Londra (Londinium Augusta) Roma öncesi bir yerleşim yeri üzerine kurulmamıştır. Bu alan elverişli konumu yüzünden tercih edilmiştir.
Thames Nehri ağzına bir köprünün yapılabileceği en yakın noktaydı.
Bir kavşakta bulunan kent, ticari bir merkez olarak gelişti.
Kuruluş tarihi belli değildir.
Roma imparatoru Caesar, imparatorluk topraklarını genişletmek için, İngiltere’ye iki kere gelir, (MÖ 56 ve 55 yıllarında) Ama yerleşime dair herhangi bir iz bırakmadan geri döner. Ada, MS 43 yılında, İmparator Claudius tarafından ele geçirilir.
İmparator Thames nehri üzerine, ilk köprüyü kurarak, Londinium adlı ticaret limanının temellerini atar. Yani, dünyanın en eski kentlerinden biridir. İsminin kökeninin “akan nehir” olduğu düşünülmektedir.
Romalı mühendisler, bugün “City” olarak bilinen bölgeye, bir bazilika, bir meydan, tapınaklar ve yaklaşık 50.000 kişilik nüfusun yaşayabileceği büyüklükte malikaneler yaparlar. Bugün St Pauls Cathedral’ın bulunduğu tepeye, Romalılar döneminde Tanrıça Diana adına adanmış bir tapınak ve çeşitli ibadet yerleri yapılır.
MS 60’da Boudicca’nın Roma’ya karşı ayaklanması sırasında yıkılan Londra, kısa süre sonra tekrar inşa edilmiştir.
Roma’nın Britanya’daki varlığının başlarında önemli kentlerinden biri olmayan Londra (kuzeydoğuda Camulodumun, bugünkü adı Colchester ilk Roma başkentiydi) mali önemi arttıkça, zamanla gerçek bir kente dönüştü ve imparatorluğun son dönemlerinde en önemli kentlerden biri haline geldi.
Roma Londra’sının kalıntıları, parçalı halde orada burada bugünkü metropolün merkezinin altında bulunur.
Londra’nın bu erken dönemdeki mimarisine ulaşmadaki bir başka güçlük de inşaatlarda tercih edilen malzemenin pek dayanıklı olmayan ahşap olmasıydı.
Bu zorluklara rağmen, kentin temel planı bilinmektedir. Dikdörtgen biçimli kent, Thames’e bağlanan Walbrook deresiyle iki kısma ayrılıyordu. İlk yerleşimler doğu yarıdaydı. Doğu yarıda, kuzey ucunda çok büyük bir bazilika bulunan geniş bir Forum inşa edilmişti.
Kent yönetimi burada bulunuyordu.
Kent ızgara planına sahip gibi görünür. Ne var ki, modern Londra’nın son derece düzensiz planında bu birbirine dik sokaklar korunamamıştır.
Bir noktada, muhtemelen zenginlik ve nüfusun sert şekilde düşüşe geçtiği ve hakkında fazla bilgi bulunmayan 5 ve 6’ncı yüzyıllarda, kentin refah ve kentsel dokusu ciddi kesintiye uğramıştır.
İkinci yüzyıl yapıları arasında, nehir kenarında yönetim ofisleri, kuzeybatı uçta yaklaşık 5 hektar alanı kaplayan, geniş bir kale ve kale yakınlarında bir amfi tiyatro vardı.
Yapılan kazılarda güneybatı, nehir yakınlarında ve güneydoğudaki özel bir evde, hamamlar ortaya çıkarılmıştır.
Nihayet 3’ncü yüzyıl başlarında, nehir kıyısı da dahil, kentin çevresini kuşatan bir duvar yapılmıştır. Bu surların kalıntıları, günümüzde “Barbican” bölgesinde görülebilir.
Kuzeybatıdaki kalenin iki cephesi, bu savunma sistemine dahil edilmiştir.
Kuşatılan alan, 132 hektar kadar olup, Londra’yı Roma Britanyasındaki en büyük kent kılıyordu. Ek kulelerle desteklenen bu tahkimat, orta çağlara kadar hizmet verecekti.
Mitra Tapınağı:
Londra’da Roma döneminden kalma en önemli buluntulardan biri, 1953-54’te, Walbrook’un doğu kıyısı boyunca yapılan kazılarda ortaya çıkarılan “Mitra Tapınağı” idi.
2’nci yüzyıl sonlarına tarihlenen bu tapınak, muhtemelen İran kökenli olan tanrı Mitra’ya adanmıştı. Kült gizliydi. Erkeklerle kısıtlıydı ve üyelik ritüelinden geçmesi gerekiyordu. Özellikle imparatorluk sınırları boyunca konumlandırılmış ordu içinde, ama aynı zamanda Roma ve limanı Ostia’da popülerdi.
4’ncü yüzyıldan sonra popülerliği hızla söndü. Metra inancı, tam olarak anlaşılamamıştır. Metinlerden çok bilgi elde edilemediğinden, anlayış tasvirlere ve bina kalıntılarının yorumlanmasına dayanır. Mitra tapınakları, mağaraları andıracak şekilde inşa ve dekore edilirdi. Hatta, Londra’daki kısmen yeraltındaydı.
Bu dindeki kilit olay olan Mitra’nın bir kutsal boğayı öldürüşü, düzenli olarak tapınaklarda tasvir edilmiştir. Ayrıca sıkça gösterilen bir tasvirde de Mitra ile güneş tanrısı Sol’ün öldürülmüş boğanın yanında paylaştıkları ziyafettir.
Çoğunluk tarafından kozmik öneme sahip bir kurban eylemi olarak görülse de bu olayların anlamı bilinmemektedir.
Roma imparatorluğunun duraklaması ve düşüşe geçmesi üzerine, MS 410 yılında, Londra’daki Roma orduları geri çağırılır. Bu dönem, karanlık çağın başlangıcıdır. Londinium, bataklık haline gelerek, bir hayalet kasabaya dönüşür.
İngiltere Londra Tarih
Bu dönemde
Saksonlar, Kuzey Denizini aşarak, adaya ayak basarlar. Londra ise: bölgede bulunan son Romalıların tohumlarını attıkları Hıristiyanlığın etkisi altına girer. Aziz Aethelbert, ilk Hıristiyan kral olarak: ahşap bir kilise yaptırır ve Aziz Paulus’a adar. Bu kilise, gelişen tarihi süreçte, dört kez yıkılır ve yeniden inşa edilir.
Saksonlar ve Vikingler ve Danlar arasındaki çatışmalar sonucu: Dan’lar galip çıkarlar ve 1016 yılında, Londra, Winchester’in başkenti olur. 1040 yıllarında: dindar kral Aziz Edward: Westminster Abbey’i yaptırır. Ancak: William, 1066 yılında, Edward’ı yener ve “Abbey”de taç giyer. Bu gelenek, devam eden yüzyıllar boyunca aynı şekilde sürer.
William: Londra’nın zenginliğini ve ticari potansiyelini fark ederek kilise ile olan ilişkilerini geliştirir. Günümüzün anıtsal kulesi: “Tower of London” ın yapımını başlatır. Başlangıçta: yalnızca, çamur ve ahşaptan basit bir kale olan bu yapı; kralın gücünün simgesi olarak, White Tower ile birlikte, muhteşem bir saray-kaleye dönüşür.
1136 yılındaki yangında: ahşap binaların yanmasından sonra; şehirde düzenli sokaklar açıldı, taş ve tuğla binalar inşa edildi. Diğer yandan ise, yabancı tüccarların kurduğu koloniler de gelişti.
İngiltere Londra Tarih
Kral Aslan Yürekli Richard döneminde
Londra Belediye Başkanı seçimle belirlenir. 1215 yılında ise, John tarafından: “Magna Carta” imzalanır. Bu anlaşma: Londra şehrine, özerklik sağlar. Palace of Westminster, hükümetin merkezi olur.
1340 yılında, şehrin nüfusu: 50.000’dir. 1348 yılında ise, kara ölüm denilen veba salgını sonucu, Avrupa’nın diğer birçok yerinde olduğu gibi, bu şehirde de, halkın yarısı ölür.
VIII. Henry’in, 1547 yılında ölümü üzerine, kızı I. Elizabeth dönemi başlar. Elizabeth’in 45 yıllık iktidarında: İngiltere, daha önce görmediği kadar zengin ve güçlü bir ülke haline gelir. 1588 yılında, İspanyol donanması, İngiliz deniz gücü tarafından yok edilir ve İngiliz denizcileri, bundan sonra, yeni zenginlikler bulmak amacı ile denizlere açılırlar ve sömürgecilik dönemi başlar.
I. Elizabeth’den sonra:
Tahta çıkan Stuartlar, başarısızlıklarıyla hatırlanırlar. Kral I. James: 1605 yılında, Barut suikastına kurban gitmekten son anda kurtulur. 5 Kasım tarihinde, Guy Fawkes denilen bir adam, kralı havaya uçurması planlanan patlayıcıyı ateşlerken yakalanır. Bu tarih, her yıl, Guy Fawkes kuklaları yakılarak, havai fişek gösterileri eşliğinde hatırlanmaktadır.
Daha sonraki tarihlerde gelişen olaylar sonucu monarşiye son verilir. Britanya, kısa bir süre için cumhuriyetle yönetilir.
1665 yılında, yine bir veba salgını görülür. Muhtemelen, 110.000 insan ölür. Şehir tam vebadan kurtulurken, 1666 yılında, büyük bir yangın çıkar. City of London bölgesinin, yaklaşık yüzde 80′ lik bölümü zarar görür ve 100.000 kişi, evsiz kalır. Yangın sırasında, şehir kısa sürede boşaltılır, yalnızca 8 kişinin öldüğü kaydedilir.
Sir Cristopher Wren
Yeni şehrin yapımı ile ilgili komisyonun başkanı olur. Wren’in, büyük yangında ölenler için diktiği anıt: 311 basamaklı merdivenine tırmanan ziyaretçilere, muhteşem bir manzara sunmaktadır.
18. yüzyıl ile 19.yüzyılın başlarında: Londra, dinamik bir başkent haline gelir. British Museum halka açılır. Bu dönemde: nehrin güney yakası ile East End bölgesi: gecekondu mahalleleriyle doludur. Şehirli yoksullar, kendilerini alkole verirler. Cin tüketiminin yaygınlaşmasıyla, suç oranları yükselir.
Britanya ve Amerika kolonileri arasındaki vergi anlaşmazlığı sonucu, Amerika bağımsızlık savaşını kazanır. Ada: 18.yüzyılda, Fransız Napoleon’un istilası ile karşı karşıya kalır.
Amiral Nelson, 1805 yılında, Trafalgar savaşında, Fransız donanmasını yenince, bu istila olasılığı biter. 10 yıl sonra, Wellington Dükü, Waterloo Savaşında, Napoleon’un yine yener.
1801 yılında: Londra, bir milyonu aşan nüfusu ile, dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri haline gelir. Kolonilerin zenginlikleriyle yüklü gemiler, East End limanlarına, yeni insanlar ve kültürler getirirler.
Zenginler, imparatorluğun yağmalarından beslenerek iyice zenginleşirler. Yoksullar ise, içler acısı ortamlarda yaşamaya devam ederler.
Londra, hızla büyümektedir. 1855 yılında: Metropol İdaresi Kanunu çıkarıldıktan sonra: şehrin metropolleri gelişmeye başladı.
Zamanla gelişen ulaşım olanakları: şehrin, dış banliyölere doğru gelişmesinde önemli rol oynadı. 1861 yılında, nüfus, 3 milyonu aşar.
Toplu taşımanın gelişmesiyle, şehir sınırları, kırsal bölgelere kadar yayılır. Otobüsler, trenler ve 1863 yılında açılan, dünyanın ilk yer altı demiryolu, yepyeni bir Londralı tipini yaratır. Her gün evle-iş arasında gidip gelen banliyö trenli kesim.
Derken, 1915 yılında, Alman zeplinleri, şehre ilk bombaları bırakmaya başlarlar. I. Dünya savaşı sonucu, Londra’nın genç nesli tükenir. Şehir, tam 57 gece bombalanır.
Savaşın sonunda, şehirde, 30.000 kişi ölmüş, 3.5 milyon ev harap olmuştur. Bütün bunlara rağmen, Winston Churchill; Britanya’nın boyun eğmeyen önderi haline gelir.
1939 yılında, çevredeki yerleşmelerle birlikte, Londra metropoliten alanının nüfusu: 8 milyona yaklaştı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında: havadan gelen akınlarla, şehir ağır bir yıkıma uğradı, ancak sonraları yeniden inşa edildi.
