Kütahya

01 Haziran 2010 396 kez okunmuştur.

Ateşte açan çiçekler kenti. Porselenle yaratılan mucizelerin ve güzelliklerin, en güzel ifadesi. Öğrenci ve asker şehri.

Ben Kütahya’ya, üç-dört kez gittim, bir keresinde iki gece kaldım. Yani: pek fazla büyük olmayan bir Anadolu şehri.

ULAŞIM:

Evet, en ilginç olan şu: Eskişehir’e 1 saatlik mesafede ve bir şehirden, diğer şehre dolmuşla gidilen tek yerdir. Şehir, İstanbul’a 360 ve İzmir’e 330 km. uzaklıktadır. Her iki şehre de, otobüsler 5 saate yakın bir sürede gitmektedirler. Ankara ulaşımı ise, özellikle son yıllardaki yapılanma ile, muhteşem bir rahatlığa dönüşmüştür. Raybüs ile Eskişehir ve oradan da, hızlı tren ile Ankara’ya ulaşımın toplam süresi: 2 saat 50 dakikadır.

TARİH:

Bu bölgede yaşamış olduğu bilinen en eski halk: Hititlerdir. Ama, bugünde işletilen zengin maden yatakları nedeniyle, tarihin her döneminde bölge, büyük ilgi görmüştür. Şehir, ilk olarak: bugünkü Kütahya kalesi ve çevresinde kurulmuştur. Antik dönemlerdeki yerleşim alanı ise bilinmemektedir.

Evet, Hititlerden sonra bölgede, Frig egemenliği görülür. MÖ.8.yüzyılda, devlet olarak örgütlenen Frigler, barışçı bir toplum olarak genişlemişler, tarım ve hayvancılıkla uğraşmışlar, kaya mezarları, maden işçiliği ve dokumacılıkta ileri giderek, müzik aletleri üretmişlerdir. Antik kaynaklar: ünlü masalcı “Ezop”un doğum yerini, Kütahya olarak gösterirler.

Daha sonra: Romalılar bölgeye gelirler. MS.395 yılında, Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla, Kütahya, Bizanslılarda kalır. Bu dönemde, şehir: hızla gelişir, çevresine yapılan kalelerle korunaklı bir kent haline gelir. Zeus tapınağı, kiliseye çevrilir ve bunun yanında, birçok kilise inşa edilir.

Anadolu Selçuklu Devletini kuran, Kutalmışoğlu Süleymah Şah: 1075 yılında, İznik şehrini aldıktan sonra, Kütahya ve yöresine akınlar düzenler ve 1078 yılında, Kütahya şehrini ele geçirir. Böylece, yörede, Selçuklu egemenliği başlar.

Kütahya şehrinde, Hıdırlık mescidi, Yoncalı halamı ve camisi, Balıklı camii ve medresesi, Selçuklu dönemi eserlerindendir.

1260 yılında, Germiyanoğulları, Kütahya yöresine yerleşirler. Yıldırım Beyazıt, 1389 yılına kadar, Kütahya şehrinde valilik yapmıştır. 1429 yılında, Germiyanoğlu Beyliği, Osmanlılara kalır. Bu dönemde: şehir, Osmanlı mimarisinin güzel örnekleriyle donatılmış, çeşme, köprü, cami, medrese, han ve hamamlarla imar edilmiştir. Selçuklulardan bu yana devam eden çini sanatı, bu dönemde, en parlak devrini yaşamıştır. Dünya tarihinin devlet gözetiminde yapılan ilk toplu iş sözleşmesi, Fincancılar Esnafı Antlaşması adıyla, 13 Temmuz 1766 tarihinde, Kütahya’da imzalanmıştır.

Evet, 1867 yılında, bir sancak merkezi iken, Kütahya, 8 Ekim 1923 tarihinde vilayet olmuştur.

İSİM:

Kütahyanın antik dönemdeki adı: Kotiaeion. Kütahya Müzesindeki bir sikkede, bu ad: Koti olarak geçmektedir. Aslında  bu isim: Romalıların, MS.38 yılında, Anadolu’ya gönderdikleri bir komutanın ismidir. Bu isim, zamanla değişerek, günümüze “Kütahya” olarak ulaşmıştır.

