Tekirdağ Saray

Tekirdağ Saray

İlçenin en büyük özelliği: eski Edirne-İstanbul karayolu üzerinde bulunmasıdır. Bu konumu nedeniyle, tarihi süreç içinde, uzun süre önemini korumuş ve buna bağlı olarak gelişmiştir.

Tekirdağ Saray

ULAŞIM

Saray-Tekirdağ arasındaki uzaklık: 78 km. Saray-İstanbul arasındaki uzaklık: 120 km. Saray-Çerkezköy arasındaki uzaklık: 19 km. Saray-Çatalca arasındaki uzaklık: 75 km. Saray-Vize arasındaki uzaklık: 18 km.

TARİHİ

Tarih boyunca, Tekirdağ yöresinde hakim olan uluslar, Saray bölgesinde de egemen olmuşlardır. İlk yerleşikler ise, Traklar’dır. MÖ.4000-2000 yılları arasında, Anadolu’dan gelerek, Trakya bölgesine yerleşmişlerdir. Tarihi sürecin devamında, Pers kralı Keykavus, MÖ.525 yılında, birliklerini, komutanı Bakak Soyhan komutasında bölgeye gönderir.

Bakak Soyhan, ordusu ile birlikte, Saray yöresinde, Bahçeköy civarına yerleşir. Yerleştikleri köy yakınlarında, Sunolar isimli bir kasaba inşa ettirir. Ayrıca: oğlu Mirza Demirhan için, Istranca dağlarının eteklerinde, bir saray yaptırır. İlçenin adının, bu Saray’dan geldiği düşünülmektedir.

Evet, takip eden tarihi süreçte: MÖ.514-513 yıllarında ise, Pers kralı Dareus, Tuna nehrinin kuzeyine kadar ilerler.

MÖ.168 yılında, Romalılar bölgeyi işgal ederler ve böylece, bölgedeki Trak egemenliği sona erer. Traklar, yaşanan göçler sonucu asimile olarak, tarih sahnesinden çekilirler.

Bölgede bulunan “Büyük Yoncalı” tümülüsü, Traklar zamanından günümüze gelmiştir. Tümülüs: ölülerin gömüldüğü bir anıt mezardır.

1357 yılında, Süleyman Paşa komutasındaki Türk güçleri, Trakya bölgesinin büyük bölümünü ele geçirirler. Ancak, bölgenin tümünün fethi, 1365-1368 yılları arasında, Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa zamanında tamamlanır.

Fatih Sultan Mehmet döneminde ise, Saray, Edirne-İstanbul arasındaki yolda bulunması nedeniyle önem kazanır. Yerleşim alanı: 1527 yılında, Ayaz Mehmet Paşa tarafından, bugünkü yerine taşınır ve Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri olan bu şahıs: kendisine vakıf olarak bağlanan ilçe topraklarında: cami, medrese, külliye ve hamam yaptırır.

Yörenin tarihi geçmişindeki en önemli özelliklerinden biri de: Kırım Hanlarının, ikinci yurtlarının olmasıdır. Kırım Hanlığından çeşitli nedenlerle uzaklaştırılan yani sürgün edilenler: Saray ve çevresindeki köy ve çiftliklere yerleştirilmişlerdir. Bunlardan, burada ölenler ise: Ayas Paşa Camisi avlusuna gömülmüşlerdir.

Evet, Yunan işgali, Saray’da, toplam 2 yıl 3 ay sürer. Yunanlılar, yerli halka büyük vahşet uygulamış ve birçok insanı öldürmüşler, birçoğunu ise sürgüne göndermişlerdir. 1922 yılında, bölgedeki Yunan işgali sona erdirilir.

Tekirdağ Saray

GENEL

Saray, Tekirdağ’ın Karadeniz kıyısındaki tek ilçesidir. İlçe merkezinin güney ve batı bölümleri, düz, Karadeniz’e doğru uzanan bölümleri ise, dağlık ve ormanlıktır. Bu ormanlarda: meşe, gürgen ve karaçam hakimdir. Özellikle: karaçam, sadece burada görülmektedir.

Trakya’nın en büyük nehri olan “Ergene” Saray’dan doğmaktadır. İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği: 140 metredir.

Bölgedeki hakim iklim şartları: karasal iklim özellikleri görülür. Kışlar, genellikle soğuk ve yağışlı, yaz ayları ise sıcak ve kuraktır.

Ekonomik etkinlikler değerlendirildiğinde: Saray ilçesinin, Çorlu ve Çerkezköy gibi, yoğun endüstrileşmiş bölgelere komşu olması, endüstrinin burada gelişmesini engellemiştir.