Savaş sonrası: şehirde, molozların temizlenmesi ve tutumluluk dönemi başlar. 1951 yılında, Britanya Festivali, başkenti tekrar güzel sanatların merkezi haline getirir. 1960 yıllarında, şehre, rock yıldızları, sanatçılar ve moda tasarımcıları akın etmeye başlar.
Avustralya, güney yarımkürede bulunmaktadır. Yani, kuzey yarım kürede yaşayan bizler için, bu durumun en önemli farklılığı, iklim bölümünde ayrıntılı anlatacağım gibi, mevsimlerin farklılaşması.
Bizim ülkemizde, yaz mevsimi yaşanırken, Avustralya’da kış yaşandığını unutmayın. Aynı durum, elbette kış mevsimi için geçerli, bizde kış mevsimi zamanında, Avustralya’da yaz mevsimi yaşanıyor.
Ülke: bir ada ülkesidir. Hiçbir ülke ile kara sınırı yoktur. Sahil şeridinin uzunluğu: yaklaşık 26 bin km. dir. Aynı zamanda, üzerinde sadece tek ulus bulunan tek kıtadır. Boyutlarına gelince: doğudan-batıya 4000 km. ve kuzeyden-güneye 3200 km. dir.
Hint ve Büyük Okyanus tarafından çevrelenmiştir. Başkenti: Canberra ve en büyük şehri ise, Sydney’dir.
Uluslar arası çeşitli kuruluşların yaptıkları araştırmalarda,
Avustralya ülkesinde en yaşanılabilir şehirler sıralamasında: 2’nci Melbourne, 4’ncü Perth, 7’nci Adelaide ve 9’ncu Sydney olarak belirlenmiştir.
1901 yılından bu yana, Avustralya’da, 6 eski İngiliz kolonisi bulunuyor. Bunlar: bağımsız federal bir uluslar topluluğu konumundadır. İngiliz tarzı, parlamenter sistemleri var. Devlet başkanı: Federal hükümet tarafından önerilen ve İngiltere Kraliçesi tarafından atanan, Genel Validir. Federal, Eyalet ve Yerel olmak üzere, üç sıralı bir hükümet sistemi vardır.
İlk seviyedeki sisteme: Temsilciler Meclisi denir ve burada en çok sandalyeye sahip partinin lideri, Başbakan olur. Başbakan: Federal Hükümeti idare eder. Bir üst organ ise, Senatodur. Senato merkezi: Federal Başkent olan: Canberra şehrindedir. Bunların dışında, her eyaletin kendi hükümeti ve Başbakanı vardır.
Avustralya genel özellikleri
Avustralya’daki eyaletler ve bunların başkentleri:
Batı Avustralya (başkent: Perth)
Kuzey toprakları, (başkent: Darwin)
Güney Avustralya (başkent: Adelaide)
Queensland (başkent: Brisbane)
Yeni Güney Galler (başkent: Sydney-Canberra)
Victoria (başkent: Melbourne)
Tasmanya( başkent: Hobart)
Ülke, toprak bakımından değerlendirildiğinde: dünyanın 6’ncı büyük ülkesidir. Ada olarak en büyüktür ama kıta olarak en küçüktür. Aynı zamanda, arazinin büyük bölümünün (% 95) deniz seviyesinden sadece 650 metre daha yüksekte olması nedeniyle, mevcut kıtalar arasında, yükseklik bakımından en düşük seviyede olandır. Mevcut toprakların: % 1’lik bölümü tarıma elverişlidir. Kalan bölümün: % 55 otlaklar, % 20 ormanlar oluşturmaktadır.
Avustralya genel özellikleri Koala
Hayvan varlığı düşünüldüğünde: Avustralya kıtasında, buraya özgü hayvanların hepsinin, yavrularını karınlarında bulunan keselerde taşıdıkları görülür. Bunlar: Tasmania şeytanı, kaulo, vombat ve kanguru. Hatta kanguru nüfusunun bu ülkede yaşayan insanların iki katı olduğu, yani 40 milyon civarında kanguru bulunduğu söyleniyor.
Ayrıca dünya üzerinde bilinen en zehirli 10 böcekten, 8 tanesi bu ülkede yaşıyor. Ekonomik olarak düşünüldüğünde ise, Avustralya’nın tam bir koyun besleme ve yetiştirme vatanı olduğu düşünülebilir.
Çünkü, bu ülkedeki koyun varlığı, yaklaşık 200 milyon civarındadır. Bunun sonucunda, yağ, peynir ve süt üretimi üst düzeydedir.
Evet, Avustralya: günümüzde, hala güneşlenmek, sörf yapmak ve soğuk bira içmekten keyif alan aheste insan nüfusu ile, keseli ve şirin hayvanlar tarafından paylaşılan tuhaf bir ülke olarak algılanıyor. Aslında, elbette bu doğru. Çünkü, Avustralyalıların çoğu, açık havadan hoşlanıyorlar.
Eğer kumsalda değillerse, Avustralyalılar yürüyüşe çıkar, jogging yaparlar. Erkekler ise, futbol oynar veya radyodan veya televizyondan futbol maçı izlerler. Veya, barbekü yapıp, sığır eti yada deniz mahsulleri pişirirler. Bu ülke de, barbekü ve mangal çok yaygın. Ama, bunların yanında, aşırı derecede düşkün oldukları diğer bir özellik te, buz gibi bira.
Evet,
Avustralyalıların çoğunluğu için, açık arazide yaşamak, sadece tatilde yapılan kamplardan ibarettir. Avustralya, dünyanın en yoğun kentleşmiş ülkelerinden biridir. Ülkede yaşayan nüfusun % 90’dan fazlası, kıtanın sahillerindeki en büyük 10 şehirde yaşarlar. Her 5 Avustralyalıdan biri, 4 milyonun üzerindeki nüfusa sahip, Sydney şehrinde oturuyor. Melbourne şehri de aynı büyüklüktedir.
Diğer eyalet başkentleri: Brisbane, Adelaide ve Perty, nüfusun geri kalan kısmının barındıkları yerlerdir. Outback, insanları hipnotize edici bir cazibeye sahiptir. Ünlü gerilim romanları yazarı Stephan King, 1997 yılında yazılarına kısa süre ara verdiğinde, motosikletiyle Avustralya’nın uçsuz-bucaksız topraklarına daldığı zaman yaşadığı dehşeti şu sözleriyle ifade eder “Duracak olursanız, sessizlik inanılmazdır. Kendinizi küçük hissedersiniz, neredeyse Tanrı’nın nefes aldığını duyabilirsiniz”
Gaddarlık, kölelik ve yoksulluğun egemen olduğu zor koşullarda kurulmuş bu küçük ülke, yaklaşık 200 yıldan daha kısa bir süre içinde refaha kavuştu ve OECD ülkeleri arasında, kişi başına düşen gayri safi milli hasılası, ilk 10 içinde yer alan, dinamik ve modern bir ülke haline geldi. Bu zengin ülkenin en büyük döviz kaynağı ise turizm. Bugün, turizm sektöründe yaklaşık 500 bin kişi çalışıyor.
Yani, Avustralya ülkesinde çalışanların, % 7’si turizm sektöründedir. Özellikle: 2000 yılında Sydney şehrinde düzenlenen Olimpiyat oyunlarından sonra: dünya üzerinde: Avustralya’nın imajı değişti. Olimpiyatlar öncesinde, sadece çöl, kaola, timsah ve kangurudan oluşan: insanların kafalarındaki bu ülkeye ait kalıplar değişti.
Gerek yarışmaları izlemek için
Ülkeye gelenler ve gerekse televizyon başındaki izleyiciler, Avustralya sahillerini, insanlarını, şehirlerini ve mimarisini görüp tanıdılar. 2000 yılında ülkeyi ziyaret eden 5 milyon ziyaretçi, bir önceki yılla karşılaştırıldığında, % 12 daha fazlaydı.
Ancak, turist miktarındaki bu artış, 2000 yılını takip eden yıllarda da sürekli arttı. 2012 yılında ise, ülkeyi ziyaret edecek turist sayısının 8 milyona ulaşması bekleniyor. Yani, ülkede yaşayan nüfusun, yaklaşık % 40 kadarı, turist olarak ülkeyi ziyaret edecek.
Güzel bir rakam. Ama, daha önce de söz ettiğim gibi, ülke gelecek bu turistlerin, kaçak göçmen olarak kalmamaları için her türlü tedbiri alıyor. Özellikle, aşağıda vize bölümünde söz edeceğim gibi, bizim gibi ülkelerden gelecek turistlere, muhteşem zorluklar ve uzun bir vize için gerekli belgeler listesi çıkarıyorlar.
Son olarak, bu ülkede trafik soldan akıyor. Arabaların direksiyonları sağda. İngilizler kendileri ayrılmış, trafik sistemleri kalmış. Trafik kuralları sert uygulanmaktadır. Ülkede içkili araba kullanmak ve emniyet kemeri takmamanın cezası muhteşem büyük. Arabada bulunan herkezin emniyet kemeri takması şart.
Avustralya genel özellikleri
TARİH:
Avustralya: 40 milyon yıl önce, güneydeki Gondvana isimli süper kıtadan koptuğunda, diğer anakaralardan tecrit edilmiş durumdaydı. Kıtanın ilk yerleşimcileri, kara bağlantılı bölgelerden geçerek, Güneydoğu Asya’dan buraya gelen ve yöreye özgü hayvanlarla birlikte kıtayı paylaşan Aborjinler, 1000 yıl boyunca birlikte yaşadılar.
Ancak, kalıcı herhangi bir yapı inşa etmediler. Zorlu bir ortamda, hayatta kalmalarını sağlayacak bir şekilde yaşadılar.
16’ncı yüzyıldan sonra, İspanyol ve Portekizli gemiciler, kıtanın kuzey kıyılarındaki adalara ulaştılar. 17’nci yüzyıla gelindiğinde ise, Hollandalı denizciler kıtaya ulaştılar ama bir kıtaya ulaştıklarının farkına varamadılar.
Ancak, 1769 yılında, İngiliz gemici James Cook: Yeni Zelanda’ya yaptığı bir yolculuk sırasında, Avustralya’nın doğu kıyılarına ayak bastı. Cook: bölgenin haritasını çıkarıp, bölgenin Kral III. George’a ait olduğunu ilan ettiğinde, Avustralya’nın kolonileşme dönemi başlamış oldu.
Avustralya genel özellikleri
Daha sonraki tarihlerde ise:
İngilizler tarafından, 26 Ocak 1788 tarihinde, kıta üzerinde ilk koloni-yerleşim yeri, 1000 kişilik kadınlı-erkekli-çocuklu bir topluluk ile, Kaptan Arthur Philip tarafından, Sydney bölgesinde, Port Jackson denilen yerde kurulmuştur. Bu ilk yerleşimin kurulduğu tarih, Avustralya’nın ulusal günü olarak kutlanır.
1803 yılında ise, bu kez: Tasmanya bölgesinde yerleşim başlar. 1829 yılında, kıtanın batı bölgeleri ve 1851 yılında Victoria bölgesinde yerleşim kurulur. İngiltere’de bulunan suçlular: 1840-1864 yılları arasında yoğun olarak kıtaya getirilir ve yeni yerleşim birimlerine yerleştirilirler.
Avustralya genel özellikleri
Bu sırada: bölgede birçok yerli yaşamaktadır. Ancak, İngilizler, bu yerlilerin yiyecekleri olan hayvan ve kuşları yok ederler. Bunun üzerine, yerliler, İngilizlere saldırırlar, ancak İngilizler, ellerinde bulunan modern silah, araç ve teçhizat ile, bütün yerli ırkı yok ederler.
Bir kısmını ise, Bass boğazında bulunan Flinders adasına sürgüne gönderirler. Bu sürgüne gönderilenlerin son temsilcisi, 1877 yılında ölür ve yerli ari ırk, tamamen yok olur.
Daha sonraki tarihlerde ise: Amerikalı ve İngiliz balina ve ayı balığı avcılarının yanlarına aldıkları aborjin kadınlarından doğan melez ırk, yeni bir Aborjin ırkının yetişmesine neden olur. Günümüzdeki Aborjin olarak isimlendirilen yerliler, bu melez ırktan günümüze kadar gelmişlerdir.
Ama, 1962 yılına kadar oy verme hakkına sahip değildiler.
1967 yılına kadar ise, resmi nüfus sayımlarına dahil edilmediler. Evet, Aborjin denilince, ülkemizdeki büyük çoğunluk bunlar tarafından yapılan “Haka” dansını, bu dans sırasındaki pek te beğenmediğimiz el-kol hareketlerini hatırlayabilirler. Ama, Avustralya ülkesine gittiğinizde, büyük şehirlerin yakınlarında, Aborjinlerin yaşadıkları ve turistler tarafından sık ziyaret edilen yerler var, büyük ihtimalle sizler de bu Aborjin yerleşimlerini gezmek isteyecek ve gezeceksiniz.