GENEL:

Şehir, Ege bölgesinde yer alıyor. Ama: özellikle iklim açısından, pek Ege bölgesinin iklimsel özelliklerini taşıdığı söylenemez. Çok soğuk bir il.

İl’in jeolojik yapısı sonucu: bir kısmı I. Derece ve bir kısmı ise II. Derece deprem fay hatları üzerindedir. Bunların sonucu olarak: yer altı sıcak suları bakımından da, güçlü bir potansiyel ortaya çıkıyor. Gediz depreminden sonra, özellikle: her yerinden sıcak su çıkmaktadır. Yörede: bolca, hamam ve havuz keyfi yapılabilir, özellikle merkeze yakın “Ilıca” bölgesi idealdir.

Yeryüzü şekilleri bakımından: ildeki ortalama yükseklik, 1200 metredir. Bu yükseklik, şehre gelenler açısından, ilk zamanlarda bir kısım rahatsızlıklar verebilmektedir. Ayrıca: bu yükseklik, buranın iklimini de olumsuz yönde etkiler, ayrıca yörenin hiçbir yerinde hiçbir şey yetişmez, tarım yapılmaz. Yalnızca: madencilik var, özellikle dünyada kullanılan bor madeninin yarısı, bu yöreden çıkarılıyor. Madencilik bakımından, ülkemizin önemli şehirlerinden biridir. Özellikle, Bor ve Seramik hammaddeler (vollastonit, kaolinit, feldspatlar ) olmak üzere, çeşitli maden yatakları bulunmaktadır. Ayrıca, seramik hammaddelerinin tamamı, Kütahya’da üretilmektedir. Kütahya seramiğinin de ünlü olmasının en büyük nedeni, sanırım bu olsa gerek.

İklim değerlendirildiğinde ise: Ege bölgesinde yer almasına rağmen, denizden uzaklığı ve yükseltiye bağlı olarak, buradaki iklim, Ege bölgesinden farklıdır. İklim ve sıcaklık şartları bakımından, üç bölgenin özellikleri etkindir. Sıcaklık şartları bakımından İç Anadolu, yağış şartları bakımından Marmara bölgesinin tesiri görülür. Yani: yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçer. Yağışlar: genellikle karasal iklime bağlı olarak, kış, ilkbahar ve sonbaharda görülür. Yazları ise genellikle kuraktır. En yağışlı ay, Aralık, en kurak ay ise Ağustos ayıdır. Kar kalınlığı, ortalama 12 cm. civarındadır. Genelde, Mayıs ayının sonlarına kadar, bu kentte kalorifer yanar. Evet, Kütahya denilince akla hemen, kuru soğuk, aşırı soğuk geliyor. Bunu unutmamak gerek. Ege bölgesi dedim de, idari taksimatta her ne kadar Ege bölgesinde görünse de, hava ve yol bakımından, pek bu bölgeye ait olduğunu söylemek mümkün olmuyor.

Ünlü gezgin Evliya Çelebi, Kütahyalıdır. Dedesi Kara Ahmet Beyin türbesi, kent merkezinde bulunmaktadır.

Hani genel özelliklerden bahsediyoruz ya, Kütahya şehrinin suları çok bol. Her taraftan su çıkıyor. Özellikle dağdan gelen bir su var ki, yaz-kış buz gibidir. Bu: “İncik suyu” denilen ve dünyanın en tatlı kaynak suyu, bu şehirde çıkıyor.

Sertlik derecesi sıfırdır. Ama evlerde çeşmelerde akan suların kireci de çok meşhurdur. Suları yoğun kireçlidir.

Bir de: Kütahya denilince, akla hemen “Azot Fabrikası” geliyor. Ama nasıl? Gerek çevreye yaydığı pis koku ve gerekse, yarattığı hava kirliliği ile. Türkiye’nin sayılı hava kirliliği olan şehirlerinin başında geliyor. Ama doğalgazın gelmesiyle, bu ünü biraz azalmaya başlamış şehir. Yinede, fabrika nedeniyle, havanın pis kokusu engellenmemiştir.

