Adana Pozantı

 

Adana Pozantı


Pozantı denilince: Adana ve bu yöreden devamla, doğu bölgelerine gidilirken, bir sürü ağır tonajlı aracın (kamyon, tır) yolu bir sıkıntı haline soktuğu ve aynı anda: şeker pınarı kaynak suyunun çıktığı yer ve lokantanın görüldüğü, bu lokantada, yenilen harika yiyeceklerinin damak tadı bıraktığı ve sonra, yine o çileli yola devam edildiği aklıma geliyor.

 

ULAŞIM

Pozantı’nın il merkezine uzaklığı 112 km dir. Ulaşım otoyol ve ilçeden geçen D-750 kara yolu ile sağlanır. Ancak kış aylarında, bu yolda geçici süreli kapanmalar yaşanmaktadır. Pozantı ilçesinde 1912 yılından bu yana demir yolu hattı bulunmaktadır. Her gün demir yolu ile Adana, Ankara, Niğde, Kayseri ve Konya’ya seferler yapılmaktadır.

TARİH

Tarih boyunca, Pozantı’ya çeşitli isimler verilmiştir.

Klasik devirde Tiana (Tuvana) olarak isimlendirilen ve Tarsus yolu üzerinde bulunduğu bildirilen ve bugünkü Pozantı olduğundan şüphe edilmeyen “Podandos” un, Hitit dönemine ait Paduvanda ile olan isim benzerliği dikkat çeker.

Pozantı’nın ilk çağlarda ismi “Pendonsis” dir. Araplar “El Bedendum” ve Türkler ise “Bozantı” ismini vermişlerdir. İlçenin eski kuruluş yeri, günümüzdeki Anahşa kalesinin çevresidir. Gülek boğazı yolu.

Birçok milletin konup göçtüğü Pendonsis şehri kalıntıları üzerine kurulmuştur, tarih boyunca coğrafi konumundan dolayı önemli bir konak yeri olmuştur. Bizans imparatorluğu döneminden sonra bölgede Abbasiler görülür. Abbasi döneminde Halife Harun Reşit zamanında, bu bölgede çok sayıda Türk aşiret ve boyu yerleşir.

1015 yılından itibaren, Anadolu’ya başlayan Türk akınları, buralara kadar uzanır. 1071 Malazgirt zaferinden sonra, Türk Toprağı olur. Haçlı seferleri sırasında yeniden Bizanslıların eline geçen Pozantı, Yavuz Sultan Selim tarafından 1571 yılında Osmanlı topraklarına katılır.

Pozantı’nın tarihinde benim çok etkilendiğim bir olay var. Osmanlı ordusu, Mısırlı isyancı Mehmet Ali Paşa’nın ordusuyla yapılan çatışmalarda bozguna uğrar ve Pozantı vadisinden yürüyerek veya at sırtında, perişan bir halde geçer ve Pozantı’daki hastaneye ulaşırlar. Yaralı Türk askerleri, Pozantı hastanesindeki Ermeni asıllı doktorlar tarafından zehirlenerek veya yanlış tedavi sonucu hayatını kaybeder daha doğrusu öldürülürler ve yüzlerce askerin mezar yerleri halen bilinmemektedir.

Mondros ateşkes anlaşmasının imzalanmasından sonra, Pozantı’da Fransızlar tarafından işgal edilir. 25 Mayıs 1920 tarihinde Pozantı işgalden kurtarılır. 5 Ağustos 1920 Pozantı kongresinden sonra, Adana il merkezi, Adana’nın kurtuluş tarihi olan 5 Ocak 1922 tarihine kadar, Pozantı’ya taşınmıştır.

Pozantı’nın Atatürk ile ilgili bir anısı: “Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş savaşında, birkaç gün yörede kalmış ve bir eve misafir olmuştur. Kullandığı kahve fincanı ve dolmakalemi, ev sahiplerinde bulunmaktadır.”

1954 yılında Pozantı ilçe olmuştur.

Adana Pozantı

GENEL

Pozantı yüksek Toros dağlarında, bu dağların en kolay geçit veren yeri olan Gülek Boğazı yolunda ve Çakıt vadisinin ortasında kurulmuştur.

İlçe merkezi Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’yu İç Anadolu ve Avrupa’ya bağlayan kara ve demir yolu hattı üzerinde önemli bir geçit durumundadır.

İlçenin en önemli ekonomik faaliyetleri: E-90 kara yolu üzerinde bulunan lokanta işletmeciliği ve küçük sanayi işletmeciliğidir. Özellikle: E-90 kara yolu kenarında, Çamardı yolu kavşağında, “Hayat Su” şişeleme fabrikası bulunmaktadır. Bu fabrikada üretilen şişelenmiş su: ülkemizin birçok yerine dağıtılmaktadır. Buranın en büyük özelliklerinden biri de: burada bulunan piknik yeridir. (Şekerpınarı piknik yeri ve lokantası)

1914-1917 yılları arasında demir yolunun buraya gelmesiyle Pozantı daimi yerleşim yeri haline gelmiştir.

Ancak, ilçe genelinin dağlık ve bir kısmının orman içi köy olması nedeniyle, tarım ve ziraat alanları azdır. Geçim kaynağı: hayvancılık, arıcılık, orman işçiliği, nakliyecilik ve özellikle ilçe merkezinde E-90 kara yolu üzerinde bulunan lokanta işletmeciliği ve küçük sanayi işletmeciliğidir.

İlçenin özelliği nedeniyle: yaylacılık cazip hale gelmiştir. Tekir ve Bürücek yaylalarından sonra: Alpu, Fındıklı, Kamışlı, Hamidiye, Aşçıbekirli, Dağdibi, Gökbez, E.Konacık, Y.Konacık köylerinde, yayla cazibesi arttırılmıştır.

Yaz aylarında, ilçe sınırları içinde yaylacılığın etkisiyle nüfus on katına kadar çıkmaktadır. Adana ve Mersin gibi, yazın çok sıcak ve yakın olan bölgelerden sıcaktan kaçış nedeniyle, yaylacılık önem kazanmıştır.