1850’li yıllara gelindiğinde, kıtada altına hücum olayı başlar. 1855-1890 yıllarına gelindiğinde ise, 6 koloni, bireysel olarak özerk yönetim kurma hakkını kazanırlar.
Bunlar, bireysel olarak birçok işlerini kendi yöntemleriyle çözümlerken, ülkenin dış ilişkileri, savunma, denizcilik ve ticaret konuları, İngilizler tarafından, Londra’dan yönetilmektedir. Böylece, 1 Ocak 1901 tarihinden itibaren, İngiltere hükümranlığında, Avustralya devleti kurulmuş olur. Canberra şehri başkent olarak ilan edilir.
Avustralya ülkesi, I. Dünya Savaşına, kendi isteğiyle katılır. Çünkü, bu durum, ülkenin ilk milli olayıdır. Hatta: 25 Nisan 1915 günü, Avustralyalı Anzak Birlikleri, Çanakkale-Gelibolu’ya gelmişler ve burada ilk defa, İngiliz bayrağı değil, kendi bayrakları altında savaşmışlardır. Bu nedenle, Gelibolu, Avustralyalılar için, milli birlik oluşturulmasında büyük önem taşır.
1942 yılına gelindiğinde ise, İngiltere ve Avustralya arasındaki yasal bağlantı resmen biter. 1945 yılına gelindiğinde ise, Avustralya, Japonya tarafından işgal tehdidi ile baş başa kalır ve bunun üzerine Amerika ile yakınlaşma başlar. Bu yakınlaşma, 1951 yılında imzalanan Anzus anlaşması ile, resmiyete dökülür.
II. Dünya savaşını takip eden yıllarda, ülke dışından ülkeye yönelen göç desteklenmiş ve bunun sonucunda, Avustralya ülkesinde kültür ve görüntü olarak, büyük bir radikal değişim yaşanmıştır. 1970 yılında bu göçmen kabul politikası sona erdirilir.
1986 yılına gelindiğinde, İngiltere-Avustralya arasındaki tüm yasal bağlar biter. Ama yine de, bu gün, ülke, halen sembolik olarak , İngiltere kraliçesi II. Elizabeth tarafından yönetilmektedir. Yönetimin diğer unsuru ise, Parlamenter sistemdir.
Avustralya genel özellikleri
PARA BİRİMİ:
Avustralya ülkesinde, para birimi olarak: Avustralya Doları kullanılmaktadır. AUD olarak kod ismi kullanılıyor.
Birçok alışveriş merkezinde ATM bulunuyor. Bu makinelerde, günün 24 saati, para çekme ve banka işlemlerinizi yapabiliyorsunuz. Ayrıca, birçok mağaza, süpermarket ve dükkanda da, POS cihazları var. Yani, kredi kartları ile alışveriş yapabiliyorsunuz.
Para hakkında kısa bir bilgi vermek gerekirse: 100 sentten oluşan para birimine, 1 Avustralya doları deniliyor. Madeni paralar: sent olarak: 5, 10, 20, 50 ve dolar olarak: 1 ve 2 dolar şeklindedir. Bütün madeni paraların ön yüzünde kraliçenin resmi, arka yüzlerinde ise, ülkeye özgü hayvan figürleri b ulunuyor. Banknotlar ise: 5,10, 20,50 ve 100.
Son olarak: yanınızda 5000 dolar üzerinde para ile ülkeye girmeyi düşünüyorsanız, gümrük makamlarına haber vermek zorundasınız.
İNSANLAR:
Ülkenin toplam nüfusu: 21 milyon civarındadır. Ama tarih bölümünde ayrıntılı olarak anlattığım gibi, II. Dünya Savaşından sonra, ülke, yabancı göçmenlere kapılarını açtığından, özellikle Güneydoğu Asya bölgelerinden yoğun olarak göçmen almış ve ülke nüfusu, çok renkli ve karışık bir kimliğe bürünmüştür.
Yani, ülkede bulunduğunuz süre içinde, gerçek Avustralyalı görmeniz pek mümkün değil. Her yanınız, ülke dışından göçmen olarak gelmiş ve özellikle çekik gözlü insanlarla dolu olacak. Yine de ,günümüzde bu ülkede, yaklaşık 150.000 civarında Türk yaşadığı söyleniyor.
Yani, bu ülkede yaşayan her 10 kişiden, 4’ü göçmen yada göçmenlerin çocuklarıdır. Hatta, Melbourne şehri, göçmen nüfusu nedeniyle, dünya üzerinde, Atina ve Selanik’ten sonra, üçüncü büyük Yunan kenti olarak biliniyor.
Bunların yanında: ülkenin her ne kadar genel nüfusu az gibi görünse de, Sydney ve Melbourne gibi şehirler, barındırdıkları kalabalık nüfuslar ile, dünya sıralamasında, en kalabalık şehirler arasında, ilk 30’a girerler. Kıtanın büyük bölümünün kurak olması nedeniyle, nüfusun büyük bölümü, kıtanın güneydoğu bölgesine yerleşmiştir.
İnsanları ile ilgili olarak son söylemek istediğim bir duyum: “Avustralya insanları, sörf yaptıkları deniz suyu ve biradan başka sıvı ile haşır-neşir olmazlar” Evet, Avustralya insanı: oldukça iri yapılı, şişmanlık ve obezite konusunda sanırım Amerikalılar ile yarışırlar.
İnsanlar hakkında söylemek istediğim son gerçek: bu ülke insanı için anahtar kelime, dürüstlük ve asla yalan söylememek. Ayrıca, çok kuralcılar ve kurallar ihlal edildiğinde asla hoş görmüyorlar.
İKLİM:
Avustralya, güney yarımkürede bulunması nedeniyle, kuzey yarımküreye nazaran tam karşılıklı bir iklim değişkenliği gösterir. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, ülkemizde kış mevsimi yaşanırken, Avustralya’da, yaz mevsimi yaşanır.
Yani, bu ülkede kış mevsimi: Haziran-Temmuz ve Ağustos aylarında yaşanıyor. Bu ülkede, sonbahar: Mart-Nisan-Mayıs aylarında, ilkbahar ise: Eylül-Ekim-Kasım aylarındadır.
Mevsimlik yağışlar düşünüldüğünde, ülkenin genelde az yağış aldığı görülür. Hatta, bu az yağışlı iklim, çoğu zaman, muhteşem kuraklıklar doğurur. Ancak, iklim değerlendirilirken, ülke topraklarının çok büyük olduğunu unutmamak gerekir. Bunun sonucunda, ülke toprakları üzerinde birçok farklılıklar da görülebiliyor.
Ama genel olarak, Avustralya ılıman bir ülke diye düşünülebilir. Kasım-Mart ayları arasında genellikle, ağır kış şartlarından öte, ılıman bir kış mevsimi görülür. Bu mevsimde, hava ılıktır. Kuzeyde ise, aynı dönem, yoğun yağmurlu geçer. Nisan-Eylül aylarındaki dönemde ise, ülkenin orta bölümlerindeki hava, en idealdir. Çünkü: açık ve sıcaktır. Yağmur arada-sırada yağar ve dağlara ise kar düşer.
DİL:
Avustralya’da, muhteşem berbat lehçe ile konuşulan bir İngilizce var.
İnsanlara bir şey sorduğunuzda: size yardım etmek için çırpınıyorlar. Aslında, belki de, çok kolay verebilecekleri cevapları, uzattıkça uzatıyorlar. Sonuçta: yaptıkları tariften belki de bir şey anlamıyorsunuz ama ben yine de, ülke vatandaşlarının bu yardımsever tutumuna hayran kaldım.
Kısacası, buranın insanı konuşmayı, özellikle bir yabancı ile konuşmayı, yardım etmeyi seviyor. Ama, gülmeyi de çok seviyorlar. Gerçekten bu durum sizlerin de dikkatini çekecektir, her türlü ortamda, her türlü şartta, basıyorlar kahkahayı. Gitmeden buna alışın, bu insanlar gülmeyi çok seviyorlar.
VİZE:
Avustralya, gelişmiş ülkeler arasında, tüm ziyaretçilerden vize isteyen tek ülkedir. Ama: aynı zamanda, vizesi muhteşem pahalı bir ülke. 410 Avustralya doları karşılığı TL. vize ücreti olarak isteniyor. Yani: yaklaşık 650 TL. civarında bir para. Amerikan vizesi bile bu kadar pahalı değil.
Yeşil pasaporta dahi vize istiyorlar. Yani, Türk vatandaşlarını pek sevmiyorlar, vize konusunda sorun çıkarıyorlar. Sanırım bizim vatandaşlar, orada yapacağını yapmış ve olumsuz bir izlenim yaratmışlar.
Tüm bunların yanında: yeşil pasaport sahibi olsanız bile, yine vize almak zorundasınız. Ama dedim ya, vize verirken kılı kırk yarıyorlar. Vize müracaatı yaptığınızda, vize için istenen bilgi ve belgeler listesi oldukça uzun.
Evet, Avustralya vizesi almak için, Avustralya’nın Ankara’da bulunan konsolosluğuna müracaat etmeniz gerekiyor.
ÜLKEYE ULAŞIM:
Uçak bileti muhteşem pahalı bir ülke. İstanbul-Sydney arasındaki uçuş süresi, direkt uçulduğunda, yaklaşık 20 saattir. Ama birçok havayolu şirketi, Singapur veya Tayland üzerinde aktarma yapıyor ve uçuş süresi, yaklaşık 30 saate kadar çıkıyor.
Özellikle bu yolculuğun, 7 saatlik bölümünün Okyanus üstünden gidildiğini düşününce, insan iyice ürküyor. Yani, Avustralya’ya ulaşım gerçekten hem pahalı, hem de yorucu.
Bu arada: uçaktaki görevliler, diğer uçaklarda olduğu gibi, tek düze klasik ve standart giysileri tercih etmiyorlar. Uçaktaki en büyük özellik: inmeden önce, bavulunuz-valizinizde bulunan eşyalar ile ilgili sizin yazılı beyanınızın alınması.
Bu beyanı doldururken, özellikle yanınızda var olduğu halde, yiyecek maddesi yok diye yazarsanız, bilin ki, bavul-valizler, gümrük kontrol yerlerinden geçerken, içlerinde bulunan her şeyin görüldüğü bir ortam var. Yani, kesinlikle yalan veya eksik beyanda bulunmayın. Zaten, bu ülke, ülke dışından ne olursa olsun, asla yiyecek maddesinin ülkeye sokulmasına izin vermiyor. Buraya gitmeye niyetlenenler, asla ve asla yanınızda hiçbir yiyecek maddesi bulundurmamalısınız.
Evet, Sydney havaalanında uçaktan inip, havaalanına geldiğinizde, 24-30 saatlik uçuştan sonra, büyük bir rahatlık hissediyorsunuz. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, gümrüğe beyan edeceğiniz bir şey yanınızda yoksa yeşil kanalı, gümrük için beyan edeceğiniz bir şeyler varsa kırmızı kanalı takip edin.
Zaten: her iki kanalda da, gümrük görevlileri gerekli gördüklerinde bavul-çanta ve valizlerinizi açtırıp kontrol edebiliyorlar. Tüm bitkiler, bitki ürünleri, yiyecek maddeleri, hayvan ürünleri karantina kontrolüne tabidir ve ülkeye girişte, gümrükte bildirmekle yükümlüsünüz.
ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI:
Avustralya şehirlerinde ve şehirlerarasındaki ulaşımda: otobüsler, taksiler, tramvaylar, trenler ve uçaklar kullanılır. Şehir içi ulaşımında kullanılan biletleri: tren istasyonları, otobüsler ve gazete bayilerinden satın alabiliyorsunuz.
Ücreti ise, gitmek istediğiniz yere göre değişiyor. Ama genelde şehir içi ulaşımı ucuz. Şöyle bir örnek verebilirim, Sydney şehrinde, bir şişe su istediğinizde 3 dolar veriyorsunuz, ama aynı yerdeki trene bindiğinizde, sadece 2 dolar ücret ödüyorsunuz.
Bunun yanında, bütün büyük şehirlerde rahatlıkla taksi bulabilirsiniz. Hatta, sokaklarda ve caddelerde, işaret ederek taksi durdurur ve binebilirsiniz. Taksilerin tavanında bulunan ışık ve işaretten, taksinin boş-dolu olduğunu anlayabilirsiniz. Ayrıca, taksi şöförlerine bahşiş vermeniz gerekmemektedir.
