir müzeyi geziyoruz.

İtalya Floransa

MUSEO DELL’OPERA DEL DUAMO-KATEDRAL MÜZESİ

Piazza Duomo bölgesindedir.

Burası eski bir bazilika iken, sonradan müze olarak düzenlenmiştir. Hemen, Duamo’nun doğusundadır. 1891 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. Müzenin en değerli eserleri arasında: Floransa Vaftizhanesinin “Cennet kapıları” bulunmaktadır.

Yukarıda hatırlarsanız, vaftizhanenin kapılarının bozulmaması için, yerlerinden alınarak, bu müzeye konulduklarını, orijinal yerlerinde ise, kopyalarının bulunduğunu söylemiştim.

Kapıların orijinalini görmek isterseniz, burayı ziyaret etmeniz gerekir.

Vaftizhanenin hemen yanında, yine bir tarihi yapı görülüyor.

İtalya Floransa

LOGGİA DEL BİGALLO

Yapı: geç Gotik mimari özellikleri taşımaktadır. 1352-1358 yılları arasında yapılmıştır. Yapının bir hayırsever tarafından inşa ettirildiği düşünülüyor. Bir süre: terk edilen bebeklerin bakımı için kullanılmıştır. Yani, bir tür, bakım evi işlevi sürdürmüştür.

Daha sonra: 5 Via de’Martelli caddesinden ilerlemeye devam ediyoruz. Hedefimizde, yine bir dini tarihi yapı var. Cadde, gayet hareketli ve canlı, iki yanda, dükkanlar var. Bir süre sonra, ilk sola dönüyor ve Via de’Gori caddesinde ilerlemeye devam ediyoruz.

Burada da, yine hediyelik eşya satan dükkanlar var. Bir süre sonra, yine gayet kalabalık ve hemen ortasında, bir heykel bulunan meydana çıkıyoruz. Bu meydanın ismi “Piazza di San Lorenzo” meydanıdır.

Meydanın önemli anıtı: Basilica di San Lorenzo (Firenza) Bazilikasıdır.

SAN LORENZO BAZİLİKASI

Yapı: 1420 yılında, Brunelleschi tarafından yapılmıştır. Yapılış amacı: Medici Cosimo’nun mozolesi olarak kullanılmasıdır.

Yapıldığı dönemde, yapının dış cephesi: Michelangelo tarafından yapılmaya başlanılmış ancak, daha sonra yarım bırakılmıştır. Sanatçı, şehirde dönen entrikalardan olumsuz etkilenerek, burayı yarım bıraktıktan sonra, Roma şehrine gitmiştir.

Buradan sonra, şehrin daha kuzey bölümüne, müzelerin bulunduğu bölüme doğru ilerliyoruz.
Via de’Gori sokağında yürümeye devam ediyoruz. Daha sonra 29 Via deMartelli caddesine giriyoruz. Burada, çok miktarda bisiklet gördüğünüzde şaşırabilirsiniz.

Cadde, bir süre sonra “52 Via Camillo Cavour” ismini alarak devam ediyor. Bir süre sonra: Piazza di San Marco meydanına çıkıyoruz. Burada birb müze var.

İtalya Floransa
İtalya Floransa

SAN MARCO MÜZESİ

Piazza San Marco bölgesindedir. Müzeye giriş ücretlidir. Giriş ücreti: 7 Euro’dur.
Bir zamanlar: ünlü sanatçı Angelico, burada bir rahip olarak yaşamıştır.

Günümüzde, bu eski manastırda, yine aynı sanatçının bir çok çarpıcı eseri, yağlı boya tablosu sergileniyor.

Özellikle: Ghirlandaio tarafından yapılan freskler, “Son akşam yemeği” ilgi çekmektedir.

Bu eser: 1449-1994 yılları arasında yaşamış, zamanın en popüler Floransalı sanatçılarından olan Domenico di Tommaso Bigordi Ghirlandaio tarafından yapılmıştır.

Salon kısmında, misafirler için dizayn edilmiştir. Ancak, bu müzede görülmesi gereken en büyük özellik, yapının mimarisidir.

Yapı: mimar Michelozzo tarafından restore edilmiştir.