Şehrin tek caddesi var. Cumhuriyet caddesi. Ama caddenin girişine, kuşlar cephe kurarlar. Caddenin vazo tarafındaki girişinde bulunan ağaç, yaklaşık 3-4 bin kuş ordusu tarafından işgal edilir. Genç-yaşlı, kadın-erkek demeden tüm buradan geçen insanların üzerine ederler. Kaldırımlar ve asfalt, bu kimyasal silahın yarattığı tahribat sonucu, kullanılmaz hale gelir. En güzel yanı, bu caddenin tamamen trafiğe kapatılması olmuş. Caddenin ismi ise “Sevgi yolu” olarak değiştirilmiş. Şehirde kaybolma derdi yoktur, bütün yollar vazoya çıkar.

Evet, Kütahyalı kızlar, evlendiklerinde, getirdikleri el emeği-göz nuru çeyizlerini, yabancı erkek görmesin diye saklar ve yıllarca ortaya çıkarmazlarmış. Geleneklerine son derece bağlı olan Kütahya halkı da, kentlerini işte böyle sakınıyorlar yabancı gözlerden. Kütahya, gezi ve insanı anlama konusunda, kesinlikle ezber bozan bir kent. Sokaklarında dolaşırken yabancı olduğunuz anlaşılsa bile, bu size hissettirilmiyor. Kimse sizinle ilgilenmiyor. Hatta yokmuşsunuz gibi davranılıyor. İlk konuşan siz olmadığınız sürece, kimse sizinle konuşmuyor. Ancak, selam verip konuşmaya başladığınızda işin rengi değişiyor. Muhabbetin ve çay söylemelerin sonu gelmiyor.

 

KÜTAHYA HAVA ER EĞİTİM TUGAY KOMUTANLIĞI:

Şehirdeki, en büyük askeri kuruluş. Burada: özellikle birçok erkek Türk vatandaşı, askerlik hizmetinin ilk günlerini, yani acemi eğitimini yapmış ve yapmaktadırlar. Bunun dışında: şehirde, askeri gazino ve askeri hastane var. Özellikle, hafta sonları ve tatil günlerinde: gerek askerler ve gerekse asker aileleri, şehirde büyük hareketlilik yaratıyorlar.

ÇİNİCİLİK:

Kütahya, çömlekçilikte İznik çiniciliğini sürdürmesiyle ünlüdür. Bu çinilere ait en iyi koleksiyonu: Çinili Köşkte görebilirsiniz. 15. ve 16. yüzyıllarda, İznik’te : çok yüksek kalitede çömlekler üretiliyordu. Daha sonraki dönemlerde ise, İznik ürünlerinde kalite düştü. Çünkü: kısmen ekonomik nedenler ve kısmen de 20.yüzyılda kalite ve tarz, yeniden yaratılana kadar, bazı eski üretim sırları kaybedildi. Ancak, günümüzde, Kütahya’da, gayet güzel çiniler ve porselenler üretiliyor. Özellikle: Kütahya’da, İznik’ten ayrı olarak, kendine özgü bir tarz yaratılmamış.

Yine de, çini, bu şehirde hayatın tek anlamı ve çini hayatın her yerinde bulunmaktadır. Otogarın adı: Çinigar, doğalgazın adı: Çinigaz, Taksi durağının adı: Çinitaksi, mahallenin adı: Çinikent olarak görebilirsiniz.

KÜTAHYA SERAMİK:

1989 yılında kurulmuştur. Tesislerde: 1000’den fazla desen seçeneğiyle, yer ve duvar karoları, sırlı porselen karo, bordür, dekor ve cam mozaik üretimi yapılmaktadır.

KÜTAHYA PORSELEN:

Kütahya Porselen Sanayi, 1974 yılında kurulmuş. Kurulduğu yıllarda, çok ortaklı bir şirket iken, 1984 yılında, Güral ailesine geçmiş. Halen, yine de, % 25 hissesi, halka aittir.

Firma: porselen, naturaceram, seramik ve ambalaj sektöründe, üretim yapan toplam 6 fabrikayı, bünyesinde barındırıyor.

Yılda 50 milyon parçalık üretim kapasitesi ve 150’ye yakın desen seçeneği ile, Avrupa’nın en büyük, ilk üç üreticisi arasındadır.

Evet, Kütahya Porselen, yanlızca porselen yemek takımlarıyla değil, porselen obje, sofra tasarım aksesuarları, evinizin dekorasyonunda kullanacağınız el decor ürünleri ve consept ev gereçleri ile birçok alternatif sunuyor.