ELEKTRİK:
Ülkede kullanılan elektrikli aletler: genellikle 220-240 volttur. Ama kullanılan prizler bizimkilerden farklı. Yani, prizler üç girişli. Bu nedenle, buraya giderken yanınızda götüreceğiniz elektrikli aletleri burada kullanmanız için üç girişli bir çevirici temin etmeniz gerekiyor. Aksi halde, kullanamazsınız.
Oradan satın alacağınız herhangi bir elektronik cihaz için de, fişi üç girişli olduğunda, burada yani Türkiye’de kullanamayacağınızı bilmelisiniz. Böyle bir durumda, mutlaka Avustralya’dan, üç girişi, iki girişe çeviren, çevirici satın almalısınız.
RESMİ TATİL GÜNLERİ:
1 Ocak Yeni Yıl tatili.
26 Ocak Avustralya Günü.
25 Nisan Anzak Günü
25 Aralık Noel-Christmas
26 Aralık Boxing Day
AVUSTRALYA GEZİ PLANI.
Avustralya’da nerelere gidilip görülmesi gerektiği konusu, yolculuğun belki de en güç yanını oluşturur. Çünkü, ülke çok büyük ve geniş. Bu kadar geniş bir ülkede nereye gitmeli?
Avustralya’nın iç hatlarında: her yıl, yaklaşık 29 milyon kişi seyahat ediyor. Bilet fiyatlarında, dönemsel olarak indirimler yapılıyor. Ancak: düşük tarifelerden yararlanmak için, önceden planlama yapmak en iyisidir. Havayollarının alternatifleri daha yavaş olmasına rağmen çevreyi görmek isteyenler için daha cazip olacaktır.
Kıtayı boydan boya geçen demiryolunu ya da kimisi lüks ulaşım olanaklarını sunan şehirlerarası otobüsleri deneyebilirsiniz.
Tüm kıtayı gezebilmeniz mümkün olmadığı gibi; seyahatinizi, görmek istediğiniz yerlere göre planlamanızda yarar var.
Kıtanın ana giriş noktası: Sydney şehridir.
Gezi planımızda: her eyalete: Başkentinden giriş yapacağız. Yolculuğumuza ise: Sydney koyundan başlayacağız. Sahilden, federal başkent Canberra’ya doğru devam edeceğiz. Ardından: Yeni Güney Galler Eyaletinin iç kısımlarına ilerleyeceğiz.
Yolculuğumuzun: Canberra’dan sonraki bölümü: saat yönünün tersine bir rotayla Queensland’dan Victoria’ya uzanacaktır. Kıtanın sevimli dipnotu: Tasmanya’da son bulacaktır.
Şehri anlatmaya başlamadan önce, 2013 yılı için “Avrupa Kültür Başkenti” olarak seçildiğini belirtmek istiyorum. Ayrıca: 2012 yılında, şehir: 1996 yılından bu yana “Dünya Su Başkenti” seçilmiş ve 2012 Dünya Su Forumu burada toplanmıştır. Bir zamanlar “Massalia” olarak isimlendirilmiştir.
Şehrin: 2500 yıl kadar eskilere giden tarihi bir geçmişi söz konusudur. Günümüze yakın dönemde ise, yine bu şehir: bataklık ve uyuşturucu ticaretiyle anılır olmuştur. Çünkü: şehir, “kenevir” üretimi ve ticaretinde, dünya üzerinde ilk sıralardır. Kenevir denilince esrar yanında: askı ve halat üretimi de yaygındır.
Ancak, son dönemlerde, şehirde ve limanda yapılan yenilikler ve tasfiyeler sonucu, şehir, özellikle büyük limanı nedeniyle, deniz yolculuğu yapanların akınına uğramaya başlamıştır. Liman: Avrupa genelinde dördüncü, Fransa ve Akdeniz genelinde ise, birinci büyüklüktedir.
Fransa MarsilyaFransa MarsilyaFransa MarsilyaFransa MarsilyaFransa Marsilya
Şehrin tarihi geçmişindeki en anlamlı olay: 1792 yılında, Fransa devrimi ve devrimci hükümeti savunmak için, buradan, Paris şehrine 500 gönüllü gönderilmesidir. Marsilya ve Paris arasındaki bu yürüyüşlerde söylenen “devrim için toplanma çağrısı” sonraki dönemlerde “Le Marseillaise” olarak bilinen “Fransa ulusal marşı” haline gelmiştir.
Evet: şehir
Fransa’nın güneydoğusunda, Provence-Alpes-Cote d’Azur bölgesinin başkentidir. Fransa’nın nüfus yoğunluğu açısından, ikinci büyük şehridir. Şehir nüfusu: 860.365 kişidir. Avrupa’nın ise, en büyük kara alanına sahip şehridir. Deniz kıyısı: Calanques bölgesinde 20 km . olmak üzere, toplam 57 km. dir.
İklim değerlendirmek gerekirse, burası sıcak bir yer, yıllık güneşli gün sayısı 300 civarındadır. Ortalama sıcaklıklar, yaz döneminde 25 derece, kış döneminde ise, 12 derecedir. Buna göre şehri ziyaret dönemini planlayabilirsiniz.
Fransa Marsilya
Şehirde
Ülkenin en büyük kuruvaziyer limanı bulunmaktadır ki, bu limanın yıllık yolcu kapasitesi: 705.000 kişidir.
Marsilya: bir film şehridir. Marsilya filmleri ve sineması: ülkede Paris’ten sonra üst düzeydedir. 1 Temmuz 2009 tarihinde kurulan “Belle de Mai” multi-medya merkezi: film endüstrisinin büyümesi yönünde önemli bir atakta bulunmuştur.
Fransa MarsilyaFransa MarsilyaFransa Marsilya
Şehirde: 450.000 öğrenci, 70’den fazla konsolosluk ve Fransa ülkesinin ikinci büyük araştırma merkezi bulunmaktadır. Şehir: neredeyse “Cezayir” kökenli, kuzey Afrikalı insanların bulunması nedeniyle, zenci-Arap karışımı bir insan toplumunu barındırmaktadır. Yani, şehirde bolca esmer insan göreceksiniz.
Giriş kısmı için, son ve önemli bir not;
Stadyum: üzeri tamamen örtülmüş ve 67.000 seyirci kapasiteli hale getirilmiştir. Yenileme projeleri kapsamında: mağazalar, oteller, evler, ofisler ve spor klinikleri de yapılmıştır.
GÜVENLİK
Evet, ulaşım bölümünden önce, güvenlikten söz etmek istiyorum. Bu şehir: İtalya’da Napoli şehrini görenler varsa, ona benzer bir yer olarak dikkat çekiyor, yani hiç uzatmadan, bu şehrin güvensiz olduğunu söylemem gerekir.
Napoli şehrinde, şehirliler, arabalarının kapılarını kilitlemezler diye duymuştum, çünkü: hırsızlar arabayı soymaya kalkarsa, arabanın camını kırıp, kapısını bozmasınlar diye. İşte: bunun bir benzeri, Fransa ülkesinde “Marsilya” Yukarıda da söz etmiştim, bir zamanlar büyük uyuşturucu şebekeleri ve Mafya faaliyetlerinin yürütüldüğü bu şehir, her türlü önlem alınmasına rağmen, hale pek tekin denilemez.
Öte yandan, 2013 yılı Avrupa Kültür Başkenti ve 2016 Yılı Avrupa Futbol Şampiyonası, binlerce, milyonlarca kişi, buraya, bu şehre gelecekler. Ama, bir yandan da, şehirde, motosikletli kapkaççılar kol geziyor.
Araba kiralayıp, ışıklarda durduğunuzda, bu kapkaççılar, hiç sıkılmadan, arabanızın kapılarını zorlayabileceklerdir.
Evet, bu şehirde, mutlaka dikkatli olmanız, özellikle zencilere karşı aşırı dikkatli olmanızı öneririm. Sizden sigara filan istediklerinde, sakın çantanızı açıp vermeye kalkmayın, açık çantadan mutlaka bir şeyler çalmayı düşünecekler ve davranacaklardır.
Hatta: bir bankta otururken, çantanızı bile çalmaya kalkabilirler. Üzerinde kötü elbiseler, başında takke bulunan yaşlılardan bile çekinmeniz gerek.
Özellikle, bayanların, geceleri yürürken yanlarında mutlaka bir erkek olması gerekir. Çünkü: sokakta yaşayanlar çoğunluktadır. Dışarıdan her şeyi normal görülen bir otel, fuhuş oteli çıkabiliyor.
Gündüz vakti metroya bindiğinizde: bir elinde darbukası, diğer elinde esrarlı sigarası ile, sarışın bir Arap vagonunuza binip, bir sonraki istasyonda bütün vagonun boşalmasına sebep olabilmektedir.
Evet, son bir not: dediğim gibi, sokaklarda Araplarla çok karşılaşacaksınız ki, inanın burayı sanki Araplar istila etmiş diyeceksiniz.
Fransa Marsilya
ULAŞIM
“Marseille Provence Airport” isimli havaalanı, şehir merkezinden 30 km. uzaklıktadır ve Marsilya havaalanından hareket eden otobüsler, yolcularını, şehir merkezindeki Saint Charles Tren Garına getirirler. Buradan da, taksi yada metro ile, istediğiniz yere ulaşabilirsiniz. Otobüsler: 05.10-00.10 arasında, her 20 dakikada bir hareket ediyor. Yolculuk süresi, 25 dakika sürüyor ve ücreti, 8.50 Euro.
Havaalanı ile şehir merkezi arasında taksi tercih ederseniz, muhtemel ödeyeceğiniz ücret, gündüz için 40 Euro, gece için ise 50 Euro’dur.
Evet, Fransa ülkesinin dördüncü büyük havaalanı ile, 27 ülkeden, 89 şehre bağlantı yapılıyor. Paris-Marsilya arası uçuşları, 1. saat 20 dakika sürüyor. Marsilya-Paris arasında hızlı tren tercih ederseniz, yolculuk 3 saat sürüyor.
Yine, Marsilya ile diğer bazı şehirler arasındaki, hızlı tren ile ulaşım süreleri şunlardır: Marsilya-Lyon arası, 1 saat 50 dakika, Marsilya-Lille arası: 5 saat, 20 dakika, Marsilya-Bruxelles arası: 5 saat 20 dakika, Marsilya-Toulouse arası: 3 saat 20 dakika, Marsilya-Geneve arası: 4 saat 45 dakika.
St.Charles Garı
Birçok Fransız filmine mekan olan bu yapı: şehrin yüksek tepelerinden birinin üzerine kurulmuştur. Garı, şehir merkezine bağlayan “Boulevard d’Athenes” caddesi üzerinde, alçalarak ilerleyen merdiven basamakları üzerinden, şehrin muhteşem manzarası izlenebilmektedir.
ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI
2 tane yer altı metro hattı var. Bu hatlarda: M1-Mavi çizgi: genellikle doğu-batı yönünde hareket eder. M2-Kırmızı çizgi ise, güneyden kuzeye çalışır. Her iki hat: Castellane bölgesinin güneyinde kesişirler. Onlar üzerinde: 30 otobüs hattı ve iki tramvay hattı bulunmaktadır. Metro vagonları klimalıdır ve duyurular “İngilizce” ve “Fransızca” olarak yapılır.
80 civarında otobüs ve tramvay hattı ve çok sayıda bisiklet kiralama otomatı bulunuyor. Metro, her gün: saat: 05.00-22.30 saatleri arasında faaliyettedir. Cumartesi-Pazar günleri, metro hattını: saat: 00.30 ile 05.00 arasında “fluobus” denilen sistem devralıyor.
Tramvaylar, her gün saat: 05.00-00.30 arasında faaliyet sürdürmektedir. Bilet sistemi şöyledir: yolculuk başına tek bilet, 10 yolculuk için kart, 3 günlük sınırsız kart. Bu karta “Special visite” ismi veriliyor.
Fransa Marsilya
GENEL TATİL GÜNLERİ
Aşağıda belirteceğim günlerde: bankalar, mağazalar ve diğer mekanların birçoğu kapalıdır. Ziyaretinizi buna göre düzenlemenizde yarar var.
1 Ocak Yeni yıl günü
Nisan Paskalya günü
1 Mayıs İşçi bayramı
8 Mayıs 1945 zafer günü
14 Temmuz Milli bayram
15 Ağustos
1 Kasım
11 Kasım Ateşkes günü
25 Aralık Noel günü
Fransa MarsilyaFransa MarsilyaFransa MarsilyaFransa Marsilya
ALIŞVERİŞ
Şehirdeki mağaza ve dükkanlar, genellikle: saat: 10.00-19.00 arasında, kapanmadan gün boyu açıktırlar. Peki ne satın alınır? Marsilya zeytinyağlı sabunları çok ünlüdür.