Ancak, yukarıda belirttiğim gibi, bina: Angelico ve daha sonraki dönemde, Gerolama Savonarola gibi sanatçılar tarafından dini faaliyetlerde kullanılmıştır.

Müze binasında, Rönesans döneminin ilk halk kütüphanesi bulunmakta olup, burada bir dizi el yazması eser bulunmaktadır.

Daha sonra, 19 Via Cesare Battishi caddesinden yürümeye devam ediyoruz. Bir süre sonra “Piazza della Santissima Annunziata” meydanına ulaşıyoruz.

Meydanın ortasında, bir heykel ve iki yanda havuzlar var. İnsanlar, meydanın iki yanında bulunan merdivenlerde oturuyorlar. Evet, bu meydanda da iki müze bulunuyor.

MUSEO NAZİONALE-BİGALLO MÜZESİ

Yapı: 13’ncü yüzyılda, bir kale olarak yapılmıştır.
Günümüzde ise, Ulusal Müze olarak kullanılmaktadır. Burada, 14’ncü yüzyıldan kalma, Floransa mozaiklerini görebilirsiniz.

Ayrıca: Donatello’nun, bronz “Davut Heykeli” ve “Druid” isimli eseri, burada sergilenmektedir. Giriş katında ise: Michelangelo’nun bir kısım eseri görülebiliyor.

İtalya Floransa
İtalya Floransa

GALLERİA DELL’ACCADEMİA

Via Ricasoli bölgesindedir. Pazartesi günü hariç, haftanın diğer günlerinde, saat: 08.15 ile 18.50 arasında gezilebilmektedir. Giriş ücreti: 9.50 Euro’dur.

Buraya girmek için, kesinlikle uzun kuyruklarda bir süre sıra beklemeniz gerekecek ama unutmayın ki, içeri girdiğinizde, muhteşem sanat eserleri göreceksiniz.

Özellikle: 1503 yılında, Michelangelo tarafından yapılan “Davut-David” heykeli, dünyanın en tanınmış sanat eserlerinin başında gelmektedir.

Siz de, içeriye girdiğinizde, diğer ziyaretçiler gibi, bu muhteşem eserin karşısında bir süre durun ve izleyin.

Evet, Floransa’nın en iyi bilinen müzelerinden birisidir. 1784 yılında, Grandük Pietro Lepoldo tarafından, Floransalı çizim okullarının en üstünü ve akademi öğrencilerinin çalışmalarını kolaylaştırmak için kurulmuştur.

Galeri, zamanla bazı olağanüstü başyapıtları satın alarak, şehrin en önemli müzelerinden biri haline gelmiştir.

Özellikle: Michelangelo’nun, David isimli heykeli, 1873 yılında sergilenmeye başlandığında, müzenin önemi iyice artmıştır.

Evet: gezimizin bu bölümü burada bitiyor.

Gezimizin bu bölümünde, ilk başlangıç noktası: Piazza della Signoria yani Signoria Meydanıdır. Bulunduğunuz yerden, bir şekilde, bu meydana geliyorsunuz.

Bu meydan, eski sarayın yapıldığı, 1299 yılından itibaren, şehre damgasını vurmuştur.
Palazzo Vecchio ve Uffizi, bu meydanın sınırlarını oluşturur. Uffizi: ofisler anlamına gelmektedir.

Meydanın hemen ortasında: büyük bir atlı heykel ve onun hemen yanında, yine heykellerle süslenmiş bir havuz bulunuyor. Bir süre heykel var.

Meydanın yanlarında ise, meydana doğru uzanan, açık havaya yerleştirilmiş kafeterya masa ve koltukları görülüyor. Kısa molalar için güzel yerler var. Meydanın en önemli yapısı: Eski Saray.

İtalya Floransa
İtalya Floransa

PALAZZO VECCHİO-ESKİ SARAY

Piazza Della Signoria meydanında bulunan yapı: kaleye benzemektedir ve 1299 yılında Arnolfo di Cambio tarafından yapılmış ve Medici ailesinin ikametgahı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Şehrin en önemli sembollerinden biridir. 1300 yılında, Floransa Cumhuriyetinin bir sembolü olmuştur.

Günümüzde ise, 1872 yılından bu yana, Floransa Belediye Binası olarak kullanılmaktadır.
Toskana bölgesinin en etkileyici yapılarındandır.