NE SATIN ALINIR

Saray yöresinden: Trakya’nın çeşitli yerlerinden ve Bulgaristan’dan getirilen: çeşitli mallar ve özellikle şarap bulup satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Tekirdağ Saray Ayaz Paşa Camii

AYAZ PAŞA CAMİ

İlçe merkezindedir. 1539 yılında, Sadrazam Ayaz Paşa tarafından yaptırılmıştır. Küçük bir yapıdır. Ana mekan, kubbeyle örtülüdür. Minare tek şerefelidir.

Caminin avlusunda: Kırım Hanlarının mezarları var.

GÜNEŞLİ/GÜNEŞKAYA 

İlçe merkezinin 2 km. batısındadır. Eski bir yerleşim yeridir. Burada, çok sayıda tarihi eser bulunmuştur. Bu buluntuların: MÖ.5000-3000 yıllarına kadar uzandığı anlaşılmıştır.

Tekirdağ Saray Laladere Mesire Yeri

LALADERE MESİRE YERİ

İlçe merkezine bağlı, Güngörmez köyünde, Saray-Kıyıköy karayolu üzerindedir. İlçe merkezine, 13 km. uzaklıktadır. Ormanlık bölge, özellikle yaz aylarında ilgi çekmektedir.

Burada: çocuk parkı, spor alanı, restoran ve büfe bulunmaktadır. Piknik yapmak için çok güzel bir yer. Ağaç masa ve sandalyeler, oturma yerleri de bulunuyor.

Tekirdağ Saray Çamlıköy-Kastro Ormaniçi Dinlenme Tesisleri

ÇAMLIKÖY (KASTRO) ORMANİÇİ DİNLENME TESİSLERİ

Karadeniz kıyısındadır. Kıyıköy istikametinde gidilirken, bir süre sonra, yoldan sapılır ve 8 km. lik toprak bir yolla ulaşılır. İlçe merkezine, toplamda: 32 km. uzaklıktadır. 1988 yılında, Milli Park bölgesi olarak ilan edilmiştir.

Burada: Karadeniz kıyısında, doğal bir plaj bulunmaktadır. Bahçeköy deresi, buradaki koydan, Karadeniz’e  dökülüyor. Kumsal uzunluğu: 2.5 km. dir.

Burası: Trakya bölgesinin, karaçam ormanlarıyla kaplı tek yöresidir. Yani: mavi ve yeşil, burada birleşiyor.

Ayrıca, nesli tükenmekte olan Akdeniz Foku, buralarda yaşamaktadır ki, bu durum, buraların temizliğinin en büyük göstergesidir.

Tekirdağ Saray Bahçeköy-Kayınlı dere-Sultansuyu Balaban Alabalık Çiftliği

BAHÇEKÖY-KAYINLI DERE-SULTANSUYU BALABAN ALABALIK ÇİFTLİĞİ

İlçe merkezine 14 km. uzaklıktadır. Laladere piknik alanına ise, 3 km. uzaklıktadır. Burası: tamamen ormanlık bir alandır. Bu ormanlık alanda, alabalıkların yetiştirildiği havuzlar var. Ayrıca, bir de restoran bulunuyor. Ayrıca, açık alanda, piknik masaları ve sandalyeler bulunuyor.

Tekirdağ Çorlu

Tekirdağ Çorlu

Çorlu, çok eski dönemlerde gittim. Burada, çok sayıda askeri birlik ve askeri şahıs var. Kısa bir süre kaldım ve ayrıldım. Konum olarak çok merkezi bir yerde. Tekirdağ il merkezine bağlı olmasına rağmen, nüfusu, Tekirdağ’dan daha fazladır. Çorlu’nun en büyük özelliği, Trakya bölgesindeki tek hava alanının burada bulunmasıdır.

ULAŞIM

Çorlu uluslar arası hava alanı: İlçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Hava alanında, 11 uçak park sahası, 2 adet 3 km. uzunluğunda pist mevcuttur. Kara yolu olarak değerlendirildiğinde ise, İlçe merkezinin D-100 kara yolu üzerinde bulunduğu görülür. Ayrıca, demir yolu ulaşımı da vardır. Çorlu-Tekirdağ arasındaki uzaklık: 36 km. Çorlu-Edirne arasındaki uzaklık: 120 km. Çorlu-İstanbul arasındaki uzaklık; 100 km.

TARİHİ

Çorlu’nun kuruluş tarihi hakkında, kesin bilgiler bulunmamaktadır. Yörenin isminin, eski dönemlerde: Tzarylus, Tzurulum, Tzurulus, Tzurule, Tschurla, Tziraltum şeklinde geçtiği görülür. Bizans döneminde ise, yörenin peyniri meşhur olduğundan, buraya “Peynir Kasabası” anlamına gelen “Tribiton” isminin verildiği görülür.

Günümüzde ise, halk arasında, Çorlu isminin anlamının: “çorak, işe yaramaz” ve “çor” ve “çur” kelimelerinden türediği ve bölgenin, Türkler tarafından ele geçirilmesinin zorluğuna atfen, “zor” kelimesinden türetilerek “çor”dan geldiği söylenmektedir.