Büyük oranda zeytinyağı içeren bu sabunlar, her ne kadar Marsilya sabunu olarak bilinip ünlense de, bir zamanlar bu sabunların, gemilerle “Halep” ten geldiği söylenmektedir.
Siz yine de “lavanta ve Marseille sabunu” alın.
Şehir Merkezi
Burada: herkes için, küçük el sanatları satılan butikler, mağazalar ve hediyelik eşya satan dükkanlar bulunur. Ayrıca: büyük markalar ve mağazalar geniş bir yelpaze sunmaktadırlar.
Genellikle “Moda sokağı” olarak anılan “Rue Saint-Ferroel, Rue de la Tour” ve “Cours d’Estienne” denilen yerlerde, gerek alışveriş ve gerekse yemek ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Bölgeyi çevreleyen sokaklarda: mutfak ve yemek gereçleri, ev mobilyaları, şekerciler ve geleneksel dükkanlar, kuyumcular, kitapçılar, moda mağazaları ve aksesuarcılar bulunur.
Rue Paradis ve Rue Grignen
Burası: lüks eşya mağazaları ve tüm önemli markaların satıldığı bağımsız butiklerle dolu bir bölgedir.
Centre Bourse
Burada: 200’den fala mağaza var ve alışveriş severler için, genellikle şık ve daha rahat tarz giyim ürünleri satılıyor.
Bölgedeki hediyelik eşya (sabun, zeytin yağı vb. gibi) ve hediyelik eşya dükkanları: Eski Liman ve Le Panier arasındaki bölgede bulunmaktadır. Bu bölgedeki mağazalarda (Galeries Lafayette vb. gibi) geleneksel ürünler ve yine bu bölgede “Marsilya temalı” ürünler bulup satın alabileceğiniz yerler var.
Old Town Bölgesi
Son birkaç yıl içinde: “Le Penier” denilen bölge: sanatçıların stüdyoları ile dolu bir yer haline gelmiştir. Buradaki sanatçılar el sanatları (resim, heykel, seramik, ahşap gibi) yapıyor ve galerilerde satıyorlar. Ayrıca: gastronomi ürünleri (çikolata, zeytin yağı gibi) bulup satın alabilirsiniz.
De la Republique Rue
Şehir merkezi yenileme çalışmaları sırasında, bu bölge, Hausssman isimli mimar tarafından tasarlanmıştır. Burada: büyük ulusal ve uluslar arası zincir mağazalar, geniş ve ağaçlıklı kaldırımlar vardır ve kruvaziyer limanından, şehir merkezine doğru ilerlemektedir. Burada, 2014 yılında bitirilmesi planlanan, büyük bir eğlence merkezi yapılmaktadır.
Cours Julien ve Notre Dam edu Mont
Eski Limanın hemen yakınındadır. Bu bölge: gölgeli teraslar bulunan mahalleleri, yaya sokakları, çeşme ve havuzları ve restoranları ile, ziyaretçilere birçok imkanlar sunmaktadır. Ayrıca: yine burada tasarımcı ve moda butikleri, kitap mağazaları, saç tasarım stüdyoları, sanat galerileri, tiyatrolar bulunmaktadır.
Belsunce ve Noailles
La Canebiere’nin iki yanında bulunan bu bölgede: toptancılar, baharat satıcıları, çay salonları bulunmaktadır. Daha çok, oryantal bir çarşı atmosferi yaratılmış.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
NE YENİR- NE İÇİLİR
Marsilya denilince, yemek kültürünün temelinde: zeytinyağı ve sarımsak bulunur. Marsilya: yabancı mutfakları benimsememesi ile bilinir. Buraya has bir şeyler tatmak isterseniz: baharatlı yemekler, balık, kabuklu deniz ürünleri yemelisiniz. Bunların yanında bazı spesiyaller bulunur. Bunların başında bulunanlar şunlardır: boullabaisse, soupe au pistou, pieds et paques, Marsilya pizzası.
Restoranlar
Marsilya şehrinde: her ne kadar etkilenmedi denilse de güçlü bir İtalyan etkisi görülür ve buna bağlı olarak oryantal yemekler ve Akdeniz yemekleri ve elbette deniz ürünleri spesiyalleri, şehrin birçok restoranında sunulmaktadır. Bu restoranlar iyi dekore edilmiştir.
Fransa MarsilyaFransa MarsilyaFransa Marsilya
TURİZM
Marsilya şehri: sanat ve kültür dolu bir şehirdir. Zaten, en başta belirttiğim gibi, 2013 yılı için Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmiştir.
Şehir: yüzyıllardır her bir kültürün kurduğu yerleşimin üstüne yenisi kurularak günümüze kadar gelmiştir. Yunan ve Roma kökeninden başlayan yolculuk, Ortaçağ dönemine ait dini vakıflar, 16’ncı yüzyıla ait tahkimat, 17 ve 18’nci yüzyıllara ait zengin yapılar ve 19’ncu yüzyılda yapılan prestijli binalar, şehir ziyaretçilerini, geçmişin çok uzun bir sürecinden günümüzün modern zamanlarına doğru muhteşem bir yolculuk yaptırmaktadır.
Şehir: anıtlar ve müzeler açısından zengindir. Şehirde, 21 tane müze bulunmaktadır. Şehirde: deniz ve tepeler arasındaki boşlukta ve Calanques bölgesinde ise, olağanüstü bir doğal ortam bulunmaktadır. Yani: şehir alanının yarısı, kamu parkları ve bahçelerin bulunduğu, 400 hektarlık bir yeşilliktir.
Fransa Marsilya
LE GRAND TOUR
Bu açık bir üst güvertesi bulunan 80 yolcu kapasiteli otobüs: şehrin fantastik ve benzersiz görünümünü sunan bir gezi turu yapmaktadır. Tur yaklaşık 1 ile 1.5 saat arasında sürmektedir. Tur esnasında, 13 durak üzerinde, herhangi birinde inebilirsiniz. Rehber, tur sırasında birçok dilden anlatımda bulunuyor.
Tur ücretleri: yetişkinler için, 18 Euro, çocuklar için 9 Euro’dur.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
PETİT TRAİN-LİTTLE TRAİN-TURİST TRENLERİ
Marsilya şehrini ziyaret ettiğinizde, küçük ve renkli trenler göreceksiniz. Bunlar: beyaz/mavi şeklinde, Marsilya üniforması renklerine boyanmışlardır.
Bu trenler ile: Eski Liman-Notre Dame de la Garde arasında seyahat edebilirsiniz. Veya: Panier bölgesinin eski ve dar sokaklarını dolaşabilirsiniz.
Tren ücretleri: yetişkinler 7 Euro, çocuklar 4 Euro’dur.
Notre-Dame de la Garde Bazilikası önünden hareket eden tren: Nisan-Aralık ayları arasında: her gün saat 10.00-16.20 arasında çalışır, eski Liman kale, Corniche Pharo, Notre-Dame de la Garde hattını izler, tur yaklaşık 45 dakika sürer.
Eski Marsilya Little Train: eski liman bölgesinden hareket eder, katedral ve Vielle Charite boyunca ilerler, Panier semtinden geçer, tur yaklaşık 1 saat 5 dakika sürer.
Friol Archipelago Little Train: Liman Frioul ile St.Esteve arasında hareket eder, yalnızca Temmuz/Ağustos aylarında çalışır, yetişkinler için 4 Euro, çocuklar için 2 Euro ücret alınır.
Fransa Marsilya
PAVİLİON M
Villeneuve Bargemon yakınındaki City Hall’in hemen yanındaki burası: Marsilya-Provence 2013 fuar merkezi olarak düzenlenmiştir ve 2013 yılı boyunca halka açıktır. Burada: şehrin ve 2013 yılı kültürel etkinlik programlarının tanıtımı yapılır.
Burada: bölgedeki tüm etkinlikler için rezervasyon veya bilet satın alabilirsiniz. Programlar hakkında bilgi edinebilirsiniz. Konaklama, yeme-içme, ulaşım hakkında pratik bilgiler edinebilirsiniz. Şehirdeki geçici sergileri burada izleyebilirsiniz.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
PLAJLAR
Marsilya sahil şeridi, kuzey ve güney yönünde bir hilal şeklinde uzanır ve plajlar: kaya, kum ve çakıllıdır.
Prado Sahil Parkı
1975 yılından önceki dönemde, Marsilya şehrinin deniz sahili: 42 km. uzanmaktadır. Ancak, deniz sahilinde, herhangi bir tesis bulunmamaktadır. Prado sahil parkının oluşturulması ile: yaklaşık 2 km. uzunluğundaki kum ve plajlar: 26 hektarlık yeşil alan içinde, 10 hektar olarak uyumlu bir şekilde uzanmaktadır.
Denizden kazanılan 40 hektarlık bir alan üzerine yapılan böyle bir tesisin tamamlanması ile: denizdeki fırtınalar, rüzgarlar, mistral ve kirlilik önlenmiştir. Her yıl, 3-3.5 milyon insan: çimler üzerindeki bu park alanında, gerek oyun alanlarından, gerekse dinlenme alanlarından yararlanmaktadırlar.
Ayrıca: burada, uluslar arası üne sahip, muhteşem bir “kay-kay” pisti var. Kaykay parkının hemen yanında: Bonneveine Cove ve Vieille Chapelle plajları bulunuyor. Bu plaj bölümünde: yaz aylarında ilk yardım ve cankurtaran hizmeti var. Ayrıca: tuvaletler, duş alanları, oyun alanları, dinlenme stantları var.
Kuzey bölümü
Bu bölümde: L’Estaque’den sonra Corbiere plajları bulunuyor. Burası: Belediyeye ait su sporları merkezidir. Burası, da denizden kazanılan alan üzerine düzenlenmiş bahçeler arasındadır. Kısmen gölgeli ve ince kum olan bu plaj bölgesinde: tuvaletler, duşlar ve giyim mağazası bulunmaktadır. Deniz çok derin değildir. Plaj voleybolu oynanmaktadır. Aynı zamanda, Marsilya şehrinin çok güzel manzarası izlenmektedir.
Bain des Dames-Bonne Brise
Bu koylara ulaşmak için 19 numaralı otobüs hattını kullanmanız gerekir. Şehre yakındırlar. Bunların küçük kum plajları vardır, ancak buralarda sabit hiçbir tesis bulunmamaktadır. Buralardan, Marsilya Limanının muhteşem manzarası görülebilir.
Pointe Rouge
Burası, aynı adı taşıyan limana bitişiktir. Plaj kumludur. Burada: duşlar, giyim mağazaları, restoranlar, tuvaletler ve oyun alanları vardır. Yaz aylarında ilk yardım hizmeti bulunmaktadır. Buraya ulaşmak için 19 numaralı otobüs hattı kullanılır.
Diğer plajlar: Port Pin, En-Vau, Sugiton, Morgiou, Sormiou, Phoceens Cove, Sablettes Cove, Samena, Mont Gul Cove.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
GEZİ PLANI
Şehirdeki gezi planımızı, şehir merkezi ve çevresi olarak, iki bölümde hazırladım. Siz, şehirdeki kalacağınız zamana ve tercihlerinize göre, bunların arasından seçim yapıp, edineceğiniz bir şehir haritası üzerinde, kendinize bir gezi rotası oluşturabilirsiniz.
Fransa Marsilya
ŞEHİR MERKEZİ
La Canebiere Caddesi
Şehrin eski bölgesinin tarihi bir sokağıdır ve 1 km uzunluğundadır ve ilk olarak 1666 yılında yapılmıştır. 1928 yılında ise: Eski Limana kadar uzatılmıştır. 1852-1870 yılları arasındaki dönemde: bu cadde, yoğun entelektüel ve iş faaliyetleri, kafeler ve yüksek sınıf otel ve mağazalarla dolmuştur.
Özellikle: 1871-1940 yılları arasında caddenin güzelliği en üst düzeye ulaşmış ve dünya çapında tanınmış, Marsilya ve limanın bir sembolü haline gelmiştir. Zaten, cadde üzerindeki bazı binalar da “Ulusal Miras” olarak kabul edilerek koruma altına alınmıştır. Fransız sömürgeleri: bağımsızlıklarını kazandıktan sonra, cadde üzerinde bulunan: büyük oteller ve kafeler kapatılır.