Dikdörtgen kulenin yüksekliği: 94 metredir. Kulede, farklı zamanlarda hapishane olarak kullanılan, iki küçük hücre bulunmaktadır. Kulede bulunan saat ise, 1667 yılında konulmuştur.

Yapının avlusunda: Michelangelo yapımı “David” heykelinin kopyası bulunmaktadır. Yapının daireleri ise, günümüzdeki sanat koleksiyonlarının sergilenmesinde kullanılmaktadır.

Sarayın en önemli yeri “Salone dei Cinquecento-Beş Yüzler Salonu“ olarak isimlendirilen bölümdür. Bu salonda: büyük konseyin 500 üyesi toplanırmış. Salonda: savaş sahnelerini gösteren, büyük freskler görülmektedir.

Ancak, yukarıda da söylediğim gibi, günümüzde, burası Belediye tarafından fiilen kullanılmaktadır. Bu yüzden, burayı gezmek isterseniz, rehberli turlardan birine katılın ve Medici ailesinin uzun yıllar ikamet ettiği birçok odayı keşfedin.

Rehberli turlar, birkaç şekilde düzenleniyor. Quartieri Monumentali denilen tur: yaklaşık 1 saat sürüyor ve 14 Euro’dur. Gizli geçitler turu ise, yine 1 saat sürüyor ve 14 Euro’dur. Yönlendirme turu ise, yine 1 saat sürer ve 12.5 Euro’dur.

Eski saray yapısının hemen güneyinde, yine muhteşem bir sanat galerisi bulunuyor.

İtalya Floransa
İtalya Floransa

UFFİZİ 

Loggiato delgi Uffizi bölgesindedir.
Dünyanın en eski sanat galerisidir. Buraya girmek için, uzun kuyruklarda saatlerce (hatta 5 saate kadar uzanmaktadır) beklemeniz gerekebilir, ancak unutmayın ki, gerçekten bu beklemenize değecek eserler göreceksiniz.

Müze, Pazartesi günü hariç her gün açıktır. Saat: 08.15 ile 18.50 arasında gezilebilir. Giriş ücretlidir. 18 yaş altı ücretsizdir. 18-25 yaş arasındaki ziyaretçiler, 6.25 Euro, 25 yaş üstü ziyaretçiler ise 9.50 Euro giriş ücreti ödemektedirler.

Evet: yapı: 1559-1581 yılları arasında: Casimo Dükü Giongio Vasari, burayı çalışma alanı olarak inşa ettirmiştir. İç avlu, çok uzun ve dar olarak yapılmıştır.

Bu avlu bölümündeki cephelerde, sütunlu iskelelerdeki nişler, 19’ncu yüzyılın ünlü sanatçıları tarafından yapılmış heykellerle doludur.

Çünkü, bu yapı, her ne kadar bir ofisler yapısı olarak tasarlanmış olsa da, birçok sanatçı, bir zamanlar burada toplanmıştır. Bunlar arasında: Michalengelo ve Leonardo da Vinci de bulunmaktadır.

Yıllar boyunca

Medici ailesi tarafından toplanan resim ve heykeller, günümüzde, 1765 yılından bu yana, burada sergilenmektedir. Ama, yalnızca resimler değil, aynı zamanda: 16 ve 17’nci yüzyıllarda yapılan, tavan freskleri de ilgi çekmektedir.

Botticelli’nin “Venüs’ün doğuşu” ve “İlkbahar” isimli eserleri, burada sergilenmektedir. Bunun dışında: Raphael, Da Vinci, Michelangelo, Rembrant, Titian ve Caravaggio gibi dünyaca ünlü sanatçıların yine dünyaca ünlü eserleri de burada sergilenmektedir. Hatta: galerinin üst katının bir kısmında, Osmanlı padişahlarının görüntülendiği tablolar da bulunmaktadır.

Yapının sergi durumunu kat kat incelemek gerekirse:

Zemin katta: daha önce yine buruda bulunan antik Romanesk kilisesinin kalıntıları görülebilmektedir.

İkinci katta: 17’nci yüzyılda Medici tarafından başlatılan, dünyanın en ünlü koleksiyonlarından biri olan: baskı ve çizimler bölümü görülmektedir. Burada: odalar, numara sırasına göre takip edilirse: 14’ncü yüzyılda, sanatçıların yaptıkları olağanüstü eserleri görebilirsiniz.