Osmanlı tarihi incelendiğinde ise, Çorlu ismine: ilk kez, İmparatorluk döneminde, II. Beyazıd ve oğlu şehzade Selim (Yavuz) arasında meydana gelen baba-oğul savaşında rastlanır. Şehzade Selim ile babası II. Beyazıd: Çorlu yakınlarındaki “Uğraşdere” bölgesinde karşılaşırlar ve bu çatışmada, Şehzade Selim kuvvetleri yenilir. 1512 yılında, tahtını oğluna bırakan, II. Beyazıd: Dimetoka Sarayına giderken, Çorlu bölgesindeki bir konakta, ölür. Sonraki dönemlerde, Yavuz Sultan Selim de, İstanbul’dan Edirne’ye giderken, 1520 yılında, yine bu topraklarda ölür.

1876 yılında, Ruslar, bölgeyi işgal ederler. 1912-1913 Balkan Savaşlarında ise, bölge Bulgarlar tarafından ele geçirilir. 1913 yılında kurtarılır. Kurtuluş Savaşında, 1920 yılında, Yunanlılar, burayı işgal ederler. 1922 yılında ise, işgalden kurtarılır. Yazının giriş bölümünde de söz ettiğim gibi: Çorlu, II. Dünya Savaşından bu yana, savunma bakımından, büyük askeri birliklerin konuşlandırıldığı bir yer olarak öne çıkmaktadır.

Tekirdağ Çorlu

GENEL

Çorlu: doğal yapısı, ulaşım bağlantıları ve stratejik konumu nedeniyle, Tekirdağ ilinin en önemli ilçelerinden biridir.

Denizden yükseklik: 183 metredir. Arazisinin büyük bölümü, Ergene havzası içinde bulunmaktadır. Ancak, arazi, genellikle düzlüktür. Toprakları ise verimlidir. Tarım ürünleri olarak: buğday, ayçiçeği, arpa ve karpuz öne çıkmaktadır.

Bölgede: karasal iklim egemendir. Yazları kurak ve sıcak, kışları ise yağışlı ve soğuk geçer.

İlçede: Tekirdağ il merkezinde rektörlüğü bulunan Namık Kemal Üniversitesine bağlı Mühendislik Fakültesi (İnşaat, Çevre, Makine, Bilgisayar ve Tekstil bölümleri) bulunmaktadır.

Ekonomi: sanayi ve hayvancılığa dayanmaktadır. Bununla birlikte: ülkemiz ayçiçeği yağı üretiminin % 13, margarin yağı üretiminin % 42, ambalaj kağıdı üretiminin % 40 ve işlenmiş deri üretiminin % 26 ve tekstil üretiminin % 10’luk bölümleri, bölgeden sağlanmaktadır.

ÇORLU ASKERİ BİRLİKLERİ

Çorlu’nun en büyük özelliği: burada uzun yıllardır konuşlu bulunan, çok miktarda askeri birlik bulunması. Bunun sonucunda: özellikle tatil günlerinde, ilçenin cadde ve sokakları, izinli asker şahıslarla yoğunlaşıyor.

Ayrıca: rütbeli askeri şahısların bulunması, yörenin ekonomik ve kültürel faaliyetlerinde, etkin oluyor. Buralarda askerlik yapanlar için, elbette, yöre, askerlik anıları ile birlikte, belleklere yerleşiyor. Asker ziyaretine gelen aileler de, yörenin hareketlenmesini sağlıyor.

GEZİLECEK YERLER

Tekirdağ Çorlu Süleymaniye Camii

SÜLEYMANİYE CAMİ

İlçe merkezindedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından, 1521 yılında yaptırılmıştır. Caminin mimarı: Acem İsa. Külliye olarak yaptırılan cami ile birlikte, imarethane, medrese ve hamam bulunmakta ise de, günümüze sadece cami sağlam olarak gelebilmiştir. Ana mekan: tek kubbelidir. İlk yapıldığında 22 odalı medresesi bulunan cami, Cami-i Kebir adıyla da anılmaktadır. Cami son olarak, 1949 yılında, dış cemaat yeri ve kubbelerin kurşunları yenilerek onarılmıştır.

ATATÜRK ORMAN KORUSU

İstanbul-Edirne kara yolu üzerindedir. İlçe merkezine, 8 km. uzaklıktadır.

ÇORLU BELEDİYE PLAJI

Tekirdağ-İstanbul kara yolu üzerindedir. İlçe merkezine uzaklık: 20 km. dir.