Bu sokak tarihi süreç içinde önemli bir yere sahiptir. 1934 yılında, Yugoslavya Kralı Alexander: burada öldürülmüş ve aynı saldırıda, Fransa Dışişleri Bakanı yaralanmıştır. 1938 yılında ise, yine burada bulunan “Galeries” mağazasında çıkan yangında 75 kişi ölmüştür.
Bu ilginç sokağın, Latincede isim karşılığı “kenevir/esrar” dır. “Canebiere” denilince, aynı zamanda bir “bira” markası da akla geliyor. Çünkü: buradan hareket eden denizciler, bunu birçok yere taşıdılar.
Evet gelelim cadde üzerindeki yapılardan bir kısmını tanıtmaya:
Alla Turca Kafe
Cadde üzerindeki ilk kafelerden biri: 1850 yılında; Prince de Beauvau sokağında oryantal gezginler için açılmıştır. Burası; şehirde, Türk, Çin ve Arap kültürleriyle olan bir bağlantı noktasıydı. Görkemli dekoru ve atmosferi, ziyaretçileri etkiliyordu.
Grand Theatre-Opera Binası
Marsilyalılar: tiyatro ve operaya karşı hep bağlı olmuşlardır. Bu yüzden, şehrin çeşitli yerlerine, çeşitli tiyatrolar inşa edilmiştir. Ama: şehrin en büyük tiyatrosunun inşaatı; 1781 yılında başlar ve 1787 yılında açılır.
Mimar: Benard’dır. Neo-klasik tarzda yapılan yapıyı: bir müzik ve dans tapınağı olarak tasarlamıştır. Devrimin ardından: birçok büyük opera sunumu olmuştur. Ayrıca: önemli opera eserleri Fransız prömiyeri, burada verilir.
Ancak: 1919 yılındaki elektrik tesisatından çıkan bir yangında, tiyatro ve sahne tamamen yanarak yok olur, sadece temel duvarları ve sütunları kalır.
1921-1924 yılları arasında, Raymond Ebrard tarafından, bu kez, art-deco tarzında, Opera yeniden yapılır. 1800 seyirci kapasitelidir.
Tüm alanlarda, yaratıcı sanatçılar ve teknisyenler tarafından yapılan resim, heykel, mozaik ve ferforjeler kullanılır. Özellikle: sahne tarafında, heykeltıraş Antoine Bourdelle tarafından yapılan büyük bir friz ilgi çekmektedir.
Yapının ön tarafında bir yazı göreceksiniz ki bu yazının anlamı “Afrodit güzellik, Apollo ritim, Pallas denge, Dionysos hareket ve hayat”
Fransa Marsilya
Hotel du Louvre et de la Paix
Günümüzde burada bir mağaza bulunmaktadır. Yapının ön tarafında: 4 kıtayı temsilen anıtsal yapılmış zengin figürlerin bulunduğu bir giriş bulunuyor. Otel yapısında: 250 oda, 20 salon ve 2 restoran bulunmaktadır. Otel: Fransız Deniz Kuvvetleri tarafından 1941 yılında satın alınıncaya kadar otel olarak açık kalmıştır.
Savaştan sonra, Deniz Kuvvetleri: kendi ofislerine döndü ve 1977 yılında, bu odalar, resmi etkinlikler için kullanılmaya başlandı. 1980 yılında, bina satıldı. Bundan sonra: yapının sadece birkaç yeri sabit tutuldu ve 1984 yılında, burada, günümüzde görülen mağaza açıldı.
Buraya yolunuz düşerse: yapının içinde, soldaki merdivenlerin ve mağazanın arka tarafındaki kapıların, Hotel du Louvre et de la Paix döneminden kaldığını görebilirsiniz.
Fransa Marsilya
L’hotel de Noailles
Bu yapı: 1865 yılında, mimar Berengier tarafından tasarlanmıştır. Çok lüks bir otel olarak kullanılmış ve 1979 yılına kadar, birçok ünlü ve siyasetçiyi konuk etmiştir. Günümüzde, bina: ofis binası olarak tahsis edilmiş, ama yine de prestij adresi olmaya devam etmektedir.
Anıt aux Mobilises
Bu anıt: 1870 savaşında ölen Marsilyalı askerleri anmak için 1894 yılında yapılmıştır. Anıt: eski Limana doğru, caddeden aşağıya yönelen gösterilerin ilk hareket noktasıdır. Göstericiler burada toplanırlar ve buradan Town Hall ve diğer idari binaların bulunduğu bölüme kadar yürürler. Her yıl 14 Temmuz günü de, burada kutlamalar için büyük kalabalıklar toplanır.
Fransa Marsilya
St.Paul-St.Vincent Kilisesi-Reformes
Bu site: 14’ncü yüzyılda kurulmuştur. 16’ncı yüzyılda ise, burada bir manastır inşa edilmiştir. Ancak, Fransız Devrimi sırasında, manastır rahipleri dağılırlar. 1803 yılına gelindiğinde, yeniden faaliyete geçilir. 1625 yılında, Saint Vincent de Paul isimli bir rahip tarafından kurulan cemaat kilisede toplanmaya başlar.
Evet: neo-gotik tarzdaki yeni kilisenin inşaatının mimarı Reybaud’dur ve yeni kilise, 1888 yılında kutsanır. 1998 yılında, 69 metre yükseklikteki çan kuleleri eklenir.
Fransa MarsilyaFransa MarsilyaFransa Marsilya
Vieux-Port. Eski Liman
“La Canebiere” caddesinin sonundadır. Burası: antik dönemlerden bu yana yani MÖ.600 yıllarından bu yana; şehrin doğal limanı olarak kullanılmıştır. Özellikle: şehir büyüdükçe, limanda önem kazanmış ve deniz halatının yapımında kullanılan “kenevir” üretimi artmıştır. 1800’lerin sonlarına gelindiğinde: Marsilya limanından, yıllık 1000 geminin geçtiği söyleniyor.
Ancak: zamanla buhar; yelkenin yerini devralır. Bunun üzerine, bu liman çok sığ olduğundan (limanda denizin derinliği 6-20 metre arasındadır), buharlı gemilerin yanaşabilmesi için “La Joliette” bölgesindeki yeni rıhtım inşaatına başlanır.
Yani, sonuç olarak, günümüzde, bu liman, yalnızca gezi tekneleri, yatlar için kullanılır olmuştur. 3500 yat kapasiteli ve 14 marina bulunan burada, ayrıca geleneksel balıkçı tekneleri ve diğer bir kısım küçük tekne barınmaktadır.
Eğer: Frioul adaları veya Chateau bölgesine gidiyorsanız, liman bölgesinde, limanın sonunda “Quai des Belges” bölgesinde, balıkçıları, tuttukları balıkları satarken izleyebilirsiniz. Liman: iki büyük kale (Fort St Nicolas ve Fort Saint Jean) tarafından korunmaktadır.
Günümüzde: 2013 Avrupa Kültür Başkenti uygulaması öncesi hazırlıkları kapsamında: liman bölgesi, yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda: tamamen yayalar için ayrılmıştır. Burada: eğlence organizasyonları yapılmaktadır.
Animasyonlu barlar, restoranlar, teraslar ve rıhtım üzerinde diğer birçok dükkan bulunsa da, bölgenin ana mimarisi korunmuş, bölge tarih ve kültür merkezi haline getirilmiştir. Eski liman bölgesinde bir yürüyüş yaparsanız: içki, yemek, balık, güneş gözlüğü satan seyyar satıcılar görebilirsiniz.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
Fort Saint Jean ve Fort Saint Nicolas
Eski Liman girişinde, Louis 14. tarafından, 1660 yılında inşa edilmiş: birbirinin karşısında bulunan kalelerdir. Kalelerin yapımında: imparator tarafından: kalelerin Marsilyalı isyancılara karşı değil, şehrin dışarıdan gelecek tehlikelere karşı savunulması için inşa edildiğini belirtmek üzere, toplar, içeriye değil, dışarıya doğru yerleştirilmiştir. Fransız Devrimi sırasında ise, kaleler: bir hapishane olarak kullanılmıştır.
Fransa Marsilya
Fish Market-Marche aux Poissons
Buradan, günlük taze balık satın almak mümkündür. Bunlar: beklerken sizin için temizleniyorlar. Ama, saat 13.30 da kapanıyor.
Fransa Marsilya
Craft Market-Les Artisanales du Vieux-Port
Burada: özellikle Marsilya sabunu, provençal bal ve zeytin ve zeytin ürünleri bulup satın alabilirsiniz.
Santos Market-Foire aux Santons
Burası Noel pazarıdır ve eski bir geçmişe sahiptir. Burada, ilk Noel pazarı, 1803 yılında açılmıştır. Burada: kil figürler satılıyor, ilginizi çekebilir.
Fransa Marsilya
Flea Market-Le Marche aux Puces
Burası, şehrin bit pazarıdır. Burada: ağırlıklı olarak Arap meyve, sebzeleri ve el üretimi objeler satılmaktadır. Öte yandan buranın bir başka özelliği daha var. Ucuz pizza, kuskus, kahve, Kuzey Afrika pasta ürünleri ve kebap tatmak isterseniz, buradaki küçük yemek yerlerini denemeniz gerekir.
Fransa Marsilya
Hotel de Ville-Belediye Binası
Burası: 17’nci yüzyıldan kalma, Barok mimari özellikler taşıyan bir binadır. Eski limanın tam merkezindedir. 1943 yılındaki Alman işgali sırasında, nadiren zarar görmeden günümüze ulaşmıştır.
Yapılış amacı: denize bakan, ihtişamlı bir cephe oluşturmak ve üzerinde bulunan kraliyet makamını temsil eden gemi maketleriyle, kıyıda bir ihtişamlı yapı oluşturmaktır. Bina: Fransız Devrimi sırasında da yıkımdan kurtulmuştur. Yapı: 1948 yılında, Ulusal anıt ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
Palais du Pharo-Pharo Sarayı
Açık denizden ayrılan koyun adı “Pharo” olarak geçmektedir. Koy üzerinde bulunan höyük, ilk olarak 14’ncü yüzyılda dikkat çekmiştir. Daha sonraki tarihi süreçte: Cumhurbaşkanı Louis-Napolyon, Eylül 1852 tarihinde, burayı ziyaret ettiğinde, “su kenarında bir ev olması” arzusunu dile getirir. Yılın sonunda, kendisinin ikameti için bir yer yapmak üzere, mimar Vaucher görevlendirilir. La Reserve ve Pharo: kendi adına, seçilen kendisine ait siteyi bağışlamaya karar verir ve bağış kabul edilir ve saray yapılır.
Ancak: saray İmparator tarafından hiç kullanılmamıştır. Napolyon’un ölümü üzerine, İmparatoriçe Eugenie: sarayın tek sahibi olur ve sarayı şehre bağışlar. 1904 yılına gelindiğinde ise, yapı: Tıp Fakültesi haline dönüştürülür.
Bu yapı: olağanüstü konumu sayesinde, limana güzel bir görünüm kazandırmıştır. Ayrıca: yıllık 60.000 kişi kapasiteli bir konferans merkezi bulunmaktadır. 900 kişilik bir oditoryum, 1200 m. karelik sergi salonu, 500 m. karelik restoran bulunmaktadır.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
Saint-Victor Abbey
Roma döneminden kalma eski bir manastırdır. Yerel ve aziz bir asker şehit olan “Victor” adına yapılmıştır. 1040 ve 1200 yılında yeniden inşa edilen yapıdan, günümüze kalan parçaları, 1934 yılında Papa tarafından küçük bir bazilika haline getirilmiştir. Ana sunak: 1040 yılında takdis edilir. Tamamen Romanesk mimari tarzda inşa edilmiştir.
11 ile 18’nci yüzyıllar arasında: Katalonya denilen ve İtalya ile Akdeniz bölgesindeki birçok Hıristiyan üzerinde: Saint Victor’un etkisi görülür. Ancak: geçen zamanla, yavaş yavaş manastıra ilgi azalır ve 1739 yılında Papa’nın emriyle laikleştirme uygulanır.
Fransız Devrimi sırasında ise, manastır: önce yem deposu, daha sonra hapishane ve kışla olarak kullanılır. Böylece yıkımı önlenir. Daha sonra ise, yeniden kilise olarak kullanılmaya başlanır ve 19’ncu yüzyılda restore edilir.
Burada, her yıl 2 Şubat günü, dini bir tören-kutlama yapılır.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
Phare de Sainte Marie
Passe de la Joliette’nin kuzeyindeki burası bir deniz feneridir. Deniz feneri inşa edilen liman “Phare St Mary Limanı” olarak bilinir.