Burası, daha çok, erken Rönesans dönemi eserlerine ayrılmıştır. Venüs’ün doğuşu, Primavera, Meryemana, Nar Madonna gibi nadide eserler, bu bölümde görülebilir.

Bu müzeyi gezerken: özellikle “Contini Bonacossi koleksiyonu” nu görmenizi öneririm. Bu koleksiyon, 1998 yılında, Uffizi galerisi tarafından satın alınmıştır.

Koleksiyonda, 35 resim ve 12 heykel bulunmaktadır. Ayrıca, antik mobilya parçaları da görülmektedir.

Parçalar arasında: özellikle San Lorenzo, Gian Lorenzo Bernini tarafından yapılan, erken Rönesans dönemine ait çalışmalar ilgi çekmektedir.

İtalya Floransa

Corridoio Vasariano-Vasari Koridoru

Pitti Palace ile Uffizi galerisi arasındaki bağlantı koridorudur. Yaklaşık, 1 km. uzunluğundadır. Burada: geçmişten günümüze, çeşitli sanatçılar tarafından yapılan portreler bulunmaktadır. Bu portreler: 17 ve 18’nci yüzyıllarda yapılmış olup, 1000’den fazladır.

Bu galeri/koridor: 1565 yılında, Vasari tarafından inşa edilmiştir. Koridor: Ponte Vecchio köprüsünün yukarısından geçmektedir. Yuvarlak pencerelerden, şehrin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz.

Muhteşem güzel bir yer, hemen nehrin kıyısında, mutlaka gitmeli ve tarihi ortamdaki bu hareketliliği görmelisiniz.

PONTE VECCHİO-ESKİ KÖPRÜ

Şehrin en eski köprüsüdür. 14’ncü yüzyılda yapılmıştır. Günümüzde, üzerinde pek çok mücevher dükkanları ve kuyumcu dükkanları görülmektedir. Bence, şehirdeki en ilgi çekici ve hareketli yerlerden birisidir ve mutlaka görmenizi öneririm.

Köprüden sonra, doğru ilerleyin ve 36 Piazza de’Pitti caddesinden yapacağınız yürüyüşün ardından bir süre sonra yine bir meydana çıkıyorsunuz. Yine, çok hareketli sokaklar ve hediyelik eşya satan tezgahlarla doludur.

Meydana çıktığınızda, yine kalabalık turist kafileleriyle karşılaşacaksınız. Piazza de’Pitti meydanında: hemen solda, büyük bir tarihi bina var.

Burası: Palazzo Pitti yani Pitti Sarayıdır. Burada muhteşem keyifli bir yürüyüş yapacaksınız. Bir süre sonra: Piazza de Pitti meydanına varıyoruz.

İtalya Floransa

PİTTİ SARAYI

Yapı: 1458 yılında, zengin tüccar Luca Pitti tarafından yaptırılmış ve daha sonra, 1549 yılında, şehri 400 yıl yöneten Medici ailesine satılmıştır. 18’nci yüzyılın sonlarında, bir süre, Napoleon tarafından, bir güç üssü olarak kullanılmış ve daha sonra ise, birleşik İtalya kurulduğunda, kraliyet sarayı olarak görev yapmıştır.

Yapının içinde: 5 tane müze bulunmaktadır. Yani: Floransa şehrinin en büyük müze kompleksidir. Toplam, 32 bin m. Karelik kapalı alan bulunmaktadır.

Bu müzeler, yani sanat galerileri, 1919 yılında, kapılarını ziyaretçilere açmıştır.

Günümüzde: Medici ailesinin koleksiyonu yanında, birçok küçük sanat koleksiyonu da, bu müze ve galerilerde sergilenmektedirler. Sergiler, her yıl, yaklaşık 5 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Pitti sarayının hemen arkasında, 2 galeri var.

GALLERİA PALATİNE

Bu galeride, bir zamanlar Medici ailesine ait, 16-17’nci yüz yıllardan kalma: Rönesans dönemi eserleri sergilenmektedir.

Özellikle: Raphale koleksiyonu, mutlaka görülmese gereken eserlerin başında gelmektedir. Bunun yanında: özellikle Pietro da Cortona tarafından 1637-1641 yılları arasında dekore edilmiş, barok tarzı oda da görülmeye değerdir.