Tekirdağ Çorlu Thzolus antik kenti

THZOLUS ANTİK KENTİ

MÖ.1000 yıllarında, Frigler tarafından kurulan koloni kentlerinden biridir. Ancak, yapılan araştırmalarda, yörenin tarihinin, daha eskilere: MÖ.3500-3000 yıllarına kadar gittiği tespit edilmiştir. Kent, kuruluşundan sonra, Perslerin egemenliğine girer. MÖ.4.yüzyıl başlarında, yöreyi ele geçiren İskender, Pers egemenliğini bitirir. MÖ.168 yılında ise, bölge, Romalıların hakimiyetine girer.

Bizans  döneminde ise, Bizanslılar, Konstantinopolis (İstanbul) şehrini, saldırılardan korumak için: burada, bu kaleyi yaparlar ve böylece Çorlu, stratejik önem kazanır. Bu arada ilginç bir not: Bizans döneminde, bu yöre, peynir ile ünlenmiştir ve bu yüzden, yörenin ismi “Tribiton” olarak da anılmaktadır. Yani: Peynir kasabası. Evet, şehir, çeşitli uygarlıkların etkisinde kaldıktan sonra, 1361 yılında Osmanlılar tarafından ele geçirilir.

Mersin

Mersin


Portakal ve liman bahçeleriyle tarihi eserlerin bulunduğu, Dünyada üç ilahi dine mensup insanların mezarlarının yan yana olduğu, şifalı sularıyla hayat veren ve birçok uygarlığın kurulduğu önemli bir yerleşim yeri. Ülkemizin en güzel şehirlerinden biri. Burada; gezilebilecek mekanlar; gerek günümüzün çağdaş mekanları ve gerekse tarihi süreç içindeki mekanlar olarak ayrıntılı olarak yazılmıştır. Buyurun Mersin gezisine.

Mersin

ULAŞIM

Mersin-Adana arası uzaklık: 69 km., Mersin-Antalya arasındaki uzaklık: 487 km., Mersin-Konya arasındaki uzaklık: 348 km. dir.

Mersin

GENEL BİLGİLER

GENEL

Mersin, yeni ve modern bir liman şehridir.

Mersin

KIBRIS ULAŞIMI

Mersin’den Kıbrıs’a ulaşmanın iki yolu var. Daha doğrusu, hem iki yol ve hem de iki çeşit ulaşım aracı. Her iki ulaşım aracına da, Taşucu denilen yerden biniliyor. İzmir-Taşucu arası: 817 km. Ankara-Taşucu arası: 525 km. Adana-Taşucu arası: 165 km. İstanbul-Taşucu arası: 933 km. Mersin-Taşucu arası uzaklık: 90 Km. civarında. Taşucu’nda: deniz otobüslerine binerek, Kıbrıs’ta Girne’ye ulaşmanız mümkün. Deniz otobüsleri: özel iki firma tarafından işletiliyor ve yolculuk 2 saat sürüyor. 

Denizcilik İşletmeleri yani resmi kurum tarafından işletilen feribotlar ise: Taşucu’ndan hareket ederek, Kıbrıs’ta Gazimagosa’ya gidiyor. Bunların ayrıntılı: hareket gün ve saatlerini, telefonla sormanızda yarar var.

Burada bilmenizi istediğim husus: Mersin-Taşucu’ndan, gerek Girne ve gerekse Gazimagosa’ya, planlı ve düzenli deniz araçları ulaşımının bulunduğu. Kuzey Kıbrıs’a askerlik yapmak üzere giden, askeri şahıslar da, Taşucundaki bu iskeleyi kullanarak karşıya geçiyorlar.

CAMİ

Türkiye’de Cumhuriyet tarihinin, en büyük ikinci camisi buradadır. 5500 kişiliktir. Üçer şerefeli 81 m. yüksekliğinde, 4 adet minaresi, konferans salonu, kütüphane, Aşevi, Misafirhane, Sağlık Ocağı ve diğer birimleriyle külliye özelliğindedir. Son zamanlarda, daha da büyütülen Muğdat Caminin altına, seçkin bir alışveriş merkezi açılarak Türkiye’de eşi olmayan bir cami yaratılmış. Seçkin süslemeleriyle Cumhuriyet tarihin en büyük yapıtlarından olan Muğdat Camisi, Mersin’in Pozcu Semti civarındadır.

DEVLET OPERA VE BALE

Türkiye’de üç büyük şehirden sonra, Devlet Opera ve Balesinin bulunduğu tek şehirdir.

ULAŞIM

Mersin ve Gazimagosa arasında, yıl boyunca düzenli feribot seferleri yapılmaktadır.

DİN

Dünyada, üç ilahi dine mensup insanların mezarlarının yan yana olduğu başka bir şehir yoktur.

MERSİN ÜNİVERSİTESİ

1992 tarihinde kurulmuştur. İlk mezunlarını: 1997 yılında vermiştir. Merkez kampüsü: Mezitli’de bulunmaktadır.