Bu yüzden lüks siteler oluşturulmuştur. Yaz aylarında özellikle de hafta sonlarında ilçenin nüfus yapısı farklılaşmaktadır. Umarım, yeni yapılacak lüks siteler nedeniyle orman varlığı daha da tahrip edilmez.

Pozantı denilince, burada yaz turizminden çok, kar ve kayak turizmi akla geliyor. Akdeniz ikliminde yaşayan Adana insanı, özellikle hafta sonları, günübirlik gezilerle, ilçeyi ziyarete geliyorlar.

Kar yağışı alan alanlar, bölge insanının ilgisini çekiyor. Ulaşım kolaylığı nedeniyle, başta Adana kent merkezi olmak üzere, kentte oturanların günübirlik kar görmek amacıyla, buraya toplu veya kişisel geziler düzenleniyor. Ancak, ihtiyaçları gidermeye uygun tesisleri bulmak zordur.

Adana Pozantı Meslek Yüksek Okulu

POZANTI MESLEK YÜKSEK OKULU

Çukurova Üniversitesine bağlı Pozantı Meslek Yüksekokulu 2009 yılında kurulmuştur. Yeni binasında 2017-2018 döneminde hizmet vermeye başlamıştır. Okul bünyesinde, Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü ve bu bölüme bağlı Bahçe Tarımı ve Organik Tarım programları vardır. Ayrıca Turizm ve Otel İşletmeciliği ile Muhasebe ve Vergi bölümü de bulunur.

Adana Pozantı

GEZİLECEK YERLER

Tarihi Akköprü ve Anahşa kalesi ve Toros Tünelleri, İbrahim Paşa Tabyaları ile birlikte Pozantı’nın en önemli turistik varlıkları yaylalarıdır.

Adana Pozantı Cemal Paşa

 

CEMAL PAŞA CAMİİ VE ÇEŞMESİ

Pozantı çarşı merkezinde ve Tarihi Merkez Camisi olarak bilinen ancak asıl adı Ahmet Cemal Paşa camisi ve caminin şadırvan bölümünde bir çeşme vardır. Bunlar ilçe merkezindeki tek tarihi eserdir.

Caminin yapım tarihi net olarak bilinmemektedir. Ancak kitabesinden anlaşıldığına göre, 1914-1917 yılları arasında tamir ve onarım çalışması yapılmıştır. Caminin Osmanlı devletinin son döneminde İttihat ve Terakki Cemiyetine mensup, üç paşadan biri olan Kolordu Komutanı Ahmet Cemal Paşa’nın talimatı ve destekleriyle restore edilmiştir.

Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşına girdiği sırada, Enver Paşa’nın emriyle Suriye’de güvenliği sağlamak ve Mısır’ı İngiliz istilasından kurtarmak için, Suriye’de Dördüncü Ordu Komutanlığına tayin edilerek görevlendirilen Ahmet Cemal Paşa, Pozantı’dan geçerken ilçede yer alan tek caminin yıkık ve virane olduğunu görür, caminin tamir ve onarımı için talimat verir.

Caminin yapımı sırasında, caminin yan tarafına bir de sebil çeşme yapılmasını sağlar.

Ahmet Cemal Paşa, 1917 yılında Suriye’deki görevini bitirip İstanbul’a dönerken yine Pozantı’ya uğrar ve caminin onarımının tamamlanmasını bizzat denetler, caminin iç mefruşatını bizzat kendi bütçesinden karşılamış ve caminin yeni halinden çok memnun olduğunu ifade etmiştir. 

Caminin kitabesinin Celi-Sülüs hattıyla gayet sanatlı bir şekilde yazılmasından anlaşıldığına göre, ya Adana’da ya da İstanbul’da yazdırıldığı tahmin edilmektedir. Çünkü o dönemde Pozantı’da böyle bir hattat bulunması pek mümkün değildir. 1916-1917 yıllarında tamir ve bakımı tamamlanan camiye, Ahmet Cemal Paşa adı verilmiştir.

Pozantılılar tarafından Merkez Camii olarak bilinen camiye, Cumhuriyet döneminde belli aralıklarla yapılan bakımlarda caminin orijinal yapısı maalesef korunamamıştır. Caminin yan duvarında, mermer kitabede yer alan ve Osmanlı Türkçesi kullanılarak güzel bir Celi-Sülüs hattıyla yazılan şiir, aslında caminin de yapım onarım aşamasını anlatan kısa bir tarihçe denilebilir. Merkez camii çeşmesinin üzerinde de Osmanlıca yazılmış bir beyit bulunmaktadır.

Bu çeşmenin de yapım tarihi bilinmemekle birlikte tamir ve onarımı camiyle aynı zamanda yapılmıştır. Hem cami, hem de sebil üzerindeki kitabede yazılı olan tarih 1916-1917 yıllarıdır. Orijinal yapı, zaman içinde onarım görmüş, bazı dini günlerde artan cemaat sayısını karşılamadığı için, üstüne bir kat daha eklenerek yükseltilmiş, üstü kubbelerle örtülmüştür. Caminin orijinal kitabesi kaldırılarak muhafaza altına alınmış, yerine Türkçesi asılmıştır.

Son bir not: Cemal Paşa, Osmanlının savaş hezimetinin ardından yurt dışına kaçtı ve gıyabında 5 Temmuz 1919 günü idama mahkum edildi, 21 Temmuz 1922 günü ise Gürcistan Tiflis’te Ermeniler tarafından öldürüldü. Vasiyeti üzerine Erzurum’da bulunan Karskapı şehitliğinde gömülüdür.

Adana Pozantı Akköprü (Şekerpınar Köprüsü)

   

AKKÖPRÜ (ŞEKERPINAR KÖPRÜSÜ)

Köprü, hemen yakınında bulunan Şekerpınar’dan dolayı, Şekerpınarı köprüsü olarak da bilinir. Şekerpınarı kaynağı ve şeker pınarı turistik lokantası, karayolunun dinlenme yeri olarak kullanılır.

Adana-Niğde il sınırlarını oluşturur. Çiftehan-Pozantı demir yolu, köprünün hemen doğusundan geçer. Köprü civarı, sarp dağlarla çevrilidir. Bir ortaçağ dönemi yapısıdır. Ancak yapılış tarihi net olarak bilinmez. Çünkü kitabesi yoktur. Roma, Bizans, İslam ve Selçuklu döneminde kullanıldığı tahmin edilmektedir. 