GALLERİE D’ARTE MODERNA

1748 yılında kurulmuştur. Galerinin kuruluş amacı: akademik yarışmalarda ödül kazanan sanat eserlerinin muhafazasıdır. 1928 yılında, ziyarete açılmıştır. Eserler, 30 odada sergilenmektedir. Daha çok, Toscana bölgesinin sanatçılarının eserleri görülmektedir.

Buradan sonra: Piazza de’Pitti-Piazza di San Felice sokağının takiben, başka bir müzeye gidiyoruz.

GALLERİE DEL COSTUME 

Yapının: Palazzina della Meridiana olarak bilinen bölgesindedir. Bu galeride, 16’ncı yüzyıldan günümüze kadar olan süreçte kullanılan tiyatro kostümleri sergilenmektedir.

Ancak, yalnızca tiyatro kostümleri değil, aynı zamanda 18’nci yüzyıldan günümüze kadar olan süreçte kullanılan giysiler de sergilenmektedir.

Yani, bir anlamda, İtalyan moda tarihinin sergilendiği bir müze olarak önem kazanmaktadır. Müze, 1983 yılında ziyarete açılmıştır. Eserler, 14 odada sergilenmektedir.

Aynı yoldan ilerlemeye devam ettiğimizde, bir süre sonra, solumuzda, şehrin önemli parklarından, yeşil alanlarından biri ile karşılaşıyoruz.

İtalya Floransa
İtalya Floransa

BOBOLİ GARDENS

Piazza Pitti bölgesindedir. Giriş ücretlidir ve kişi başı 21 Euro’dur.
Boboli bahçeleri: 1550-1558 yılları arasında, Niccolo Pericoli isimli bir sanatçı tarafından, peyzaj mimarlığında bir baş yapıt olarak yaratılınca önem kazanmıştır.

Bu park alanında: Roma kalıntıları ve 16 ile 18’nci yüzyıllar arasından kalan heykel koleksiyonu bulunmaktadır. Bahçe ve bitkiler, Arno nehrinden buraya yapılan bir kanaldan sağlanan sular ile sulanmaktadır.

Arka cephede, bir amfi tiyatro bulunmaktadır. Bunun merkezinde ise, Mısır dikilitaşı görülüyor. Bahçeler, bugünkü büyüklüğüne 17’nci yüzyılda ulaşmıştır.

Boboli bahçeleri: Paris-Versay dahil olmak üzere, Avrupa’daki birçok kraliyet bahçesine önderlik etmiştir. Mutlaka gitmenizi öneriyorum.

Sonra, Pitti Sarayının bulunduğu yere kadar geri dönüyoruz. Pitti Sarayının hemen karşısındaki blokların arkasında, bir kilise var.

İtalya Floransa
İtalya Floransa

SANTO SPİRİTO Dİ FİRENZA

Burası bir kilisedir. Yapı: Rönesans mimarisinin en seçkin örneklerinden birisidir. Mevcut kilise; daha önceki dönemlere ait burada varlığı bilinen kilise kalıntıları üzerine, 1428 yılında yapılmıştır. Binanın içindeki eserler ise, 1446 yılına kadar olan süreçte tamamlanmıştır.
Çan kulesi: 1503 yılında, Baccio Agnolo tarafından yapılmıştır.

Binanın dış yüzeyi: 1977-1978 yılları arasında, kapsamlı bir restorasyona tabii tutulmuştur. Yapının içinde: 38 yarı şapel bulunmaktadır. En önemlisi; Bini-Copponi şapelidir. Buradaki süslemeler: Francesco Botticini tarafından yapılmıştır.

Bu kilisenin, bir diğer öne çıkan yönü: Michelangelo’nun, buradaki manastır hastanesine gelen ve ölen kişilerin cesetleri üzerinde anatomik araştırmalar yapmasıdır.

Bu araştırmalarına izin verilmesi karşılığında, kendisi, yüksek sunağın üzerine, bir ahşap haç heykeli yapmıştır.

Günümüzde, bu ahşap haç heykeli: kilisenin sol bölümünde, batı koridorundan gidilen ve kilise eşyalarının saklandığı odada muhafaza edilmektedir.