1855 yılında, yerel kireçtaşından yapılmıştır ve 21.3 metre yüksekliktedir. Silindirik yapı, bir taban kaidesi üzerinde durmaktadır. Fenerin gövde boşlukları vardır. Silindirik yapı içinde: bir galeri ve yeşil metalik fener bulunmaktadır.
Dış yüzeyi: boyanmamış beyaz taşlıdır.
1922 yılında elektrikli aydınlatma düzenine geçilen fener, günümüzde devre dışıdır.
Evet, şehrin popüler bir turizm çekim merkezi olan feneri görmenizi öneririm.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
La Vieille Charite Panier
Bu önemli bina: Puget kardeşler tarafından tasarlanmıştır. Mimari açıdan önem kazanmaktadır. Başlangıçta imarethane olarak inşa edilen yapı, daha sonra ve günümüzde: Asya ve Afrika sanatı eserlerinin sergilendiği bir arkeoloji müzesi, kafeterya ve kitapçı olarak kullanılan bir galeriye ev sahipliği yapmaktadır.
Evet: bölgenin merkezindeki bina etkileyicidir. Merkezde bir şapel, çevresinde, üç katlı bir bina vardır. Merkezdeki bu şapel: 1679-1707 yılları arasında Pierre Puget tarafından inşa edilmiştir.
Şapelin oval kubbesi: barok İtalyan mimari tarzının mükemmel bir örneği olarak görülmektedir. Cephesinde ise: yavrularını besleyen iki pelikan, çevresinde muhtaç çocuklar teması işlenmiştir.
Üç katlı binada, 17’nci yüzyılda dilenciler barınıyormuş.
Çünkü: Marsilya Kent Konseyi: yoksulların barınması için bir yer ayırmaya karar vermiş ve yapı: 1749 yılında bitirilmiştir.
Burada: dilenci ve yoksulların barındırılması, yaklaşık bir yüzyıl boyunca sürmüştür.
19’ncu yüzyılda, Devrimden sonra burası, yazının başında da belirttiğim gibi, çocuklar ve yaşlılar için bir bakımevi haline gelmiştir.
1905 yılında, bina ordu tarafından işgal edilir ve daha sonraki süreçte ise, yine yoksullar için bir barınak olarak kullanılır. Son bir not: yaz aylarında, Marsilya Açık Hava Festivali, burada yapılmaktadır.
E Vieille Charit-Akdeniz Arkeoloji Müzesi-MAAOA
Burada: Afrika sanatları, Pasifik Adaları, Kızıldereli kültürlerine ait objeler bulunur. Ayrıca: geçici sergi salonları bulunur. Müzede bulunan eski Mısır eserleri koleksiyonu, Fransa’da, Louvre Müzesinde bulunan koleksiyonun ardından en muhteşem ikinci koleksiyondur.
Marsilya Uluslar arası Şiir Merkezi-CIPM
Bu merkezin tesisleri, buradadır.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
Palais de la Bourse
Burası: 19’ncu yüzyıldan kalma tarihi bir binadır ve 1599 yılında oluşturulan ve şehrin ticaret çıkarlarını savunmakla görevli ticaret odası olarak kurulmuştur. Yapı: 1860 yılında, Napoleon III’ün şehri ziyareti sırasında açılmıştır.
Günümüzde, burada: bir müze bulunuyor.
Musee de la Marine et de L’Economie de Marseille-Maritime Museum
Bu müze: Marsilya tarihinin denizcilik geçmişini, derinlemesine yansıtır. Müzenin büyük merkezi: Bourse salonu ve Ticaret Odası kenarı b oyunca, iki uzun koridorda yer almaktadır.
Bu koridorlar boyunca: ülkemizde de tanınan “Jacques Cousteaiu” ile ilgili fotoğraflar ve objeler, 1930 yılına ait yelkenli ve buharlı gemiler, deniz haritaları, gravürler ve dalış ekipmanları görülür.
Fransa Marsilya
Mediterranee Moda Müzesi
Kompleks içinde, 1991 yılında mimar Jean Michel Wilmotte tarafından yenilenen bir binada bulunmaktadır. Müze: birçok bağış ile zenginleştirilmiştir. 400 kostümlük bir koleksiyona sahiptir. 1945 yılından günümüze kadar olan sürece ait moda panoraması sunan koleksiyonlar, iki eksen çevresinde düzenlenmiştir. Sergiler 600 m. karelik alanda sunulur. Ayrıca, müze duvarları dışında da geçici sergiler düzenlenir. Evet, burada moda ve tasarımın tarihçesi sergileniyor.
Fransa Marsilya
St.Marie-Majeure Katedrali-La Majör
Aslında birçok kişi: Notre Dame de la Garge manastırının, Marsilya şehir katedrali olduğunu düşünürler. Ancak, bu yanlıştır. Aslında Sainte Marie Majeure; eski ticaret limanının hemen yanında konumlandırılmıştır ve Marsilya şehir Katedralidir.
2’nci yüzyılda: Fransa’da inşa edilecek ilk katedral: Sainte Marie Majeure adıyla bilinir. Çünkü: kendini halka sevdirmeyi amaçlayan Prens Louis Napolyon Bonapart: Marsilya şehrinde böyle bir yapının yapılmasına karar verir.
1852 yılında katedralin yapımına başlandığında, aynı dönemde birçok yapı da, şehirde hızla yükselmeye başlar. Ancak: yapı için yeterli para bulunamaz ve yapı bitmeden mimar ölür. Bu kez işin başına, şehirdeki diğer birçok binada imzası bulunan mimar Henri Esperandieu geçer ve yapı 1893 yılında tamamlanarak, 1896 yılında kutsanır.
Bizans ve Gotik mimari stillerin karışımı olan yapı: bu görkemli dönemin refahını yansıtır. Kubbe: dünyanın en büyük altıncı kubbesidir ve yüksekliği 70 metredir. Uzunluk ise, 142 metredir. 3000 kişi kapasitelidir.
Evet, günümüzde, her yıl 15 Ağustos tarihinde, burada dini bir kutlama yapılmaktadır. Bu kutlamada “Meryem” in altın heykeli, tören alayı tarafından taşınır.
Musee des de I’Europe et de la Mediterranee-MuCEM
Burası: Fort Saint Jean yanında; 17’nci yüzyıldan kalma bir site içinde: 2013 yılında açılması planlanan: Avrupa ve Akdeniz Uygarlıkları Müzesidir. Müze: Avrupa ve Akdeniz medeniyetlerine adanacaktır. Müze binası ise: mimar Rudy Ricciotti tarafından tasarlanmış olup “taş, rüzgar ve su” temaları işlenmiştir. Müze içinde: 500 koltuklu bir oditoryum, kitapçı ve restoran bulunmaktadır.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
MÜZELER
Musee d’Art Contemporain de Marseille-MAC
Haifa 69 Avenue bölgesindedir.
Burası, bir çağdaş sanat müzesidir ve 1995 yılında açılmıştır. Müzedeki eserler: Avrupa ve Amerika olarak iki bölüme ayrılarak ziyaretçilere sunulmuştur. 1960 yılından, günümüze kadar olan süreçteki sanat eserleri bulunmaktadır.
Fransa Marsilya
Musee de la Faience de Marseille
Adres: Kale Pastre, 157 Avenue Montredon.
Burası: şehrin güneyinde; Chateau Pastre Avenue bölgesindeki: bir seramik müzesidir. 1995 yılında ziyarete açılmıştır. Müze binası: Eugene Pastre ve eşi Celine de Beaulincourt Marles tarafından konut olarak kullanılmak üzere, 1860 yılında Parisli mimar Jean Charles Danjoy’a yaptırılmıştır. Pembe tuğlaları ve beyaz taşları ile güzel bir görünüm sunmaktadır.
Porselen ve fayans: Marsilya şehrinde, 16’ncı yüzyıldan bu yana yapılmaktadır. 1526 yılında, şehirde ilk seramik atölyesi kurulmuştur. Sonraki dönemde toplanan objeler: 1995 yılında, büyük kolleksiyoner Pierre ve Lison Jourdan tarafından, koleksiyonlarının şehre bağışlanması ile burada sergilenen eserler oluşturulmuştur. Evet, müze, Avrupa’da fayans koleksiyonu olarak tektir. Müzede, ayrıca, çağdaş cam ve 1950 yılından günümüze kadar olan döneme ait seramik koleksiyonu da bulunmaktadır.
Son bir not, bu müze halen kapalı ve Haziran 2013 tarihinde ziyarete açılacaktır.
Musee d’Historie de Marseille
Centre Bourse bölgesindedir. Burada: Yunan ve Roma kalıntıları yanında, dünya üzerinde benzeri olmayan, 2’ncı yüzyıldan günümüze en iyi korunarak gelmiş bir tekne gövdesi bulunmaktadır. Zaten: 1967 yılında, buradaki kazılar sırasında arkeolojik buluntular tespit edilince, 1983 yılında burada, Fransa’nın ilk şehir tarihi müzesi açılmıştır.
Günümüzde, müzede bulunanlar: 18’nci yüzyıl Marsilya şehri görüntülerine ait kalıcı bir sergi, biraz önce de sözünü ettiğim 2’nci yüzyıldan kalma ve en iyi korunmuş bir gemi gövdesi kalıntısı, Antik Yunan ve Roma Massilia limanı dönemine ait kalıntılar, Ortaçağ çömlekçilik atölyesi ve ilk Fransız Fabrikasının 13’ncü yüzyıldan kalma ürettiği fayanslar, 1720 yılındaki büyük veba salgınına ait objeler ve fotoğraflar.
Fransa Marsilya
Musee Cantini
Şehir merkezinde, Palais de Justice yakınlarındaki bu müzede, modern sanat ürünleri sergilenmektedir.
Bunlar arasında önem kazananlar ise, ünlü ressam Picasso’nun eserleridir. Eserler: 1888 yılında Jules Cantini tarafından satın alınan ve 1916 yılında şehir yönetimine devredilen “Hotel Particulier” isimli binada sergilenmektedirler.
Evet, bu küçük müzede: 20’nci yüzyıl sanatının, küçük ama hoş bir koleksiyonu bulunmaktadır.
Musee de la Moto-Motorcycle Museum
Cantini Müzesiyle aynı blokta bulunan bu müzenin koleksiyonunda: 150’den fazla motosiklet, yarış makineleri, hız sanatının 19’ncu yüzyıldan günümüze kadar olan pırotatif modelleri görülebilmektedir.
Preau Des Accoules-Çocuk Müzesi
Monte des Accoules’de bulunan eski kubbeli müze binasında: özellikle çocuklar için tasarlanmış objeler bulunmaktadır.
Fransa Marsilya
ŞEHİR MERKEZİ DIŞINDA GEZİLECEK YERLER
Fransa MarsilyaFransa MarsilyaFransa Marsilya
Notre Dame de la Garde
Kiliseye ulaşmak için: Vieux Limanından hareket eden turist trenine binebilirsiniz. Ayrıca otobüsler var. Öte yandan: buraya ulaşmak için uzun bir merdiven bulunan “Nouvelle” bölümünü de kullanmak mümkündür. Söylenenlere göre: güçlü hacılar, elleri ve dizleri üzerinde, bu merdivenlerden yukarı tırmanıyorlarmış.
Şehre bakan büyük bir kilisedir. Öte yandan şehrin simgesidir ve özellikle geceleri, ışıklandırıldığında, koy üzerinde muhteşem bir görüntü verir.
Bu kilisede, eski balıkçılar teknelerini kutsuyorlarmış. Ayrıca: balıkçı eşleri, eşlerinin balığa çıktıklarında sağ-salim geri dönmeleri için buraya tırmanıp dua ediyorlarmış.
Günümüzde de, kilisenin çevresinde asılı, birçok küçük tekne modeli görebilirsiniz.
Yapı: eski limanın güneyinde: 150 metre yükseklikte, kalker bir kayalık üzerinde bulunan yapı: ilk olarak 1214 yılında yapılmıştır. Ancak: 1524 yılında, Kral V. Charles: şehri korumak için, burada bir kale yapılmasını emreder ve bir çalışma başlatılır. Bu çalışma sırasında, kale surları arasında, 1853 yılında bir bazilika da bulunur ve bazilika, 1864 yılında kutsanır.
Özellikle terasından, şehrin muhteşem panoramik manzarasını izlemeyi sakın unutmayın. Ancak: 14-15 Ağustos tarihinde buraya gitmenizi önermem, çünkü bu tarihlerde özel bir dini etkinlik düzenleniyor ve çok kalabalıktır.
Stade Velodrome
Şehrin futbol takımının stadyumu olarak kullanılmaktadır ve ilk olarak, 1937 tarihinde açılmıştır.