9’ncu yüzyılda Halife Memun, Bizansa karşı yaptığı seferde bu köprüyü kullanmıştır ve yazılı kaynaklarda belirtilmiştir. Buna göre, köprünün bu tarihten önce yani 833 yılından önce yapılmış olması gerekir. Köprü, 14’ncü yüzyılda, Karamanoğulları Beyliği zamanında bir gümrük noktası olarak kullanılmıştır. 

Yine, 14’ncü yüzyılda, Koca Mehmet Paşa zamanında onarılmıştır. 19’ncu yüzyılda ise, köprünün Mısırlı İbrahim Paşa tarafından onarıldığı kayıtlardadır. Köprünün yakın çevresinde bulunan yaklaşık 100 yıllık iki adet demir yolu köprüsü ve iki adet tünel bölgede arkeolojik sit potansiyeli oluşturmaktadır.

Adana Pozantı Akköprü (Şekerpınar Köprüsü)

Teknik özellikleri

Köprü kagir ve tek gözlüdür. Sarımtırak renkli kesme taşlardan yapılmıştır. Her iki kıyıdan, orta kemere doğru yükselen meyilli bir şekli vardır. Boyu 83 metre, genişliği 5.70 metredir ve kemer açıklığı ise 10.35 metredir. 

Evet, köprünün günümüze kadar sağlam olarak gelebilmesinin en büyük sebebi, zaman içinde yapılan onarımlardır. Ancak, Ekim 1991 tarihindeki taşkın felaketinde köprü oldukça fazla hasar görmüş ve büyük kısmı yıkılmıştır. Yıllarca öylece yıkık olarak kalan köprü, 2001 yılında onarılmış ve günümüzdeki şeklini almıştır.

Adana Pozantı Şekerpınar
Adana Pozantı Şekerpınar
Adana Pozantı Şekerpınar

 

ŞEKERPINAR

Şekerpınarı, Adana il merkezine 100 km uzaklıktadır. Bu mesafe araba ile yaklaşık 1 saat civarında sürer.

Şekerpınarı mesire alanı, tarihi Akköprü ile birlikte Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alındı. Burası, Toros dağlarının içinden gelen harika suyu ile tanınıyor. Dağın içinden kocaman bir nehir çıkıyor ve Seyhan nehrinin kollarından biri olan Çakıt’ın büyük bölümünü oluşturuyor. 

Tanınmış bir su markası, burada şişeleniyor. Aynı zamanda Pozantı ve Akçetekir’in suyu buradan sağlanıyor. Ayrıca, burası dinlenme tesisleri ve özellikle güzel et lokantaları ile tanınıyor. Piknik de yapılabiliyor. Piknik masaları, taş barbeküler, oturma bankları ve çınar ağaçlarıyla çevrili alan özellikle sıcak yaz günlerinde, serin havada piknik yapmak isteyenler tarafından dolduruluyor.

Adana Pozantı Şekerpınar
Adana Pozantı Şekerpınar
Adana Pozantı Şekerpınar

 

Evet;  Adana’ya giderken, buraya mutlaka uğrayın. Burada: dağın yamacından çıkan şekerpınarı kaynağını görebilirsiniz. Büyük havuzlar var, mangal ve gerçekten çok lezzetli olan et (kilo ile satın alabilirsiniz) pişirmeniz mümkün. Ayrıca: buradan almanızı önereceğim bir şey daha var. Evet: bal alın. Gerçek anlamda, hakiki bal bulmanız mümkün.

Adana Pozantı İbrahim Paşa Tabyası

 

İBRAHİM PAŞA TABYASI

Toros dağları üstünde, Tekir boğazına hakim bir tepe üzerindedir. Tarsus-Pozantı istikametinde otobanda ilerlerken, Tekir yaylası mevkiine gelmeden, yolun solundaki yüksek bir tepe üzerinde görülmektedir.

Oldukça sağlam olarak günümüze ulaşmayı başarmış Osmanlı dönemi yapısıdır. Bu bölgede 5 tabya bir arada bulunmaktadır. Bunlar: Yer Tabyaları, Armutlu Tabya ve Ak Tabya (Beyaz, Küçük Tabya) dır.

Tabya, Osmanlı döneminde 1830’lu yıllarda Osmanlı devletine isyan ederek Çukurova bölgesini ele geçiren Mısırlı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından; yol güvenliğini sağlamak için yaptırılmıştır.

Kızıl Tabya, Büyük veya Fenerli Tabya olarak da isimlendirilir. Bu tabyalardan çıkarılan birkaç top, Gülek Kasabasına nakledilmiştir.

Bunlardan Kızıl Tabya ve Ak Tabya karşılıklı iki yüksek tepede yapılmıştır ve birbirlerini görürler. Ancak günümüzde her iki tabya da uzaktan görünmüyor, çünkü tamamen ağaçlarla kaplanmıştır.

Özellikle Elmalı Boğazının girişinde, hakim bir noktada bulunan Kızıl Tabya, muhteşem görünür. Bunun dışında, yeraltı tabyaları dışarıdan bakıldığında görülmez, çok büyük emek verilerek yapılmışlardır. Tabyalar, mermilere dayanacak şekilde üzerleri taş ve toprakla örtülmüş, gözetleme ve havalandırma pencereleri yapılmıştır.

Kızıl Tabya: üç katlıdır. Alt katlarda havalandırma açıklıkları vardır. Üst katta, ince uzun mazgal pencereleri görülür. Bütün odalar, birbirleriyle bağlantılı değildir. Genelde, kapıdan içeriye girildiğinde, solda iç içe geçen 2 oda ve diğer tarafta ayrı bir oda şeklinde mekanlar sıralanır.

Doğu ve batı yarım daire, burç şeklinde düzenlenen tabyanın, batı cephesi temel seviyesine kadar yıkılmış, ancak doğu cephesi sağlamdır. Oval planlı olarak yapılmıştır. Duvar örgüsünde yöresel taş malzeme kullanılmıştır. Duvarların iç ve dış yüzeyleri, küçük dörtgen düzgün kesme taş ile örülmüştür. Duvar araları moloz taşlarla doldurulmuştur. 