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ:

Fiziki yapı ve büyüklüğü bakımından, ülkemizin önde gelen üniversitelerinden biridir. 1992 yılında kurulmuştur. 4 fakülte ve 2 enstitü ile birlikte kurulmuştur. Daha önce, Anadolu Üniversitesine bağlı olarak hizmet veren, Kütahya İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Kütahya Meslek Yüksekokulu, Üniversitenin çekirdeğini oluşturmuştur.

1999 yılında ise: üniversite bünyesinde Eğitim ve Güzel Sanatlar Fakültesi açılarak, Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde yer alan Beden Eğitimi ve Spor Bölümü, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu haline getirilmiştir. 2006 yılında ise, Sağlık Bilimleri Enstitüsü kurulmuştur.

Üniversite bünyesinde: 7 adet öğrenci yemekhanesi, 6 adet personel yemekhanesi, 1 misafirhane, 256 oda kapasiteli öğrenci yurdu, 28 personel lojmanı, 3 adet kapalı spor tesisi, 18 adet açık spor tesisi, 2 sinema salonu ve 37 öğrenci kulübü bulunmaktadır.

Öğrenci kampüsleri ise: Merkez ve Germiyan Kampüsü olarak yerleşmiştir. Merkez kampüsü: Tavşanlı yolu 10 km. de ve Germiyan Kampüsü ise, Afyon yolu 5 km. de bulunmaktadır.

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

NE YENİR;

Bölgede: ev makarnası denen erişte, bulgur ve tarhana en çok tüketilen yiyecekler arasındadır. Bağcılığın yaygın olduğu dönemlerde ise: pekmez öne çıkmıştır. Haşhaşlı çibit denilen saç pidesi: yaygın olarak yapılmaktadır. Diğer öne çıkan yiyecek ürünleri: Gökçümen hamursuzu şibit, gözleme, ıspanaklı şibit.

Günlük yiyecekler arasında ise: tarhana ve bulgur. Burada: kızılcık tarhanası da çok meşhur. Bulursanız, mutlaka satın alın. Özellikle: mide rahatsızlıklarına çok iyi geliyor.

Cimcik denilen hamur yemeği: yöreye özgü tadların başında geliyor. Mutlaka deneyin. Son olarak: bir de, etli bükme var.

xxxxxxxxx

NE SATIN ALINIR:

Elbette, Kütahya denilince akla hemen porselen geliyor. Zaten, şehirde bol miktarda porselen satışı yapılan yer bulacaksınız. İlginize ve beğeninize göre, her türlü porseleni satın alabilirsiniz. Ben özellikle, el yapımı boyanan vazoları önereceğim.

Eskişehir yolunda: porselen satış mağazaları bulunmaktadır. Özellikle: burada bulunan kocaman Kervansarayda, tüm çiniciler toplu olarak bulunurlar ve satış yaparlar. Her ne kadar satın almayı düşünmeseniz bile, buraya mutlaka zaman ayırıp gezmelisiniz. Hoşunuza gidecek bir şeyler bulmanız kesinlikle mümkün.

Xxxxxxxxx

GEZİLECEK YERLERİ:

 

ULU CAMİ:

Şehrin en büyük camisidir. Gazi Mustafa Kemal mahallesinde bulunmaktadır.

Yıldırım Beyazıt zamanında yapımına başlanmış, 1410 yılında, Şehzade Musa Çelebi zamanında tamamlanmıştır. Ortalama: 45×25 metre ölçülerinde olan cami: avlusuzdur. Caminin: 3 kapısı, 64 penceresi, 2 kubbesi, 6 yarım kubbesi ve 5 bölümlük son cemaat yeri vardır. Minaresi: kuzey bölümdedir. Doğu ve batı yönlerinden girişleri bulunmaktadır.

İbadet mekanı: bezeme, özellikle kalem işi yönünden oldukça zengindir. Ana mekanı: mihrap bölümünden ayıran geniş kemerin içinde, Nur suresinin bir ayeti yazılıdır. Burada: Kütahyalı Hattat Halil Mahir bin Mehmet ismi yazılıdır.