Mersin Yat Limanı

YAT LİMANI

Kent merkezindeki yat limanı, Mersin’in en seçkin yerlerinden olan Çamlıbel Mahallesi ve Ortodoks kilisesi civarındadır. Yılın belli zamanlarında, yarışlara da sahne olan bu yat limanı, Mersin Limanının bir kolu gibidir. Yat limanında gezinirken, restoran tipi gemilerde balık-ekmek yiyerek limanın nefis manzarasının tadını çıkarabilirsiniz.

Mersin Cezerye

NE YENİR

Mersin denince akla cezerye gelir. Evet: Mersin’in meşhur tatlısı: cezerye ve özel kebabı: tantuni var. Cezerye: ana malzemesi: havuç, kırık ceviz ve Hindistan cevizlidir. Tantuni ise: kıyma, soğan, domates, sivri biber, maydanoz, sumak, tuz ve yufka ekmek veya lavaş ekmeği kullanılarak yapılır. Mersin’den ayrılırken: yakınlarınız için, cezerye alabilirsiniz.

MERSİN ADININ KAYNAĞI

Anadolu kentlerinin ve bölgelerinin adları genellikle antik kökenlidir. Seleucia (Silifke), Tarzi-Tarza (Tarsus), Kelenderis gibi. Bunları kanıtlayan sikke, yazıt ve antik kaynaklar da bulunmaktadır.

Mersin adının kaynağı ve etimolojisiyle ilgili antik bir belgeye henüz ulaşılmamıştır. Bu nedenle: Mersin adının kaynağı konusunda çeşitli iddia ve söylenceler vardır. Bu konuda yapılabilecek gerçekci açıklamalar, elde mevcut olan belgelerle mümkündür.

J.Covel in 1893 yılında New York da yayınlanan “Early Voyages and Travels in The Levant” adlı kitabında, Mersin adının ilk kez yazıldığı bir bilgiye ulaşılır. Bölgeden geçen Thomas Dallam ın anılarında, Korkyos un 30 mil doğusunda “Mersina” dan sözettiği yazılıdır.

Daha sonra, 1671 yılında, Evliya Çelebi, Silifke tarafından gelirken Erdemoğlu (Erdemli) köyünü ve Gerendir suyunu geçtikten sonra, buraya 20-25 km. uzaklıkta gecelediği Türkmen köyünün adını “Mersinoğlu” olarak yazmaktadır. 181 H. de yöreye gelen Kaptan S.F.Beaufort, T.Daflam dan yaklaşık 200 yıl sonra, yerleşimin adını yine “Mersina” olarak yazmıştır.

Daha sonra yöreye gelen gezgin ve araştırmacılar ile, Osmanlı arşiv belgelerinde de “Mersin” adı görülmektedir. Bunlardan sadece W.M.Leake nin, 1824 yılında güncel haritasında, Mersinin bulunduğu yer Zephyrium olarak yazılıdır.

Öte yandan, sadece yörede yetişen ve Myrtus denilen Mersin ağacı nedeni ile, kentin “Mersin” adını aldığı da araştırmacılar tarafından öne sürülmektedir. Çeşitli söylenceler ve antik mitoloji bir kenara bırakılırsa, kentin adını, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, karşılaşılan, Türkmen kökenli “Mersinoğlu” göçerlerinin, bu civarda kurdukları yerleşimin adından kaynaklanmış olduğu en uygun görüştür.

TARİHİ

Kentin kuzeyindeki Yumuktepe höyüğünde yapılan kazılarda, birçok katman ortaya çıkarılmıştır. Bunların en eskisi, MÖ.6300’lere, en yenisi ise, Selçuklu dönemine tarihleniyor. Kazılarda çıkarılan eserler: Adana Arkeoloji Müzesi ve Mersin Müzesinde sergileniyor. Mersin’in tarih sahnesine çıkışı: 19’ncu yüzyılın ortalarına rastlanıyor. Bu dönemde, henüz köy olan bölge, göçmen bir Türkmen aşiretine ev sahipliği yapıyor ve adını bu aşiretten alıyor.

Özellikle: Amerika iç savaşı sırasında, dünyadaki pamuk kıtlığını gidermek amacıyla, Çukurova’da gelişen pamuk üretimi ve bölgenin 1866 yılında demiryolu ağına bağlanması, Mersin’in kaderini değiştiriyor. Bu dönemde: Mersin hızla, Çukurova’nın tarım ürünlerinin ihraç edildiği bir liman ve ticaret merkezi haline geliyor.

GEZİLECEK YERLER

Mersin

Mersin il merkezinde gezilecek yerleri tam olarak bulabilmeniz için ilçe merkezinde bulunan Belediyelerin tanıtım sayfalarına bakmanızı öneririm. (Örneğin: Tırmıl Höyük ile ilgili tanıtım yazısını, yine bu sitede, Akdeniz Belediyesi tanıtım sayfasında bulabilirsiniz.)