Evet, bu kez: bir kale yapısına gideceğiz.

İtalya Floransa

FORTE BELVEDERE-KALE

İtalya Gran Dükü tarafından inşa edilmiş kalenin, günümüze kadar gelebilmiş tek sur yapısıdır. 1590-1595 yılları arasında şehir ve egemenliği korumak için, Medici ailesi döneminde yapıldığı bilinmektedir. Mimarı ise, Bernardo Buontalenti’dir.

Kalenin duvarları: her bir duvar, bir diğer duvarı korumaya yardımcı olmak ve çapraz ateş için, başka bir duvar tarafından görülüp emniyete alınabilecek şekilde yapılmıştır. Yani, konumu nedeniyle, uzun süre, stratejik önemini korumuştur.

Ayrıca: kale içinde, bir de villa tasarlanmıştır. Bu villa: huzursuzluk ve salgın hastalıklar sırasında, Grandük ikametgahı olarak kullanılmak için tasarlanmıştır.

Evet, halen bir suru görülen kale yapısı, yapıldıktan sonra, 100 yıl b oyunca, bir askeri garnizon olarak görev yapmıştır.

Kale yapısının hemen kuzey batısında, yine şehrin yeşil alanlarından biri görülüyor. Burası, gezimizin bu bölümünün son durağıdır.

BARDİNİ GARDEN

Via dei Bardi bölgesindedir. Giriş ücretlidir, kişi başı: 16 Euro’dur.

Bardini bahçeleri, olağanüstü bir manzaraya sahiptir. Arno nehrinin sol kıyısında, Montecuccoli tepesi üzerindedir. 4 hektarlık bir alana yapılmıştır.

Bahçe ilk olarak: 1700 yılında, mozaikler ve çeşmeler ile genişletilmiştir. Daha sonra ise, 19’ncu yüzyılda, Viktorya tarzında, yine genişletilmiştir.

Park alanında: 6 çeşme, kamelyalar, pek çok farklı türden çiçekler, meyve ağaçları ve bir çiçek tüneli bulunmaktadır.

Gezimizin bu bölümünde: bulunduğunuz yerden bir şekilde, bir meydana ulaşıyorsunuz.

İtalya Floransa

PİZZA DELLA LİBERTA

Şehrin tarihi merkezinin en kuzeyindedir. 19’ncu yüzyılda yapılmıştır. Meydanda, bir zafer takı ve kış aylarında buz pateni sahası olarak kullanılan “Parter Floransa” isimli bir alan bulunmaktadır.

Zafer Takı: 1738 yılında, Lorena hanedanı tarafından, hanedanın işbaşına gelişini kutlamak için yaptırılmıştır. Meydanın ortasında bir çeşme bulunmaktadır.

Çeşme ile, zafer takı arasında ise, bir havuz görülmektedir. Meydanın çevresinde ise, çok yüksek ağaçlar görülmektedir. Meydan, son olarak, 1945 yılında yeniden ve kare şeklinde düzenlenmiştir.

Meydanda gezdikten sonra, Viale Giacomo Matteotti caddesinde, büyük ağaçların altında yürüyerek ilerliyoruz. Hareketli ve geniş bir caddedir.

Bir süre sonra, Borno Pinti/Piazzale Donatello meydanına geliyoruz. Burada, İngiliz Mezarlığı bulunuyor.

İtalya Floransa

İNGİLİZ MEZARLIĞI

Piazzale Donatello meydanındadır. 1827 yılında oluşturulan bu mezarlık alanında: Ortodokslar ve Protestanlar gömülüdür.

Mezarlığın çevre düzenlemesi: genç bir mimarlık öğrencisi olan Guiseppe Poggi tarafından yapılmıştır. Birçok ünlü kişinin gömülü bulunduğu mezarlık: 1877 yılında kapatılmıştır.

Buradan sonra, Viale Antonio Gransci caddesinden ilerlemeye devam ediyoruz. Hedefimizde bir meydan var.

İtalya Floransa

PİAZZA CESARE BECCARİA

Mimar Guiseppe Poggi tarafından, 1876 yılında yapılmış ve şehri, İtalyan krallığının başkenti yapan Cesare Bonesana Marchese di Beccaria onuruna ithaf edilmiştir. Meydanın ortasında: Porta alla Croce denilen bir kalıntı var.