Tabyanın girişi kuzeydedir. Tabyanın iç kısmında, tonozlu mekanlar bulunur. Tabyanın su sarnıcı ve diğer bölümlerinden bir kısmı, günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir. Tabyanın üst kısmında: tabyayı çepeçevre saran, iç kısımları tuğla örülü, basık kemerli mazgal delikleri bulunur.

İbrahim Paşa Tabyası, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulunun, 1986 tarihli kararı ile, korunması gereken, taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Burayı ziyaret ederseniz aslında oldukça bakımsız olmasına rağmen, yıllara meydan okuyarak günümüze sağlam olarak gelebilmiş ilginç bir yapı göreceksiniz.

Adana Pozantı Anıt Ağaçlar

      

ANIT AĞAÇLAR

Çetinlik dağı ormanlık arazide Hamidiye köyünde Sedir ağacı vardır. 635 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Ağacın gövde çapı 175 cm, tepe çapı 8 metre ve boyu 35 metredir. Toros sediri olarak bilinir.

Bürücek yaylasında Ceviz ağacı vardır. 380 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Ağacın gövde çapı 146 cm, tepe çapı 17 metre ve boyu 32 metredir. Ağaçlar Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu tarafından tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Adana Pozantı Anahşa Kalesi

 

ANAHŞA KALESİ

Pozantı-Ankara D-750 kara yolunun batısındadır. Eski Konacık’ın 4 km doğusundadır. Tekir yaylasından öteye, Pozantı’ya bir vadi boyunca giderken, sol tarafta bir dağın yamacında kartal yuvası gibi yüksekçe bir yerde görülür. Buraya ulaşmak oldukça zordur. Çünkü 1800 metre yükseklikte, vadiye hakim bir savunma kalesi olarak yapılmıştır. Geniş bir tepe üzerindedir.

Araplar bu kaleye “Hüsnüs-Sekabile” derdi. Gülek boğazı girişindeki kalenin, İskitler zamanında yapıldığı tahmin ediliyor. Güney bölümü sarp ve kayalıktır. Kuzeyde iki burun vardır. İç kısmında ise tonozlu yapılar ve su sarnıçları görülür. Üst kısmında ve özellikle doğu ve batıda mazgal delikleri vardır. Kaleye ana giriş kuzeydendir.

Ünlü gezgin Evliya Çelebi, 1671 yılında burayı görmüş ve “kalenin mamur bir bölge olduğunu” yazmıştır. Kale, yüzyıllar boyunca yakınından geçen kervan yolunun kontrol noktasıydı. Kalede görevli askerlerden, babadan oğula görev yapanlar “kale ağası” olarak adlandırılırdı. Günümüzde de aynı yörede ve Adana şehir merkezinde, soyadı “Kaleağası” olanlar, Annahşa kalesinde görev yapan askerlerin torunlarıdır.

ELMALI BOĞAZ MEVKİİ

Elmalı boğaz mevkii, Adana il merkezine 80 km. Tarsus’a 50 km. Niğde’ye 100 km uzaklıktadır. Pozantı ilçe merkezine ise, TEM Otoyolundan 12 km uzaklıktadır.

Tesisin denizden yüksekliği 1850 metredir. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından kayak merkezi kurulması planlanmış ve 1994 yılında inşaatına başlanmış ancak günümüzde atıl durumdadır. Öngörülen bu proje bitirilirse, burası bölgenin kayak merkezi olarak önem kazanacaktır.

Adana Pozantı Akçatekir Yaylası

AKÇATEKİR YAYLASI

Adana-Ankara E-5 karayolunun 107’nci kilometresinde, yolun her iki yanında uzanır. Adana il merkezine en yakın yayladır.

Pozantı ilçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Yaylada yaklaşık 20 bin hane bulunur. Normalde yaylanın nüfusu 3000 kişi iken, yaz aylarında yayla sezonunu açılmasıyla buradaki nüfus 150 binlere kadar çıkar. Yani, yaz mevsiminde burası kalabalık bir şehre dönüşür.

Akçatekir yaylasında 6 mahalle vardır. Bunlar arasında ilk ve en eski sayfiye yaylacılığının yapıldığı alan Bürücek yaylasıdır.

Yaylanın alt ve üst yapı bakımından oldukça zayıf olduğu ve yazlık yaylacı nüfusunu karşılayamadığı açıkça görülür. Ancak bu kadar çok yaylacının ihtiyaçlarını karşılamak için, birçok iş alanı gelişmiştir. Yayla sınırları içinde, toplam 350 iş yeri bulunur. Akçatekir yaylasında 49 cami ve çok sayıda süper market vardır. 

Bürücek ve Üçoluk’da doğal güzellikler yanında tarihi değerler de vardır. Bürecek yaylası, tarihi çok eskilere dayanan bir sayfiye yaylasıdır ve Adanalı yerliler tarafından yoğun tercih edilir. Tarihi açıdan, İbrahim Paşa tabyası da buradadır ve günümüzde ayakta durmaktadır.

Evet, sayfiye dışında burayı günübirlik te ziyaret edebilirsiniz. Çünkü: Tekir yaylası: çam, ardıç ve meyve bahçeleriyle doludur. Yayla mimarisine uygun ahşap yapılar bulunur. Yaylanın kuzey ve güneyinde, yaylaya 2 km uzaklıkta Osmanlı tabyaları ve Orman İşletme Müdürlüğü tarafından koruma altına alınarak üretilen Yaban Keçileri Üretim İstasyonu vardır.

Adana Pozantı Fındıklı Yaylası

FINDIKLI YAYLASI

Pozantı-Çamardı yolu üzerinde, Alpu’dan sonra ikinci mahalle ve yayla yerleşimidir. Burası yol üzerinde geçmişte Fındık geçidi olarak da anılan bir geçit olarak bilinir. Günümüzde ormanlar içinde doğal görünümü ve temiz havasıyla Adanalıların yayla olarak tercih ettikleri bir mahalle yerleşimidir. Yaylanın ana ekonomik kaynağı meyvecilik, tarım ve bağcılıktır. Ancak yayla yerleşmesi mahallelilerin üzüm bağlarını bozarak Adanalılara sattığı alan olduğundan bağcılık ortadan kalkmak üzeredir.