MERSİN FORUM ALIŞVERİŞ VE YAŞAM MERKEZİ

Forum Mersin Alışveriş ve Yaşam Merkezine de gitmeyi ihmal etmemenizi öneriyorum. Şehrin merkezinde, 71 bin metre karelik bir alan üzerine kurulmuş ve Avrupa’nın en prestijli iki ödülüne aday gösterilmiş ve 2008 yılında, MAPIC EG Ödüllerinden, Avrupa’nın en iyi üç alışveriş merkezinden biri seçilerek ödüle layık görülmüş bir yer. Çarşının güzelliğini anlatmak mümkün değil. Tarzı muhteşem.

Mersin Atatürk Anıtı

ATATÜRK ANITI

Kültür Merkezinin önündeki alanda bulunan, bronz anıt: 1944 yılında heykeltıraş Kenan Yontuç tarafından yapılmıştır.

Mersin Zephyrium

ZEPHYRİUM

Mersin’in antik yerleşimi olarak kabul edilen Zeyhrium kentine ait bilgiler çok azdır. Eski Halkevleri civarında yapılan temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde elde edilen bazı buluntular, eski Vilayet Konağının yapımı sırasında ortaya çıkan Horasan duvarlar, mermerden yapılmış sütun ve sütun başlıkları, Mersin Müzesinde bulunan mermer aslan başı ile devşirilmiş bazı mimari yapı elemanları, antik Zephrium kentine ait arkeolojik belgeleri oluştururlar.

Öte yandan, 19’ncu yüzyılda Mersin’e gelen C.Texier, W.M.Leake gibi gezginler; yayınlarında, burada gördükleri Zephyrium kentine ait kalıntılardan söz ederler. Örneğin: V.Langlois, Pompeipolis’ten Mersin’e geldiğinde, deniz kenarında evler vardır ve bu evlerin olduğu yerde eski bir kent harabesi bulunmaktadır ki, burası eski Zephrium kentidir.

Mersin Solı-Viranşehir (Soloı-Pompeıpolis)

SOLI-VİRANŞEHİR (SOLOI-POMPEIPOLİS)

Mersin’in 14 km. batısında, deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti, MÖ.7’nci yüzyılda Rodos’lu koloniciler tarafından kurulmuştur. Kente, güneş anlamına gelen: Soloi adı verilmiştir. Darius zamanında: Klikya’yı ele geçiren Persler için, Soloi önemli bir liman kenti olmuş ve adına sikke darp edilmiştir.

Pers-Yunan savaşları sırasında, MÖ.449 yılında, Klikya’yı bir süre işgal eden Atina’lılar; Soloi’yi yönetim merkezi yapmışlarsa da, bir yıl sonra yapılan Kilyos Barışı ile burayı Perslere geri vermişlerdir.

MÖ.333 yılında Asya seferine çıkan İskender, Soloi’yi Pers işgalinden kurtarır. Filozof Chrysippoz ile takım yıldızları ve Fenomenler hakkında öğretici şiirler yazan matematikçi ve astronom Aratos, MÖ.3’ncü yüzyılda, Soloi’de yaşamıştır.
Soloi; antik çağlarda, Kıbrıs adası ve Mısır’la yapılan ticaretle zenginleşir.

Kent: Seleukos krallığının son yıllarında Kilikya korsanlarının denetiminde kalır. Roma yönetimi, Akdeniz’deki korsan faaliyetlerine son vermek amacıyla, MÖ.64 yılında, Pompeius’u görevlendirir. İtalya’dan başlayarak Yunanistan ve Kilikya’ya kadar olan bölgelerde, korsan faaliyetlerine son vererek Soloi’ye gelir. Burayı da, korsanlardan temizler. Yürüttüğü büyük operasyonun zaferi anısına, kenti yeniden imar ederek, adını: Pompeipolis olarak değiştirir.

Bizans döneminde, Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından, Soloi, piskoposluk merkezi yapılır. Kent, 527 yılında meydana gelen büyük deprem ile, tamamen harap olur. Yeniden inşa edilmeye çalışılsa da, bu yüzyıldan sonra, yoğunlaşan Sasani ve Müslüman Arap akınları nedeniyle, yeniden eskisi gibi imar edilemez ve terk edilir. Bu nedenle: ören yerine Viranşehir de denilmektedir.

Pompeipolis kentinde: liman, sütunlu cadde, tiyatro, Roma hamamı, kent duvarları, nekropol, su kemeri gibi yapılar bulunmaktaydı. Günümüzde: dağ kapısından deniz kapısına kadar uzanan korint başlıklı 200 sütunlu yoldan, 41 adet sütun ayakta kalmıştır. Bunlardan; 33 tanesi başlıklı olup, insan-aslan ve kartal kabartmaları ile süslenmiştir.