Kanuni Sultan Süleyman’ın, Rodos (1522-1523) seferine katılmadan önce, bir süre Kütahya’da kalmıştır. Bu sırada, caminin yenilenmesi sağlanmış olup, bu onarım büyük olasılıkla, Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.

Caminin içinde, mihrabın sağındaki “Kabe” tasvirli çini panoyu, mutlaka görmelisiniz. Cami içindeki tek çini kompozisyondur.

 

HAYME ANA:

Osmanlı imparatorluğunun kurucularından olan Osman Gazinin ninesi, Ertuğrul Gazinin ise annesidir.   Türbesi: Domaniç ilçesine bağlı Çarşamba köyündedir. Osmanlı obasının: Söğüt ve Domaniç yöresine yerleşmesi sonucu, belli bir süre devlet idaresini eline aldığından ve devletin kuruluşunda önemli rol oynadığından; Hayme Ana, “Devlet Ana” olarak anılmıştır. 1250 yılında, aşiret reisliği, Hayme Ana’ya ait imiş.

Evet: türbenin yerinin nasıl bulunduğuna gelince: II. Abdülhamit döneminde, Çarşambalı bir köylü, evinde sakladığı, dedesinden kalma ve deri üzerine yazılmış bir belgeyi, köye gelen birine okutur. Belgenin Hayme Ana’ya ait olduğu ortaya çıkar. Görevli: İstanbul’a giderek, durumu Padişah’a iletir. Bunun üzerine, Padişah II.Abdülhamit, Hayme Ananın kabrini buldurarak, üzerine bir türbe ve külliye yaptırır.

 

VAZO:

Şehrin tam ortasındadır. Zafer Meydanında bulunuyor. Her mekan, bu dev vazoya göre tarif edilir. Kentin simgesi. 1970’li yıllarda monte edilmiş. Cam mozaikten yapılmış. Fıskiyelerinden su veriliyor. 2007 yılında restorasyon yapılmış. Bu çalışmalarda: Kütahya çinileri uzmanı Mehmet Koçer ve Çinikoop Firması yetkilileri görev yapmış.

 

ÇİNİLİ CAMİ:

1973 yılında yapılmıştır. İki katlıdır. Dışı; tamamen çinilerle kaplıdır. Oldukça küçük olmasına rağmen, şehrin öyle bir yerine inşa edilmiş ki, turkuaz rengi ile görülmemesi imkansız.

Tek kubbeli ve sekizgen biçimli yapısı ile dikkati çekmektedir. Kubbenin içi: hat sanatı örnekleriyle süslenmiştir. Bu caminin, bu yapısı ile: dünyada ve Türkiye’de benzerinin bulunmadığı söyleniyor. Caminin çinilerinin yapımında: meşhur Kütahyalı ressam Ahmet Yakupoğlu görev yapmıştır.

Çinili caminin hemen yanında, çinili çeşme bulunmaktadır. Dış görüntüsü, minaresi gerçekten mutlaka görülmesi gereken bir güzellikte.

 SADIK ATAKAN ÇİNİ EVİ:

Yakın zaman önce ölen, Avukat Sadık Atakan tarafından düzenlenen bir ev. Son 200 yıllık dönemde üretilen en güzel çiniler, burada sergileniyor. Değerli çini ustalarının eserlerinden oluşan koleksiyon: gerçekten bu konuda merakı olanlar için, mutlaka görülmesi gereken bir yer. Müze olarak kullanılan ev: bir salon üzerine, 7 odadan meydana gelmiştir. Sergilenen eserlere, küçük geliyor. Çiniler yanında: iki gramafon ve çok sayıda, Türk sanat müzikisine ait taş plak bulunuyor.

 

ARKEOLOJİ MÜZESİ:

Cumhuriyet caddesinde, Ulu cami yanındadır.

Sahip olduğu değerler açısından, emsalleri arasında önemli bir yere sahiptir. Ulu Cami yanında, Umur bin Savcı Medresesi olarak bilinen yapıda, 1965 yılında hizmete açılmıştır. En son restorasyon çalışmaları sonucu, 5 Mart 1999 tarihinde yeniden hizmete açılmıştır.

Yapı: 1314 yılında, Germiyan Beylerinden, Umur bin Savcı tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu sanatının özellikleri görülen yapının, 9 küçük odası bulunmaktadır.