Günümüzde, bu bölgede, Neoklasik bir kısım saray yapıları görülmektedir. 2003-2004 yılları arasında, meydanın hemen ilerisinde, 3 katlı bir park yapılmıştır.

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER

CENTRO STORİCO-TARİHİ MERKEZ-OLTRARNO BÖLGESİ

ROYAL APARTMENTS

Burası, yine Medici ailesi tarafından kullanılan, 14 odadan oluşan bir bölümdür. Bu odalar, Medici döneminden bu yana büyük ölçüde değişikliğe uğramış ve en son olarak, 19’ncu yüzyılda, Medici portre koleksiyonu buraya yerleştirilmiştir.

Burada, dönemin mobilyaları da sergilenmektedir. En son olarak, 1920 yılında, İtalya kralı tarafından kullanılan bu bölüm, daha sonra müzeye dönüştürülmüştür.

GÜMÜŞ MÜZESİ

Medici hazinesi olarak isimlendirilen paha biçilmez gümüş koleksiyonunun sergilendiği yerdir. Bu koleksiyon içinde: değerli ve yarı değerli taşlar ağırlıktadır.

Koleksiyon içinde, antik vazolar ayrı bir önem taşımaktadır. Sergilenen objelerin birçoğu, 15’nci yüzyıldan kalmadır. Eserlerin sergilendiği odalar ise, 17’nci yüzyılda, fresklerle dekore edilmiştir. Fransız işgali sırasında, müzeden çalınan gümüş eserler, 1815 yılında geri dönmüştür.

MUSEO DELE PORCELLANE

Burası, ilk olarak, 1973 yılında ziyarete açılmıştır. Buradaki koleksiyonda, Avrupa porselen fabrikalarında üretilen nadide eserler sergilenmektedir. Bunların birçoğu, Floransalı yöneticilere hediye edilen eserlerden oluşmaktadır.

Özellikle: Vincennes Fabrikasında üretilen porselen objelerin bulunduğu koleksiyon ilgi çekmektedir.

CARRİAGES

Yapının zemin katındaki bu bölümde: özellikle 18 ve 19’ncu yüzyıllarda kullanılan arabalar sergilenmektedir. Özellikle, bazı arabaların oldukça güzel dekoratif süslemeleri ilgi çekmektedir. Bu arabaların birçoğu, krallar tarafından kullanılmıştır.

ŞEHRİN DİĞER BÖLGELERİ

PİAZZALE MİCHELANGELO-MİCHELANGELO TEPESİ

Bu meydan: 1860 yılında yapılmıştır.
Meydanda: Davut Heykelinin bronz bir kopyası bulunmaktadır.

Buraya çıkarsanız: şehrin ve özellikle Arno nehrinin muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz. Hatta: buradan, mutlaka gün batımını izlemelisiniz. (yaz döneminde, saat: 20.00-20.30 gibi)

SETTİGNANO

Burası, muhteşem bir manzaraya sahip, şehrin kuzeydoğusunda bir yamaç üzerinde kurulmuştur. Burada, Rönesans döneminin en önemli, 3 heykeltıraşı doğmuş ve yaşamıştır.

Buranın bir diğer özelliği: Roma imparatoru Septimus’un: 16’ncı yüzyılda yapılan bir heykelinin bulunması ve bu heykelin 1944 yılında yıkılmasıdır. Mark Twain; 1892-1893 yılları arasında, bir süre burada yaşamıştır.

İtalya Floransa

BİLİM TARİHİ MÜZESİ

Piazza Giudici bölgesindedir. Giriş ücretlidir.

Floransa şehrinin, 13’ncü yüzyıldan itibaren, bilim ve sanat etkinliklerinde kullanılan alet ve cihazların sergilendiği bir müzedir.

Medici ve Lorraine aileleri: doğal bilimler, fizik ve matematik dallarında, birçok alet ve obje toplamışlar ve bunlar, müzenin çekirdeğini oluşturmuştur. Özellikle, Galile tarafından kullanılan orijinal bilimsel aletler ilgi çekmektedir.

MASUMLARIN HASTANESİ GALERİSİ

Piazza SS Annunziata bölgesindedir. Giriş ücretlidir.