Ayrıca, liman, hamam kalıntıları, su kemeri, bugüne kadar ulaşabilmiş kalıntılar arasındadır. Mersin Müzesinde, kente ait eserler sergilenmektedir. Ayrıca, Amerika-Petersburg Hermitage Müzesinde, Bizans dönemine ait bir kiliseden götürüldüğü anlaşılan altın ve gümüş objeler bulunmaktadır.

2003 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılan mermer Dionyzos, pan ve leopar üçlü kompozisyon gurup heykeli ve bir başka ikili heykel gurubu ve bir başı olmayan bayan mermer heykeli bulunarak, Mersin Müzesine nakledilmiştir.

Mersin Gözne Kalesi

GÖZNE KALESİ

Mersinin yaklaşık 29 km. kuzeyindeki Gözne beldesinden, 500 m. lik stabilize bir yolla ulaşılan kale, 1085 m. yükseklikteki sarp kayalıklar üzerinde yer alan, iki yapıdan oluşmaktadır.
Doğudaki yapı, üçü güneyde, biri doğuda olmak üzere, dört burçlu ve dikdörtgen formludur. Giriş, batıdaki tek kapıdandır. Kapı eşiği toprak seviyesinden 1 m. kadar yüksektedir.

Yapı, sivri kemerli tonozla örtülü olup, içi üç kemerle dört kısma ayrılmıştır. İkisi kuzey, üçü güney duvarlarda olmak üzere, 5 ışık ve havalandırma deliği vardır.
Batıdaki kapı, üç pencereli, iki kapılı, altıgen formlu kule tiplidir.

Yapının üstünde güney, batı ve kuzey yanlarında olmak üzere, 15 sundurma bulunmaktadır. Tavan, yerden çatıyı saran bir kemerle ikiye bölünmüştür. Tavan, yerden çatıyı saran bir kemerle ikiye bölünmüştür. Kemerin batı tarafındaki tavan üç ayrı üçgen yüze sahiptir. Doğu kısmı sivri uçlu tonoz tekniğiyle yapılan kale, ortaçağ dönemine tarihlenmektedir.

Mersin Çandır (Paperon) kalesi

ÇANDIR (PAPERON) KALESİ

Orta çağ Ermeni Kalesi olan Çandır, önemli bir coğrafi konumdadır. Mersinin 40 km. kuzeyinde, Çandır Köyünün kuzeybatısında, oldukça yüksek yöreye hakim bir platonun tüm zirvesini kaplamaktadır. İç Anadolu’ya ulaşan iki önemli yol, bu kalenin tam kuzeyinde birleşmektedir.

Çandır’ın güneyindeki yol Sinap, Gözne ve Belenkeşlik Kaleleri tarafından korunmaktadır. Köyün doğusunda, Kızlar Kalesini giden bir yol daha vardır. Kalede, her zamanki gibi, su kaynağı olarak sarnıçlar kullanılmıştır.

Burada yerleşim Ermeni göçmenlerden önce başlamıştır. Ermeni Gezgin Alişhana göre: Çandır Bizans kalesi olan Papirion veya Papurion dur. İmparator Zeno devrinde, en parlak günlerini yaşamıştır. Zeno, tahtı terk ettikten sonra, orada gömülmüştür. Stilit Joshua ya göre, imparator Zeno, kaleyi arkadaşı İlliusa teslim etmiştir. İllius, burada acil durumlarda kullanılacak hazineler biriktirmiştir.

479 yılında, Verianın en küçük üvey oğlu Prens Marcinus, kaleye sürgün edilmiş ve beş yıl sonra İlius, geri getirilerek idam edilmiştir. Gottwald a göre Çandır’ın Papirion olması imkansızdır. Eski tarihçiler, kaleyi Kilikya, Kapadokya ve İsauria arasında olarak tanımlarlar. Oysa, Papirion, her zaman Klikya bağlantılı olmamıştır.

Çevresindeki uçurumlar savunmada önemli bir doğal set oluşturmuş. Bu nedenledir ki, kule inşa edilmemiştir. Zirvenin ucundaki duvar ise, heyelana karşı yapılmış olmalıdır. Kaleye çıkışı sağlayan 63 basamaklı merdiven güneye doğru 59 basamakla devam etmektedir.

Kale içinde, kilise kalıntısı ve iki katlı yapı kompleksi bulunmaktadır. Büyük odalar arasında kemerli geçiş kapıları, sağlam durumda olan diğer odalardaki süsleme unsurları ve boya izleri hala görülebilmektedir.

Üst kat odalarına küçük bir merdivenle çıkılmaktadır. Kalenin güneydoğu kesiminde, sivil halkın ikamet ettiği bazı yapı kalıntıları ve tahrip olmuş kilise kalıntısı vardır. Bir adet lahit bulunmuştur.