Günümüzde kayıtlarda köy olarak geçen yerleşimde, alt yapı bakımından önemli eksikler vardır. Köyün resmi kayıtlarda nüfusu 350-400 kişi olmasına rağmen yazlık nüfusu 4000 kişidir. Gün geçtikçe talep artan yaylada, yaylacı evleri son yıllarda oldukça fazla yapılmakta ve lüks dubleks evler ortaya çıkmaktadır. 

Yaylanın en büyük cezp edici yanı, doğal güzellikleri ve mikro klima özelliğinden dolayı orman örtüsünün zenginliğidir. Köyün imkanları dahilinde bazı tesisler ve işyerleri bulunur. Ancak, sağlık, elektrik, su ve Pazar yeri gibi ana gereksinimler yoktur.

ARMUTOĞLU YAYLASI

Pozantı-Ankara yol ayrımından doğuya doğru dönülerek, 13 km lik çam ve köknar ormanı içinden geçen yolla buraya ulaşılır. Yayla tamamen bakir durumdadır. Sedir, köknar, ardıç ağaçları, kır çiçekleri hep iç içedir. Sarımsak dağının eteğinde bulunması nedeniyle, yaban hayatı bakımından da çok zengindir. Buz gibi suları olan bol su kaynakları görülür. Yaylada yapı yoktur. Bu yüzden kamp yapacakların çadır ve temel ihtiyaçlarını beraberlerinde getirmeleri gerekir.

Adana Pozantı Aşar Yaylası

    

AŞAR YAYLASI

Pozantı-Çamardı kara yolunun 14’ncü kilometresinden dönülerek ulaşılır. Yolun son 1.5 km lik bölümü stabilizedir. Yaylada, ahşap ve taşlardan yapılan yayla evleri, çam, köknar ve sedir ağaçları vardır.

Adana Pozantı Belemedik Vadisi

 

BELEMEDİK VADİSİ

Belemedik köyündedir. Adana merkezden trenle gidebilirsiniz veya Pozantı’dan kara yolu ile ulaşmak mümkündür. İlçe merkezine 9 km uzaklıktadır. İl merkezine olan uzaklık ise 117 km dir. Çakıt suyu kıyısında kurulmuştur.

Adana Pozantı Belemedik Vadisi

 

Belemedik köyünde Çınar ağacı vardır. 200 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Anıt ağaç olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Adana Pozantı Belemedik Vadisi

1904-1914 yılları arasında, Alman İmparatoru ve Sultan II. Abdülhamit arasında imzalanan Hicaz-Bağdat demiryolu yapım aşamasında açılacak 12 Toros tüneli için o dönem şantiye merkezi olarak burası seçilmiştir. Halen burada tarihi dokusunu yitirmeyen Almanlardan kalan taş yapılar bulunmaktadır. Bunlarla ilgili yöre insanının anlattığı bazı gerçeklerden söz etmek istiyorum.

Bu inşaatlarda yani tünel ve köprü inşaatlarında her gün bir kişi ölürmüş, Çamalan’da Alman mezarlığı varmış, sonra Almanlar buradan gitmek istememişler. Atatürk demir ki “Tamam, gitmezlerse gitmesinler, siz gidin oralara yerleşin” Bunun üzerine yöre insanı buralara gelip yerleşmiş, ancak o dönemde buralar çok modern imiş, Adana il merkezinde elektrik yokken, burada elektrik varmış. Almanlar gittikten sonra burası çok kalabalık ve hareketli olmuş. Burası uzun süre buranın pazarıymış, civarda kimin ne ihtiyacı varsa buraya gelirmiş.

Varda köprüsü ve Kapıkaya kanyonunu görmeye giderseniz, buraya da uğrayın. Burası fotoğrafçılar tarafından yoğun ziyaret ediliyor. Vadinin ortasından akarsu akıyor. Vadinin rakımı 600 metredir ve en büyük özelliği, kış öncesinde sonbaharda yaprakların renklerinin yeşilden sarıya, bordo ve kırmızıya dönmesidir. O yüzden bu doğa harikasına, özellikle sonbaharda gitmelisiniz.

Tren yolu, sararmış ağaçlar, oldukça güzel bir atmosferi vardır. Adana-Ankara tren yolunda Belemedik de istasyon bulunuyor.

Kamp yapmak mümkündür. Yer yer piknik yapacak yerler de bulunuyor. Belemek tren istasyonuna kadar geldiğinizde, az ileride tarihi anıt ağaç ve Alman evleri görülüyor. Bu evler, Almanlar Varda köprüsünü yaparken inşa edilmiş ve burada kalmışlar. Ayrıca bir de Alman mezarlığı bulunuyor.

Vadide 20 km uzunluğunda bir yürüyüş parkuru vardır. Bu parkurda trekking yapabilirsiniz.

Son bir not, burada yani Belemedik Tabiat Parkında, Doğa ve Fotoğraf Yarışması düzenleniyor. İlk yarışma 2015 yılında yapılmıştır. “Sonbaharda Belemedik bir başka güzel, fotoğraf makineni kapta gel” sloganıyla düzenlenen fotoğraf yarışmasına, isteyen fotoğraf severler katılabiliyor. Yarışmaya katılmayı düşünenler, Pozantı Belediyesinin sosyal medya hesaplarını takip edebilirler.

GÜLEK BOĞAZI

Gülek boğazının denizden yüksekliği 1050 metre olup, Orta Toroslardaki Bolkar dağlarının doğusuna düşer. Gülek boğazından geçen yolun uzunluğu 350 km dir ve büyük orduların geçişleri dahi rahatça sağlanabilir.

Kilikya geçitlerinden Gülek boğazı, tarihin her döneminde her açıdan hayati önem gösterir. Büyük orduların geçebileceği yapısı daima etkili bir faktör olmuştur. Antik dönem yazarı Heredot: Anadolu’nun batısından başlayarak Susa ve Persopolis’e kadar uzanan tarihi ticaret yolu Kral yolu güzergahının, Kilikya’dan gelen yollarla desteklendiğini belirtir.