Müzede bulunan vitrinlerde: tarihi süreç içinde, bölgede egemen olan toplumlara ait eserler sergileniyor. Bunların yanında: Frig çocuk oyuncakları, Ana Tanrıça, Kybele, rahipler, Satir ve Hekate heykelleri dikkat çekicidir. Ayrıca, Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen: keramikler, kandiller, cam eserler, cerrahi aletler de özellikle görülmelidir.

Aizonai örenyerinde; 1990 yılında bulunan Amazon Lahiti’de, müzenin önemli koleksiyonları arasındadır. MS. 160 yılına tarihlenen Yunanlılarla Amazonların savaşını canlandıran bu lahit, döneminin sağlam kalabilmiş tek örnekleri arasındadır. Höyükte yapılan kurtarma kazısında bulunan küpler, kemik aletler, kiremitler; ağzören kurtarma kazısında müze tarafından çıkarılan Hitit dönemi buluntuları ve Roma devri mezar taşları da müzedeki önemli eserlerdendir.

Pazartesi hariç, müze her gün açıktır.

 

ÇİNİ MÜZESİ:

Kütahya’nın merkezinde, Ulu caminin hemen yanındadır. İçindeki yekpare mermer şadırvandan dolayı, halk arasında “Gökşadırvan” olarak anılmaktadır.

Türkiye ve Dünyadaki ilk olma özelliğine sahiptir. 1999 yılında hizmete açılmıştır. Müzenin bulunduğu yapı: Germiyan Beyi II.Yakup külliyesinin imaret bölümüdür. Kubbeli ve şadırvanlı orta mekana, üç yönden, kubbeli eyvan ile iki oda açılmaktadır. Türbe bölümü: kesme taştan yapılmış olup, burada topraklarını Osmanlı’ya vasiyet eden II. Yakup Bey’in çinili sandukası bulunuyor.

Müze içindeki vitrinlerde: 14.yüzyıldan, günümüze kadar yapılan çinilerin örnekleri sergilenmektedir. Bunlardan bazıları: Fatih’in resmi olan çinili tabak. İş adamı Rıfat Çini’nin, müzeye bağışladığı değerli eski çinilerin sergilendiği bölüme: Rıfat Çini’nin babası Mehmet Çini’nin adı verilmiştir. Çinicilerin üstadı Hafız Mehmet Emin’in, gümüş mührü, torunları tarafından müzeye bağışlanmıştır. Bu kişinin kendi eseri olan çini sehpa da, müzede sergileniyor.

Müzenin iç kısmında: sağ tarafta bulunan odada, en eski Kütahya çinileriyle, çini yapımında kullanılan madde, boya, fırça ve desen örnekleri yer alıyor. Bu malzemeler: çiniciliğin ne kadar zahmetli bir iş olduğu konusunda ziyaretçilere bilgi veriyor.

Topkapı Sarayından getirilen İznik çinilerinin en nadide duvar karo örnekleri de, müzede sergileniyor. Eski çini ustaları, mercan kırmızısını sır olarak sakladıklarından: bu rengin formüllerini kendilerinden başka hiç kimse bilmemektedir. Soldaki odada: Kütahya Tanıtım Vakfı tarafından yapılan çini yarışlarında, derece alan tabaklar ile çini pano örnekleri ve 1921 tarihli eski bir çeşme kitabesi sergileniyor.

Bu müzede görebileceğiniz diğer muhteşem bir eser de şu: Tarihte ilk toplu iş sözleşmesi olan ve 1766 yılında, Kütahya’da imzalanan, orijinali halen Ankara’daki Milli Kütüphanede bulunan “Fincancılar Antlaşması”nın bir örneği, çini müzesinde sergileniyor. Vali Ali Paşa huzurunda yapılan antlaşmada: 24 iş yerinden başka, iş yeri açılamayacağı belirtilerek, fincancı usta, kalfa ve çırakların alacakları ücretler tek tek yazılmıştır. Bu antlaşmaya uymayanların ölüme bedel kürek cezasına çarptırılacakları da belirtilmiştir. Müzenin bitişiğinde, suları dinmeden akan eski bir sakahane ile hemen yakınında, 2000 yılında, Kütahya Müze Müdürlüğü tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkarılan ilk Germiyan eserlerinden biri olan, eski bir hamam kalıntısı da vardır.