Mersin Hebilli Kalesi

HEBİLLİ KALESİ

Mersinin yaklaşık 18 km. kuzeydoğusundaki Hebilli Köyündedir. Orta çağ dönemine tarihlenen kalenin uzunluğu 20 metre ve genişliği 14 metredir. Komutan Kalah Habellieh tarafından yaptırılmıştır. Dışı kesme kalker taş kaplama, içi moloz taşlarla örülmüştür. Yer yer ağaç hatıl izleri bulunur. Tavanı tonozlu, köşeleri yuvarlak kuleli ve iki katlıdır. Eteğinde, sarnıç ve kilise kalıntısı vardır. Köyün girişinde, şapel olabilecek tonozlu küçük bir yapı kalıntısı da bulunmaktadır.

MERSİN YAYLALARI

Mersin Çamlıyayla (Namrun)

 

ÇAMLIYAYLA (NAMRUN)

Mersinden 90 km. uzaklıktadır. Asfalt yolla gidilir. Günün belirli saatlerinde minibüsler ile ulaşılabilir.
Külpe dağının eteğinde, 1430 metre rakımdaki Çamıyayla, Namrun Kalesi çevresinde tarihi ve doğal güzelliklerle iç içe, oldukça geniş bir alana yayılmış durumdadır. Alt yapısı tamamlanmış olan yaylada, ikinci konut olarak yapılan yazlık evler de bulunmaktadır.

Yaban hayatı yönünden zengin olan bu yörede, Cehennem deresi ve çevresi, yaban keçisi koruma-üretme bölgesi ve avlak olarak değerlendirilmektedir. 4 km. yakınında bulunan Sebil Beldesi-Cehennem deresi kanyonu, yaya yürüyüşü için ideal rotalardan biridir. Cehennem deresinde sportif olta balıkçılığı yapılabilir. Namrun kalesi ile Papazın bahçesi gezilebilir.

Evet, buraya gitmeye niyetlenirseniz, yanınızda, kamp için çadır ve temel ihtiyaç malzemeleri götürülmelidir.

GÖZNE BELDESİ (YAYLASI)

Mersinden 27 km. lik asfalt yolla, günün belirli saatlerinde Mersinden hareket eden minibüslerle ulaşılabilir. Mersin ilinin kuzeyinde Toros dağlarının 1200 metre yükseltisinde bulunan yayla; çam, ardıç, meşe gibi maki türü bitki toplulukları ve elma, kiraz, vişne, ayva gibi meyve ağaçları ile kaplıdır.

Alt yapısı tamamlanmış olan yaylada, PTT, Jandarma, Sağlık Ocağı hizmet vermektedir. Gözne kalesi ve çevresi: kamp yapmak için uygundur. Yaylada, kır kahveleri, bakkal ve lokanta bulunmaktadır.

Mersin Soğucak (Bekiralanı) Yaylası

SOĞUCAK (BEKİRALANI) YAYLASI

Mersinin 24 km. kuzeyinde bulunan yaylaya, Gözne Beldesi yolunun 23.kilometresinden sola dönülerek, 1 km. sonra ulaşılır. Günün belirli saatlerinde, Mersinden minibüs bulunmaktadır.

Yayla, köyü olan Soğucak’ta Mersin halkının yazlık evleri bulunmaktadır. Alt yapısı tamamlanmış olup, yaylada: PTT, Sağlık Ocağı hizmet vermektedir. Yaylada, kır kahvesi, bakkal ve lokanta bulunmaktadır.

Mersin Anıt Ağaç-Uluçınar

ANIT AĞAÇ-ULUÇINAR

Mersin Kepirli Köyü Belenoluk mevkiinde bulunan Ulu Çınarın gövdesinin büyüklüğü, dallarının kalınlığı, yayılışı, kapladığı alan görenleri şaşkına çevirmektedir. Ulu Çınarın yüksekliği ve haşmeti yanında bulunan Belenoluk suyuna, karpuz çatlatan cinsten bir soğukluk vermektedir.

Suyun soğukluğu, havanın serinliği, gözleri doyuran yeşillik ile mükemmel manzara ve huzur veren bir ortam oluşturmaktadır. Burada piknik de yapılabilir, manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.

AKKUM GENÇLİK KAMPI

Su Altı Dalış Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne bağlı, Mersin-Silifke yolunun 65 nci km. de, Akkum Mevkiinde, Akkum Gençlik Kampı bulunuyor. Gençlik ve İzcilik Kampı olarak faaliyette bulunan bu tesis, 192 yataklı olup, 1 Haziran-30 Eylül tarihleri arasında hizmet veriyor. Burada, okullarca seçilerek görevlendirilen öğrenciler, tatil yapma imkanı buluyorlar.

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.