MÖ 401 yılında, Pers satrabı Kyros ordusunu ve MÖ 333 yılında Büyük İskender ordusunu buradan geçirmiştir. Ayrıca Büyük İskender, Asya seferi için lojistik desteği de bu geçitten sağlamıştır.

Gülek boğazı; İskender’in kendi isimleriyle bilinen Akdeniz’deki liman kentleri ile diğer önemli limanların Anadolu’nun iç bölgeleri ve Yunanistan ile Makedonya arasındaki bağlantıyı sağlayan geçittir.

MS 3’ncü yüzyıl başlarında Roma’nın Parth seferi sırasında, orduların Fırat boylarından geçişini kolaylaştırmak için, İmparator Augustus Caracalla tarafından dağlar delinerek Gülek boğazındaki yol genişletilmiş ve bu durum bazı yazıtlarla belgelenmiştir.

Antik dönemde Kilikya kapıları (Pylai Kilikiai) diye bilinen bugünkü Gülek Boğazı civarındaki bölgelerde yapılan incelemelerde:

Bu boğazdan geçen otobanın hemen yanında, bir kayaya oyulmuş kaide üzerindeki İmparator Caracalla dönemine ait Kilikya-Kappadokya sınır yazıtı, 19’ncu yüzyıl başından beri bilinmektedir.

Bu yazıttan, Caracalla’nın bu getiçi genişlettirdiğini öğrenilir. Bugün karayollarının yaptığı bir duvar sayesinde, bölgenin tarihi ve coğrafyası için önemli olan bu yazılı belge, toprakla örtülüp yok olmaktan kurtulmuştur.

Gülek boğazında Caracalla dönemine tarihlenen bir yazıt daha bulunmuştur. Kaybolmuş olan bu yazıtta da Caracalla’nın yolu genişlettiğinden söz edilmektedir.

Kilikya Kapıları adıyla, binlerce yıldır tanınan bu geçitte ve civarında bulunan yazıtlar sayesinde, Caracalla’nın Parth seferine çıktığı 214 yılından bu sefer sırasında Harran’da öldürüldüğü 217 yılına kadar geçen dönemde, Tuna sınırlarındaki Roma lejyonlarını Suriye sınırına aktarırken buradan rahat geçebilsinler diye, stratejik önemi büyük olan bu geçitte zaman zaman genişletme ve yol onarma faaliyetlerinde bulunduğu belgelenmektedir.

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Şanlıurfa Siverek

Şanlıurfa Siverek

Siverek, verimli toprakları ve mücadeleci-çalışkan insanları ile önem kazanıyor.

Buralara yolunuz düşerse, özellikle Siverek Kalesini gezmenizi öneririm.

Çünkü, günümüzde pek orijinal özelliği kalmasa da, bir zamanlar muhteşem bir yapı olarak, bölgenin en müstahkem kalesiymiş.

Kale bölgesinde herhangi bir resmi arkeolojik kazı çalışması yapılmadığından bazı sırları çözülememiştir.

Özellikle: yer altı hamamı ve yer altından ilçenin çeşitli yerlerine dağılan su şebekesi ve özellikle son dönemlerde, kale yakınlarındaki evlerin temel kazılarında ortaya çıkarılan tüneller-dehlizler ilgi ve merak çekiyor.

Şanlıurfa Siverek

ULAŞIM

Siverek, bağlı bulunduğu Şanlıurfa il merkezine, 91 km. uzaklıktadır. Siverek-Diyarbakır arasındaki uzaklık: 84 km. Siverek-Hilvan arasındaki uzaklık: 34 km. Siverek-Çermik arasındaki uzaklık; 60 km. Siverek-Viranşehir arasındaki uzaklık: 86 km.
Siverek’den Adıyaman şehrine geçmek isterseniz, Atatürk Baraj gölü üzerinden feribot kullanabilirsiniz.

Şanlıurfa Siverek

TARİH

Yörede yapılan araştırmalarda, ilk yerleşimcilerin MÖ.3000 yıllarında buraya geldikleri tespit edilmiştir. Bunlar: sırasıyla Hurri-Mitaniler, Hititler, Aramiler, Asurlular, Keldaniler, Medler ve Perslerdir. Şehir, Asurlular döneminde yığma bir tepe üzerine ilk olarak kurulan kale çevresinde oluşur.

MÖ.331 yılında ise, Persleri yenen Makedonyalı İskender, burayı ele geçirir. 640 yılına gelindiğinde Şam ordusu bölgede hakimiyet sağlar. 11’nci yüzyılda Urfa Haçlı kontluğu, 1182 yılında Eyyübiler, 1400 yılında Timur ve 1517 yılında Osmanlı egemenliği görülür.
Tarihi süreç içinde, bölgenin kullanılan isimleri şunlardır: Sevaverak, Sebabarak, Sebabarok, Sevaverag, Severags, Suveyda.

1926 yılında Şanlıurfa iline bağlanarak ilçe yapılır. Ancak, Siverek’in tarihi geçmişinde, ilginç bir olay var. Yöre: 1923 yılında il yapılır ve daha sonra, biraz önce sözünü ettiğim gibi, ilçe ye dönüştürülür.

GENEL

Siverek: sönmüş bir volkan olan Karacadağ’ın batısında, Diyarbakır-Şanlıurfa-Adıyaman arasındaki üçgende kurulmuş bir yerdir. Denizden yükseklik: 800 metredir. Toplam yüzölçümü: 4314 km. karedir. Güneye doğru alçalan ovada: çöl ikliminin belirtileri görülür.

Buna bağlı olarak: yarı göçer yaşam geleneği devam etmektedir. Özellikle, yaz döneminde, Karacadağ bölgesinde birçok köy ahalisi, kıl çadırlarda yaşarlar. Hayvancılık da, çadır yaşamının bir kültürü haline gelmiştir.

Siverek denilince ilk akla gelenler: bağları, üzüm türleri, pekmezi, pestili, narları, sütü, peyniri, ayranı ve suyu akla gelir.
Siverek insanı geçimini sağlamak için: tarım ve hayvancılık ile uğraşır.