1998 FIFA Dünya Kupası finalleri burada yapılmıştır. UEFA Europe 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası burada yapılacak olup; stadyum tadilata alınmış ve seyirci kapasitesi 67.000 kişilik olmuştur.
Musee Boutique de L’om-Om Müzesi ve Mağazası
Efsanevi, yerel futbol takımının geçmişine ait izler bu müzede sergilenmektedir. Müze: stadyumun avlusu içinde, mal satan büyük mağazanın köşesindeki cam dolaplarda sergilenen objelerden oluşmaktadır.
Burada, bazı kararmış kupalar, ünlü yıldızların formaları, kalecilerin eldivenleri ve ayak izleri görülebilir. Ayrıca, burayı ziyaret ederseniz, muhteşem çeşitliliği bulunan hediyelik eşyalardan mutlaka bir şeyler bulup satın alabilirsiniz.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
Gare Saint-Charles
Burası, şehrin ana tren istasyonudur. 1848 yılında hizmete açılmıştır.
Çatı bir kubbe çevresinde “U” şeklindedir. Küçük bir tepe üzerinde bulunan istasyon, anıtsal merdivenlerle şehir merkezine bağlanmıştır.
Merdivenlerin iki yanında, heykeller bulunmaktadır. Bu heykellerde: Doğu ve Marsilya’nın Yunanca kökenlerini simgeleyen kadın figürleri bulunur. Merdivenler, ilk olarak 1925 yılında açıldı, ancak heykeller 1927 yılında tamamlandı.
Günümüzde, bir çok çevredeki Fransız kasabasına buradan ulaşılmaktadır. Ayrıca, yüksek hızlı trenin güney ucu da buraya kadar uzatılmıştır. Hemen bitişiğindeki otobüs istasyonundan ise, yine çevredeki birçok yere ulaşım sağlanır.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
Palais Longchamp
İsmine rağmen, burası bir saray değildir. Bu anıtsal bina 3 bölümden oluşmaktadır ve iki bölümünde, iki müze bulunmaktadır. Hemen arkada ise, yapıldığı dönemde yani 1864 yılında, dünyanın en büyüğü olma özelliği taşıyan planetaryum ve küçük bir gözlem evi bulunmaktadır.
Bölgeyi çevreleyen bahçe (Parc Longchamp) Fransa Kültür Bakanlığı tarafından, Fransa’nın en önemli bahçelerinden birisi olarak seçilmiş ve koruma altına alınmıştır.
Park alanında bulunan havuz: figürleriyle ilgi çekmektedir. Su: havuzlar ve gölet arasında, bir şelale gibi akar. Üzerinde ise: dört büyük boğa ve üç kadın heykeli bulunur. Anıtın kurulması nedenine gelince: bir dönem, şehirde büyük bir kuraklık yaşanır. Ardından, 1834 yılında kolera salgını başlar. Bunun üzerine, Durance nehrinden kanallarla şehre su getirilmesi çalışmaları başlar.
Bu sırada: 1830 yıllarında, yeni ticaret yollarının açılması, Cezayir’in işgali ve diğer sömürge faaliyetleri başlamıştır. Sonuçta 15 yıllık bir süreçte, 18 su kemeri ve 80 km. lik su kanalları inşa edilir ve 1849 yılında açılır. Bunlar: 1970 yılına kadar, şehrin ekonomik büyüme ve refahının önünü açarlar. Bunun üzerine: bu durumu kutlamak için görkemli bir anıt yapılmasına karar verilir ve bu anıt tasarlanır.
Günümüzde: bir zamanlar burada açılan ve sonra kapatılan hayvanat bahçesine ait, hayvanların barındıkları pavyonları ve kafesleri de görebilirsiniz. Örneğin: oryantal zürafa evi, günümüzde çocuk tiyatrosu haline getirilmiştir. Her yıl “Temmuz” ayında, burada geleneksel “Beş kıtada Caz Festivali” etkinlikleri düzenlenir.
Musee des Beaux-Arts de Marseille
Palais Longchamp binasında bulunan müze: güzel sanatların sergilenmesi için kullanılmaktadır. Şehrin ana müzelerinden birisidir. 16 ile 19’ncu yüzyıllar arasındaki: resim, heykel ve çizimlere ait koleksiyonlar görülebilir.
Müzede bulunan eserlerden öne çıkanlar: Pierre Paul Puget ve Auguste Rodin tarafından yapılan heykellerdir.
Fransa Marsilya
Museum d’histoire Naturelle de Marseille-Doğa Tarihi Müzesi
Burası da: Palais Longchamp binası içindedir. Müzede: 85.000 civarında hayvansal örnek, 200.000 civarında botanik örnek ve 80.000 civarında fosil ve yine binlerce mineral ve 300 doldurulmuş hayvan örneği sergilenmektedir.
Bunlar: müze içinde bulunan 4 alanda sergileniyorlar. Müzede, ayrıca konferanslar ve geçici sergiler düzenleniyor.
Musee Grobet-Labadie
Palais Longchamp karşısındadır. Burada: Avrupa kıtasındaki istisnai müzik aletleri koleksiyonu bulunmaktadır. 1919 yılında: Marsilyalı işadamı Alexandre Labadie’nin kızı Marie Grobet: aile sanat koleksiyonunu, şehre bağışlamış ve bunun üzerine, müzeye ismi verilmiştir. Müzenin daimi koleksiyonunda: ahşap oymalar, halılar, çini ve resimler de bulunmaktadır.
Les Docks de Marseille
Docks: eskiden teknelerin yükleri için depo olarak kullanılmış, beş büyük binadır. Bunlar: rıhtım üzerindedirler. Gustave Desplaces tarafından, 1858-1863 yılları arasında yapılmışlardır. Şehirdeki ilk hidrolik asansörler, burada kullanılmıştır. Londra ve Liverpool şehirlerinden etkilenilmiştir.
Günümüzde, şehrin iş bölgesi olan “La Joliette” merkezinde bulunan bu depolar restore edilmiştir. Kapalı yüzme havuzları, zeminler, yürüyüş yolları, tepe aydınlatıcıları ve üst ofisler oluşturulmuştur.
Günümüzde, bu binalarda: yaklaşık 4000 kişiyi istihdam eden, 250 firma tarafından kullanılmaktadır. Çeşitli şirketler, restoranlar, bölgesel şubeler bulunur.
Fransa Marsilya
Musee des Docks Romains-Roma Docks Müzesi
Marsilya şehrindeki arkeolojik kazılarda bulunan Roma dönemi objeleri sergilenmektedir. Özellikle: su altı arkeolojik çalışmaları sonucu çıkarılan amphoralar, donanım elemanları ve gündelik hayata ait nesneler ilgi çekmektedir.
Fransa Marsilya
Parc Borely
Prado bölgesindedir.
Şehirdeki en çok ziyaret edilen, bir kamu parkıdır. 1775 yılında, mühendis ve mimar Embry tarafından inşa edilmiş ve Fransız Kültür Bakanlığı tarafından, koruma altına alınmıştır.
17 hektar büyüklüğündedir. 3 farklı bahçeden oluşmaktadır.
Bir göl çevresindeki parkın, batı yönünde: bir İngiliz peyzaj bahçesi, heykeller, havuzlar, bir çağlayan ve oyun alanları görülür. Burada, aynı zamanda, Notre Dame de la Garde’nin bir minyatürü, bazilika bulunmaktadır.
Parkın sokaklarında gül bahçeleri arasında dolaşmanın keyfini sürebilirsiniz. Sitenin diğer özellikleri: su, iskele, kafeterya ve restoranıdır. Ayrıca: çocuklar için iki oyun alanı bulunur.
Fransa Marsilya
Jardin de la Colline-Garden Hill Puget
Rue Abbe’D’Assy blgesindedir.
1801 yılında, Marsilya şehrinde oluşturulan ilk kamu bahçesidir. Şehir surlarının güneyindeki sitede oluşturulmuştur. Park alanı içinde: 1878 yılında dikilmiş “Pierre Puget” büstü bulunmaktadır.
Fransa Marsilya
Saint Benezet Köprüsü
Avignon köprüsü, Saint Benezet girişimiyle inşa edilmiş ve onun adını almıştır. 1226 yılında, Fransa kralı 8 Louis; Avignon şehrini kuşatır ve ele geçirdikten sonra, köprü kısmen tahrip edilir. Takip eden süreçte ise, yeniden onarılır.
Romanesk köprü: 22 kemerli ve 947 metre uzunluğunda ve 4 metre genişliğindedir.
Rhone nehri üzerindedir. Evet, bu köprü Avignon için bir simgedir ve turistler tarafından ziyaret edilmektedir.
Fransa Marsilya
Les Baux de Provence
Provence bölgesinde, en çok ziyaret edilen köylerden biridir. Hatta, Fransa ülkesinde, en çok ziyaret edilen ikinci köy olduğu söylenir. (birinci köy: Mont-Saint-Michel)
Evet, bu köy, yılda yaklaşık 1.5 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Çünkü: köyün peyzaj manzarası muhteşem güzeldir. Deniz seviyesinden 245 metre yükseklikte, bir kayalık plato üzerinde kurulmuştur. Tarihsel ve kültürel açıdan, zengin bir merkezi konumu bulunmaktadır.
Günümüzde ıssız olan köy: 19’ncu yüzyıl boyunca: şairler ve ressamlar tarafından kullanılmıştır. Köyde, araba bulunmaz, araba girmesine izin verilmez. 22 bina, Ulusal Miras olarak koruma altındadır. Özellikle büyük kale ve kale kalıntıları: ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Çünkü, kale, bir kartal yuvası gibidir ve 10’ncu yüzyılda inşa edilmiştir.
Fransa MarsilyaFransa Marsilya
FRİOUL ADALARI
Sahile yakın bu adalar: 1971 yılından bu yana Marsilya şehrine aittir ve 4 tanedir ve isimleri: Pomegues, Ratonneau, Tiboulen, Calanques. 1974 yılında: sahilde, küçük bir köy olan “Liman Frioul” kurulmuştur. Burada: birçok restoran bulunmaktadır ve çok sayıda ziyaretçi ağırlanmaktadır.
Adalar: plajları, kumlu dereleri ve etkileyici kayalıkları, güneş kalitesi, suyun berraklığı ile ilgi çekerler. Ayrıca: yine adalardaki nadir 350 civarında bitki türleri, adaların mikro klima özelliklerinin ürünüdür. Bunların yanında: adalardaki, bölgeye has “Mistral” rüzgarı güzel etkiler yaratır.
Adalar: tarih boyunca, Akdenizli denizciler, savaşçılar ve maceraperestler için durak olmuştur. Ratonneau adasındaki Caroline Hastanesi, sarı humma hastalarının tedavisi için yapılmıştır.
Adalarda ne yapılabilir?
Adalarda, birçok dere vardır ve bunların yakınlarında uzun yürüyüşler yapılıp güzel plajlara ulaşılabilir. Bu plajların önem kazananları: Maison des Pilotes (kumluktur), le Havre de Morgiter (taşlık ve kayalıktır), Saint Esteve (kumluktur).
Gelelim, bu adaların en büyük özelliğine
16’ncı yüzyıla kadar, ıssız bir ada ve balıkçılar için cennet olan bu bölgede: 1516 yılında, bölgeyi ziyaret eden kral François 1 tarafından, stratejik önemine atfen, bir kale inşa edilmesi gündeme gelir ve kale yapılır.
Çok kısa bir süre içinde, kale amacını değiştirir ve bir hapishane olarak kullanılmaya başlanır. Hapishanede: isyancılar, haydutlar ve daha birçok insan, uzun tutukluluk süresi yaşarlar. 1689 yılına gelindiğinde ise, birçok “Protestan” bu ada kalede bulunan sağlıksız zindanlara topluca atılırlar.
Ancak, ada kaledeki hapishanede, seçkin tutuklular için, özel şartlar ve yerler yaratılmıştır ve buranın en ünlü mahkumu “Alexander Dumas” dır ve ünlü eseri “Monte Cristo Kontu” nu: burada yazarak ölümsüzleştirir.
1848 yılına gelindiğinde ise, adadaki kale, hapishane özelliğini kaybeder ve 1890 yılında, halkın ziyaretine açılır. Evet, günümüzde bu ada kaleyi ziyaret etmek mümkündür, yolunuz düşer de giderseniz burada: bir zamanların ünlü konuklarına (Edmond Dantes, Monte Cristo gibi) ait kaldıkları ve yaşadıkları yerleri görebilirsiniz, hatta: bir hücre duvarı içinde açılmış delik, hala görülebilmektedir.
Chateau’dan buraya düzenli tekne servisleri var ve her yıl, ada kale yaklaşık 90.000 kişi tarafından ziyaret edilmektedir.