 

KOSSUTH MÜZESİ:

Tarihi değerinin yanı sıra, etnoğrafya müzesi olarak da nitelendirilebilecek konumdadır. Macar sokakta bulunmaktadır.

18.yüzyılda yapılmış bir Türk evidir. Macar evi olarak da bilinmektedir. Macar özgürlük savaşının liderlerinden olan Lajos Kossuth; 1850-1851 yılları arasında, bu evde misafir edilmiş ve Macaristan Anayasası tasarısını, bu evde hazırlamıştır. Ayrıca; Türkçe bir gramer kitabı da yazmıştır. Bu şahıs: 1849 yılında, ülkesinin bağımsızlığını ilan eden kişi ve ilk cumhurbaşkanıdır. Avusturya’ya karşı verilen savaşı, Rusya’nın Avusturya’nın yanında savaşa girmesi üzerine kaybetmiş ve Kütahya’ya sürgün edilmiştir. 1851 yılında, bir Amerikan savaş gemisi ile ülkeyi terk edene kadar, bu evde yaşamıştır. Macar özgürlük Savaşının yıldönümünde, müzede bir tören yapılmaktadır.

2 katlı ve 7 odalı müze ev, bahçe içindedir. Sokağa penceresi yoktur. Selamlık bölümünün bulunduğu birinci katta, yemek odası, yatak odası ve çocuklara ait bir oda ile çalışma odası var. Odaların içinde yerli dolaplar, yüklükler, şömine, oyma şerbetlik, raflar ve sedirler bulunuyor.

Ev, restore edilerek, 1982 yılında, Müze olarak hizmete açılmıştır. Müzede: Lajos Kossuth’nun kişisel eşyaları yanında, yazdığı gramer kitabının fotokopileri, müzik aletleri, tütün kıyacağı, tabaka gibi objeler, 18.yüzyıldan kalma bir piyano, porselen yemek takımları ve Budapeşte’nin eski fotoğrafları ile, klasik Türk evine ait etnografik eserler bulunuyor.

 

GERMİYAN SOKAK:

Şehir merkezindeki, Pirler Mahallesindedir. Burada: 18.yüzyıldan kalan Kütahya Evleri, topluca görülebilir. Burası: Arnavut kaldırımlı yolu, elektrik ve sokak direkleri ile, Kütahya şehrindeki tarihi kent dokusunu gözler önüne seriyor. Bu evler: 2 veya 3 katlı, ahşap evler. Çıkmaları payandalarla desteklenmiş, kapıları çiftli ve kocaman. Pencereleri kafesli. Giriş katlarına taşlık deniliyor. Evlerin ön kapıları dışında, geniş arka bahçelere açılan, arka kapıları da bulunuyor. Depo, kiler, samanlık hatta ahırlar buradadır. Birinci katta, günlük yaşama ait odalar var. Bunlar: oturma odası, mutfak ve yatak odasıdır. İkinci katta ise: misafir odaları ve gelin odaları bulunuyor. 19. ve 20.yüzyıl Kütahya evleri, kapalı sofalıdır. Önceki dönemlerin aksine, bu dönem evlerinin dışları, saçakları, pervazları ve payandaları süslenirken, iç mekanlar aksine sade tutulmuştur. Yine bütün Kütahya evleri payanda destekli çıkartmalara sahiptir. Bu çıkartmalar, yola uyum ve iç mekanı düzeltme amaçlı yapılmıştır.

Bu özellikleri ile, Anadolu mimarisinin en güzel örneklerini ortaya çıkarıyorlar.

Kütahya’daki, bu tarihi evler: Dumlupınar Üniversitesinin katkılarıyla, yok olmaktan kurtarılıyor. Germiyanlı Sokakta bulunan: Sarı Konak, Dumlupınar Üniversitesi Güçlendirme Vakfı tarafından satın alınarak restore edilmeye başlanmış. Sarı Konak’ın: resterasyon ve restitüsyon projeleri, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Mimarlık bölümü tarafından, hazırlatılmış. 2003 yılında başlanan resterasyon çalışmaları sonucunda: 18.yüzyıl mimarisinin en güzel örneklerinden olan, 3 katlı Sarı Konak, ilk önce tamamlanan evlerden biri.