Şanlıurfa Siverek

GEZİLECEK YERLER

Şanlıurfa Siverek Kalesi

SİVEREK KALESİ

Şehir merkezindeki yığma bir tepe üzerinde bulunan kalenin, Asurlular döneminden kaldığı düşünülmektedir. Zeminden 30-35 metre yükseklikteki kalenin altında, çeşitli sığınma yerlerinin bulunduğu da bilinmektedir.

Çünkü, özellikle son zamanlarda kale eteklerinde yapılan evlerin temel kazılarında, bir kısım dehlizler ortaya çıkmıştır.

Evet: kale; Kottopolis isimli şehrin korunması için yapılmıştır. Büyük kesme taşlardan yapılmıştır. Romalılar, bölgeye geldiklerinde, hazır buldukları malzemeler ile sur ve burçları yükseltirler ve böylece Siverek kalesi: Mezopotamya bölgesinin en korunaklı kalelerinden biri haline gelir.

Ancak yine de bu muhteşem kale: I. Şapurun güçlerine karşı etkili olamaz, şehir yakılıp yok edilir ve halk kılıçtan geçirilerek öldürülür.

Kalenin yapısal özelliklerinden biraz daha söz etmek istiyorum. Kalenin surlarının kalınlıklarının: 3.5 ile 4 metre arasında olduğu, burçların ise kalenin yüzeyine kadar tamamen yıkılmış olduğu görülmektedir.

Fakat, burçların temelleri hala görülebilmektedir. Burç temellerinin ölçüleri ise, en 5 metre ve uzunluk 8 metredir. Kalenin çevresi, yaklaşık 1250 metredir. Sekiz burç ve doğu ucunda bir gözetleme kulesi bulunmaktadır. Burçların yüksekliği 15 metre, surların yüksekliği 10 metredir. Kale içine, kuzeye açılan tek kapıdan giriliyormuş.

Siverek ilçesindeki evlerin birçoğunun toprak damlı olması ve bu damların sıvanması için kale çevresindeki toprağın halk tarafından kullanılması nedeniyle, kalenin çevresi çıplak kalmıştır.

Günümüzde kale yakın geçmişte yapılan restorasyon nedeniyle, orijinal halinden uzaklaşmıştır. Bugün kale yapısı içinde, sarnıç ve o döneme ait birkaç kalıntı görülebilmektedir.
Öğrendiğime göre: 1968 yılında, kalenin bulunduğu yerde kuzey cephede meydana gelen göçük sonucu, aynı aileden 7 kişi ölmüştür.

ULU CAMİ

İlçe merkezindeki bu cami, Selçuklu dönemi mimari özelliklerini taşımaktadır. Ancak, yine bazı kaynaklara göre, caminin kiliseden çevrildiği de belirtilmektedir. Yapının doğu kapında, 982 tarihi yazılıdır. Minaresinin üzerindeki kitabeden alınan bilgiye göre ise, 586 yılında onarım görmüştür. Minareyi: Hamdullah Bey yaptırmıştır.

Şanlıurfa Siverek Hüseyin Çeribaşı Camii

HÜSEYİN ÇERİBAŞI CAMİİ

Aynı zamanda “Sulu cami” de denilen yapının en büyük özelliği: avlusunda, yer altındaki taşlı kanallardan gelen suyudur.
Yapı: Siverek Çeribaşısı Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır, ancak ne zaman yapıldığı hakkında net bilgi bulunmamaktadır. İlk yapıldığında, uzun lüle kubbeli olan yapı, 1889 yılında, Siverekli Osman Paşanın annesi tarafından, öndeki kemerli eyvanıyla beraber, günümüzdeki görüntüsüne kavuşmuştur.

GÜLALİBEY CAMİSİ

Yapı: Osmanlı valilerinden Gülalibey tarafından, 1701 yılında yaptırılmıştır. Minaresi ise, 1955 yılında Siverek Derneği tarafından yaptırılmıştır. Caminin ilk yapıldığında ahşap olan kubbesi ise, 1957 yılında yine aynı Dernek tarafından yenilenmiştir.

HALİLİYE CAMİSİ

Caminin avlusunda, abdest almak için yapılan havuzun suyu: yer altındaki taş kanallardan gelmektedir ama esas çıkış kaynağı bilinmemektedir.

YER ALTI HAMAMI

Yapı: 1750 yılında, kalenin güneyinde yapılan araştırmalar sırasında tesadüfen bulunmuştur. Yapının iç duvarlarının birinde bulunan “aslan başı” kabartması, Hitit sanatının özelliklerini taşımaktadır. Söylenenlere göre: Hitit döneminde, kral ailesi, kalenin içindeki gizli bir geçitten bu hamama gelirmiş. Ancak, hamam, yeniden kullanılmak üzere tamir edilirken, tarihi özelliklerini kaybetmiştir.

SERAP ÇEŞMESİ

Yer altı hamamından, 150-200 metre uzaklıkta ve yeraltındadır. Siyah bazalt taşlardan örülmüş, kubbeli bir yapıda bulunan çeşmenin suyunun nereden geldiği bilinmemektedir. Ancak: taşlardan yapılmış bir kanalla taşındığı ve bu taş kanalların, kalenin altından geçtiği düşünülmektedir.

ABDALAĞA HAMAMI

Siverek kalesinin doğusundadır. Osmanlı döneminde yapıldığı düşünülmektedir, çünkü Osmanlı mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Ancak, yapı, zamanında koruma altına alınmadığından, günümüze kadar olan süreçte büyük ölçüde tahrip olmuştur. Günümüzde ise, Siverek Spor Kulübü tarafından kullanılmaktadır.

Şanlıurfa Siverek Hacı Pınar Çeşmesi

HACI PINAR ÇEŞMESİ

Çeşme, ilçe merkezinde, Çelebi mahallesinde, 1933 yılında Ermeni asıllı taş ustası Yane isimli bir usta tarafından Selçuklu mimari özellikleri kullanılarak yapılmıştır. Günümüzde faaldir ve kullanılmaktadır.
Çeşme: Siverek ilçesinin simgesi durumundadır.