Burası, şehirde, 15’nci yüzyılın başlarından itibaren en iyi bilinen ve en önemli mimari yapılardan birisidir.

Bu dönemde: Filippo Brunelleschi tarafından: burası “Hastane” olarak ve terk edilmiş çocukların yetiştirilmesi ve onların toplum içinde yer almalarının sağlanması için kullanılmıştır. Yapı içinde: yemekhane odaları, keşiş odaları, yatakhaneler, revir, hemşire odaları ve revaklı binalar bulunmaktadır.

Hastane, takip eden tarihi süreçte daha da genişlemiş ve faaliyetlerini sürdürmüştür. Yapı içinde, süsleme freskler ilgi çekmektedir.

Bunlar: hastane mimarisiyle büyük ve mükemmel bir uyum göstermektedirler. 1966 yılındaki sel felaketinde yapı büyük ölçüde olumsuz etkilenmiş ve takip eden dönemde, tamamen restore edilmiştir. Evet, bu galeri de de yüzyıllar boyunca oluşturulan koleksiyonlara ait eserler sergilenmektedir.

MUSEO BARDINI

Piazza de Mozzi bölgesindedir.

Burada sergilenen eserler: Stefano Bardini (1836-1922) isimli, zengin bir tüccar ve sanat uzmanı tarafından, bağışlanmıştır.

Eserler: antik bir atmosferde, yapının odalarında sergilenmektedir.

Özellikle: Tino di Camaino, Donatello, Antonio del Pollaiolo gibi sanatçılara ait, çok güzel örnekler görülmektedir. Ayrıca: seramik, madalya, bronz objeler, oryantal kilimler, müzik aletleri ve silahlar sergilenmektedir.

IL BARGELLO ULUSAL MÜZESİ

Via del Proconsolo bölgesindedir. Müzeye giriş ücretlidir.

Şehrin, en eski yapılarından biridir ve 1255 yılında yapılmıştır. Binanın müze olarak kullanımına: 19’ncu yüzyılın ortalarında başlanır. Uffizi müzesi resim konusunda ne kadar ünlü ise, Bargello müzesi de heykel konusunda o kadar ünlüdür.

Avlusunda: Rönesans döneminin başyapıtlarını barındırır. Bu başyapıtların sanatçıları: Michelangelo, Celini, Giambologna, Donatello, Brunelleschi.

Müzede: ayrıca, paha biçilmez bir piyano, mücevherler, duvar halıları ve çeşitli antik silahlar da görülmektedir.

PİAZZA DELLA REPUBLİCA-CUMHURİYET MEYDANI

Şehirdeki, en geniş meydandır. Bir zamanlar, burada “Yahudi” gettosu bulunuyormuş. Meydandaki bir yazıt dikkatinizi çekecektir.

Bu yazıtta şunlar yazılıdır “Şehrin eski merkezi, yüzyıllar boyu ana meydanı, yeni bir yaşam için yenilendi”

Günümüzde, meydanda: kafe ve restoranlar bulunmaktadır.

SANTA MARİA NOVELLA-YENİ MERYEM ANA KİLİSESİ

İstasyonun yanındadır.

Yapı: erken Rönesans döneminin en iyi mimari yapılarından birisi olarak kabul edilmektedir. Özellikle: dış cephesi, Gotik-Romanesk özellikler taşımaktadır.

Tarihi süreç içinde, şehrin zengin aileleri, bu kilise içinde, kendileri için özel şapeller yaptırmışlardır. Yapının içindeki freskler ise: Medici ailesi tarafından “Vasari” ye yaptırılmıştır.

Burada özellikle görmenizi önereceğim eser: Giotto’nun; Hz. İsa’nın çarmıha gerilişini anlatan eseri olan “Crocifisso” dur.

SANTA CROCE-KUTSAL HAÇ KİLİSESİ

Burası: şehirde, Dominikanların rakibi olan “Fransiskanlar” tarafından: 13’ncü yüzyılda yaptırılmıştır.

Yapının içinde: Michelangelo, Galileo, Machiavelli gibi sanatçıların mezarları bulunmaktadır.

Yapının içinde, Dante’nin mezarını da görebilirsiniz. Ancak, bu mezar semboliktir ve Dante’nin asıl mezarı: Ravenna denilen yerdedir.