Otopark, yol ve çevre düzenlemesinin ardından, konak ziyarete açılmış. Germiyan Sokak civarında bulunan ve tarihi mekana uygun olmayan yerlerde de, resterasyon çalışmaları yapılacakmış.

 

KALE:

Hisar tepesi üzerindedir. Üç bölümden oluşan kalede, 70 tane burç bulunmaktadır. Burçlar, çok sık aralıklarla yerleştirilmiştir. Hatta iç kale tarafında, adeta birbirine yapışık biçimde burçlar görülmektedir. Tuğla hatlarının tuğla dizileri ve duvardaki sayıları, bir örnek değildir. Bu durum, burçların, değişik dönemlerde, değişik ustalar tarafından yenilenmesinden ileri geliyor olabilir. Çevresi: toplam 3500 metredir.

Kalede: Roma, Bizans, Selçuklu, Germiyan ve Osmanlı izleri görülmektedir. Kalede bilinen son inşaat çalışması: Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmıştır. Kale: çok garip bir şekilde, bir çok yönden “Diyarbakır kalesi” ne benzemektedir. Kalede: 2 çeşme, 2 mescit ve Cumhuriyet yapısı olan bir döner gazino ve kır kahvesi var. Kale camisinden hisar kahvesine giden dolambaçlı yol üzerinde, iki çeşme kalıntısı görülüyor. Bunlardan birisi, son yıllarda suyu kesilen, güzel bir çeşmedir. İki parça blok taştan yapılmış, sivri kemerli, devşirme çift sütunlu ve sade nişlidir. Diğer çeşme ise, kaba taştan imal edilmiş bir su yolu ağzıdır.

Kaledeki bir eser de: orta hisar mescidi olarak bilinen “Kale-i Bala” mescididir. 1377-1378 yıllarında, Germiyanoğlu Süleyman Şah tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı, düz çatılı, moloz ve kesme taş kullanılarak yapılmıştır. Gördüğü onarımlar sonucu, orijinal halini kaybetmiştir. Eski yapıdan, bir duvar parçası, kesme taştan yapılmış bir minare kaidesi ile tuğladan yapılmış minare gövdesi (şerefeye kadar) kalmıştır.

Kalenin Osmanlılar tarafından yaptırıldığı bilinen aşağı Hisar (Kale-i Sagir) bölümünde de, yine Osmanlılar tarafından yaptırılan, altıgen planlı küçük bir mescit bulunmaktadır. Kerpiç sıvalı olmasına rağmen, tamamen tuğladan yapıldığı anlaşılmaktadır. Kütahya’daki tamamen tuğlalı ender yapılardandır. Mescidin altı, tamamen taşlardan yapılmış bir su tesisidir. Tabanı, zamanla değişikliğe uğramıtır.

Aşağı kalenin bu su tesisini, bir kuşatmada susuz kalmamak için kalenin içine almak maksadı ile yapıldığı tahmin edilmektedir. Burada bir de döner gazino bulunuyor.

 

DÖNER GAZİNO:

1970 yılı Gediz depreminden sonra yapılmış. Hisar tepede bulunuyor. Restoran olarak hizmet vermektedir.

Bu gazino: kendi ekseninde bir turunu 45 dakikada atıyor. 1973 yılında yapılmıştır. Lokanta olarak hizmet vermektedir. Gazinonun altında, yazın açık olan bir kır kahvesi bulunmaktadır. Evet, Kütahya içinde manzarası en bol mekan burasıdır. Kütahya’nın her yerini buradan izlerken, yemeğinizi yiyebilirsiniz. Mekanın en büyük özelliği: adı gibi dönmesidir. Siz yemeğinizi bitirene kadar, Kütahya’yı başından sonuna izliyorsunuz, yemekler güzel, servis iyi. Kaliteli bir yer. Fiyatları: manzara ve dönme özelliği nedeniyle biraz yüksek. Tercih sizin, gitmenizi ve bu güzelliği yaşamanızı öneriyorum.

Yazıyı Paylaş
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Blogplay

Benzer Yazı Başlıkları

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Gezi Yazıları Arsivi

Translator