ESKİ HÜKÜMET KONAĞI

İlçe merkezindeki bu yapı: 1903 yılında, Sultan Abdülhamit’in emriyle: zamanın Belediye Başkanı Cudi paşa ve Kaymakam Kemal Bey tarafından yaptırılmıştır.
Yapı: kare planlı, 2 katlı ve kesme taşlardan inşa edilmiştir.

Ön cephesinde: 6 sütunlu bir eyvan vardır. 1908 yılında hizmete giren bina: Siverek ilçe olduktan sonra, Hükümet Konağı olarak kullanılmaya başlanmıştır.1980 yılında ise, büyük bir yangın, binanın ahşap kısımlarını yok eder.

Günümüzde yapı, Anıtlar Kurulu tarafından koruma altına alınmış olsa da, herhangi bir restorasyon çalışması yapılmamıştır.

Viyana Gece hayatı-Eğlence

Viyana Gece hayatı-Eğlence

Viyana şehrinde: gece hayatı denilince, akla hemen: opera, tiyatro, müzik dinletisi gibi etkinlikler geliyor.

Yani: buradaki gece hayatının yoğunluğu: genellikle opera ve klasik müzik konser dinletileri üzerine kurulu.

Şehre geldiğinizde: yeterli zamanınız varsa, mutlaka bir opera deneyimi yaşamalısınız. Bu operanın: Mozart yada Wagner olmasına özellikle dikkat edin. Bu tür bir opera izleyebileceğiniz mekanların başında: Straatsoper gelir.

Ancak: bu tür bir gösteriye giderken, mutlaka gece kıyafeti giymeniz gerektiğini de hatırlatmam şart. Tabii bu nedenle, turistler, genellikle operaya gitmeyi tercih etmiyorlar. Kıyafet sıkıntı yaratıyor.

Şehirde: opera yanında: klasik müzik dinlemek isterseniz, bilmelisiniz ki, Viyana, klasik müzik konusunda muhteşem bir şehirdir. Mükemmel konserlerin verildiği başlıca mekanlar: Belvedere, Musikverein (Dumba St.) ve Konzerthaus (Lothringes St.). Mozart, Haydın, Schubert ve Beethoven gibi ünlü sanatçıların eserleri: “Sala Terrana” isimli konser salonunda, sıkça sergileniyor.

Viyana Gece hayatı-Eğlence

Ayrıca: unutulmamalıdır ki, Wiener Philarmoniker;

Dünyanın en iyi klasik müzik orkestralarından biridir. Müzik denildiğinde: Hofburg Sangerknaben deki “Wiener Sangerknaben” yani “Viyana Çocuk Korosu” da; ilgilenenlerin, mutlaka izlemesi gereken gösteriler sunuyorlar. Şehirde yetişen tüm ünlü müzisyenler, bir zamanlar, bu orkestra da bulunmuşlar.

Evet, şehirde, elbette: opera ve klasik müzik dinletileri dışında: eğlenilebilecek yaklaşık 6000 civarında: bar, gece kulübü, diskotek ve kabare var.

Bunların çoğu: günün ilk ışıklarına kadar, müşterilerine hizmet veriyor.

Keyifli bir bar ortamı ararsanız: Stephansdom bölgesinin kuzeyinde, Ruprecht Platz Seitensteetengasse ve Rabensteig.

Buralar: Viyanalıların tabiriyle “Bermudadreieck” yani Bermuda Üçgeni olarak isimlendiriliyor. Karntner St. bölgesindeki gece kulüpleri ise, daha çok zengin kesime hitap ediyor.

Son olarak: şehir de, hoş bir ortamda, müzik dinlemek isterseniz: Straus’un neşeli valslerini dinleyebileceğiniz, şarap evleri var. Heuriger denilen bu mekanlarda: keman, gitar ve akerdeon eşliğinde, şarap yudumlayarak, hoşça zaman geçirebilirsiniz.

Viyana Gece hayatı-Eğlence Titanic

TİTANİC

Theobald St. bölgesindedir. Burası: canlı bir dans kulübüdür. Genellikle: sporcular ve Amerikalı öğrenciler, buraya geliyorlar. Dans mekanları: günün ilk ışıklarına kadar açık.

Üst katında bulunan restoranda: Meksika ve İtalyan yemeklerini bulmak mümkün. Restoran bölümleri ise: saat: 02.00’ye kadar açık bulunuyor.

ROCKHAUS

Adlbert St. bölgesindedir. Viyana şehrinin en büyük gece kulüplerindendir. Canlı rock müzik var.

MOSAİQUE

Postgasse bölgesindedir. Popüler bir mekan. Genellikle gençler tarafından tercih ediliyor.

PALMENHAUS

Goethagasse bölgesindedir. Pahalı bir yer. Daha çok zengin ziyaretçiler tarafından tercih ediliyor.

PRATERDOM

Burası, Avrupa’nın en büyük 3.diskosudur.

AUSTRALİAN PUB

Kartner Ring üzerindedir. Burada, oturup, bira içip, sohbet edebilirsiniz.

GÖSTERİLER

Evet, tüm bunların dışında: Viyana şehrinde, daha önceden zamanı programlanan değişik sanat gösterileri düzenleniyor. Bunlar hakkında da, kısa bilgiler vermek istiyorum ki, Viyana şehrinde bulunduğunuz dönemlerde, denk gelirse, bunları da izleyebilirsiniz.

Ocak-Şubat aylarında: Opera Binasında “Opernball” denilen bir gösteri düzenleniyor. Bunlar kaçırılmayacak gösteriler. Bulunduğunuz  dönem uygunsa, düşünmelisiniz.

Musikverein’de “Philharmoniker Ball” denilen bir gösteri düzenleniyor. Dans ve müzik ağrılıklı. İlginizi çekebilir.

Zuckerbackerball: bu bir şekerciler tarafından düzenlenen gösteri.

Kaffeesiederball: kahve onuruna düzenlenen bir gösteri.

Mayıs ayında: AIDS yararına “Life Ball” denilen bir gösteri düzenlenir ve bu gösteriye, uluslar arası birçok ünlü katılır.